Connect with us

BANKA HABERLERİ

QNB Finansbank Genel Müdürü Tan: Kredi büyümesinin yavaşlaması, batık kredi oranının artması gibi riskler var

Yayınlanma:

|

QNB Finansbank Genel Müdürü Ömür Tan, “Bankacılık Söyleşileri” kapsamında AA’ya yaptığı açıklamada, salgın dönemi sonrası küresel ekonomide para politikası başta olmak üzere ekonomi politikalarını belirleyen ana faktörün enflasyondaki görünüm olduğunu, küresel çapta artan enflasyona karşılık olarak gelişmiş ülke merkez bankaları da dahil olmak üzere birçok merkez bankasının faiz artırımı sürecine girdiğini, akabinde artan fonlama maliyetlerinin de beraberinde talebi baskılayıp enflasyondaki görünümü iyileştirirken, küresel ekonomide resesyon riski yarattığını söyledi.

Dikkat çekici diğer bir konunun artan jeopolitik riskler olduğunu, bu sebeple enerji ve emtia fiyatlarında artış görüldüğünü ve halen birçok risk bulunduğunu aktaran Tan, “Bugüne ve yarına dair duruma bakarsak enflasyon beklentilerinin iyileştiğini ve faiz artırım süreçlerinin büyük oranda tamamlandığını görüyoruz.” dedi.

Gelecek yıl için küresel ekonomide büyümenin yavaşlamasının beklendiğini, bu sebeple küresel büyümenin 2024’te yüzde 2-3 aralığında gerçekleşebileceğini tahmin ettiklerini belirten Tan, “Merkez bankaları, enflasyon görünümündeki iyileşmeden emin olduklarında özellikle yılın ikinci yarısında faiz indirimi sürecini de başlatabilirler. Jeopolitik risklerin azaldığı ve emtia fiyatlarında dengenin sağlandığı bir ortamda resesyon ihtimali çeyreksel bazda ortaya çıksa da küresel ekonominin yıllık bazda büyümesini bekliyoruz. İyileşen koşullarla küresel risk iştahı da toparlanacaktır. Bu sayede asıl normalleşmeyi ve büyüme trendinde artışı 2025 yılında görebileceğiz.” diye konuştu

“Şu an daha öngörülebilir bir ekonomik görünüm var”

Ömür Tan, 2023’ün Türkiye açısından çok hareketli bir yıl olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

“Yılın başında deprem felaketini yaşadık, ardından uzun soluklu bir seçim süreci yaşadık. Seçimlerden sonra da ekonomi yönetimindeki değişim yıla en çok damga vuran gelişmeler oldu. Yeni ekonomi yönetimi işbaşı yaptığında en dikkat çekici konular enflasyon ve cari açıktı. Ekonomik görünüm çerçevesinde hızla aksiyon alındı, faiz artırımı sürecine girdik, makro ihtiyati tedbirler açıklandı ve sadeleşme adımları atıldı. Şu an daha öngörülebilir bir ekonomik görünüm var. Bunu ekonomik göstergelerde ve beklentilerde de görebiliyoruz. Orta ve uzun vadede ise atılan adımların daha fazla karşılığı olacağına ve bu adımların sürdürülmesi gerektiğine inanıyorum. Önümüzdeki yılda şu an atılan ve atılmaya devam edilen adımların sonuçlarını daha net bir şekilde göreceğiz.

Gelecek sene için beklentilerimiz atılan sıkılaştırıcı adımlarla birlikte iç talebin azalmasıyla enflasyonda kalıcı düşüş safhasına geçilmesi, ülke içerisinde TL cinsinden araçların yatırım aracı olarak görülmesiyle dolarizasyonun azalması, verimli ekonomik büyüme ve ihracatın da çok teşviki ile cari açığın azalması olacak. 2024 yılında iyileşen ekonomik göstergelerle birlikte ekonomiye güvenin artacağını ve küresel koşulların durumuna bağlı olarak sermaye akımlarının başladığını görebiliriz.”

“Atılan adımları orta ve uzun vadede olumlu buluyoruz”

QNB Finansbank Genel Müdürü Tan, bankacılık sektörü açısından 2022 yılına damgasını vuran konunun regülasyonlar olduğuna işaret ederek, bu çerçevede geçen yılın sektörde hedefler üzerine kurulan stratejilerle geçtiğini, bu yıl ise yeni ekonomi yönetimi tarafından faizlerin kademeli olarak artırıldığını ve regülasyonların sadeleştirildiğini anlattı.

