Connect with us

GÜNCEL

SURİYE’DE ESAD DÖNEMİ BİTTİ

Yayınlanma:

|

Suriye’de 13 yılı geçen iç savaşın ardından yeni bir döneme girilirken; 61 yıllık Baas Rejimi ve 53 yıllık Esad İktidarı sona erdi. Heyet Tahrir Eş-Şam öncülüğündeki muhalif gruplar Humus’un ardından Şam’a da girdi. Devlet Başkanı Beşar Esad, Şam’dan ayrılırken; Esad’ın rotasının ne olduğu şimdilik bilinmiyor.

Esad rejimi, Hafız Esad’ın 1970’te yaptığı darbe ile kuruldu. Baas Partisi ideolojisini benimsemiş gibi görünse de, rejim aslında mezhepsel bir oligarşi üzerine inşa edilmişti. Nusayri azınlık, özellikle ordu ve istihbarat mekanizmalarında mutlak hakimiyet sağladı. Bu yapı, Sünni çoğunluğu sistemden dışlayarak baskıcı bir düzen kurdu. Hafız Esad’ın yönetimi, 1982’de Hama’da gerçekleştirilen katliamla perçinlendi; on binlerce insanın ölümüne yol açan bu olay, rejimin “itaat etmeyen herkesin düşman olduğu” anlayışını gösterdi. Hafız Esad, bu katliam sonrası yaptığı bir konuşmada “Hama’yı yok ettik, Suriye’yi kurtardık” diyerek, rejimin şiddeti bir kurtuluş aracı olarak gördüğünü ilan etti. Beşar Esad ise babasının mirasını devralarak 2000 yılında iktidara geçti. Modern ve reformist bir lider olarak lanse edilmesine rağmen, Beşar, aynı baskıcı mekanizmaları daha ince yöntemlerle devam ettirdi.

ARAP BAHARI VE SURİYE

2011’de Dera’da başlayan protestolar, Arap Baharı’nın Suriye’ye yansımasıydı. Halk artık 50 yıl süren yolsuzluk, keyfi yönetim ve baskıya karşı dayanamayacağını haykırıyordu. Protestocuların talepleri başlangıçta basitti: Özgürlük, demokrasi ve insan hakları. Ancak rejim, reform sözü vermek yerine şiddetle cevap verdi. Beşar Esad, “Bu ülkenin kontrolünü kaybedersek, Suriye yanar. Benimle ya da kaosla yaşamak zorundasınız” diyerek halkın taleplerine kulak tıkadı. Rejim, güvenlik güçlerini halkın üzerine saldı. Bu, protestoları susturmadı; tam tersine, Suriye’nin her yerine yayılan bir isyan dalgasını tetikledi.

Bu olay, dünya tarihindeki pek çok otoriter liderin sonunu hatırlatıyordu. İran Şahı Rıza Pehlevi’nin “Halkın refahını arttırıyorum, ama onlar benim gitmemi istiyor” sözleriyle kendi halkından kopuşu, Esad’ın “terörist” ilan ettiği muhaliflerle bağını tamamen kopardığı duruma benziyordu. Suriye’de isyan dalgası büyürken, muhalefet, birleşik bir çatı oluşturamadı. Özgürlük ve demokrasi isteyen laik kesimler, silahlı İslamcı gruplarla aynı safta mücadele etmek zorunda kaldı. Bu durum, iç savaşı daha da karmaşık hale getirdi ve rejimin işine yaradı.

Suriye’de iç savaş, rejimin kendisini korumak için gösterdiği şiddet kadar, muhalefetin bir türlü birleşememesiyle de şekillendi. Muhalifler özgürlük ve demokrasi talep ederken, Esad rejimi mezhepsel çatışmayı körükleyerek halkı birbirine düşürdü. Nusayri azınlığı rejime bağımlı hale getirirken, Sünni çoğunluğu radikal gruplara yönlendirdi. Rejim, yolsuzlukla zayıflayan ekonomiyi kontrol edemedi; Kürt bölgelerinde PYD güçleri, doğudaki petrol sahalarını ele geçirerek kendi yönetimlerini kurdu. Esad’ın halkı aç bırakma politikası, rejimin suç dosyasını daha da kabarttı. İnsan Hakları İzleme Örgütü, rejimin sadece Saydnaya Hapishanesi’nde 13 bin kişiyi infaz ettiğini belgeledi.

Tarih, halkına kulak tıkayan rejimlerin benzer kaderleriyle doludur. Romanya’nın devrik lideri Nicolae Ceaușescu’nun halkı açlığa mahkum eden politikaları, Esad rejiminin abluka stratejilerine benziyordu. Ceaușescu’nun “halkımız fedakarlıkla büyüyor” iddiası, Esad’ın “direniş gösteriyoruz” açıklamaları kadar gerçek dışıydı. Her iki lider de kendi halkını düşman ilan etmiş, bu düşmanlıkla sonlarına yürümüştü.

Picture background

Suriye’de Ayaklanma Sürecini Hazırlayan Faktörler

İç Faktörler

-Rüşvet ve yolsuzluk

Suriye’de ayaklanma sürecini hazırlayan en önemli faktörlerden biri olan rüşvet ve yolsuzluk, ülkede büyük bir kesime yayılmıştı. Gelir dağılımında yaşanan adaletsizliklerin artması vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılamalarına engel olmaktaydı. Halkın giderek yoksullaşması da onları isyana sürükleyen en önemli sebep olmuştur.

-Adam Kayırma

Suriye’nin en önemli sorunlarından birisi de işe alım konusunda yapılan ve kemikleşmiş olan adam kayırmacılığın rüşvet miktarına bağlı olarak yapılmasıydı. Bu da halk arasında işsizliğin artmasına sebebiyet vermekteydi. Ekonomide adil dağılımların olmaması bu süreçte halkı en çok yıpratan etken olmuştur.

