Connect with us

EKONOMİ

AB: Rus gazına tavan fiyatı tartışıyor. Putin: Kurdun kuyruğunu donduracağız!

Yayınlanma:

|

  • Rusya Devlet Başkanı Putin, dün ekonomik bir forumda yaptığı konuşmada, Rus enerji ihracatına Avrupa Birliği’nin (AB) fiyat tavanı getirilmesi hâlinde, Rusya’nın doğalgaz ve petrol arzını tamamen durduracağını açıkladı. AB ve Rusya arasındaki anlaşmazlık, AB ülkelerinin halihazırda ödedikleri astronomik doğalgaz faturalarını daha da artırabilir. AB, Rusya’nın Batı tarafından getirilen yaptırımlara karşılık enerji arzını silah olarak kullandığını belirtmiş, Rusya ise yaptırımların doğalgaz arzında sıkıntılara yol açtığını ifade etmişti.
  • AB’nin enerji bakanları yaklaşan enerji krizin çözmek için yarın olağanüstü bir toplantı yapacaklar. Avrupa Komisyonu Başkanı Leyen, Rus doğalgazına fiyat tavanı getirilmesi, buna ek olarak AB’nin yoğun saatlerde elektrik kullanımında zorunlu azaltıma gitmesi ve doğalgaz kullanmadan elektrik üreten şirketlerin gelirlerine tavan getirilmesi konusunda teklif sunacaklarını açıklamıştı.
  • Putin, tavan fiyat olması durumunda sözleşmelerin ‘yırtılabileceğini’ belirtirken, ünlü Rus peri masalı “The Sister-Fox and the Wolf”tan bazı cüretkar benzetmeler de yaparak “Yapacak tek bir şeyimiz kaldı: Ünlü Rus masalında olduğu gibi kurdun kuyruğunu dondurmaya mahkum edeceğiz” dedi.
  • Suudi Arabistan’dan sonra dünyanın en büyük ikinci petrol ihracatçısı ve dünyanın en büyük doğalgaz ihracatçısı olan Rusya’dan gelen arzın kesilmesi, küresel enerji piyasalarını alt üst edecek ve dünya ekonomisini daha da yüksek enerji fiyatlarıyla karşı karşıya bırakabileceğinden endişe ediyoruz. Avrupa genellikle gazının yaklaşık %40’ını ve petrolünün %30’unu Rusya’dan ithal ediyor. Putin, Ukrayna’ya 24 Şubat askeri operasyonunun emrini verdiğinden beri, ABD ve müttefiklerinin modern tarihin en ağır yaptırımlarıyla Rusya’ya ekonomik savaşa giriştiklerini ve bunun sonucunda bir enerji kriziyle karşı karşıya kalacaklarını söyledi. Putin ayrıca, Brüksel’in Rus gazının fiyatını sınırlandırma önerisiyle devam etmesi hâlinde, Ukrayna’nın Karadeniz üzerinden tahıl ihracatı için BM aracılığı ile varılan anlaşmayı da kısıtlamayı ön plana çıkardı.
  • Avrupa’da gösterge niteliğindeki TTF gaz fiyatları, hatırlanacağı üzere, Nord Stream’den gaz akışının durması ardından haftanın ilk iş günü 284 Eur/MWs seviyesine kadar yükselerek Cuma kapanışının %35 üzerine çıkması ardından, yarın düzenlenecek AB enerji bakanları toplantısı öncesinde dün yeniden Cuma kapanış seviyeleri olan 209 Eur/MWs seviyesine geriledi. Almanya’da ise 1 yıl ileriye yönelik elektrik fiyatlarının hafif bir gerileme ile 527 Eur/MWs seviyesinden işlem gördüğünü not edelim.
  • Hazır enerjiden söz etmişken, patlak veren yeni gelişmeler ve beliren resesyon kaygıları ardından brent cinsi ham petrolün varil fiyatı dün yaklaşık %5  düşüşle 88 dolara kadar gerileyerek Ocak ayı (savaş öncesi) seviyelerine indi. Son günlerde, OPEC+’nın arz kesintilerinin petrol fiyatlarını ‘kurtaramayabileceğini’ söyleyerek petrol cephesinde riski aşağı yönlü gördüğümüzü belirtmiş ve 92 dolar seviyesine azami dikkat edilmesi gerektiğini salık vermiştik. Dün yaşanan gelişmeler ardından Brent petrol 88 dolar seviyesine kadar gerileyerek önemli bir teknik kırılımı da gerçekleştirmek üzere olduğunu görüyoruz. Teknik mânâda haftalık kapanış seviyesinin de 92 doların altında olması durumunda, daha da aşağıda 78 dolar seviyesine kadar büyük bir alan olduğunun altını çizelim. Petrol fiyatlarının gerilemesi, Türkiye ve KKTC gibi net enerji ithalatçısı olan ülkeler açısından, hem enflasyonla savaş (!) hem de enerji faturasının azalacağından cari açık için önemli bir gelişme. Akaryakıt fiyatlarının da bu bağlamda gerilemesini bekliyoruz.
  • Rusya haberlerine karşın, küresel mali piyasalar, günlerdir devam eden sert satışlar ardından dün bir nebze de olsun günü soluklanarak tamamladı. ABD borsaları geceyi %2 civarında artışla tamamlarken, risk iştahı dendiğine akla gelen Nasdaq ve teknoloji hisseleri dün günün en iyi performans gösteren borsası olarak ön plana çıktı. Nasdaq’ın son iki haftada %13 gerilediği bir ortamda, yaşanan sert satışların ardından biraz da olsa tepki iyimserliğini olağan karşılamak gerekiyor.
