Connect with us

Erol Taşdelen

Bankalar Kısa Çalışma Ödeneğini istismar etmeye başladı

Bankalar Kısa Çalışama Ödeneğini istismar etmeye başladı
Sanayi sektörü ve küçük ölçekli işletmelerden sonra şimdi de bankalar ücretsiz izine çıkartmaya başladı. Bankalar kısa çalışma ödeneğini istismar mı ediyor. Erol Taşdelen yazıyor:

Yayınlanma:

|

Lafı uzatmayacağım. Kamu otoritesi işsizlik oranını düşük göstermek ve “işsizlik maaşının” daha yüksek maliyetini düşünerek uygulamaya koyduğu “Kısa Çalışma Ödeneği” başta Bankacılık Sektörü olmak üzere istismar edilmeye başlandı.  Nasıl bu sonuca vardım derseniz adres İŞKUR tabi ki. İŞKUR Kısa Çalışma Uygulamasını nasıl tanımlamış yakından bakalım, bankacılık bu tanıma uyuyor mu bakıp birlikte karar verelim.
https://www.iskur.gov.tr/isveren/kisa-calisma-odenegi/genel-bilgiler/
Kısa Çalışma Uygulaması
İŞKUR’a göre Kısa Çalışma Uygulaması tanımı şu şekilde : “Genel ekonomik, sektörel, bölgesel kriz veya zorlayıcı sebeplerle işyerindeki haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak en az üçte bir oranında azaltılması veya süreklilik koşulu aranmaksızın işyerinde faaliyetin tamamen veya kısmen en az dört hafta süreyle durdurulması hallerinde, işyerinde üç ayı aşmamak üzere sigortalılara çalışamadıkları dönem için gelir desteği sağlayan bir uygulamadır”. Bu tanıma Bankacılık sektörü uyuyor mu? Kesinlikle hayır! İşkur’un tanımlarına devam edelim.
Kısa çalışma uygulaması bakımından “Genel Ekonomik Kriz” 
İŞKUR bu duruma nasıl açıklama getirmiş. “Ulusal veya uluslararası ekonomide ortaya çıkan olayların, ülke ekonomisi ve dolayısıyla işyerini ciddi anlamda etkileyip sarstığı durumlardır”. Tanımlama bu. Bir banka düşünün bu durumu öngörmüş olacak ki yüzlerce çalışanına Kısa Çalışma Ödeneği uygulamaya başladı.
Kısa çalışma uygulaması bakımından “Sektörel Kriz” 
Sektörel Krize İŞKUR nasıl tanımlamış bakalım. “Ulusal veya uluslararası ekonomide ortaya çıkan olaylardan doğrudan etkilenen sektörler ve bunlarla bağlantılı diğer sektörlerdeki işyerlerinin ciddi anlamda sarsıldığı durumlardır”. Tanımlama bu. Bir banka düşünün bu durumu öngörmüş olacak ki yüzlerce çalışanına Kısa Çalışma Ödeneği uygulamaya başladı.
Kısa çalışma uygulaması bakımından “Zorlayıcı Sebepler” 
Kısa Çalışma uygulamasının zorlayıcı sebeplerini İŞKUR şu şekilde tanımlamış.  “İşverenin kendi sevk ve idaresinden kaynaklanmayan, önceden kestirilemeyen, bunun sonucu olarak bertaraf edilmesine imkân bulunmayan, geçici olarak çalışma süresinin azaltılması veya faaliyetin tamamen veya kısmen durdurulması ile sonuçlanan dışsal etkilerden kaynaklanan dönemsel durumları ya da deprem, yangın, su baskını, heyelan, salgın hastalık, seferberlik gibi durumlardır”. Tanımlama bu. Bir banka düşünün bu durumu öngörmüş olacak ki yüzlerce çalışanına Kısa Çalışma Ödeneği uygulamaya başladı.
İşyerinde Kısa Çalışma Uygulanabilmesi için;
