Connect with us

GÜNDEM

Özüpak’tan iktidara EYT tepkisi: ‘Çözmek için neyi bekliyorsunuz!’

Yayınlanma:

|

Emeklilikte Yaşa Takılanlar Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Gönül Boran Özüpak, Maltepe mitinginde yaptığı konuşmada iktidara seslenerek “İktidar elinizde değil mi? EYT meselesini çözmek için neyi bekliyorsunuz” ifadelerini kullandı.

Özüpak, yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

“Selam olsun Güzel Türkiye’min doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine, ülkenin dört bir yanından gelerek; işine ekmeğine onuruna sahip çıkan, bu güzel ülkeyi bir o kadar da yaşanır kılan vefakar, cefakar kaderdaşlarım sizleri sevgiyle ve büyük bir saygıyla selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz…

VARIZ dedik, BİRİZ dedik, BİRLİKTEYİZ ve İşte bugün BURADAYIZ Diyerek bugün  Maltepe’den sesimizi yükseltiyoruz.

BİZ KİM MİYİZ? Her zaman ÖNCE VATAN, ÖNCE DEVLET diyen, yaşamı boyunca sayısız ekonomik krize göğüs geren, emeklilik hakları ellerinden alınmışlarız. En uzun çalışma hayatıyla da  devletine en çok katkı sağlayanlarız…

BİZ KİM MİYİZ? Devletiyle çalışma hayatının başında bir sözleşme yapan, çalışan, üreten ve karşılığında asgari ücrete mahkum edilen emekçileriz. Sen kazandığın gelirden devletine vergi vereceksin dediklerinde hayy hayy diyenler, her ay maaşından tıkır tıkır, daha cebine girmeden gelir vergisini ödeyenleriz. İleride devletin güvencesinde bir gelire sahip olmak istiyorsan bana şu kadar sene boyunca prim ödeyeceksin dendiğinde de hay hay diyerek yine tıkır tıkır primlerimizi ödeyenleriz. Ama gel gör ki bizden istenen vergileri hiçbir af’tan faydalanmadan kuruşu kuruşuna ödememize rağmen hakları devlet eliyle ötelenenleriz.

BİZ KİM MİYİZ? İlerlemiş yaşı nedeniyle işsiz kalan ve yine aynı sebeple yeni bir iş bulamayınca devletin sağlık hizmetlerinden faydalanabilmek için; hiçbir geliri olmadığı halde GSS diye tabir edilen Genel Sağlık Sigortası primi ödemeye zorunlu tutulanlarız…

BİZ KİM MİYİZ?  Muhalefet ağzıyla hak aranmaz diyenlere; biz hiçbir düşünceye hiçbir görüşe muhalif değiliz. Siyaset yapmıyoruz. Siyaset bizim sadece mücadele ettiğimiz zemindir diyenleriz. Ama herkes şunu çok iyi bilsin ki; haklarımızın gasp ediliyor olmasıyla sonuç alana kadar mücadele edeceğiz. Emekliliğin hakkımız olmadığını söyleyenlere de kim olursa olsunlar; hangi görüşte olursa olsunlar sonuç alıncaya kadar muhalif olacağız.

BİZ KİM MİYİZ? Atanmışlarla seçilmişlerin EYT konusundaki tutarsız açıklamaları karşısında; bizlere yapılan hakaretleri unutmadık, unutmayacağız diyenleriz. Vaat vermek iktidara talip olan muhaliflerin işidir; iktidar olana ise vaat vermek değil çözmek yaraşır diyenleriz

BİZ KİM MİYİZ Staj Mağdurlarıyız, BİZ KİM MİYİZ intibak bekleyen emeklileriz,

BİZ KİMMİYİZ Bağlanan üç kuruş Emekli maaşları ile GEÇİNEMİYORUZ diyen emeklileriz.”

İKTİDARIN AYIBI DEĞİL Mİ?

“Herkes biliyor ama hadi gelin beraber bir durum tespiti yapalım tekrar. EYT olarak 23. yıldönümümüze girmek üzereyiz. Bu toplumsal problemin bu kadar uzun süre çözülmemesi bir sosyal devlet anlayışı ile iktidarın   ayıbı değildir de nedir? Neredeyse 23 yıl önce çıkan bir yasanın; dünyanın hiçbir yerinde örneği olmayan şekilde geçmişe yönelik uygulaması ile bizatihi siyaset eliyle doğmuştur EYT mağduriyeti. Söylerken 2 kelimede EYT mağduriyeti diye söyleniyor ama içinde birçok başka mağduriyetler barındırmaktadır. Beraberinde getirdiği genç işsizlik, staj sürelerinin sayılmaması, reform adı altında farklı sigorta kollarının birleştirilmesi sırasında yaşanan hak kayıpları, EYT’ nin icadından bir süre sonra Aylık Bağlama Oranlarının düşürülmesi, bir dönem göz dikilen kıdem tazminatları…. Daha sayalım mı? Saymakla bitmiyor SGK mağduriyetleri… Siyaset mekanizması emeğin hakkını görmezden geldiği sürece de bitmeyecek, yenileri eklenecek besbelli…

Yıllarca çalışıp üretip devlete olan yükümlülüklerini harfiyen yerine getireceksin ve sonra da siyasi yönetim politikaları sebebiyle sürekli yoklukla sınanacaksın. Sürekli veren el olacaksın. Sürekli emekleri ve hakları sömürülenler olacaksın. İşte bu BİZ DEĞİLİZ. Buna asla razı değiliz. Siz buna razı mısınız kaderdaşlarım?

Karşımıza sürekli Avrupa’dan örneklerle çıktılar. Yok Almanya’ da emeklilik yaşı 67 yok Fransa emeklilik yaşını 67′ ye çıkardı vs. Pekiiii soru 1 – Avrupa ülkelerindeki işsizlik oranı nedir? Haberiniz var mı? Soru 2- Avrupa ülkelerinde işsiz kalanlara verilen işsizlik maaşı ve sürelerini biliyor musunuz? Ve üçüncü ve son olarak ve aslında en önemli soru – Bu ülkelerin hangisinde emeklilik yaşını 67′ ye çıkarırken bu yasalar geçmişe yönelik olarak uygulandı? Bizim bedelini peşinen ödediğimiz emeklilik haklarımızı bize çok görenler bu soruların cevaplarından köşe bucak kaçmaktadırlar. Bir ülkede işsizlik sorununu çözmeden, yeterli istihdamı sağlamadan mevcut emeklilik şartlarına üçüncü bir şart olarak YAŞ şartını getirmek işe sondan başlamak değil midir? Bu tam anlamıyla siyasi bir başarısızlık değil midir? Sonuçlarını bilmeden hareket etmek değil midir?”

Sorunu çözmek yerine doğrudan sondan başlamayı tercih eden siyaset mekanizması, nihayet EYT probleminin acil çözülmesi gereken bir toplumsal problem olduğunu fark edince de türlü türlü modellerle çıktılar karşımıza. Finlandiya Modeli, İsveç modeli, Almanya modeli. Değerli EYT’ liler, dünyanın hiçbir yerinde EYT diye bir problem yok. EYT problemi bize, Türkiye’ ye has bir problemdir. Nedenleri ile nasılları ile tamamen yerli ve milli bir toplumsal problemdir. Hal böyleyken neden problemin kendi bilinmeyenlerine odaklanmıyorsunuz da ithal modellerle çözüm getirilmeye çalışıyor.

