Connect with us

GÜNCEL

Piyasalar soluklandı: Zayıf istihdam Fed korkusunu törpüledi. Gözler TÜİK’te

Yayınlanma:

|

Jeopolitik riskler, savaşın tedarik zincirlerinde yarattığı kırılmalar ve petrol ile doğalgaz sevkiyatına ilişkin endişelerin körüklediği enflasyon korkusu, risk iştahını baskılarken tahvil faizlerini de yukarı taşımaya devam ediyor. Buna rağmen dün piyasaların bir nebze olsun soluklandığını gördük. Haber akışında Trump yönetiminin 3 Kasım’daki ara seçimler öncesinde savaşın daha fazla büyümesini istemediği dikkat çekerken, makro cephede ise gözler yarın açıklanacak ABD tarım dışı istihdam verisine çevrildi.

Dün açıklanan ve öncü gösterge olarak yakından izlenen özel sektör istihdamı Ocak ayından bu yana en düşük seviyede sonuçlandı. Bu veri, yarın açıklanacak tarım dışı istihdamın da zayıf gelebileceği beklentisini güçlendirdi. Takdir edeceğiniz üzere, hem tam istihdam hem de fiyat istikrarını gözetmekle yükümlü Fed’in, istihdam tarafında belirgin bir zayıflama varken faiz artırımına gitmesi kolay bir tercih olmayacaktır. Piyasaların dün bir miktar rahatlamasının arkasında da büyük ölçüde bu düşüncenin yattığını düşünüyoruz.

Öte yandan, oy hakkına sahip New York Fed Başkanı Williams, enflasyonla ilgili ılımlı açıklamalarda bulundu. Yükselen uzun vadeli faizlerin güçlü ekonomiyi yansıttığını ve faiz kararı öncesinde verileri izlemeye devam edeceğini söylerken, iyimser bir tonda konuştu. Williams, enflasyon üzerindeki başlıca baskıların gümrük vergileri ve Orta Doğu’daki gerilimin yükselttiği enerji fiyatlarından kaynaklandığını belirtti. Buna karşılık, tarifelerin fiyatlar üzerindeki ilk etkilerinin zayıflamasıyla temel enflasyon eğiliminin kademeli olarak aşağı geldiğini, enerji fiyatlarındaki artışın ise şimdilik ekonominin geneline yayılan ikincil bir enflasyon baskısına dönüşmediğini ifade etti.

Williams’ın açıklamaları, zayıf özel sektör istihdam verisi ile birleşince, piyasalardaki faiz artırım korkularını hâliyle bir nebze de olsun törpüledi. Eylül toplantısında 25 baz puanlık faiz artışı ihtimali bir hafta önceki %37 seviyelerinde salınırken, Fed Başkanı Warsh’un Jackson Hole toplantısında şahin bir üslûp takınmasıyla hafta başı %65 seviyesine kadar yükselmişti. Williams’ın dünkü ılımlı açıklamaları ardından Eylül ayına yönelik beklenti %60 seviyesine gerilerken, yıl sonuna kadar olan artırım beklentisi ise 37 baz puanda önemli bir değişim kaydetmedi.

ABD borsaları dün geceyi %0,5 civarında yükselişle tamamlarken, teknoloji cephesinin ağır toplarından Broadcom’un bilançosu büyük teknoloji şirketlerinin yapay zekâ yatırımlarının hız kesmediğini gösterdi. Şirketin üçüncü çeyrekte yapay zekâ çipi gelirleri üç kattan fazla artarak 16,7 milyar dolara ulaşırken, 2027 mali yılı için yapay zekâ çipi gelir tahmini 115 milyar dolara yükseltildi. 2028 yılında ise bu rakamın yaklaşık 230 milyar dolara çıkması bekleniyor. Geçen çeyrekte 30 milyar doları aşan siparişler güçlü talebe işaret ederken, dördüncü çeyrek gelir tahmininin beklentinin hafif altında kalmasıyla Broadcom hisseleri kapanış sonrası işlemlerde yaklaşık %1 geriledi.

Yeni güne başlarken, Asya piyasalarında, son günlerde tarihî seviyelere yükselen tahvil faizlerinin bir miktar geri çekilmesiyle hisse senetleri ve kıymetli metallerde tepki alımları görüldü. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde hafif de olsa artılar göze çarparken, Asya borsalarında ise alımların hız kazandığını görüyoruz. Güney Kore borsası KOSPI %1,5 yükselirken, diğer bölge borsalarında bu kadar kuvvetli olmasa da genele yayılan yeşil renk dikkat çekiyor. ABD 10 yıllık tahvil faizi yaklaşık beş baz puan kadar gerileyerek %4,77 seviyesine çekildi. Hatırlanacağı üzere dün sabah piyasaların kılavuz kargası konumunda 10 yıllık faiz son üç yılın zirvesini test etmişti. Gözlerin üzerine çevrili olduğu Japonya’nın 30 yıllık tahvil faiz bugünkü tahvil ihalesi öncesinde zirveden 10 baz puan kadar geriledi. Dolar endeksi 99,5 civarında seyrederken para birimleri liginde ise EURUSD paritesi 1,16 seviyesinin etrafında salınırken, GBPUSD paritesi ise 1,35 seviyesine toparladı. Japon Yeni ise dolar karşısında son iki günde %1,5 değer kazarak 157,50 seviyelerine geri çekildi.

Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı, Hürmüz endişelerine paralel 95,50 dolar seviyelerinde salınmak suretiyle son altı haftanın zirvesine yakın seyretmeye devam ederken, rafineri ürünlerindeki sert artış dikkat çekmeye devam ediyor. Kış ayları öncesinde stok seviyelerine ilişkin soru işaretlerine paralel Avrupa gösterge doğalgaz fiyatları neredeyse son 4 yılın en yüksek seviyesine yaklaşırken, son iki ayda ise %50’den fazla artış kaydetti.

Kıymetli metaller cephesinde ise özellikle hafta başı raporumuzda belirttiğimiz kısa vadeli gümüş grafiğinin hayat bulmaya başladığını görüyoruz. Teknik mânâda Ters Omuz Baş Omuz (TOBO) formasyonunun çalışması için 71 dolar seviyesinin üzerinde kapanış görmemiz gerekiyor. Böyle bir durumda 92 dolar seviyelerini hedefleyeceğiz. Henüz pozisyonu olmayan yatırımcıların mevcut seviyelerden (66 dolar) giriş yaparak 63 dolar altında zarar kes çalıştırması ya da bizim gibi mevcut uzun pozisyonlarını artırmak isteyen yatırımcıların ise 71 dolar seviyesinin geçilmesini (teyit) beklemesinin daha doğru bir karar olacağını düşünüyoruz. TOBO’nun hedef seviyesi 92 dolar olarak görülüyor (bakınız grafik). Önümüzdeki seneyi de kapsayacak şekilde uzun vadeli beklentimiz ise 220 dolar ile değişmedi.

Uzun bir süredir altını çizdiğimiz üzere, Fed’in enflasyonla mücadelede yeteri kadar cesur olamayacağını düşünüyoruz. Doların ABD tarafından âdeta bir ‘silah’ olarak kullanılmasıyla birlikte merkez bankalarının yaktığı işaret fişeğinin ardından, ABD doları ve ABD tahvillerinden uzaklaşma eğiliminin devam etmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Değişen bu düzende altının da doların karşısında alternatif olma hikâyesini koruduğunu düşünüyoruz. Dünyada her bir birim gelire karşı yaklaşık üç birim borcun bulunması da kâğıt ve mürekkep para sistemine (fiat) yönelik sorgulamanın devam edeceğine işaret ediyor. Bu nedenle kıymetli metallerde yüksek volatilite ‘yeni normal’ olmaya aday olsa da, temel hikâyenin çok fazla değişmediği kanaatindeyiz.

