EKONOMİ
Vergi rekortmenleri ekonominin röntgenini çekti: Bankalar zirvede, sanayi nerede?
Yayınlanma:
2 ay önce|
Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Türkiye’nin kurumlar vergisi rekortmenleri listesi yalnızca kimin daha fazla vergi ödediğini göstermiyor. Liste aynı zamanda ülkede kârın hangi sektörlerde yoğunlaştığını, yüksek faiz döneminin kazananlarını ve kaybedenlerini ve üretim ekonomisinin karşı karşıya bulunduğu yapısal problemi de ortaya koyuyor. İlk sıralarda bankalar ve finans kuruluşları ağırlık kazanırken Türkiye’nin büyük sanayi şirketlerinin görünürlüğünün oldukça düşük olması dikkat çekiyor. Almanya’ya bakıldığında ise ekonomik devler listesinin omurgasını otomotiv, makine, kimya ve teknoloji şirketleri oluşturuyor.
Gelir İdaresi Başkanlığı’nın kurumlar vergisi rekortmenleri sıralaması Türkiye ekonomisinin son yıllarda geçirdiği dönüşümü tartışmaya açacak nitelikte.
Bankavitrini.com’un incelediği listede bankacılık ve finans kuruluşlarının belirgin ağırlığı görülürken; otomotiv, demir-çelik, makine, petrokimya, beyaz eşya ve diğer büyük sanayi sektörlerinin listenin üst sıralarında yeterince temsil edilmemesi dikkat çekiyor.
Buradaki temel soru şu: Türkiye’de üretim yapan, ihracat gerçekleştiren, yüz binlerce kişiye istihdam sağlayan büyük sanayi kuruluşları neden kurumlar vergisi rekortmenleri listesinin zirvesinde değil?
Sorunun yanıtı Türkiye’nin son yıllardaki yüksek faiz, yüksek finansman maliyeti ve sanayi kârlılığındaki aşınma sürecinde aranmalı.
Türkiye kurumlar vergisi rekortmenlerinde ilk sıralar
Aşağıdaki tablo, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın paylaşılan Türkiye geneli sıralamasında unvanı açıklanan ilk şirketlerden oluşturulmuştur. GİB listesinde bazı mükellefler isimlerinin açıklanmasını istemediği için (*) olarak gösterilmektedir.
| Sıra | Kurum | Faaliyet alanı | Tahakkuk eden vergi |
|---|---|---|---|
| 1 | T.C. Ziraat Bankası A.Ş. | Bankacılık | 70,39 milyar TL |
| 3 | Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. | Bankacılık | 22,91 milyar TL |
| 4 | Türkiye Garanti Bankası A.Ş. | Bankacılık | 20,08 milyar TL |
| 6 | QNB Bank A.Ş. | Bankacılık | 10,19 milyar TL |
| 7 | LC Waikiki Mağazacılık Hizmetleri Tic. A.Ş. | Perakende | 10,18 milyar TL |
| 8 | Emin Evim Tasarruf Finansman A.Ş. | Finansman | 10,08 milyar TL |
| 9 | Citibank A.Ş. | Bankacılık | 7,68 milyar TL |
| 10 | Allianz Sigorta A.Ş. | Sigorta | 7,61 milyar TL |
| 11 | Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. | Bankacılık | 7,57 milyar TL |
| 12 | Türkiye Sigorta A.Ş. | Sigorta | 7,53 milyar TL |
| 13 | Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş. | Telekomünikasyon | 7,47 milyar TL |
| 14 | Unilever Sanayi ve Ticaret Türk A.Ş. | Sanayi / tüketim ürünleri | 7,19 milyar TL |
| 15 | BİM Birleşik Mağazalar A.Ş. | Perakende | 7,07 milyar TL |
| 16 | Türkiye Emlak Katılım Bankası A.Ş. | Bankacılık | 6,99 milyar TL |
| 17 | Fuzul Tasarruf Finansman A.Ş. | Finansman | 6,56 milyar TL |
| 18 | Türkiye Hayat ve Emeklilik A.Ş. | Sigorta | 5,86 milyar TL |
| 19 | Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü | Madencilik / kimya | 5,70 milyar TL |
| 20 | Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş. | Sermaye piyasaları | 5,54 milyar TL |
| 21 | İstanbul Takas ve Saklama Bankası A.Ş. | Yatırım bankacılığı | 4,97 milyar TL |
| 22 | Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü | Denizcilik | 4,92 milyar TL |
| 23 | DenizBank A.Ş. | Bankacılık | 4,81 milyar TL |
| 24 | Mercedes-Benz Türk A.Ş. | Otomotiv | 4,75 milyar TL |
| 25 | Türkiye Elektrik İletim A.Ş. | Enerji | 4,33 milyar TL |
| 26 | ITX Türkiye | Perakende / tekstil | 4,25 milyar TL |
| 27 | Philip Morris Tütün Mamulleri | Tütün sanayi | 4,23 milyar TL |
| 28 | AXA Sigorta A.Ş. | Sigorta | 4,17 milyar TL |
| 31 | Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası A.Ş. | Bankacılık | 3,98 milyar TL |
| 32 | Türk Ekonomi Bankası A.Ş. | Bankacılık | 3,92 milyar TL |
Kaynak: Gelir İdaresi Başkanlığı Türkiye geneli kurumlar vergisi sıralaması. (*) İsimlerinin açıklanmasını istemeyen mükellefler tabloya dahil edilmemiştir.
Tabloya bakıldığında sorun çok daha görünür hale geliyor.
İlk 32 sıra içerisinde bankalar, katılım bankaları, sigorta şirketleri, tasarruf finansman şirketleri, yatırım kuruluşları ve Takasbank birlikte değerlendirildiğinde finansal sistemin olağanüstü bir ağırlığı ortaya çıkıyor.
Buna karşılık Türkiye’nin üretim kapasitesini temsil eden otomotiv, demir-çelik, beyaz eşya, makine, kimya, petrokimya gibi sektörlerin aynı ölçüde görünür olmadığı görülüyor.
Ziraat Bankası’nın 70,4 milyar TL’lik vergisi dikkat çekici
Listenin belki de en çarpıcı rakamı Ziraat Bankası’na ait. Bankanın tahakkuk eden kurumlar vergisi yaklaşık 70,4 milyar TL.
İkinci açıklanan banka VakıfBank’ta rakam 22,9 milyar TL, Garanti BBVA’da ise yaklaşık 20,1 milyar TL.
Başka bir ifadeyle Ziraat Bankası’nın tek başına tahakkuk eden kurumlar vergisi, listede bulunan birçok büyük şirketin ödediği vergilerin toplamından daha yüksek. Bu durum bankacılık sektörünün Türkiye ekonomisi içerisindeki kârlılık gücünü ortaya koyması açısından önemli.
Ancak asıl tartışılması gereken bankaların fazla kazanması değil.
Sanayinin neden yeterince kazanamadığıdır.
