Connect with us

EKONOMİ

Prof. Dr. BORATAV: Çin iktisat politikalarında yörünge değişikliği

Yayınlanma:

|

Korona salgını sonrasında Çin ekonomisi, dinamizm ile durgunlaşma eğilimi arasında “kararsız” bir konuma geçti. Yıllık büyüme hedeflerinin gerçekleşebileceği şüpheli görünmeye başladı. O gelişmeleri iki yazıda (soL Haber, 14 ve 29 Mart 2024) özetlemiştim.

Son aylarda yeni dönemin iktisadî öncelikleri yoğunlukla tartışıldı. 24 Eylül’de makro-ekonomik genişlemeye geçiş kararlaştırıldı. Bir “yörünge değişikliği” olarak da yorumlanabilir. Gözden geçirelim.

Planlama mı? Talep yönetimi mi?

Tartışma, “ekonomi yönetiminin acil önceliği” üzerinde yoğunlaşmıştı. Başlangıçta stratejik planlama ile kısa dönemde toplam talebin yönetimi arasındaki ikilem (karşıtlık) olarak da anlaşıldı.

Çin Halk Cumhuriyeti’nde ekonomi yönetimi, bu ikilemi içermez. Nitekim, 2021-2025 dönemini kapsayan 14’ncü Beş Yıllık Plan halen uygulanmaktadır. Bu plan, Made in China 2025 adını taşıyan teknolojide, üretim haritasında dönüşümleri hedefleyen stratejik bir tasarı ile bütünleşmiştir. (Batı iktisat terminolojisinde bu tür stratejik tasarılar, son dönemlerde sanayi politikaları olarak adlandırılmaktadır.)

Çin’de kaynak tahsisini kısa dönemde etkileyen politikalar (devletin de aktif bir “oyuncu” olduğu) piyasa mekanizmaları içinde uygulanır. Batı ekonomilerindeki gibi iki ayaklıdır: Bir ayağı Merkez Bankası’nın denetiminde para politikası araçlarını içerir. Diğer ayağı merkezî hükümetin ve yerel yönetimlerin harcamaları, vergileri ve borçlanmaları (tahvil ihracı) ile gerçekleşen kamu maliyesi araçlarından oluşur.

Bu çerçevede planlama ile toplam talep yönetimi arasındaki ayrım, (i) uzun vadeli (stratejik) teknoloji/sanayi dönüşüm belgeleri, (ii) beş yıllık planlar ve (iii) güncel para/maliye politikası kararlarından oluşan bir bileşkedir. Kurumsal, kavramsal karşıtlık yoktur.

Ancak bu bileşke, güncel öncelikler açısından 2024’te ciddi uyumsuzluklarla karşılaşmıştı. Bir yandan 4’ncü sanayi devrimi olarak da yorumlanan teknolojik sıçrama gerçekleşmekte; Batı’da tedirginliklere, kıskançlığa yol açmaktadır. Öte yandan, toplam talep yetersizliği deflasyona yol açmakta; bu yılın büyüme hedefi sorgulanmaktadır.

Temmuz’da ÇKP Merkez Komitesi, önümüzdeki dönemin önceliklerini belirlemek amacıyla toplanmıştı. Ekonomik öncelikler konusunda bir uzlaşma sağlandı; yayımlandı. Robert Wu, bu uzlaşmayı “daha çok yenilik, daha çok tüketim…” olarak özetledi (Baiguan, 24 Temmuz 2024). Daha çok yenilik, üretim güçlerinde niteliksel teknolojik dönüşüm olarak öne çıktı. Daha çok tüketim tetiklemesi beklenen para ve maliye politikaları ise açıklanmadı.

BBC de 19 Eylül’de benzer bir değerlendirme yaptı: “Temmuz’da ÇKP arz önceliklerine ağırlık verdi. Yakın gelecekte zayıf tüketim talebine ve derinleşen deflasyona karşı etkili önlemler bu nedenle beklenemez.”