Altının ons fiyatı dün 4,282 dolar seviyesine kadar gevşemesinin ardından bu sabah 4,440 dolar seviyesine yükseldi. Teknik bir bakış açısıyla, altında tıpkı gümüşte olduğu üzere daha da yukarı seviyeleri hedeflemek adına 4,640 dolar seviyelerinin üzerinde kapanış görmek isteyeceğiz. Kripto cenahında ise amiral gemisi Bitcoin 78 bin dolar sınırında kalarak Cuma günü açıklanacak ABD istihdam verisini beklemeye başladı. Yukarıda da dile getirdiğimiz üzere, dün açıklanan özel sektör istihdamının beklentiyi karşılayamaması, işgücü piyasasında bir miktar yavaşlama olabileceği düşüncesini güçlendirdi.

Türk mali piyasalarında ise SPK düzenlemesinin ardından hisse senetlerinde hareketli seyrin devam ettiğini görüyoruz. Özellikle isim vermek istemesek de bahse konu portföy yönetim şirketlerinde üst düzey istifalar göze çarparken, fonlarda ve yoğunlaştıkları hisselerde ise ilginç gelişmeler yaşanıyor. Fonlardan yaşanan güçlü çıkışlar likidite baskısı yaratırken, gelişmeleri dikkatli bir şekilde takip ediyoruz. Bu bağlamda Borsa İstanbul 100 endeksi haftanın ilk üç gününde %4 gerilerken, en büyük 30 şirketin işlem gördüğü BIST30 ise %2,7 geriledi. Alternatif piyasalarda ise sakin seyir korunmaya devam ediyor. Şöyle ki, USDTRY kuru bebek adımlarıyla 48,30 seviyesine gelirken, iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi %40 seviyesinin hemen altında salınmaya devam ediyor. CDS risk primi 221 baz puanla uzun bir süredir olduğu üzere yatay.

Bugün sabah saatlerinde TÜİK tarafından açıklanacak Ağustos ayı enflasyon verilerini takip edeceğiz. Anketlere göre aylık TÜFE artışının %2,0 civarında gelmesi beklense de, İTO verisi ardından gerçekleşmenin %2 seviyesinin altında kalması ihtimali kuvvet kazandı. Enflasyon verisinin ardından yarın TCMB’nin değerlendirme raporunu takip edeceğiz. Cumhurbaşkanı yardımcısı Cevdet Yılmaz, hazırlıklarda son aşamaya gelindiğini, 2027-2029 dönemi OVP detaylarını 6 Eylül Pazar günü paylaşmayı planladıklarını belirtti. İç talepteki ivme kaybı dün açıklanan otomobil ve hafif ticari araç verileriyle de teyit edildi. ODMD verilerine göre, otomobil ve hafif ticari araç satışları Ağustos ayında geçen yılın aynı ayına göre %20,3 daralarak 81,031 adet olarak gerçekleşti. Enflasyondaki iç talep etkisi her geçen gün daha da azalırken, TCMB’nin 10 Eylül toplantısını pas geçmesini beklerken, ilk faiz hamlesinin Ekim toplantısında geleceğini düşünüyoruz.

Her perşembe olduğu üzere bugün TCMB’nin haftalık verilerini inceleyeceğiz. Yurt dışında ise ABD’de haftalık işsizlik maaşı başvuruları, hizmet PMI ve ISM verileri takip edilebilir.

Gümüş

17884110871a60829c0387aeb0c69bd8a7b3a07fab_1_1200.jpg

Altın

17884110872cf1c9f6e7b803244fcf7f49d93f6872_2_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et
Yorum Yazın

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

EKONOMİ

Enflasyon düşüyor ama hayat pahalılığı bitmiyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Türkiye İstatistik Kurumu’nun Ağustos 2026 verilerine göre tüketici enflasyonu aylık yüzde 1,84, yıllık yüzde 31,51 oldu. Yıllık enflasyondaki gerileme devam ederken fiyatların hemen bütün ekonomiye yayılmış biçimde artmaya devam etmesi, dezenflasyon sürecinin henüz rahatlama yaratacak noktaya ulaşmadığını gösteriyor. Ağustos ayında özellikle ulaştırmadaki yüzde 4,82’lik aylık artış dikkat çekerken, konut grubundaki yıllık yüzde 39,77’lik yükseliş vatandaşın hissettiği enflasyon ile manşet enflasyon arasındaki farkın neden kolay kapanmadığını ortaya koyuyor.

Yıllık enflasyon geriliyor, fiyatlar gerilemiyor

Ağustos 2026 TÜFE verilerinin ilk bakışta olumlu tarafı yıllık enflasyondaki düşüş eğiliminin sürmesi.

TÜFE Ağustos ayında;

Gösterge Ağustos 2026 Ağustos 2025 Ağustos 2024
Aylık TÜFE %1,84 %2,04 %2,47
Aralık ayına göre %22,07 %21,50 %31,94
Yıllık TÜFE %31,51 %32,95 %51,97
12 aylık ortalama %31,79 %39,62 %64,91

İki yıllık tablo dezenflasyonun varlığını açık biçimde gösteriyor. Ağustos 2024’te yüzde 51,97 olan yıllık enflasyon, Ağustos 2025’te yüzde 32,95’e, Ağustos 2026’da ise yüzde 31,51’e geriledi.

Ancak burada ekonomi yönetiminin iletişiminde özellikle dikkat edilmesi gereken kritik bir ayrım var: Enflasyonun düşmesi, fiyatların düşmesi anlamına gelmiyor.

Yüzde 31,51 enflasyon, tüketicinin karşılaştığı genel fiyat seviyesinin bir yıl öncesine göre ortalama yüzde 31,51 daha yüksek olduğu anlamına geliyor.

Dolayısıyla Türkiye’de yaşanan süreç bir “ucuzlama” değil, fiyatların daha düşük bir hızla pahalanmasıdır.

Sekiz ayda fiyatlar yüzde 22,07 arttı

Ağustos verilerinde üzerinde durulması gereken göstergelerden biri de yılbaşından bu yana gerçekleşen enflasyon.

Tüketici fiyatları Aralık 2025’e göre sekiz ayda yüzde 22,07 yükseldi. Başka bir ifadeyle Aralık sonunda 100 TL’ye alınabilen ortalama bir mal ve hizmet sepetinin fiyatı Ağustos sonunda yaklaşık 122,07 TL’ye çıktı.

Bu oran, 2025’in aynı dönemindeki yüzde 21,50’nin dahi üzerinde. Dolayısıyla yıllık enflasyon geriliyor olsa da 2026 yılı içerisindeki fiyat artış hızı geçen yılın aynı döneminden daha düşük değil.

Bu ayrıntı dezenflasyon sürecinin kırılganlığını gösteriyor.

Ağustos’un sürprizi ulaştırma oldu

Ağustos ayının en dikkat çekici kalemi ulaştırma.

