Connect with us

ŞİRKETLER

Sevdiğimiz İşten Ayrılmayı Kolaylaştırma

Yayınlanma:

|

Belki daha baştan aşık oldunuz. Belki duygularınız zamanla gelişti. Bildiğiniz tek şey, herkesin aradığı ama pek az kişinin ulaştığı o şeye sahip olduğunuz gerçeği: Sevdiğiniz bir meslek. Ama bunu terk etmek üzeresiniz. Açıklamaya nereden başlayacağınızı bile bilmiyorsunuz.

Mesleğiniz harika. Çalıştığınız yer de öyle. Sorun onlarda değil, sizde. Ayrıca bu anlık bir karar da geçici bir heves de değil. Bunu bir süredir düşünüyorsunuz. Sonrasında pişman olacaksanız bile şimdi yollarınızı ayırmanız gerekiyor. Doğru zaman şu an.

Kendinize seçme şansı hâlâ sizdeyken, hâlâ seçenekleriniz varken ayrılmanız gerektiğini söyleyip duruyorsunuz. Bir yere bağlanamayacak kadar fazla genç, çantada keklik görülemeyecek kadar da iyisiniz. Böyle yapanlara neler olduğunu gördünüz. Gün geliyor ve hiçbir şey olmamış gibi kapının önüne koyuluyorlar. Neden? Yeni bir yetenek için mi? Yoksa aşkları yavaş yavaş kayıtsızlığa dönüşüyor ve sonucunda onları bir arayışa mı sokuyor? Hayır, siz buna izin vermeyeceksiniz ve bu büyük modern aşkın anısını kendiniz yok edeceksiniz.

Bu işler böyle, kabul etmelisiniz. Sigmund Freud’un yüz yıl önce söylediği sözü hâlâ alıntılanır, “İyi bir hayat yaşamak için sevebilmeye ve çalışabilmeye ihtiyacımız var” sözü. Görünüşe göre bu günlerde çalışmayı sevmemiz gerekiyor. Artık işlerimizden saygı, güvenlik ya da para beklemiyoruz. Tutku, tatmin ve sürprizler istiyoruz. Tek kelimeyle ifade etmek gerekirse romantizm istiyoruz.

Anlam bulacaksınız

Kurumlar bu istekleri ciddiye alıyorlar ve kalplerimizi kazanmak için her şeyi yapıyorlar. Artık yeteneği çekmek için sadece maddi ödüller vaat etmiyorlar. İşe alım sloganları “anlam” bulacağınızın sözünü veriyor. Gelişeceksiniz. Bir topluluğun parçası olacaksınız ve dünyayı değiştirmeye yardım edeceksiniz. Şansınız yaver giderse iyi bir maaş da alabilirsiniz. Aşık olmanıza engel teşkil edecek ne kaldı ki?

Akademisyenler, kalbimizi bir kuruma kaptırmamızı sağlayan etmenleri anlamak için yıllarını harcadı. Buna özdeşleşme diyorlar. Emeklerimizi sadece güzel kâr paketleriyle ödüllendirmeleri yetmiyor. Aşkla bağlandığımız şirketler aynı zamanda kendimizi daha iyiye taşıma fırsatını vaat ediyor.

“Özdeşleştiğimizde” ne yaparsak o oluyoruz. Kendimizi kurumun değerleriyle bütünleşmiş şekilde görüyoruz. Eğer iş yerim açık, disiplinli ve girişimciyse ben de öyle olmalıyım. Kurumumuz parlıyorsa biz de parladığımızı hissederiz. O sıkıntılar çekiyorsa biz de sıkıntıda hissederiz. Tıpkı diğer romantik ilişkiler gibi işlerimiz de en sağlıklı ve en mantıklı bağımlılığımız gibi görünüyor.

İşlerimizi düşünmeden duramamamız ve bazen aklımızı kaybetmemize neden olmaları şaşılacak bir şey değil. İlişkiler böyledir. Talepkardır. Sizi tüketebilir. Ama iyiye gidiyorsa da size hayat katar. Tabii devam ettiği sürece.

Eskiden aşıktım fakat şimdi?