  • Avrupa cephesinde baş gösteren enerji krizi ve buna paralel ekonomik büyüyememe sorununa rağmen bugün günün ikinci yarısında olağan bir şekilde toplanacak olan Avrupa Merkez Bankası’ndan %9,1 seviyesi ile multi yılların zirvesine yükselen enflasyonla mücadelesinde kararlılığını göstermek adına 50 veya 75 baz puan faiz artırımı bekleniyor. Takdir edileceği üzere, ekonomik büyümeye zarar verecek yükselen faiz hadleri ve beraberinde soğuk ve sert kış da düşünülürse, EUR’da hâlen daha risk aşağı yönlü görünüyor. Öte yandan, dün GBPUSD paritesi 1,1403 seviyesine kadar gerileyerek 1985 yılından bu yana en düşük seviyeyi test etti. İngiltere ekonomisinin stagflasyona girmiş olması, Sterlin için de daha da aşağı seviyelerin mümkün olduğunu bize gösteriyor. Aylardır pandemi döneminde test edilen 35 yılın dibine işaret ettiğimiz analizimiz gerçekleşti. Pekâlâ Sterlin aldık mı? Hâlen daha kenarda bekliyoruz.
  • Bunun nedenini ise dün bültenimizde ele almaya çalıştık. Aslında değer kaybeden Sterlin ve EUR’dan ziyade değer kazanan para birimi dolar. Daha da basit bir yaklaşımla, her şey dolar ile kote edildiğinden, kapanan her pozisyon ardından dolar talep edilmesi de doların elini hızla güçlendiriyor. Mesela, savaştan en uzak ve en az etkilenecek olan ülke ABD. İstihdam piyasası ise hâlen daha güçlü. Avrupa ve İngiltere’den çok daha hızlı faiz silahını çekti ve yakın bir zamanda FED’in politika faizini de %4 seviyesine getirebileceğini düşünüyoruz. Öte yandan, Çin ve Türkiye gibi ülkeler faiz indirimine gidiyor; Japonya ise faiz artıramıyor! Hâl böyle olunca da, paranın fiyatı eğer faiz ise, faizin yükseldiği yere paranın yöneldiğini düşünürsek, satılan bitcoinden tutun altın ve gümüşe kadar sonrasında dolar talep edilmesi, doların rezerv para ve güvenli liman statüsüne bağlı olarak da değer kazanmasına neden oluyor. Bu minvalde, ekonomik sorunlar ile uğraşan Avrupa ve İngiltere para birimlerinin bu ortamda değer kazanmasını beklemiyoruz. Örneğin, dün agresif faiz artırımlarına devan eden Kanada’nın para birimi CAD, bu sene dolar karşısında sadece %4,7 değer kaybetti. Kanada merkez bankası, politika faizini dün %2,50’den %3,25’e yükselterek son 14 yılın zirvesine yükseltti. Öte yandan faiz indirimlerine devam eden Türk Lirası, dolar karşısında sene başına göre %40; EUR son 20 yılın, GBP son 37 yılın, JPY ise son 24 yılın en kötü performanslarını sergiliyor!
  • Son günlerde Türkiye cephesinde yaşanan bayram havasından söz ederek, Borsa İstanbul bankacılık endeksine atıfta bulunuyorduk. Dün sert alımlar ardından bankacılık hisseleri günü kâr satışlarının gölgesinde kırmızıda tamamladı. Bazı bankalarda kayıplar %5’lere ulaşsa da XBANK endeksi günü %2 kayıpla tamamladı. Tahvil cephesinde ise, TCMB’nin yüksek faizli ticari kredilere karşı getirmiş olduğu menkul kıymet tesis etme yükümlülüğü ile 5 ve 10 yıl vadeli gösterge tahvillerin bileşik getirileri sırası ile %12,19 ve %11,43 seviyelerinde ve TCMB’nin politika faizinin de altında işlem görmeye dün de devam etti. Ekonomik gerçekler ile bu fiyat davranışını tam olarak açıklayamasak da, ekonomi kitaplarında bu olgu finansal baskılama (financial repression) “piyasa mekanizmalarının enflasyon karşısında tepki vermesini önlemek ve borçlanmanın fiyatını ve tasarrufların getirisini düşük tutmaktır” olarak geçiyor.
  • ABD borsalarının geceyi tepki alımların ile %2 civarında yükseliş ile tamamlaması ardından bu sabah Pasifiğin diğer ucunda biraz kararsız bir seyir görülüyor. Gösterge endeks Tokyo borsası %2 yukarıda işlem görürken, diğer borsalarda hafif de olsa düşüşler görülüyor. İhracat odaklı Japonya ekonomisinin zayıf Yen’den fayda sağlayacağı umutlarının yanı sıra, yerel COVID-19 kısıtlamalarının kaldırılması tüketici ve işletme harcamalarını artırdığı için Japonya ekonomisinin ikinci çeyrekte başlangıçta bildirilenden daha fazla büyümesi de, hisse senetlerine alım getirdi.
  • Bugün gözler, yukarıda da belirttiğim üzere Avrupa Merkez Bankası (ECB) faiz toplantısında olacak. KKTC saati ile 15:15’te açıklanacak olan kararda 50 baz puan faiz artırımına kesin gözüyle bakılırken, 75 baz puan artırımının da ihtimali dâhilinde olduğunu düşünüyoruz. Faiz kararı kadar, akabinde mikrofon karşısına geçecek Başkan Lagarde’nin basın toplantısı ve vereceği ileriye dönük sinyaller de EUR’nun akıbetini belirleyecektir. Her hafta Perşembe günü olduğu üzere, ABD’de işsizlik maaşı başvuruları, içeride ise TCMB’nin para ve banka istatistikleri takip edilecektir.