-İnsan Hak ve Hürriyetleri

1967 yılındaki Arap-İsrail savaşında İsrail Suriye’nin Golan Tepeleri’ni işgal etmiştir. 1973 yılındaki savaşta Suriye, bu toprakların bir kısmını geri almış olmakla birlikte hala kağıt üzerinde İsrail ile savaş halinde bulunmaktadır çünkü topraklarının bir kısmı İsrail işgali altındadır ve İsrail BM kararlarına rağmen bu topraklardan çıkmaya pek niyetli değildir. Bu süreç, Suriye’de 40 yıl uygulamada kalacak olan Olağanüstü Hal Yasası’nın (OHAL) uygulamaya sokulmasına da neden olmuştur. Fiili seferberlik hali bitmesine rağmen yönetimin OHAL’i kaldırmaya yanaşmaması ülkede huzursuzluğa sebep olmuştur. Ayrıca, 40 yıl uygulamada kalan OHAL sadece bireysel haklar, basın özgürlüğü, ifade ve fikir özgürlüğü, çok partili siyasi hayat gibi hakları askıya almakla kalmamış; Suriye halkını istihbaratçı gölgesinde yaşamaya zorunlu hale getirmiştir.

-BAAS Partisi’nin politik açıdan iflas etmiş olması

İktidara geldiği 1970 yılına kadar hem kamu hizmetleri hem de politik anlamda etkin ve üretken olan parti, bir taraftan da OHAL uygulamasının verdiği avantajlardan faydalanmıştır. 2000’li yılların sonuna gelindiğinde partinin üye sayısı 5 milyona ulaşmış ve parti üyeliği siyasi bir kimlik değil iş bulma, güce ortak olma gibi amaçların bir vesilesi haline gelmiştir. Anayasa’nın 8.maddesinde yer alan “Baas Partisi toplumun ve ülkenin lideridir” ifadesi ile ülkede siyaset üstü hale gelen parti, zamanla devletin kendisi olmuştur. Kontrol eden muhalif partiler ve basın olmadığı için “ülkenin liderliğinden çok patronluğunu” yapan Baas partisi, 2011 yılına gelindiğinde politik açıdan iflas etmiş durumdaydı. Bu sebeple Baas partisi, kamu hizmetleri başta olmak üzere toplumsal hayatın her alanında kangrenleşmiş bir yapının sebebi olmuştur.

Picture background

Dış Faktörler

Ulusal ölçekteki çatışmanın bölgesel ve küresel bir anlaşmazlık halini aldığı Suriye krizi üç düzeyde değerlendirilmektedir. Ulusal düzeyde otoriter Baas yönetimiyle ayaklanan ve silahlanan halk arasında iç savaşa dönüşen bir çatışma vardır. Bölgesel düzeyde, ayaklanan halk lehinde tutum geliştiren ülkelerle Şam’da yönetim değişikliğine karşı çıkarak Esad rejimini destekleyen İran arasında bir nüfuz mücadelesi söz konusudur. Türkiye ve genel olarak Arap dünyası, Suriye halkının demokratik ve ekonomik hak ve özgürlük taleplerini desteklemekte, Baas iktidarı tekelinin son bulması gerektiğini beyan etmektedir. Tahran ise Suriye’de Nusayri azınlığın etkili olduğu mevcut iktidarın varlığını sürdürmesi gerektiğini savunmaktadır. İran, Suriye’de Esad iktidarı çözülürse kendi rejiminin tehlikeye girebileceğini, bölgedeki rejim değişikliği dalgasında sıranın kendisine gelebileceğini değerlendirmektedir. Ayrıca Tahran, Esad iktidarının devrilmesiyle Orta Doğu’da gerçekleştirmeye çalıştığı Şii hilali projesinin de akamete uğrayacağını hesap etmektedir.

ABD’nin Suriye Politikası

ABD, Arap Baharı karşısında ihtiyatlı bir tavır sergilemiştir. Bazı Batılı ülkeler ve bölge ülkeleri ise yaşanan gelişmeler karşısında ABD’den gelecek tutuma göre hareket etme taraftarı olmuş ve özellikle Suriye konusunda büyük bir ikilemle karşı karşıya kalmışlardır. Amerika’nın Tunus ve Mısır’da değişimden yana açıktan tavır almasına karşı, Libya’ya askeri müdahale gündeme geldiğinde liderliği Fransa’ya bırakması ve Suriye söz konusu olduğunda ise Türkiye ve Arap Birliği’nin geliştirdiği stratejileri desteklemesi bunun en açık örneği olmuştur. ABD’nin Suriye politikasına baktığımızda ise kendisini sınırlayan belli bazı faktörler olduğu açıkça görülmektedir. Bunlardan en önemlisi süphesiz ki; ”Esad sonrası istikrarsızlık ve daha kanlı bir iç savaş korkusu”dur. Ülke içindeki farklı etnik ve mezhepsel grupların muhalefet olarak bile bütünlük sağlayamayışı, rejim yıkıldıktan sonra aralarında çıkabilecek çatışma olasılığını arttırmaktadır. Bu yaşanabilecek istikrarsızlık ve otorite boşluğu ABD’nin olası stratejileri kapsamında pek olumlu sonuçlar doğurmamaktadır. Yani askeri ve siyasi muhalefetin dağınık olduğu, Esad rejiminin alternatifinin olmadığı bir Suriye’de güçlenebilecek diğer grupların -radikal İslamcılar gibi- olması da ABD’nin adım atmamasının sebepleri arasında gösterilebilmektedir. Tabii bu faktörlerin yanı sıra ABD’yi Suriye konusunda harekete geçmeye iten faktörler de bulunmaktadır. Bunların en başında ise; kimyasal silahların merkezi kontrolden çıkması gelmektedir. Bu konuda duyulan endişenin en yakın örneği de geçtiğimiz ay, Şam’da sivil halka sarin gazı kullanılmasıdır. Suriye Ulusal Konseyi’nin iddiasına göre, 1300 kişinin ölmesine sebep olan bu olay iki yıllık iç savaştaki en büyük katliamdır. BM denetçileri tarafından hazırlanan raporda ise, saldırıdan belli bir taraf sorumlu tutulmamıştır. Bu olayın ardından, Amerika Birleşik Devletleri’nin saldırıdan Suriye hükümetini sorumlu tutmasıyla askeri müdahale tehditleri yapılmaya başlandı fakat daha sonra ABD ve Rusya’nın vardığı anlaşma uyarınca Suriye’nin kimyasal silahlarını devretmesi istendi. ABD’yi adım atmaya iten bir diğer konu da artık insani bir mesele olmaktan çıkıp stratejik bir tehdit boyutuna dönüşen mülteci meselesidir. 1 milyonu aşkın Suriyeli mülteci Ürdün, Lübnan, Türkiye, Irak ve Mısır’a yerleşmiş durumdadır. Bu sayı ülkede istikrarın her geçen gün daha da bozulması ile giderek artmaktadır. Bu durum insani açıdan çok büyük sorunlar doğursa da bu ABD’yi Suriye konusunda ikna için yeterli olmamaktadır. Ancak mülteci sorunu giderek tüm Ortadoğu bölgesini etkileme potansiyeline sahip stratejik bir soruna dönüşmekte, Suriye sorununun bölgeselleşmesine neden olmaktadır.

