Connect with us

GÜNDEM

Sturgeon Yasası: Her Şeyin Yüzde Doksanı Zırvadır!

Yayınlanma:

|

Sturgeon Yasası, “Her şeyin yüzde doksanı zırvadır.” diyen satirik bir yasadır. Bu “yasa”, genel olarak, herhangi bir alanda üretilen çalışmaların çoğunun büyük olasılıkla kalitesiz olduğunu öne sürer. Örneğin, kitaplar söz konusuysa, Sturgeon yasası her yıl çıkan kitapların %90’ının kötü olduğunu, yani muhtemelen okumaya değer olmadıklarını iddia eder.

Sturgeon Yasası hem bilgiyi değerlendirme ve kullanma şeklinizi, hem de ne üzerinde çalışacağınıza karar verme yönteminizi geliştirebileceğinden, akılda tutulması gereken faydalı bir temel kuraldır. Bu nedenle, aşağıdaki makalede Sturgeon Yasası hakkında daha fazla bilgi edinecek, çeşitli alanlardaki örneklerini görecek ve onu yaşamın birçok alanında yol gösterici bir ilke olarak nasıl uygulayabileceğinizi anlayacaksınız.

Sturgeon Yasası Örnekleri

Sturgeon Yasası’na göre, vizyona giren dizi ve filmlerin %90’ı kalitesizdir, yani muhtemelen izlemeye değmezler. Aynı şekilde, bu yasaya göre sosyal medyada paylaşılan içeriklerin %90’ı da kalitesizdir, dolayısıyla uğraşmaya değmezler. Satışa sunulan yeni ürünlerin %90’ı da kalitesizdir, bu da muhtemelen satın almaya değmeyecekleri anlamına gelir.

Konuyla ilgili orijinal alıntılardan birinde belirtildiği gibi, Sturgeon Yasası hayattaki hemen hemen her şeyde uygulanabilir:[1]

Hepimizin sevdiği ortak bir kısım hariç her şey – arabalar, kitaplar, peynirler, saç stilleri, insanlar ve iğneler, uzman ve izanlı gözlere saçma gelir.

Sturgeon Yasası’nın uygulanabileceği diğer alanlarda örnekler sayan benzer bir ifade, bu kavramı kaba bir genelleme olduğunu belirterek açıklayan filozof Daniel Dennett’ın Sezgi Pompaları ve Diğer Düşünme Aletleri adlı kitabında yer almaktadır:[2]

Moleküler biyolojideki deneylerin yüzde doksanı, şiirlerin yüzde doksanı, felsefe kitaplarının yüzde doksanı, matematikteki denetimden geçmiş makalelerin yüzde doksanı -ve buna benzer daha birçok şey- saçmalık. Bu doğru mu? Eh, belki abartı olabilir ama kabul edelim ki her alanda yapılan çok sıradan çalışmalar var. (Bazı aksi insanlar yüzde doksan dokuzunun öyle olduğunu söylüyor ama bu konuya girmeyelim.)

Son olarak, Sturgeon Yasası’nın belirli alanlarda daha spesifik bir şekilde uygulanabileceğini unutmayın. Örneğin, Sturgeon Yasası genel olarak kitaplar için geçerli olabilir; ancak bilimkurgu veya fantezi gibi belirli türlerdeki kitaplar için de geçerli olabilir.

Sturgeon Yasası Hakkında İkazlar

Sturgeon Yasası temel bir kural olarak faydalı olsa da, bunun genel bir gözlem olduğunu ve her zaman doğru olacağı garanti edilmediğini belirtmek önemlidir. Özellikle aşağıdakiler, bu ilkeyi kullanırken veya uygulamayı düşünürken akılda tutulması önemli olan bazı uyarılardır:

“Zırva” Tanımı Öznel ve Bazen Tartışmalıdır.

Çoğu durumda, “zırvanın” veya “saçmalığın” ne anlama geldiğini ve bir şeyin “saçmalık” olarak kabul edilip edilmeyeceğini belirlemek zordur. Bu, özellikle insanların bir şeylere nasıl değer verilmesi gerektiği konusunda temelde anlaşamadığı durumlarda bir sorun olabilir. Örneğin, eğer iki kişi farklı türde kitaplar okumaktan hoşlanıyorsa, hangi kitapların ”saçma” olduğu ve hangilerinin olmadığı konusunda anlaşamayabilirler.

%90 Oranı Sadece Kaba Bir Tahminden İbarettir.

Esasen, %90 oranı her durumda mutlaka doğru olacak kesin bir ampirik ilke olarak değil de, “büyük çoğunluk” demenin bir yolu olarak görülmelidir. Böylece belirli bir alandaki çalışmaların %90’ının kalitesiz olması yerine, sadece %80’inin kalitesiz olduğu veya yaklaşık %95’inin kalitesiz olduğu da görülebilir.

Sturgeon Yasası Her Durumda Geçerli Değildir.

Örneğin, giriş engelinin yüksek olduğu alanlarda, yayınlanan çoğu şeyin kaliteli olduğu görülebilir. Ayrıca, Sturgeon Yasası, onu alanlardaki daha küçük sektörlerde uygulamaya çalışırsanız bozulmaya başlayabilir. Örneğin, gazete köşe yazılarının %90’ı saçma olabilir; ancak kaliteli bir gazeteye bakarsanız, yayınlanan makalelerin yalnızca küçük bir kısmı saçma olacaktır.

Sturgeon Yasası Nasıl Uygulanır?

Sturgeon Yasası’nı uygulamak için, uygun zamanda, örneğin bir alanda yeni yayınlanmış bir çalışmayı değerlendirirken, “her şeyin yüzde doksanının zırva” olduğunu kendinize hatırlatmalısınız. Ayrıca, bu kavramı açıklayarak, buna örnekler vererek ve başkasının düşünce yapısında bunu kullanmasına teşvik ederek, onun bu yasayı uygulamasına yardımcı olabilirsiniz.

Sturgeon Yasası’nı uygularken ve başkalarını onu uygulamaya teşvik ederken, bu ilkeyi mutlak bir gerçek olarak değil de, genel bir gözlem ve kullanışlı bir pratik kural olarak ele almalısınız. Bundan dolayı, bununla ilgili uyarıları da aklınızda tutup şunları unutmamalısınız:

  • ”Zırva” tanımı öznel ve bazen tartışmalıdır, bu nedenle bir şeyin “saçmalık” olarak görülmesi gerekip gerekmediği her zaman net değildir.
  • %90 rakamı kaba bir tahmindir, bu yüzden ona takılmamalı veya her şeyi tam olarak ölçmeye çalışmamalısınız; bunun yerine, Sturgeon Yasası’nı, çalışmaların “büyük çoğunluğunun” büyük ihtimalle saçmalık olduğunu söylemenin bir yolu olarak görmelisiniz.
  • Giriş engelinin yüksek olduğu alanlar gibi, Sturgeon Yasası’nın uygulanamayacağı birçok durum vardır.