İŞKUR devam ediyor; “İşverenin; genel ekonomik, sektörel, bölgesel kriz veya zorlayıcı sebeplerle işyerindeki çalışma süresinin önemli ölçüde azaldığı veya durduğu yönünde İŞKUR’a başvuruda bulunması ve İş Müfettişlerince yapılan uygunluk tespiti sonucu işyerinin bu durumlardan etkilendiğinin tespit edilmesi gerekmektedir”. Bir banka Kısa Çalışma Ödeneğine başvurmuş İŞKUR İş Müfettişlerini de ikna etmiş. Raporu açıkçası çok merak ettim umarım İŞKUR kamuoyu ile paylaşır.
İşçinin Kısa Çalışma Ödeneğinden Yararlanabilmesi İçin;
1.İşverenin kısa çalışma talebinin iş müfettişlerince yapılacak inceleme sonucu uygun bulunması,
2.Kısa çalışmaya tabi tutulan işçinin kısa çalışmanın başladığı tarihte çalışma sürelerini ve prim ödeme şartlarını sağlamış olması (Covid-19 etkisiyle yapılan kısa çalışma başvurularında, son 60 gün hizmet akdine tabi olmak kaydıyla son 3 yıl içinde 450 gün prim ödemiş olması),
3.İş müfettişlerince yapılacak inceleme sonucu kısa çalışmaya katılacaklar listesinde işçinin bilgilerinin bulunması, gerekmektedir. Denmekte. İŞ MÜFETTİŞERİ bu şartların sağlandığını öngörerek Bankanın kısa çalışma ödeneği için başvurusunu onaylamış anlaşılan. 
Banka kendisi başvurmuş
Kısa Çalışma Ödeneği için başvuruyu işveren yapıyor. Zira bilgilendirme açıklamasında, “kısa çalışma başvuruları, işçiler adına işverenler tarafından yapılır. İşçiler kısa çalışma talebinde bulunamaz” denerek konuya açıklama getirilmiş. Bir banka düşünün Kısa Çalışma Ödeneğine gayet normal bir işlemmiş gibi Üst Yönetimden onaylı izin alınarak İŞKUR’a başvuruda bulunulmuş. Çalışan maaşı yük delmiş, durum vahim demek ki.
Kısa Çalışma Ödeneği Süresi, Miktarı ve Ödenmesi
Günlük kısa çalışma ödeneği; sigortalının son on iki aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının % 60’ıdır. Bu şekilde hesaplanan kısa çalışma ödeneği miktarı, aylık asgari ücretin brüt tutarının % 150’sini geçemez.  Bu para ile bir aile nasıl geçinir banka üst yönetimin hesap yapma zahmetine bile katlandıklarını sanmıyorum.
Kısa Çalışma Ödeneği Kapsamında Fazla veya Yersiz Ödemelerin Tahsili
İşverenin hatalı bilgi ve belge vermesi nedeniyle yapılan fazla ödemeler, yasal faizi ile birlikte işverenden, işçinin kusurundan kaynaklanan fazla ödemeler ise yasal faizi ile birlikte işçiden tahsil edilir.
Bankacılık sektörü zor durumda mı?
Yukarıda açıkladığım bilgileri unutmayalım. Peki soru şu. İŞKUR’un Kısa Çalışma Ödeneği için sık sık tekrarladığı “…genel ekonomik, sektörel, bölgesel kriz veya zorlayıcı sebeplerle işyerindeki çalışma süresinin önemli ölçüde azaldığı veya durduğu yönünde … temel kuralı bankacılık sektörü için geçerli mi? Kesinlikle hayır. İŞKUR geçerli görmüş olacak ki Kısa Çalışma Ödeneği için uygunluk vermiş. ABD’de 2020 ilk yarısında Bankacılık sektör karlılığı 2019’a göre % 70 düşerken; AB ülkelerinde çoğu banka zarar açıklarken bizim bankaların karlılık durumu ne oldu dersiniz.