>Brent

Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı dün yaklaşık %5 düşüşle 88 dolara kadar gerileyerek Ocak ayı (savaş öncesi) seviyelerine indi. Son günlerde, OPEC+’nın arz kesintilerinin petrol fiyatlarını ‘kurtaramayabileceğini’ söyleyerek petrol cephesinde riski aşağı yönlü gördüğümüzü belirtmiş ve 92 dolar seviyesine azami dikkat edilmesi gerektiğini salık vermiştik. Dün yaşanan gelişmeler ardından Brent petrol 88 dolar seviyesine kadar gerileyerek önemli bir teknik kırılımı da gerçekleştirmek üzere olduğunu görüyoruz. Teknik mânâda haftalık kapanış seviyesinin de 92 doların altında olması durumunda, daha da aşağıda 78 dolar seviyesine kadar büyük bir alan olduğunu not edelim.

1662611037bbef9fffc0025413eb5e563ba41d679c_1_1200.jpg

İKTİSATBANK

Okumaya devam et

EKONOMİ

Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor

Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine yaz aylarında yoğun borçlanma trafiğine giriyor

Yayınlanma:

|

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Haziran–Ağustos 2026 iç borçlanma stratejisi, yaz döneminde kamu finansmanı açısından oldukça yoğun bir takvime girildiğini gösteriyor. Üç aylık dönemde toplam borç ödemesi 2,013 trilyon TL olacak. Bunun 1,767 trilyon TL’si iç borç servisi, 245,7 milyar TL’si dış borç servisi niteliğinde. Buna karşılık Hazine’nin aynı dönemde planladığı iç borçlanma tutarı 1,848 trilyon TL seviyesinde bulunuyor.

Haziran ayı özelinde toplam borç ödemesi 686,6 milyar TL. Bunun 554,9 milyar TL’si iç borç servisi; iç borç servisinin 373,5 milyar TL’si anapara, 181,4 milyar TL’si faiz ödemesinden oluşuyor. Hazine, Haziran’da 543,8 milyar TL iç borçlanma planlıyor.