Ulaştırma fiyatları sadece bir ayda yüzde 4,82 arttı. Üstelik ulaştırmanın aylık genel enflasyona katkısı 0,82 puan oldu. Aylık TÜFE’nin yüzde 1,84 olduğu düşünüldüğünde, ulaştırma grubunun tek başına Ağustos enflasyonunun yaklaşık yüzde 45’ini oluşturduğu görülüyor.

Bu son derece yüksek bir katkı.

Gıda fiyatları aylık sadece yüzde 0,22 yükselirken gıdanın aylık enflasyona katkısı 0,06 puanda kaldı. Konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda ise aylık artış yüzde 2,26 olurken enflasyona katkı 0,27 puan oldu.

Üç temel grubun Ağustos tablosu şöyle:

Harcama grubu Aylık değişim Aylık TÜFE’ye katkı
Gıda ve alkolsüz içecekler %0,22 0,06 puan
Ulaştırma %4,82 0,82 puan
Konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar %2,26 0,27 puan

Buradaki risk yalnızca ulaştırma fiyatlarının yükselmesi değil.

Ulaştırma aynı zamanda ekonominin hemen bütün sektörlerinin maliyet kalemidir. Akaryakıt, taşımacılık, lojistik ve dağıtım maliyetlerindeki artışın ilerleyen aylarda gıda, perakende ve sanayi ürünlerinin fiyatlarına ikinci tur etkiler yaratma potansiyeli bulunuyor.

Vatandaşın enflasyonunda konut baskısı çok daha güçlü

Yıllık rakamlara bakıldığında tablo daha çarpıcı.

Gıda ve alkolsüz içeceklerde fiyatlar yıllık yüzde 33,79, ulaştırmada yüzde 35,08, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda ise yüzde 39,77 arttı.

Üç grubun da fiyat artışı manşet TÜFE olan yüzde 31,51’in üzerinde.

Harcama grubu Yıllık artış Yıllık TÜFE’ye katkı
Gıda ve alkolsüz içecekler %33,79 8,12 puan
Ulaştırma %35,08 5,94 puan
Konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar %39,77 5,01 puan

Sadece bu üç grubun yıllık enflasyona toplam katkısı 19,07 yüzde puan.

Başka bir ifadeyle yüzde 31,51’lik yıllık TÜFE’nin yaklaşık yüzde 61’i üç temel ihtiyaç grubundan geliyor. Bu nedenle vatandaşın hissettiği hayat pahalılığının manşet enflasyondaki düşüş kadar hızlı gerilememesi şaşırtıcı değil.

Çünkü tüketicinin vazgeçmesinin en zor olduğu üç harcama alanı; barınma, gıda ve ulaştırma.

Asıl önemli veri: 174 kalemin 134’ünde fiyat yükseldi

Ağustos TÜFE’sinde belki de manşet rakamdan daha önemli gösterge fiyat artışlarının ne kadar geniş bir alana yayıldığı.

TÜFE kapsamında bulunan 174 alt sınıfın; 35’inde fiyat düştü, 5’inde fiyat değişmedi, 134’ünde ise fiyat arttı.

Bu, incelenen alt sınıfların yaklaşık yüzde 77’sinde fiyatların yükseldiği anlamına geliyor. Dolayısıyla Ağustos enflasyonunu birkaç üründeki olağanüstü fiyat hareketiyle açıklamak yeterli değil. Fiyat artışları ekonominin oldukça geniş bir bölümüne yayılmış durumda. Dezenflasyon açısından esas mücadele alanlarından biri de burada ortaya çıkıyor.

Fiyat artışlarının yayılımı belirgin şekilde daralmadan kalıcı fiyat istikrarından söz etmek güç.

Çekirdek enflasyon da yüzde 30’un üzerinde

Manşet TÜFE’nin enerji veya gıda gibi oynak kalemlerden kaynaklandığı düşünülebilir.

Ancak özel kapsamlı göstergeler bu açıklamanın tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. İşlenmemiş gıda, enerji, alkollü içkiler, tütün ve altının hariç tutulduğu B göstergesi yıllık yüzde 30,68, aylık yüzde 1,84 arttı. Enerji, gıda, alkollü içecekler, tütün ve altının hariç tutulduğu C göstergesi ise yıllık yüzde 30,07, aylık yüzde 1,81 arttı.

Yönetilen-yönlendirilen fiyatların hariç tutulduğu F göstergesinde bile yıllık artış yüzde 29,96. Bu tablo önemli. Çünkü enflasyon yalnızca enerji, gıda veya kamunun belirlediği fiyatlardan kaynaklanmıyor. Temel enflasyon dinamikleri hâlâ yüzde 30 civarında seyrediyor.

Bu da fiyatlama davranışlarındaki katılığın henüz tamamen kırılmadığına işaret ediyor.

Merkez Bankası açısından faiz indirimi tartışması zorlaşıyor mu?

Ağustos rakamlarının para politikası açısından iki farklı mesajı bulunuyor.

Bir tarafta yıllık enflasyon geriliyor. Diğer tarafta aylık enflasyon Temmuz’daki yüzde 1,78 seviyesinden Ağustos’ta yüzde 1,84’e yükseldi. TCMB, Temmuz ayına ilişkin değerlendirmesinde aylık enflasyonun ana eğiliminde gerileme olduğunu açıklamıştı. Dolayısıyla bundan sonraki süreçte Merkez Bankası açısından yalnızca yıllık TÜFE’nin gerilemesi yeterli olmayacak.

Aylık enflasyonun ana eğilimi, hizmet fiyatları, çekirdek göstergeler ve beklentiler daha belirleyici olacak. TCMB’nin beklenti verileri de neden ihtiyatlı davranılması gerektiğini gösteriyor. Merkez Bankası, Ağustos 2026 itibarıyla piyasa katılımcıları, reel sektör ve hanehalkının 12 ay sonrası enflasyon beklentilerini ayrı ayrı izlemeyi sürdürüyor.

Temmuz ayındaki PPK özetinde TCMB, piyasa katılımcılarının 2026 yıl sonu enflasyon beklentisinin yüzde 29,2’ye, 12 ay sonrası beklentisinin yüzde 24’e çıktığını; firmaların 12 ay sonrası beklentisinin yüzde 33,1, hanehalkının beklentisinin ise yüzde 46,1 olduğunu belirtmiş ve beklentiler ile fiyatlama davranışlarını dezenflasyon açısından risk unsuru olarak tanımlamıştı.

Bu nedenle önümüzdeki faiz kararlarında “yıllık enflasyon düştü, faiz hızla indirilebilir” şeklindeki basit denklem yeterli olmayacaktır.

Yıl sonu için kritik matematik

Ağustos sonunda yılbaşından itibaren birikimli enflasyon yüzde 22,07’ye ulaşmış durumda.

Bundan sonrası açısından basit bir matematik yapmak mümkün. Yılın kalan dört ayında aylık enflasyon ortalama yüzde 1 olursa yıllık kümülatif 2026 enflasyonu yaklaşık yüzde 27,0 olur. Aylık ortalama yüzde 1,5 civarında gerçekleşirse yıl sonu artışı yaklaşık yüzde 29,6’ya, aylık yüzde 2 civarında gerçekleşirse yaklaşık yüzde 32,2’ye ulaşır.

Dolayısıyla yıl sonu enflasyonunun yüzde 30’un altına inebilmesi için kalan aylarda ortalama aylık enflasyonun kabaca yüzde 1,6’nın altında tutulması gerekiyor.