Sturgeon Yasası’nı uygularken akılda tutulması gereken birkaç husus daha vardır. Özellikle:

  • Sturgeon Yasası, bir alandaki çalışmaların %90’ının saçma olacağını öne sürse de, bu, bir alan içindeki çalışmaların rastgele seçileceği anlamına gelmez. Örneğin, yeni kitapların %90’ı saçma olsa bile, iyi kitapların %10’u orantısız olarak az sayıda yazara atfedilmiş olabilir (mesela yazarların %1’i iyi kitapların %10’unu yayınlıyor olabilir).
  • Çalışmaların en iyi %10’u ve en kötü %90’ı arasında önemli farklılıklar olabilir. Örneğin, %10 iyi çalışmanın arasından yalnızca birkaçının harika olarak değerlendirilmesi, %90 kötü çalışmanın arasından da yalnızca bazılarının diğerlerinden çok daha kötü olması muhtemeldir.
  • Belirli bir çalışma saçma olarak görülse bile, bu onun hiçbir değeri olmadığı anlamına gelmez. Örneğin, bir kitap birine göre saçma olsa da, yine de içinde birkaç faydalı tavsiye olduğu görülebilir. Ya da, birisi belirli bir şaka videosunun saçma olduğunu düşünse bile, uzun bir iş gününden sonra rahatlamasına ve gevşemesine yardımcı oluyorsa onu izlemekten keyif alabilir.

Son olarak, Sturgeon Yasası’nı kullanırken, onu bir alan veya çalışmalar bütünü gibi şeylerin savunması olarak körü körüne benimsemekten kaçınmak da önemlidir.[3] Buna göre, mesela biri sevdiğiniz bir film türünü o türden birkaç filmin kusurlarını bularak eleştiriyorsa, Sturgeon Yasası’nın o tür için geçerli bir savunma olduğunu varsaymamalı ve bu ilkeden herhangi bir açıklama yapmadan küçümseyici bir şekilde bahsetmemelisiniz. Bunun yerine, o türden eleştirilen filmlerin aynı türden en iyi filmlere kıyasen daha az izlendiğini ve dolayısıyla o türdeki en iyi filmleri temsil etmediklerini belirterek bu ilkenin ne olduğunu ve neyle alakalı olduğunu açıklamalısınız.

Sturgeon Yasası genel olarak çeşitli durumlarda uygulanması yararlı bir ilke olabilir; ancak onu mutlak bir gerçek olarak değil de, genel bir gözlem ve pratik bir kural olarak görmek önemlidir. Bu ise, ilkeyi uyguladığınızda bununla ilgili uyarıları aklınızda tutmanız ve kullanımınızın uygun ve makul olduğundan emin olmanız gerektiği anlamına gelir.

Yukarıdaki yönergeler, Sturgeon Yasası’nı kabaca uygulamanızda yardımcı olabilir. Bunların yanı sıra, aşağıdaki alt bölümler, bu yasayı daha spesifik durumlarda, yani bir tüketici, eleştirmen veya üretici rolü oynadığınızda etkili bir şekilde uygulamanıza yardımcı olabilecek birkaç ek bilgi içermektedir.

Not: Uygulanması yararlı olabilecek benzer bir ilke, sonuçların %80’inin çoğu durumda nedenlerin %20’sinden kaynaklandığını söyleyen ve 80/20 kuralı olarak da bilinen Pareto İlkesi‘dir.

Bir Tüketici Olarak Sturgeon Yasası’nı Uygulamak

Bir tüketici olarak Sturgeon Yasası’nı uygulamak, hangi ürünleri satın alacağınıza veya hangi makaleleri okuyacağınıza karar vermek gibi konularda nelerin kaynaklarınızı harcamaya değer olduğunu anlamanıza yardımcı olabilir. Özellikle bu bağlamda, Sturgeon Yasası, herhangi bir alandaki çoğu şeyin kalitesiz olduğu, yani kaynaklarınızı harcamaya değer olmadığı için onları görmezden gelerek almaya değer şeylere odaklanmanız konusunda yardımcı olarak sizin zaman, dikkat ve para gibi değerli kaynaklarınızı harcamamanızı sağlar.

Sturgeon Yasası’nı bu şekilde uygulamanın bir yolu, hangi içeriği tüketeceğinize veya hangi ürünü alacağınıza ilişkin kararınızı sıfır toplamlı olarak düşünmektir; yani düşük kaliteli bir şeye harcayacağınız kaynaklar, daha değerli bir şeye harcayabileceğiniz kaynakların zararına girer. Bu da, zihninizi düşük kaliteli bilgilerle doldurarak harcadığınız her anın, bunun yerine daha faydalı veya eğlenceli bir şeye harcayabileceğiniz bir an olduğu anlamına gelir.

Hatırlanması gereken bir başka önemli şey de, bir tüketici olarak kaynaklarımızın, onları harcayabileceğiniz neredeyse sınırsız sayıda şeye kıyasla muhtemelen oldukça sınırlı olduğudur. Eğer bloglar okuyorsanız, mevcut blog gönderilerinin miktarı sizin okuyabileceğinizden çok, çok daha fazladır. Bu, yalnızca sınırlı kaynaklarınızı buna değecek şeylere harcamanın önemini vurgulamakla kalmayıp, aynı zamanda bir tüketici olarak genellikle geniş bir çalışma yelpazesine sahip olacağınızın da altını çiziyor; dolayısıyla zamanınızı daha düşük kaliteli çalışmalara harcamanız için hiçbir neden olmadığını da gösteriyor. Sturgeon Yasası’na bir sonuç öneren bir yazarın da belirttiği gibi:[4]

Hayat, saçmalıklar için çok kısa.

Bir tüketici olarak bu yasayı uygularken kilit nokta size sunulan çalışmaların büyük çoğunluğunun büyük ihtimalle kalitesiz olduğunu anlamak ve zamanınız ve paranız gibi değerli kaynakları nasıl harcayacağınıza karar verirken bunları dikkate almaktır.

Bir Eleştirmen Olarak Sturgeon Yasası’nı Uygulamak

Sturgeon yasasını bir eleştirmen olarak uygulamak size iki temel şekilde fayda sağlayabilir.

İlk olarak, daha iyi eleştiriler hazırlamanıza yardımcı olabilir. En önemlisi, herhangi bir alandaki çalışmaların büyük çoğunluğunun kalitesiz olma olasılığının yüksek olduğunu hatırlamanıza yardımcı olabilir, bu nedenle bir alanı mutlaka bu çalışmaların varlığına göre yargılamamalısınız. Bunun yerine genellikle bir alandaki daha kaliteli çalışmalara odaklanmalı ve alanı bunlara göre değerlendirmelisiniz.

İkinci olarak ise, Sturgeon Yasası, çalışmaları ne zaman ve nasıl eleştireceğinizi belirlemenize yardımcı olabilir. En önemlisi, herhangi bir alandaki çalışmaların çoğunun düşük kaliteli olduğunu hatırlamanıza yardımcı olabilir; bu nedenle, bir çalışmayı eleştirmeden önce, eleştirmeye değecek kadar iyi olup olmadığını belirlemek için dikkatlice değerlendirmelisiniz, özellikle de çaba ve zaman gibi kaynaklarınızı ayırmanızı gerektiriyorsa. Filozof Daniel Dennett’ın da belirttiği gibi:

Yeryüzü dağlarını, ovalarını, nehirlerini, kısaca fiziki durumunu gösteren ürünümüzü, hem gerçek bir eğitim materyali hem de şık bir aksesuar olarak kullanabilirsiniz.