Tan, “Kısa vadede sıkılaştırma adımları fonlama maliyetlerinin artması sebebiyle bankaların gelir tablosu açısından olumsuz etkiye sebep olsa da atılan adımları orta ve uzun vadede olumlu buluyoruz. Sıkılaştırma adımları, hem banka bilançolarını daha dengeli hale getiriyor hem de daha öngörülebilir bir ortam yaratıyor. Örneğin, aylık büyüme sınırları ile birlikte kredi talebinin ve iç talebin görece yavaşlatılması hedefleniyor. Öbür taraftan, artan fonlama maliyetleri sınırlı da olsa sorunlu kredi oranının artmasına sebep olabilir. Ancak şu an bankacılık sektöründe rekor seviyede düşük sorunlu kredi oranı olduğu için bunun da bir normalleşme olacağını düşünebiliriz. Bu adımların enflasyon beklentileri tamamen iyileşene ve TCMB başta olmak üzere ekonomi yönetiminin orta vadeli hedeflerine ulaşana kadar sürdürülebileceğini düşünüyorum.” şeklinde konuştu.

Türk bankacılık sektörü açısından beklentilerden farklılaşan bir yıl geçirdiklerini ifade eden Tan, kademeli sıkılaştırıcı para politikasına geçilmesinin dengeleri ve beklentileri değiştirdiğini, sektör açısından karlılık artıp bilançolar büyüse de regülasyonlar sebebiyle gelen hedeflerin zorlayıcı olduğunu söyledi.

BDDK verilerine göre, Ocak-Ekim 2023’te toplam aktiflerin yüzde 52, canlı kredilerin yüzde 46, müşteri mevduatlarının ise yüzde 57 büyüdüğünü, karlılık yıllık bazda yüzde 45 artışla 486 milyar liraya ulaşırken ortalama öz kaynak karlılığının yüzde 34,2 olduğunu aktaran Tan, “QNB Finansbank olarak biz de canlı kredisi büyümesi ve karlılık göstergelerinde hem sektörden hem de özel bankalardan olumlu ayrıştık.” dedi.

“Gelir tarafında bir daralma görmemiz olasılık dahilinde”

Ömür Tan, sektörde en çok dikkat çeken olumlu gelişmelerin faiz artışı sürecine geçilmesiyle orta ve uzun vadeli öngörülebilirliğin artması ve aktif kalitesinin iyi gitmeye devam etmesi olduğunu vurgulayarak, sektörde sermaye yeterlilik oranlarının güçlü oluşu ve bilançoların yapısının dayanıklı olmasının da olası risklere karşı koruma sağladığını kaydetti.

Tan, “Sektörde zorluk açısından ise faiz artışı sürecine kadar liralaşma hedeflerinin gerçekleştirilmesi zorlu bir hedefti. Şu an 1 yıllık vadede bankalar, enflasyon beklentilerine göre reel olarak pozitif getiri sağlayabiliyor. Bu sebeple standart TL mevduat daha çok tercih edilen bir ürün oldu. Ayrıca, halihazırda sterilizasyon amacıyla KKM hesaplarına yönelik olarak uygulanan zorunlu karşılıklara nema verilmemesi de yüksek tutarlı bakiyeler üzerinden faiz gelirinden mahrum kalınmasına ve net faiz marjlarının gerilemesine sebep oluyor. Bu sebeple de gelir tarafında kısa vadede bir daralma görmemiz olasılık dahilinde.” diye konuştu.

QNB Finansbank Genel Müdürü Tan, riskleri sıraladı

Bankacılık sektörüne yönelik 2024 beklentilerini de paylaşan Tan, şöyle devam etti:

“2024 yılında Türk bankacılık sektöründe, halihazırdaki para politikasının uygulandığı ve alınan aksiyonlar devam ettiği sürece enflasyon beklentileri paralelinde bir oranda kredi büyümesi görebiliriz. Gelecek yıl da kredi talebi, proje finansman ve ithalatçı firma talepleri haricinde TL cinsinden olacaktır. Enflasyon beklentilerine de uygun olarak gelecek sene kredi büyümesinin yüzde 35-40 arasında gerçekleşebileceğini tahmin edebiliriz. Mevduat tarafında da artan faizlerle birlikte TL mevduata talep daha fazla. Önümüzdeki yılda da bu trendin devam edeceğini ve ekonomi yönetiminin hedefi dahilinde liralaşma stratejisinin karşılığının daha fazla alınabileceğini düşünüyorum. Burada önemli olan şart ise mevcut para politikasının devam etmesi olacak. Bu çerçevede yabancı para (YP) cinsinden mevduat büyümesinin yatay kalabileceğini, TL cinsinden mevduatların ise yüzde 40 civarında büyüyeceğini öngörebiliriz.

Karlılık açısından bakarsak mevcut koşullarda faiz marjında daralma ve kısa vadede negatife dönme riski var. Nominal olarak yıllık bazda sektörde karlılığın arttığını görebiliriz ancak önümüzdeki yılda da sektörün ortalama öz kaynak karlılığı oranı, enflasyon oranının altında kalacaktır. Bu koşullar altında son birkaç yıldaki yurt içi ve yurt dışı piyasa şartları çerçevesinde daha olumlu bir yıl yaşamamız mümkün ama bankalar açısından artan borçlanma maliyetleri ile birlikte kredi büyümesinin yavaşlaması, batık kredi oranının artması gibi riskler de var. Şube tarafında ise artan dijital teknolojilerle birlikte yaşanan dönüşüm paralelinde şube ağının yatay kalıp sınırlı bir şekilde azalabileceğini tahmin edebiliriz.”

“KKM’deki erime devam edecek”

QNB Finansbank Genel Müdürü Tan, ekonomi yönetiminin hedefleri ve uzun vadede Türk bankacılık sisteminin daha sağlıklı hale gelip olası döviz bazlı riskleri bertaraf edebilmek adına KKM hesaplarının standart TL mevduata dönüştürülmesinin önemli bir gündem maddesi olduğunu vurguladı.

BDDK tarafından açıklanan haftalık verilere göre, ağustostan kasım sonuna kadar 15 haftadır KKM hesaplarında düzenli olarak azalış gördüklerini ifade eden Tan, toplam azalış tutarının 700 milyar liraya yaklaştığını, bunun da toplam KKM bakiyesinin azami seviyesi olan 3,4 trilyon liradan yüzde 20 azalışla 2,7 trilyon liraya düşmesi anlamına geldiğini, KKM hesaplarının hem TL hem de toplam mevduat içerisindeki payının da hızla azaldığını söyledi.

Tan, “Müşteriler de artan TL mevduat faizine paralel olarak vade dönüşlerinde standart TL mevduatı daha çok tercih ediyorlar. Ayrıca, regülasyonlar da KKM hesaplarının standart TL mevduata dönüştürülmesi açısından bankaları teşvik ediyor. KKM mevduatlarının en az 3 aylık olarak bağlanıyor olması atılan adımların etkisinin biraz da olsa gecikmeli görülmesine sebep oluyor. Önümüzdeki sene içerisinde mevcut para politikasının devam edip TL’ye olan güvenin daha da artmasıyla KKM’deki erimenin devam edeceğini söyleyebiliriz. KKM’nin tam olarak ne zaman sona ereceğini söylemek mümkün olmasa da 2024 sonuna geldiğimizde KKM’nin devam etse bile toplam mevduatlar içerisinde dikkate değer bir oranda olmayacağını düşünebiliriz.” şeklinde konuştu.

“1 yıllık vadede TL mevduatta pozitif reel faizin oluşması muhtemel”

Ömür Tan, mevduat faizlerindeki artışın politika faizindeki artışın paralelinde devam ettiğini, özellikle haziran ayı itibarıyla TL mevduat faizlerinin arttığını gördüklerini ve şu anda 1-3 ay arası vadelerde mevduat faizlerinin yüzde 50 seviyesine yaklaşmış durumda olduğunu anlattı.