Bu kolay bir eşik değil. Özellikle sonbaharda eğitim, kira, hizmet fiyatları, enerji ve olası kur geçişkenliği bu hesabı zorlaştırabilir.

Enflasyonda artık “baz etkisi” değil aylık hız konuşulmalı

Türkiye ekonomisinde bundan sonraki kritik soru yıllık enflasyonun düşüp düşmeyeceğinden çok, aylık fiyat artışlarının hangi seviyede kalıcı hale geleceği.

Çünkü yüzde 1,8 civarında kalıcı bir aylık enflasyon dahi yıllıklandırıldığında yaklaşık yüzde 24 seviyesinde bir fiyat artış hızına karşılık geliyor. Aylık yüzde 2 kalıcı hale geldiğinde yıllıklandırılmış oran yaklaşık yüzde 27’ye çıkıyor. Fiyat istikrarına yaklaşabilmek için aylık enflasyonun önce yüzde 1’lere, ardından bunun da belirgin biçimde altına doğru kalıcı olarak gerilemesi gerekiyor.

Bu nedenle yıllık TÜFE’deki düşüş tek başına başarı ölçüsü olarak görülmemeli.

Sonuç: Dezenflasyon var, fiyat istikrarı henüz yok

Ağustos 2026 rakamları Türkiye’nin enflasyonla mücadelesinde iki farklı gerçeği aynı anda ortaya koyuyor.

Birincisi, yıllık enflasyon iki yıl önceki yüzde 51,97 seviyesinden yüzde 31,51’e kadar geriledi. Bu açıdan dezenflasyon süreci devam ediyor. İkincisi ve daha önemlisi ise fiyat artışları hâlâ son derece yaygın. 174 alt sınıfın 134’ünde fiyat yükseliyor. Çekirdek enflasyon yüzde 30 civarında. Konut yüzde 39,77, ulaştırma yüzde 35,08, gıda yüzde 33,79 yıllık artış gösteriyor.

Üstelik yılın ilk sekiz ayında tüketici fiyatları şimdiden yüzde 22,07 yükselmiş durumda. Bu nedenle Ağustos verisinin en doğru özeti şu olabilir: Türkiye’de enflasyon düşüyor; fakat hayat pahalılığı henüz düşmüyor.  Dezenflasyon başladı ancak fiyat istikrarına ulaşılmış değil. Ekonomi yönetimi açısından bundan sonraki başarı kriteri yıllık TÜFE’nin baz etkisiyle aşağı gelmesinden çok; aylık enflasyonun kalıcı olarak yüzde 1 seviyesinin altına yaklaşması, çekirdek göstergelerin gerilemesi ve fiyat artışlarının ekonominin geneline yayılma eğiliminin kırılması olacak.

Aksi halde vatandaş açısından yüzde 50’lerden yüzde 30’lara gerileyen enflasyonun anlamı, “fiyatlar artık artmıyor” değil, “fiyatlar eskisine göre biraz daha yavaş artıyor” olmaya devam edecek.

bankavitrini.com | Haber Analiz

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Perakende devlerinde kârlılık alarmı: BİM pozitif ayrıştı

Perakende devlerinde kârlılık alarmı: BİM pozitif ayrıştı, sektör ciro büyütürken faaliyet kârını kaybediyor

Yayınlanma:

|

Türkiye’nin büyük organize perakende şirketlerinin 2026 ilk yarı bilançoları, sektör açısından dikkat çekici bir tablo ortaya koydu. Ciro ve brüt kâr üretmeye devam eden şirketlerin önemli bölümü, mağaza giderleri, personel maliyetleri, kiralar, lojistik ve diğer operasyonel giderler sonrasında faaliyet kârı üretemiyor. BİM ise hem güçlü özkaynak yapısı hem de pozitif faaliyet kârlılığıyla rakiplerinden belirgin biçimde ayrışıyor. CarrefourSA ve Bizim Toptan’da negatif özkaynak ise bilanço açısından ayrıca dikkat çekiyor.

Türkiye’de yüksek enflasyonun, yüksek faizlerin, ücret artışlarının ve işletme giderlerinin en fazla hissedildiği sektörlerden biri perakende oldu. Marketlerin kasalarından geçen para artıyor; ancak artan ciro aynı ölçüde kâra dönüşmüyor.

Migros, BİM, ŞOK Marketler, CarrefourSA ve Bizim Toptan’ın 30 Haziran 2026 tarihli KAP finansal tabloları birlikte incelendiğinde, şirketlerin büyüklükleri ve iş modelleri farklı olsa da ortak sorun açık biçimde görülüyor: Brüt kâr var, ancak faaliyet giderlerinden sonra kâr büyük ölçüde eriyor.

A101 ise kamuya açık ayrıntılı finansal tablolarını paylaşmadığı için karşılaştırmanın dışında tutuldu.

Önce önemli bir metodoloji notu

Paylaşılan karşılaştırma tablosundaki “faaliyet kârı” satırında bazı şirketlerde farklı finansal tablo kalemlerinin kullanıldığı görülüyor. Örneğin BİM için tabloda yer alan 13,097 milyar TL, KAP’taki “Finansman Geliri/Gideri Öncesi Faaliyet Kârı” rakamıdır. BİM’in aynı dönemdeki Esas Faaliyet Kârı ise 8,050 milyar TL’dir. KAP verilerine göre BİM’in 449,7 milyar TL hasılatına karşılık 85,8 milyar TL brüt kârı ve 15,1 milyar TL net dönem kârı bulunuyor.

Benzer şekilde ŞOK için grafikteki 86,1 milyar TL’lik satış tutarı altı aylık kümülatif tutar değil, dönem içindeki daha dar gelir tablosu sütunundan alınmış görünüyor. KAP’ın 2026/06 kümülatif tablosunda ŞOK’un altı aylık hasılatı 167,8 milyar TL, brüt kârı 32,47 milyar TL, esas faaliyet zararı ise 7,41 milyar TL seviyesinde. Dolayısıyla şirketleri karşılaştırırken aynı muhasebe kalemlerini esas almak daha doğru olacaktır.

Bu düzeltme yapıldığında dahi ana sonuç değişmiyor: Beş şirket içinde 2026’nın ilk yarısında esas faaliyet kârı üreten tek şirket BİM.

BİM: Sektörün açık ara en güçlü bilançosu

BİM’in 30 Haziran 2026 itibarıyla toplam varlıkları yaklaşık 428,6 milyar TL, toplam özkaynakları ise 203,1 milyar TL düzeyinde. Toplam yükümlülükler 225,4 milyar TL. Başka bir ifadeyle şirket varlıklarının yaklaşık yüzde 47’sini özkaynakla finanse ediyor. Dönen varlıkların 152,4 milyar TL, kısa vadeli yükümlülüklerin ise 147,7 milyar TL olması da diğer birçok rakibe göre daha dengeli bir kısa vadeli finansman yapısına işaret ediyor.

BİM’in ilk altı aylık hasılatı 449,7 milyar TL, brüt kârı 85,8 milyar TL oldu. Brüt kâr marjı yaklaşık %19,1 düzeyinde. Esas faaliyet kârı yaklaşık 8,05 milyar TL ile pozitif. Finansman öncesi faaliyet kârı ise 13,1 milyar TL’ye ulaşıyor. Net dönem kârı 15,1 milyar TL.