İlla Avrupa ülkelerinden bir model alacaksanız işsizliği nasıl çözüyorlar; işsizlere nasıl destek oluyorlar, kayıtsız çalışma önüne nasıl geçiliyor  onlara bakın o modelleri çalışın asıl…

İLLA AVRUPA’DAN BİR MODEL ALINACAKSA…

Değerli kaderdaşlarım, her seçim arifesinde o tozlu raflardan alınıp tekrar gündeme oturtuluyoruz. Her seçim öncesinde türlü türlü vaatlerle umutları sömürülenler olduk. Her seçim döneminde, anayasal bir hak olduğu için siyasi partilerin vaatlerinin arasında temel hak ve özgürlüklerin korunması meselesi başta gelen vaatlerin arasında yer almaktadır. Temel hak ve özgürlüklerin tanınması ve teminat altına alınması; özgürlük, adalet ve barışın temelidir denmektedir. Ancak tüm seçim beyannamelerinde bu vaatlerin ortak olmasına rağmen bu konuda verilen taahhütlerin yerine getirilemediğini hep birlikte yaşadık, hep birlikte şahit olduk.

Bu arada, yeni bir seçim dönemine girilmişken bu vaatler tutulsa ,  emeklilik haklarımıza bir parmak bal sürerek çözüm ürettik denilse  dahi mağduriyetlerimiz maalesef mağduriyetimiz giderilmiş olmuyor. EYT’ liler olarak haklarımız için mücadele ediyor olsak da emeklilerimizi ve yaşadıkları sorunları da yakından takip ediyoruz. Çünkü, 2008 yılında, şu anki iktidar partisi tarafından; sosyal güvenlik reformu olarak sunulan 5510 sayılı kanunla Aylık Bağlama Oranları o kadar düşürüldü ki; yıllarca çalışıp ürettikten sonra bugün emekli olan kaderdaşlarımıza bağlanan emekli maaşları kabul edilemez, SOSYAL YARDIM NİTELĞİNDE MAAŞLARDIR. düşüktür. Hatta hükümetimiz de bunun çok düşük olduğunu görüyor ki Hazine yardımı eliyle en düşük emekli maaşları günümüzde 2.500 TL’ ye tamamlanıyor. Amaaaaaa dikkat edin burada da büyük bir siyaseten bir yanıltma ile karşı karşıyayız. Öyle kelimelerle ifade ettikleri gibi en düşük emekli maaşı 2.500 TL değil. Bu koskoca bir yanıltma arkadaşlar. Emekli maaşları 1.500 TL – 2.000 TL gibi rakamlar olarak bağlanıyor. Üstü devlet yardımı ile 2.500 TL tamamlanıyor. Zam dönemi gelip de; SGK sisteminden 1.500 TL olarak görünen maaş artıyor ve 1.800-2.000 TL oluyor ve yine hükümet sistemdeki düşük emekli maaşı 2.500 TL’ ye tamamlıyor. Burada verilen bir hak yok. Burada emeklilerin, emekçilerin ağzına bir parmak bal sürme politikasının ön plana çıktığını görüyoruz.   Aynı EYT sorunun da olduğu gibi burada da problemin kaynağına inmektense, emekçilerin hakların gaspına ve haklar üzerinden siyaset yapılmasına tanık oluyoruz. Bu işin çözümü en düşük emekli maaşını hazine yardımı ile şu rakama tamamlıyorum demek değildir. Yapılması gereken; adaletli olmak için kaynakların eşit paylaşımı için, ABO oranlarının iyileştirilmesidir. Adaletli olmak için tek çözüm yolu budur.

HER SEÇİM DÖNEMİNDE GÜNDEM OLUYORUZ

Değerli Kaderdaşlarım

Değinmek istediğim bir başka SGK mağduriyeti de Staj Mağduriyeti konusudur. Ben de bir Meslek lisesi mezunu olarak iş hayatıma stajyer olarak başladım. Ben de bir staj mağduruyum. Hepimizin ellerinde SSK kartlarında başlangıç tarihi olarak staja başladığımız tarihler yazmaktadır. Burada da kandırıldık. Burada da haklarımız gasp edildi. Staj konusunda da günümüzde büyük adaletsizlikler yapıldı. Bazı meslek gruplarında stajda geçen süreler emeklilik hesabı yapılırken bir çok meslek grubunda ise bunun tam aksi söz konusudur.

Neden SSK kartlarındaki tarihlerimiz SSK başlangıç tarihi yazarken kabul edilmiyor. Hadi başlangıç tarihi saymadınız Çözüm için bir borçlanma getirilerek çözüme kavuşması sağlanabilirken bu sorunumuz yıllarca süre geliyor.

HAKLARIMIZIN GASP EDİLMESİNE MUHALİFİZ

Değerli Arkadaşlarım;

Gelelim mağduriyetimiz ve verdiğimiz mücadelemizle kimler neler dedi kimler neler söylediler, ne vaatler dediler

Hadi biraz da onlara bakalım. Zaten şu anda iktidarda olup da bizlere çeşitli çözüm vaatleri verenleri anlamak gerçekten zor. Değerli kaderdaşlarım size soruyorum. İktidarda olanlara vaat vermek mi yakışır? Yoksa doğrudan çözmek mi? Kıymetli EYT’liler vaat vermek kimin işidir? İktidara talip olan muhalefet vermez mi vaatler? İktidar neden vaat veriyor? Neden biz EYT’ yi çözeceğiz diye gelecek zaman ekiyle konuşuyor?  İktidar elinizde!.. Çözmek için neyi bekliyorsunuz? Hepimizin işsizlikten, aşsızlıktan telef olup bitmemizi mi bekliyorsunuz? Ama bakalım kimler neler demiş?

“İşe girdiği tarihte tabii olduğu mevzuata göre emeklilik için gereken sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayılarını tamamlayan ancak yaş düzenlemesi nedeniyle emekli olamayanların mağduriyetleri giderilecektir” bunu kimler ne zaman söylemiş biliyor musunuz? Bundan taaaaa 7 yıl önce evet 7 yıl önce 2015 seçimlerinde MHP seçim beyannamesinde ifade etmiş. Eeee? Hani nerede? Aradan geçen 7 yıl içinde ne yaptınız bu vaadinizle ilgili olarak? Tek bir arpa boyu kadar yol alabildiniz mi?  Bu vaadi verdikten tam 3 yıl sonra 2018 seçimlerinde; aynı MHP “Emekli aylıklarındaki eşitsizliklerin giderilmesi, refah payının artırılması ve emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetlerinin giderilmesi” vaatleri ile meydanlara çıkmış tekrar. Bu vaatlerinin üzerinden de gün itibarıyla 4 yıl geçmiştir. Peki bu vaatlerin karşılığında ne yapıldı? Onlara da bir bakalım mı? Seçimler bitip de vaatler raflara kaldırılınca; meclisteki koltuklarına oturan MHP önce hepimizin aklıyla oynarmışçasına “49 milletvekili ile bizim bir yasa çıkarmamız mümkün değil” söylemiyle cevap verdiler. Bu cevaptan ötürü çok tepki alınca da “Karşılığının ve kaynağının bulunmasında zorluk çekilen bir ortamda bu vaadin yerine getirilmesi belki muhalefet açısından uygun olabilir; ama bizim cumhur ittifakının yaklaşımı ve anlayışı açısından doğru değildir” şeklinde bir söylem geliştiren MHP Genel Başkanı ; bir süre sonra da meydanlarda verdiği sözleri artık tamamen inkâr edecek şekilde “Bu konunun çözümünde ısrarcı değiliz” ifadelerini de kullanmıştır.