Üç aylık tablo

Ay Toplam ödeme İç borç servisi İç borçlanma planı
Haziran 2026 686,6 milyar TL 554,9 milyar TL 543,8 milyar TL
Temmuz 2026 681,8 milyar TL 616,3 milyar TL 708,7 milyar TL
Ağustos 2026 644,3 milyar TL 595,8 milyar TL 595,8 milyar TL
Toplam 2,013 trilyon TL 1,767 trilyon TL 1,848 trilyon TL

Hazine’nin Haziran ayında 8–16 Haziran arasında toplam 11 ihraç planladığı görülüyor. Takvimde ABD doları cinsi devlet tahvili ve kira sertifikası, TÜFE’ye endeksli tahvil, TLREF’e endeksli tahvil, değişken faizli tahvil, altın tahvili, altına dayalı kira sertifikası, Hazine bonosu ve sabit kuponlu devlet tahvilleri yer alıyor.

Bu tablo, Hazine’nin yalnızca klasik TL tahvil piyasasına yaslanmadığını; döviz, altın, kira sertifikası, değişken faizli ve endeksli ürünlerle yatırımcı tabanını genişletmeye çalıştığını gösteriyor. Bu tercih, yüksek borç çevirme ihtiyacının tek bir enstrümana yüklenmeden karşılanmak istendiğine işaret ediyor.

Kritik risk: Faiz yükü büyüyor

Haziran’da iç borç servisinin 181,4 milyar TL’si faiz ödemesi. Temmuz’da faiz yükü 246,8 milyar TL’ye yükseliyor. Bu durum, borçlanma maliyetlerinin bütçe üzerinde giderek daha belirgin baskı oluşturduğunu gösteriyor.

Yani sorun yalnızca anapara çevrimi değil; yüksek faiz ortamında çevrilen borcun gelecekte bütçeye daha yüksek faiz yükü olarak dönme ihtimali de güçleniyor.

Piyasalar açısından anlamı

Bu büyüklükte bir borçlanma programı, bankaların bilanço yönetimini, mevduat faizlerini, tahvil faizlerini ve kredi iştahını doğrudan etkileyebilir. Hazine’nin yüksek montanlı borçlanma ihtiyacı, piyasa faizlerinin aşağı gelmesini zorlaştırabilir. Bankalar açısından devlet iç borçlanma senetleri cazip kaldıkça, reel sektöre kredi verme iştahı sınırlı kalabilir.

Haziran ayının ayrıca enflasyon ve merkez bankaları takvimi açısından da kritik olduğu görülüyor. TCMB’nin Para Politikası Kurulu toplantısı 11 Haziran 2026 tarihinde yapılacak. Mayıs ayı enflasyon verisinin ise TÜİK takvimine göre 3 Haziran’da açıklanması bekleniyor.

Haziran–Ağustos dönemi, Hazine için yalnızca rutin borç çevirme dönemi değil; aynı zamanda faiz, likidite, kur, enflasyon ve banka bilançoları açısından kritik bir stres testi olacak.

Hazine’nin 3 ayda 2 trilyon TL’yi aşan borç servisi ve 1,85 trilyon TL’ye yaklaşan iç borçlanma planı, Türkiye ekonomisinde kamu finansmanının piyasa dengeleri üzerindeki etkisinin yaz aylarında daha fazla hissedileceğini gösteriyor. Bankalar, yatırımcılar ve reel sektör açısından Haziran ayı, yalnızca ihale takvimi değil; faizin, likiditenin ve kredi kanallarının yeniden fiyatlanacağı bir dönem olabilir.

Bu kadar yoğun borçlanma TL’nin sulandırılması anlamına mı geliyor?

TL neden sulanabilir?

Hazine’nin Haziran-Ağustos döneminde yaklaşık 1,85 trilyon TL yeni iç borçlanma yapacak olması piyasadaki TL miktarını doğrudan ve dolaylı etkileyebilir.

Bunun birkaç kanalı var:

1. Borç ödemeleri piyasaya likidite bırakır

  • Hazine vadesi gelen tahvil ve bonoları öder.
  • Bankalar ve yatırımcılar hesaplarına yüklü miktarda TL alır.
  • Bu para tekrar tahvillere gitmezse dövize, altına veya mevduata kayabilir.

2. Faiz ödemeleri yeni para etkisi yaratır

  • Haziran ayında sadece faiz ödemesi 181 milyar TL.
  • Temmuz ve Ağustos ile birlikte yüz milyarlarca lira yatırımcıların hesaplarına geçecek.
  • Bu gelirler harcamaya veya farklı yatırım araçlarına yönelirse TL dolaşımı artar.