Durgunlaşma eğiliminin aşılmasını uman çevre hayal kırıklığına sürüklendi. Sonraki aylarda da Temmuz’daki “uzlaşma”yı ciddiyetle sorgulayan bir tartışmayı tetikledi. İki ay sonunda güzergâh değişti; kısa dönemli talep yönetimi yeğlendi.

Tartışmalardan örnekler verelim.

Hayek değil, Keynes…

Tartışmalarda Peking Üniversitesi’nin Ulusal Kalkınma Okulu öğretim üyelerinden Şu Gao (Xu Gao) bir yazısında, okurları yüzyıl öncesinin bir polemiğine götürüyor. Çin ekonomisinin kısa dönemli önceliklerini, piyasa mekanizmasının tutkunu, sosyalizm ve planlama düşmanı Frederick Hayek’i eleştirerek savunuyor. (Pekingnology, 18 Eylül 2024).

Şu Gao’nun Hayek eleştirisi, bu iktisatçının anti-sosyalizmini hedeflemiyor. Devletsiz bir piyasa mekanizmasının etkinliği sağlayan tek model olduğu iddiasını reddediyor. Şu’ya göre, “Çin’de piyasa ekonomisi, Çin’e özgü etkin bir piyasa ile iyi işleyen bir devletin organik bütünleşmesini içerir. Batı’ya göre üstünlüğümüz devletin güçlü rehberliğinden ve piyasaların devlete bağımlılığından kaynaklanır.”

Kısa dönemde ekonomi yönetiminin izlemesi gereken ilkeleri ise Hu, doğrudan Keynes’e (1923 tarihli A Tract on Monetary Reform kitabına) referans vererek açıklıyor. Hedef, kaynakların tam kullanımı olmalıdır. Çin koşullarında aksaklık, işsizlik değil, sabit sermaye stokunda atıl kapasite ile tanımlanmalıdır: “Toplam talep yetersizse aşırı arz kapasitesi oluşmuştur. Bu durum enflasyonun düşmesi ve ödemeler dengesinde fazlalar ile belirlenir. Onarım, ekonomiyi canlandırma önlemleri başlatılmalıdır.” Arz kısıtlarını zorlayan aşırı talep ise enflasyonun hızlanması ve cari işlem açıkları ile ortaya çıkar. “Kemer sıkma” o zaman gündeme gelmelidir.

Şu Gao “canlandırma ve kemer sıkma önlemlerinde”, maliye politikası araçlarını yeğlemektedir. Para arzı sabitken artan kamu harcamaları piyasa faizlerini yükseltebilir; telafi gerekirse parasal genişlemeye de geçilir.

Şu’ya göre, kısa vadede gerekli canlandırma veya kemer sıkma önlemleri uygulanmadan stratejik hedefler doğrultusunda mesafe alınamaz. Bugünkü koşullarda “Çin’de ekonominin etkili biçimde yönetilmesi, canlandırma önlemlerine geçiş ile mümkün olacaktır.” Robert Wu’nun terminolojisi ile “daha fazla tüketim” sağlanmadan uzun dönemin hedefi olan “daha fazla yeniliğe odaklanmak” beyhudedir.

İktisatçılar sosyal yardımların artmasını savunuyor

Pekingnology sitesi, Çin’de özel tüketim harcamalarını artırmak için önde gelen iktisatçıların önerilerini aktarıyor. Hepsi devlet kaynaklı sosyal yardımların veya sosyal güvenlik harcamalarının artırılmasını savunmaktadır (22 Ağustos 2024).

Özel tüketimi artırma önerileri tartışılırken anlaşılıyor ki, hükümet çevrelerinde refahçılık (“welfarism”), tembelliği teşvik eden bir tuzak olarak görülmektedir. Mao’nun “demir çanak” olarak da adlandırılan eşitlikçi sosyal politikalarını reddeden Deng döneminin bugüne taşınan mirası olsa gerektir. Konuyu bugünlerde tartışan iktisatçıların çoğu ise, “tembelliği tanımlamak, ayırt etmek güçtür. Sosyal güvenliği herkesi kapsayan genel bir sisteme dönüştürmek zorunlu ve kaçınılmazdır” görüşündedir.