ESTETİK: Modern seri ürünlerimiz grafik, eksen ve ayak tasarımlarıyla bütüncül ve yeni bir estetik yaklaşıma sahiptir. Geliştirmiş olduğumuz yeni üretim teknolojimiz sayesinde demonte yapıya sahip olan yeni serimizde ekvator çizgisinin ışıklandırılması tasarımın güzelliğini ön plana çıkarmaktadır.

ÇEVRE DOSTU: Gürbüz Yayınları olarak tüm ürünlerimizde orijinal ham madde kullanarak sebep olunabilecek çevresel sorunları kendi bünyemizde minimize ettiğini taahhüt ediyoruz. Aynı zamanda modern seri ürünlerimizin demonte yapısı sayesinde, paketleme ve stoklama organizasyonlarında daha az karton ambalaj kullanarak yeşili koruyan çevre dostu bir tutumu destekliyoruz.

Sturgeon Yasası’ndan çıkarılacak iyi bir ders, bir alanı, bir türü, bir disiplini, bir sanat formunu eleştirmek istediğinizde, ne sizin ne de bizim zamanımızı saçmalıklarla boşa harcamamanız gerektiği! Ya iyi şeylerin peşinden gidin ya da boş verin.

Bu tavsiye, analitik felsefenin, evrimsel psikolojinin, sosyolojinin, kültürel antropolojinin, makroekonominin, plastik cerrahinin, doğaçlama tiyatronun, televizyon sitcomlarının, felsefi teolojinin, masaj terapisinin itibarını yok etmeye niyetli ideologlar tarafından genellikle göz ardı edilir. Her türden çok kötü, aptalca, ikinci sınıf bir sürü şey olduğunu baştan belirtelim. Şimdi, zamanınızı boşa harcamamak ve sabrınızı zorlamamak için boş çalışmalara değil, bulabildiğiniz en iyi şeylere, alanın önde gelenleri tarafından övülen en iyi çalışmalara, ödüllü işlere odaklanın.

Bunun Rapoport Kuralları ile benzer olduğuna dikkat edin: Asıl amacı insanları gülünç soytarılıklarla güldürmek olan bir komedyen değilseniz, karikatürle uğraşmayın.

Genelde bir eleştirmen olarak Sturgeon Yasası’nı uygularken asıl mesele herhangi bir alandaki mevcut çalışmaların çoğunun muhtemelen kalitesiz olacağını ve bundan dolayı alanı bir bütün olarak değerlendirirken genellikle bu çalışmalara odaklanmamanız gerektiğini anlamaktır. Eleştirmeden önce, belirli bir çalışmanın eleştirmeye değer olup olmadığını da göz önünde bulundurmalısınız, özellikle de bu eleştiri zaman ve çaba gibi kaynaklar gerektirecekse.

Bir İçerik Üreticisi Olarak Sturgeon Yasası’nı Uygulamak

Bir içerik üreticisi (yani içerik veya ürünler gibi şeyler üreten biri) olarak Sturgeon Yasası’nı uygulamak size çeşitli konularda fayda sağlayabilir.

İlk olarak, hedef kitlenizi veya alanınızı daha doğru bir şekilde değerlendirmenize yardımcı olabilir. Örneğin, alanınızda yayınlanmış çok sayıda çalışma olduğunu gördüğünüz için yeni bir içerik üreticisi olarak cesaretiniz kırılıyorsa, Sturgeon Yasası bu çalışmaların çoğunun muhtemelen kalitesiz olduğunu hatırlamanıza yardım edebilir, böylece güçlü bir rekabet oluşturmazlar ve bu nedenle sizi kendi içeriğinizi yayınlamaktan vazgeçirmezler.

İkinci olarak, bu yasa kendi çalışmanızı daha doğru bir şekilde değerlendirmenizi sağlayabilir. Mesela, içerik ürettiğiniz alandaki diğer çalışmaların büyük çoğunluğundan çok daha kaliteli olduğunu ve bu nedenle öne çıkma olasılığının yüksek olduğunu anlamanıza yardımcı olabilir.

Bunun yanı sıra, çalışmanızın aslında düşük kaliteli olduğunu ve muhtemelen çalışmaların en kötü %90’ının bir parçası olduğunu anlamanızı da sağlayabilir; bu da, örneğin çalışmanızı yayınlamadan önce daha fazla gözden geçirerek beklentilerinizi buna göre planlamanıza ve belirlemenize yardımcı olabilir.

Ek olarak, Sturgeon Yasası, kendiniz için öğrenmenize ve ilerlemenize fayda sağlayabilecek gerçekçi hedefler belirlemeniz konusunda da yardım edebilir. Örneğin, bu yasa size alanınızdaki çalışmaların en iyi %10’unun, o alanın neye benzediğini temsil etmediğini hatırlatabilir, bu nedenle yeni başlayan biri olarak içeriğiniz o kadar iyi değilse, kendinizi kötü hissetmezsiniz.

Son olarak, bu yasa, benzeri çeşitli fenomenleri anlamanızda katkıda bulunabilir. Bu, örneğin, bazı insanların aksini düşündürecek şeyler görmedikçe, gördükleri çalışmaların çoğunu göz ardı etme eğilimlerini içerir, çünkü bu işlerin büyük ihtimalle kalitesiz olacağını varsayarlar.

Yani genel olarak, bir üretici olarak bu yasayı uyguladığınızda, kilit nokta, hedefinizdeki birçok çalışmanın kalitesiz olduğunu, dolayısıyla büyük sayıda rakip içerikler veya kıyaslamalardan cesaretinizin kırılmasına izin vermek yerine bu ilkenin ışığında kendi içeriğinizi doğru bir şekilde değerlendirmek için zaman ayırmanız, böylece beklentilerinizi de buna göre planlayıp ayarlamanız gerektiğini anlamaktır.

Sturgeon Yasası’nın Kökeni ve Tarihi

Sturgeon Yasası, 1950’lerde bilim kurgu alanı savunmasının bir parçası olarak Amerikalı yazar Theodore Sturgeon tarafından önerildi.

Oxford İngilizce Sözlüğüne göre, Sturgeon Yasası ilk olarak 1951 veya 1952’de New York Üniversitesi’nde bir konferansta anıldı ve daha sonra 1953’teki WorldCon bilimkurgu kongresinde daha popüler hale geldi. Orada, Sturgeon’un şunları söylediği bildiriliyor:

İnsanlar gizemli roman hakkında konuştuklarında Malta Şahini ve Büyük Uyku’dan bahsederler. Batı hakkında konuştuklarında, The Way West (Batı Yolu) ve Shane’den söz ederler. Ama bilim kurgu hakkında konuştuklarında buna “Buck Rogers işi”, “bilim kurgunun yüzde doksanı saçmalıktır” diyorlar. Haklılar da. Bilim kurgunun yüzde doksanı saçmalık. Ama zaten her şeyin yüzde doksanı saçmadır ve asıl önemli olan saçma olmayan yüzde onudur. Ve bilim kurgunun saçma olmayan yüzde onu, en azından herhangi bir yerde yazılmış herhangi bir şey kadar iyidir – hatta onlardan da iyidir.