Tan, “Aslında ekonomide istenilen şey, liralaşma hedefleri çerçevesinde standart TL mevduatın cazip hale gelmesi. Mevcut enflasyon oranı dikkate alındığında kısa bir süreden beri 1 yıllık vadede TL mevduat için pozitif bir reel faizin oluşması muhtemel. TL’ye güvenin artması ve TL varlıkların daha çekici hale gelmesi için paranın en azından enflasyon karşısında ezilmemesi gerekiyordu. Bu sebeple görülen artışı normal karşılıyorum. Bu artış da bir noktada dengelenecektir. Önümüzdeki süreçte TCMB’den ek faiz artışları gelirse mevduat faizlerinde yukarı yönlü bir hareket görebiliriz. Ancak halihazırdaki faiz seviyesi korunursa TL mevduat faizlerinin en yüksek seviyeye yaklaştığını söyleyebiliriz. Artan faizler ile standart TL mevduat talebi arttı ve müşterilerimiz de TL mevduatı tercih ediyorlar. Bizim de banka olarak TL mevduat payımız artmaya devam ediyor.” ifadelerini kullandı.

“(Kredilerde) Büyümenin tekrar hızlandığını görüyoruz”

QNB Finansbank Genel Müdürü Tan, kredi pazarında yılın üçüncü çeyreğinde büyümenin yavaşladığı bir dönem yaşadıklarını, halihazırda büyümenin tekrar hızlandığını gördüklerini belirterek, şunları kaydetti:

“Özellikle özel bankaların son birkaç ayda daha aktif olduğunu söylemek mümkün. Kredi büyümesinde bu yıl için kredi kartları ağırlıklı olmak üzere perakende kredilerde belirgin bir büyüme görüyoruz. TL tüzel kredilerde ise daha ılımlı bir büyüme var. Kredi pazarındaki büyüme, yasal düzenlemeler ve büyüme sınırları dahilinde müşteri taleplerine göre devam ediyor. 1 Aralık itibarıyla BDDK tarafından yayınlanan verilere göre, yılın başından bu yana bankacılık sektöründeki toplam nakdi krediler yüzde 49, tüketici kredileri yüzde 36, bireysel kredi kartları yüzde 142, tüzel krediler ise yüzde 45 büyüdü. Kredi faizleri ise perakende kredilerde yüzde 60, tüzel kredilerde ise yüzde 50 civarında seyrediyor. Halihazırdaki politika faizi ve mevduat faizi seviyesi dikkate alındığında kredi faizlerinin olması gereken yerde olduğunu söyleyebiliriz. Mevcut enflasyon oranına göre bakarsak da TL tüzel kredilerde negatif bir faiz marjı oluştuğu da görünüyor.

Son birkaç ayda ticari kredilerde bir miktar hızlanma olduğunu söylemek mümkün. 1 Aralık itibarıyla mevsimsellik ve kur etkisinden arındırılmış olarak bakılırsa 13 haftalık yıllıklandırılmış büyüme, ticari kredilerde yüzde 20’nin üzerine çıktı. Ağustos ayında ticari kredilerdeki büyüme neredeyse tamamen durmuştu. Ancak şu an ticari kredilerde aylık büyüme sınırları çerçevesinde büyümenin sürdüğünü söylemek mümkün. Politika faizinin artıp faiz üst sınırlarının bankalar açısından anlamlı bir hale gelmesiyle birlikte bankaların da kredi verme iştahının arttığını görüyoruz.”

Bankacılığın, dijital teknolojilerden ve yeniliklerden en çok etkilenen sektörlerden bir tanesi olduğunu vurgulayan Tan, bankaların dijital yatırımlara ve yeniliklere en çok yatırım yapan firmalardan olduğunu söyledi.

Tan, “Bankacılıkta son 10 yılda o kadar hızlı bir dönüşüm var ki 10 sene önce yenilik olarak konuştuğumuz şeyler bugün sürekli olarak kullandığımız, hatta eskimeye başlayan teknolojiler. Bugün yapay zeka ve robotik endüstriler, bankaların gündeminde var. Türk bankacılık sistemi, bu gibi yenilikleri en yakından takip eden sektörlerden bir tanesi. Bugün zaten farklı bankacılık alanlarında, farklı seviyelerde bu teknolojiler kullanılıyor ya da üzerine yoğun bir çalışma yürütülüyor. Bu sebeple bankacılıkta yakın gelecekte yapay zekanın ve robotik teknolojilerin kullanım ağırlığı artacaktır. Bankacılık çok hızlı dönüşüp değiştiği için birkaç yıl sonra nasıl bir bankacılık göreceğiz, bunu söylemek şimdiden pek mümkün değil ancak bugünün bankacılığından fazlasıyla farklı olacağını söyleyebiliriz.” diye konuştu.