Doğrudan doğruya nakit veya tüketim kuponları olarak dağıtılan sosyal yardımları yeğleyen iktisatçılar da var. Finansman yükünün kamu (özellikle inşaat) yatırımlarını kısarak karşılamak da önerilmektedir. Makro-ekonomik dengeyi sermaye birikiminden tüketime kaydırmak, uzun dönemi ilgilendiren stratejik bir adımdır.

Tüketim harcamalarını da kamçılayacak başka radikal çözümler de öneriliyor: Devlet işletmeleri hisse senetlerinin tüm vatandaşlara, kârlarının işçilere dağıtılması… Mülkiyet ilişkilerini dönüştüreceği için ÇKP’nin 2027 Kongresi’ne dönük bir çağrı olarak yorumlanabilir.

Makro-ekonomik genişleme: Aşamaları, içeriği…

Sözünü ettiğim tartışmalara kamu yönetiminden uzmanlar da katıldı. ÇKP yönetiminin de önerileri izlediği son günlerde alınan makro-ekonomik genişleme kararlarından anlaşılıyor.

İlk olarak 24 Eylül’de politika faizi, mevcut kredi faizleri, bankaların zorunlu rezerv oranları ciddi boyutlarda indirildi. Merkez Bankası Başkanı, hisse senetlerini desteklemek üzere borsalara 800 milyar yuan’lık kaynak ayrıldığını açıkladı. Bu karar, Çin Merkez Bankası’nın hisse senetleri piyasasına likidite pompalamasının ilk örneğidir. Şenzen ve Şanghay borsalarında Çin hisse senetleri yüzde 15’lik bir sıçrama sonrasında yeni platformlara yerleşti.

26 Eylül’de de ÇKP Politbürosu ekonomi gündemli bir toplantı yaptı. Toplantı sonunda yayımlanan bildiriyi Çin Merkez Bankası bünyesindeki Finans Okulu Dekanı Tian Xuan yorumluyor; bir yörünge değişikliğinin işaretlerini vurguluyor (Pekingnology, 28 Eylül 2024): Yakın geçmişteki benzerlerine göre bildiri yarı-yarıya kısaltılmıştır. Ekonomi konularında genellikle kullanılan iyimser klişeler kaldırılmıştır. Belge, kısa vadeli durgunlaşmanın ciddiyetle çözülmesine dönük direktiflerle yetinmektedir.

Son olarak 8 Ekim’de Çin Kalkınma ve Reform Komisyonu (Deng öncesinin Planlama Örgütü) başkanı Zheng Shanjie bir basın toplantısı ile parasal genişlemeyi destekleyen maliye politikası önlemlerini açıkladı. (South China Morning Post, 8 Ekim 2024). Öğreniyoruz ki, 2024’te yatırım projelerinin finansmanı için Hazine’nin 3,12 trilyon yuan’lık tahvil ihracı borçlanması kararlaştırılmış; ilk dokuz ayda toplamın yüzde 91’i kullanılmıştır. 2025 bütçesinden de ön-ödeme olarak 100 milyar yuan aktarılacaktır. Son on iki ayı kapsayan malî genişleme, Çin millî gelirinin yüzde 3,4’ünü aşmaktadır.

Sonuçları izleyeceğim; Çin’le, dünya ekonomisiyle ilgilenen okurlarımla paylaşacağım.

Prof. Dr. Korkut BORATAV-haber.sol.org.tr

Okumaya devam et

EKONOMİ

JPMorgan frene bastı, BofA kârı aldı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Küresel yatırım bankalarının Türkiye pozisyonlarında dikkat çekici bir değişim yaşanıyor. Bir yanda JPMorgan, 2018’den bu yana ilk kez Türkiye kurumsal kredi görünümünü “ağırlığını artır” seviyesinden “nötr”e çekti. Diğer yanda Bank of America, Türk lirası carry trade pozisyonunu kârla kapattı.