Bizi muhalefet ağzıyla hak aramakla eleştirenlere sesleniyorum. Bu ifadeler bizim ifadelerimiz değil. EYT’lilere verilen vaatler ve o vaatleri verenlerin daha sonra EYT için söyledikleridir. Bizim tek ortak paydamız EYT’dir. Tek meselemiz de EYT’dir. Ve Haklı mücadelemizle, Bizler herhangi bir siyasi partiye değil haklarımızın gasp edilmesine muhalifiz. Bunu kim yaparsa yapsın; haklarımızın gasp edilmesine muhalif olmaya da devam edeceğiz…

‘SEÇİMİ KAYBETSEM DE YOKUM’ SÖZÜNÜ UNUTMADIK

Şimdi gelelim iktidar partisinin EYT konusundaki söylemlerine… Tarih 17 Nisan 2012. Şu anda da genel başkan olan iktidar partisinin genel başkanı “IMF’ nin talepleri doğrultusunda mağdur edilen vatandaşlarımızın, iktidarımızda bu mağduriyetini gidereceğiz” ifadesini kullanmıştır. Bu cümledeki mağdur vatandaşlar biz yani Emeklilikte Yaşa Takılanlardır. Peki öyle mi oldu? Mağduriyetlerimiz giderildi mi? Elbette hayır. En başından beri bizi bizden dinleyin dememize ve türlü kanallardan randevu talep etmemize rağmen talebimiz kabul görmedi. İktidarın   Bizim sorunlarımızı bizden değil de siyaset yapmaya çalışan EYT’nin ‘E’ sini bilmeyen yakın çevresinden dinlemeyi tercih edince yukarıdaki cümlelerde ifade ettiği gibi mağduriyetin giderilmesi bir yana türlü türlü hakaretlere uğradık. İktidar partisi genel başkanı, 10 sene önce İMF’nin mağdur ettiği vatandaşlarımız diye ifade ettiği emeklilikte yaşa takılanlar için bu defa “Bir de bunlar türedi. Ne olacak? Emekli olacak sonra gidip başka bir iş de daha çalışacak. Yani çift dikiş. Olmaaaaz öyle şey” ifadelerini kullanmıştır. En düşük emekli maaşının hazine eliyle bile desteklenerek ancak ve ancak 2.500 TL’ ye tamamlandığı bir ülkede bir emeklinin ilerlemiş yaşına rağmen gidip ikinci bir iş de çalışmaktan yani çift dikiş atmaktan başka bir çaresi var mıdır? Çoluğunun çocuğunun rızkını bu hayat pahalılığında 2.500 TL ile nasıl idare etsin? Üstelik iktidar partisinin genel başkanının bu çift dikiş çıkışının ardından; 5-6 yerden bol sıfırlı maaşlarla 5-6 dikiş atan bürokratların ortaya çıkması da biz emeklilikte yaşa takılanlar için ayrıca bir hakaret anlamına gelmektedir. Yine aynı iktidar partisi liderinin; hak mücadelesi veren EYT’lilere karşı “Seçim kaybetsem bile YOKUM” kısaca hakkınızı vermiyorum anlamına gelen sözlerini de unutmuş değiliz.

Şimdi tekrar size sormak istiyorum. Elinizi vicdanınıza koyarak bu soruma cevap vermeye çalışın. Tüm bu söylemler karşısında kim kime muhalif? EYT federasyonumuzun bu miting dahil olmak üzere bugüne kadar düzenlediği pek çok etkinlik, miting ve organizasyon sayesinde bugün EYT probleminin finansal bir problem olmadığı toplumsal bir problem olduğu; iktidarından muhalefetine tüm kesimler tarafından kabul edilmiş durumdadır. Şu çok açık ve nettir ki; EYT probleminin çözümü konusunda finansal bir sıkıntıdan ziyade finansal tercih problemi vardır. Kaynakların yerinde ve adil paylaşımı durumunda; örnek olarak sadece kayıt dışı istihdamın bile önüne geçildiğinde EYT çözümü için ihtiyaç duyulan finansal kaynağın kat ve kat fazlası elde edilebilmektedir.

Bedeli zaten ödenmiş EYT hakları için kaynak arayışları aslında izlenen yanlış ekonomi politikalarının bir sonucudur. Ama yine de bu kaynak var ki farklı yerlere harcanmak istenmektedir. Suriyeliler başta olmak üzere İktidarın izlediği sığınmacı politikası milyarlarca doların başka milletlere harcanmasına yol açarken kendi milletinden olan EYT’lilere bu denli sırtını çeviren bir anlayış kabul edilemez. Yine kendi milletinden olan EYT’liler işsizlik çıkmazında ve ülkenin içinde bulunduğu hayat pahalılığında yaşam mücadelesi verirken 137 farklı millete sosyal yardım yapılıyor açıklamalarının olmasının anlamı ve mantıklı bir izahı bulunmamaktadır.

EYT mitingi için Valilikten beklenen haber geldi! - Söz Bursa

KABUL EDİLEMEZ BİR POLİTİKA

Bu durumda, siz çalışın üretin verginizi verin ama ben sizin haklarınıza el koyarak ve o haklar ile dünya üzerinde siyaset yapayım anlayışı kabul edilemez bir politikadır.

Tüm bunları yaşarken ve tüm bu söylemler yapılmış olmasına rağmen, seçim takvimi sürecinde olduğumuz için EYT problemi ile ilgili olarak iktidar partisi yetkililerinden  çelişkili sesler yükselmektedir. Seçilmiş olanlar EYT problemini çözeceğiz; şu tarihe kadar çözeceğiz, bunu ancak biz çözeceğiz ifadelerini kullanırken; atanmış ve yetkili bakanlar ise EYT gündemimizde yoktur demektedirler. Bu çelişkili ifadeler de göstermektedir ki seçim tarihi gelene kadar bir oyalama stratejisi uygulanmaktadır. Bu strateji yanlış bir stratejidir. İktidar partisini çok daha fazla geç olmadan uyarıyoruz. Şimdiye kadar sütten ağzımız yandı bundan sonra yoğurdu üfleyerek yiyeceğiz. Yani artık iktidarda olana vaat verme şansı tanımıyoruz. Zaten vaat vermek; iktidar olmak isteyen muhalefete yakışan bir davranıştır. İktidar olan vaat vermez. İktidar olana icraat yakışır.

Peki muhalefette olanlar neler söylüyor? Elbette vaat veriyorlar. Yani bizi seçerseniz; biz iktidar olursak EYT problemini şu şekilde çözeceğiz. Kaynakları bu şekilde yaratacağız. Sizi 1999 öncesindeki haklarınızla, yani işe girdiğiniz zamanki koşullar neyse o koşullara göre emekli edeceğiz diye vaatlerde bulunuyorlar. Hepsiyle görüştük. Hepsi bizi bizden dinlendi. Dolayısı ile EYT problemini şu anda iktidar partisi ve ortağından daha iyi biliyorlar. Çünkü problemin kaynağına indiler ve EYT federasyonumuzu dikkate aldılar. EYT ‘nin bir kul hakkı olduğunu, Anayasal kazanılmış bir hak olduğunu hepsi kabul ettiler.Bu çerçevede çözüm önerilerini sunmuşlardır. Gelinen süreçte görünen o dur ki; YANIMIZDA OLANIN YANINDAYIZ DİYEREK, EYT nin haklı mücadelesinin gücü  bütün siyasi partilerin buluştuğu ortak bir mesele, birleştirici bir güç olmuştur. EYT Federasyonumuz da bu birleştirici gücü arkasına alarak bugün Türkiye’nin en büyük Sivil Toplum Kuruluşu konumuna gelmiştir.

