Connect with us

GÜNDEM

YABANCILARA GAYRİMENKUL SATIŞI VE KONUT FİYATLARI/KİRALARI

Yayınlanma:

|

Türkiye’de ekonomi yönetimi, uzun yıllar boyunca, gayrimenkul yatırımlarını ön plana çıkaran bir stratejiyi tercih etmiştir. Buna ilave olarak kamu yatırımları içinde de altyapı yatırımlarına daha fazla ağırlık verilmiştir. Bu anlayış kaynak dağılımını da etkilemiş, üretken sanayi ve tarım yatırımları yerine arazi rantlarının realize edilmesine yönelik gayrimenkul yatırımlarında daha büyük bir artış ile karşılaşılmıştır. Her yıl yaklaşık bir milyon civarında artan nüfus ve sürecin devamlılığını sağlamış, önce Suriye, sonra da başta Afganistan olmak üzere diğer ülkelerden gelen milyonlarca sığınmacı da bu süreci beslemiştir. Son olarak Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle bu ülkelerden Türkiye’ye gelenlerin gayrimenkul talebi ile karşılaşılmıştır.

Bu sürecin gerisinde öncelikle 2003 yılından itibaren yabancılara gayrimenkul satışına izin veren yasal düzenleme, daha sonra ise belli bir tutarda gayrimenkul alanlara vatandaşlık verilmesi uygulaması yer almıştır. Kuşkusuz adeta yeni bir “kavimler göçü”ne izin veren yönetim anlayışı da bu süreçte çok etkili olmuştur.

21. yüzyılda bile hâlâ tarihsel süreçte oluşan göçebe toplum özelliklerini devam ettiren, bu yapıyla uyumlu kısa vadeli bakış açısını, kurnaz ve fırsatçı yaklaşımı canlı tutan bir toplumsal zihniyetin rant kollamayı öne çıkarmaması ve arazi rantlarını göz ardı etmesi söz konusu olamazdı, olmadı da. İktidarda kalma veya iktidar olma yolunda bu anlayışa yeterince imkan sunmanın anahtar role sahip olduğunu gören politikacıların da bu konuya kayıtsız kalması beklenemezdi, kalmadılar da.

Ekonomi politikası ve yatırım tercihleri ile bu toplumsal anlayışın bir sonucu olarak Türkiye’de konut/AVM/rezidans yatırımlarının hızla artması söz konusu olmuştur. Ancak, bunun sonucunda Türkiye’de üretim boyutunda uluslararası ticarete konu olan ve olmayan mallar boyutunda dengesizlik oluşmuştur. Nitekim, Türkiye’nin; diğer ülkelerden daha çok ticarete konu mallar satın alırken, içerde yatırımları daha çok ticarete konu olmayan alanlara yönlendirmesi ilave bir dengesizlik kaynağı haline gelmiştir. Böylece 1947 yılından itibaren aralıksız dış ticaret açığı veren bir ülkenin dış ticaret açığı, kriz dönemleri dışında, sürekli üst platoya yükselmiştir. Bu plato da ayrıca dış borç platosunu sürekli beslemiştir.

Haklı/anlamlı gerekçeleri olsa da konut, AVM/rezidans türü yatırımların ön plana çıkarılması, bunların da daha çok lüks nitelikte yapılması, ithal inşaat/konut malzemeleri talebini de artırmıştır. Bu arada 2002-2015 döneminde önce yüksek petrol fiyatları, ardından da küresel finans krizinin etkilerini azaltmak isteyen gelişmiş ülkeleri yarattığı küresel likidite bolluğu nedeniyle Türkiye’ye yönelen doğrudan yabancı yatırımlar ile kısa vadeli spekülatif yabancı sermayede (sıcak para) ciddi artışlar olmuştur. Yine 2000’li yıllarda uygulanan veya uygulanmayan politikalar sonucu oluşan yüksek faiz-düşük kur iklimi özel kesimi daha ucuz hale gelen dış borçlanmaya yönlendirmişti. Böylece ülkeye her kanaldan (doğrudan yatırım, sıcak para, kredi/borç) adeta döviz akmış, oluşan döviz bolluğu da (rezerv artışı) TL’yi yapay olarak değerli hale getirmişti. Dolayısıyla, elektronik eşyalarından, mermerine, armatürüne, mobilyasına kadar birçok girdisi ithal olan konutlar/binalar inşa edilmiştir. Lüks konutların bulunduğu rezidanslar ve sitelere de daha çok ithal ürünler satan mağazalar açılmış, böylece hem inşaat süreci hem de sonrasında buraları ithalatın bir “dinamosu” haline gelmiştir.