Sektör 2019 ilk yarısında 24,8 milyar TL Net Kar açıkladı. 2020 ilk yarısında Net Karlılığını % 23,43 artırarak 30,7 milyar TL olarak açıkladı. Enflasyonun 3 katı kar artırdı yani. 2020 Temmuz da mı ne oldu? 2019 Temmuz  sonu 28,2 milyar TL Net Karlılık açıklayan sektör 2020 Temmuz sonunda karlılığını  %38 artırarak 38,9 milyar TL Net karlılık açıkladı. Net karlılık artışı enflasyonun nerede ise 4 katı yani. Sektörün Aktif Büyüklüğü 2019 Temmuz sonunda 4,1 Trilyon TL iken 2020 Temmuz sonunda 5,6 Trilyon TL düzeyine ulaştı. Aktif büyüklük 1,5 Trilyon TL, % 34,75 artmış yani. Demek ki sektörde İŞKUR’un Kısa Çalışma Ödeneği için öngördüğü durumlar söz konusu değil.
Kısa Çalışma Ödeneği yüzsüzlüğü
Bu aktif büyüne, Net Karlılık ortada iken bankalar nasıl olur da Kısa Çalışma Ödeneğine başvurur. Bu başvuruyu nasıl olur da İŞKUR onaylar. Akıl alır gibi değil. Bankacılık krizi yaşanıyor da haberimiz mi yok. Bankacılık sektörünün  Kısa Çalışma Ödeneği uygulamasına izin verilmesi resmi olarak Banka Sektörünün Kriz içinde olduğunun da onaylanmasıdır aynı zamanda. Karar çok yanlış.
İŞKUR gerekirse BDDK ve TCMB’de görüş alarak bu kararını iptal etmeli
Yazı uzamasın diye detaylandırmıyorum ama yukarıda verdiğim  sektörün Aktif Büyüme ve Net Karlılık Rasyosu bile başlı başına bankacılık sektöründe Kısa Çakışma Ödeneğinin mümkün olmayacağının kanıtıdır. Bunun için İŞKUR’da banka sektörüne uygunluk veren altında imzası olan yetkililerin bu kararını tekrar gözden geçirmesini, karar vermesini kolaylaştırmak için gerekirse BDDK, TCMB ve Çalışma Bankanlığı’ndan bu yönde görüş alması gerekiyor. Grev Kararına gelince “Stratejik Sektör” diye erteleyen Siyasi irade de yüzlerce ( önümüzdeki haftalarda binlerce olacak ) bankacıların fiili olarak sektör dışına çıkarılarak Kısa Çalışma Ödeneğine mahkum edilmesine izin vermemeli.
Kısa Çalışanlar ödeneği uygulanıp eve gönderilen personel zorda
Gelen onlarca maillerden anlıyorum ki. Bankanın Kısa Çalışma Ödeneği uyguladığı personel özellikle, 10-15 yıl bankada çalışmış maaş düzeyleri ortalamanın üzerinde olan personel seçilmiş. 10-15 yılını bankaya vermiş personeli aylık 1100 TL’ye yakın bir tutara mahkum etmek; en hafif tabiri ile nankörlüktür, vefasızlıktır, personele eskiyince değiştirilen yazıcı şeridi muamelesi yapmaktır. Teknokratları banka üst yönetimine getiren sistemden farklı bir uygulama beklemek de çok saflık olurdu açıkçası. Bu para ile bu çalışanlar kaç ay dayanabilecek hiç düşünüldü mü. Villalarında oturup bu kararlara imza atan Üst Yöneticilerin bu basit empati duygusundan bile yoksun olduğunun kanıtıdır bu karar. Öyle ismi cismi duyulmamış dergilerden  “1.lik ödülü aldık” diye reklamlar yapmayı, TV’lere para vererek çıkıp “bankayı ne kadar güzel yönettiğinizi” anlatmayı bırakın da personelinizi sahiplenin biraz. Yazıktır, günahtır, basiretsizliktir, liyakatsızlıktır. Sonda da kalk Ekip ruhu, örnek Lider, Çevik Çalışma modeli, Hizmetkar Lider gibi koca koca laf et.
