Connect with us

GÜNCEL

YÜKSEK ENFLASYON, DÜŞÜK FAİZ ORTAMINDA KREDİ KULLANDIRILMAMASI

Yayınlanma:

|

Ülkemizde özellikle son 2-3  yılda uygulanan ekonomi politikaları, bankaların kredi verme istekliliğini azaltmıştır. Önceki 10 yılda ekonomideki büyümenin motoru, banka kredileri idi.  Bankalar enflasyonun çok üzerinde kredi vererek iç talebi körüklüyor, artan iç talep nedeniyle büyüme oranları yüksek gerçekleşmekteydi. Ancak 2018 ve 2021 yıllarındaki kur artışlarıyla birlikte daha çok ihracat odaklı büyüme modeli üzerinde durulmaya başlanmıştır. TL’deki değer düşüklüğü ihracatın rekabet gücünü arttırırken,  bankaların kullandırdığı  kredi miktarlarındaki göreceli düşüş iç talep kaynaklı büyümede yavaşlama meydana getirmiştir. Nitekim 2017 yılında 177 milyar $ olan ihracat, 2022 yılında 254 milyar $’a çıkmıştır. Bu dönemde ihracat  %44 artışmıştır. Aynı dönemde 238 milyar $ olan ithalat ise 365 milyar $’a yani %53 artmıştır.  2017-2021 arası İhracat artış oranı %37 iken ithalat artışı sadece %14 olmuştur. 2022 yılında ihracat %12.9,  ithalat ise %34.3 artmıştır. İthalattaki patlamanın esas sebebi dünyada ve ülkemizde artan enflasyon beklentisi nedeniyle mal ve hizmet fiyatlarındaki artıştır. Dış ticaretteki bu artış sebebiyle ekonomide  2022 büyüme beklentisi %5.3 civarındadır.  Ekonomi iç talep kaynaklıdan daha çok, dış talep kaynaklı büyümüştür keza bankalar kredi verme konusunda isteksiz olup enflasyonun çok çok altında artış miktarında  kredi büyümesine izin vermektedirler.

2021 yılı Toplam Mevduat/ GSMH %74 iken, 2022 yılında bu oran %66’ya  düşmüştür. Toplam Kredi/GSMH oranı ise 2021’de %68 iken, 2022 yılında %56’ya düşmüştür. Mevduat faiz  oranlarının enflasyona göre çok düşük olması nedeniyle mevduat sahipleri tasarruflarını mevduatta tutmak yerine başka alanlarda değerlendirmiştir. (Borsa, G.menkul alımı, mal ve hizmet alımı vb)  bunun sonucu mevduatın GSMH içindeki payı %8 oranında düşmüştür. Kredi faiz oranlarının da  enflasyonun çok çok altında olması nedeniyle, bankalarda kredi vermemeyi tercih etmişler ve kredinin GSMH içindeki payı mevduattan daha fazla yani % 12 düşmüştür.

Öte yandan, bankaların kullandırdığı kredi miktarını, toplam mevduat ile karşılaştırılan Kredi/Mevduat oranı 2018  yılında TL’de  % 154.4 iken, 2022’de %103.3’e, YP’de 2018’de % 109.9 iken 2022’de %52.5’e düşmüştür. Bankalar 2018’de topladığı TL mevduattan %50 daha fazla kredi verirken, 2022’de topladığı mevduat kadar TL kredi vermiş,  2018’de topladığı YP’den%10 daha fazla kredi verirken 2022’de topladığı YP’nin  yarısı kadar YP kredi vermiştir. Bankalar  artık eskisi kadar kredi vermek istememektedirler. Peki bunun nedeni nedir?

TCMB verilerine göre Aralık 2022,  toplam TL vadeli mevduat  ortalama faiz oranı %18.33 iken aynı dönemde ticari kredilere uygulanan faiz oranı ortalaması %13.80’dir. Bu durumda hiçbir rasyonel tüccar bir malını 18.33’ten alıp 13.80’a satmaz. Böyle bir yapıda neden ticari kredi versin ki, nitekim %98 oranında enflasyon(TÜFE-ÜFE ortalaması) artarken bankalar 2022 yılı sonu itibari ile toplam kredilerdeki artış oranı %54.5 tir .