Buradaki kritik nokta yalnızca kârın miktarı değil. BİM, düşük brüt marjla çalışan indirim marketi modeline rağmen gider yapısını brüt kârının altında tutabiliyor. Bu, organize perakendede belki de şu anda en önemli rekabet avantajı.

BİM’in modeli; sınırlı ürün çeşidi, yüksek stok dönüşü, güçlü özel marka penetrasyonu, satın alma ölçeği, daha standart mağaza yapısı ve maliyet kontrolü üzerine kurulu. Enflasyonist ortamda bu modelin avantajı daha da belirginleşiyor.

Migros: Yüksek brüt marj yetmiyor

Migros ilk yarıda 241,3 milyar TL hasılat ve 55,75 milyar TL brüt kâr açıkladı. Brüt kâr marjı yaklaşık %23,1 ile karşılaştırmadaki en yüksek oranlardan biri.

Buna rağmen esas faaliyet sonucu 10,86 milyar TL zarar. Şirket dönem sonunda yalnızca yaklaşık 1,08 milyar TL net kâr açıklayabildi. KAP verileri bu güçlü brüt kâra rağmen operasyonel giderlerin esas faaliyet seviyesinde ciddi baskı yarattığını gösteriyor.

Burada çok önemli bir paradoks var: Migros’un brüt marjı BİM’den yaklaşık 4 puan yüksek olduğu halde BİM faaliyet kârı üretirken Migros faaliyet zararı yazıyor. Bu fark bize perakendecilikte yalnızca satın alma-satış marjının değil, mağaza işletme modelinin de belirleyici olduğunu gösteriyor.

Hipermarket ve süpermarket ağı, daha geniş ürün çeşidi, daha büyük mağazalar, personel yoğunluğu, enerji, lojistik, e-ticaret ve teslimat altyapısı doğal olarak daha yüksek faaliyet giderleri yaratıyor.

Migros’un 250,1 milyar TL toplam varlığına karşılık 93,9 milyar TL özkaynağının bulunması ise bilanço tarafında önemli bir tampon sağlıyor. Dolayısıyla Migros’taki temel sorun şimdilik bilanço sermayesinden çok operasyonel kârlılığın yeniden güçlendirilmesi olarak görünüyor.

ŞOK: Ciro büyüyor ama zarar da devam ediyor

ŞOK’un resmi KAP tablosunda 2026 ilk altı aylık satışları 167,78 milyar TL. Şirketin brüt kârı 32,47 milyar TL; brüt kâr marjı yaklaşık %19,4. Ancak esas faaliyet zararı 7,41 milyar TL. Net dönem zararı ise 1,35 milyar TL seviyesinde.

Şirketin kamuya yaptığı açıklamada ilk yarı satışlarının reel bazda yıllık yaklaşık %7 arttığı ve mağaza sayısının 11.175’e ulaştığı belirtiliyor.

Sorun tam da burada ortaya çıkıyor: Mağaza büyümesi ve ciro büyümesi tek başına değer yaratmaya yetmiyor.

ŞOK’un 124,1 milyar TL toplam varlığına karşılık 84,1 milyar TL yükümlülüğü var. Özkaynaklar yaklaşık 40 milyar TL düzeyinde. Kısa vadeli yükümlülüklerin 68,5 milyar TL’ye çıkması, işletme sermayesi yönetiminin önemini artırıyor.

Şirket hâlâ pozitif özkaynak taşıyor; dolayısıyla CarrefourSA ve Bizim Toptan kadar sert bir bilanço alarmı söz konusu değil. Ancak faaliyet zararının kalıcı hale gelmemesi gerekiyor.

CarrefourSA: Sorun artık yalnızca kârlılık değil, sermaye yapısı

CarrefourSA’nın bilançosu karşılaştırmanın en dikkat çekici tablolarından birini oluşturuyor.

Şirketin toplam varlıkları yaklaşık 42,66 milyar TL iken toplam yükümlülükleri 47,59 milyar TL.

Sonuç: Özkaynak eksi 4,94 milyar TL. 

Kısa vadeli yükümlülükler 42,68 milyar TL’ye ulaşırken dönen varlıklar yalnızca 17,83 milyar TL seviyesinde. Başka bir ifadeyle şirketin cari oranı yaklaşık: 0,42

Bu oran kısa vadeli finansman baskısının büyüklüğünü gösteriyor.

CarrefourSA ilk altı ayda 43,59 milyar TL ciro ve 9,81 milyar TL brüt kâr elde etti. Brüt kâr marjı yaklaşık %22,5 gibi oldukça güçlü bir düzeyde olmasına rağmen esas faaliyet zararı 4,73 milyar TL, net dönem zararı ise 3,61 milyar TL oldu.

Dolayısıyla CarrefourSA’da problem satış marjından çok daha aşağıda ortaya çıkıyor. Brüt kârın neredeyse yarısının üzerinde bir tutar faaliyet seviyesinde kayboluyor. Bu nedenle CarrefourSA bilançosunda artık yalnızca “Ne kadar satış yaptı?” sorusu yeterli değil.

Asıl sorular: Faaliyet giderleri neden bu kadar yüksek? Negatif özkaynak nasıl düzeltilecek? İşletme sermayesi nasıl finanse edilecek?

Bizim Toptan: Negatif özkaynak kırmızı alarm

Bizim Toptan daha küçük ölçekli olmasına rağmen bilanço göstergeleri açısından dikkatle izlenmesi gereken bir başka şirket.

30 Haziran itibarıyla toplam varlıklar 14,03 milyar TL, toplam yükümlülükler ise 14,25 milyar TL.

Toplam özkaynak: -220 milyon TL.

Üstelik 12,30 milyar TL’lik kısa vadeli yükümlülüğe karşılık sadece 6,84 milyar TL dönen varlık bulunuyor. İlk altı ayda şirketin hasılatı 19,85 milyar TL, brüt kârı 3,21 milyar TL oldu.

Esas faaliyet zararı: 1,264 milyar TL.

Net dönem zararı: 500,5 milyon TL.

Bizim Toptan’ın brüt kâr marjı yaklaşık %16,2 ile karşılaştırmadaki en düşük oranlardan biri.

Toptan satış modelinin doğası gereği düşük marj anlaşılabilir. Ancak düşük brüt marj, yüksek faaliyet gideri ve negatif özkaynak aynı anda ortaya çıktığında finansal kırılganlık hızla artıyor.

Rakamların anlattığı asıl hikâye

Aynı muhasebe tanımıyla, yani “Esas Faaliyet Kârı/Zararı” üzerinden baktığımızda tablo yaklaşık olarak şöyle:

Şirket 2026/6 hasılat Brüt kâr marjı Esas faaliyet sonucu Net sonuç Özkaynak
BİM 449,7 milyar TL %19,1 +8,05 milyar TL +15,09 milyar TL +203,1 milyar TL
Migros 241,3 milyar TL %23,1 -10,86 milyar TL +1,08 milyar TL +93,9 milyar TL
ŞOK 167,8 milyar TL %19,4 -7,41 milyar TL -1,35 milyar TL +40,0 milyar TL
CarrefourSA 43,6 milyar TL %22,5 -4,73 milyar TL -3,61 milyar TL -4,94 milyar TL
Bizim Toptan 19,9 milyar TL %16,2 -1,26 milyar TL -0,50 milyar TL -0,22 milyar TL

KAP verileri şirketlerin bilanço yapılarını da birbirinden keskin biçimde ayırıyor. BİM’in toplam yükümlülüklerinin varlıklara oranı yaklaşık %52,6 iken bu oran Migros’ta %62,4, ŞOK’ta %67,7 seviyesinde. CarrefourSA ve Bizim Toptan’da ise negatif özkaynak nedeniyle yükümlülükler toplam varlıkları aşmış durumda.