Kısa Çalışma Ödeneği uygulaması banka çalışanını açlığa mahkum etmektir
Bankalar belli ki işten çıkarma hazırlığı yaptıkları yüzlerce personele ödenecek maaşları üzerlerinde yük görüp işten çıkarma serbest kalana kadar Devlete maliyet yansıtmayı planladılar. Bankacılık sektörüne bu izin iptal edilmez ise fazla değil 2-3 ay sonra çoğu banka personeli kıdem tazminatını almak için maddi hak kaybını da göze alarak mecburen istifa etmek zorunda kalacak. Bu para ile kaç ay dayanılır ki. Kısa çalışma ödeneğine başvuran bankalar bu olasılığı da düşünmüşler midir? Hiç kuşkunuz olmasın! Bunu düşünen banka, çalışanı sadece maliyetin bir parçası fabrikanın paslanan bir vidası olarak gören zihniyet ile aynıdır. Bankacılık sektöründe çalışanlara Yıpranma Payı hakkı verilmelidir. Önceki yazılarımızda yazdığımız gibi sektörde 10-15 gibi bir yıl belirlenerek “PERFORMANS YETERSİZLİĞİ” nedeni veya  45 yaşında çıkarma olmamalı. Sektörden sorumlu olan TCMB, BDDK’nın ve Çalışma Bakanlığı’nın ortak bir çalışma yapıp Avrupa’da ( örneğin Almanya ) olduğu gibi belli bir süre çalışan personelin ( 15-20 gibi süre belirlenerek ) “DÜŞÜK PERFORMANS” nedeni le işten çıkaranın yasaklanarak hayata geçirme zamanı geldi.  Bir işletme 15-20 yıl çalıştığı personele “Performansın Düşük” diyerek işten çıkarma hakkı olamaz. Bir kurum çalışanının performans düşüklüğünü 10-15-20 yıl sonra anlama lüksü olmamalı. Bu uygulama gelir ise çalışanların iş bulma şansının azaldığı EYT-Emeklilikte Yaşa Takılanlar durumuna düşme olasılığını da azaltmış oluruz.
 Son Söz; Kısa Çalışma Ödeneği bazı bankalar tarafından istismar edildiği açıktır. Bankaların Kısa Çalışma  Ödeneği başvuruları İŞKUR tarafından ret edilmeli. Yapılan ödeme onayı var ise iptal edilmeli. Yapılan ödeme var ise iade alınmalı. Banka Sektörünün Kısa Çalışma Ödeneğinden yararlanma hakkı olmamalı. Bir banka çalıştırdığı personele maaş veremeyecek hale gelmiş ise Bankacılık Lisansı ve sektörel yeterliliği de tekrar değerlendirilmelidir. Bu başvuru yapan bankalar hakkında Kamu oyunun bilmediği olumsuz bir durum var ise en kısa sürede de açıklanmalıdır. Yoksa, üç kuruşa muhtaç emekçilerin hakkını ortada bir neden yokken banka sektörüne aktarmak adil de değildir, vicdani de değildir, yukarıda açıkladığım gibi koşullara uymadığı için hukuki de değildir.
Erol TAŞDELEN
Ekonomist, 25 yıllık banka emekçisi
[email protected]