BU GÜÇ SİZİN

Lütuf istemeyen, bağış istemeyen SADECE VE SADECE KAZANILMIŞ HAKLARINI insanca yaşanır bir maaşla haklarını isteyen bugün burada toplanan arkadaşlarım, kaderdaşlarım Bu güç sizin eseriniz. Bu güç SİZİN GÜCÜNÜZDÜR.

VARIZ dedik değil mi!… Dön bak yanındakine arkandakine… Bak Türkiye’nin dört bir köşesinden gelmişiz. Bak nasıl VARIZ hem de var ya. Öyle bir VARIZ ki görmezden gelemez kimse bizi.

BİRİZ dedik değil mi? Evet bakın birbirinize değerli kaderdaşlarım hepimiz birimiz. EYT’li olmak hepimizin ortak paydası. Hepimizin derdi aynı… Yanımız, yöremiz, töremiz farklı olabilir ama bizi BİR yapan bir değerimiz var. O da EYT’li oluşumuzdur.

BİRLİKTEYİZ dedik değil mi? Evet en başından beri birlikte mücadele ediyoruz. EYT Federasyonu çatısı altında her yerde, her platformda, sosyal medyada, görsel ve yazılı basında, mitinglerde, çeşitli özel günlerde hep birlikte olmadık mı? Yalan mı? Bu güçlü ve onurlu mücadeleyi, bu azmi, bu kararlılığı BİRLİKTE olmamıza borcu değil miyiz?

BURADAYIZ dedik değil mi? Eveeeeet buradayız. Bugün 15 Mayıs 2022 Maltepe Miting Alanındayız ve bugün Türkiye tarihinde yerini alacak bir gün. Bizleri görmezden gelmekte, Yok saymakla yok olmuyoruz. Bakın işte kapı gibi BURADAYIZ. Vallahi de billahi de BURADAYIZ…

YASAL OLMAYAN ŞEYLERDE ISRARCI DEĞİLİZ

Değerli kaderdaşlarım; yaklaşan genel seçimle birlikte en güzel tepkimiz demokratik hakkımızı kullanırken, sandıkta tercihimizi bizi anlayan, bizi dinleyen ve yanımızda olanlardan yana kullanmamız olacaktır.

Yasal olmayan hiçbir şey için ısrarcı değiliz. Biz sadece yasaların geriye doğru işlemeyeceğini söylerken ısrarcıyız ve olmaya da devam edeceğiz.

İşe başlangıç tarihimizde bize sunulan şartlar neyse o şartların yerine getirilmesinde ve insanca yaşanır bir emekli maaşında ısrarcıyız.

Beklemiş olduğumuz bunca sene boyunca zaten büyük bir bedel ödedik başka bir bedel daha ödemenin de adaletsiz olacağını açıkça ifade ediyoruz ve asla kabul etmiyoruz…

Güzel Türkiye’mizin 4 bir köşesinden kalkıp geldiniz. Bugün Varlığımızla, Birliğimizle, Kardeşliğimizle Haklılığımızı haykırdık. Haklarımızı haykırdık.

Reva görülen mağduriyetin sürecini, maruz kaldığımız hakaretleri unutmayacak, bir parmak bala razı gelmeyerek, Yanımızda olanın yanında olacağız sözümüzle, HAKLILIĞIMIZI Sonuna sonuç alıncaya kadar da haykırmaya devam edeceğiz. Var olun. Sağ olun… Hepinizi çok seviyorum. Hepinizi kucak dolusu selamlıyorum. Allaha emanet olun….”

Normhaber.com

Okumaya devam et

GÜNCEL

Kadınlar karar mekanizmalarında hâlâ eşit temsilden uzak

Yayınlanma:

|

Yazan:

BM’nin 2026 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Raporu, kadınların siyasetten ekonomi yönetimine, yapay zekâdan şirket yönetimlerine kadar karar mekanizmalarında hâlâ erkeklerin gerisinde olduğunu ortaya koydu. Mevcut ilerleme hızının değişmemesi halinde toplumsal cinsiyet eşitliğine ulaşılması 171 yılı bulacak.

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ile BM Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi’nin (UN DESA) yayımladığı Toplumsal Cinsiyet Eşitliği 2026 Durum Raporu, dünyada kadınların karar alma mekanizmalarındaki temsilinin hâlâ sınırlı olduğunu ortaya koydu.

Rapordaki en dikkat çekici sonuçlardan biri, dünyada her yedi ülkeden altısının erkek liderler tarafından yönetiliyor olması. Kadınların parlamentolardaki temsili son yıllarda artsa da mevcut ilerleme, eşit temsil hedefine ulaşmak için yeterli görünmüyor.

Parlamentoda kadınların payı yüzde 27,4

2026 itibarıyla kadınlar dünya genelindeki ulusal parlamentolarda bulunan sandalyelerin yüzde 27,4’ünü elinde bulunduruyor. 2015 yılında bu oran yüzde 22,3 seviyesindeydi.

Yaklaşık 11 yılda 5,1 puanlık artış yaşanmasına rağmen kadınların parlamentolardaki temsili hâlâ üçte bir seviyesine ulaşmış değil.

BM raporu, mevcut ilerleme hızının korunması halinde toplumsal cinsiyet eşitliği hedefine ulaşmanın 171 yıl sürebileceğine dikkat çekiyor.

Ekonomi yönetiminde kadınların payı yalnızca yüzde 19

Kadınların karar mekanizmalarındaki temsil sorunu ekonomi yönetiminde de belirgin biçimde görülüyor.

Dünya genelinde ekonomiden sorumlu bakanlıkların yalnızca yüzde 19’u kadınlar tarafından yönetiliyor.

Bu tablo, kadınların siyasetteki temsilinin artmasının tek başına ekonomik karar alma mekanizmalarında eşit temsili sağlamadığını gösteriyor.

Finans, bütçe, ekonomi politikaları, yatırım ve kamu kaynaklarının yönetimi gibi alanlarda alınan kararlar doğrudan toplumun tamamını etkilerken, bu alanların yönetiminde kadınların temsilinin sınırlı kalması raporun öne çıkardığı yapısal sorunlardan biri.

Yapay zekâda kadın yöneticilerin oranı yüzde 14’ün altında

Kadınların temsilindeki sorun yalnızca geleneksel siyaset ve kamu yönetimiyle sınırlı değil.

Yapay zekâ sektöründeki üst düzey yönetici pozisyonlarının yüzde 14’ünden daha azında kadınlar bulunuyor.

Bu durum, ekonominin yeni büyüme alanlarında da karar mekanizmalarının ağırlıklı olarak erkekler tarafından şekillendirildiğine işaret ediyor.

Yapay zekâ ve dijitalleşmenin önümüzdeki dönemde bankacılık, finans, üretim ve hizmet sektörlerinde giderek daha fazla belirleyici olması nedeniyle yönetimdeki temsil konusu aynı zamanda ekonomik bir mesele haline geliyor.

Kadın yöneticiler daha düşük ücret alıyor

Rapordaki bir başka dikkat çekici veri ise yönetici ücretlerindeki fark.

Verisi bulunan 83 ülkenin 66’sında kadın yöneticiler erkek yöneticilerden daha az kazanıyor.