Bu alıntı, bilim kurgu yazarı James E. Gun’ın dediğine göre, orijinal olarak The New York Review of Science Fiction #85 (Eylül 1995) dergisinde yayınlanmış ve “Büyük Egoist: Theodore Sturgeon’ın Tüm Hikayeleri Cilt 1” ek sayısına aitmiş. Ek incelemede Gunn’ın belirttiğine göre:

O zaman Sturgeon Yasası olarak bilinen şey, yalnızca Ted’in tüm kongreye yaptığı bir konuşmaya ait bir cümleydi; toplam üye sayısı 750 idi ve ayrı bir programa gerek yoktu. Ted’in açıklamalarının genel dayanağı, bilim kurgunun en iyisinden ziyade en kötü örnekleriyle değerlendirilen tek tür olduğuydu.

Ayrıca, Oxford İngilizce Sözlüğü’ne göre, Sturgeon Yasası’nın arkasındaki ilk kavram, aşağıdaki alıntının bir parçası olarak 1957’de yazılı olarak ortaya çıkmıştır:[1]

Sturgeon’un bir açıklaması vardı.

Yirmi yıldır bilim kurguyu eleştirenlere, özellikle de açık piyasadan kendisine bilim kurgu denilen herhangi bir şey satın alıp, temel unsurunu eleyip en saçma bölümlerini Saturday Review veya New Yorker’a ”bu bilim kurgu” yorumuyla sunanlara karşı savunuyor. Bu insanlarla tartışmak sanıldığı kadar kolay değil, çünkü korkunç örneklerini gerçekten de bilim kurgu alanından, yani dünyaya yüzde doksanının saçmalık olduğunu söyledikleri alandan alıyorlar.

Sturgeon’ın açıklaması da buna dayanıyor. Bilim kurgunun yüzde doksanının saçmalık olduğu sonucuna vardı, ama aynı zamanda -Eureka!- her şeyin yüzde doksanı saçmaydı. Hepimizin sevdiği ortak bir kısım hariç her şey – arabalar, kitaplar, peynirler, saç stilleri, insanlar ve iğneler, uzman ve izanlı gözlere saçma gelir.

O zaman nasıl onca tür arasında sadece bilimkurgu, Flopalong Cassidy ile Oxbow Olayı arasında veya Spillane ile Ngaio Bataklığı’nın kalitesi arasında zahmetsizce ayrım yapan insanlar tarafından sürekli olarak en kötü örnekleriyle eleştiriliyor? Sturgeon’ın tahminine göre, bunun Boccaccio’nun çağdaşlarının keşişler ve rahibeler hakkında sert mizah yaymasına neden olan ve günümüz psikiyatristleriyle bolca alay edilmesine sebep olan şeyle yakından ilgisi var. Bu bir hürmet eylemi—hatta daha da fazlası; Eski Ahit’e göre, bir korku. Her insanın sevdiğini öldürdüğü söylenir; ve bazıları saygı duydukları şeylerle (Mencken ve Will Rogers tarafından bırakılan boşluktan sıkı terör bariyerlerinin ayrılmasıyla) eskisinden daha az -ama yine de dindarlar için haddinden fazla- alay etme eğilimindedir. Ve böylece bilim kurgu, alana yabancı olanlar tarafından saldırıya uğrar – ne olduğu için (bunu zaten bilmiyorlar) değil de, etiketinde “bilim” kelimesini taşıdığı için. Görüyorsunuz ya, içinde bilim adı geçen hiçbir şeyin yüzde doksan saçmalık olmasına izin verilmiyor. İçinde saçmalık buldukları zaman (yukarıda eleme hakkında söylenenleri unutun, alanımızdaki saçmalıkları bir kömür kepçesiyle bile yok edebilirsiniz) korkarlar. Bilim korkusunun egemen olduğu bir kültürel matriste yaşarken, bizim karaladığımız bir öneriye, ya da belki de bilimin her şey gibi yüzde doksan saçmalık olduğunu gösteren korkunç ipucuya göz yummayacaklar. Bilim kurgunun ne olduğunu elbette bilmiyorlar, ama bizim bilim olduğunu düşündüğümüzü sanıyorlar ve bize katılmak istemiyorlar. Bu yüzden, Vercors, Orwell, hatta Shepherd Mead gibileri etiketi çıkarıp Main Street pazarlarında toptan satmadığı sürece, çok başarılı yüzde onumuz eski mahzenlerde saklanıyor.

Sturgeon, daha sonra bu düşünceyi başka bir sütunda tekrarladı ve burada bu kavramdan Sturgeon’ın keşfi olarak bahsetti ve konuyu genişletti:

Alanın en kötü örneklerini mühimmat için kullanan ve bilim kurgunun yüzde doksanının saçmalık olduğu sonucuna varan insanların saldırılarına ve baskılarına karşı bilim kurgu savunmasını yirmi yılın sonunda yapmak durumunda olduğum için, bu sütunda tekrar Sturgeon Keşfi’nin üzerinde duruyorum. Keşif:

Her şeyin yüzde doksanı saçmalıktır.

1. sonuç: Bilim kurguda büyük miktarda saçmalığın varlığı kabul edilir ve üzücüdür; ama bu herhangi bir alandaki saçmalığın varlığından daha sıra dışı değildir.

2. sonuç: En iyi bilim kurgu, herhangi bir alandaki en iyi kurgu kadar iyidir.

Bu ifadeler, özellikle de ikinci sonuç, özellikle Venture okuyucuları için apaçık ortadadır. Bununla birlikte, bunların alanla alakası olmayan okuyucular ve onların anahtar sembolü olan sıradan eleştirmenler için açık olmadığı da ortadadır.

Yukarıdaki alıntıların gösterdiği gibi, Sturgeon Yasası’na başlangıçta Sturgeon’un Keşfi deniliyordu. Sturgeon, başlangıçta, aşağıdaki alıntıda gösterildiği gibi, “Hiçbir Şey Her Zaman Kesin Değildir” deyimine atıfta bulunmak için “Sturgeon Yasası” terimini kullandı:

Malcolm Jameson’ın ”Uzay Savaşı Taktikleri”, Jack Hatcher’ın yazdığı ”Gelecek İçin Yakıt” -denemedeki yakıtlanacak makine insan-, Donald F. Reines’in yıldızlararası bağlantı günlerinde telif hakkı yasalarının üzücü durumu üzerine yazdığı alaylı bir çalışma; ve yorumcunuzun da kişisel favorisi, evreni Sturgeon Yasası’na indirgeyen biri için olması gerektiği gibi: ömür boyu süren bir araştırmadan gerçekten güvenebileceğiniz şey Hiçbir Şey Her Zaman Kesin Değildir – Frederik Pohl’un “Parmaklarınıza Nasıl Güvenirsiniz?”

Ancak günümüzde Sturgeon Yasası, Oxford İngilizce Sözlüğü’nün de konuyla ilgili girişinde belirttiği gibi, yalnızca “her şeyin yüzde doksanı saçmadır” anlamında kullanılır.