Bu iki karar birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo şu: Yabancı yatırımcı Türkiye’den tamamen çıkmıyor; ancak artık “yüksek faiz-getiri” hikâyesini daha seçici, daha kısa vadeli ve daha korumacı bir risk yönetimiyle izliyor.

JPMorgan ne yaptı?

JPMorgan’ın kararı, Türkiye varlıklarına yönelik sert bir satış tavsiyesi değil. Ancak banka, Türk şirket tahvillerinde daha önce taşıdığı iyimser ağırlığı azalttı. Türkiye görünümünün “nötr”e çekilmesi, yabancı yatırımcının artık yüksek getiri potansiyelinin yanında artan riskleri de daha fazla dikkate aldığını gösteriyor.

Raporda öne çıkan risk başlıkları şöyle:

Türkiye’nin temel dış dengesinde bozulma, enerji fiyatlarındaki artış, jeopolitik riskler, yerel siyasi belirsizlik, erken seçim ihtimali, yeniden dolarizasyon riski ve şirketlerin döviz açık pozisyonları.

Bu tablo özellikle Türk şirket tahvilleri açısından önemli. Çünkü kurumsal kredi yatırımcısı sadece ülke faizine bakmaz; şirketlerin döviz borcu, nakit akışı, dış finansmana erişimi ve kur şoklarına dayanıklılığına da bakar.

BofA ne yaptı?

Bank of America ise Ocak ayında dolar/TL’de 46,20 seviyesinden açtığı 3 aylık kısa dolar/TL pozisyonunu, kur 44,89 seviyesine geldiğinde kârla kapattı. Bu işlem, klasik anlamda TL carry trade stratejisinin başarılı bir örneği oldu.

Yani BofA, yüksek TL faizinden kazandı; aynı zamanda kurun vadeli piyasanın ima ettiği seviyeden daha aşağıda kalmasından ek getiri elde etti. Ancak pozisyonun kapatılması “TL hikâyesi bitti” anlamına gelmiyor. Banka, dolar/TL’nin ileride de vadeli piyasanın ima ettiği seviyelerin altında kalabileceğini belirtirken, TL’de nominal değer kaybı hızının artabileceği uyarısını da yaptı.

Bu mesajın sade karşılığı şu: TL hâlâ getiri sunuyor, fakat aynı pozisyonda kalmanın riski arttı.

Bu kararların arkasındaki ana senaryolar

1. Kâr realizasyonu senaryosu

BofA’nın hamlesi öncelikle kâr realizasyonu olarak okunmalı. Carry trade pozisyonlarında yatırımcı sonsuza kadar beklemez. Faiz getirisi oluştuğunda ve kur beklenenden daha sakin kaldığında pozisyon kapatılır.

Bu, Türkiye’den çıkıştan çok, “elde edilen kârı masaya koyma” hamlesidir.

2. Siyasi risk senaryosu

JPMorgan’ın raporunda siyasi belirsizlik vurgusu dikkat çekiyor. Türkiye piyasalarında son haftalarda muhalefet partisi ve yargı süreçleri üzerinden oluşan politik gerilim, BIST, tahvil ve kur tarafında dalgalanma yarattı.

Yabancı yatırımcı açısından en büyük risk, ekonomi programının seçim veya siyasi baskı nedeniyle gevşetilmesi ihtimalidir. Erken seçim senaryosu gündeme gelirse, piyasa bunu kamu harcamalarında artış, kredi genişlemesi, ücret ayarlamaları ve dövize yönelim riskiyle birlikte fiyatlar.

3. Dolarizasyon senaryosu

Türkiye’de yerleşiklerin yeniden dövize dönmesi, yabancı yatırımcının en yakından izlediği başlık. Yüksek faiz ve kontrollü kur politikası TL’ye ilgiyi artırmıştı. Ancak seçim beklentisi, enerji şoku veya siyasi belirsizlik artarsa, yerli yatırımcı yeniden döviz talebine yönelebilir.