Bir tarafın faiz geliri diğer tarafın faiz gideri
Türkiye ekonomisinin son birkaç yıldaki en önemli problemlerinden biri burada ortaya çıkıyor. Bankanın verdiği krediden elde ettiği faiz geliri, sanayicinin bilançosunda finansman gideridir.
Dolayısıyla ekonomide faiz oranları uzun süre çok yüksek seviyelerde kaldığında iki farklı bilanço etkisi ortaya çıkıyor:
Banka açısından:
Kredi faizi
↓
Faiz geliri
↓
Bankacılık kârı
↓
Vergilendirilebilir kazanç
↓
Yüksek kurumlar vergisi
Sanayici açısından ise:
Kredi faizi
↓
Finansman gideri
↓
Faaliyet kârının erimesi
↓
Net kârın düşmesi
↓
Vergilendirilebilir kazancın azalması
Türkiye’deki kurumlar vergisi rekortmenleri listesinin sektör dağılımı bu nedenle para politikasından tamamen bağımsız düşünülemez.
Sanayici cirosunu büyütüyor ama kârını büyütemiyor
Türkiye sanayisinin temel problemi satış yapamaması değil. Asıl sorun satıştan elde edilen kârın giderek daha büyük bölümünün finansman giderlerine gitmesi. İstanbul Sanayi Odası’nın Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu çalışması da bu baskının boyutunu ortaya koyuyor.
2025 yılında İSO 500 şirketlerinin finansman giderleri yüzde 38,1 artarak 854,7 milyar TL’ye yükseldi. Finansman giderlerinin net satışlara oranı da yüzde 6’dan yüzde 6,6’ya çıktı. Sanayi şirketleri üretim yapıyor, personel çalıştırıyor, enerji tüketiyor, ihracat gerçekleştiriyor ve işletme sermayesi finanse ediyor. Fakat yaratılan faaliyet kârının önemli bölümü finansman maliyetine gidiyorsa şirketin vergi öncesi kârının yükselmesi giderek zorlaşıyor.
Kurumlar vergisi rekortmenleri tablosunun arkasındaki önemli gerçeklerden biri budur.
Türkiye’nin ekonomik paradoksu
Ortaya oldukça düşündürücü bir tablo çıkıyor: Krediyi kullanan sanayici kâr etmekte zorlanırken krediyi veren finans sistemi yüksek kâr açıklıyor.
Finans sektörünün güçlü olması elbette ekonomi açısından olumsuz değildir. Tam tersine güçlü sermayeye sahip, kârlı ve sağlıklı bankacılık sistemi ekonomik istikrar açısından gereklidir. Problem finans sektörünün kârlılığı değil; finans sektörünün finanse etmesi gereken üretim sektörünün kârlılığının giderek zayıflamasıdır.
Finans ekonominin motoru değil, motorun çalışmasını sağlayan finansman sistemidir.
Motor ise üretimdir.
Almanya’da tablo neden farklı?
Türkiye ile Almanya arasında birebir “vergi rekortmenleri” karşılaştırması yapmak mümkün değil. Bunun çok önemli hukuki bir nedeni bulunuyor.
Alman Vergi Kanunu’nun (Abgabenordnung) 30. maddesi vergi gizliliğini düzenliyor. Kamu görevlilerinin mükelleflere ilişkin korunan vergi ve ticari bilgileri yetkisiz şekilde açıklaması yasak. Bu nedenle Türkiye’deki GİB listesine benzer şirket bazında resmi bir kurumlar vergisi rekortmenleri sıralaması yayımlanmıyor.
Ancak Almanya’nın en büyük şirketlerinin ve en fazla kâr yaratan şirketlerinin sektörel yapısına baktığımızda iki ekonomi arasındaki fark açık biçimde görülüyor.
EY’nin 2025 yılı Almanya’nın en büyük şirketleri araştırmasında ciro açısından ilk üç sırayı Volkswagen, Mercedes-Benz ve BMW oluşturuyor.
Yani üçü de otomotiv sanayisi. Dahası, kâr sıralamasında Deutsche Telekom’un ardından Siemens, BMW ve SAP geliyor.
Bu tablo önemli. Çünkü Almanya’da ekonomik büyüklüğün merkezinde hâlâ üretim, teknoloji ve yüksek katma değerli sanayi bulunuyor.
Almanya’nın ekonomik devleri
Vergi rekortmenleri listesi olmadığı için aşağıdaki tabloyu “vergi rekortmenleri” olarak değil, Almanya’nın ekonomik yapısını göstermek amacıyla büyük şirketler ve faaliyet alanları karşılaştırması olarak okumak gerekiyor.
| Şirket | Ana faaliyet | Ekonomideki niteliği |
| Volkswagen | Otomotiv | Sanayi / üretim |
| BMW | Otomotiv | Sanayi / üretim |
| Mercedes-Benz | Otomotiv | Sanayi / üretim |
| Deutsche Telekom | Telekomünikasyon | Teknoloji / hizmet |
| DHL Group | Lojistik | Lojistik / hizmet |
| Siemens | Elektrik, otomasyon, teknoloji | İleri sanayi |
| E.ON | Enerji | Enerji altyapısı |
| BASF | Kimya | Ağır sanayi / kimya |
| Bayer | İlaç ve kimya | İleri teknoloji / sanayi |
| Daimler Truck | Ticari araç | Sanayi / üretim |
Volkswagen güncel verilere göre yaklaşık 320 milyar euro civarındaki geliriyle Almanya’nın en büyük halka açık şirketi konumunda. BMW yaklaşık 133 milyar euro, Mercedes-Benz yaklaşık 133 milyar euro gelir büyüklüğüne sahip.
EY araştırmasında da Volkswagen, Mercedes-Benz ve BMW’nin Almanya’nın en yüksek cirolu ilk üç şirketi olduğu doğrulanıyor.
Üstelik Almanya’nın sanayi omurgası otomobilden ibaret değil. Bosch otomotiv teknolojilerinden endüstriyel sistemlere; Siemens elektrifikasyon ve otomasyondan dijital endüstriye; BASF kimyadan ileri malzemelere; Daimler Truck ve TRATON ise ağır ticari araçlara kadar küresel üretim zincirlerinin kritik alanlarında faaliyet gösteriyor.
Almanya’nın bankaları nerede?
İki ülkenin ekonomik yapılanmasındaki fark burada daha da ilginç hale geliyor. Almanya elbette büyük bir finans merkezine sahip. Deutsche Bank ve Commerzbank küresel ölçekte önemli finans kuruluşları.
Fakat Almanya’nın en büyük şirketleri denildiğinde listenin tamamını bankalar kaplamıyor. Volkswagen, BMW, Mercedes-Benz, Siemens, Bosch, BASF, Bayer, Daimler Truck gibi şirketler ekonomik yapının merkezinde yer alıyor.
Almanya’nın üretim gücü aynı zamanda istihdam kapasitesine de yansıyor. EY’nin araştırmasına göre Volkswagen yaklaşık 633 bin çalışanıyla ülkenin en büyük halka açık işverenlerinden biri. DHL yaklaşık 537 bin, Siemens ise 318 bin kişiyi istihdam ediyor.