Eskiden sevdikleri bir hisse karşı artık hiçbir duygu beslemeyen insanlarla çok sık karşılaşıyorum. Karmakarışık olmuş hislerini anlamlandırmak için genellikle, tıpkı çift terapilerinde olduğu gibi yönetim kurslarına yöneliyorlar. Onları anlayabiliyorum çünkü bazı günler ben de onlar gibi oluyorum. Tereddütü, hafif bir suçluluk hissini, korkuyu biliyorum. Sabırsızlık mı ediyorum? Unutabilecek miyim? Daha iyisini ya da en azından iyi olan bir şeyi bulacak mıyım? Peki ayrıldığımda ben kim olacağım?

Bazen bu sorular, işimizle aramızda işlevsiz bir romantik ilişki olduğunun ve bu ilişkinin içinde hapsolduğumuzun işaretidir. Öte yandan, işimize olan aşkımız düzeyli ve olgun bir aşka dönüşmüş de olabilir. Çoğu zaman ikisinin karışımı bir durum vardır ama bu ikisini birbirinden ayırmak kritiktir. Nasıl iyi bir şekilde ayrılabileceğinizi düşünmeden önce neden ayrıldığınızı anlamak zorundasınız.

İşlevsiz bir ilişki içinde olup olmadığınızı şöyle anlarsınız. Çok veriyorsunuz, ihtiyacınız olanı almıyorsunuz ve bunun sizin hatanız olduğuna inandırılıyorsunuz. Suistimal söz konusu olsa bile ayrılmak zor geliyor. Ekonomik ve psikolojik nedenlerden dolayı hapsolmuş hissediyorsunuz. Gitmek istiyorsunuz ama yeterince güçlü hissetmiyorsunuz ve dürüst olmak gerekirse, gittiğinizi hayal bile edemiyorsunuz. Onun yokluğunda kim olacaksınız ki?

Duygularınızın sağlam bir aşka dönüştüğünüyse şöyle anlarsınız: Tutkunuz, adanmışlığa dönüşüyor ve neyin kendinizi adamaya değer olduğunu fark etmeye başlıyorsunuz. Bir işe kendinizi adamanın doğru olduğundan emin değilsiniz çünkü siz onu ne kadar severseniz sevin, bir iş sizi sevemez. Siz yaptığınız işi ve işiniz aracılığıyla hayatlarına dokunduğunuz insanları seviyorsunuz. Bunlar sizin adanmışlığınızı hak ediyor.

Bu ilişkide işlevsiz mi kaldınız?

Eğer işlevsiz bir ilişki içinde olduğunuza kanaat getirirseniz iyi bir şekilde terk etmenin tek yolu var: Ne kadar erken o kadar iyi. Kendinizi desteklemek için neye ihtiyacınız olduğunu bulun, bu başka bir iş ya da dostlarınız olabilir. Sonra kendinizi bu işlevsiz ilişkiden tamamen çıkarın. İyileşmeniz düşündüğünüzden daha kısa sürecek. İşinizin sadece belirli kısımları işlevsiz olsa da o kısımlarla aranıza net bir sınır çekin. Daha iyi olduğunu fark ettiğiniz an özgürleşeceksiniz.

Eğer halihazırda çekici bir teklif ya da çevrenizde yeterince destekleyici faktör gibi alternatifleriniz varsa ve hâlâ tereddüt ediyorsanız başka bir yol izlemeniz gerekli. Aşkınızı mesleğinizden yaptıklarınıza çevirmeli ve eskisine saygı duyarken yenisine sarılmalısınız. Yani ayrılmadan önce iki kez düşünün: Birincisinde neyden ayrılmanız gerektiğini, ikincisinde neyden ayrılamadığınızı. Sonra birincinin yasını tutup diğerini yanınızda götürün.

Eskimiş olsa da artık onu aşmış olsanız da sizi siz yapan mesleğinizi bırakmak hızlı ve kolay olmayabilir. Öyle olması için de çabalamamalısınız. Bu bir hakaret, boşa öğrenme olacaktır. Kişilere ve mekanlara, hatta eşyalara veda etmek için kendinize zaman verin. Bir işi son kez yapışınızın, son defa toplantıya katıldığınızın ya da o camdan son kez dışarıyı seyredişinizin farkında olun. Bir parti varsa onu hikayelerle doldurun. Tüm bu kutlamanın yanında üzgün hissedebilirsiniz, buna izin verin. İnsanlar sizi tebrik ederken sizi avutmalarına da hazır olun. Üzüntünüz, kararınızın doğruluğunu sorgulamanıza neden olabilir. Yanlış karar vermiş olabilirsiniz, bunu da düşünmelisiniz tabii. Ama bu kuşku belki de baştan beri her şeyi doğru yaptığınıza işarettir.