Dolayısıyla sorun yalnızca yönetim koltuklarına erişimle sınırlı değil. Kadınların yönetim kademelerine ulaştıktan sonra da ücret eşitsizliğiyle karşılaşabildiği görülüyor.

316 milyon kadın şiddete maruz kaldı

Rapora göre yalnızca son bir yılda 316 milyon kadın, yakın partneri tarafından fiziksel veya cinsel şiddete maruz kaldı.

Bu veri, kadınların ekonomik ve siyasi hayata katılımını değerlendirirken yalnızca temsil oranlarına bakmanın yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Kadınların çalışma hayatına ve karar mekanizmalarına eşit biçimde katılabilmesi; güvenlik, ekonomik bağımsızlık ve hukuki koruma gibi unsurlarla birlikte ele alınıyor.

İklim krizinde de kadınlar yüksek risk altında

Dünya genelinde yaklaşık 2,9 milyar kadın ve kız çocuğu, iklim değişikliği ve jeofiziksel afetlere yüksek veya çok yüksek düzeyde maruz kalan ülkelerde yaşıyor.

Buna karşın çevreden sorumlu bakanların yalnızca yüzde 27’si kadın.

Bu tablo, iklim değişikliğinden etkilenen nüfus ile iklim politikalarının karar mekanizmalarındaki temsil arasında da dikkat çekici bir fark bulunduğunu gösteriyor.

2030’da 1,1 milyar kadın gıda güvencesizliği yaşayabilir

Mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde 2030 yılında 1,1 milyar kadın ve kız çocuğunun gıda güvencesizliği yaşaması bekleniyor.

Bu nedenle toplumsal cinsiyet eşitliği yalnızca kadınların siyasi temsilinin artırılması meselesi değil; aynı zamanda yoksulluk, gıda güvenliği, iklim değişikliği, çalışma hayatı ve ekonomik kaynaklara erişimle bağlantılı geniş bir kalkınma başlığı olarak öne çıkıyor.

Hukuki alanda ilerleme var ancak boşluklar devam ediyor

2019-2024 döneminde gerçekleştirilen 99 yasal reform, ayrımcı yasaların kaldırılması ve toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen hukuki çerçevelerin güçlendirilmesine katkı sağladı.

Ancak BM’ye göre 131 ülkenin yüzde 51’inde hâlâ önemli yasal boşluklar bulunuyor.

Daha dikkat çekici olan ise hiçbir ülkenin yasalarında kadınlar ve erkekler arasında tam eşitliği henüz sağlayamamış olması.

Asıl sorun: Temsil artıyor, eşitlik aynı hızda gelmiyor

BM’nin 2026 verileri birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo şu:

Kadınların parlamentolardaki temsilinde artış var. Hukuki reformlar gerçekleştiriliyor. Ancak ekonomi yönetimi, yapay zekâ, çevre politikaları ve yönetici ücretleri gibi alanlarda eşitlik hâlâ sağlanabilmiş değil.

Bu nedenle mesele yalnızca “kaç kadın yönetici var?” sorusundan ibaret değil.

Asıl soru, kadınların hangi karar mekanizmalarında bulunduğu, hangi yetkilere sahip olduğu, ne kadar ücret aldığı ve karar süreçlerini ne ölçüde etkileyebildiği.

BM’nin 171 yıllık süre hesabı da bu açıdan dikkat çekici. Rakam, mevcut değişim hızının yeterli olmadığını ve temsil oranlarındaki sınırlı iyileşmelerin gerçek anlamda eşitliğe dönüşmesinin çok uzun zaman alabileceğini gösteriyor.

Bankavitrini açısından bakıldığında ise özellikle ekonomi bakanlıklarında kadınların yalnızca yüzde 19 oranında temsil edilmesi ve yapay zekâdaki üst düzey kadın yönetici oranının yüzde 14’ün altında kalması, geleceğin ekonomi ve finans dünyasında kadınların karar mekanizmalarındaki konumunun ayrıca tartışılması gerektiğini ortaya koyuyor.

Okumaya devam et

BORSA

Fonlarda Kara Çarşamba: 800 Milyar TL’lik Tasfiye, 500 Bin Yatırımcı Ne Yapacak?

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borsa İstanbul’daki sert satışların arkasından fon krizi çıktı: SPK 7 portföy yönetim şirketinin fonlarını işleme kapattı, tasfiye sürecini başlattı. TCMB likidite musluklarını açtı. Peki yatırımcının parası ne olacak?

Borsa İstanbul’da 16 Eylül’de yaşanan sert satış dalgasının ardından ortaya çıkan tablo, sıradan bir borsa düşüşünden çok daha farklı bir noktaya taşındı.

Sorunun merkezinde bazı yatırım fonlarında yaşanan likidite sıkışıklığı, yatırımcıların fonlardan çıkış talepleri ve düşük işlem hacimli hisselerde yoğunlaşan pozisyonlar bulunuyor.

SPK’nın 17 Eylül’de aldığı kararlarla birlikte Tera Portföy, Pusula Portföy, Hedef Portföy, Atlas Portföy, A1 Portföy, Pardus Portföy ve Bulls Portföy tarafından kurulan TEFAS fonlarının işlemleri durduruldu. SPK aynı zamanda belirlenen fonların tasfiyesine karar verdi. İlk açıklamada sayı 130 fon olarak duyurulurken, tasfiye usul ve esaslarının açıklanmasıyla birlikte kapsamın 131 fona ulaştığı bildirildi.

Fonların toplam büyüklüğüne ilişkin kaynaklarda farklı rakamlar yer alıyor. CNBC-e yaklaşık 826 milyar TL ve 514 binin üzerinde yatırımcı rakamını verirken, Reuters kaynakları yaklaşık 891 milyar TL ve 353 bin yatırımcı bilgisi aktarıyor. Bu fark, fon kapsamının ve yatırımcı hesaplama yöntemlerinin farklı ele alınmasından kaynaklanıyor olabilir.

Ancak rakamların hangisi esas alınırsa alınsın ortada yüz milyarlarca liralık portföyü ve yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren olağanüstü bir tasfiye süreci bulunuyor.

Kriz nasıl başladı?

Sorunun temelinde bazı fonların işlem hacmi ve fiili dolaşımı düşük hisselerde yüksek miktarda pozisyon taşıması olduğu yönünde değerlendirmeler bulunuyor.

İlk bakışta yüksek getirili bu hisseler fonların performansını artırdı. Ancak sistemin zayıf noktası yükselişte değil, çıkışta ortaya çıktı. Yatırımcı fon payını satmak istediğinde fonun yatırımcıya nakit ödeme yapması gerekiyor.

Fonun kasasında yeterli nakit yoksa portföyündeki varlıkları satması gerekiyor.

Fakat: Düşük likiditeli hisse + yüksek miktarda satış emri = fiyat üzerinde çok daha büyük baskı oluşturabiliyor.

Böylece tehlikeli bir zincir meydana geliyor:

Yatırımcı fondan çıkıyor

Fon nakit yaratmak için hisse satıyor

Hisse fiyatı düşüyor

Fonun net varlık değeri geriliyor

Diğer yatırımcılar da çıkmak istiyor

Daha fazla hisse satılıyor

Fiyatlar daha fazla düşüyor

Likidite sarmalı oluşuyor.

Ekonomim’in aktardığı piyasa değerlendirmelerinde de düşük işlem hacimli hisselerdeki yüksek fon pozisyonlarının, yatırımcı çıkışlarıyla birlikte likidite sorununu büyüttüğü belirtiliyor.

