Connect with us

GÜNDEM

Prof. Dr. ORATAV : Asya’da askerî faşizm: Myanmar II

Yayınlanma:

|

50 milyonluk yoksul bir Asya ülkesi olan Myanmar (önceki adıyla Burma), acımasız bir askerî faşizmin sancıları içindedir. Geçen hafta ana tabloyu betimlemeye çalıştım. Kısaca tekrarlayayım.

Myanmar için “olağan hal”, askerî rejimlerdir. 1948’de başlayan bağımsızlık döneminin dörtte üçünde ülke, darbelerle veya “anayasal olarak” iktidara gelen komutanlar tarafından yönetildi. Anayasaya göre Ordu (“Tatmadaw”) “ulusal güvenlik tehdidi” gerekçesiyle hükümeti görevden alabilir.

Kasım 2020 seçimlerini, önceki beş yıl ülkeyi yönetmiş olan Aung San Suu Kyi’nin Ulusal Demokrasi Birliği (NLD) ezici çoğunlukla kazandı. Anayasayı değiştirmesi gündemdeydi. Yenilenen parlamentonun toplanması önlendi. 1 Şubat 2021’de Ordu iktidara el koydu. NLD yöneticileri ve Suu Kyi tutuklandı.

Darbe sonrasında protestolar, şiddetle bastırma, silahlı direnme eylemleri tırmandı. Bir yılda 12.000 kişinin öldürüldüğü tahmin ediliyor.

Gelişmeleri bazı ayrıntılarla aktaralım.

İlk direnme dalgası

Myanmar bağımsızlığının kurucu gücü, Britanya sömürgeciliğine ve Japon işgaline karşı mücadeleyi üstlenen Ordu’dur (“Tatmadaw”). Bu özellik Ordu’ya yasal ayrıcalıklar sağlamış; bunlar zamanla artmış, kemikleşmiştir.

Neoliberal dönemde Ordu, Myanmar kapitalizmi ile bütünleşmiş, şirketleşmiş; komutanlar ve aileleri bu dönüşümden cömertçe nemalanmıştır. Zamanla Myanmar’ın yozlaşmış bir askerî faşizme dönüştüğü söylenebilir.

2021 darbesi ile askerî faşizm, kendi karşıtını da yarattı: İşçi ve köylü sınıflarından kaynaklanan, giderek silahlanan bir halk direnmesi…  Toplu tepkileri işçi sınıfı başlattı. Örgütlenmenin ilk bileşeni grev komiteleri oldu. İktidarı engellenen NLD sonradan kervana katıldı (A.M. Thant ve Y. Aung, Frontier Myanmar, 4 Mart 2021).

Cunta, direnme hareketini ölçüsüz şiddetle bastırmayı kararlaştırdı. Protestolara, gösterilere ateş edildi; yakalananlar işkence gördü; ölenler otopsi dahi yapılmadan ailelerine verildi.

Ordu, kritik yörelerde tüm muhtarları, yerel yönetimleri değiştirdi. Yeni görevliler, mahallelerinde, köylerinde, yörelerinde şüpheli nüfus hareketlerini derlemekle, güvenlik güçlerine bildirmekle görevlendirildi.

Silahlı direnmeye geçiş

Şiddet yöntemleri, silahlı direnmeleri tetikledi.  Muhbir muhtarlar kovuldu, değiştirildi; işbirlikçiler öldürüldü. Birkaç ay içinde yerel yönetimlerin %60’ının muhaliflerin denetimine geçtiği haberleştirildi (Asia Times, 3 Nisan 2020; Frontier Myanmar, 14 Mayıs 2021).

Myanmar Today’deki haberlere göre köylerdeki muhalefet, bazen tüm köyler yakılarak cezalandırılmaktadır.  Sonuç kırsal bölgelerde silahlı direnme gruplarının artması olmuştur. Köylülük, böylece silahlı halk muhalefetinin bir bileşeni olmuştur.