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak?

Yayınlanma:

|

Bankacılıkta Don Kişot Olmak: İmkânsızı Zorlayanlar mı Kazanır, Gerçekçiler mi?

Miguel de Cervantes’in ölümsüz kahramanı Don Kişot, yel değirmenlerini dev sanarak onlarla savaşan hayalperest bir şövalye olarak bilinir. Ancak modern yönetim biliminde ve iş dünyasında Don Kişot sadece bir roman karakteri değildir; vizyon, cesaret, değişim ve statükoya meydan okumanın sembolüdür. Peki Don Kişot yaklaşımı bankacılık sektöründe ne işe yarar? Ne zaman avantaj, ne zaman risk yaratır?

Don Kişot Teorisi Nedir?

İş dünyasında “Don Kişot Etkisi” veya “Don Kişot Yaklaşımı”, çoğunluğun imkânsız gördüğü hedeflerin peşinden gitmeyi ifade eder.

Bu yaklaşımın temelinde:

  • Büyük hayaller kurmak
  • Mevcut düzeni sorgulamak
  • Risk almaktan korkmamak
  • Yenilik peşinde koşmak
  • Toplumun kabul ettiği sınırları zorlamak vardır.

Ancak teori aynı zamanda şu soruyu da sorar: “Hayal kurmak ile gerçeklerden kopmak arasındaki çizgi nerede başlıyor?”

Bankacılıkta Don Kişotlar Kimlerdir?

Bankacılık tarihi incelendiğinde sektörde büyük dönüşümleri başlatanların çoğu aslında dönemin “Don Kişotları” olmuştur.

1. Dijital Bankacılığı İlk Savunanlar

1990’larda birçok yönetici: “Müşteri şubeden vazgeçmez” diyordu.

Bugün ise mobil bankacılık milyonlarca müşterinin temel işlem kanalı haline geldi. O dönemde dijitalleşmeyi savunan yöneticiler sektörde “hayalci” olarak görülüyordu.

2. Şubesiz Banka Fikrini Savunanlar

Bir dönem:

  • Şubesiz banka olmaz
  • Müşteri yüz yüze görüşmek ister
  • Krediler uzaktan verilemez

deniliyordu.

Bugün dijital bankalar birçok ülkede milyarlarca dolarlık değerlemelere ulaştı.

3. Yapay Zekâ ve Açık Bankacılık Savunucuları

Bugün halen bazı kurumlarda:

  • Yapay zekâ risklidir
  • Açık bankacılık müşteri kaybettirir
  • Veri paylaşımı tehlikelidir

görüşleri hakim.

Ancak geleceğin bankaları bu alanlarda şekilleniyor. Yani bugünün Don Kişotları yarının sektör liderleri olabilir.

Bankacılıkta Don Kişot Yaklaşımının Faydaları

1. Yenilikçilik Kültürü Oluşturur

Sektörün en büyük düşmanı bazen rakipler değil, alışkanlıklardır.

Don Kişot bakış açısı:

  • Yeni ürünler
  • Yeni gelir modelleri
  • Yeni müşteri deneyimleri oluşturur.

2. Kriz Dönemlerinde Çıkış Yolu Bulur

Kriz zamanlarında çoğu kurum savunmaya geçer.

Don Kişot yaklaşımına sahip liderler ise:

  • Yeni pazarlar arar
  • Yeni teknolojilere yatırım yapar
  • Rakiplerin görmediği fırsatları görür

3. Kurum İçinde Motivasyonu Artırır

İnsanlar sadece maaş için değil, anlamlı hedefler için de çalışır.

Büyük vizyonlar:

  • Yetenekli çalışanları çeker
  • Kurumsal bağlılığı artırır
  • Yenilikçi ekiplerin oluşmasını sağlar

Don Kişot Olmanın Tehlikeleri

Her Don Kişot hikâyesi başarıyla bitmez. Bankacılıkta aşırı hayalcilik ciddi riskler yaratabilir.

1. Risk Yönetimini Zayıflatabilir

Bankacılık sektörünün temeli:

  • Sermaye yeterliliği
  • Likidite
  • Risk kontrolü

üzerine kuruludur.

Gerçeklerden kopuk büyüme stratejileri bankaları krizlere sürükleyebilir.

2. Teknoloji Fetişizmi Oluşturabilir

Her yeni teknoloji yatırım yapılacak alan değildir.

Birçok banka:

  • Metaverse
  • NFT
  • Kripto projeleri

konusunda büyük yatırımlar yaptı ancak beklediği sonucu alamadı.