Kaybınızın tadını çıkarın

İşinizin size son bir şey öğretmesine izin verin: Kaybın tadını çıkarmak. Buna tekrar ihtiyacınız olacak. Sabit iş yeri kavramının yok oldu günümüzde yoluna devam etmek de bir şeye kendini adamak kadar önemli. İkisini birden yapamıyorsak yetenekli görülmemiz pek de olası değil. Yani işimizi sevmek yeterli değil. Onu bırakabilmeyi de öğrenmeliyiz. Üstelik doğru şekilde sevmek zorsa doğru şekilde terk etmek de zor.

İçten vedalarınızı gerçekleştirirken sevdiğiniz işi terk ederken hafif bir bavulla çıkmanız gerektiğini düşünmeyin. Alabileceğiniz her şeyi alın ki içinizden bir parça geride kalmasın. Başka bir yerde de olsa devam edeceğiniz yeni işe geçiş sürecine odaklanın ve bıraktığınız işin sınırlamaları olmadan bu yeni işin sizi ne kadar geliştireceğini düşünün. Yeni iş hayatınızda olmasını istediğiniz kişilerin ilişkinizin devam ettiğini, hatta farklı yönlerde gelişebileceğini bilmesini sağlayın. Eğer bu yönlerin neler olduğunu biliyorsanız sesli ifade etmek hem sizi hem onları iyi hissettirecektir. Liste yapmayı seven bir insansanız işiniz ve beraberinizde götüreceğiniz kişiler için bir liste yapın.

Son olarak çalıştığınız kuruma bakın. Ondan ayrılmayı seçmiş olabilirsiniz ama size kattığı alışkanlıkları ve değerleri koruyabilirsiniz. Özdeşleştirmenin güzelliği de bu: Bilgisayarınız ve rozetinizin aksine bunları geri vermek zorunda değilsiniz. Çoğu insan uzun zaman önce bıraktıkları iş yerlerinde geçirdikleri günleri mutlulukla anar çünkü bu yerler onların kim olduklarını, neler yapabileceklerini ve nereye gidebileceklerini keşfetmelerini sağlamıştır. Jennifer Petriglieri ve ben bu tarz kurumlara “özdeşleşme iş yerleri” dedik. Günümüzün ve çağımızın mobil yetenekleri bunları çekici buluyor çünkü bu iş yerleri bize hareket edebildiğimizi hissettiriyor. Biz gittikten sonra da yanımızda kalıyorlar.

Bazen ayrılık şarttır

Bazen yaptığımız işi daha iyi sevmek için mesleğimizi bırakmamız ya da çalıştığımız kurumdan ayrılmamız gerekir. Çünkü iyi sevmek için hiçbir meslek ya da kurum tarafından öğretilmeyen bir şey gereklidir: Yalnız da kalabilme. Bunu yapabilirsek aşk artık bir ihtiyaç değil mutluluk olur. Sınırlarımızı çizme ihtalimiz yükselir ve bu kendimizden feragat etmeden başkalarıyla ve mesleğimizle yakınlaşmamızı kolaylaştırır. Yalnız kalabildiğimizde sömürülme ve suistimale uğrama ihtimalimiz düşer. Kendimizi gerçekten adayabiliriz çünkü esir değiliz. Daima ileri git!

Bir mesleği ya da kurumu sevmenin buna değdiğini düşünmüyorum. Tekrar belirtiyorum: Onlar size karşı aynı sevgiyi besleyemez. Ama bir meslek ya da kurum sevdiğiniz işi ve insanları bulmanızı sağlıyorsa o zaman iyidir ve hem çalışırken hem de ayrılırken saygıyı hak eder.