Yani ekonomik değer üretimi aynı zamanda çok büyük bir üretim ve istihdam ekosistemi yaratıyor.
Türkiye için alarm veren soru
Türkiye açısından tartışılması gereken konu tam olarak burada başlıyor. Bir ekonominin en büyük vergi mükelleflerinin bankalar olması tek başına ekonomik problem değildir.
Ancak; bankalar yüksek kâr ederken, sanayi şirketlerinin kâr marjları düşüyorsa, sanayinin finansman giderleri hızla yükseliyorsa, yatırım iştahı azalıyor ve üretici işletme sermayesine ulaşmakta zorlanıyorsa, o zaman vergi rekortmenleri listesinin sektörel dağılımı önemli bir ekonomik sinyale dönüşür.
Çünkü uzun vadede bankaların da sağlıklı şekilde büyüyebilmesi için güçlü reel sektöre ihtiyaç vardır.
Bankaların vermediği krediyi ekonomi nasıl büyütecek?
Türkiye’nin uyguladığı sıkı para politikası enflasyonu kontrol altına almak amacıyla kredi büyümesini sınırlamaya çalışıyor. Makroekonomik açıdan bunun gerekçesi anlaşılabilir. Ancak bu politikanın uzun süre devam etmesi halinde sanayi şirketlerinde farklı bir bilanço problemi ortaya çıkıyor.
İşletme sermayesi ihtiyacı enflasyon nedeniyle sürekli büyürken kredi miktarı sınırlandırılıyor. Kredi bulunabildiğinde ise maliyeti çok yüksek.
Sonuçta şirketler; stok azaltıyor, yatırım erteliyor, kapasite artırmıyor, vadeli satışları azaltıyor, istihdam konusunda daha temkinli davranıyor, borçlarını çevirmeye odaklanıyor.
Böyle bir ortamda sanayiciden yüksek kurumlar vergisi yaratacak yüksek kârlılık beklemek giderek zorlaşıyor.
Vergi rekortmenleri aslında kâr rekortmenleridir
Kurumlar vergisinin temelinde şirketlerin vergilendirilebilir kazancı bulunuyor. Bu nedenle kurumlar vergisi rekortmenleri listesine farklı bir açıdan bakmak gerekiyor.
Liste aynı zamanda bir anlamda: “Türkiye’de vergilendirilebilir kâr hangi sektörlerde oluşuyor?” sorusunun cevabını veriyor.
Ve mevcut tablo finans sektörünü işaret ediyorsa ekonomi yönetiminin üzerinde düşünmesi gereken mesele budur. Türkiye’nin hedefi bankaların daha az kazanması olmamalı.
Türkiye’nin hedefi sanayinin yeniden daha fazla kazanabileceği bir ekonomik ortam yaratmak olmalıdır.
Üretmeden zenginleşmek mümkün mü?
Finansal faaliyetler ekonominin vazgeçilmez unsurudur. Fakat sürdürülebilir refahın temelinde üretkenlik artışı bulunur.
Bir ülkenin uzun vadeli refahını; yüksek katma değerli üretim, teknoloji, Ar-Ge, ihracat, verimlilik, markalaşma ve nitelikli insan kaynağı belirler. Almanya’nın Volkswagen’i, Siemens’i, Bosch’u ve BASF’ı yalnızca büyük şirket değildir.
Bu şirketlerin arkasında on binlerce tedarikçi, mühendislik şirketi, KOBİ, üniversite, araştırma merkezi ve yüz binlerce çalışan bulunuyor. Bir otomobil fabrikasının yarattığı ekonomik değer yalnızca otomobil üreticisinin bilançosunda kalmaz.
Çelikten plastiğe, yazılımdan lojistiğe, makineden elektroniğe kadar ekonominin tamamına yayılır.
Türkiye’nin ihtiyacı finans-sanayi dengesi
Türkiye’nin önündeki çözüm “bankalar kazanmasın” yaklaşımı olamaz. Doğru politika; bankalar güçlü olsun, sanayi de güçlü olsun.
Finans sistemi reel sektöre uzun vadeli ve öngörülebilir maliyetlerle kaynak aktarabilmeli. Sanayici yaptığı yatırımın beş yıl sonraki finansman maliyetini kabaca öngörebilmeli. İhracatçı kur, enflasyon ve maliyet üçgeninde rekabet gücünü kaybetmemeli.
İşletme sermayesi kredileri yalnızca parasal sıkılaşmanın kontrol aracı olarak görülmemeli. Ve Türkiye yeniden üretimden para kazanılabilen bir ekonomik yapıya dönmeli.
Asıl mesele bankaların listede olması değil, sanayinin olmaması
Kurumlar vergisi rekortmenleri listesinden çıkarılması gereken sonuç bankacılık sektörünü eleştirmek değildir. Aksine Türkiye güçlü bir bankacılık sistemine ihtiyaç duyuyor. Fakat çok daha güçlü bir sanayi sektörüne de ihtiyaç duyuyor.
Asıl soru şudur: Türkiye’nin fabrikaları üretmeye, ihracat yapmaya ve yüz binlerce kişiyi çalıştırmaya devam ederken ekonomide en yüksek vergilendirilebilir kâr neden ağırlıklı olarak finansal faaliyetlerde oluşuyor?
Bu soruya verilecek cevap Türkiye’nin önümüzdeki on yıldaki ekonomik modelini de belirleyecek. Çünkü sürdürülebilir kalkınmanın formülü finans ile sanayiyi birbirine rakip hale getirmek değildir. Finansın üretimi desteklediği, üretimin kâr yarattığı, kârın yeniden yatırıma dönüştüğü ve yatırımın vergi ile istihdam ürettiği bir döngü kurmaktır.
Bugünkü vergi rekortmenleri tablosu ise Türkiye açısından önemli bir uyarı veriyor: Bankaların vergi rekortmeni olması başarıdır; sanayinin rekortmenler listesinden kaybolması ise sorgulanması gereken ekonomik bir sonuçtur.
Almanya örneği de gösteriyor ki küresel ölçekte rekabetçi ve yüksek gelirli bir ekonominin arkasında yalnızca güçlü finans sistemi değil, kâr edebilen güçlü bir sanayi tabanı bulunuyor.
Gülbeyaz GERGÜN – bankavitrini.com
İlginizi Çekebilir
BANKA HABERLERİ
OVP 2027-2029: Bankacılıkta Yeni Kredi Rejimi Başlıyor
Kredi musluğu açılmayacak, nitelikli, katme değeri yüksek kredi müşterisi seçilecek!
Yayınlanma:
2 hafta önce|
14/09/2026Yazan:
Erol Taşdelen
6 Eylül 2026’da açıklanan 2027-2029 Orta Vadeli Programı, Türkiye ekonomisi açısından yalnızca yeni enflasyon ve büyüme hedeflerini ortaya koymuyor. Program, aynı zamanda bankacılık sisteminin önümüzdeki üç yılda hangi alanlara kredi vereceğinin ve hangi alanlarda daha seçici davranacağının da çerçevesini çiziyor.