Not: Yukarıda da gösterildiği gibi, Sturgeon Yasası bugün en çok “her şeyin %90’ı saçmalıktır” olarak alıntılansa da, orijinal özdeyiş “her şeyin %90’ı çöptür” şeklindedir. Bu ifade bazen, “her şeyin %95’i saçmalıktır” gibi deyimler için çeşitli diğer ifadelerle birlikte hala kullanılmaktadır.

Sonuç ve Özet

Sturgeon Yasası kısaca, “Her şeyin %90’ı saçmadır!” deyimidir. Bu, genel olarak, herhangi bir alanda üretilen çalışmaların çoğunun büyük ihtimalle kalitesiz olduğunu göstermektedir.

Sturgeon yasası kitaplar, filmler, TV şovları, uygulamalar, video oyunları ve arabalar gibi çeşitli şeyler için geçerli olabilir.

Bu yasa size birçok konuda faydalı olabilir; örneğin ilgilendiğiniz alanları doğru şekilde inceleyip eleştirmenizi sağlayarak, veya zamanınız, dikkatiniz, çabanız ve paranız gibi şeyler söz konusu olduğunda bu değerli kaynaklarınızı nasıl harcayacağınızı anlamanızı sağlayarak.

Bu yasayla ilgili önemli bir uyarı, “saçmalık” tanımının öznel ve bazen de tartışmalı olduğu, bu yüzden 90% oran sadece kaba bir tahmin ve bu gözlem her durumda geçerli olmayabilir.

Sturgeon Yasası’nı mutlak bir gerçek olarak değil de, genel bir gözlem ve kullanışlı bir temel kural olarak görmelisiniz, ve bu konudaki genel uyarılara ek olarak, bir alandaki %10 iyi çalışmaların rastgele seçilmeyeceğini, en iyi %10’u ve en kötü %90’ı arasında bile çok fazla değişkenlik olduğunu ve bir çalışma genel olarak saçma olarak kabul edilse bile bir değeri olabileceğini hatırlamalısınız.

Itamar Shatz – evrimagacı.org

Kaynaklar ve İleri Okuma

Okumaya devam et

GÜNCEL

Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi: Yönetici İstismarı Bağışları, Kurumsal İtibarı ve Toplumsal Dayanışmayı Nasıl Çökertiyor?

Haber Analiz | Bankavitrini.com

Dernek ve vakıflar, toplumun en önemli sosyal sermaye kurumları arasında yer alır. Eğitimden sağlığa, kültür-sanattan afete kadar birçok alanda kamu hizmetini tamamlayıcı rol üstlenirler. Bu kurumların en büyük sermayesi ise para değil, güvendir.

Ancak son yıllarda gerek Türkiye’de gerekse dünyada bazı dernek ve vakıflarda ortaya çıkan yönetim zafiyetleri, usulsüzlük iddiaları, çıkar çatışmaları ve kişisel menfaat amaçlı uygulamalar yalnızca ilgili kurumu değil, aynı alanda faaliyet gösteren tüm sivil toplum kuruluşlarını olumsuz etkilemektedir.

Araştırmalar, bağışçıların en önemli karar kriterinin “kuruma duyulan güven” olduğunu gösteriyor. Güven kaybı yaşandığında bağışlar azalıyor, gönüllüler uzaklaşıyor, sponsorlar geri çekiliyor ve kurumların uzun yıllarda oluşturduğu itibar kısa sürede yok olabiliyor.

Dernek ve vakıfların gerçek sermayesi paradan önce güvendir

Bir şirket müşteri kaybettiğinde reklam yaparak yeni müşteri bulabilir.

Bir banka sermayesini artırabilir.

Bir sanayi şirketi yeni yatırımcı bulabilir.

Ancak; bir dernek veya vakıf güvenini kaybettiğinde yerine koyması en zor varlığını kaybetmiş olur.

Çünkü bağış;

  • zorunlu değildir,
  • tamamen gönüllülük esasına dayanır,
  • güven ortadan kalktığında ilk kesilen kaynak haline gelir.

Yönetici istismarının en sık görülen biçimleri

Her usulsüzlük mutlaka suç teşkil etmeyebilir; ancak etik açıdan ciddi güven kaybına yol açabilecek uygulamalar şunlardır:

Mali istismar

  • bağışların amacı dışında kullanılması
  • kayıt dışı harcamalar
  • şeffaf olmayan muhasebe
  • belge eksiklikleri

Yetki istismarı

  • kararların tek kişi tarafından alınması
  • yönetim kurulunun devre dışı bırakılması
  • aile bireylerinin yönetimde yoğunlaşması

Çıkar çatışması

  • yöneticilerin kendi şirketlerinden mal veya hizmet alınması
  • yakın akrabalara iş verilmesi
  • ihalesiz alımlar

İtibar istismarı

  • kurum adının kişisel kariyer için kullanılması
  • siyasi veya ticari çıkar sağlanması
  • bağışçı bilgilerinin amacı dışında kullanılması

Güven kaybının ilk etkisi bağışlarda görülür

Bağışçı psikolojisi oldukça nettir.

Bağış yapan kişi şunu düşünür: “Param gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor mu?”

Bu sorunun cevabı net değilse;

  • düzenli bağışlar durur,
  • yeni bağışçı kazanımı zorlaşır,
  • kurumsal sponsorlar uzaklaşır,
  • uluslararası fonlar risk görmeye başlar.

Akademik çalışmalar, dolandırıcılık veya varlık kötüye kullanımı haberlerinin ardından bağışların düştüğünü; etkin şeffaflık, kayıpların telafisi ve yönetişim reformlarının ise güveni kısmen yeniden tesis edebildiğini göstermektedir.

En büyük zarar masum dernek ve vakıflara olur

Bir kurumdaki skandal; aynı alanda çalışan yüzlerce dürüst kuruluşu da etkiler.

Örneğin;

Bir çocuk vakfında yaşanan mali usulsüzlük haberi; diğer çocuk vakıflarının da bağışlarını azaltabilir.

Bir sağlık derneğindeki skandal; tüm sağlık STK’larına duyulan güveni zayıflatabilir.

Bu durum literatürde “güven bulaşıcılığı” olarak da değerlendirilmektedir.

Gönüllüler de kurumdan uzaklaşır

Bağış kadar önemli diğer unsur; gönüllü insan kaynağıdır.

Güven kaybı yaşayan kurumlarda;

  • uzmanlar görev almak istemez,
  • genç gönüllüler ayrılır,
  • yönetim kurullarına kaliteli isim bulmak zorlaşır.

Sonuçta kurum yalnızca finansal değil; aynı zamanda insan sermayesini de kaybeder.

Kurumsal sponsorlar neden çekilir?

Büyük şirketler; Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) bütçelerini aktarırken şu kriterlere bakar:

  • bağımsız denetim
  • mali raporlar
  • yönetişim yapısı
  • itibar riski
  • şeffaflık

Şüpheli görülen kurumlar sponsorluk listelerinden çıkarılabilir.

Çünkü sponsor şirket de kendi marka değerini korumak ister.

Uluslararası fonlar ilk olarak yönetişime bakıyor

Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, uluslararası kalkınma kuruluşları; yalnızca proje kalitesine değil; aynı zamanda;

  • yönetim yapısına,
  • iç kontrol sistemine,
  • etik kurallara,
  • çıkar çatışması politikalarına,
  • bağımsız denetime

büyük önem veriyor. Güçlü iç kontrol, risk yönetimi ve bağımsız denetim mekanizmalarının yolsuzluk ve kaynak israfı riskini azalttığı uluslararası standartlarda vurgulanmaktadır.