16 Eylül’de Borsa İstanbul neden çöktü?

Bu zincir 16 Eylül’de Borsa İstanbul’a doğrudan yansıdı.

BIST 100 gün içerisinde yüzde 7,5’i aşan kayıplar yaşadı ve endekse bağlı devre kesici devreye girdi. Endeks günü yüzde 5,54 düşüşle 13.122,58 puandan tamamladı. 60’ın üzerinde hissede taban seviyeler görüldü. Bankacılık, sanayi ve diğer ana endekslerde de sert satışlar yaşandı.

Burada kritik nokta şu: Bu satışların tamamını klasik anlamda “şirketlerin temel değerleri bozuldu” şeklinde açıklamak mümkün değil. Önemli bölümünde nakit yaratma zorunluluğunun satışları tetiklediği bir likidite problemi söz konusu.

Pusula’dan Tera’ya: Alarm büyüdü

Krizin görünür hale gelmesinde fonların yatırımcı geri ödemelerinde yaşadığı sorunlar etkili oldu.

Pusula Portföy’den bazı fonlarında ödeme temerrüdü oluştuğuna ilişkin açıklama geldi. Ardından Tera Portföy’ün bazı fonlarında katılma payı iade ödemelerinde temerrüt oluştuğu bildirildi. Atlas Portföy tarafında da bazı fonlarda ödeme süreçlerine ilişkin gecikmeler gündeme geldi.

Bu gelişmeler yatırımcıların endişesini daha da artırdı. Piyasanın korktuğu şey aslında tek bir fonun problemi değildi.

Asıl korku: “Bu problem başka fonlara da bulaşır mı?” sorusuydu.

SPK’dan radikal karar

SPK 17 Eylül’de krizin yayılmasını önlemek amacıyla kapsamlı bir müdahale gerçekleştirdi.

Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls Portföy’ün TEFAS’ta işlem gören fonlarının işlemleri kapatıldı. SPK ayrıca belirlenen fonların tasfiyesine karar verdi. Karar kapsamında serbest fonların yanı sıra para piyasası fonları da bulunuyor.

Buradaki amaç yatırımcıyı panik halinde fonlardan çıkarmaya devam ettirmek yerine varlıkları kontrollü şekilde tasfiye ederek hak sahiplerine dağıtmak.

Yatırımcının parası yanacak mı?

İşte yatırımcı açısından en önemli soru bu.

Tasfiye kararı “yatırımcının parası silindi” anlamına gelmiyor.

SPK’nın açıkladığı sisteme göre fon varlıkları tasfiye sürecinde nakde çevrilecek ve elde edilen tutarlar yatırımcıların fon payları oranında bireysel saklama hesaplarına aktarılacak.

Fakat burada çok önemli bir ayrıntı var: Yatırımcıya garanti edilen şey eski fon fiyatı değil, tasfiye sonucunda oluşacak değerdir.

Örneğin: Bir fonun portföyünde muhasebe değeriyle 10 milyar TL’lik hisse olduğunu düşünelim.

Ancak bu hisselerin piyasa derinliği düşükse ve kısa sürede satılması gerekiyorsa satış fiyatı 10 milyar TL olmayabilir.

Portföy: 10 milyar TL yerine 8 milyar TL veya piyasa koşullarına göre daha düşük bir tutara nakde dönüşebilir.

Dolayısıyla yatırımcı açısından asıl soru: “Paramı alabilecek miyim?” değil, “Fon varlıkları hangi fiyattan nakde çevrilecek?” sorusudur.

Tasfiyeyi kim yapacak?

SPK bu noktada sürecin portföy yönetim şirketlerinin kontrolünden çıkarılmasını ve bankalar üzerinden yürütülmesini öngördü.

Tera Portföy fonları: Türkiye İş Bankası

Diğer 6 portföy şirketinin fonları: Ziraat Bankası tarafından yürütülecek.

Fon portföylerindeki finansal varlıklar Takasbank’ta ilgili bankalar nezdindeki hesaplarda saklanacak.

Ayrıca MKK ile bankalar arasında yatırımcıların bireysel saklama hesaplarındaki fon payları mutabakatlaştırılacak. Rehin, haciz ve diğer takyidatlar da dikkate alınacak. Bu mekanizma yatırımcı açısından önemli bir güvence oluşturuyor.

Çünkü artık süreç: Portföy şirketi → yatırımcı ilişkisinden ziyade, SPK gözetimi → banka → Takasbank/MKK → yatırımcı çerçevesinde yürütülecek.

TCMB de devreye girdi

Sorun yalnızca fonların problemi olarak bırakılmadı.

TCMB 17 Eylül’de TL likidite yönetiminde yeni tedbirler açıkladı.

Buna göre:

  • Haftalık repo ihaleleriyle sağlanacak fonlama artırılacak.
  • Bankaların Bankalararası Para Piyasası’ndan borçlanma limitleri güncellenecek.
  • TCMB piyasalarındaki teminat iskonto oranları gözden geçirilerek azaltılacak.
  • Likidite koşulları yakından izlenecek ve gerekirse ek tedbir alınacak.

Reuters’a göre repo fonlamasının 300 milyar TL’ye çıkarılması ve bankaların gecelik piyasalardaki borçlanma imkanlarının genişletilmesi de piyasanın likidite sıkışıklığını rahatlatmak amacıyla devreye sokuldu.

SPK bir başka frene daha bastı

Kredili işlemlerde zorunlu özkaynak koruma oranının geçici olarak %35’ten %20’ye kadar indirilebilmesine imkan sağlandı.

Uygulama 2 Ekim seans sonuna kadar öngörüldü. Bunun temel amacı, piyasanın sert düştüğü ortamda aracı kurumların müşterilerinden doğan zorunlu teminat tamamlama ve pozisyon kapatma baskısını azaltmak.

Başka bir ifadeyle kamu otoriteleri aynı anda iki yangını söndürmeye çalışıyor:

1. Fonların likidite problemi

2. Borsadaki zorunlu satış problemi

Peki sonuç ne olur?

Burada üç farklı senaryo ortaya çıkıyor.

1. Kontrollü tasfiye senaryosu

Fonların varlıkları piyasa koşullarını fazla bozmadan satılabilir.

Bu durumda yatırımcıların önemli bölümü fon varlıklarının tasfiyesinden doğan nakdi alır.

Borsadaki satış baskısı da zaman içerisinde azalabilir.

2. Zararına satış senaryosu

Fonların elindeki düşük likit hisseler hızlı şekilde satılmak zorunda kalırsa fiyatlar daha da aşağı gelebilir.

Bu durumda:

Fon varlığı ↓

Net aktif değer ↓

Yatırımcıya dağıtılacak para ↓ olabilir.

3. Bulaşma senaryosu

En riskli konu budur.

Eğer sorun sadece tasfiyesi kararlaştırılan fonlarla sınırlı kalmaz ve başka fonlarda da yatırımcıların yoğun geri ödeme talepleri ortaya çıkarsa yeni satış baskıları oluşabilir.

Ancak Finansal İstikrar Komitesi’nin değerlendirmesinde sorunun fon piyasasının belirli bir bölümünde yoğunlaştığı ve geçici ve yönetilebilir nitelikte olduğu, sermaye piyasalarının işleyişinde temel veya yapısal risk görülmediği belirtildi.