Yeni dönemin anahtar kelimesi artık “daha fazla kredi” değil, “daha doğru kredi” olacak.
KOBİ, ihracat, yatırım, üretim ve yüksek katma değerli sanayi finansmanı öne çıkarken; genel amaçlı kredi, yüksek borçluluk ve zayıf nakit akışına dayalı şirket finansmanı daha zor hale gelebilir.
OVP’nin bankacılık açısından asıl mesajı ne?
OVP’nin bankacılık açısından en önemli tarafı, kredi sisteminin nicelikten niteliğe doğru yönlendirilmesidir.
Ekonomi yönetimi bir yandan enflasyonu 2027’de yüzde 21, 2028’de yüzde 13,5 ve 2029’da yüzde 9 seviyesine indirmeyi hedeflerken, diğer taraftan büyümenin 2027’de yüzde 4,2’ye, sonraki yıllarda yüzde 5 seviyesine doğru yükselmesini öngörüyor. 2026 büyüme tahmini ise yüzde 3,3’e çekildi.
Buradaki temel soru şudur: Enflasyon düşürülürken üretim nasıl finanse edilecek?
İşte bankacılık stratejisinin değiştiği nokta tam olarak burası. Ekonomi yönetimi, bütün kredileri aynı şekilde büyütmek yerine üretim, yatırım, ihracat ve KOBİ kredilerini öne çıkaran seçici kredi politikasını sürdürüyor.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in açıklamasına göre KOBİ kredilerinin toplam krediler içindeki payı uzun dönem ortalamasındaki yüzde 24,6-25 seviyesinden yaklaşık yüzde 27’ye çıkmış durumda. İhracat kredilerinin payı ise yüzde 6,3’lük uzun dönem ortalamasından yaklaşık yüzde 12’ye yükselmiş bulunuyor.
Bu rakamlar tesadüf değil.
Bankacılık sisteminin kredi kompozisyonu değiştiriliyor.
1. Kredi musluğu tamamen açılmayacak
Bence OVP’nin bankacılık açısından en yanlış okunabilecek tarafı burası. “Enflasyon düşüyor, büyüme hedefi yükseliyor, o halde bankalar daha fazla kredi verecek” şeklinde bir sonuç çıkarmak doğru değil.
Tam tersine; Kredi büyümesi enflasyonla uyumlu tutulurken, kredinin yönü değiştirilecek.
Bu şu anlama geliyor: Kredi miktarı kontrollü, kredi tahsisi seçici olacak.
Dolayısıyla 2027’de bankacılık sektöründe temel rekabet yalnızca “kaç milyar TL kredi kullandırdın?” üzerinden değil; “Hangi müşteriye, hangi sektöre ve hangi risk profiline kredi verdin?” üzerinden şekillenecek.
2. Banka kredi komitelerinde “nakit akışı” daha önemli hale gelecek
Türkiye’de uzun yıllar kredi değerlendirmesinde teminat önemli bir unsur oldu. Gayrimenkul, fabrika, arsa, kefalet ve diğer teminatlar kredi kararında güçlü rol oynadı.
Ancak yüksek faiz ve uzun nakit dönüş süreleri şirket bilançolarını zorladıkça yeni dönemin kritik sorusu şu olacak: “Şirket borcunu hangi nakit akışıyla ödeyecek?”
Bu nedenle 2027-2029 döneminde bankaların kredi analizinde:
- EBITDA,
- faaliyet nakit akışı,
- borç servis kapasitesi,
- işletme sermayesi ihtiyacı,
- stok devir hızı,
- alacak tahsil süresi,
- borç/vade uyumu,
- ihracat geliri,
- döviz pozisyonu,
- faiz karşılama oranı çok daha fazla önem kazanacak.
Başka bir ifadeyle: Teminat + bilanço modelinden, Nakit akışı + sektör + risk + teminat modeline geçiş hızlanacak.
3. KOBİ kredileri neden kritik?
OVP’nin önemli mesajlarından biri KOBİ finansmanının desteklenmesi.
Şimşek’in verdiği rakama göre KOBİ kredilerinin toplam krediler içindeki payı yaklaşık yüzde 27’ye yükselmiş durumda. Ancak burada önemli bir ayrım var: KOBİ’ye kredi vermek ile KOBİ’nin finansman sorununu çözmek aynı şey değildir.
KOBİ yüzde 50 civarında maliyetle kredi kullanıyorsa, kredi miktarını artırmak tek başına çözüm olmayabilir.
Çünkü şirketin:
- brüt kâr marjı,
- faaliyet kârı,
- stok finansmanı,
- tahsilat süresi
kredi maliyetinden düşük kalıyorsa, daha fazla kredi şirketi kurtarmak yerine daha fazla borçlandırabilir.
Bu nedenle OVP’nin gerçek başarısı: KOBİ’lere ne kadar kredi verildiğiyle değil, verilen kredinin kaçının üretim kapasitesine dönüştüğüyle ölçülmeli.
4. İhracat kredileri artık bankacılığın stratejik alanı
Burada ciddi bir dönüşüm yaşanıyor. İhracat kredilerinin toplam krediler içindeki payının yaklaşık yüzde 12’ye yükselmesi, uzun dönem ortalamasının neredeyse iki katına çıkması dikkat çekici. Reeskont kredilerinin günlük limitinin de 17 kat artırıldığı açıklandı.
Bu bize şunu söylüyor: Bankacılık sisteminden beklenen yalnızca kredi vermek değil, döviz kazandırıcı faaliyeti finanse etmek.
Bu nedenle ihracatçı şirketler: kur riski + faiz maliyeti + ihracat geliri + tahsilat riski birlikte değerlendirilerek daha avantajlı finansmana ulaşabilecek. Reeskont kredilerinde açıklanan yüzde 23,9 faiz oranı ve bankacılık maliyetleri eklendiğinde yaklaşık yüzde 25-26 seviyesine çıkan maliyet, mevcut enflasyonun altında bir finansman kanalı oluşturuyor. Bu durum ticari bankalar açısından da önemli.
Çünkü klasik ticari kredi ile hedefli/reeskont finansmanı arasında ciddi maliyet farkı oluştuğunda şirketlerin finansman tercihi değişiyor.
5. Sanayi finansmanında yeni dönem
OVP’nin önemli başlıklarından biri imalat sanayiinin güçlendirilmesi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, İmalat Sanayii Finansman Desteği Programı kapsamında 250 milyar TL ilave kredi desteği sağlandığını; orta-yüksek ve yüksek teknoloji ağırlıklı sanayi yatırımlarına yönelik üç yıl için 750 milyar TL YTAK kredilerinin kullandırılmaya devam edeceğini açıkladı.
Bu, bankacılık açısından çok önemli bir sinyal.
Çünkü Türkiye’nin kredi sistemi giderek: tüketim → üretim ve genel ticari kredi → hedefli yatırım kredisi eksenine çekilmeye çalışılıyor.
6. Bankaların kârlılığı açısından OVP ne söylüyor?
Burada bankalar açısından daha karmaşık bir tablo var.