Bankaların asli görevi mevduat toplayıp kredi satmaktır. Bir şekilde kredi vermek durumundadır. Ancak toplam maliyetin, satılan fiyatın üzerinde olduğu bir durumda kredi vermek zor olduğu kadar, kısa vadeli mevduat toplayıp uzun vadeli tüketici kredi ya da taksitli kredi vermek de zordur. O halde bankalar kısa vadeli vade ve faiz riski taşımayan Rotatif krediler ve kredi kartı risklerini arttırmışlardır. Nitekim toplam kredi artış oranı %54.30 iken, kısa vadeli işletme kredileri %87.6, kredi kartları %112.7 artmıştır. Öte yandan uzun vadeli tüketici kredileri %39.5, taksitli ticari krediler ise %44.7 ancak artabilmiştir. Sonuçta bankalar ucuza uzun vadeli taksitli ticari, yatırım ve  tüketici kredi vermek yerine, masraf ve komisyon adı altında bir takım bankacılık tekniklerini de kullanarak kısa vadeli kredi vererek karlıklarını artırmayı başarmışlardır.

Bankalar, önceki yıllarda topladığı mevduatın üzerine kredi verirken, artık topladığı mevduattan da düşük kredi vermek durumunda/zorunda kalıp krediye  dönüşmeyen kaynaklarını da devletten iç borç senetleri almak durumunda /zorunda kalmışlardır. Keza TL menkul kıymet artış oranı 2022 yılı içinde %85.2 olmuştur. Burada kamu otoritesinin bankaları devlet iç borçlanma senetlerini almak zorunda bırakmasını da unutmamak gerekir.

Toplam krediler içinde büyük işletmelere kullandırılan kredi payı %58’den %53’e düşmüşken, KOBİ’lere kullandırılan kredi payı %22’den %27’ye yükselmiştir. Bunun bir sebebi kamu tarafından yapılan düzenlemelerin  KOBİ kredilerine sağladığı avantajdır.

Buna rağmen hem KOBİ ve büyük işletmelerde hem de tüketici kredilerinde krediye ulaşım sorunu herkes tarafından dile getirmektedir. Gerek hükümetin bankacılık sektörü ile ilgili aldığı bir çok kararın etkisi, gerekse mevduat kredi faiz ilişkisinin bozulması nedeniyle bankaların kredi verme konusunda isteksiz davranmaları sonucu son dönemlerde hemen hemen tüm iş adamları, sanayici ve ticaret oda başkanları ve ihracatçılar tarafından KREDİYE ERİŞİM SORUNLARININ yaşadığı belirtilmektedir.

Hükümet tarafından yaratılan bu de facto durum, yüksek enflasyon ortamında eskiye göre firmaların işletme sermayesi ihtiyacını daha çok da artmasına rağmen, bankalarda kullandırılan kredi miktarları enflasyonun çok altında kalmıştır.  İş aleminin bu haklı talep ve şikayetlerine karşın hükümetin uygulamaya çalıştığı sistem devam ettikçe bankaların bu ortamda iştahlı kredi vermesi beklenemez. iktidarın kamu bankaları yoluyla ya da özel bankaları zorlayarak enflasyon üzerine kredi vermelerini sağlamaları 2022’de mümkün olamamıştır. Mevcut politikaların devamı durumunda 2023 yılı içinde de enflasyon oranının çok altında kredi kullanımı görmemiz mümkündür.

Seçim dönemi yaklaşırken büyümenin sağlanması bakımından, iç talebin yaratılması için asgari ücret artışı EYT yasasının çıkarılması, vergi affı ve benzeri popülist politikalarla bir nebze iç talep canlandırmaya çalışılmaktadır. Ancak bunun etkisi de en fazla 3-5 ay olabilecektir, sonrası ülkemizdeki yapısal SORUNLAR giderilmediği taktirde gerçeklerle tekrar yüz yüze kalmamız kaçınılmazdır.