İran’ın Suriye Politikası

Tahran, Sünni Arap dünyasına karşı oluşturmak istediği Batı karşıtı Şii Hilali’nin en önemli parçası ve vazgeçilmez askeri ve stratejik müttefiki Suriye’de yaşanacak bir rejim değişikliğinin, Tunus ve Libya örneklerinden farklı olarak, bölgede İslam devrimini ve hatta belki de, 2. Dünya Savaşı sonrasında kurulan dengeleri yok etme potansiyeline sahip olduğu düşüncesiyle rejim yanlısı bir politika izlemiştir.

İran açısından BAAS rejiminin çökmesi ve yerine Sünni İslamcı yeni yönetimin gelmesi ilişkilerinin boyutunun değişmesi demektir. Bunun yanı sıra kurulacak yeni Suriye yönetiminin batıyla ittifak içinde olma olasılığı da İran’ı endişelendirmektedir. İran’ın hali hazırdaki bölgesel nüfuzunu zayıflatacak özellikle Hizbullah ile bağlantı noktasını sınırlayacak ve İsrail tehdidine karşı kontrolünü azaltacak herhangi bir oluşumu istememesi, bu konudaki stratejilerini belirlemesini sağlamıştır.

Picture background

Rusya ve Çin’in Tutumu

Rusya ve Çin Suriye Krizi konusunda, diğer BM daimi temsilcilerinden farklı bir tutum sergilemektedir. Rusya’nın bu stratejiyi belirlemesindeki en önemli etken şüphesiz ki ABD’yle olan nüfuz mücadelesidir. Ayrıca Suriye, Rusya için jeopolitik bir öneme de sahiptir. Rusya’nın sıcak denizlerle olan bağlantı noktasında bulunan Suriye’nin batıya dönük veya ABD nüfuzu etkisinde olması kuşkusuz Rusya’nın çıkarları doğrultusunda olmayacaktır. Çin yönetiminin Rusya ile birlikte hareket ederek Batı’nın karşısında yer almasının sebebi ise; ABD’nin Asya-Pasifik stratejisiyle alakalıdır. ABD’nin bu bölgede yapmayı amaçladığı ekonomik yatırımlar Çin’in endişelenmesine sebebiyet vermiştir. Ayrıca ABD’nin Tayvan’a silah satması da Çin’i tedirgin eden bir başka sebep olarak karşımıza çıkmaktadır. BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi bu iki ülkenin Suriye’ye uluslararası müdahaleye mesnet teşkil edebilecek kararları engellemesi ve Rusya’nın iktidar değişimini önlemek için Esad rejimine destek sağlaması bu stratejilerin bir sonucudur.

Avrupa Birliği’nin Tutumu

AB’ye yön veren Fransa, Almanya, İngiltere ve diğer AB üyesi ülkeler Suriye’de yaşananlar konusunda ortak bir görüş içerisinde olarak Esad rejimini daima eleştirip suçlu ilan etmişlerdir. Bu ülkeler, BM ve Arap Birliği’nin Suriye Özel Temsilcisi Kofi Annan tarafından yapılan çalışmalara da destek vererek bu konudaki net tavırlarını ortaya koymuşlardır. Ancak tüm bunlara rağmen, AB’nin Suriye konusunda etkin ve ortak bir politika geliştirebildiği söylenememektedir. Kofi Annan’ın çalışmalarını destekleyen AB’nin yalnız Suriye’ye silah satışını durdurması yönündeki kararı bu çerçevede yapılan önemli bir girişim olarak kabul edilebilmektedir. Bu karar da Rusya’nın Suriye’nin silah tedarikçisi olması ve tedarike devam etmesi sebebiyle etkisini yitirmektedir.

Türkiye’nin Suriye Krizi’ndeki Yeri

Türkiye’nin, Arap Baharı çerçevesinde takındığı ve otoriter yönetimlerin iktidardan ayrılması yönünde gösterdiği tavır ve politikalar Suriye Krizi’nde adeta duvara çarpmıştır. Tabii buna neden olan küresel ve bölgesel bazı etkenler bulunmaktadır. AKP iktidarı süresince ”komşularla sıfır sorun” politikası neticesinde kurmuş olduğu ilişkinin bir sonucu olarak Türkiye, bu süreçte aktif bir rol almak istemiş ve stratejilerini buna göre belirlemiştir. Türkiye Suriye konusunda, rejim karşıtı bir tavır sergileyerek muhaliflerin yanında yer almıştır. Ancak Ankara yakın zamana kadar çok iyi ilişkiler içinde olduğu ve anayasal reformlar yoluyla dönüşmesi için çaba sarf ettiği Suriye rejiminin muhalif eylemler ve hatta silahlı bir direnişe karşı tecrübesini hesaba katmamıştır. Ankara’nın Suriye ile ilgili öngörülerinin gerçekleşmemesinin nedenleri olarak; rejimin direncini, muhaliflerin yapısını ve bölgesel aktörlerin etkinliğini doğru okuyamaması sıralanabilmektedir. Türkiye’nin bu öngörü eksikliği bölgede en çok Türkiye-İran ilişkilerini etkilemiştir. İki ülkenin sorunun farklı taraflarında yer alması ikili ilişkilerin gerilmesine sebep olmuştur. Böylelikle Suriye politikasında yalnız kalan Türkiye, bölgede olan etkisini de yitirmeye başlamıştır.