Bir tarafta:
- faizlerin zaman içinde düşmesi,
- enflasyonun gerilemesi,
- kredi talebinin yeniden canlanması bankalar açısından olumlu.
Diğer tarafta:
- seçici kredi,
- kredi büyüme sınırları,
- makroihtiyati düzenlemeler,
- düşük maliyetli hedefli kredi programları bankaların serbest fiyatlama alanını sınırlayabilir.
Dolayısıyla bankaların önümüzdeki dönemde kârlılığı sadece faiz marjı üzerinden değil; komisyon gelirleri + ödeme sistemleri + yatırım bankacılığı + sermaye piyasaları + sigorta + dijital bankacılık üzerinden çeşitlendirmesi gerekecek.
7. Mevduatta da yeni dönem
OVP’nin finansal istikrar ayağında TL tasarrufların artırılması ve finansal kaynakların daha etkin alanlara yönlendirilmesi öne çıkıyor.
Bu nedenle bankalar açısından sadece kredi tarafı değil, pasif yönetimi de kritik. Bankaların önündeki temel sorun: Uzun vadeli kredi vermek için uzun vadeli ve uygun maliyetli kaynak bulmak. Türkiye’de mevduatın önemli bölümünün kısa vadeli olması, uzun vadeli yatırım finansmanının önündeki yapısal problemlerden biri.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemde: uzun vadeli TL mevduat + emeklilik fonları + yatırım fonları + tahvil piyasası + sermaye piyasaları daha önemli hale gelecek.
8. Bankacılık sisteminin en büyük riski: sorunlu kredi
Burada OVP’nin hedefleri ile reel sektörün mevcut durumu arasında dikkat edilmesi gereken bir alan var.
Kredi maliyetlerinin uzun süre yüksek kalması: yüksek faiz → düşük faaliyet kârı → nakit açığı → yeniden borçlanma → yapılandırma → sorunlu kredi zinciri yaratabilir.
Bu nedenle 2027-2029 döneminde bankaların en önemli gündemlerinden biri yalnızca yeni kredi vermek değil, mevcut kredi portföyünün kalitesini korumak olacak.
Özellikle:
- tekstil,
- inşaat,
- gayrimenkul,
- perakende,
- enerji,
- KOBİ ağırlıklı sektörler yakından izlenmeye devam edebilir.
9. “Kredi vermek” ile “şirketi yaşatmak” arasındaki fark
Bence OVP’nin bankacılık tarafındaki en önemli sınavı burada. Bir şirkete 100 milyon TL kredi vermek kolaydır.
Asıl mesele: Bu 100 milyon TL şirketin üretim kapasitesini mi artıracak? yoksa Önceki kredinin faizini ve vadesi gelen borcunu mu kapatacak?
Eğer ikinci durum gerçekleşiyorsa, bankacılık sistemi ekonomik büyümeyi finanse etmiyor; borç stokunu çeviriyor. Bu nedenle 2027-2029 döneminde bankaların kredi komitelerinde “nakit karşılıklı kredi” anlayışının güçlendirilmesi gerekiyor.
10. Bankacılıkta yeni denklem
Önümüzdeki dönemin kredi denklemini şöyle özetlemek mümkün:
Eski model: Teminat → Kredi → Bilanço büyümesi
Yeni model: Üretim → Nakit akışı → İhracat → Verimlilik → Borç servis kapasitesi → Kredi
Bunun anlamı çok açık: Sadece malı olan değil, para üretebilen şirket kredi açısından daha değerli hale gelecek.
Reel sektör açısından OVP’nin kritik açmazı
Ancak burada ekonomi yönetiminin çözmesi gereken önemli bir çelişki var.
Bir tarafta: Enflasyon düşürülecek.
Diğer tarafta: Üretim ve yatırım artırılacak.
Üçüncü tarafta: Kredi büyümesi kontrol altında tutulacak.
Dördüncü tarafta: Şirketlerin finansman maliyetleri yüksek.
Bu dört hedef aynı anda yönetilmek zorunda.
Eğer finansman maliyeti yeterince hızlı düşmezse, üretici şirket yatırım yapamayabilir.
Eğer kredi çok hızlı gevşerse, bu kez: kredi → talep → döviz → fiyatlar → enflasyon kanalı yeniden çalışabilir.
Dolayısıyla ekonomi yönetiminin önündeki asıl mesele: “Kredi musluğunu açmak veya kapatmak değil, doğru basınçta tutmak.”
Bankalar 2027’de ne yapmalı?
Bence bankaların önümüzdeki dönemde beş stratejik alanı öne çıkarması gerekiyor:
1. Nakit akışı bazlı kredi
Şirketin gerçek ödeme gücü analiz edilmeli.
2. Sektör bazlı kredi politikası
Her sektöre aynı kredi limiti uygulanmamalı.
3. İhracat ve döviz kazandırıcı faaliyet finansmanı
Döviz geliri yaratan şirketlere daha uygun yapılandırılmış finansman sağlanmalı.
4. Yatırım finansmanı
Makine, teknoloji, enerji verimliliği ve kapasite artışı gibi yatırımlar ayrı değerlendirilmelidir.
5. Erken uyarı sistemi
Sorunlu hale gelen krediyi beklemek yerine: “Batıyok” oluşmadan önce müdahale edilmelidir.
Bankacılık açısından 10 önemli stratejik değişiklik
| Alan | OVP’nin mesajı | Bankacılık açısından anlamı |
|---|---|---|
| 1. Kredi büyümesi | Enflasyonla uyumlu kredi büyümesi | Bankalar kredi musluklarını serbest bırakmayacak; seçici kredi devam edecek |
| 2. Reel sektör finansmanı | Üretim, yatırım ve ihracata yönlendirme | Genel kredi yerine hedefli/sektörel kredi önem kazanacak |
| 3. İmalat sanayii | İmalat ve yüksek katma değerli yatırımlara finansman | Bankalar için sanayi kredileri yeniden stratejik ürün haline gelebilir |
| 4. İhracat | İhracat kapasitesinin artırılması | Reeskont, Eximbank ve döviz kazandırıcı faaliyet finansmanı önemini koruyacak |
| 5. KOBİ | Finansmana erişimin güçlendirilmesi | KOBİ kredilerinde teminat + nakit akışı + sektör riski daha fazla dikkate alınacak |
| 6. Kredi tahsisi | Kaynakların verimli alanlara yönlendirilmesi | “Kredi isteyen herkese kredi” modelinden risk bazlı kredi tahsisine geçiş |
| 7. Sermaye piyasaları | Banka dışı finansmanın geliştirilmesi | Faktoring, leasing, tahvil, fonlar, GYO/Girişim sermayesi gibi alternatifler büyüyecek |
| 8. Finansal teknoloji | Dijitalleşme ve finansal altyapı | Bankaların veri, yapay zekâ ve dijital kredi modellerine yatırımı artacak |
| 9. Finansal istikrar | TL’ye güven ve makro finansal istikrar | Bankaların bilanço, likidite ve döviz pozisyonu daha yakından yönetilecek |
| 10. Finansal okuryazarlık | Finansal eğitim artırılacak | Tüketici ve yatırımcı davranışlarının daha kontrollü hale getirilmesi hedefleniyor |
Kutu Bilgi | OVP’de bankacılık için öne çıkan rakamlar
| Gösterge | OVP/2026 açıklamaları |
|---|---|
| 2026 büyüme tahmini | %3,3 |
| 2027 büyüme hedefi | %4,2 |
| 2026 yıl sonu enflasyon tahmini | %28,4 |
| 2027 enflasyon hedefi | %21 |
| 2028 enflasyon hedefi | %13,5 |
| 2029 enflasyon hedefi | %9 |
| KOBİ kredilerinin toplam kredilerdeki payı | ~%27 |
| İhracat kredilerinin toplam kredilerdeki payı | ~%12 |
| İhracat kredilerinde uzun dönem ortalama | %6,3 |
| İmalat Sanayii Finansman Desteği | 250 milyar TL |
| YTAK kredi büyüklüğü | 750 milyar TL / 3 yıl |
| Reeskont kredi günlük limit artışı | 17 kat |
Rakamların ilgili bölümü ekonomi yönetiminin OVP sunumu ve program sonrası açıklamalarından derlenmiştir.