Ancak, 2015 sonrası dönemde küresel ekonomik iklim ve likidite bolluğu tersine dönmüştür. Ayrıca, ülke içinde referandum, genel ve yerel seçimler arka arkaya gelmiş, ekonomi politikası tercihlerindeki hataların da eklenmesiyle inşaat ve tüketim çekişli büyüme sürdürülemez hale gelmiştir. Merkez Bankası döviz rezervlerinin kurları tutabilmek amacıyla eritilmesi de döviz ihtiyacını artırmıştır.

Böylesi bir ortamda döviz girişinin artırılması amacıyla yabancılara daha fazla gayrimenkul satılması ve bunu teşvik etmek amacıyla belli bir tutarın üzerindeki fiyatla konut alanlara vatandaşlık verilmesi söz konusu oldu. Dolayısıyla Türkiye; düne kadar uluslararası ticarete çok fazla konu olmayan ev ve arazileri uluslararası ticarete konu ürün haline getirdi. Zira satılabilecek pek kamu kuruluşu kalmamıştı. Birçok kamu kuruluşunun özelleştirilmesi sürecinde yabancılara yapılan satışların ardından büyük tutarlarda gayrimenkulün de yabancılara satılması, yerli ve milli boyutunun güçlü olduğuna sürekli vurgu yapan bir yönetim dönemine denk düştü!

Yabancılara gayrimenkul satışlarına ilişkin veriler aşağıdaki tabloda verilmiştir. Satılan gayrimenkullerin ne kadarının konut/bina, ne kadarının ise arazi/tarla olduğuna ilişkin ayrıntılı bir bilgi yayınlanmamaktadır. Bu nedenle bu detayı bilemiyoruz.

Tablodan görülebileceği gibi yabancılara satışa izin veren düzenlemenin ardından, 2003 yılı sonrasında her yıl ortalama 3,3 milyar dolarlık gayrimenkul yabancılara satılmıştır. Böylece 2022 yılı Ekim sonu itibarıyla toplam satış tutarı 67,6 milyar dolara ulaşmıştır.

Yabancılara gayrimenkul satışı doğrudan yabancı yatırım girişleri içinde gösterilmektedir. Bu çerçevede bir değerlendirme yapıldığında 2003-2022 döneminde her yıl Türkiye’ye gelen doğrudan yatırımların ortalama yüzde 31,8’i gayrimenkul satışı kaynaklı olmuştur. Dolayısıyla doğrudan yatırım girişinde bir nitelik sorunu olduğunu, yatırım, üretim, istihdam ve ihracatı artırabilecek kaynak girişinin sınırlı kaldığını söylemek mümkündür.

Diğer taraftan, yine 2003-2022 döneminde Türkiye’ye toplam olarak 248,8 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım girişi gerçekleşmiştir. Dolayısıyla son yirmi yılda Türkiye’ye gelen toplam doğrudan yabancı yatırımların yüzde 24,5’i gayrimenkul satışı şeklinde olmuştur.

Yıllık ve birimli olarak yabancılara gayrimenkul satışlarını gösteren grafikten küresel finans krizi ve pandemi sürecinde satışlarda gerileme olduğu anlaşılmaktadır. 2022 yılına ilişkin Kasım ve Aralık ayı verileri de açıklandığında, Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle bu ülke vatandaşlarının Türkiye’den gayrimenkul alımını artırmalarının etkisiyle, yıllık bazda satış rekoru kırılma olasılığının oldukça yüksek olduğu söylenebilir.