Krizin Türkiye açısından diğer önemli bir hususu ise, sorunun iç savaşa dönüşmesiyle, güney sınırında ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturmasıdır. Sınırda yaşanan bu gerginlikler, ülkenin iç sorunu olmaya doğru eğilim göstermiştir. Türkiye, hem demokratikleşme sürecine dahil olma hem de sorunu çözme isteği neticesinde muhaliflerle temas kurarak, muhalefetin toplantılarına da ev sahipliği yapmıştır. Suriye Krizi’nde bölge ülkelerinin en önemli sorunlarından birinin de mülteciler olduğuna değinmiştik. Suriyeli sığınmacıların Türkiye ekonomisine ciddi bir yük oluşturduğu da yadsınamaz bir gerçektir. Buna ek olarak, çadırkent ve konteynerkentlerin yer aldığı bölgelerde oluşan güvenlik riskleri bölge halkını da olumsuz şekilde etkilemektedir.

Suriye’deki iç savaş ülkenin iç sorunu olan Kürt meselesini de etkilemektedir. Esad rejiminin PKK terör örgütünü Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusundaki Kürtlerin muhalefete katılmasını engellemek maksadıyla kullanması, bu doğrultuda örgüte silah ve mühimmat tedarik etmesi, PKK’ya bölgede hareket alanı sağlamıştır. Bunun neticesinde, PKK Esad rejiminin sağladığı himaye ile Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusunda PYD ile birlikte varlık göstermekte, militan kaynağını Suriyeli Kürtlerden temin etmeye çalışmaktadır. Orta Doğu’da dört parçalı konfederal bağımsız bir Kürdistan hedefleyen KCK sisteminin parçaları olarak hareket eden PKK ve PYD bölgedeki ayrılıkçı eğilimi tahrik etmektedir. Tüm bunların sonucunda, Suriye kirizinin Türkiye’nin toprak bütünlüğüne bir tehdit oluşturduğu, dolayısıyla bu krizin bir dış meseleden çok ülkenin iç meselesine dönüştüğü görülmektedir. Bu sebeple sorunun çözülmesiyle ilgili atılacak her adımın ihtiyatlı bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Türkiye, Suriye krizini değerlendirirken krizin sadece Suriye ile sınırlı bir mesele olmadığını dikkate almalıdır zira Türkiye’nin Suriye Krizi’nde tekrar düşeceği bir hata, altından kalkılamayacak sonuçlar doğurabilme riski taşımaktadır.

Picture background

Sonuç

Suriye krizi Suriye ile sınırlı kalmamış, bölgesel ve küresel düzeyde bir mücadeleye yol açmıştır. Ulusal ölçekte iç savaş halini alan kriz, Orta Doğu’da İran liderliğindeki Şii unsurlarla Körfez ülkelerinin öncülüğündeki Arap devletleri arasında rekabete yol açarken, küresel ölçekte demokratikleşme hareketlerini destekleyen Batılı aktörlerle Rusya ve Çin gibi otoriter yönetimleri müdafaa eden devletler arasında anlaşmazlığa dönüşmüştür. Arap Birliği ve Birleşmiş Milletler vasıtasıyla başlatılan çözüm girişimleri sonuçsuz kalmış, Suriye’ye uygulanan yaptırımlara karşı Esad rejimi Rusya, Çin, İran, Irak ve Hizbullah’ın desteğini alarak direnç göstermiştir.

Suriye’de iki yılı aşan ayaklanma süreci silahlı çatışmalarla birlikte şiddet sarmalına dönüşmüş ve buralarda yaşayan insanların bir kısmının Türkiye, Ürdün ve Lübnan gibi çevre ülkelere sığınmasına sebep olmuştur. Birçok ev ve iş yeri tahrip olmuş ve ülkede yaşam alanı çoğu yerde kısıtlanmıştır. Bunların yanı sıra çok sayıda sivil ölümleri yaşanmıştır. Sorunun bölgesel ve küresel güçlerin elinde bir türlü evrilememesi ve Esad rejiminin direnci yüzünden gün geçtikçe karmaşık bir yapıya dönüşmesi kaçınılmaz olmuştur. Geçtiğimiz Ağustos ayında yaşanan kimyasal silah saldırının ardından beliren müdahale ihtimali şu anda askıya alınmış gözükmektedir. Ayrıca, silahı kimin kullandığının belirsizliği ve BM denetçilerinin bu konuda yaptığı çalışmalar devam etmektedir ve sorunun yeni bir boyut kazanması için Ekim ayından sonra yapılması beklenen Cenevre Barış Konferansı beklenmektedir. Yaşanan son gelişmelere bakıldığında, ülkede muhalefet ve rejim açısından artık son aşamaya gelindiği görülmektedir.

Kaynak: Duvar/BİMİMAR/Ekonomim

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık?

Yayınlanma:

|

Yazan:

ABD borsaları teknoloji hisseleri öncülüğünde yaşanan güçlü toparlanmanın yardımıyla geceyi yükselişle tamamladı. En büyük 500 şirketin işlem gördüğü S&P 500 endeksi %1’e yakın yükselerek üç günlük düşüş serisini sonlandırırken, toparlanmaya özellikle yarı iletken hisseleri öncülük etti. Nasdaq Bileşik endeksinin %1,3 yükselmesinin ardından iyimser havanın Pasifik’in diğer ucuna da yansıdığını görüyoruz. Asya’da bu sabah alımlar hız kazanırken, çip üreticilerinin ağırlıkta olduğu Güney Kore KOSPI endeksi %5 yükseldi. Japonya’da gösterge endeks Tokyo borsası %2 prim yaparken, Güney Kore’nin temmuz ayının ilk bölümünde yarı iletken ihracatının yaklaşık üç katına çıkması ve Tayvan’dan gelen güçlü sipariş verileri, yapay zekâ temalı teknoloji hisselerine yönelik iyimserliği yeniden canlandırdı.