M. Furkan BAŞKAK

Okumaya devam et

GÜNCEL

İstanbul Finans Merkezi için tarihi teşvik paketi yayımlandı

Yayınlanma:

|

Yazan:

4 Haziran 2026 tarihli yeni vergi ve yatırım düzenlemeleri ne getiriyor?

Resmî Gazete’de yayımlanan 7582 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, vergi, yatırım, üretim, yurt dışı gelirler ve kamu alacaklarının tahsili alanlarında önemli değişiklikler içeriyor. Özellikle üretici firmalar, yabancı yatırımcılar, yurt dışından Türkiye’ye dönen yüksek gelir grupları ve vergi mükellefleri açısından dikkat çekici düzenlemeler bulunuyor.

1. Kamu borçlarında taksit süresi iki katına çıktı

6183 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle kamu borçlarının tecil süresi 36 aydan 72 aya çıkarıldı. Ayrıca bazı işlemlerdeki limit 50 bin TL’den 1 milyon TL’ye yükseltildi.

Vatandaş ve firmaya etkisi

  • Vergi ve SGK borcu olan şirketlerin ödeme yükü hafifleyecek.
  • Nakit akışı bozulan KOBİ’ler daha uzun vadede borçlarını yapılandırabilecek.
  • Tahsilat baskısı kısa vadede azalırken devletin tahsilat süresi uzayacak.

2. Yurt dışından Türkiye’ye dönenlere 20 yıl vergi avantajı

Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen yeni düzenleme ile son 3 yılda Türkiye’de vergi mükellefi olmayan kişilerin yurt dışından elde ettikleri gelirler 20 yıl boyunca gelir vergisinden istisna tutulabilecek.

Kimleri ilgilendiriyor?

  • Yurt dışında çalışan profesyoneller
  • Yazılımcılar
  • Fon yöneticileri
  • Girişimciler
  • Uluslararası danışmanlar

Etkisi

Türkiye, yüksek gelirli ve nitelikli insanları çekmek için vergi rekabetine giriyor. Özellikle Dubai, Londra ve Singapur’da yaşayan Türklerin dönüşünü teşvik etmeyi amaçlıyor.

3. “Nitelikli Hizmet Merkezi” dönemi başlıyor

Kanunla ilk kez “Nitelikli Hizmet Merkezi” tanımı getirildi. Çok uluslu şirketlerin finans, muhasebe, veri analizi, risk yönetimi, insan kaynakları ve teknoloji operasyonlarını Türkiye’den yönetmelerine yönelik yeni teşvik sistemi kuruldu.

Şirketlere sağlanan avantajlar

  • Personel ücretlerinde gelir vergisi avantajı
  • Kurumlar vergisinde büyük indirimler
  • İstanbul Finans Merkezi ve belirli endüstri bölgelerinde daha güçlü teşvikler

Beklenen sonuç

Türkiye’nin;

  • bölgesel finans merkezi,
  • bölgesel muhasebe merkezi,
  • teknoloji ve veri merkezi

olma hedefi güçleniyor. Özellikle İstanbul Finans Merkezi’nin uluslararası şirket çekme kapasitesi artırılıyor.

4. Üretici şirketlere %12,5 kurumlar vergisi

Kanunun en dikkat çekici maddelerinden biri üretim ve tarım şirketlerine yönelik.

Sanayi sicil belgesine sahip ve fiilen üretim yapan şirketlerin üretim kazançları için kurumlar vergisi oranı %12,5 olarak uygulanacak.

Kim kazanıyor?

  • İmalat sanayi
  • Organize sanayi bölgelerindeki üreticiler
  • Tarımsal üretim şirketleri

Etkisi

Bu düzenleme özellikle krediye erişimde zorlanan reel sektör için önemli bir vergi desteği niteliğinde.

Bankavitrini açısından bakıldığında bu düzenleme:

  • üretim yatırımlarını artırabilir,
  • kayıtlı üretimi teşvik edebilir,
  • sanayi şirketlerinin özkaynak birikimini güçlendirebilir.

Ancak finansman maliyetleri yüksek kaldığı sürece tek başına yeterli olmayabilir.

5. Yurt dışı ticarete dev vergi avantajı

Yurt dışından alınan malın Türkiye’ye gelmeden başka ülkeye satılmasından elde edilen kazançların %95’i kurumlar vergisi matrahından indirilebilecek. Bazı bölgelerde bu oran %100’e kadar çıkabilecek.