Bankacılıkta “kredi büyümesi” değil “kredi kalitesi” dönemi
2027-2029 OVP’nin bankacılık açısından bana göre en önemli mesajı şudur: Türkiye artık sadece daha fazla krediye değil, daha verimli krediye ihtiyaç duyuyor.
Bunun gerçekleşmesi halinde bankacılık sistemi ekonominin üretim kapasitesini artıran bir mekanizmaya dönüşebilir.
Ancak bunun için kredi tahsisinde yalnızca teminatın değil, nakit akışının ve üretim kapasitesinin merkeze alınması gerekiyor.
Çünkü Türkiye’nin asıl problemi artık sadece: “Şirket kredi bulabiliyor mu?” değil.
Daha önemli soru: “Şirket aldığı krediyi üretime dönüştürüp borcunu geri ödeyebiliyor mu?”
BankaVitrini olarak uzun süredir vurguladığımız “nakit kraldır” yaklaşımının önemi burada ortaya çıkıyor.
2027-2029 döneminde bankacılık sisteminin başarısını kredi hacmi değil; üretime dönüşen kredi + zamanında geri ödenen kredi + düşük sorunlu kredi + artan ihracat belirleyecek.
Kısacası: OVP bankalara “daha çok kredi verin” demiyor. “Krediyi doğru şirkete, doğru sektöre ve doğru amaçla verin” diyor.
Ve önümüzdeki dönemde bankacılığın en kritik rekabet alanı da tam olarak burası olacak.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist | BankaVitrini.com
ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA
Diplomasi ertelendi, petrol yeniden $108: Piyasalar Fed haftasına gergin başladı
Yayınlanma:
2 hafta önce|
14/09/2026Yazan:
BankaVitrini
Orta Doğu’da gözler bugün Umman’da yapılması planlanan kritik diplomasi toplantısına çevrilmişti. Umman’ın arabuluculuğunda İran ile Körfez’deki Arap ülkelerini bir araya getirmesi beklenen toplantıda, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere bölgedeki deniz taşımacılığının nasıl güvence altına alınabileceği ele alınacaktı. İran’ın da, Hürmüz Boğazı’ndan gemi geçişlerini düzenlemek üzere Umman ile üzerinde çalıştığı bir öneriyi toplantıda Körfez ülkelerine sunması bekleniyordu. Ancak Umman Dışişleri Bakanı, taraflar arasında yeterli uzlaşı oluşmadığı gerekçesiyle toplantının ertelendiğini açıkladı.
Piyasa tarafında bunun ilk yansıması petrol fiyatlarında görüldü. Diplomatik çözüm umutlarının zayıflamasına, Suudi Arabistan’ın Hürmüz Boğazı’nı bypass eden doğu-batı petrol boru hattının cuma günkü drone saldırısının ardından hâlâ kapalı olması da eklenince, arz endişeleri yeniden güç kazandı. Bir başka deyişle, Hürmüz Boğazı’ndaki kesintiler nedeniyle son altı aydır petrol ihracatının önemli bölümünü Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na yönlendiren Riyad, drone saldırılarının ardından boru hattını devre dışına aldıklarını açıklarken, küresel petrol arzının yaklaşık %4’ünün daha risk altına girdiğini görüyoruz.
Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı, haftayı 104,60 dolar seviyesinden kapatmasının ardından haber akışının da etkisiyle yeniden 108 dolara yükselirken, ABD’de dizel fiyatının galon başına 6,20 dolar ile yeni rekor kırması enerji şokunun enflasyon üzerindeki baskısını artırmaya başladı. Riyad’ın Kızıldeniz’e açılan boru hattındaki tamirat çalışmalarının 5-6 hafta sürebileceğini okurken, Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı’ndaki stratejik Perim Adası’na ulaşması da arz güvenliği endişelerini büyütüyor. Modern tarihin en ciddi enerji arzı krizlerinden biri ile karşı karşıya olduğumuzu itiraf etmemiz gerekiyor.
Cuma günü ABD’de açıklanan enflasyon verisi sonrası piyasalar Fed’in çarşamba günü 25 baz puan faiz artırmasına %86 ihtimal verirken, sene sonuna kadar ise beklenti 50 baz puana yükseldi. Çarşamba gününe yönelik piyasa beklentisi %86 seviyesine kadar çıkmışken, Fed’den 2023 ortasından bu yana ilk kez faiz artışına soyunabileceği beklentisiyle 10 yıllık gösterge ABD tahvil faizi %5 sınırına dayanırken, bu sabah hisse senetlerinden kıymetli metallere kadar pek çok enstrümanın baskı altında kaldığını görüyoruz.
Petrol ve faiz endişelerine bu sabah yapay zekâ hisselerindeki sert satışların da eklenmesiyle, küresel risk iştahı haftaya oldukça zayıf başladı. OpenAI ve Anthropic yöneticilerinin, yapay zekânın oluşturabileceği riskleri sınırlamak amacıyla teknolojinin geliştirilme hızının yavaşlatılması çağrısında bulunması AI bağlantılı hisseleri baskı altına aldı. Asya cephesinde gösterge endeks Nikkei %1 gerilerken, Güney Kore’de KOSPI %2,6 düştü. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde teknoloji hisselerinin ağırlıklı olduğu Nasdaq %1,3, S&P 500 ise %0,5 ekside işlem görürken, Avrupa vadeli endeksleri de güne düşüşle başlanacağına işaret ediyor. Yüksek tahvil faizlerinin baskısıyla altının ons fiyatı bu sabah 4,340 dolar seviyesine gerilerken, gümüşün ons fiyatı da 64 dolar civarında salınıyor. Kripto cenahında ise amiral gemisi Bitcoin önemli bir değişim göstermeden 77,500 dolar seviyelerinde işlem görüyor.