“Kredi büyümesinin üzerinde kalarak pazar payı kazanmaya devam edeceğiz”

Ömür Tan, ​​​​​​​QNB Finansbank olarak 2023’te de başarılı performanslarıyla karlı ve sürdürülebilir büyümelerini devam ettirdiklerini, 3. çeyrek sonu itibarıyla toplam aktiflerinin yılın başına göre yüzde 43 artışla 862 milyar liraya, net kredilerinin yüzde 46 artışla 502 milyar liraya, müşteri mevduatlarının da yüzde 41 artışla 542 milyar liraya ulaştığını bildirdi.

Tan, şöyle devam etti:

“İlk 9 ayda net karımız 24,6 milyar lira olurken, ortalama öz kaynak karlılığımız yüzde 61’in üzerinde gerçekleşti. Karlı büyümemizi müşteri tabanımızı kuvvetli bir şekilde büyüterek destekledik ve risklerimizi de doğru yönettik. Batık kredi oranımız yüzde 1,6 seviyesine düşerek özel bankaların ortalamasının altında gerçekleşti. Banka olarak regülasyonlar çerçevesinde gelen hedefleri de hızla tutturduk ve rekabete göre regülasyona tabii daha az menkul kıymet tesis ettik. Banka olarak başarılı performansımızın yanı sıra müşteri memnuniyetini iyileştirmek için aksiyonlar almaya devam ediyoruz. Ayrıca, geleceğimizin teminatı çocukları merkez alarak devam ettiğimiz kurumsal sosyal sorumluluk ve sürdürülebilirlik faaliyetlerimize de hız kesmeden devam ettik ve sorumlu bankacılık çerçevesinde çok önemli projelere imza attık.

QNB Finansbank olarak, ivmeli büyümemiz ile birlikte pazar payı kazanarak büyümeye devam ediyoruz. Önümüzdeki yıl da aynı şekilde büyümeye devam etmeyi hedefliyoruz. Banka olarak, stratejik olarak gördüğümüz kalemler ağırlıklı olarak sektördeki kredi büyümesinin üzerinde kalarak pazar payı kazanmaya devam edeceğiz.”

Türkiye ekonomisi açısından bankacılık sektörünü etkileyen ve değişmeye müsait çok fazla dinamik olduğu için büyüme oranlarının değişken olabildiğini aktaran Tan, banka olarak, 68 ilde bulunan 436 şubeleri ile hizmet verdiklerini kaydetti.

Bugün bankacılık işlemlerinin büyük bir çoğunluğunun dijital kanallar üzerinden yapılması ve bankacılığın geleceği düşünüldüğü zaman şube ağının daha verimli yönetilmesinin ön plana çıktığını belirten Tan, “Bankacılık sektöründe şube adedinin de yatay kalma veya azalma trendinde olduğu düşünüldüğünde şube ağında önümüzdeki sene yatay bir duruş gerçekleşecektir. İstihdam açısından da iştiraklerimizle birlikte 13 bini aşkın personelimiz var. Banka tarafında da ihtiyaçlar doğrultusunda istihdama katkı sağlamaya devam ediyoruz.” dedi.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yüksek fonlama maliyetleri ve enflasyon bankaların kâr marjlarını daraltırken, takipteki kredi oranı 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 3,5’e yükseldi. Fitch, kârlılık üzerindeki baskının yıl boyunca sürmesini bekliyor.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, üç aylık Türk Bankaları İzleme Raporu’nda, Türk bankacılık sektörünün 2026 yılının ikinci çeyreğinde kârlılık kaybı yaşadığını ve sorunlu kredilerdeki artışın sürdüğünü bildirdi. Bloomberg HT haberine göre, yüksek fonlama maliyetleri, artan swap giderleri ve enflasyon kaynaklı faaliyet giderleri, bankaların finansal performansını olumsuz etkiledi.

Faaliyet kârlılığında belirgin gerileme

Fitch’in izlediği bankalarda ortalama faaliyet kârının risk ağırlıklı varlıklara oranı, 2026’nın ilk çeyreğindeki yüzde 3,9 seviyesinden ikinci çeyrekte yüzde 2,6’ya geriledi. Sektör genelinde ise aynı oran yüzde 4,6’dan yüzde 3,3’e düştü.