3. Merkez Bankası dolaylı olarak likiditeyi yönetmek zorunda kalır

  • Hazine’nin hesabından piyasaya çıkan para bankacılık sisteminde fazla likidite oluşturabilir.
  • TCMB bunu depo ihaleleri, zorunlu karşılıklar veya likidite senetleriyle çekmeye çalışır.

Ama neden tam anlamıyla para basmak değildir?

Burada kritik ayrım şudur:

Hazine piyasadan borçlanıyor.

Yani:

  • Bir taraftan 554 milyar TL ödeme yapıyor.
  • Diğer taraftan 543 milyar TL yeni borçlanıyor.

Dolayısıyla net bazda sistemde sınırsız yeni para oluşmuyor.

Eğer TCMB doğrudan Hazine’ye para basıp verseydi bu gerçek anlamda parasal genişleme olurdu.

Türkiye’de mevcut sistemde Hazine ağırlıklı olarak:

  • Bankalardan,
  • Fonlardan,
  • Sigorta şirketlerinden,
  • Bireysel yatırımcılardan

borçlanıyor.

Asıl risk nerede?

Sorun TL’nin miktarından çok borcun sürekli çevrilmesi.

Bugün:

  • 2 trilyon TL borç ödeniyor.
  • Yeni 1,85 trilyon TL borç alınıyor.

Yarın:

  • Bu 1,85 trilyon TL’nin de vadesi gelecek.
  • Daha yüksek faizle yeniden çevrilmesi gerekecek.

Bu durum zamanla:

  • Faiz giderlerini büyütür
  • Bütçe açığını artırır
  • Vergi ihtiyacını artırır
  • Enflasyon baskısını yükseltir
  • TL üzerindeki güven baskısını artırabilir

“Hazine borç mu ödüyor, yoksa borcu yeni borçla mı çeviriyor?”

Bugünkü tabloya bakıldığında Türkiye’nin yaptığı şey büyük ölçüde: “Borç ödeyerek borçlanmak değil, borçlanarak borç çevirmek.”

Bu sürdürülebilir olduğu sürece sorun oluşturmaz. Ancak büyüme yavaşlar, faizler yüksek kalır ve bütçe açığı büyürse, piyasa bir noktadan sonra daha yüksek faiz talep etmeye başlar. İşte TL üzerindeki asıl baskı da o zaman ortaya çıkar.

Bu nedenle Haziran-Ağustos dönemindeki 2 trilyon TL’lik borç servisi, yalnızca bir finansman operasyonu değil; aynı zamanda Türkiye’nin faiz, enflasyon ve kur dengesinin de önemli bir sınavı niteliğindedir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Kredi Kısarak Enflasyon Düşer mi? Bedeli Reel Sektöre, Faturası Kime?

Yayınlanma:

|

Türkiye’de enflasyonla mücadelede kredi büyümesine getirilen sınırlar, para politikasının ana araçlarından biri haline geldi. Ancak soru kritik: Sadece kredi musluklarını kısarak enflasyon kalıcı biçimde düşer mi? Yanıt kısa: Talebi soğutur, ama tek başına yapısal enflasyonu çözmez; üstelik reel sektörde üretim, istihdam, nakit akışı ve yatırım tarafında kalıcı hasar bırakabilir.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2026 para politikası metninde kredi büyümesinin ve kredi kompozisyonunun “dezenflasyon sürecini ve parasal aktarım mekanizmasını destekleyici” çerçevede tutulacağı açıkça belirtiliyor. TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın, 2025 Şubat ayında Uşak ve Denizli sunumlarında da benzer görüşler vardı.  Yani kredi kısıtları, tesadüfi değil; mevcut ekonomi programının bilinçli bir parçası. TCMB ayrıca kredi büyüme sınırlarının ve istisnaların yıl içinde gözden geçirileceğini de ilan etmiş durumda.

Kredi kısıtlaması dışında hangi para politikası araçları var?

Enflasyonu düşürmek için ekonomi yönetiminin elindeki araç sadece kredi kısıtlaması değildir. Başlıca araçlar şunlardır:

Politika faizi: Merkez Bankası faizi artırarak tüketimi, kredi talebini ve döviz talebini yavaşlatır. Reuters’ın Mayıs 2026 haberlerinde TCMB politika faizinin yüzde 37 seviyesinde olduğu, enflasyon baskıları nedeniyle faiz artışı beklentilerinin yeniden gündeme geldiği aktarılıyor.