3. Kurumsal Körlüğe Yol Açabilir

Liderler bazen kendi vizyonlarına o kadar inanırlar ki:

  • Piyasa sinyallerini
  • Müşteri geri bildirimlerini
  • Finansal göstergeleri

görmez hale gelirler.

Bu durum “Don Kişot Sendromu” olarak da tanımlanır.

Türk Bankacılık Sektörü İçin Dersler

Türk bankacılığı bugün iki uç arasında denge kurmak zorunda:

Aşırı Muhafazakârlık

  • Yeni ürün geliştirmemek
  • Risk almamak
  • Teknoloji yatırımlarını ertelemek

Aşırı Don Kişotluk

  • Kontrolsüz büyüme
  • Yetersiz risk analizi
  • Gerçeklerden kopuk projeler

Doğru model ise: “Veriyle desteklenen Don Kişotluk

Yani:

  • Hayal kurmak
  • Yenilik yapmak
  • Büyük hedef koymak

ama aynı zamanda:

  • Risk ölçmek
  • Veriye dayanmak
  • Senaryo analizi yapmak zorundasınız.

Bankaların Don Kişotlara İhtiyacı Var mı?

Evet.

Çünkü sektör sadece muhasebecilerle büyümez. Ama sadece hayalperestlerle de ayakta kalamaz. Bankacılık tarihine bakıldığında en başarılı kurumlar, Don Kişot’un cesaretini Sancho Panza’nın gerçekçiliğiyle birleştirenler olmuştur. Bugün yapay zekâ, açık bankacılık, dijital para ve fintech rekabeti çağında Türk bankalarının ihtiyacı olan şey de tam olarak budur:

Yel değirmenlerine saldıran değil, hangi değirmenin gerçekten dev olduğunu anlayabilen Don Kişotlar…

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Matematiğin Prensi Gauss: Bankacılıktan Yapay Zekâya Uzanan Miras

Yayınlanma:

|

Carl Friedrich Gauss, matematik tarihinin en büyük dahilerinden biri olarak kabul edilir. Hatta birçok bilim insanı onu “Matematiğin Prensi” (Princeps Mathematicorum) olarak anmıştır. 1777-1855 yılları arasında yaşamış olmasına rağmen, bugün kullandığımız birçok matematiksel yöntem, teknoloji ve mühendislik uygulaması onun çalışmalarına dayanır.

Gauss’un Matematiğe En Büyük Katkıları

1. Normal Dağılım (Gauss Eğrisi)

Bugün istatistikte, yapay zekâda, bankacılıkta, sigortacılıkta ve ekonomide kullanılan çan eğrisi onun adıyla anılır.

Bu eğri;
  • Kredi risk analizlerinde
  • Sigorta prim hesaplamalarında
  • Kalite kontrol süreçlerinde
  • Yapay zekâ algoritmalarında
  • Borsa ve finansal modellemelerde

temel araçlardan biridir.

2. En Küçük Kareler Yöntemi

Gauss, gözlem hatalarını azaltmak için “En Küçük Kareler Yöntemi”ni geliştirdi.

Bugün:

  • Ekonomik tahminlerde
  • Finansal modellemelerde
  • Makine öğrenmesinde
  • Yapay zekâ algoritmalarında

kullanılan regresyon analizlerinin temelini oluşturur.

3. Sayılar Teorisi

1801 yılında yayımladığı Disquisitiones Arithmeticae adlı eser, modern sayı teorisinin temel kitabı kabul edilir.

Bugün:

  • Kriptografi
  • Dijital imza sistemleri
  • Blockchain teknolojileri
  • İnternet güvenliği

bu çalışmalar üzerine kuruludur.

4. Modüler Aritmetik

Gauss’un geliştirdiği modüler aritmetik sistemi günümüzde:

  • Şifreleme sistemleri
  • Bankacılık güvenliği
  • ATM işlemleri
  • Kredi kartı doğrulama sistemleri

için kritik öneme sahiptir.