Sonuç

Türkiye’nin:

  • ticaret merkezi,
  • tedarik zinciri merkezi,
  • bölgesel lojistik üs

olma hedefi destekleniyor.

6. Yeni “Varlık Barışı” geliyor

31 Temmuz 2027’ye kadar yurt dışındaki para, altın, döviz ve menkul kıymetlerin Türkiye’ye getirilmesine imkan tanıyan yeni bir varlık barışı düzenlemesi getiriliyor.

Dikkat çeken nokta

Normal vergi oranı %5.

Ancak;

  • 5 yıl tutulursa %0
  • 4 yıl tutulursa %1
  • 3 yıl tutulursa %2
  • 2 yıl tutulursa %3
  • 1 yıl tutulursa %4

olarak uygulanabilecek.

Ekonomiye etkisi

Hazine’nin amacı:

  • Döviz girişini artırmak,
  • Finansal sisteme kaynak çekmek,
  • Yastık altı ve yurt dışındaki varlıkları kayıt altına almak.

Bankavitrini yorumu

Bu kanun, ilk bakışta bir “vergi kanunu” gibi görünse de aslında üç stratejik hedef taşıyor:

1. Üretimi teşvik etmek

%12,5 kurumlar vergisi bunun en somut göstergesi.

2. Yabancı sermayeyi çekmek

Nitelikli hizmet merkezleri ve İstanbul Finans Merkezi teşvikleri bu amaçla getirildi.

3. Döviz girişini artırmak

Varlık barışı ve yurt dışı gelir istisnaları bu hedefe hizmet ediyor.

Ancak düzenlemenin başarısı sadece vergi avantajlarına değil;

  • hukuk güvenliğine,
  • finansmana erişime,
  • kur istikrarına,
  • yatırım ortamına

bağlı olacak.

Aksi halde vergi teşvikleri tek başına beklenen yatırım ve üretim artışını sağlayamayabilir. Buna karşın özellikle üretici firmalar, ihracatçılar ve uluslararası hizmet şirketleri açısından son yılların en önemli teşvik paketlerinden biri olduğu söylenebilir.

Önerilen başlıklar:

  1. Vergide yeni dönem: Kim kazanacak, kim kaybedecek?
  2. Üreticiye %12,5 vergi müjdesi: Sanayi için yeni fırsat
  3. Türkiye vergi rekabetine giriyor: Yurt dışındaki Türkler geri döner mi?
  4. Varlık barışı geri döndü: Döviz girişinde yeni hamle
  5. İstanbul Finans Merkezi için tarihi teşvik paketi yayımlandı

Kaynak: 4 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7582 sayılı Kanun.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borsada işlem gören firmaların dahi finansmana erişimde zorlandığı bir dönemde, şirketlerin kredi taleplerinde alışılmışın dışında sorularla karşılaşması; destek yerine köstek olunması kime ne kazandıracak?

İyi günlerde peşinden koşulan firmaların, zor zamanlarında da yanında olmak gerekir. Çünkü bankacılığın asli görevi yalnızca “riski reddetmek” değil; doğru analizle, doğru teminatla ve doğru nakit akışı kurgusuyla firmaların üretmeye devam etmesini sağlamaktır.

Bugün bazı bankalarda, klimalı odalarda oturup “red”, “olmaz”, “uygun değil” diyerek parayı batırmadığını düşünen bir anlayışın öne çıktığını görüyoruz. Oysa firmayı tanımadan, hikâyesini bilmeden, talep edilen finansman sonrası oluşacak nakit akışını analiz etmeden; beş ay önceki mali verilerle bugünün şirketini değerlendirmek sağlıklı bir tahsis politikası olamaz.

Limit açmadığınız bir firma, müşteri çeklerini factoring yoluyla nakde çevirdi diye “factoring riski var” denilerek uzak duruluyorsa, şu soru sorulmalıdır: O halde neden o firmaya çek karşılığı banka limiti açılmadı?

Daha da çelişkili olanı, kendi factoring şirketi bulunan bankaların bile “factoring riski var” gerekçesiyle kredi taleplerine mesafeli durmasıdır. Madem factoring bazılarına göre bu kadar sakıncalı görülüyor, o zaman bankaların neden factoring şirketleri var?