Zorunlu karşılıklar: Bankaların topladıkları mevduatın bir kısmını krediye dönüştürmesini sınırlayan veya yönlendiren araçtır. TCMB, Mayıs 2026’da bazı krediler için zorunlu karşılık uygulamalarında değişiklik yaparak kredi dinamiklerini etkilemeye devam etti.

Likidite yönetimi: Merkez Bankası piyasaya verdiği TL miktarını sıkılaştırarak bankaların fonlama maliyetini yükseltebilir.

Makroihtiyati tedbirler: Kredi büyüme sınırı, kredi kartı taksit sınırlamaları, ihtiyaç kredisi vade kısıtları, ticari kredi büyüme limitleri gibi düzenlemeler bu gruptadır.

Kur ve beklenti yönetimi: Enflasyon sadece bugünkü talep değil, gelecekteki fiyat beklentileriyle de ilgilidir. TCMB, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon süreci için risk oluşturduğunu vurguluyor.

Maliye politikası desteği: Kamu harcamalarının, vergi politikasının ve bütçe disiplininin para politikasıyla uyumlu olması gerekir. IMF, Türkiye’de sıkı para politikası, ılımlı ücret artışı ve genel olarak nötr maliye politikasının kademeli dezenflasyonu destekleyeceğini belirtiyor.

Sadece kredi kısarak enflasyon düşürülebilir mi?

Kısa vadede evet, kalıcı olarak hayır.

Kredi kısıldığında tüketici daha az borçlanır, şirket daha az stok yapar, yatırım ertelenir, iç talep soğur. Talep yavaşlayınca bazı fiyat artışları frenlenir. Ancak Türkiye’de enflasyonun önemli bölümü sadece talep kaynaklı değildir.

Türkiye’de enflasyonun arkasında kur geçişkenliği, enerji maliyetleri, gıda arz sorunları, kira baskısı, vergi artışları, ücret-fiyat sarmalı, ithal girdi bağımlılığı ve beklenti bozulması da vardır. Nitekim Nisan 2026’da aylık enflasyonun yüzde 4,18’e, yıllık enflasyonun yüzde 32,37’ye yükselmesinde enerji, gıda, konut, ulaşım ve dış jeopolitik baskıların etkili olduğu bildirildi.

Bu nedenle sadece kredi kısılması, hastalığın tamamını değil, belirtilerinden birini baskılar. Talep düşer ama maliyet enflasyonu devam ederse reel sektör iki taraftan sıkışır: satış yavaşlar, maliyet düşmez.

Reel sektöre telafisi zor zararlar

Kredi kısıtlaması en çok nakit akışı kırılgan, özkaynağı zayıf, vadeli çalışan, stokla üretim yapan ve ihracat/ithalat dengesine bağımlı firmaları vurur.

İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran Nisan ayında Programın sanayiciye, iş insanına ve KOBİ’lere iyi gelmediğini, mevcut yaklaşımın reel sektör ve bankalar üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirtti.

Uygulanan Politikanın başlıca zararlarına geline:

1. İşletme sermayesi krizi: Firma mal alacak, üretim yapacak, maaş ödeyecek; ama krediye ulaşamıyorsa çark yavaşlar.

2. Vadeli satış zinciri bozulur: Reel sektörde birçok firma peşin alıp vadeli satar. Kredi olmayınca bu zincir kopar.

3. Konkordato ve batık kredi riski artar: Kredi kısıtı, borcu olan firmaya “nefes alma” imkânı vermezse, geçici likidite sorunu kalıcı iflas riskine dönüşür.

4. Yatırımlar ertelenir: Makine, kapasite artışı, ihracat yatırımı ve enerji yatırımı askıya alınır.

5. İstihdam kaybı doğar: Önce fazla mesai biter, sonra vardiya düşer, ardından işten çıkarma başlar.

6. Bankaların aktif kalitesi bozulur: Kredi verilmeyince risk azalıyor gibi görünür; ancak mevcut kredilerin tahsil kabiliyeti zayıflarsa bankaların takipteki alacakları artabilir. Ziraat Bankası CEO’su Alpaslan Çakar da 2025 Aralık sonunda, uzun süren sıkı para politikasının finansman maliyetlerini artırabileceği, işgücü piyasasını zayıflatabileceği, büyümeyi yavaşlatabileceği ve bankaların aktif kalitesini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunmuştu.

Buna rağmen neden devam ediliyor?

Çünkü ekonomi yönetimi açısından enflasyonu düşürmek için önce iç talebin kontrol altına alınması gerekiyor. Türkiye’de kredi büyümesi yüksek kaldığında, talep canlı kalıyor; talep canlı kaldığında fiyatlama davranışı bozuluyor; fiyatlama bozulduğunda da enflasyon beklentisi düşmüyor.