Dünyadan dikkat çeken örnekler

Amerikan Kızılhaçı (American Red Cross)

Bazı afet bağışlarının kullanımına ilişkin eleştiriler sonrası kurum uzun süre kamuoyu baskısıyla karşılaştı.

Wounded Warrior Project (ABD)

Yönetim harcamaları ve lüks harcama iddiaları bağışlarda ciddi düşüşe neden oldu.

Oxfam

Bazı ülkelerde yaşanan etik skandallar sonrasında;

  • bağışlarda azalma,
  • üst yönetim değişikliği,
  • kapsamlı yönetişim reformları gündeme geldi.

Bu örnekler, tek bir yönetişim krizinin küresel ölçekte itibar kaybına yol açabileceğini gösteriyor.

İyi yönetişim nasıl sağlanır?

Uzmanlara göre güçlü bir dernek veya vakıfta şu mekanizmalar bulunmalıdır:

  • bağımsız denetim
  • düzenli faaliyet raporları
  • kamuya açık mali tablolar
  • yönetim kurulu etkinliği
  • etik komitesi
  • çıkar çatışması politikası
  • ihbar mekanizması
  • görev sürelerinin sınırlandırılması
  • profesyonel iç kontrol sistemi
  • dijital bağış izleme altyapısı

OECD, dürüstlük kültürünün ve yönetişim mekanizmalarının sadece yasal düzenlemelerden değil, bunların etkin uygulanmasından beslendiğini vurgulamaktadır.

Türkiye açısından çıkarılacak dersler

Türkiye’de binlerce dernek ve vakıf; eğitim, sağlık, afet, kültür, çevre ve sosyal yardım alanlarında çok önemli çalışmalar yürütüyor.

Ancak birkaç olumsuz örnek; bütün sektörün itibarını zedeleyebiliyor.

Bu nedenle;

  • şeffaflık
  • hesap verebilirlik
  • bağımsız denetim
  • profesyonel yöneticilik
  • güçlü iç kontrol

artık bir tercih değil, kurumsal sürdürülebilirliğin temel şartı haline gelmiş durumda.

Sonuç

Dernek ve vakıfların en büyük varlığı sahip oldukları bina, araç veya banka hesapları değildir.

Asıl sermayeleri; toplumun güvenidir.

Bu güvenin kaybedilmesi;

  • bağışların azalmasına,
  • gönüllülerin uzaklaşmasına,
  • kurumsal sponsorların çekilmesine,
  • uluslararası fonların kesilmesine,
  • sosyal projelerin durmasına,
  • en önemlisi ise toplumun dayanışma kültürünün zayıflamasına neden olur.

Bir yöneticinin kısa vadeli kişisel çıkarı için yaptığı hata, yalnızca temsil ettiği kuruma değil; aynı amaca hizmet eden yüzlerce dürüst sivil toplum kuruluşuna da zarar verebilir. Bu nedenle güçlü yönetişim, etik yönetim ve hesap verebilirlik; dernek ve vakıflar için yalnızca hukuki bir yükümlülük değil, varlıklarını sürdürebilmelerinin temel güvencesidir.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin

Yayınlanma:

|

Kamu Bankası Çalışanına Yok, Bazı Meslek Gruplarına Var… Tartışma Büyüyor

Türkiye’de yeşil pasaport (hususi damgalı pasaport) uzun yıllardır belirli kamu görevlileri ve bazı özel statülü meslek gruplarına tanınan önemli bir ayrıcalık olarak uygulanıyor. Son dönemde ise bu kapsamın genişletilmesine yönelik peş peşe kanun teklifleri TBMM’ye sunulurken; ülke ekonomisinin en stratejik sektörlerinden biri olan bankacılık sektörünün bu hakkın tamamen dışında bırakılması sektör içinde yeniden tartışılmaya başlandı. Meclis gündemine mühendislerden mimarlara, diş hekimlerinden veteriner hekimlere kadar birçok meslek grubu için yeşil pasaport teklifleri gelirken, yaklaşık 200 bini aşkın bankacıyı temsil eden sektör için bugüne kadar benzer bir düzenleme bulunmuyor.

Bankacılar neden bu talebi dile getiriyor?

Bankacılık artık yalnızca kredi kullandıran klasik bir sektör olmaktan çıktı.

Bugün bankacılar;

  • Uluslararası finans kuruluşlarıyla çalışıyor,
  • Avrupa ve ABD’deki regülasyonları takip ediyor,
  • Basel kriterleri,
  • AML/KYC,
  • FATF,
  • ESG,
  • Dijital bankacılık,
  • Yapay zeka,
  • Siber güvenlik,
  • SWIFT,
  • uluslararası ödeme sistemleri gibi konularda sürekli yurtdışı temasları yürütüyor.

Özellikle;

  • dış ticaret finansmanı,
  • proje finansmanı,
  • yatırım bankacılığı,
  • sendikasyon kredileri,
  • ihracat finansmanı,
  • fintech iş birlikleri

gibi alanlarda çalışan binlerce bankacı yıl içerisinde çok sayıda uluslararası seyahat gerçekleştirmek zorunda kalıyor.

Bankacılık sektörü temsilcilerine göre bu durum, yeşil pasaport talebinin temel gerekçelerinden biri haline geliyor.

Kamu bankalarında çalışanlar da alamıyor

İşin dikkat çeken yönlerinden biri ise;

Türkiye’nin en büyük kamu bankaları olan;

  • Ziraat Bankası
  • Halkbank
  • VakıfBank

çalışanlarının büyük bölümünün de yeşil pasaport hakkına sahip olmaması.

Sadece özelleştirme öncesi belirli statülerde görev yapan bazı eski personeller için geçmişten gelen özel hükümler bulunurken, günümüzde göreve başlayan kamu bankası çalışanları bu kapsamın dışında kalıyor.

Bu nedenle sektör içinde; “Kamu adına çalışan bankacıya bile yeşil pasaport verilmezken, farklı birçok meslek grubu için yeni teklifler hazırlanıyor” eleştirileri dile getiriliyor.

Kimler bugün Yeşil Pasaport alabiliyor?

Mevcut mevzuata göre başlıca gruplar şunlar:

Kamu kesimi

  • 1., 2. ve 3. derece devlet memurları
  • Aynı derecedeki bazı sözleşmeli kamu görevlileri
  • Emekli olduktan sonra bu hakkı koruyan kamu görevlileri

Siyasi görevler

  • Eski milletvekilleri
  • Eski bakanlar

Yerel yönetimler

  • Büyükşehir belediye başkanları
  • İl ve ilçe belediye başkanları (görev süresince)

Devlet sporcuları

Uluslararası başarı kazanmış devlet sporcuları

İhracatçılar

Belirli ihracat hacmini sağlayan ihracatçı firmaların yetkilileri de belirli kontenjanlar dahilinde hususi damgalı pasaport alabiliyor.

TBMM’de hangi meslek grupları için teklifler var?

Son dönemde Meclis’e sunulan teklifler incelendiğinde kapsamın giderek genişletilmeye çalışıldığı görülüyor.