Bu durumda Merkez Bankası rezervleri güçlü olsa bile, rezervlerin ne kadarının piyasa stresinde kullanılacağı kritik hale gelir.

4. Enerji ve cari açık senaryosu

Türkiye enerji ithalatçısı bir ülke. Orta Doğu kaynaklı gerilimler ve petrol-doğalgaz fiyatlarındaki artış, cari açık ve enflasyon üzerinden TL üzerinde baskı oluşturabilir.

Enerji fiyatı arttığında Türkiye’nin döviz ihtiyacı büyür. Bu da hem kur beklentisini hem enflasyon patikasını hem de şirketlerin maliyet yapısını bozar.

5. Şirketlerin döviz açık pozisyonu senaryosu

JPMorgan’ın dikkat çektiği en önemli başlıklardan biri şirketlerin döviz açık pozisyonu. Eğer şirketin geliri TL, borcu döviz ise kur artışı bilançoyu bozar. Kurumsal kredi yatırımcısı için bu doğrudan tahvil geri ödeme riskidir.

Bu nedenle JPMorgan’ın “nötr” kararı sadece Türkiye ekonomisine değil, Türk şirketlerinin döviz riskine yönelik de bir uyarıdır.

Yabancı yatırımcı Türkiye’den çıkıyor mu?

Hayır. Verilen mesaj “Türkiye’den çıkıyoruz” değil; “Türkiye riskinde daha seçici davranıyoruz” mesajıdır.

Yabancı yatırımcı için Türkiye hâlâ yüksek faiz, güçlü carry getirisi ve kontrollü kur nedeniyle cazip olabilir. Ancak risk primi düştükçe ve siyasi/jeopolitik risk arttıkça, aynı getiriyi almak için daha fazla risk taşımak gerekir.

Bu nedenle yabancı kurumlar artık uzun vadeli ve yüksek riskli pozisyonlar yerine; kısa vadeli, likit, yüksek kaliteli ve gerektiğinde hızla kapatılabilecek pozisyonları tercih ediyor.

Türkiye açısından ne anlama geliyor?

Bu gelişme ekonomi yönetimi için önemli bir uyarı niteliğinde. Çünkü Türkiye’nin son dönemdeki sermaye girişi büyük ölçüde güven, yüksek faiz ve kur istikrarı üzerine kuruldu.

Bu üç ayaktan biri zayıflarsa carry trade tersine dönebilir. Carry trade girerken döviz getirir, çıkarken döviz talebi yaratır. Bu nedenle sıcak para girişine dayalı rahatlama kalıcı sermaye girişiyle desteklenmezse kırılganlık üretir.

Piyasalar nasıl etkilenebilir?

Kısa vadede TL’de kontrollü seyir devam edebilir. Ancak kurda nominal değer kaybı hızlanırsa, yabancı yatırımcı yeni carry trade pozisyonu açmakta daha temkinli davranır.

Tahvil tarafında kısa vadeli ve yüksek kaliteli ihraçlara ilgi sürebilir. Buna karşılık uzun vadeli, düşük kaliteli veya döviz riski yüksek şirket tahvillerinde risk primi artabilir.

Borsada ise bankalar, ihracatçılar ve döviz pozisyonu güçlü şirketler ayrışabilir. Döviz açık pozisyonu yüksek, finansman maliyeti ağır ve iç talebe bağımlı şirketler daha kırılgan hale gelebilir.

Yabancı yatırımcı Türkiye’yi terk etmiyor, frene basıyor

JPMorgan ve BofA’nın kararları birlikte okunduğunda, yabancı yatırımcının Türkiye’ye bakışında yeni bir dönem başladığı görülüyor.

Artık mesele sadece yüksek faiz değil. Yatırımcı; kurun hızı, rezervlerin dayanıklılığı, siyasi belirsizlik, enerji faturası, cari açık, şirket bilançoları ve erken seçim ihtimalini aynı anda fiyatlıyor.