Jeopolitik cephede ise Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz’de Suudi petrol tankerlerini hedef alabileceği yönündeki tehditleri nedeniyle Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı 92 dolar seviyesine yükselirken, piyasalarda belirgin bir riskten kaçış eğilimi de görülmedi. Yatırımcılar dikkati yeniden şirket bilançolarına çevirirken, bugün açıklanacak Alphabet ve Tesla sonuçları, yapay zekâ yatırımlarının şirket kârlılığına etkisi açısından yakından takip edilecektir. Diğer taraftan dolar değer kazanırken, sepet kur DXY 101,20 seviyesine varan bir yükseliş kaydetti. İngiltere’nin yeni başbakanı ve Hazine Bakanı şimdilik yeterli heyecan yaratamazken, birkaç gün önce 1,3560 seviyesine yükselen GBPUSD paritesi 1,3370 seviyelerine geri çekildi.

Piyasaların kılavuzu konumunda ABD 10 yıllık tahvil faizi %4,63 seviyesine gelerek son iki ayın en yüksek seviyesini test ederken, gelecek hafta gerçekleştirilecek olağan Fed toplantısı öncesinde faizlerin sabit bırakılması ana beklenti olmayı sürdürüyor. Fed faiz vadeli kontratları yıl sonuna kadar toplam 38 baz puanlık ilave sıkılaşma ihtimalini fiyatlamaya devam ederken, Ekim toplantısında artırım ihtimali %77 seviyesinde fiyatlandırılıyor. Faiz getirisi olmayan kıymetli metaller, Fed’in yeni başkanının isminin telaffuz edildiği 29 Ocak’tan bu yana (yaklaşık beş aydır) neredeyse her fırsatta satış baskısıyla karşı karşıya kaldı. Son günlerde ise yeniden hayat belirtisi göstermeye başladı. Yükselişin fitilini büyük önem verdiğimiz 54 dolar seviyesinin test edilmesiyle ateşleyen gümüş bu sabah 60 dolar seviyesini test ederken, benzer bir şekilde altının da ons fiyatı 4,140 dolar seviyesine dayanarak teknik mânâda düşüş serisini sonlandırdı. Dün gümüşte açtığımız ilk kademe uzun pozisyonumuza bugün altını da ekleyeceğiz. Unutmayın, bir enstrüman sadece yükselirken alınır! Kripto cenahında ise amiral gemisi Bitcoin bu sabah 66 bin dolar seviyesinin üzerine yerleşti.

Büyük resimde ise, piyasaların Orta Doğu’da tırmanan jeopolitik riskleri tamamen göz ardı etmese de, odağını yeniden teknoloji şirketlerinin bilançolarına ve yapay zekâ temasına çevirdiğini görüyoruz. Bu minvalde petrol fiyatları son altı haftanın zirvesini test etse de, risk iştahının bozulmadığı ve yukarıda da görüleceği üzere, kıymetli metallerin daha fazla satış baskısıyla karşı karşıya kalmadığını görüyoruz. Ya da ekonomi ile jeopolitikanın yavaş yavaş ayrışmaya başladığın altını çizmemiz gerekiyor. Haber akışında, ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun diplomatik çözüm arayışını sürdürmeye hazır olduklarına dair mesaj verirken, buna karşın sahadaki gerilim tırmanmaya devam ediyor. Yemen’deki Husiler, uluslararası denizcilik şirketlerine gönderdikleri resmî uyarıda Suudi Arabistan limanlarına yükleme veya boşaltma yapan gemilerin hedef alınabileceğini bildirirken, bu uyarının ardından Asya’ya petrol taşıyan üç Suudi tanker rotasını değiştirdi.

İran’ın Hürmüz Boğazı’na yönelik tehditleriyle birlikte Kızıldeniz’de de risklerin artması, küresel enerji arzı açısından iki kritik deniz geçidini aynı anda baskı altına aldı. Enerji arzına ilişkin riskler ön planda kalsa da, piyasalar bir yandan diplomatik girişimlerden gelebilecek ateşkes sinyallerini, diğer yandan enerji arzını sekteye uğratabilecek somut gelişmeleri yakından takip etmeyi sürdürüyor. Diplomasi kapısı tamamen kapanmış görünmese de çatışmanın maliyeti ve ekonomik etkilerinin de giderek büyüdüğünü görüyoruz. Pentagon, İran savaşının ABD’ye bugüne kadar 37,5 milyar dolara mal olduğunu açıklarken, ek bütçe talebi Washington’da yaklaşan ara seçimler öncesinde siyasî tartışmaları da beraberinde getirdi. Savaş karşıtı sesler her geçen gün yükseliyor. Başkan Trump savaşta hayatını kaybeden Amerikan askerlerinin sayısının on sekize yükseldiğini açıkladı.

Türkiye cephesinde ise ismi büyük yabancı kurumlardan birinin dün USDTRY kuru ile ilgili kaleme aldığı rapor gündemi oldukça meşgul etti. Goldman Sachs, TCMB’nin önümüzdeki dönemde döviz kurunda daha fazla değer kaybına izin verebileceği ve yıl sonuna kadar %20’lerin ortasında bir yükseliş yaşanabileceği öngördü. Açıkçası raporun mevcut beklentilere kıyasla hangi yeni bilgiyi sunduğunu görmekte zorlandık. Uzun bir süredir bizim de sene sonu için kur beklentimiz yaklaşık 52,00 seviyesinde bulunuyor. Bu da zaten sene başına göre bakılırsa (43,00 – 52,00) yaklaşık %20 düzeyinde bir yükselişe işaret ediyor. Dolayısıyla Goldman’ın raporu, mevcut beklentilerden belirgin şekilde ayrışan yeni bir hikâye sunmaktan ziyade, piyasada zaten konuşulan temel senaryoyu teyit ediyor. Kaldı ki, yabancı kurum raporlarının zaman içinde değişen ekonomik ve jeopolitik gelişmelere bağlı olarak sık sık revize edildiğini de geçmişte defalarca gördük!