Mühendisler

En az 15 yıl kıdeme sahip TMMOB üyeleri için yeşil pasaport verilmesini öngören teklif İçişleri Komisyonu’nda bekliyor.

Mimarlar

Mühendislerle birlikte teklif kapsamında yer alıyor.

Diş Hekimleri

15 yıl kıdeme sahip diş hekimleri için teklif verildi.

Veteriner Hekimler

Aynı teklif içerisinde bulunuyor.

Avukatlar

Belirli kıdeme sahip avukatlara yönelik farklı kanun teklifleri de Meclis gündemine taşındı.

Bankacılar neden kapsam dışında?

Aslında bankacılık;

  • Türkiye’nin finansal istikrarını yöneten,
  • ihracatı finanse eden,
  • yatırımları organize eden,
  • dış finansmanı sağlayan,
  • uluslararası sermaye girişlerinde kritik rol oynayan

stratejik sektörlerden biri.

Bugün;

  • sendikasyon kredileri,
  • Eurobond işlemleri,
  • IFC,
  • EBRD,
  • Dünya Bankası,
  • Asya Altyapı Yatırım Bankası,
  • uluslararası yatırım fonları

ile sürekli temas halinde çalışan binlerce bankacı bulunuyor.

Buna rağmen sektör çalışanlarının hiçbirinin meslekleri nedeniyle yeşil pasaport hakkı bulunmuyor.

Dünyadaki uygulamalar ne gösteriyor?

Birçok ülkede pasaport ayrıcalıkları daha çok diplomatik statüye bağlı olarak veriliyor.

Ancak iş insanlarına ve stratejik sektör çalışanlarına;

  • hızlı vize,
  • uzun süreli çok girişli vizeler,
  • fast-track uygulamaları,
  • güvenilir yolcu programları

gibi kolaylıklar sağlanıyor.

Türkiye’de ise bu kolaylıkların önemli bölümü ihracatçılar için uygulanırken bankacılık sektörü aynı kapsamda değerlendirilmiyor.

Sektörün ekonomik büyüklüğü

Türk bankacılık sektörü;

  • yaklaşık 200 bin kişiye doğrudan istihdam sağlıyor,
  • Türkiye ekonomisinin finansmanını yürütüyor,
  • yüz milyarlarca dolarlık dış finansman işlemlerini organize ediyor,
  • ihracat finansmanının ana aktörü konumunda bulunuyor.

Bu nedenle sektör temsilcileri; “uluslararası rekabet gücü açısından bankacılara da belirli kriterlerle yeşil pasaport verilmesi gerektiğini” savunuyor.

Olası model ne olabilir?

Tüm bankacılara sınırsız bir hak yerine;

örneğin;

  • en az 15 yıl kıdeme sahip,
  • BDDK lisanslı bankalarda çalışan,
  • uluslararası işlemlerde görev yapan,
  • belirli unvan seviyesine ulaşmış

bankacılar için kademeli bir model oluşturulabileceği ifade ediliyor.

Benzer kriterler ihracatçılar ve bazı meslek grupları için zaten uygulanıyor.

Bankavitrini Analizi

Kamu yönetimi, yeşil pasaportu yıllar içinde yalnızca kamu görevlilerine özgü bir ayrıcalık olmaktan çıkarıp belirli ekonomik ve mesleki katkı sağlayan grupları da kapsayacak şekilde genişletmeye başladı.

Mühendisler, mimarlar, diş hekimleri, veteriner hekimler ve avukatlar için peş peşe teklifler hazırlanırken; Türkiye ekonomisinin finansmanını sağlayan bankacılık sektörünün bu tartışmaların dışında kalması dikkat çekiyor.

Özellikle kamu bankalarında görev yapan ve kamu adına uluslararası finansal ilişkileri yöneten profesyoneller açısından da bu durum “eşitlik” tartışmasını beraberinde getiriyor.

Bankacılara yeşil pasaport verilmesi, yalnızca bir seyahat kolaylığı değil; Türkiye’nin finans sektörünün uluslararası rekabet gücünü artırabilecek, finans diplomasisini destekleyebilecek ve sektör çalışanlarına verilen kurumsal değerin bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde TBMM gündemine bankacılık sektörü için de benzer bir kanun teklifinin gelip gelmeyeceği, finans çevrelerinin yakından takip edeceği başlıklardan biri olmaya aday görünüyor.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Yurt Dışı Eğitim mağdurları: Chargeback ile Para İadesi Alabilir

Yurt Dışındaki Okula Kayıt Yaptırıp Eğitim Alamayan Öğrenciler Dikkat! Kredi Kartıyla Ödenen Eğitim Ücretleri Geri Alınabilir mi?

Yayınlanma:

|

Alınmayan Hizmet İçin Chargeback (Ters İbraz) Hakkı Gündemde

Son dönemde özellikle dil okulları, yaz okulları, üniversite hazırlık programları ve özel eğitim kurumlarına kayıt yaptıran çok sayıda Türk öğrenci ve veli; vize reddi, okulun kapanması, programın iptal edilmesi, eğitimin başlamaması veya vaat edilen hizmetin sunulmaması gibi nedenlerle önemli mağduriyetler yaşamaya başladı.

Bu mağduriyetlerin önemli bir bölümünde ödemeler kredi kartı ile gerçekleştirildi.

Oysa birçok tüketicinin bilmediği önemli bir hak bulunuyor: Kredi kartıyla ödenen ancak karşılığında hizmet alınamayan eğitim ücretleri için bankaya “Chargeback (Ters İbraz / Harcama İtirazı)” başvurusu yapılabiliyor.

Bankacılık sektörü açısından bu süreç oldukça teknik olmakla birlikte, uluslararası kart kuruluşlarının kuralları tüketicilere önemli korumalar sağlıyor.

Bankaya Başvurmak İlk Adım

Öncelikle unutulmaması gereken konu şudur: Burada dava açılması ilk aşama değildir.

İlk yapılması gereken işlem; Ödemeyi yapılan kredi kartını çıkaran bankaya harcama itirazında bulunmaktır.

Bu işlem bankacılık sektöründe;

  • Chargeback
  • Ters İbraz
  • Harcama İtirazı
  • Dispute

olarak adlandırılır.

Chargeback Nedir?

Chargeback; Kart sahibinin; “Ben bu hizmeti alamadım” veya “Satıcı sözleşmedeki yükümlülüğünü yerine getirmedi” iddiasıyla bankasından yaptığı resmi geri ödeme talebidir.

Burada dikkat edilmesi gereken konu; Bu hak yalnızca dolandırıcılık işlemleri için değildir.

Aynı zamanda;

  • hizmet verilmemesi
  • eksik hizmet
  • iptal edilen organizasyon
  • kapanan okul
  • hiç başlamayan eğitim

gibi durumlarda da kullanılabilir.

Eğitim Hizmeti İçin de Geçerlidir

Visa ve Mastercard kurallarına göre; “Hizmet sunulmaması” chargeback sebeplerinden biridir.

Bu nedenle;

  • yurtdışı dil okulu
  • üniversite
  • yaz okulu
  • eğitim danışmanlığı
  • sertifika programı

gibi eğitim hizmetleri de kapsam içine girebilir.