Murat ŞENOL – Ekonomist, Bankacılık Uzmanı      www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

BORSA

SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borç sermayeye dönüştü, tartışma büyüdü

SASA Polyester’in 3 Haziran 2026 tarihinde açıkladığı Paya Dönüştürülebilir Tahvil (PDT) dönüşüm kararı, sermaye piyasalarında son dönemin en çok tartışılan işlemlerinden biri haline geldi. Şirket açısından bilançoyu güçlendiren bu adım, hisse yatırımcıları açısından ise “pay sulanması”, “değer kaybı” ve “güven erozyonu” tartışmalarını beraberinde getirdi.

Özellikle SASA Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim M. Turhan’ın geçmiş dönemde yaptığı açıklamalar nedeniyle yatırımcı tepkilerinin önemli bölümü şahsında toplandı.

Peki SASA ne yaptı, kim kazandı, kim kaybetti?

SASA ne yaptı?

Şirketin açıklamasına göre;

  • Yurt dışında ihraç edilen PDT sahipleri dönüşüm haklarını kullandı.
  • 37,3 milyon Euro nominal değerli tahvil hisseye dönüştürüldü.
  • Bunun karşılığında yeni paylar ihraç edildi.
  • Mevcut ortakların rüçhan hakları tamamen kısıtlandı.
  • Şirket sermayesi yaklaşık 785 milyon TL artırıldı.

Teknik olarak bakıldığında şirketin borcu azaldı ve özkaynakları güçlendi. Finansal açıdan değerlendirildiğinde bu işlem, borcun sermayeye dönüştürülmesi nedeniyle şirket bilançosunu rahatlatan bir yapı oluşturdu.

Şirket açısından olumlu sonuçlar

PDT dönüşümü sonrasında SASA’nın elde ettiği avantajlar şöyle sıralanabilir:

1. Döviz borcu azaldı

Tahvil yükümlülüğünün bir bölümü ortadan kalktı.

2. Finansal kaldıraç düştü

Borç/özkaynak dengesi iyileşti.

3. Faiz yükü azaldı

Gelecekteki finansman maliyetleri üzerinde olumlu etki oluştu.

4. Nakit çıkışı önlendi

Şirket tahvil geri ödemesi yapmak yerine hisse vererek yükümlülüğünü kapattı.

Yönetim perspektifinden bakıldığında bu işlem rasyonel ve bilanço güçlendirici bir finansman yöntemi olarak görülebilir.

Peki yatırımcı neden rahatsız oldu?

Sorunun cevabı “seyrelme etkisi” olarak adlandırılan süreçte yatıyor. Yeni hisseler üretildiğinde mevcut ortakların şirket içindeki pay oranı küçülür.

Buna sermaye piyasalarında “dilution” yani sulanma denilir.

Yatırımcıların itiraz ettiği temel nokta şu: Şirket borcunu azaltırken bunun maliyetinin önemli bir kısmı mevcut hissedarlara yansıtıldı.

Özellikle küçük yatırımcı açısından ortaya çıkan etkiler:

  • Hisse başına düşen şirket değeri geriledi.
  • Arz edilen pay miktarı arttı.
  • Satış baskısı oluştu.
  • Hisse fiyatı üzerinde aşağı yönlü baskı meydana geldi.
  • Portföy değerleri eridi.

Büyük tartışma: Tahvil yatırımcısı avantajlı mı oldu?

Piyasadaki eleştirilerin önemli bölümü bu noktada yoğunlaşıyor.

Tahvil yatırımcısı:

  • Önceden belirlenmiş şartlarla dönüşüm hakkı elde etti.
  • Belirli fiyat avantajına sahip oldu.
  • Hisseye dönüşüm sırasında daha korunaklı bir pozisyonda bulundu.

Borsa yatırımcısı ise:

  • Açık piyasadan hisse aldı.
  • Fiyat düşüşünün tüm riskini taşıdı.
  • Seyrelme etkisini doğrudan yaşadı.