Perakendede yeni problem: Ciro değil gider enflasyonu

Sektörde yıllardır şirketler “ciro büyümesi” üzerinden değerlendirildi. Ancak yüksek enflasyon ortamında nominal ciro büyümesi giderek anlamını kaybediyor.

Bugün marketçilikte kritik gösterge artık satışların ne kadar arttığı değil: Her 100 TL satıştan faaliyet giderleri sonrasında kaç TL kaldığı.

Personel ücretleri, kira, elektrik, lojistik, kredi kartı komisyonları, dağıtım merkezi giderleri, teknoloji yatırımları, mağaza bakım giderleri ve yeni mağaza açılış maliyetleri brüt kârı hızla tüketiyor. Bu nedenle şirket 100 milyar TL ilave ciro yaparken gerçekte daha fazla ekonomik değer üretmeyebilir.

Hatta büyüdükçe daha fazla zarar ediyor olabilir. ŞOK örneğinde mağaza ağı ve satışlar büyürken faaliyet zararının devam etmesi bu nedenle özellikle izlenmeli.

Enflasyon muhasebesi de tabloyu okumayı zorlaştırıyor

Bir başka önemli nokta TMS 29 kapsamında uygulanan enflasyon muhasebesi.

Örneğin ŞOK’un faaliyet raporlarında rakamlar TMS 29 etkisi dahil sunuluyor. İlk çeyrek raporunda şirket 76,3 milyar TL net satışa karşılık 3,73 milyar TL faaliyet zararı açıklarken, net parasal pozisyon kazancı yaklaşık 5,15 milyar TL’ye ulaşmıştı.

Bu nedenle özellikle enflasyonist ekonomilerde: Net kâr ile esas faaliyet performansı birbirinden ayrılarak okunmalı.

Bir şirket faaliyetlerinden zarar ettiği halde parasal pozisyon kazancı, yatırım gelirleri veya diğer bilanço kalemleri sayesinde dönem sonunda net kâr açıklayabilir. Migros’un 10,9 milyar TL esas faaliyet zararına rağmen yaklaşık 1,1 milyar TL net kâr açıklaması buna iyi bir örnek.

Dolayısıyla “şirket kâr etti” demek tek başına operasyonların sağlıklı olduğunu göstermiyor.

BİM neden ayrışıyor?

BİM’in performansında birkaç yapısal unsur öne çıkıyor: yalın mağaza modeli, yüksek satış hacmi, sınırlı ürün çeşitliliği, yüksek stok dönüş hızı, özel markaların ağırlığı, güçlü satın alma gücü, düşük operasyonel karmaşıklık ve görece güçlü özkaynak yapısı.

Aslında BİM en yüksek brüt marja sahip şirket değil. Migros ve CarrefourSA’nın brüt marjları daha yüksek.

Fakat BİM’in farkı: Brüt kârı faaliyet kârına çevirebilmesi.

Perakendede bundan daha önemli bir gösterge yok.

Negatif özkaynak göz ardı edilmemeli

CarrefourSA ve Bizim Toptan açısından en kritik konu faaliyet zararından bile önce bilanço yapısı olabilir. CarrefourSA’nın özkaynağı -4,94 milyar TL, Bizim Toptan’ın ise yaklaşık -220 milyon TL seviyesinde.

Negatif özkaynak tek başına şirketin ödeme güçlüğünde olduğu anlamına gelmez; perakende şirketleri tedarikçi finansmanı ve hızlı stok dönüşü sayesinde düşük işletme sermayesiyle uzun süre faaliyet gösterebilir. Ancak negatif özkaynak ile faaliyet zararının aynı dönemde devam etmesi mutlaka yakından izlenmesi gereken bir kombinasyondur.

Çünkü zarar sürdükçe sermaye açığı büyür.

Türkiye perakendesinin problemi satış yapmak değil, sattığından para kazanmak

2026 ilk yarı bilançolarından çıkan en önemli sonuç bu. Türkiye’nin büyük perakendecileri yüz milyarlarca liralık satış yapıyor.

Kasalar dolu.

Mağazalar kalabalık.

Ciro büyüyor.

Ancak bilançonun biraz aşağısına indiğimizde görüntü değişiyor.

Migros faaliyet zararı yazıyor.

ŞOK faaliyet zararı yazıyor.

CarrefourSA faaliyet zararı yazıyor ve özkaynağı negatif.

Bizim Toptan faaliyet zararı yazıyor ve özkaynağı negatife geçmiş durumda.

BİM ise pozitif faaliyet kârı ve güçlü özkaynak yapısıyla rakiplerinden ayrışıyor.

Bu nedenle 2026 perakende sektörünü değerlendirirken artık “Hangi şirket daha çok satış yaptı?” sorusundan çok şu soruyu sormak gerekiyor: “Hangi şirket yaptığı satıştan gerçekten para kazanabiliyor?”

30 Haziran 2026 bilançosunda bu sorunun cevabı oldukça net görünüyor: BİM.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Not: A101 ayrıntılı kamuya açık bilanço ve gelir tablosu yayımlamadığından karşılaştırmaya dahil edilmemiştir. Karşılaştırmada şirketlerin KAP’ta yayımlanan 2026/06 finansal tabloları esas alınmıştır. CarrefourSA’nın verileri konsolide olmayan, diğer karşılaştırılan şirketlerin verileri ise konsolide finansal tablolardır

Okumaya devam et

BORSA

SPK’dan patron satışlarına fren

SPK’dan patron satışlarına fren: Borsa dışında hisse devrine yüzde 2–4 sınırı

Yayınlanma:

|

Yazan:

Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa İstanbul’da özellikle hakim/büyük ortakların borsa dışından gerçekleştirdiği yüksek tutarlı pay devirlerine yeni bir kontrol mekanizması getirdi. Düzenleme ilk bakışta teknik görünse de özellikle fiili dolaşımı düşük, ortaklık yapısı yoğunlaşmış ve fiyat hareketleri sertleşmiş hisseler açısından önemli sonuçlar doğurabilecek. Yeni sistemde belirli büyüklüğün üzerindeki borsa dışı satışlar artık SPK’nın bilgisi ve onayı dışında yapılamayacak.

Bankavitrini.com | Haber Analiz

Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 31 Ağustos 2026 tarihli 2026/55 sayılı bülteninde yayımlanan ilke kararı, Borsa İstanbul şirketlerinin büyük ortaklarının pay satışlarında önemli bir değişiklik getiriyor. Kullanıcının paylaştığı bültendeki düzenleme, birkaç gün önce açıklanan kuralların kapsamını ve istisnalarını da netleştiriyor. Güncel haber kaynakları da düzenlemenin yüzde 2 ve yüzde 4 eşikleri ile BIST 30/kamu kontrolündeki şirket istisnalarını doğruluyor.

SPK neyi değiştirdi?

Düzenleme bütün yatırımcıların hisse satışını sınırlamıyor. Kritik nokta burası.