Türkiye için asıl sınav, carry trade ile gelen parayı kalıcı sermaye girişine dönüştürmek olacak. Aksi halde bugün kârla kapanan pozisyonlar, yarın daha büyük çıkış riskinin öncü sinyali haline gelebilir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Faizin olduğu yerde bereket olmaz”

Yayınlanma:

|

Yazan:

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Finans Merkezinde gerçekleştirilen 3. Dünya İslam Ekonomi Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, Necmettin Erbakan’ın faiz konusundaki sözlerini hatırlatarak küresel ekonomik sistem ile uluslararası ilişkilere yönelik alternatif çözümlerin mümkün olduğunu vurguladı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ise 11 Haziran Perşembe günü gerçekleştireceği Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında yılın üçüncü faiz kararını açıklayacak.

“İslam ekonomisini ne kadar sahiplenirsek hedeflerimize o kadar çabuk ulaşırız”

İstanbul Finans Merkezi’nin ev sahipliği yaptığı 3. Dünya İslam Ekonomi Zirvesi’nde kürsüye çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, küresel ekonomik sistem ile uluslararası ilişkilerde alternatif çözümlerin üretilebileceğine dikkat çekti. Konuşmasında insanlık ailesi olarak gerek ekonomik alanda gerekse uluslararası ilişkiler düzleminde çözümsüz olunmadığını ifade eden Erdoğan, bu doğrultuda daha fazla çaba harcanması gerektiğini belirtti.

İslam ekonomisinin sahiplenilmesi ile hedeflere ulaşma hızı arasında doğrudan bir bağ kuran Erdoğan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Daha adil bir dünya mümkün derken, insanlık ailesi olarak gerek ekonomide gerekse uluslararası ilişkilerde çözümsüz değiliz. Daha çok çaba harcamalıyız. İslam ekonomisini ne kadar sahiplenirsek hedeflerimize o kadar çabuk ulaşırız”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirvedeki hitabında Necmettin Erbakan’ın faiz konusundaki yaklaşımına ve sözlerine de özel bir atıfta bulundu. Kültürümüzde yer alan bereket kavramının önemine değinen Erdoğan, sömürünün, haksızlığın ve sadece kâr odaklı düşüncelerin olduğu yerlerde bereketin barınamayacağını dile getirdi.

Erbakan’ın faiz konusundaki duruşunu hatırlatan Erdoğan, faizin olduğu bir yerde bereketin tesis edilemeyeceğini savunarak şu açıklamalarda bulundu:

“Bizde bereket diye bir kavram vardır. Rahmetli Erbakan Hocamızın dediği gibi 1 liralık kazanç 2 liralık kazançtan üstündür. Faizin olduğu yerde bereket olmaz. Sömürünün, haksızlığın olduğu yerde bereket bulunmaz. Yalnızca kâr düşüncesinin olduğu yerde bereket kendisine yer bulamaz”

investing.com

Okumaya devam et

EKONOMİ

2026’nın ilk sinyali; büyüyemeyen ekonomi

“Büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürme” hedefinin, programın iki temel dinamiği değiştirilmeden gerçekleşemeyeceği artık verilerle sabittir. O nedenle ilk çeyrek büyüme verisi, önemli bir uyarı işaretidir

Yayınlanma:

|

TÜİK verilerine göre Türkiye ekonomisi bu yılın birinci çeyreğinde (Ocak-Şubat-Mart) geçen yılın aynı çeyreğine göre, yıllık bazda yüzde 2,5 büyüdü. Ancak bu oran piyasa beklentisi olan yüzde 2,7’nin altında kaldı.

Daha da önemlisi çeyreklik bazda büyüme fiilen “sıfır” (yüzde 0,1); bir önceki çeyreğe göre aslında büyümedik. Çeyreklik bazda yüzde 0,1’lik bu oran, ekonomik aktivite düzeyinin bir önceki çeyreğe oranla yatay bir seyir izlediğini gösteriyor.