Bu, resmi makamların mevcut tabloya ilişkin değerlendirmesidir; tasfiye tamamlanmadan nihai zararın ne olacağını söylemek mümkün değildir.

Asıl ders: Fonun büyüklüğü ile likiditesi aynı şey değil

Bu kriz Türkiye sermaye piyasaları açısından çok önemli bir soruyu gündeme getirdi:

“Bir fonun portföyü büyük olabilir; ama gerektiğinde bu portföy ne kadar hızlı nakde dönüşebilir?”

Örneğin 20 milyar TL büyüklüğündeki bir fonun:

  • 5 milyar TL’si yüksek likit hisselerde,
  • 5 milyar TL’si mevduat/repo benzeri araçlarda,
  • 10 milyar TL’si düşük işlem hacimli hisselerde

ise fonun nominal büyüklüğü 20 milyar TL’dir.

Ama yatırımcıların aynı anda 10 milyar TL çıkış istemesi durumunda gerçek problem başlar.

Çünkü: NAV başka şeydir, likidite başka şeydir.

Fon krizinin en önemli finansal dersi de budur.

Bundan sonra ne değişebilir?

Bu olaydan sonra yatırım fonlarında şu konuların çok daha sıkı denetlenmesi beklenebilir:

• Fonların tek hisse ve şirketlerdeki yoğunlaşma oranları

• Düşük fiili dolaşıma sahip hisselerde fonların taşıdığı pozisyonlar

• Fonların günlük likidite testleri

• Stres testleri

• Aynı hissede birden fazla fonun toplam pozisyonu

• Yatırımcıların toplu çıkış yapması halinde fonun nakit yaratma kapasitesi

• Fon portföylerinin değerleme yöntemleri

• Portföy yönetim şirketleri ile ilişkili kişi ve şirket işlemleri

• Fonların teminat ve kaldıraç kullanımları gibi başlıklar daha fazla önem kazanacak.

BankaVitrini’nden yatırımcıya not

Yatırımcıların şu aşamada yapması gereken en önemli şey panik içinde başka fonlara veya hisselere geçmek değil, kendi fonunun tasfiye kapsamına girip girmediğini ve portföy yapısını kontrol etmek.

Tasfiye kapsamındaki fonlarda yatırımcıların payları kayıt altına alınacak; fon varlıklarının nakde çevrilmesinden elde edilen tutarlar pay oranlarına göre yatırımcıların mutabakatı yapılmış bireysel saklama hesaplarına aktarılacak.

Ancak yatırımcının anaparasının tamamının aynen korunacağı yönünde bir garanti bulunmuyor.

Çünkü yatırım fonu: “Banka mevduatı” değildir.

Fonun değeri, elindeki varlıkların gerçek piyasa değerine bağlıdır.

Bu nedenle önümüzdeki dönemin en kritik sorusu: “Fonlar tasfiye edildiğinde yatırımcıya kaç lira kalacak?” olacak.

Ve bu sorunun cevabını belirleyecek olan şey SPK’nın tasfiye kararı kadar, hatta ondan daha fazla, fon portföyündeki varlıkların hangi fiyatlardan nakde çevrilebileceği olacak.

Borsa düştü, ama asıl sınav şimdi başlıyor

16 Eylül’deki sert düşüş borsanın bir günkü performansından ibaret değil.

Türkiye sermaye piyasaları ilk kez bu ölçekte bir fon likidite sınavıyla karşı karşıya.

SPK’nın fonları kapatması, TCMB’nin likidite sağlaması, bankaların tasfiye sürecine dahil edilmesi ve kredili işlemlerde teminat koşullarının gevşetilmesi kısa vadede piyasadaki zorunlu satış baskısını azaltmaya yönelik önemli adımlar.

Ancak gerçek sınav: Fonların içindeki varlıkların gerçek değerinin ortaya çıkması ve yüz binlerce yatırımcının parasının ne kadarının, ne zaman geri ödeneceği aşamasında başlayacak.

Çünkü finans piyasalarında kriz çoğu zaman fiyatın düşmesiyle başlamaz.

Likiditenin bittiği anda başlar.

BankaVitrini.com

Okumaya devam et

GÜNCEL

Fon krizine neşter, küresel piyasalarda Fed sonrası rahatlama

Yayınlanma:

|

Yazan:

SPK, son günlerde bazı fonlarda yaşanan ödeme ve nakit sıkışıklığının ardından oldukça kapsamlı bir adım attı. Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls Portföy’e ait toplam 130 fon için tasfiye kararı aldı. Söz konusu fonların toplam büyüklüğü yaklaşık 826 milyar TL’ye (17 milyar dolar) ulaşırken yatırımcı sayısı ise 514 binin üzerinde yer alıyor. Bir başka bakış açısıyla, toplam yatırım fonları pazarının neredeyse %8’inden söz ediyoruz. En büyük pay ise 11 milyar doları aşan büyüklükle Tera Portföy’ün beş fonunda bulunuyor.

Tasfiye kararının fonlardaki varlıkların ortadan kalktığı anlamına gelmediğini peşinen belirtelim. Genel uygulamaya göre fonların varlıkları nakde çevrildikten sonra borç ve giderler ödenecek, geriye kalan tutar da yatırımcılara payları oranında dağıtılacaktır. Bu sürecin sonunda büyük bir bakiye kalmasını beklemiyoruz. Zira bazı fonların belirli hisse senetlerinde yoğunlaşmasının yarattığı yüksek değerlemelerin tasfiye sürecinde ne ölçüde korunabileceği önemli bir soru işareti olarak karşımızda duruyor. SPK, tasfiye sürecinin detayları ile ilgili açıklamada bulundu. Beklentilere paralel olarak fon varlıkları ivedilikle nakde çevrilecek, borçlar ve giderler düşülecek ve nihayetinde kalan miktar pay sahiplerine payları oranında dağıtılacak.

Kararın arka planında bazı fonlarda ödeme gecikmeleri, temerrüt bildirimleri ve buna bağlı olarak Borsa İstanbul’da yaşanan sert satışların bulunduğunu not edelim. Bir önceki gün devre kesicilerin çalıştığı, %5,5 düşen ana endeks ve %6,5 gerileyen bankacılık endeksinin ardından Finansal İstikrar Komitesi yaşananları sınırlı sayıdaki portföy yönetim şirketinin bazı fonlarındaki kredi ve likidite sorunlarıyla ilişkilendirirken, sorunun geçici ve yönetilebilir, piyasanın genelinde ise yapısal bir risk bulunmadığını açıkladı. TCMB bankacılık sistemine sağlanan likiditeyi artırırken, SPK da kredili işlemlerde özkaynak koruma oranını geçici olarak düşürdü.

Atılan adımların, kamunun devreye girmesi ve sorunlara âdeta neşter vurulmasının ardından BIST 30 endeksi günü %4,2 artışla tamamlarken, bankacılık hisseleri ise %9 yükselişle neredeyse tavan yaptı. USDTRY kuru kamunun kontrolünde kalırken, bu sabah hafta sonu fonlama etkisinin de yardımıyla 48,80 seviyesine dayandı. CDS risk primi 233 baz puan seviyesinde ve geçen haftalarda yataylaştığı 220 baz puandan uzaklaşırken, yurt dışı tahvil piyasalarında yaşanan türbülansa paralel 2 ve 10 yıl vadeli gösterge tahvillerin bileşik faizleri son bir haftada neredeyse 100 baz puan yükselişle %40,75 ve %35,30 seviyesine yükseldi.