Aslında internet bankacılığının matematiksel temellerinden biri Gauss’a dayanır.

5. Jeodezi ve Haritacılık

Gauss, Dünya’nın ölçülmesi ve haritalanması konusunda devrim yarattı.

Bugün:

  • GPS sistemleri
  • Uydu navigasyonu
  • Coğrafi bilgi sistemleri

onun geliştirdiği yöntemlerden yararlanır.

6. Karmaşık Sayılar

Gauss, karmaşık sayıların matematikteki kullanımını sistematik hale getirdi.

Bugün:

  • Elektrik mühendisliği
  • Telekomünikasyon
  • Radar sistemleri
  • 5G haberleşme teknolojileri

bu çalışmaların üzerine inşa edilmiştir.

7. Gauss Yasası

Elektromanyetizmanın temel yasalarından biridir.

Bu yasa olmadan:

  • Elektrik şebekeleri
  • Mikroçipler
  • Bilgisayarlar
  • Cep telefonları

geliştirilemezdi.

8. Astronomi ve Uzay Çalışmaları

1801 yılında keşfedilen Ceres kaybolduğunda, Gauss kendi geliştirdiği yöntemlerle yeniden yerini hesapladı.

Bu çalışma modern:

  • Uydu takip sistemlerinin
  • Yörünge hesaplamalarının
  • Uzay görevlerinin

başlangıcı kabul edilir.

Bankacılık ve Finans Açısından Gauss

Sizin ilgi alanınıza daha yakın bir örnek vermek gerekirse;

Bugün bankaların kullandığı:

  • Kredi skorlama modelleri
  • Risk ölçümleri
  • VAR (Value at Risk) hesaplamaları
  • Portföy optimizasyonu
  • Sigorta aktüeryası
  • Yapay zekâ destekli kredi değerlendirmeleri

doğrudan veya dolaylı olarak Gauss’un istatistik ve olasılık çalışmalarına dayanır.

Bir anlamda, modern bankacılıkta kullanılan risk yönetimi matematiğinin temel taşlarından biri Gauss’tur.

İlginç Bir Hikâye

Gauss henüz 7 yaşındayken öğretmeni sınıfa ceza olsun diye 1’den 100’e kadar sayıların toplamını vermişti.

Diğer öğrenciler hesap yaparken Gauss birkaç saniyede sonucu buldu:

1+2+3+⋯+100=(100×101)/2=5050

Çünkü sayıları şu şekilde eşleştirmişti:

  • 1 + 100 = 101
  • 2 + 99 = 101
  • 3 + 98 = 101

Toplam 50 adet 101 vardı.

Bu olay onun dehasını dünyaya duyuran ilk hikâyelerden biri olarak anlatılır.

Teorileri halen kullanılıyor

Gauss yalnızca matematiğe katkı yapmadı; bugün kullandığımız internet bankacılığından GPS’e, yapay zekâdan kriptografiye, uydu sistemlerinden finansal risk yönetimine kadar uzanan dijital dünyanın matematiksel altyapısını şekillendiren isimlerden biri oldu. Eğer bugün bir banka kredi riski hesaplayabiliyor, bir telefon konumunuzu bulabiliyor veya bir internet işlemi güvenli şekilde yapılabiliyorsa, bunun arkasında bir yerde Gauss’un matematiği vardır.

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı

Yayınlanma:

|

Sanayide iş var, çalışacak insan yok: Eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı

Türkiye sanayisi uzun süredir nitelikli teknik eleman bulmakta zorlanıyordu. Ancak son dönemde sorun yalnızca kaynakçı, CNC operatörü, dikiş makinecisi, bakım teknisyeni gibi ara elemanlarla sınırlı kalmadı; fabrikalar artık vasıfsız/düz işçi bulmakta da zorlanıyor.