Bu nedenle sosyal medyada sıkça dile getirilen görüşlerden biri şu oldu: “Şirket kurtarıldı ama küçük yatırımcı korunamadı.”

İbrahim M. Turhan neden hedef haline geldi?

Aslında kararın sahibi tek başına İbrahim M. Turhan değil. PDT ihracı ve dönüşüm süreçleri yönetim kurulu kararıyla ve SPK mevzuatı çerçevesinde yürütülüyor.

Ancak yatırımcı tepkilerinin önemli kısmı Turhan’a yöneldi. Çünkü İbrahim M. TUrhan aynı zamanda SASA Yönetim Kurulu Üyesi olması açıklamaları da yatırımcı o hassasiyet ile algıladı. Açıklamalar ile fiili duurm örtüşmeyip hisse değeri daha düşünce küçük yatırımcı dah afazla zarar etti; tartışmalar da bu noktada alevlendi.

Bunun birkaç nedeni bulunuyor.

1. Sürecin kamuoyundaki yüzü oldu

PDT mekanizmasını en fazla anlatan isimlerden biri İbrahim M. Turhan’dı.

2. Beklentiler ile sonuçlar uyuşmadı

Yatırımcılar açıklamalar sonrasında hisse üzerinde bu kadar güçlü bir baskı beklemiyordu.

3. Satış baskısı öngörülemedi

Piyasada oluşan fiyat hareketleri yatırımcıların hesaplarının ötesine geçti.

4. Güven sorunu oluştu

Hisse fiyatındaki sert düşüşler sonrasında yatırımcılar açıklamaların yeterince risk içermediğini düşünmeye başladı.

Yatırımcılar yanıltıldı mı?

Bu soru bugün en çok tartışılan konu.

Ancak hukuki açıdan bakıldığında;

“Yanıltma”, “manipülasyon”, “yanlış yönlendirme” gibi kavramların oluşabilmesi için SPK tarafından yapılacak inceleme ve hukuki süreçlerin sonuçlanması gerekir.

Bugün itibarıyla kamuoyuna açıklanmış herhangi bir SPK kararı veya yargı hükmü bulunmamaktadır.

Bu nedenle; “Yatırımcılar kesin olarak yanıltıldı” demek de, “Hiçbir sorun yaşanmadı” demek de mümkün değildir.

Ancak yatırımcı algısında ciddi bir güven kaybı oluştuğu açıktır.

Asıl sorun ne?

Bu olay aslında Türkiye sermaye piyasalarının kronik sorunlarından birini yeniden gündeme getirdi: Finansal mühendislik ile yatırımcı iletişimi arasındaki kopukluk.

Şirket yönetimleri bilanço açısından doğru kararlar alabilir.

Ancak bu kararların;

  • Küçük yatırımcıya etkileri,
  • Riskleri,
  • Olası fiyat baskıları,
  • Seyrelme sonuçları,

yeterince açık anlatılmadığında piyasalarda güven sorunu ortaya çıkıyor.

Sonuç

SASA’nın PDT dönüşümü şirket açısından bakıldığında borcu azaltan ve özkaynakları güçlendiren başarılı bir bilanço operasyonu olarak görülebilir.

Ancak borsa yatırımcısı açısından tablo çok daha farklıdır.

Payların seyrelmesi, hisse fiyatındaki sert düşüşler ve oluşan güven kaybı nedeniyle küçük yatırımcı önemli ölçüde zarar gördüğünü düşünüyor.

Bugün yaşanan tartışmanın merkezinde yalnızca bir sermaye artırımı değil; şeffaflık, yatırımcı iletişimi ve kurumsal güven meselesi bulunuyor.

Sermaye piyasalarında para kaybı telafi edilebilir.

Ancak yatırımcı güveni kaybedildiğinde onu geri kazanmak çok daha zor oluyor.

Bankavitrini.com Analiz

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi

Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, “Yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerimizi tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabiliyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Kuveyt Türk, bireysel finansman süreçlerinde yapay zeka destekli yeni uygulaması ‘Sizi Bilir’ ile müşteriye özel kar oranı dönemini başlattı.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, Kuveyt Türk, yeni uygulamasıyla finansman teklifi süreçlerinde müşteri deneyimini daha hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirmeyi hedefliyor.