Cuma günü açıklanan ABD TÜFE verisinde enerji ve gıda kalemlerini dışarıda bırakan çekirdek TÜFE artışı, yıllık bazda 2021’den bu yana en düşük seviyeye indi! Piyasanın faiz artırımına %86 ihtimal verdiği bir ortamda, bizler Fed’in çarşamba günü faiz artırmayacağını düşünüyoruz. Toplantıya şerh düşecek üye sayısını göz ardı etmesek de, Trump faktörünü de göz önüne alarak (faiz indirim talepleri), Fed’in faizi sabit bırakacağını düşünüyoruz. Talepten ziyade maliyet kaynaklı enflasyon artışı karşısında Fed’in faiz artırımına soyunması ne Hürmüz Boğazı’nı ne de Bab el-Mendeb Boğazı’nı açacaktır. Merkez bankaları enerji maliyetlerinde artışının ikincil etkilerini veya beklentilerdeki bozulmayı faiz artırarak dizginlemeye çalışabilir lâkin ABD’nin devasa borcu ve tahvil piyasalarının pek çok gelişmiş ülkede uzun yılların zirvesine ulaştığı bir ortamda, faiz artışının ne kadar faydalı olacağını da tam olarak kestiremiyoruz.
Elbette, vadeli faiz kontratlarının faiz artırım ihtimaline neredeyse %90 şans tanıdığı bir ortamda Fed’in eylül toplantısını pas geçmesi, piyasalardaki sisli havayı bir nebze olsun dağıtarak risk iştahının yeniden iyileşmesine yardımcı olabilir. Ancak diğer taraftan, Fed’in faiz artıramaması tahvil piyasasında kontrolü elden kaçırmaya başladığı yönündeki inancı daha da güçlendirebilir! Böyle bir senaryonun ise kıymetli metaller açısından oldukça pozitif sonuçlar doğurabileceğini düşünüyoruz.
Türkiye cephesinde ise TCMB’nin politika faizini %37 seviyesinde sabit tutmasının ardından gözler olası bir faiz indirimi için ekim toplantısına çevrilirken, SPK düzenlemelerinin yansımaları ise hisse senedi piyasalarında yakından takip edildi. BIST100 ana endeksi haftayı %3,25 yükselişle tamamladı. Bu sabah Reuters haberlerinde, Pusula Finans Holding’in Tera şirketler grubuna devri için düzenleyici kurumların onayı beklenirken, Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen’in Pusula Finans Holding’in yönetim kurulu başkanlığına getirildi belirtildi.
Dolar (DXY) küresel arenada haftaya yükselişle başlarken, para birimleri liginde ise EUR ve GBP’nin sırasıyla 1,1560 ve 1,35 seviyelerine geri çekildiğini görüyoruz. USDTRY kuru ise 48,62 seviyesine bebek adımlarıyla yükselirken, CDS risk primi 5 baz puan kadar artışla 225 baz puan seviyesine geldi. İki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi hafif bir yükselişle %39,76 seviyesinden haftayı kapatırken, gözler bu hafta Fed toplantısının yanı sıra Japon Merkez Bankası’nın (BoJ) faiz kararını da yakından takip edecektir. BoJ’un 25 baz puan faiz artırımına gideceğine kesin gözüyle bakılırken, Japon Yeni son haftalarda değer kazanarak 154 seviyelerine kadar toparladı. Mali piyasaların gündeminde bugün önemli bir veri görünmüyor.
Emre Değirmencioğlu
EKONOMİ
Gerçekler ve “niyetler”: Yeni OVP ne anlatıyor?
Revize edilen her rakam, uzatılan her hedef yılıyla yeni OVP de öncekiler gibi vaatleri bir kez daha öteliyor. Ertelenen tek haneli enflasyon hedefleri, yüksek faiz-düşük büyüme kıskacına sıkışan reel sektör ve vergilerle borç faizini ödeyen kamu maliyesi gösteriyor ki, ekonomi yönetiminin “niyeti” ile hayatın gerçekleri arasındaki makas giderek açılıyor
Yayınlanma:
3 hafta önce|
08/09/2026Yazan:
Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz
Makroekonomik hedef ve politikaların üç yıllık bir periyot için belirlendiği Orta Vadeli Program (2027-2029) bugün 6 Eylül 2026 tarihli mük. Resmi Gazete’de yayımlanan 11752 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe girdi.
Öngörülebilirliğin kritik rol oynadığı OVP’de üç yıllık tahminlerin tutarlı olmasının temel gerekçeleri; başta özel sektör olmak üzere kamu yönetimi ve yabancı yatırımcıların geleceğe dönük kararlarına yön verecek olması ve ekonomiye/ekonomi yönetimine güven duyulmasını sağlaması.
O nedenle hedeflenen rakamların isabet derecesi, yaşanan sapmalar ve yapılan revizyonların boyutu beklentileri ve ekonominin gidişatını etkilerken, politika setinin başarısı ya da başarısızlığını da belirliyor.
Enflasyon Patikası: 2026 yıl sonu enflasyon oranı gerçekleşme tahmini, bir önceki OVP’de yüzde 16 seviyesindeyken, yeni yayımlanan OVP’de ciddi bir sıçramayla yüzde 28,4’e yükseltildi. 2027 yılı enflasyon beklentisi ise önceki dönem programlanan tek haneli/düşük seviyelerden yüzde 21’e yukarı yönlü revize edildi.
Tek haneli enflasyon hedefi (yüzde 9) ise ancak dönemin son yılı olan 2029’a ertelenmiş durumda. Oysa ekonomi yönetimi 2023 ortasında enflasyonla mücadeleye başladığında 2 yıl içinde tek haneli enflasyona ulaşılacağını ifade ediyordu. O dönem, başta dar ve sabit gelirliler olmak üzere herkes dişini sıkacaktı. Oysa 2026 biterken bile tek haneli enflasyon için 3 yıl sonrasına gün veriliyor. 2 yıl, 9 yıla çıkmış oluyor (o da 2029 tahmini tutarsa), sonuçta istikrarlı bir ekonomi beklerken ömür bitiyor.
Büyüme Beklentileri: 2026 yılı büyüme tahmini önceki programdaki yüzde 3,8 seviyesinden yüzde 3,3’e düşürüldü. Türkiye ekonomisi 2026 ilk iki çeyrekte sırasıyla yüzde 2,5 ve yüzde 2,3 büyümüştü. Bu veriler ışığında 2026 için büyüme oranının yüzde 3,3 olması için önümüzdeki iki çeyrekte yüzde 4’ün üzerinde büyümesi gerekiyor. Sanayi büyümesindeki yavaşlama (yüzde 2,3 tahmini) ve iç talepteki sıkılaşma göz önüne alındığında 2026 büyüme tahminine ancak son çeyrekte faiz indirimi ve kredi genişlemesiyle ulaşılabilir.
Programın devamında büyümenin 2027’de yüzde 4,2’ye, 2028’de yüzde 4,6’ya ve 2029’da yüzde 5’e ulaşması öngörülüyor. Şayet 2029’a kadar enflasyonla mücadele biterse bu büyüme oranlarına ulaşılabilir.