Kapsam esas olarak VII-128.1 sayılı Pay Tebliği’nin 27’nci maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan önemli ortakları ilgilendiriyor. Mevcut Tebliğ’de bunlar, şirket sermayesinin yüzde 20’sinden fazlasına doğrudan sahip olan veya belirli yönetim imtiyazlarına sahip ortakları kapsıyor.

Yeni uygulama özetle şöyle:

Şirketin fiili dolaşım oranı 12 ayda borsa dışı satış sınırı
%50’nin üzerinde Sermaye/oy hakkının %2’si
%50 ve altında Sermaye/oy hakkının %4’ü

Bu oranların üzerindeki satışların yapılması tamamen yasaklanmış değil. Ancak sınır aşılacaksa satış öncesinde Pay Satış Bilgi Formu hazırlanarak SPK’nın onayına sunulması gerekiyor.

Üstelik SPK yalnızca klasik anlamdaki doğrudan hisse satışını kapsamıyor.

Özel emir, Borsa İstanbul Toptan Satışlar Pazarı (TSP), virman ve devir yoluyla yapılan borsa dışı işlemler de hesaplamaya dahil. Böylece işlemin adını veya yöntemini değiştirerek sınırlamanın etrafından dolaşılması önemli ölçüde zorlaştırılıyor.

Basit bir örnekle anlatalım

100 milyon TL nominal sermayeli ve fiili dolaşım oranı yüzde 40 olan bir şirket düşünelim. Şirket yüzde 50’nin altında fiili dolaşıma sahip olduğu için ilgili büyük ortağın borsa dışında yapacağı satışlarda yüzde 4 sınırı uygulanacak.

Dolayısıyla ilgili ortak herhangi bir 12 aylık dönemde şirket sermayesinin 4 milyon TL nominalini aşan büyüklükte payı düzenlemedeki yöntemlerle SPK onay sürecinin dışında devredemeyecek.

5 milyon TL nominal pay devretmek istiyorsa artık: “Alıcıyı buldum, hisseleri virman ettim, işlem tamam” şeklinde ilerlemek mümkün olmayacak.

Pay Satış Bilgi Formu hazırlanması ve SPK’ya sunulması gerekecek. Bu küçük gibi görünen değişiklik aslında piyasa şeffaflığı açısından oldukça önemli.

Düzenlemenin asıl amacı ne?

Kanaatimizce SPK’nın hamlesini tek başına değerlendirmek doğru olmaz.

2026 boyunca Kurul’un fiili dolaşım oranları, yatırım fonlarında yoğunlaşma, serbest fonlar ve pay sahipliği ilişkileri konusunda peş peşe düzenlemeler yaptığı görülüyor. Haziran ayında yapılan başka bir düzenlemeyle hakim ortakların serbest veya özel fonlar üzerinden dolaylı olarak sahip oldukları hisseler de fiili dolaşım hesaplamasının dışında bırakılmıştı. Bunun ardından 138 şirketin fiili dolaşım oranı değişmişti.

Yeni karar bu zincirin devamı niteliğinde okunabilir.

Amaçları dört başlıkta toplamak mümkün:

1. Büyük ortak satışlarının görünürlüğünü artırmak

Bir şirketin büyük ortağının önemli miktarda hisse satması sıradan bir yatırımcının yaptığı satışla aynı anlama gelmez.

Hakim ortağın satış kararı; şirket hakkındaki beklentisini, ortaklık yapısındaki değişikliği, kontrol devrini veya sermaye piyasasından çıkış stratejisini gösterebilir.

Dolayısıyla yatırımcının bunu bilmesi gerekir.

2. Borsa dışındaki büyük blok işlemleri kontrol altına almak

Borsadaki fiyat oluşumunun dışında gerçekleşen büyük pay devirleri zaman zaman piyasanın gerçek arz-talep yapısını görmesini zorlaştırabilir.

SPK’nın mesajı kabaca şu: Büyük ortak hissesi el değiştirecekse bunun belirli büyüklükten sonra düzenleyici otoritenin bilgisi dışında gerçekleşmesine izin verilmeyecek.

3. Fiili dolaşımın gerçekte ne olduğunu ortaya koymak

Son aylardaki düzenlemelerin ortak noktası burada.

Kağıt üzerinde halka açık görünen hisse miktarı ile gerçekten bağımsız yatırımcıların elinde dolaşan pay miktarı aynı olmayabilir. SPK haziran ayında fonlar üzerinden dolaylı sahip olunan bazı payları fiili dolaşım hesabından çıkarmış ve MKK tarafından oranların günlük hesaplanması sistemine geçmişti.

4. Manipülasyon ve yoğunlaşma riskini azaltmak

Bu konu özellikle küçük ve orta ölçekli hisselerde kritik.

Dolaşımdaki gerçek pay miktarı düşük olduğunda sınırlı miktardaki para bile fiyat üzerinde çok büyük hareket yaratabiliyor. Son dönemde SPK’nın fon düzenlemelerinde de portföy yoğunlaşması ve manipülatif fiyat hareketlerinin azaltılması temel tartışma başlıklarından biri oldu.

Borsa İstanbul’daki hisseleri nasıl etkiler?

Burada “bütün hisseler yükselecek” veya “bütün hisseler düşecek” şeklinde bir sonuç çıkarmak yanlış olur.

Düzenlemenin etkisi hisse bazında farklılaşacak.

İlk etki: Büyük ortak satış riski bulunan hisseler açısından olumlu

Bir şirketin hakim ortağının elinde çok yüksek miktarda pay bulunuyorsa yatırımcının üzerinde sürekli bir soru işareti vardır: “Patron bu hisseleri satarsa ne olacak?”

Yeni düzenleme bu riski ortadan kaldırmıyor fakat büyük miktarlı borsa dışı satışları daha görünür ve kontrollü hale getiriyor. Bu nedenle özellikle düşük fiili dolaşıma sahip bazı şirketlerde küçük yatırımcı açısından koruyucu bir mekanizma oluşabilir.

İkinci etki: Kapalı kapılar ardındaki blok satışlar zorlaşacak

Borsa dışındaki yüksek miktarlı virman ve devirlerin sınır kapsamına alınması özellikle önemli. Çünkü düzenleme yalnızca Toptan Satışlar Pazarı’nı değil virman/devir işlemlerini de kapsıyor.

Böylece bir ortak; A yatırımcısına, bir fona, başka bir şirkete veya ilişkili olabilecek başka bir yapıya büyük miktarda hisse devrederken belirli eşiklerin üzerinde düzenleyici kontrol devreye girecek.

Asıl dikkat edilmesi gereken hisseler: Fiili dolaşımı düşük şirketler

Burada paradoksal bir durum bulunuyor.

Düşük fiili dolaşımlı hisseler bir taraftan büyük ortak satışlarının kontrol altına alınmasından olumlu etkilenebilir.

Ancak diğer taraftan düşük fiili dolaşım zaten başlı başına piyasa riski yaratıyor.

Örneğin şirketin yalnızca yüzde 10-15’i gerçekten piyasada işlem görüyorsa sınırlı sermayeyle fiyatın yukarı veya aşağı hareket ettirilmesi daha kolay hale geliyor.

Fiili dolaşımın düşmesi genel olarak likiditeyi azaltırken fiyat hareketlerini daha hassas hale getirebiliyor.

Bu nedenle yatırımcıların artık yalnızca şirketin; cirosuna, FAVÖK’üne, kârına, borcuna bakması yeterli değil.