Unutulmamalıdır ki müşteri olmadan bankacılık sistemi bir hiçtir. Bankaların ihtiyacı; batan, iflas eden, üretimden kopan müşteriler değil; çalışan, üreten, istihdam sağlayan ve ayakta kalan müşterilerdir.

Buradan tüm bankaların kredi tahsis yöneticilerine sevgi ve saygılarımı sunuyor; bu dönemde bakış açısının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bugün firmaya kapatılan her kredi kapısı, yarın ekonomide kapanan bir üretim kapısına dönüşebilir.

Bayram KOÇSOY – Emekli Banka Müdürü

Okumaya devam et

BORSA

SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borç sermayeye dönüştü, tartışma büyüdü

SASA Polyester’in 3 Haziran 2026 tarihinde açıkladığı Paya Dönüştürülebilir Tahvil (PDT) dönüşüm kararı, sermaye piyasalarında son dönemin en çok tartışılan işlemlerinden biri haline geldi. Şirket açısından bilançoyu güçlendiren bu adım, hisse yatırımcıları açısından ise “pay sulanması”, “değer kaybı” ve “güven erozyonu” tartışmalarını beraberinde getirdi.

Özellikle SASA Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim M. Turhan’ın geçmiş dönemde yaptığı açıklamalar nedeniyle yatırımcı tepkilerinin önemli bölümü şahsında toplandı.

Peki SASA ne yaptı, kim kazandı, kim kaybetti?

SASA ne yaptı?

Şirketin açıklamasına göre;

  • Yurt dışında ihraç edilen PDT sahipleri dönüşüm haklarını kullandı.
  • 37,3 milyon Euro nominal değerli tahvil hisseye dönüştürüldü.
  • Bunun karşılığında yeni paylar ihraç edildi.
  • Mevcut ortakların rüçhan hakları tamamen kısıtlandı.
  • Şirket sermayesi yaklaşık 785 milyon TL artırıldı.

Teknik olarak bakıldığında şirketin borcu azaldı ve özkaynakları güçlendi. Finansal açıdan değerlendirildiğinde bu işlem, borcun sermayeye dönüştürülmesi nedeniyle şirket bilançosunu rahatlatan bir yapı oluşturdu.

Şirket açısından olumlu sonuçlar

PDT dönüşümü sonrasında SASA’nın elde ettiği avantajlar şöyle sıralanabilir:

1. Döviz borcu azaldı

Tahvil yükümlülüğünün bir bölümü ortadan kalktı.

2. Finansal kaldıraç düştü

Borç/özkaynak dengesi iyileşti.

3. Faiz yükü azaldı

Gelecekteki finansman maliyetleri üzerinde olumlu etki oluştu.

4. Nakit çıkışı önlendi

Şirket tahvil geri ödemesi yapmak yerine hisse vererek yükümlülüğünü kapattı.

Yönetim perspektifinden bakıldığında bu işlem rasyonel ve bilanço güçlendirici bir finansman yöntemi olarak görülebilir.

Peki yatırımcı neden rahatsız oldu?

Sorunun cevabı “seyrelme etkisi” olarak adlandırılan süreçte yatıyor. Yeni hisseler üretildiğinde mevcut ortakların şirket içindeki pay oranı küçülür.

Buna sermaye piyasalarında “dilution” yani sulanma denilir.

Yatırımcıların itiraz ettiği temel nokta şu: Şirket borcunu azaltırken bunun maliyetinin önemli bir kısmı mevcut hissedarlara yansıtıldı.

Özellikle küçük yatırımcı açısından ortaya çıkan etkiler:

  • Hisse başına düşen şirket değeri geriledi.
  • Arz edilen pay miktarı arttı.
  • Satış baskısı oluştu.
  • Hisse fiyatı üzerinde aşağı yönlü baskı meydana geldi.
  • Portföy değerleri eridi.

Büyük tartışma: Tahvil yatırımcısı avantajlı mı oldu?

Piyasadaki eleştirilerin önemli bölümü bu noktada yoğunlaşıyor.