Rapora göre, yüksek Türk lirası faizlerinin fonlama maliyetlerini artırması, net faiz marjlarını daraltan başlıca unsurlar arasında yer aldı. Swap maliyetlerindeki yükseliş ve enflasyonun faaliyet giderleri üzerindeki etkisi de kârlılığı baskıladı.

Takipteki krediler yüzde 3,5’e çıktı

Bankacılık sektöründe aktif kalitesine ilişkin göstergeler de olumsuz seyrini sürdürdü. Fitch’in izlediği bankaların ortalama takipteki kredi (NPL) oranı, ilk çeyrekteki yüzde 3,3 seviyesinden ikinci çeyrek sonunda yüzde 3,5’e yükseldi. Yeni takipteki kredi oluşum oranı da yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çıktı.

Bankaların ortalama çekirdek sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Bu görünüm, kredi riskleri ve kârlılık baskıları yakından izlenirken sermaye göstergesinin söz konusu dönemde yatay seyrettiğine işaret etti.

Bankacılık sektörünü ne bekliyor?

Fitch, yüksek TL faizleri ve enflasyonist baskıların bankaların kârlılığı üzerindeki etkisinin 2026 boyunca devam edebileceğini öngörüyor. Kuruluş, yılın sonlarına doğru faiz indirimlerinin yeniden başlaması durumunda bu baskının 2027’de hafifleyebileceğini değerlendiriyor.

Bankacılık sektörü açısından temel risk, fonlama maliyetleri yüksek seyrederken kredi geri ödemelerinde yaşanabilecek bozulmanın karşılık giderlerini artırması ve kâr marjlarını daha da daraltması. Bu süreç, bankaların kredi verme iştahı ve reel sektörün finansmana erişimi üzerinde de baskı oluşturabilir.

Kaynak: Fitch Ratings’in Türk Bankaları İzleme Raporu; 21 Ekim 2026 tarihli haberler.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL

FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.

Bankavitrini.com | Gündem

Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.

Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı

Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.

Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.

Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.

DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil

DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.

DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.

Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”

DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.

Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?

Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.

Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.

Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.

Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu

Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.

Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.

Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ?

Yayınlanma:

|

Yazan:

BANKALAR ÇALIŞANLARIN MAAŞ REKABETİNİ Mİ SINIRLADI?

Bankavitrini.com | Bankacılık ve Finans Analizi

Akbank, Rekabet Kurulu tarafından yürütülen iş gücü piyasasına yönelik soruşturmanın uzlaşmayla sonuçlandırılması kapsamında 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL idari para cezası ödeyecek. Peki, Türkiye’nin önde gelen bankalarından biri neden bu kadar yüksek bir ceza ile karşı karşıya kaldı? Soruşturmanın arkasında hangi iddialar bulunuyor? Bu olay, bankacılık sektöründe çalışanların ücretlerini ve iş değiştirme özgürlüğünü nasıl etkileyebilir?

CEZA KREDİ VE MEVDUAT FAİZLERİYLE İLGİLİ DEĞİL

Akbank’a verilen cezanın konusu, bankanın müşterilerine uyguladığı kredi faizleri veya mevduat oranları değil. Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihinde duyurduğu soruşturma, bankacılık, sigortacılık ve bilişim teknolojileri sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin iş gücü piyasasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalarını inceliyor.

Rekabet Kurumu, aralarında Akbank’ın da bulunduğu 26 teşebbüs hakkında çalışan ayartmama anlaşmaları ve/veya iş gücü piyasasına yönelik rekabete hassas bilgi paylaşımı iddiaları kapsamında soruşturma başlatmıştı.

Akbank, 12 Ekim 2026 tarihli Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) açıklamasında, Rekabet Kurulu’nun 26-30/899-383 sayılı kararı doğrultusunda soruşturmanın banka bakımından uzlaşmayla sonuçlandırıldığını bildirdi.

Açıklanan idari para cezası 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL oldu.

ÇALIŞAN AYARTMAMA ANLAŞMASI NE DEMEK?

Soruşturmanın en dikkat çekici başlıklarından biri, şirketlerin birbirlerinin çalışanlarını işe almamak veya çalışan transferlerini kısıtlamak konusunda anlaşmış olabileceği iddiası.