Dün Türk mali piyasaları penceresinden bakılırsa tarihî bir günün geride kaldığını itiraf etmemiz gerekiyor. Bundan sonraki en önemli konu, benzer risklerin yeniden oluşmasını engelleyecek denetim ve düzenleme çerçevesinin güçlendirilmesi olduğunu düşünüyoruz. Kısa vadede fon piyasasında güvenin yeniden tesis edilmesinin zaman alabileceğini ve bu nedenle dalgalı seyrin bir süre daha devam edebileceğini göz ardı etmiyoruz. Buna karşılık, sürecin sonunda şeffaflığı yüksek, risk yönetimi güçlü ve yatırımcısıyla sağlıklı iletişim kuran kurumların daha fazla ön plana çıkacağına inanıyoruz. Yaşanan gelişmelerin küresel finansal literatüre girecek kadar ciddi bir boyutta olduğu görüşünden hareketle, son gelişmeler sektör açısından oldukça sancılı olsa da gerekli derslerin çıkarılması hâlinde daha sağlam ve sağlıklı bir yapının önünün açılabileceğine inanıyoruz.

Yurt dışına geçmeden önce, her hafta perşembe günü açıklanan TCMB’nin haftalık bültenine de bakmak isteriz. Son dönemlerde gerek yurt içi gerekse de yurt dışı kaynaklı türbülansla birlikte düşünüldüğünde, verinin 11 Eylül ile biten haftaya ait olması nedeniyle bayat olduğunu da not edelim. En güncel olan veriye göre, 16 Eylül valörlü işlemlerde TCMB’nin net yabancı para pozisyonu 46 milyar dolar düzeyinde olduğunu ve altın fiyatlarının yarattığı dalgalanma dışarıda bırakıldığında Eylül ayında net bir değişim olmadığını görüyoruz. Kuvvetle muhtemel, 17 Eylül valörlü işlemlerde TCMB net yabancı para pozisyonunda azalma olduğunu göreceğiz. 11 Eylül ile sona eren haftada parite etkisinden arındırılmış seriye göre yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatlarında (DTH) 1,8 milyar dolar artış görsek de, verinin bir hafta artış bir hafta azalış şeklinde olduğunu ve son bir aylık zaman diliminde anlamlı bir değişim yaşanmadığını not edelim. Yurt dışı yerleşik kişilerin portföyündeki hisse senetlerinde 0,3 milyar dolar azalma olurken, TCMB’nin normalleşme adımı atarak fonlamayı %40’tan %37 seviyesine çekmesine rağmen, mevduat tarafında düşüşün kredi faizlerine yansımadığını görüyoruz.

Fed’in politika faizini 25 baz puan artırması ardından piyasalarda dün itibariyle (beklenti gerçekleşti) havanın yeniden normalleşmeye başladığını görüyoruz. Hatırlarsanız, bültenimizde önce korku salınır daha sonra ise risk iştahı kendisini tekrar gösterir diyerek masanın altın kuralının pek de değişmesini beklemediğimizi paylaşmıştık. Bu minvalde, Fed’in yeniden faiz artırımına gitmesi kredibilite anlamında olumlu yorumlanırken, enflasyonla mücadele edileceği algısının da artmasına paralel küresel risk iştahı dün itibarıyla hızlı bir şekilde toparladı. ABD borsaları dün geceyi yükselişle tamamlarken, risk iştahı denince akla gelen Nasdaq endeksi %1,7, en büyük 500 şirketin işlem gördüğü S&P500 endeksi ise %1,1 yükseliş kaydetti. Dolar endeksinin soluğu 100 seviyesinde kesilmişe benzerken, EURUSD paritesinde de düşüş durmak suretiyle 1,15 seviyesine tekrar gelindi.

Kıymetli metallerin de süratle toparlanmaya başladığını görüyoruz. Gümüşün ons fiyatının Fed gecesi Başkan Powell’ın sevimsiz duruşuna ve açıklamalarına paralel 62 dolar seviyelerine kadar gerilemesinin ardından bu sabah 66 dolar seviyesinin üzerine yükseldi. Gümüşte en büyük mücadelenin 71 dolar seviyesinde verileceğini, devamında ise 92 dolar seviyesinin hedefleneceğini not edelim. Bizler de mevcut uzun pozisyonlarımızı 71 dolar seviyesinin üzerinde temiz bir gecelik kapanış ile güçlendireceğiz. Bu sabah 4,360 dolar seviyesine yükselen altının da yukarı yönlü isteğini artırdığını ve teknik mânâda önemli bir formasyonun başladığını düşünüyoruz. Kulağa biraz iddialı gelse de, teknik bir bakış açısıyla, 5 bin dolar hedefinin radar menzilinde görüldüğünü düşünüyoruz. Haftalık kapanışı da görerek altın uzun pozisyonlarımızı yeni haftada güçlendireceğiz (bakınız grafik).

Japonya Merkez Bankası (BoJ), beklentilere paralel politika faizini 25 baz puan artırarak %1,25 seviyesine yükseltmek suretiyle  31 yılın zirvesine taşıdı. Karar 7’ye karşı 2 oyla alınırken, iki üyenin faiz artışına karşı çıkması piyasada güvercin bir detay olarak öne çıktı. BoJ, yüksek enerji maliyetleri, ücret artışları ve şirketlerin maliyetleri fiyatlara yansıtmaya devam etmesi nedeniyle enflasyon baskısının genişlediğine dikkat çekerken, çekirdek enflasyonun %2 hedefine yaklaşmayı sürdürdüğünü belirtti. Böylece Japonya, uzun yıllar süren ultra gevşek para politikasından çıkış yolunda bir adım daha atmış oldu. Karar ardından Japon yeninin güçlenmek bir yana, değer kaybederek 157 seviyesine geldiğini görüyoruz. Daha birkaç gün önce 153 seviyesine kadar güçlenen yende yaşanan değer kaybını iki muhalif oya ve bundan sonraki adımlara ilişkin daha sert bir yönlendirme gelmemesine bağlıyoruz.

Yeni güne başlarken, BoJ kararını da sindiren Asya piyasalarında bu sabah koyu yeşil rengin hâkim olduğunu görüyoruz. Güney Kore endeksi KOSPI %2,5 yükselirken, Japonya’nın gösterge endeksi Nikkei %2 yükseliş kaydetti. Jeopolitik cephede ise gözlerin çevrili olduğu petrol fiyatları, Orta Doğu’daki çatışmalar devam etmesine rağmen Suudi Arabistan kaynaklı arz kesintisinin kalıcı olmayacağı beklentisiyle üçüncü günde de geriledi. Brent cinsi ham petrol yaklaşık %1 düşüşle 104 dolar seviyesine gerilerken, Suudi Arabistan ile Husiler arasında yeni saldırılar yaşansa da, Riyad’ın saldırıda zarar gören Doğu-Batı petrol boru hattının kapasitesinin yaklaşık yarısını birkaç gün içinde yeniden devreye alabileceği ve Asyalı rafinerilere Umman açıklarından ek sevkiyat sağlamaya başladığı haberleri arz endişesini bir miktar azalttı.

Mali piyasaların gündeminde bugün İngiltere’de perakende satışlar, ABD’de ise sanayi üretimi ve kapasite kullanımı takip edilebilir. Herkese güzel bir hafta sonu dileriz.

Altın

178970643849223b66c4a795dd47c92232c2997adc_1_1200.jpg

Gümüş

1789706439978da837fd6a6183db732b23f8ef5b3f_2_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.