Sanayi yıllık bazda yüzde 0,8 küçülürken, özellikle imalat sektörü kaynaklı küçülme çeyreklik verilere de yansıdı. Sanayi üretimi, yüksek faiz ortamı ve artan maliyetlerin etkisiyle ivme kaybederek büyümeyi aşağı çeken ana unsur oldu.

Tarım sektörü 2025 yılının derin küçülme oranlarından sonra nihayet yıllık bazda yüzde 4,6, çeyreklik bazda ise yüzde 5,9 büyüdü.

İnşaat sektörü ise 2025 yılında yüzde 10’un üzerinde seyreden rekor büyüme oranlarının ardından ilk çeyrekte yıllık bazda sadece yüzde 3,2 büyüdü, üstelik çeyreklik bazda yüzde 1,7 daraldı.

Sektörlerdeki zayıf görünümün yanında bilgi-iletişimdeki yüzde 9,5’luk oran çarpıcı görünse de bu durum büyük ölçüde 5G teknoloji altyapı yatırımlarına dayalı olduğu için kalıcı bir ivmelenme olmayabilir.

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde büyümenin itici güçlerinden biri de yatırımlar yani gayrisafi sabit sermaye oluşumu (makine-teçhizat ve inşaat yatırımları). Bu kalem yıllık bazda yüzde 3 artış kaydedip büyümeye 0,8 puanlık katkı verse de çeyreklik bazda yüzde 2,2 küçüldü.

Stoklar ise büyümeye 0,5 puanlık pozitif katkı verdi. Çeyreklik bazda talep yavaşlarken üretilen malların bir kısmının satılamayıp rafa kalktığı anlaşılıyor olsa da bunun da teknik olarak büyüme rakamını yukarıda tuttuğu görülüyor.

Harcama yöntemiyle milli gelire bakalım;

Hanehalkı tüketimi yıllık yüzde 4,8 arttı ancak çeyreklik artış yüzde 0,1’de kaldı. Talebin sıkılaşma adımlarıyla hız kestiği hissediliyor. Ama kimin talebi ve tüketimi? Zaten “program” dar ve sabit gelirliler üzerinde çalışıyor yıllardır. Yine de yüksek gelirlilerin ve servet transferinin etkisiyle doğan talebin baskılanması zor.

Devlet de harcamacı tarafta yerini aldı; yıllık bazda devletin nihai harcamaları yüzde 2,1 artarken, çeyreklik artış yüzde 3,3 oldu. “Kamuda tasarruf olmalı” derken, devletin harcamalarının artması büyük ikilemi ortaya koyuyor.

Asıl kırılganlık ihracatta. İhracat yıllık yüzde 12,7, çeyreklik yüzde 7,5 daralarak en zayıf halka oldu. Bu dengesizlik sebebiyle net dış ticaret, büyümeyi 2,5 puan aşağı çekti.

İhracattaki sorunlar yapısal nitelik taşıyor. Yüksek faiz, girdi maliyetlerindeki artış, kur baskısı, atıl kapasite ve dış talepteki durgunluk, hepsi bir arada etkisini gösterdi.

Nisan sonunda imalatçı ihracatçılar için kurumlar vergisi oranının yüzde 9’a, ihracatçılar için yüzde 14’e indirilmesi olumlu bir adım; ancak yapısal sorunlar gündemdeyken bu düzenlemenin etkisi sınırlı kalacak. Sanayinin dış rekabet gücü zayıfladıkça ihracat üzerindeki baskı artmaya devam edecek. Bu sürecin işsizliği yukarı taşıması kaçınılmaz görünüyor.

Program hedefiyle gerçek arasındaki makas açıklanamaz hale geldi. Talebin baskılanması ve kur kontrolüne dayanan mevcut program, enflasyonla mücadelede somut bir ilerleme sağlayamıyor. Öte yandan iç ve dış talebi belirgin şekilde soğuttuğu anlaşılıyor. “Büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürme” hedefinin, programın iki temel dinamiği değiştirilmeden gerçekleşemeyeceği artık verilerle sabittir. O nedenle ilk çeyrek büyüme verisi, önemli bir uyarı işaretidir.

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ – T24

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.