Tahvil yatırımcısı:

  • Önceden belirlenmiş şartlarla dönüşüm hakkı elde etti.
  • Belirli fiyat avantajına sahip oldu.
  • Hisseye dönüşüm sırasında daha korunaklı bir pozisyonda bulundu.

Borsa yatırımcısı ise:

  • Açık piyasadan hisse aldı.
  • Fiyat düşüşünün tüm riskini taşıdı.
  • Seyrelme etkisini doğrudan yaşadı.

Bu nedenle sosyal medyada sıkça dile getirilen görüşlerden biri şu oldu: “Şirket kurtarıldı ama küçük yatırımcı korunamadı.”

İbrahim M. Turhan neden hedef haline geldi?

Aslında kararın sahibi tek başına İbrahim M. Turhan değil. PDT ihracı ve dönüşüm süreçleri yönetim kurulu kararıyla ve SPK mevzuatı çerçevesinde yürütülüyor.

Ancak yatırımcı tepkilerinin önemli kısmı Turhan’a yöneldi. Çünkü İbrahim M. TUrhan aynı zamanda SASA Yönetim Kurulu Üyesi olması açıklamaları da yatırımcı o hassasiyet ile algıladı. Açıklamalar ile fiili duurm örtüşmeyip hisse değeri daha düşünce küçük yatırımcı dah afazla zarar etti; tartışmalar da bu noktada alevlendi.

Bunun birkaç nedeni bulunuyor.

1. Sürecin kamuoyundaki yüzü oldu

PDT mekanizmasını en fazla anlatan isimlerden biri İbrahim M. Turhan’dı.

2. Beklentiler ile sonuçlar uyuşmadı

Yatırımcılar açıklamalar sonrasında hisse üzerinde bu kadar güçlü bir baskı beklemiyordu.

3. Satış baskısı öngörülemedi

Piyasada oluşan fiyat hareketleri yatırımcıların hesaplarının ötesine geçti.

4. Güven sorunu oluştu

Hisse fiyatındaki sert düşüşler sonrasında yatırımcılar açıklamaların yeterince risk içermediğini düşünmeye başladı.

Yatırımcılar yanıltıldı mı?

Bu soru bugün en çok tartışılan konu.

Ancak hukuki açıdan bakıldığında;

“Yanıltma”, “manipülasyon”, “yanlış yönlendirme” gibi kavramların oluşabilmesi için SPK tarafından yapılacak inceleme ve hukuki süreçlerin sonuçlanması gerekir.

Bugün itibarıyla kamuoyuna açıklanmış herhangi bir SPK kararı veya yargı hükmü bulunmamaktadır.

Bu nedenle; “Yatırımcılar kesin olarak yanıltıldı” demek de, “Hiçbir sorun yaşanmadı” demek de mümkün değildir.

Ancak yatırımcı algısında ciddi bir güven kaybı oluştuğu açıktır.

Asıl sorun ne?

Bu olay aslında Türkiye sermaye piyasalarının kronik sorunlarından birini yeniden gündeme getirdi: Finansal mühendislik ile yatırımcı iletişimi arasındaki kopukluk.

Şirket yönetimleri bilanço açısından doğru kararlar alabilir.

Ancak bu kararların;

  • Küçük yatırımcıya etkileri,
  • Riskleri,
  • Olası fiyat baskıları,
  • Seyrelme sonuçları,

yeterince açık anlatılmadığında piyasalarda güven sorunu ortaya çıkıyor.

Sonuç

SASA’nın PDT dönüşümü şirket açısından bakıldığında borcu azaltan ve özkaynakları güçlendiren başarılı bir bilanço operasyonu olarak görülebilir.

Ancak borsa yatırımcısı açısından tablo çok daha farklıdır.

Payların seyrelmesi, hisse fiyatındaki sert düşüşler ve oluşan güven kaybı nedeniyle küçük yatırımcı önemli ölçüde zarar gördüğünü düşünüyor.

Bugün yaşanan tartışmanın merkezinde yalnızca bir sermaye artırımı değil; şeffaflık, yatırımcı iletişimi ve kurumsal güven meselesi bulunuyor.

Sermaye piyasalarında para kaybı telafi edilebilir.

Ancak yatırımcı güveni kaybedildiğinde onu geri kazanmak çok daha zor oluyor.

Bankavitrini.com Analiz

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.