Yapay zeka tabanlı tahminleme modeliyle geliştirilen sistem, müşterilerin harcama alışkanlıkları ve finansman geçmişlerini analiz ederek kendilerine uygun kar oranı sunulmasını sağlıyor.

Uygulama, veri temelli ve kişisel finansal davranışlara duyarlı bir yapı sunarak, her müşterinin kendi finansal yolculuğunu dikkate alan modelle çalışıyor.

Bireysel müşterilere yönelik olarak hayata geçirilen uygulamada finansal profili güçlü müşteriler avantajlı kar oranlarından yararlanabiliyor.

Müşteriler böylece hem finansal yüklerini daha etkin yönetirken, kendilerine özel tasarlanmış teklifle daha güvenli kararlar alabiliyor.

Müşteriler, ihtiyaç duydukları finansmana Kuveyt Türk Mobil ve Kuveyt Türk şubeleri üzerinden daha kısa sürede ve daha kişiselleştirilmiş koşullarla ulaşabiliyor.

‘Sizi Bilir’ modeli, Kuveyt Türk’ün yapay zeka temelli çözümleri bankacılık süreçlerine entegre etme vizyonunun önemli bir parçasını oluşturuyor.

Banka, müşterilerine bütünleşmiş, hızlı ve kişiselleştirilmiş bir bankacılık deneyimi sunmak için yapay zeka destekli çözümlerini daha geniş bir alana yayarak çalışmalarına hız veriyor.

– ‘Amacımız, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş bir yapıya kavuşturmak’

Açıklamada görüşlerine yer verilen Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, ‘Sizi Bilir’ modeliyle amaçlarının, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş ve müşteri odaklı bir yapıya kavuşturmak olduğunu belirtti.

Oral, yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerini tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabildiklerini aktararak, şunları kaydetti:

‘Bu yaklaşım, finansal profili güçlü müşteriler için daha avantajlı koşullar sunulmasına imkan tanırken tüm müşterilerimiz için dengeli ve sürdürülebilir finansman çözümleri üretmemizi sağlıyor. Kuveyt Türk olarak teknolojiyi, müşteri deneyimini iyileştiren ve güven ilişkisini güçlendiren bir araç olarak konumlandırmaya devam edeceğiz.’

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı

Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, “Akbank’a ve Türk ekonomisine duyulan güvenin altını çizen bu işleme imza atmaktan gurur duyuyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Akbank, 500 milyon dolar tutarında ve yüzde 8,25 faiz oranıyla sermaye benzeri tahvil ihracı gerçekleştirdi.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, vadesi 10,5 yıl, faiz yenileme tarihi 5,5 yıl olan ihracın coğrafi dağılımı yüzde 73 Birleşik Krallık, yüzde 18 Avrupa, yüzde 4 Amerika, yüzde 4 Orta Doğu ve yüzde 1 Asya şeklinde gerçekleşti.

Geniş tabanlı yatırımcı talebiyle emir defteri 1,2 milyar doların üzerine ulaşırken, güçlü talep sayesinde fiyatlama başlangıç seviyesine kıyasla 25 baz puan daralarak, yüzde 8,25 seviyesinde oldu.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, 500 milyon dolar tutarındaki sermaye benzeri tahvil ihracını başarıyla tamamladıklarını belirterek, şunları kaydetti:

’22 Haziran’da itfa edilecek (15 Mayıs’ta geri çağrılan) diğer Tier 2 ihracımız öncesinde, yatırımcılardan gelen güçlü ön talebi değerlendirerek, uygun piyasa koşullarında harekete geçtik. Sermaye benzeri borçlanma işlemlerinde geri çağırma haklarımızı istikrarlı biçimde kullanmamız da yatırımcı nezdinde olumlu karşılandı. Akbank’a ve Türk ekonomisine duyulan güvenin altını çizen bu işleme imza atmaktan gurur duyuyoruz.’

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.