Büyüme düşerken ve dezenflasyon süreci önümüzdeki yıllara yayılırken, tüm bunların bedeli ve ortaya çıkan yük daha belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor. Yüksek faiz ve baskılanan talep ortamının etkisi artan işsizlik riski ve geniş kesimlerdeki refah kaybı ile hissedilmeye devam ediyor. Özellikle manşet işsizlik oranındaki düşüş trendine rağmen istihdam oranının yavaş artışı ve atıl iş gücü oranının durdurulamayan yükselişi dikkatle izlenmeli.
Öte yandan büyüme tahminleri aşağı yönlü revize edilmesine rağmen, kişi başı milli gelir tahmininde iyimserlik sürüyor. Baskılanan kur ve nüfus projeksiyonlarıyla korunan iyimserlikle kişi başı milli gelirin 2026’daki 20.523 dolar seviyesinden 2029 yılında 24.842 dolara kadar yükselmesi hedefleniyor.
Baskılanan kur demişken, önümüzdeki üç yılın Dolar/TL kuru için OVP’de bir bilgi var mı bakalım. OVP böyle bir veri sunmuyor ancak TL ve Dolar cinsinden GSYH ve nüfus tahminlerine bakınca programın ima ettiği yıllık ortalama Dolar/TL patikası hesaplanabiliyor, şöyle: 2027 yılı ortalama yaklaşık 56, 2028 için 63,7, 2029 için 68,9 TL ima ediliyor.
OVP’ye göre önümüzdeki üç yılda toplam yurt içi tasarrufların milli gelire oranında yataya yakın seyir bekleniyor. Yüksek enflasyonist süreç ve maliyet baskıları nedeniyle özel sektör tasarruf/GSYH yüksek değil ancak milli gelir içindeki payında izleyen yıllarda hafif bir artış bekleniyor. Kamu tasarruflarının milli gelir içindeki payının da 2028’e kadar yüzde 0,5 seviyesine gerilemesi öngörülüyor.
Diğer yandan kamu yatırımlarının milli gelire oranı yüzde 2-2,5 bandında seyrederek düşük seviyelerini koruyor. Kamunun hem tüketimi hem de doğrudan fiziki yatırımları sınırlanacaksa köprü, tünel ya da havalimanlarını kim yapıyor olabilir sizce?
Enflasyonla ve enflasyonla mücadeleyle baskılanan toplam nihai yurt içi talebin 2025’teki yüzde 4,5 seviyesinden 2026’da yüzde 3,4’e kadar sert düşeceği tahmin edilirken, 2027’de kısmen genişlemeci politikaların etkisiyle olsa gerek yüzde 4’e ve 2028’de yüzde 4,3’e kadar yükseleceği öngörülüyor.
Maliye politikasında vergi yükü ve borç faiz giderlerinde artış ön planda. Vergi gelirlerinin milli gelire oranının 2026’daki yüzde 17,1’lik seviyesinden 2027’de yüzde 17,9’a, 2028’de yüzde 18’e ve 2029’da yüzde 18,1’e kadar yükselmesi öngörülüyor. Vergide adalet beklerken vergi yükünde artış ile karşı karşıya kalınacak.
Faiz giderleri/GSYH’nin 2026’da zaten yüksek olan yüzde 3,3’lük düzeyden izleyen yıllarda yüzde 3,6 ve yüzde 3,5’e yükseleceği öngörülüyor. Faiz giderlerinin milli gelire oranının yüksek oranlara çıkması sebebiyle faiz dışı dengede artıya geçme hedefi zaman alıyor.
2027 yılında faiz ödemesi 4 trilyon TL’ye ulaşacak ve faiz giderlerinin bütçe harcamaları içindeki payı yüzde 15’e yaklaşırken vergi gelirlerine oranı ise yüzde 20’ye ulaşacak. Bir başka deyişle her beş liralık verginin bir lirası borç faizlerine gidecek.
Aynı zamanda sadece faiz giderlerindeki bu artış, kamu harcamaları/GSYH’yi, bir başka söylemle “devletin ekonomideki payı”nı artırıyor. 2026’da kamu harcamaları/GSYH’nin yüzde 23’lük seviyesinden 2027’de yüzde 24,5 ve 2028’de de yüzde 24,1’e kadar ulaşması öngörülüyor.
Sonuç olarak, revize edilen her rakam, uzatılan her hedef yılıyla yeni OVP de öncekiler gibi vaatleri bir kez daha öteliyor. Ertelenen tek haneli enflasyon hedefleri, yüksek faiz-düşük büyüme kıskacına sıkışan reel sektör ve vergilerle borç faizini ödeyen kamu maliyesi gösteriyor ki, ekonomi yönetiminin “niyeti” ile hayatın gerçekleri arasındaki makas giderek açılıyor.
Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ – T24
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.054)
- BANKA ANALİZLERİ (152)
- BANKA HABERLERİ (3.635)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (601)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.984)
- GÜNCEL (4.611)
- GÜNDEM (3.579)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (147)
- ŞİRKETLER (2.742)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (582)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.494)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (837)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (119)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (62)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (95)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Almanya, Çin'e yönelik ekonomik önlem paketi hazırlığında 14/09/2026
- Kıymetli metallerde Fed faiz artırım baskısı 14/09/2026
- Çin'den ABD'li şirketlere yapay zeka tepkisi 14/09/2026
- Goldman Sachs: Türkiye’de finansal koşullar gevşiyor 14/09/2026
- “Altın kotasında dünya ile 11 bin dolara çıkan fiyat farkı kapandı” 14/09/2026
- Kuraklıktan etkilenen Fransız çiftçisine devlet yardımı 14/09/2026
- Suudi Veliaht Prens CENTCOM komutanı ile görüştü 14/09/2026
- AMB yetkilisi: Enerji fiyatı eğilimleri oldukça endişe verici 14/09/2026
- Trump'ın 5 bin dolar vaadine Kongre onay şartı 14/09/2026
- Kazimir: AMB faizleri daha da artırmaktan çekinmeyecek 14/09/2026
SON YAZILAR
- Akbank “Şehrin İyi Hali” projesinin 12. dönem başvurularını başlattı 24/09/2026
- Elektronik Parada Yaprak Dökümü 24/09/2026
- 150 Milyon TL Kredi Hayali Kurmayın! KOSGEB’de Limit Böyle Eriyor 24/09/2026
- ENGELLİLERİN ÖNÜNE YENİ ENGELLER Mİ KONULUYOR? 24/09/2026
- AKBANK’ta ŞOK KARAR: Üst Mahkeme de Dolandırılan müşteriyi haklı buldu! 23/09/2026
- Anadolubank’tan Esnaf ve Şahıs Şirketleri’ne Dijital Kredi Paketi 22/09/2026
- Otomotiv yan sanayinde 37 şirket ve 2 kuruluşa soruşturma 21/09/2026
- Garanti BBVA’ya 1,55 milyar TL Rekabet cezası 21/09/2026
- FON SKANDALINDA ENKAZ TEMİZLİĞİ BAŞLADI 21/09/2026
- FONLAR NASIL BU HALE GELDİ? 20/09/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ6 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini5 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