Yabancı bir kurumda uzun bir süre çalışan biri olarak bu raporları da nasıl yazdıklarını yakından bilsem de, ayrı bir tartışma konusu olduğundan bu noktaya hiç değinmeyeceğim. Dün Türk mali piyasaları günü limoni bir şekilde tamamladı. Ana endeks %0,7 gerilerken, bankacılık hisseleri %0,8 oranında düştü. XBANK’ın son 20 günde neredeyse %20 gerilediğinin altını çizmek gerekiyor. USDTRY kuru kamunun kontrolünde 47,20 seviyelerine gelirken, 5 yıl vadeli CDS risk primi 240 baz puanla son altı haftanın en yüksek seviyesine geldi. Petrol fiyatlarının seyri, net enerji ithalatçısı olan Türkiye’nin cari açık ve enflasyonla savaşını pekâlâ desteklemiyor. Her ne kadar manşete bakarak petrol fiyatlarının 92 dolar seviyesine gelerek son altı haftanın zirvesini test ettiğini söylerken, rafineri fiyatlarındaki yüksek seyrin daha da belirgin bir hâl aldığını ve arz sorunlarının başta motorin olmak üzere rafineri ürünlerini ciddi şekilde olumsuz etkilediğini not etmek gerekiyor. Bu minvalde, iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi de tıpkı petrol fiyatları gibi %41,81 seviyesine yükselerek son altı haftanın zirvesini test etti.

Türkiye cephesinde dün siyasi gelişmeler de ön plana çıktı. CHP’den ayrılan Özgür Özel, bugün yeni partisini kuracağını açıklarken, çok sayıda milletvekilinin yeni oluşuma katılabileceği beklentisi siyasi gündemin ilk sırasına yerleşti. Mali piyasaların gündeminde ise bugün İngiltere’de enflasyon rakamları, Türkiye’de ise kapasite kullanım oranı ile reel kesim güven endeksi takip edilebilir.

Altın

1784694647c2108fe2bcdbd9da14e776aaa66b9f37_1_1200.jpg
 
Gümüş

17846946472c73a425143baddd178fd8dbe7c82ca5_2_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında

Yayınlanma:

|

Yazan:

Dün KKTC Mali piyasaları 20 Temmuz Özgürlük ve Barış Bayramı nedeniyle kapalı konumdaydı. Bayramımız öncelikle kutlu olsun. Kıbrıs’ta son günlerde hareketli seyir dikkat çekiyor. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 27-29 Temmuz tarihlerinde dayı ziyaret etmesi bekleniyor. İki liderle ayrı görüşmelerin ardından üçlü zirve gerçekleştirilecek. BM, taraflar arasında diyaloğu yeniden canlandırmayı ve ağustos sonu veya eylül ayında yeni bir gayriresmî 5+1 toplantısı için ortak zemin oluşturmayı amaçlıyor. Sürecin seyrinin, Kıbrıs meselesinde önümüzdeki dönemin diplomatik takvimi açısından belirleyici olacağını düşünüyoruz.

Öte yandan, KKTC-Türkiye arasında doğalgaz hattı için ilk imzalar atıldı. İmzalanan mutabakat zaptı kapsamında Türkiye’den deniz altı boru hattıyla KKTC’ye doğalgaz ulaştırılması hedefleniyor. Projenin hayata geçmesiyle enerji arz güvenliğinin güçlenmesi, elektrik üretim maliyetlerinin düşmesi ve sanayi ile turizm sektörünün rekabet gücünün artması amaçlanıyor. Rum basınında projenin geniş yankı bulduğunu görüyoruz. NATO Zirvesi’nde Türkiye’nin gövde gösterisinin ardından, bazı yorumlarda, su ve elektrik projelerinin ardından doğalgaz hattının da tamamlanmasıyla KKTC’nin enerji alanında ciddi bir avantaj elde edebileceği, mevcut eğilimin sürmesi halinde Güney Kıbrıs’ın gelecekte KKTC’den daha ucuz elektrik temin etmek zorunda kalabileceği değerlendirmelerine yer verildi.

Büyük resme baktığımızda ise Avrupa’nın Rus gazına alternatif arayışı devam ederken, Doğu Akdeniz kaynaklarının KKTC üzerinden Türkiye’ye, oradan da Avrupa pazarına ulaştırılması, mesafe ve maliyet açısından en rasyonel güzergâhlardan biri olacağı enerji uzmanları tarafından değerlendiriliyor. Ancak bölgedeki jeopolitik dengeler ve siyasi anlaşmazlıklar, ekonomik açıdan en verimli görülen bu rotanın hayata geçirilmesinin önündeki en büyük engel olmayı sürdürüyor. Bu sürecin, KKTC’nin uluslararası alandaki k gündemin merkezinde  onumuna da olumlu katkı sağlamasını temenni ediyoruz.

Küresel mali piyasaların gündeminde ise ABD-İran savaşının gündemin merkezinde yer tutmaya devam ediyor. ABD ordusunun Mart ayından bu yana ilk kez can kaybı yaşaması ardından jeopolitik riskler yeniden tırmanırken, Hürmüz Boğazı’nda petrol tankerlerine yönelik saldırılar ve bölgedeki enerji altyapısını hedef alan gelişmeler, arz güvenliğine ilişkin endişeleri yeniden artırdı. Tansiyonun barometresi konumunda Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı dün gün içinde 91 doların üzerine yükselse de, diplomatik temasların yeniden başlayabileceği beklentisiyle kazanımlarının önemli bir bölümünü geri verdi.

Petrol fiyatlarındaki yükselişe rağmen küresel risk iştahında belirgin bir bozulma yaşanmaması dikkat çekiyor. Cuma günü teknik açıdan önemli gördüğümüz 100,50 seviyesini bir kez daha test eden dolar endeksi (DXY), buradan gelen tepki alımlarıyla 100,90 seviyesine toparlandı. Enerji fiyatlarındaki yükselişin enflasyon endişelerini yeniden gündeme taşımasıyla, piyasaların para politikası beklentileri açısından yakından izlediği ABD 2 yıllık tahvil getirisi de hafif yükselerek %4,20 seviyesine çıktı. Vadeli kontratlar yıl sonuna kadar toplam 33 baz puanlık faiz artışını fiyatlarken, ekim toplantısında faiz artırımı olasılığı %71 seviyesinde bulunuyor.