TCMB Başkanı Fatih Karahan, 2026 Enflasyon Raporu sunumunda ticari kredi büyümesinin dezenflasyon patikasıyla uyumlu seyretmesi için yabancı para kredi büyüme sınırının düşürüldüğünü ve TL ticari kredilerde istisnaların daraltıldığını belirtti. Bu adımların ardından ticari kredilerde büyümenin hız kestiğini ifade etti.

Yani kredi kısıtlamasının arkasındaki ana mantık şu:

Talebi yavaşlat → fiyat artış hızını düşür → beklentileri kır → enflasyonu aşağı çek.

Ancak bu zincirin çalışması için maliye politikası, kur politikası, gıda arzı, enerji maliyeti ve kamu fiyat ayarlamaları da aynı yönde çalışmalıdır. Aksi halde kredi kısıtlaması reel sektörü boğar ama enflasyon beklenen hızda düşmeyebilir.

Fatura kime çıkar?

Bu politikanın faturası eşit dağılmaz.

En ağır fatura KOBİ’lere çıkar. Büyük şirketler tahvil, halka arz, yurtdışı kredi veya grup içi finansmana erişebilir. KOBİ’nin tek kapısı bankadır.

İkinci fatura çalışanlara çıkar. Satış düşer, üretim azalır, işten çıkarma ve ücret baskısı başlar.

Üçüncü fatura tüketiciye çıkar. Kredi kartı, ihtiyaç kredisi, konut kredisi pahalanır; alım gücü düşer.

Dördüncü fatura bankalara çıkar. Yeni kredi riski sınırlansa bile eski kredilerin tahsil riski büyür.

Beşinci fatura devlete çıkar. Büyüme yavaşladığında vergi tahsilatı zayıflar, sosyal destek ihtiyacı artar.

Alternatif ne olmalı?

Kredi kısıtlaması tamamen kaldırılmalı demek gerçekçi değildir. Ancak seçici, üretimi koruyan, tüketim ve spekülasyonu hedef alan bir model gerekir.

Öneriler:

Üretim, ihracat, istihdam ve enerji verimliliği kredileri kısıt dışında tutulmalı.

KOBİ’ler için işletme sermayesi kredilerinde ayrı kota açılmalı.

Kredi kısıtı sektör ayrımı yapmalı: Lüks tüketim, ithal tüketim ve spekülatif işlemler ayrı; üretim ve ihracat ayrı değerlendirilmelidir.

Vergi ve kamu zamları para politikasıyla uyumlu olmalı.

Gıda, kira ve enerji tarafında arz artırıcı reformlar yapılmalı.

Bankalar yalnızca kredi kısmaya değil, doğru firmayı seçerek finansmanı sürdürmeye yönlendirilmeli.

Üretim Enflasyon mücadelerine feda edilmemeli

Kredi kısıtlaması enflasyonla mücadelede kullanılan güçlü ama yan etkisi yüksek bir ilaçtır. Doz iyi ayarlanmazsa enflasyonu düşürürken üretim kapasitesini, istihdamı ve firma sermayesini tahrip edebilir.

Türkiye’nin ihtiyacı sadece “kredi musluğunu kısmak” değil; enflasyonu düşürürken üretimi yaşatacak akıllı kredi mimarisi kurmaktır.

Aksi halde enflasyon düşse bile geriye daha zayıf şirketler, daha kırılgan bankalar, daha yüksek işsizlik ve daha yorgun bir reel sektör kalabilir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

EKONOMİ

CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi

Yayınlanma:

|

Yazan:

CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: Kılıçdaroğlu’nun Dönüşü Piyasaları Neden Sarstı?

Türkiye siyasetinde benzeri görülmemiş bir yargı kararı, yalnızca muhalefet dengelerini değil; ekonomi, piyasa güveni ve yatırımcı algısını da doğrudan etkiledi.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği “mutlak butlan” kararıyla birlikte, Özgür Özel yönetiminin hukuken yok hükmünde sayılması ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin yeniden göreve dönmesi Türkiye’de siyasi tansiyonu bir anda yükseltti.

Bu karar yalnızca CHP içi bir kriz değil… Piyasaların gözünde bu gelişme, “Türkiye’de siyasi belirsizlik riskinin yeniden büyümesi” olarak fiyatlandı.

Piyasalar İlk Tepkiyi Nasıl Verdi?