Bu koşullarda Türkiye’de konut fiyatlarındaki artışın önemli bir nedenin yabancılara konut satışı olduğu ortaya çıkmaktadır. İnşaat malzemelerinde maliyetlere bağlı fiyat artışları da (enerji, çimento, demir, nakliye, işgücü) yine konut fiyatlarındaki artışı desteklemektedir. Yine ekonomi yönetiminin zaman zaman uygulamaya koyduğu düşük faizli, uzun vadeli konut kredileri de fiyat artışlarında rol oynamaktadır. Bütün bunlara bağlı olarak kira geliri/konut fiyatı oranının önemli ölçüde düşmesi söz konusu olmuştur. Dolayısıyla kira/konut fiyatı dengelerinin yeniden kurulması için ya konut fiyatlarının düşmesi ya da kiraların artması gerekmektedir. Konut fiyatlarının yabancıların talebi ve inşaat malzemeleri fiyatlarındaki artış gibi nedenlerle gerilemesi düşük bir olasılıktır. Ayrıca uygulanan negatif reel faiz politikası nedeniyle tasarrufların konut alımına yönelmesi devam etmektedir. Dolayısıyla orta ve düşük gelirli grupların artık bırakın ev sahibi olmayı, nitelikli bir ev kiralama imkanları dahi azalmıştır.

Kısaca ifade etmek gerekirse, Türkiye’de yoğun özelleştirmelerin yapıldığı 2000 sonrası dönemde kamu kuruluşlarının önemli bir bölümünü yabancılara satılmıştır. Yukarıdaki veriler çerçevesinde yabancılara gayrimenkul satışının tam gaz devam ettiği görülmektedir. Zayıf sermaye yapısı, yüksek borçluluk düzeyi ve çağın yenilikçi/yıkıcı rekabet koşullarına uyum güçlükleri yanında daha da zorlu hale gelecek gibi görünen makro ve küresel ekonomik koşullar nedeniyle sıranın özel kesim işletmelerine de gelebileceğini söylemek mümkündür. Peki daha ne kadar ve nereye kadar?

Yaşar UYSAL – gazetedurum

Okumaya devam et

GÜNCEL

Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borsada işlem gören firmaların dahi finansmana erişimde zorlandığı bir dönemde, şirketlerin kredi taleplerinde alışılmışın dışında sorularla karşılaşması; destek yerine köstek olunması kime ne kazandıracak?

İyi günlerde peşinden koşulan firmaların, zor zamanlarında da yanında olmak gerekir. Çünkü bankacılığın asli görevi yalnızca “riski reddetmek” değil; doğru analizle, doğru teminatla ve doğru nakit akışı kurgusuyla firmaların üretmeye devam etmesini sağlamaktır.

Bugün bazı bankalarda, klimalı odalarda oturup “red”, “olmaz”, “uygun değil” diyerek parayı batırmadığını düşünen bir anlayışın öne çıktığını görüyoruz. Oysa firmayı tanımadan, hikâyesini bilmeden, talep edilen finansman sonrası oluşacak nakit akışını analiz etmeden; beş ay önceki mali verilerle bugünün şirketini değerlendirmek sağlıklı bir tahsis politikası olamaz.

Limit açmadığınız bir firma, müşteri çeklerini factoring yoluyla nakde çevirdi diye “factoring riski var” denilerek uzak duruluyorsa, şu soru sorulmalıdır: O halde neden o firmaya çek karşılığı banka limiti açılmadı?

Daha da çelişkili olanı, kendi factoring şirketi bulunan bankaların bile “factoring riski var” gerekçesiyle kredi taleplerine mesafeli durmasıdır. Madem factoring bazılarına göre bu kadar sakıncalı görülüyor, o zaman bankaların neden factoring şirketleri var?

Unutulmamalıdır ki müşteri olmadan bankacılık sistemi bir hiçtir. Bankaların ihtiyacı; batan, iflas eden, üretimden kopan müşteriler değil; çalışan, üreten, istihdam sağlayan ve ayakta kalan müşterilerdir.