Hangi Durumlarda Para Geri Alınabilir?

En sık karşılaşılan örnekler şunlar:

1- Okul hiç açılmadı

Ödeme yapıldı.

Ancak okul faaliyet göstermedi.

2- Eğitim başlamadı

Kayıt yapıldı.

Ancak eğitim verilmedi.

3- Vize reddi sonrası okul ücret iadesi yapmadı

Bazı sözleşmelerde; Vize reddinde ücret iadesi yazmasına rağmen ödeme yapılmayabiliyor.

4- Okul iflas etti

Faaliyet durduğu için hizmet alınamadı.

5- Danışman firma ortadan kayboldu

Ödeme alınmasına rağmen okul kaydı yapılmadı.

6- Eğitim çevrimiçine çevrildi

Yüz yüze eğitim vaat edilmesine rağmen tamamen farklı hizmet sunuldu.

7- Eğitim iptal edildi

Program hiç başlamadı.

Banka Süreci Nasıl İşliyor?

Süreç genel olarak şu şekilde ilerliyor.

1. Kart sahibi bankaya başvuruyor.

Belgelerini sunuyor.

2. Banka inceleme yapıyor.

3. Kart kuruluşuna (Visa/Mastercard) başvuruyor.

4. İşlem iş yerine iletiliyor.

5. İş yeri savunma yapıyor.

6. Haklı bulunursa ücret karta iade ediliyor.

Bankaya Hangi Belgeler Verilmeli?

Ne kadar güçlü belge sunulursa başarı ihtimali de o kadar yükseliyor.

Örneğin;

  • ödeme dekontu
  • kredi kartı ekstresi
  • okul sözleşmesi
  • kayıt belgesi
  • kabul mektubu
  • e-postalar
  • okulun iptal yazısı
  • vize reddi
  • hizmet verilmediğine ilişkin belgeler
  • danışman firma yazışmaları
  • ücret iadesinin reddedildiğini gösteren cevaplar

başvuru dosyasına eklenebilir.

Süre Sınırı Var mı?

Evet.

Chargeback işlemlerinde süre önemlidir.

Kart kuruluşlarının kurallarına göre başvuru süreleri işlem türüne göre değişebilmekle birlikte, hizmetin verilmesi gereken tarihten itibaren belirli süreler içinde itiraz edilmesi gerekir.

Bu nedenle mağduriyet oluşur oluşmaz bankaya başvurmak önem taşır.

Gecikme, hak kaybına yol açabilir.

Banka Başvuruyu Reddederse Ne Olur?

Her ret kararı kesin değildir.

Tüketici;

  • ek belge sunabilir,
  • yeniden değerlendirme talep edebilir,
  • tüketici hakem heyeti veya mahkemeye başvurabilir (uyuşmazlığın niteliğine göre),
  • gerekirse uluslararası kart kuralları kapsamında bankanın süreci nasıl yürüttüğünü sorgulayabilir.

Havale ile Ödeyenler Aynı Hakka Sahip mi?

Hayır.

Burada önemli fark oluşuyor.

Kredi kartı

Chargeback uygulanabilir.

Havale

Chargeback mekanizması yoktur.

Bu durumda;

  • sözleşme hükümleri,
  • hukuk davaları,
  • icra yolları

ön plana çıkmaktadır.

Dolayısıyla kredi kartıyla ödeme yapanlar önemli bir avantaja sahip olabiliyor.

Yurt Dışı Eğitim Sektöründe Yeni Risk

Son yıllarda;

  • artan döviz kuru,
  • bazı eğitim kurumlarının mali sorunları,
  • vize süreçlerinin uzaması,
  • öğrenci sayılarındaki dalgalanma

nedeniyle uluslararası eğitim sektöründe iptal edilen program sayısı da arttı.

Özellikle pandemi sonrası birçok ülkede eğitim modeli değişirken, bazı okullar hibrit veya çevrimiçi modele geçti.

Bu durum da yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden oldu.

Bankalar Açısından Risk

Chargeback sayısındaki artış; bankalar açısından da operasyonel yük oluşturuyor.

İhraççı banka; müşterisini korurken, iş yeri bankası (Acquirer) ise satıcıyı temsil ediyor.

Dolayısıyla;

  • belge incelemeleri
  • uluslararası kart kuralları
  • zaman yönetimi
  • hukuki değerlendirmeler

önem kazanıyor.

Eğitim Kurumları Açısından Sonuç

Chargeback oranı yükselen kurumlar;

  • daha yüksek komisyon ödeyebilir,
  • riskli iş yeri olarak sınıflandırılabilir,
  • ödeme alma kabiliyetini kaybedebilir,
  • kart kabul sözleşmeleri sona erebilir.

Bu nedenle eğitim kurumlarının sözleşme hükümlerine uygun davranmaları ve iptal/iade süreçlerini şeffaf yürütmeleri kritik önem taşıyor.

Uzmanlar Ne Öneriyor?

Uzmanlar, yurt dışı eğitim hizmeti satın almadan önce şu noktalara dikkat edilmesini öneriyor:

  • Sözleşmede iade koşullarını ayrıntılı okuyun.
  • Vize reddi halinde uygulanacak prosedürü yazılı olarak teyit edin.
  • Ödemeleri mümkünse kredi kartıyla yapın.
  • Tüm yazışmaları saklayın.
  • Hizmet sunulmadığında beklemeden bankanıza harcama itirazında bulunun.
  • Başvurunuza mümkün olduğunca fazla belge ekleyin.

Bankacılık Sektörü Açısından Değerlendirme

Dijital ödemelerin hızla arttığı günümüzde kredi kartı yalnızca bir ödeme aracı değil, aynı zamanda tüketici açısından önemli bir koruma mekanizması sunuyor.

Uluslararası kart sistemlerinin geliştirdiği Chargeback (Ters İbraz) uygulaması, tüketicilerin hiç alamadıkları veya sözleşmeye uygun şekilde sunulmayan hizmetler nedeniyle mağdur olmalarını önlemeyi amaçlıyor.

Özellikle yurt dışı eğitim, turizm, havayolu, etkinlik organizasyonları ve dijital hizmetlerde bu mekanizma her geçen yıl daha fazla kullanılıyor.

Bankalar açısından ise bu süreç, hem müşteri memnuniyetini korumak hem de uluslararası kart kuruluşlarının kurallarına uyum sağlamak bakımından büyük önem taşıyor.

Özet

Yurt dışında eğitim almak amacıyla kayıt yaptıran ancak çeşitli nedenlerle eğitim hizmetinden yararlanamayan öğrenciler ve veliler için kredi kartıyla yapılan ödemelerde chargeback (ters ibraz) önemli bir hukuki ve finansal başvuru yolu olabilir. Ancak her olay kendi sözleşmesi, ödeme şekli ve hizmetin sunulmama nedenine göre ayrı değerlendirilir. Başvurunun güçlü belgelerle ve gecikmeden yapılması, sürecin başarı şansını artırır.

Not: Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Chargeback başvurularının kabulü; Visa ve Mastercard kuralları, kartı çıkaran bankanın incelemesi, iş yerinin savunması ve somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Her hizmetin otomatik olarak iade edileceği anlamına gelmez.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist    www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.