Uluslararası basında yer alan ilk değerlendirmelerde, karar sonrası Türk hisse senedi piyasasında sert satışların yaşandığı, Borsa İstanbul’da %6’yı aşan düşüşlerin görüldüğü ifade edildi.

Ekonomide ilk etkiler şu başlıklarda hissedildi:

  • Borsa İstanbul’da satış baskısı arttı
  • Bankacılık hisselerinde volatilite yükseldi
  • CDS risk primi yeniden gündeme geldi
  • Döviz piyasasında kısa süreli tedirginlik oluştu
  • Yabancı yatırımcı tarafında “hukuki öngörülebilirlik” tartışmaları yeniden başladı

Özellikle bankacılık sektörü açısından siyasi istikrar algısı son derece kritik olduğu için, bu tür ani ve sistemik siyasi gelişmeler finans sektörünü doğrudan etkiliyor.

Ekonomiyi Neden Bu Kadar Etkiliyor?

Çünkü finans piyasaları “belirsizliği” sevmez.

Bir ülkede:

  • ana muhalefetin yargı kararıyla yönetim değişikliğine zorlanması,
  • siyasi kutuplaşmanın yeniden yükselmesi,
  • erken seçim ihtimalinin konuşulması,
  • sokak tansiyonu riskinin artması,

yatırımcı açısından “ek risk” anlamına geliyor.

Bu durumun sonucu ise genellikle:

  • daha yüksek faiz,
  • daha pahalı dış borçlanma,
  • daha düşük yabancı yatırım,
  • daha kırılgan kur dengesi oluyor.

19 Mart Süreci Hatırlandı

Ekonomi çevrelerinde en çok yapılan karşılaştırmalardan biri, 2025 yılında yaşanan siyasi operasyonlar sonrası ortaya çıkan finansal türbülans oldu.

Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu sürecinde piyasalarda yaşanan sert hareketler ve Merkez Bankası rezervlerine yönelik baskı yeniden gündeme geldi. Financial Times ve çeşitli ekonomi yorumcuları, yeni CHP krizinin benzer bir güven sorunu yaratabileceğine dikkat çekiyor.

Bankalar Açısından Risk Ne?

En kritik başlıklardan biri de bankacılık sistemi.

Çünkü siyasi stres dönemlerinde:

  • mevduat dolarizasyonu artabiliyor,
  • kredi talebi bozulabiliyor,
  • yabancı fonlama maliyetleri yükselebiliyor,
  • bankaların sendikasyon maliyetleri baskı altına girebiliyor.

Özellikle son dönemde:

  • yüksek faiz,
  • sıkı kredi politikası,
  • reel sektörün finansman sıkıntısı,
  • artan tahsili gecikmiş alacaklar

zaten bankacılık sistemi üzerinde ciddi baskı oluşturuyordu.

CHP’deki bu kriz, ekonomide zaten kırılgan olan güven ortamına yeni bir stres testi ekledi.

“Mutlak Butlan” Kararı Neden Tarihi?

Türkiye siyasi tarihinde ilk kez büyük bir ana muhalefet partisinin kurultayı, “yok hükmünde” kabul edilerek eski yönetimin göreve dönüşüne karar veriliyor.

Bu nedenle karar yalnızca CHP’nin iç meselesi değil;
aynı zamanda:

  • hukuk devleti,
  • demokratik süreçler,
  • siyasi istikrar,
  • yatırımcı güveni

başlıklarında da uluslararası yankı oluşturmuş durumda.

Önümüzdeki Süreçte Ne Olabilir?

Piyasaların dikkat edeceği kritik başlıklar şunlar olacak:

  1. CHP kararı Yargıtay’a taşıyacak mı?
  2. Parti içinde bölünme olur mu?
  3. Erken seçim tartışmaları büyür mü?
  4. Sokak tansiyonu yükselir mi?
  5. Yabancı yatırımcı Türkiye riskini yeniden fiyatlar mı?
  6. Merkez Bankası üzerindeki kur baskısı artar mı?

Güven Sarsıldı

Ekonomiler sadece faizle değil, güvenle yönetilir.

Bugün Türkiye’de yaşanan mesele yalnızca bir parti içi liderlik değişimi değil… Piyasaların gözünde bu karar: “Türkiye’de siyasi ve hukuki öngörülebilirlik yeniden tartışmalı hale geliyor mu?” sorusunu gündeme taşıdı.

Ve finans piyasaları için bazen en büyük risk; ekonomik veriler değil, siyasi belirsizliğin kendisi olur.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.