Örneğin aynı sektörde faaliyet gösteren iki banka düşünelim. Bu bankaların birbirlerinin çalışanlarına iş teklifi yapmamak ya da çalışan transferlerini sınırlandırmak konusunda anlaşmaları, iş gücü piyasasındaki rekabeti bozabilecek uygulamalar arasında değerlendirilebilir.

Böyle bir durumda çalışan, yalnızca mevcut işvereninin ücret politikasıyla karşı karşıya kalmaz. Rakip bankaların daha yüksek ücret veya daha iyi çalışma koşulları sunmasıyla ortaya çıkabilecek alternatifler de daralabilir.

Oysa rekabetçi bir iş gücü piyasasında bankalar nitelikli çalışanları bünyelerine katabilmek için ücret, prim, yan haklar, kariyer olanakları ve çalışma koşulları üzerinden birbirleriyle yarışır.

Bu rekabetin kısıtlanması, çalışanların pazarlık gücünü zayıflatabilecek bir sonuç doğurabilir.

Ancak önemli bir ayrıntı var: Rekabet Kurumu’nun soruşturma duyurusu, bu tür uygulamalara ilişkin iddiaların araştırıldığını gösteriyor. Akbank’ın hangi somut davranışının cezaya esas alındığına ilişkin ayrıntılar, bankanın KAP açıklamasında yer almıyor.

MAAŞ BİLGİLERİNİN PAYLAŞILMASI NEDEN SORUN OLABİLİR?

Soruşturmanın ikinci önemli boyutu, iş gücü piyasasında rekabete hassas bilgilerin paylaşılması iddiası.

Çalışan ücretleri, maaş artışları, işe alım koşulları ve gelecekteki istihdam planları gibi bilgiler, şirketlerin birbirleriyle rekabet etme biçimini etkileyebilir.

Örneğin rakip işverenlerin gelecekteki ücret artışlarına ilişkin hassas bilgileri paylaşması, ücret politikalarının bağımsız biçimde belirlenmesini zayıflatabilir. İşverenler arasındaki rekabetin azalması da çalışanların daha iyi ücret ve çalışma koşulları elde etme olanaklarını olumsuz etkileyebilir.

Buradaki temel mesele, şirketlerin insan kaynakları alanında her türlü bilgi alışverişinin yasak olması değil. Rekabeti kısıtlayabilecek nitelikteki anlaşmalar ve bilgi paylaşımlarının, somut koşullar çerçevesinde rekabet hukuku bakımından değerlendirilmesidir.

AKBANK BUNU NEDEN YAPMIŞ OLABİLİR?

Bu sorunun kesin yanıtını verebilmek için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki somut tespitlerin görülmesi gerekir. Bankanın kamuya açık KAP açıklaması, cezanın arkasındaki yönetimsel motivasyonu veya belirli bir uygulamanın nedenini açıklamıyor.

Bununla birlikte, çalışan transferlerini sınırlandıran veya ücret rekabetini zayıflatan uygulamaların işverenler açısından olası ekonomik motivasyonları bulunuyor.

Birincisi, personel maliyetlerini kontrol altında tutmak. Bankacılık sektöründe deneyimli çalışanların ücretleri, primleri ve yan hakları önemli bir maliyet kalemi oluşturuyor. İşverenler arasındaki ücret rekabetinin zayıflaması, ücret artışı baskısını azaltabilecek bir sonuç doğurabilir.

İkincisi, nitelikli personeli elde tutmak. Deneyimli bankacılar, risk yönetimi uzmanları, yazılım çalışanları ve yöneticiler, rakip kuruluşlar açısından değerli insan kaynağıdır. Çalışan hareketlerini kısıtlayan anlaşmalar, işverenler açısından personel kaybını azaltıyor gibi görünse de rekabet hukuku bakımından ciddi sorunlar doğurabilir.

Üçüncüsü, insan kaynakları maliyetlerinde öngörülebilirlik sağlamak. Bankalar ücret artışlarını ve işe alım maliyetlerini yönetmek ister. Ancak bu amaç, rakiplerle rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar yapılmasını hukuken meşru hâle getirmez.

Bunlar olası ekonomik açıklamalardır; Akbank’ın bu amaçlarla hareket ettiğinin kanıtlandığı anlamına gelmez.

BU BİR İŞ HUKUKU İHLALİ Mİ?