Faiz getirisi olmayan kıymetli metallerde ise altının ons fiyatı 4,040 dolar seviyesine yükselirken, gümüşün ise geçen hafta büyük bir önemle takip ettiğimiz 54 dolar seviyelerini test ederek toparlanmaya başladığını görüyoruz. Gümüşte son günlerde fiyatın gerilemesine rağmen teknik analizde sıklıkta rastladığımız güç göstergesi olan RSI göstergesinin gerilememesi, hatta yükselmesi, dibin test edilmiş olabileceğine işaret ediyor. Teknik mânâda aşağıdaki grafikten de görülebileceği üzere bu sabah 58 dolar seviyesine yaklaşan gümüşte, eğer beklenmedik olumsuz bir gelişme olmazsa yukarı yönlü isteğin artmaya başlayacağını düşünüyoruz. Böyle bir durumda yukarıda ilk seviye olarak 63 doları hedefleyeceğiz. Bugün kademeli olarak uzun pozisyona geçmek için hazırlıklara başlayacağız.

Gümüşte yukarı yönlü hareketlilik dikkatimizi çekmeye devam ederken, altın tarafında da benzer bir hareketten söz etmek adına yukarıda 4,100 dolar seviyesinin üzerinde kapanış görmek isteyeceğiz. Aşağıdaki grafikten de görüleceği üzere, Bloomberg Emtia Endeksinin genelinde yeniden yükseliş isteğinin tırmandığını görüyoruz. Öte yandan, dört haftadır yükseliş isteği sergileyen lâkin bir türlü 65 bin dolar seviyesinin üzerine yerleşemeyen Bitcoin bu sabah 65,500 dolar seviyelerine kadar gelerek kıymetli metallerdeki yükselişe eşlik ettiğinin altını çizmek isteriz.

Yemen’deki İran destekli Husilerin Suudi Arabistan’a deniz ablukası ilan etmesi, ABD-İran savaşının Kızıldeniz’e yayılma riskini artırdı. Henüz Bab el-Mendep Boğazı’nın tamamen kapandığına dair bir bilgi bulunmazken, olası saldırılar veya sevkiyatların aksaması, Hürmüz Boğazı’ndaki kayıplara ek olarak küresel petrol arzı, navlun ve sigorta maliyetleri üzerinde baskı yaratabileceğini düşünüyoruz. Buna karşılık İran ile ABD arasında ateşkes arayışlarının sürmesi, petrol fiyatlarındaki ilk yükselişin sınırlı kalmasını sağladı. Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı dün gün boyu 86-91 dolar geniş bandında hareket ettikten bu sabah 88 dolar seviyelerinde dengelendiğini görüyoruz.

ABD borsaları dün geceyi yatay tamamlarken, yeni gün başlangıcında, Pasifik’in diğer ucunda iyimser bir seyir görüyoruz. Orta Doğu’da ateşkes için yürütülen arabuluculuk girişimlerinin yanı sıra petrol fiyatlarını bir aylık zirveden aşağı gevşemesiyle gösterge endeks Tokyo borsası %2,5 yükselirken, gözlerin üzerine çevrili olduğu ve dün %4,5 gerileyen Güney Kore borsası KOSPI bu sabah %4,5 yükseliş kaydetti. ABD borsalarının da vadeli işlemlerinde yükseliş isteği göze çarparken, Nasdaq vadelisinde %1 yükseliş dikkat çekiyor.

Jeopolitik riskler ve petrol fiyatlarındaki oynaklık yakından takip edilirken, piyasaların odağı ikinci çeyrek bilanço sezonuna çevrilmiş durumda. Bu hafta Alphabet, Tesla, Intel ve IBM başta olmak üzere teknoloji devlerinin açıklayacağı finansal sonuçlar, yıl boyunca yapay zekâ temasıyla yükselen piyasaların yönü açısından kritik önemle takip edilecektir. Alphabet’in yeni yapay zekâ çipleri geliştirdiğine yönelik haber akışı teknoloji sektörüne alım getirdi. Ancak beklentilerin oldukça yükseldiği mevcut ortamda, şirketlerin yalnızca kârlılık rakamları değil, gelecek döneme ilişkin verecekleri mesajlar da piyasalarda belirleyici olacaktır.

Avrupa siyasetinde ise İngiltere’de yeni dönem resmen başladı. İşçi Partisi lideri Keir Starmer’ın görevden ayrılmasının ardından başbakanlık koltuğuna oturan Manchester eski Belediye Başkanı Andy Burnham, son 10 yılda yedinci başbakan oldu. Siyasî istikrarsızlığa son verme sözü veren Burnham, 40 yılın en büyük değişimini hedefleyen yeni bir siyasi ve ekonomik model hazırlayacağını açıkladı. İlk aşamada hayat pahalılığı, konut sorunu ve zayıf ekonomik büyümeye odaklanacağını söylerken, piyasa fiyatlamasına bakarsak GBPUSD paritesi 3 gündür gerileyerek 1,3430 seviyelerine geri çekildi. İngiltere borsası FTSE100 de benzer bir şekilde günü %0,7 oranında düşüşle tamamladı. Bu arada dün gece saatlerinde, daha önce 2002-2007 yılları arasında Hazine’de görev yapan Savunma eski Bakanı John Healey’i maliye bakanı olarak atadı. Healey, yatırımcılar ve parlamenterler tarafından deneyimli ve güven veren bir isim olarak karşılandığını haber akışında okuyoruz. Bugün İngiltere piyasalarının Healey atamasını nasıl fiyatlayacağını takip edeceğiz.

TCMB, Piyasa Katılımcıları Anketi’nin Temmuz ayı sonuçlarına göre, sene sonu TÜFE beklentisi ve on iki ay sonrasına ilişkin beklenti hemen hemen önemli bir değişim göstermeden sırasıyla %29,21 ve %23,95 oldu. Sene sonu USDTRY kuru beklentisi 51,55 olurken, sene sonuna kadar katılımcılar TCMB’den 230 baz puan faiz indirimi beklerken (%37’den %34,70), Perşembe günü sonuçlanacak olağan PPK toplantısında ise faizlerin sabit tutulacağı tahmin ediliyor (bakınız grafik).