Buradan tüm bankaların kredi tahsis yöneticilerine sevgi ve saygılarımı sunuyor; bu dönemde bakış açısının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bugün firmaya kapatılan her kredi kapısı, yarın ekonomide kapanan bir üretim kapısına dönüşebilir.

Bayram KOÇSOY – Emekli Banka Müdürü

Okumaya devam et

GÜNCEL

Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.

Madde madde anlatalım:


ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?

1. GPS yerine BeiDou

Bu büyük ölçüde doğru.

BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:

  • Çin ordusu
  • lojistik şirketleri
  • akıllı telefon üreticileri
  • Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.

Ama:

  • Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
  • Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
    • GPS
    • GLONASS
    • Galileo
    • BeiDou birlikte çalışıyor.

Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.

2. Boeing yerine COMAC C919

Burada da gerçek eğilim var.

COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.

Ama kritik detay:

  • Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
  • Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
  • Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.

Dolayısıyla:

  • Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
  • Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.

3. Amerikan çiplerini terk etti

Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.

Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.

Ancak:

  • Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
  • ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
  • Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.

Fakat ABD yaptırımları Çin’i:

  • “ithal et” modelinden
  • “yerli üret” modeline zorladı.

Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.

4. Windows yerine UOS

UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.

Ama:

  • Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
  • Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.

Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.

5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları

Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.

United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.

Ama:

  • Siemens
  • GE Healthcare
  • Philips

hâlâ üst segmentte çok güçlü.

Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.

6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi

Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.

BYD bugün:

  • batarya
  • EV üretimi
  • tedarik zinciri
  • nadir toprak elementleri

alanlarında dev güç.

Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:

  • faizler
  • rekabet
  • marj düşüşü
  • satış yavaşlaması da etkili.

Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.

7. Oracle yerine OceanBase

Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.

Bu alan kritik çünkü:

  • veri egemenliği
  • yaptırım riski
  • SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.

8. CAD ve endüstriyel yazılım

Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.

Ancak:

  • Siemens NX
  • CATIA
  • SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.

Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”

Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.

9. Dolar yerine RMB

Bu en kritik maddelerden biri.

Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.

Özellikle:

  • Rusya
  • İran
  • Körfez
  • BRICS hattı

dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Ama gerçek tablo:

  • Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
  • SWIFT sistemi hâlâ dominant.
  • ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.

Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.

10. GMO tohumları terk etti

Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.

Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.

Ama:

  • Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
  • Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.

Tam bağımsızlık henüz yok.

11. Amerikan sosyal medyasını terk etti

Bu ifade yanıltıcı.

Çin zaten:

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube

gibi platformları uzun süredir engelliyor.

Onun yerine:

  • WeChat
  • Douyin
  • Xiaohongshu

gibi kendi ekosistemini kurdu.

Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.

12. Batı askeri teknolojisini terk etti

Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.

Özellikle:

  • hipersonik füze
  • drone
  • deniz gücü
  • elektronik harp alanlarında.

Ancak ABD:

  • uçak motorları
  • denizaltılar
  • küresel üs ağı
  • savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.

ASIL MESELE NE?

Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.

Hedef:

  • teknoloji sahibi olmak
  • finansal altyapıyı kontrol etmek
  • enerji zincirini yönetmek
  • dolar bağımlılığını azaltmak
  • yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.

Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.

BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?

Bu kadar hızlı değil.

Ama dünya:

  • tek kutuplu Amerikan sisteminden
  • çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.

Yeni mücadele:

  • çip
  • veri
  • ödeme sistemi
  • yapay zekâ
  • enerji
  • tedarik zinciri
  • rezerv para üzerinden yaşanıyor.

Yani artık savaş sadece tankla değil:

  • işletim sistemiyle,
  • veri merkeziyle,
  • batarya teknolojisiyle,
  • ödeme altyapısıyla yapılıyor.

TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU

Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?

  • ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
  • Çin merkezli alternatif blok mu?
  • Yoksa ikisi arasında denge mi?