Ortaklık yapısı ve gerçek fiili dolaşım oranı da temel analiz göstergelerinden biri haline geliyor.

SPK neden yüzde 50’nin üzerindeki şirketlere yüzde 2, diğerlerine yüzde 4 sınırı koydu?

İlk bakışta ters gibi görünebilir.

Fiili dolaşımı yüksek şirkete daha düşük, yüzde 2 sınırı; fiili dolaşımı düşük şirkete yüzde 4 sınırı uygulanıyor. Burada oranı toplam sermaye üzerinden düşünmek gerekiyor.

Fiili dolaşımı zaten yüksek olan bir şirkette yüzde 2’lik yeni blok satış bile piyasadaki pay miktarı açısından anlamlı büyüklük yaratabilir. Diğer taraftan fiili dolaşımı düşük şirketlerde ortakların elindeki payların büyüklüğü doğal olarak daha yüksek olduğundan eşik yüzde 4 olarak belirlenmiş görünüyor.

Fakat her iki durumda da temel yaklaşım aynı: Belirli büyüklüğün üzerindeki ortak satışını SPK denetimine almak.

BIST 30 neden kapsam dışında?

Düzenlemenin en dikkat çekici ayrıntılarından biri bu.

BIST 30 Endeksi’ndeki şirketler ile yönetim hakimiyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı, Türkiye Varlık Fonu veya kamu kurumlarında bulunan şirketler kapsam dışında bırakıldı.

BIST 30 şirketleri genellikle piyasanın en büyük, işlem hacmi en yüksek ve likiditesi en güçlü şirketlerinden oluşuyor. Dolayısıyla büyük miktardaki pay değişimlerinin piyasa fiyatını bozma kapasitesi görece daha düşük.

Örneğin günlük milyarlarca liralık işlem hacmi bulunan bir hissede yüzde 1’lik pay değişimi ile günlük işlem hacmi birkaç milyon lira olan düşük dolaşımlı bir şirketteki yüzde 1’lik değişimin etkisi aynı değildir. Bu istisna aynı zamanda SPK’nın düzenlemesinin esas hedefinin yüksek likiditeli büyük şirketlerden ziyade daha kırılgan piyasa yapısına sahip hisseler olduğuna işaret ediyor.

Yatırım fonları düzenlemesiyle birlikte okumak gerekiyor

SPK’nın son hamlesini birkaç gün önceki fon düzenlemelerinden bağımsız değerlendirmemek gerekir.

Kurul son dönemde yatırım fonlarında yoğunlaşma, serbest fon yapıları ve fiili dolaşım hesaplaması konusunda arka arkaya adımlar atıyor. Haziran düzenlemesinde fonlar üzerinden dolaylı sahiplik fiili dolaşım hesaplamasına dahil edilmiş; bunun ardından 138 şirketin dolaşım oranında değişiklik ortaya çıkmıştı.

Bu nedenle ortaya çıkan büyük resim şöyle: SPK artık sadece “hisse kimin adına kayıtlı?” sorusuna değil, “hissenin gerçek ekonomik sahibi kim ve gerçekten piyasada dolaşıyor mu?” sorusuna daha fazla önem veriyor.

Bu sermaye piyasası açısından önemli bir paradigma değişikliğidir.

MSCI uyarıları açısından da önemli

Bu düzenlemelerin zamanlaması ayrıca dikkat çekici.

Türkiye sermaye piyasasında son dönemde fiili dolaşım, fonlar üzerinden pay sahipliği, düşük likiditeli hisselerde yoğunlaşma ve fiyat oluşumunun sağlıklı olup olmadığı tartışmaları artmıştı.

Haziran ayındaki fiili dolaşım düzenlemesini değerlendiren piyasa uzmanları da adımın MSCI ve uluslararası yatırımcılar açısından önemli bir güven mesajı olduğunu belirtmişti. Yabancı kurumsal yatırımcı açısından temel mesele yalnızca şirketin ucuz veya pahalı olması değildir.

Aynı zamanda; likidite, gerçek halka açıklık, şeffaflık, fiyat oluşumu ve kurumsal yatırımcının gerektiğinde hisseden çıkabilme kabiliyeti önemlidir.

Dolayısıyla SPK’nın attığı son adımlar yabancı yatırımcı güvenini yeniden tesis etme çabasının bir parçası olarak da okunabilir.

Kısa vadede hangi hisselerde hareket görülebilir?

Yeni düzenlemenin doğrudan şirket isimleri verilerek “şu hisse yükselir, bu hisse düşer” şeklinde yorumlanması doğru olmaz.

Ancak piyasanın önümüzdeki dönemde şu şirketleri daha dikkatli incelemesi beklenebilir: Fiili dolaşım oranı düşük, hakim ortak payı yüksek, geçmişte ortak satışı yapılmış, büyük miktarlı virmanların görüldüğü, fon sahipliğinin yoğun olduğu ve düşük likiditeye rağmen olağanüstü fiyat hareketleri yaşayan şirketler.

Bunlar açısından yeni SPK rejimi çok daha önemli.

Buna karşılık yüksek likiditeli ve geniş yatırımcı tabanına sahip hisselerde etkisinin sınırlı kalması beklenebilir.

Bankavitrini analizi: SPK’nın hedefinde “görünmeyen hisse trafiği” var

SPK’nın son dönemde attığı adımlar birlikte değerlendirildiğinde Kurul’un sadece günlük fiyat hareketlerine müdahale etmek yerine piyasanın mülkiyet ve dolaşım altyapısını değiştirmeye başladığı görülüyor.

Önce fonlar üzerinden dolaylı sahip olunan payların fiili dolaşım hesabı değiştirildi. Ardından yatırım fonlarında yoğunlaşmayı azaltmaya yönelik düzenlemeler geldi. Şimdi de büyük ortakların borsa dışındaki pay devirleri sınırlandırılıyor.

Bunların ortak paydası aynı:

Hissenin gerçek sahibi kim?

Gerçekte ne kadarı piyasada dolaşıyor?

Büyük paylar kimler arasında el değiştiriyor?

Fonlar belirli hisselerde neden yoğunlaşıyor?

Fiyat gerçekten bağımsız yatırımcıların arz ve talebiyle mi oluşuyor?

Borsa İstanbul açısından asıl önemli mesele de burada.

Bir sermaye piyasasının büyüklüğü yalnızca BIST’in kaç puan olduğu veya şirketlerin piyasa değerinin kaç trilyon liraya ulaştığıyla ölçülmez.

Sağlıklı fiyat oluşumu, gerçek likidite ve yatırımcı güveni olmadan sermaye piyasasının sürdürülebilir şekilde büyümesi mümkün değildir. Bu nedenle SPK’nın yüzde 2–4 sınırı ilk bakışta küçük bir teknik düzenleme gibi görünse de, esas olarak büyük ortakların ve hakim pay sahiplerinin piyasa dışındaki hisse hareketlerinin daha şeffaf hale getirilmesi anlamına geliyor.

Küçük yatırımcı açısından en önemli sonucu ise şu olabilir: Patronun büyük miktardaki hissesi artık belirlenen eşiklerin üzerinde sessiz sedasız el değiştiremeyecek; SPK onayı ve Pay Satış Bilgi Formu mekanizması devreye girecek.

Bu da doğru ve etkin uygulandığı ölçüde Borsa İstanbul’da şeffaflık ve güven açısından olumlu bir adım.

SPK 2026 yılı bültenleri

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.