Darbe sonrasında silahlı direnmeye çeşitli örgütler içinde 100.000 kişinin katıldığı; donanımlı birliklerdeki gerillaların sayısının ise sadece 40.000 olduğu bildiriliyor (Myanmar Now, 6 Mayıs 2022; War on the Rocks, 23 Haziran 2022).

Cunta, silahlı direnmeyi ağır silahlarla ezmeye çalışıyor. Kentlerde yaygın silahlı direnme imkansızdır. Kentli militanların katılımıyla güçlenen kırsal gerilla Ordu’yu yıpratmaktadır; ama bölgelerde egemenliği kalıcı kılacak silahlanma yetersizdir.

Etnik muhalefet ve siyasal örgütlenme

Myanmar, kuruluşundan bu yana nüfusun üçte birini oluşturan etnik azınlıkların silahlı muhalefeti ile iç içedir. Ordu ile etnik ve yerel ayaklanmalar arasında savaş süreklidir. Sık sık ateşkes anlaşmaları ile kesintiye uğramasına rağmen…

Sömürge döneminden bugüne taşınan, bazıları tam donanımlı ordularla ayakta duran, kimi bölgeleri fiilen yöneten on örgüt söz konusudur. Myanmar hükümeti bunlarla baş edememiş; 2015 ve 2018’de hepsini kapsayan iki ateşkes anlaşması yapmıştır.

Çoğunun yerel, etnik, ulusal bağımsızlık örgütleri olduğu anlaşılıyor; ama (Tüm Burma Öğrencileri Demokratik Cephesi gibi) farklıları da var. Bazı örgütlerin darbe sonrasında yaygınlaşan kırsal gerillalara silahlı eğitim verdiği anlaşılıyor. İktidarı hedefleyen bir işbirliği ise, kapsamlı, siyasal anlaşmaları gerektirecektir.

Bu aşamaya geçiş, halk muhalefetinin ve direnme hareketinin ülke düzeyinde siyasal örgütlenmesine bağlıdır. Bu tür örgütlenmede 2015-2020 döneminde ülkeyi, Ordu ile uyumlu bir işbirliği içinde yönetmiş olan Suu Kyi’nin partisi NLD öne çıktı.

Tutuklanmayan NLD kadroları Nisan 2021’de, düzen-içi muhalefetten bazı çevrelerinin de katılımıyla bir Ulusal Birlik Hükümeti (“National Unity Government / NUG”) oluşturdu. Demokrasiye dönüş hareketinin ülke dışında temsilciliğini üstlendi.  Cuntaya karşı muhalefetin, Myanmar ekonomisinde önemli yer kaplayan yabancı sermayeyi tedirgin etmemesi gerekiyordu.

Bazı silahlı direnme örgütlerinin Halk Savunma Güçleri (“Peoples Defence Forces / PDF”) adı altında NUG ile bütünleştirildiği de duyuruldu. Bu adımın büyük ölçüde sembolik özellik taşıdığı anlaşılıyor.

Devrimci muhalefetten bir ses…

Darbe sonrasında işçi ve köylü sınıflarından kaynaklanan silahlı direnme, orta-sağ NLD’nin öncülüğünü kabul etti mi? Myanmar bağımsızlık hareketi ile tarihsel bağları olan devrimci, Marksist örgütler etkili değil mi?

Bu soruları yanıtlayacak ayrıntılara ulaşamadım. 12 Mart 2021 tarihli Monthly Review Online’da Nyan Aung imzasıyla yayımlanan “Burma’da Şubat Devrimi” başlıklı yazı, Marksist bir muhalefetin varlığını, ana görüşlerini gösteriyor. Sosyalist cepheden bir ses olduğu için de önem taşıyor.

Aung’a göre, bağımsızlık sonrasında Burma komünistlerinin tasfiyesi, Ordu’nun ve üst düzey komutanların iş hayatı ve ekonomi ile bütünleşmesine yol açmıştır. Devletin ve ekonominin yönetimi de “askerî – bürokratik bir kast” tarafından üstlenilmiştir.