Türk mali piyasaları geçen hafta tahterevalli misali inişli çıkışlı bir seyir izlemişti. Küresel arenada cereyan eden olumsuzluklar ve iç siyasette artan endişeler ön plana çıkarken, NATO Zirvesi ardından yeşeren ABD yaptırımlarının kalkacağı beklentisi, S-400 ve F-35 meseleleri ön planda kalmaya devam etti. Dün BIST100 ana endeksi günü %0,7 oranında artışla tamamlarken, bankacılık endeksi %1,6 geriledi. USDTRY kuru kamunun kontrolünde 47,20 seviyelerine gelirken, yurt içi yerleşiklerin TL ilgisinin devam ettiğini görüyoruz. TCMB’nin Cuma valörlü işlemlerde 38 milyar dolar seviyesine yükselen net yabancı para pozisyonu, pazartesi valörlü işlemlerde -hafta sonu riski- 33,7 milyar dolar seviyesine geriledi. Altın fiyatlarının derleme etkisiyle rezervler üzerinde olumsuz etki doğurması, net pozisyon üzerinde baskı kuruyor. CDS risk primi uzun bir aradan sonra 220-230 baz puan seviyelerini terk ederek 240 baz puana yükseldi.

23. FIFA Dünya Kupası’nın finalinde İspanya, uzatma dakikalarında bulduğu golle Arjantin’i 1-0 mağlup ederek tarihindeki ikinci Dünya Kupası şampiyonluğunu kazandı. Maç boyunca oyunun kontrolünü elinde tutan İspanya, üstün futbolunu son bölümde skora yansıtmayı başarırken, bu zaferle şampiyonluk sayısını ikiye çıkararak Fransa ve Uruguay’ı yakaladı. Arjantin ise üç şampiyonlukta kaldı. Böylece Dünya Kupası tarihindeki denge de Avrupa lehine biraz daha bozuldu. Avrupa ülkeleri toplam 13, Güney Amerika temsilcileri ise 10 şampiyonluğa ulaştı. Turnuvanın ardından Paraguay ve Arjantin eleştirilen odağına yerleşti.

TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi

 1784608675e2304d3d1b8bc1ec89b151b6a29ab196_1_1200.jpg

TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi – USDTRY ve TÜFE

 1784608675b84fb85136bc6d82eb4b0ac3c71b9e33_2_1200.jpg

Gümüş

 178460867599e52501f96b6cf82afa16d49315452d_3_1200.jpg

Bloomberg Emtia Endeksi

17846086753642178d1df80965fb0d3b729e577203_4_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

GÜNCEL

Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek

Yayınlanma:

|

Yazan:

İSO 500 Verileri Alarm Veriyor: Finansman Yükü Hafiflese de Sanayicinin Omuzundaki Baskı Sürüyor

İSO 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 verileri, Türkiye sanayisinin yüksek faiz ve sıkı para politikasının etkilerini hissetmeye devam ettiğini açık şekilde ortaya koyuyor. Finansman maliyetlerinde 2024 yılına kıyasla sınırlı bir iyileşme görülse de, şirket bilançoları üzerindeki baskı hâlâ tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde seyrediyor.

Hatırlanacağı üzere, 2024 yılında İSO 500 şirketlerinin finansman giderleri yalnızca %16 artmasına rağmen, faaliyet kârı %31,6 gerilemiş, bunun sonucunda finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %56,9’dan %96,6’ya yükselerek tarihi zirvelerden birine ulaşmıştı. Başka bir ifadeyle, sanayi şirketleri faaliyetlerinden elde ettikleri kârın neredeyse tamamını finansman giderlerine ayırmak zorunda kalmıştı.

2025 yılı verileri ise bu baskının kısmen hafiflediğini ancak sorunun henüz çözülemediğini gösteriyor.

Net satışlar 2025 yılında %27 artış gösterirken, finansman giderleri %38,1 gibi daha yüksek bir oranla artarak 854,7 milyar TL’ye ulaştı. Böylece finansman giderlerinin net satışlar içindeki payı %6’dan %6,6’ya yükseldi. Bu tablo, satış gelirleri artsa bile finansman maliyetlerinin daha hızlı büyüdüğünü ve şirketlerin önemli bir bölümünün büyüme performansını kredi maliyetleri nedeniyle bilançolarına yansıtamadığını ortaya koyuyor.

Olumlu tarafta ise faaliyet kârındaki toparlanma dikkat çekiyor. Faaliyet kârı 2025 yılında %57,1 artışla yaklaşık 1 trilyon TL’ye ulaşırken, finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %96,6’dan %84,9’a geriledi. Bu gelişme ilk bakışta önemli bir iyileşme gibi görünse de, tarihsel perspektiften bakıldığında tablo hâlâ endişe verici.

Çünkü 2015-2024 döneminde finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı ortalama %64,5 seviyesinde gerçekleşmişti. Buna göre 2025 yılında kaydedilen %84,9’luk oran, uzun dönem ortalamasının yaklaşık 20 puan üzerinde bulunuyor. Bu da sanayi şirketlerinin yüksek faiz ortamının yarattığı finansman baskısını hâlâ yoğun şekilde yaşamaya devam ettiğini gösteriyor.

Verilerin Verdiği Mesaj

İSO 500 sonuçları, para politikasındaki sıkılığın reel sektör üzerindeki etkisinin henüz sona ermediğine işaret ediyor. Faaliyet kârlılığındaki toparlanma olumlu olmakla birlikte, şirketlerin ürettiği katma değerin çok önemli bir kısmı finansman maliyetleri tarafından tüketilmeye devam ediyor.

Bu nedenle firmalar açısından önümüzdeki dönemde;

  • işletme sermayesi yönetiminin güçlendirilmesi,
  • nakit dönüş süresinin kısaltılması,
  • borç vadesi ve faiz riskinin yeniden yapılandırılması,
  • özkaynak finansmanının artırılması,
  • verimlilik ve kârlılık odaklı üretim modellerine geçilmesi,

her zamankinden daha kritik hale geliyor.

Sonuç olarak, 2025 verileri finansman baskısının zirveden geri dönmeye başladığını gösterse de, sanayi sektörünün hâlâ tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde bir faiz yükü taşıdığını ortaya koyuyor. Bu görünüm, para politikasındaki normalleşmenin hızına bağlı olarak 2026 yılında finansman maliyetlerinin seyri açısından belirleyici olmaya devam edecek.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.