Burada iki ayrı hukuk alanını birbirinden ayırmak gerekiyor.

İş hukuku; işçinin ücreti, iş sözleşmesi, çalışma koşulları, kıdem ve ihbar tazminatı gibi konuları düzenler.

Rekabet hukuku ise şirketlerin piyasalarda rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşmalarını ve davranışlarını denetler.

Akbank’a ilişkin soruşturmanın hukuki dayanağı, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında iş gücü piyasasındaki rekabetin kısıtlanıp kısıtlanmadığının incelenmesidir.

Dolayısıyla bu olay, doğrudan işçilerin ücretlerinin ödenmemesi veya kıdem tazminatı haklarının ihlali nedeniyle verilen bir iş hukuku cezası değildir.

Bununla birlikte, işverenler arasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalar çalışanların iş değiştirme ve ücret pazarlığı imkânlarını etkileyebildiğinden, konu çalışma hayatı açısından da önem taşıyor.

AKBANK NEDEN UZLAŞMAYI KABUL ETTİ?

Akbank’ın KAP açıklamasında, soruşturmanın Rekabet Kurulu kararı doğrultusunda uzlaşma usulüyle sonuçlandırıldığı bildirildi.

Rekabet hukukunda uzlaşma, soruşturmanın kanunda belirlenen koşullar çerçevesinde sonuçlandırılmasına imkân veren bir yöntemdir. Bu yol, sürecin daha kısa sürede tamamlanması ve hukuki belirsizliğin azaltılması gibi avantajlar sağlayabilir.

Ancak Akbank’ın uzlaşmayı hangi özel gerekçelerle tercih ettiğine ilişkin ayrıntılı bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle bankanın uzlaşma kararını hangi yönetimsel veya hukuki değerlendirmelerle aldığı konusunda kesin bir neden ileri sürmek doğru olmaz.

BANKACILIK SEKTÖRÜNDE NE DEĞİŞEBİLİR?

Bu soruşturmanın önemi yalnızca Akbank’ın ödeyeceği para cezasıyla sınırlı değil.

Bankalar ve diğer finans kuruluşları açısından insan kaynakları uygulamalarının da rekabet hukuku kapsamında değerlendirilmesi, sektörde yeni bir hassasiyet alanı oluşturuyor.

Özellikle şu konuların önem kazanması beklenebilir:

  • Rakip kuruluşların çalışanlarını işe almama yönünde anlaşmalardan kaçınılması.
  • Ücret politikaları ve gelecekteki maaş artışları gibi rekabete hassas bilgilerin paylaşımının dikkatle değerlendirilmesi.
  • İnsan kaynakları toplantılarında ve sektör içi görüşmelerde rekabet hukuku kurallarına uyumun güçlendirilmesi.
  • Çalışanların iş değiştirme ve daha iyi çalışma koşulları için pazarlık yapma imkânlarının korunması.

Bunun çalışanların ücretlerine doğrudan ne ölçüde yansıyacağı ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu.

SONUÇ: MESELE SADECE 1,7 MİLYAR TL DEĞİL

Akbank’a açıklanan 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL’lik idari para cezası, iş gücü piyasasındaki rekabetin de bankacılık sektöründe ciddi bir denetim konusu olduğunu gösteriyor.

Çalışanların serbestçe iş değiştirebilmesi, işverenlerin nitelikli personel için rekabet etmesi ve ücretlerin bağımsız piyasa koşullarında belirlenmesi, rekabetçi bir iş gücü piyasasının temel unsurları arasında yer alıyor.

Burada asıl yanıtlanması gereken soru şu: Bankalar müşterilerine kredi ve mevduat ürünleri sunarken rekabet etmek zorundayken, çalışanları işe alma ve ücret belirleme konusunda da aynı rekabet anlayışıyla hareket ediyor mu?

Bu sorunun Akbank özelindeki somut yanıtı için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki tespitlerin incelenmesi gerekiyor. Ancak olayın kendisi, bankacılık sektöründe rekabet hukukunun yalnızca müşteri ve ürün piyasalarıyla sınırlı olmadığını, çalışma hayatına da uzandığını ortaya koyuyor.

Kaynaklar: Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihli soruşturma duyurusu; Akbank’ın 12 Ekim 2026 tarihli KAP açıklaması.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.