Yazıda, ülkeyi beş yıl boyunca yöneten Suu Kyi’nin devrimci olmadığı, bir orta sınıf hareketini temsil ettiği vurgulanıyor. Hükümeti yönetirken de Ordu’nun siyasal denetimini meşru görmüş; ılımlı reformlarla yetinmiştir. “NLD yönetimi altında etnik azınlıklar, işçiler, köylüler de baskı görmüş, gözaltına alınmıştır”.

Aung, darbe sonrasını şöyle betimliyor: “Orta sınıflar, askerî yönetimle işbirliği yapmamakla yetiniyor. Toplumsal çürüme ise sınıf mücadelesini yükseltiyor. İşçi sınıfı, ilerici gençlik, köylülerin de katılımıyla eski topluma saldırıyor. Bugünkü hedefimiz, her yerde genel grev komiteleri ve öz-yönetim organları kurmaktır.

İlerideki hedefler de özetleniyor: “Seçilmiş temsilcilerle bir Ulusal Kongre’nin ve geçici bir devrimci hükümetin kurulması; halk düşmanlarına karşı topluca ayaklanarak eski toplumu paramparça etmek; sonra da yeni, demokratik ve sosyalist bir toplumun inşası…

Nyan Aung’un yazısı, Enternasyonal’den bir mısra aktarılarak son buluyor. Tuhaf bir tesadüf, darbeyi izleyen günlerde Myanmar kırsalında çekilmiş bir internet videosu ile karşılaştım. Köylülerden oluştuğu anlaşılan bir topluluk, geleneksel sazlarının eşliğinde Enternasyonal’i terennüm etmekteydi.

Biraz yadırgadım; ama videoyu arkadaşım Ahmet Haşim’e “Burma kırsalında köylüler ve Enternasyonal! Ne güzel…” mesajıyla aktardım. Belki Nyan Aung da oradaydı; yazısı bu olasılığa işaret ediyor.

sol.org.tr

Okumaya devam et

GÜNCEL

Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borsada işlem gören firmaların dahi finansmana erişimde zorlandığı bir dönemde, şirketlerin kredi taleplerinde alışılmışın dışında sorularla karşılaşması; destek yerine köstek olunması kime ne kazandıracak?

İyi günlerde peşinden koşulan firmaların, zor zamanlarında da yanında olmak gerekir. Çünkü bankacılığın asli görevi yalnızca “riski reddetmek” değil; doğru analizle, doğru teminatla ve doğru nakit akışı kurgusuyla firmaların üretmeye devam etmesini sağlamaktır.

Bugün bazı bankalarda, klimalı odalarda oturup “red”, “olmaz”, “uygun değil” diyerek parayı batırmadığını düşünen bir anlayışın öne çıktığını görüyoruz. Oysa firmayı tanımadan, hikâyesini bilmeden, talep edilen finansman sonrası oluşacak nakit akışını analiz etmeden; beş ay önceki mali verilerle bugünün şirketini değerlendirmek sağlıklı bir tahsis politikası olamaz.

Limit açmadığınız bir firma, müşteri çeklerini factoring yoluyla nakde çevirdi diye “factoring riski var” denilerek uzak duruluyorsa, şu soru sorulmalıdır: O halde neden o firmaya çek karşılığı banka limiti açılmadı?

Daha da çelişkili olanı, kendi factoring şirketi bulunan bankaların bile “factoring riski var” gerekçesiyle kredi taleplerine mesafeli durmasıdır. Madem factoring bazılarına göre bu kadar sakıncalı görülüyor, o zaman bankaların neden factoring şirketleri var?

Unutulmamalıdır ki müşteri olmadan bankacılık sistemi bir hiçtir. Bankaların ihtiyacı; batan, iflas eden, üretimden kopan müşteriler değil; çalışan, üreten, istihdam sağlayan ve ayakta kalan müşterilerdir.