Önümüzdeki 10 yılda:

  • bankacılık,
  • ödeme sistemleri,
  • enerji,
  • savunma,
  • otomotiv,
  • çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru

Yayınlanma:

|

ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.

Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?

2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;

  • Birleşik Arap Emirliği
  • Bahreyn
  • Fas
  • Sudan

İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.

ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.

Asıl hedefler:

  • İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
  • İran’a karşı ortak blok oluşturmak
  • Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
  • Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
  • Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
  • Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
  • Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.

Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?

1. Diplomatik Normalleşme

  • Büyükelçilik açılması
  • Resmi ilişkiler
  • Vize ve uçuş anlaşmaları
  • Turizm ve ticaret

2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği

Asıl kritik bölüm burasıdır.

  • Ortak hava savunma sistemi
  • İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
  • İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
  • Siber güvenlik paylaşımı
  • İstihbarat koordinasyonu

Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.

3. Enerji ve Ticaret Koridorları

Projelerin temelinde şu düşünce var:

Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi

Bu nedenle:

  • Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
  • liman projeleri,
  • demiryolu hatları,
  • enerji boru hatları,
  • veri merkezleri,
  • finans merkezleri

bu planın parçası olarak görülüyor.

İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.

4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi

En tartışmalı boyut budur.

Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”

Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”

Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.

ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?

2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:

  • ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
  • İran tamamen çökmedi
  • Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
  • Çin ekonomik olarak çok güçlendi
  • Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor

Bu nedenle ABD:

  • İsrail’i merkeze koyan,
  • Arap sermayesini entegre eden,
  • İran’ı çevreleyen,
  • Çin’i sınırlayan

yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.

Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?

1. İsrail

En büyük stratejik kazanan.

Kazanımları:

  • Bölgesel meşruiyet
  • Yeni pazarlar
  • Körfez sermayesi
  • Güvenlik işbirliği
  • İran’a karşı geniş cephe
  • Enerji ve lojistik merkez olma şansı

İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.

2. Birleşik Arap Emirliği

Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.

Özellikle:

  • teknoloji,
  • yapay zekâ,
  • savunma sanayi,
  • finans,
  • siber güvenlik,
  • turizm

alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.

Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.

3. Suudi Arabistan

Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.

Sudi Arabistan:

  • ABD’den güvenlik garantisi,
  • gelişmiş silah sistemleri,
  • nükleer teknoloji,
  • yatırım avantajları

karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.

Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.

4. Hindistan

Sessiz kazananlardan biri olabilir.

Çünkü:

  • Körfez bağlantısı güçlenir
  • Avrupa ticaret koridoru açılır
  • Çin’e alternatif lojistik rota oluşur

Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar

1. İran

En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.

Çünkü:

  • çevrelenme riski artıyor
  • Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
  • İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor

Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.

2. Filistin Yönetimi ve Hamas

En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.

Çünkü:

  • Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
  • Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
  • ekonomik ve diplomatik baskı artıyor

Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.

3. Türkiye

Türkiye açısından tablo karmaşık.

Olası avantajlar:

  • Bölgesel ticaret entegrasyonu
  • Enerji projeleri
  • Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
  • ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı

Riskler:

  • İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
  • Doğu Akdeniz’de denge kaybı
  • Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
  • İran ile denge siyasetinin zorlaşması

Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.

Bu plan başarılı olur mu?

En büyük sorun:

  • halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
  • Gazze savaşlarının yarattığı öfke
  • İran faktörü
  • mezhep ve jeopolitik rekabetler

Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.

Bu nedenle anlaşmalar:

  • ekonomik olarak ilerleyebilir,
  • güvenlik alanında derinleşebilir,
  • fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.

Özetle

Abraham / İbrahim Anlaşmaları:

  • sadece “barış anlaşması” değil,
  • Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.

Merkezinde:

  • İsrail’in korunması,
  • İran’ın dengelenmesi,
  • Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
  • enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.

Kazananlar:

  • İsrail
  • Körfez finans merkezleri
  • ABD savunma-sanayi sistemi
  • Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları

Risk yaşayanlar:

  • İran
  • Filistin hareketleri
  • bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
  • halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.