Buradan tüm bankaların kredi tahsis yöneticilerine sevgi ve saygılarımı sunuyor; bu dönemde bakış açısının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bugün firmaya kapatılan her kredi kapısı, yarın ekonomide kapanan bir üretim kapısına dönüşebilir.

Bayram KOÇSOY – Emekli Banka Müdürü

Okumaya devam et

GÜNCEL

Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.

Madde madde anlatalım:


ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?

1. GPS yerine BeiDou

Bu büyük ölçüde doğru.

BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:

  • Çin ordusu
  • lojistik şirketleri
  • akıllı telefon üreticileri
  • Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.

Ama:

  • Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
  • Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
    • GPS
    • GLONASS
    • Galileo
    • BeiDou birlikte çalışıyor.

Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.

2. Boeing yerine COMAC C919

Burada da gerçek eğilim var.

COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.

Ama kritik detay:

  • Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
  • Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
  • Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.

Dolayısıyla:

  • Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
  • Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.

3. Amerikan çiplerini terk etti

Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.

Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.

Ancak:

  • Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
  • ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
  • Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.

Fakat ABD yaptırımları Çin’i:

  • “ithal et” modelinden
  • “yerli üret” modeline zorladı.

Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.

4. Windows yerine UOS

UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.

Ama:

  • Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
  • Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.

Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.

5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları

Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.

United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.

Ama:

  • Siemens
  • GE Healthcare
  • Philips

hâlâ üst segmentte çok güçlü.

Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.

6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi

Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.

BYD bugün:

  • batarya
  • EV üretimi
  • tedarik zinciri
  • nadir toprak elementleri

alanlarında dev güç.

Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:

  • faizler
  • rekabet
  • marj düşüşü
  • satış yavaşlaması da etkili.

Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.

7. Oracle yerine OceanBase

Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.

Bu alan kritik çünkü:

  • veri egemenliği
  • yaptırım riski
  • SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.

8. CAD ve endüstriyel yazılım

Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.

Ancak:

  • Siemens NX
  • CATIA
  • SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.

Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”

Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.

9. Dolar yerine RMB

Bu en kritik maddelerden biri.

Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.

Özellikle:

  • Rusya
  • İran
  • Körfez
  • BRICS hattı

dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Ama gerçek tablo:

  • Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
  • SWIFT sistemi hâlâ dominant.
  • ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.

Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.

10. GMO tohumları terk etti

Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.

Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.

Ama:

  • Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
  • Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.

Tam bağımsızlık henüz yok.

11. Amerikan sosyal medyasını terk etti

Bu ifade yanıltıcı.

Çin zaten:

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube

gibi platformları uzun süredir engelliyor.

Onun yerine:

  • WeChat
  • Douyin
  • Xiaohongshu

gibi kendi ekosistemini kurdu.

Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.

12. Batı askeri teknolojisini terk etti

Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.

Özellikle:

  • hipersonik füze
  • drone
  • deniz gücü
  • elektronik harp alanlarında.

Ancak ABD:

  • uçak motorları
  • denizaltılar
  • küresel üs ağı
  • savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.

ASIL MESELE NE?

Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.

Hedef:

  • teknoloji sahibi olmak
  • finansal altyapıyı kontrol etmek
  • enerji zincirini yönetmek
  • dolar bağımlılığını azaltmak
  • yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.

Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.

BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?

Bu kadar hızlı değil.

Ama dünya:

  • tek kutuplu Amerikan sisteminden
  • çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.

Yeni mücadele:

  • çip
  • veri
  • ödeme sistemi
  • yapay zekâ
  • enerji
  • tedarik zinciri
  • rezerv para üzerinden yaşanıyor.

Yani artık savaş sadece tankla değil:

  • işletim sistemiyle,
  • veri merkeziyle,
  • batarya teknolojisiyle,
  • ödeme altyapısıyla yapılıyor.

TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU

Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?

  • ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
  • Çin merkezli alternatif blok mu?
  • Yoksa ikisi arasında denge mi?

Önümüzdeki 10 yılda:

  • bankacılık,
  • ödeme sistemleri,
  • enerji,
  • savunma,
  • otomotiv,
  • çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru

Yayınlanma:

|

ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.

Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?

2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;

  • Birleşik Arap Emirliği
  • Bahreyn
  • Fas
  • Sudan

İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.

ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.

Asıl hedefler:

  • İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
  • İran’a karşı ortak blok oluşturmak
  • Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
  • Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
  • Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
  • Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
  • Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.

Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?

1. Diplomatik Normalleşme

  • Büyükelçilik açılması
  • Resmi ilişkiler
  • Vize ve uçuş anlaşmaları
  • Turizm ve ticaret

2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği

Asıl kritik bölüm burasıdır.

  • Ortak hava savunma sistemi
  • İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
  • İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
  • Siber güvenlik paylaşımı
  • İstihbarat koordinasyonu

Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.

3. Enerji ve Ticaret Koridorları

Projelerin temelinde şu düşünce var:

Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi

Bu nedenle:

  • Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
  • liman projeleri,
  • demiryolu hatları,
  • enerji boru hatları,
  • veri merkezleri,
  • finans merkezleri

bu planın parçası olarak görülüyor.

İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.

4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi

En tartışmalı boyut budur.

Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”

Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”

Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.

ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?

2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:

  • ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
  • İran tamamen çökmedi
  • Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
  • Çin ekonomik olarak çok güçlendi
  • Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor

Bu nedenle ABD:

  • İsrail’i merkeze koyan,
  • Arap sermayesini entegre eden,
  • İran’ı çevreleyen,
  • Çin’i sınırlayan

yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.

Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?

1. İsrail

En büyük stratejik kazanan.

Kazanımları:

  • Bölgesel meşruiyet
  • Yeni pazarlar
  • Körfez sermayesi
  • Güvenlik işbirliği
  • İran’a karşı geniş cephe
  • Enerji ve lojistik merkez olma şansı

İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.

2. Birleşik Arap Emirliği

Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.

Özellikle:

  • teknoloji,
  • yapay zekâ,
  • savunma sanayi,
  • finans,
  • siber güvenlik,
  • turizm

alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.

Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.

3. Suudi Arabistan

Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.

Sudi Arabistan:

  • ABD’den güvenlik garantisi,
  • gelişmiş silah sistemleri,
  • nükleer teknoloji,
  • yatırım avantajları

karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.

Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.

4. Hindistan

Sessiz kazananlardan biri olabilir.

Çünkü:

  • Körfez bağlantısı güçlenir
  • Avrupa ticaret koridoru açılır
  • Çin’e alternatif lojistik rota oluşur

Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar

1. İran

En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.

Çünkü:

  • çevrelenme riski artıyor
  • Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
  • İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor

Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.

2. Filistin Yönetimi ve Hamas

En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.

Çünkü:

  • Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
  • Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
  • ekonomik ve diplomatik baskı artıyor

Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.

3. Türkiye

Türkiye açısından tablo karmaşık.

Olası avantajlar:

  • Bölgesel ticaret entegrasyonu
  • Enerji projeleri
  • Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
  • ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı

Riskler:

  • İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
  • Doğu Akdeniz’de denge kaybı
  • Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
  • İran ile denge siyasetinin zorlaşması

Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.

Bu plan başarılı olur mu?

En büyük sorun:

  • halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
  • Gazze savaşlarının yarattığı öfke
  • İran faktörü
  • mezhep ve jeopolitik rekabetler

Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.

Bu nedenle anlaşmalar:

  • ekonomik olarak ilerleyebilir,
  • güvenlik alanında derinleşebilir,
  • fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.

Özetle

Abraham / İbrahim Anlaşmaları:

  • sadece “barış anlaşması” değil,
  • Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.

Merkezinde:

  • İsrail’in korunması,
  • İran’ın dengelenmesi,
  • Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
  • enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.

Kazananlar:

  • İsrail
  • Körfez finans merkezleri
  • ABD savunma-sanayi sistemi
  • Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları

Risk yaşayanlar:

  • İran
  • Filistin hareketleri
  • bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
  • halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.