Bu tablo, klasik “işsizlik var ama işçi yok” çelişkisini yeniden gündeme taşıdı. Bir yanda iş arayan milyonlarca kişi, diğer yanda üretim hattını döndürecek çalışan bulamayan fabrikalar var. Sorunun temelinde yalnızca ücret değil; çalışma koşulları, vardiya düzeni, ulaşım, barınma, genç kuşağın iş tercihleri, mesleki eğitim yetersizliği ve sanayinin sosyal cazibesini kaybetmesi bulunuyor.

Asgari ücret artık sanayi işi için yeterli motivasyon oluşturmuyor

Sanayide özellikle mavi yaka işler ağır çalışma temposu, vardiya sistemi, fiziki yıpranma, servis bağımlılığı ve kimi zaman sağlıksız çalışma ortamlarıyla öne çıkıyor. Buna karşılık çalışanların eline geçen ücret, yaşam maliyetleri karşısında tatmin edici bulunmuyor.

Asgari ücretin biraz üzerinde teklif edilen ücretler dahi birçok çalışan için yeterli görülmüyor. Çünkü kira, ulaşım, gıda ve temel ihtiyaçlardaki artış, sanayi ücretlerini reel olarak zayıflatıyor. Çalışan açısından soru artık şu hale geldi: “Bu tempoya, bu yıpranmaya, bu ücrete değer mi?”

Yeni kuşak fabrika düzeninden uzaklaşıyor

Genç kuşak için iş yalnızca gelir kapısı değil; yaşam kalitesi, esneklik, sosyal çevre, statü ve psikolojik tatmin anlamına da geliyor. Fabrika ortamı ise birçok genç tarafından ağır, tekdüze, baskılı ve gelecek vadetmeyen bir alan olarak görülüyor.

Kurye, e-ticaret, kafe, güvenlik, hizmet sektörü veya dijital platform işleri daha esnek ve daha görünür seçenekler sunuyor. Sanayide kariyer basamağı, sosyal itibar ve gelir artışı beklentisi zayıf kaldıkça gençler üretim hattından uzaklaşıyor.

Sorun teknik elemandan düz işçiye indi

Geçmişte sanayicinin ana şikâyeti “nitelikli ara eleman yok” şeklindeydi. Bugün tablo değişti. Artık paketleme, yükleme-boşaltma, üretim destek, temizlik, depo, montaj ve vardiyalı hat işlerinde de ciddi açık oluşuyor.

Bu durum sanayi için kritik bir eşik anlamına geliyor. Çünkü teknik eleman eksikliği verimliliği düşürürken, düz işçi eksikliği doğrudan üretim hattını durdurabiliyor. Fabrika kapasitesi kâğıt üzerinde var olsa bile, çalışan bulunamadığında makine, sipariş ve yatırım boşa düşüyor.

Yabancı işçi yeni çıkış kapısı oldu

Bazı fabrikalar çözümü yabancı işgücünde aramaya başladı. Suriyeli çalışanların ardından Türkmenistan, Özbekistan ve diğer Orta Asya ülkelerinden gelen işçiler birçok sektörde daha görünür hale geldi. Tavukçuluk, tekstil, gıda, inşaat, lojistik ve bazı ağır sanayi kollarında yabancı işçi kullanımı artıyor.

Son dönemde Uzak Doğu ve Afrika ülkelerinden işçi getirilmesi de tartışma konusu oldu. Özellikle tavukçuluk gibi çalışma koşulları ağır, vardiya düzeni yoğun ve işgücü devri yüksek sektörlerde yabancı çalışanlar daha fazla gündeme geliyor.

Ancak bu yöntem kalıcı çözüm değil. Yabancı işçi kısa vadede üretim hattını döndürebilir; fakat yerli işgücünün sanayiden kopuşunu, ücret dengesizliğini ve çalışma koşullarındaki yapısal sorunu çözmez.

İşverenin sorunu yalnızca “eleman yok” değil

Sanayici açısından bakıldığında işgücü sorunu üretim planlamasını, sipariş teslimini, ihracat kapasitesini ve yatırım kararlarını doğrudan etkiliyor. İşçi bulunamadığında makineler boş kalıyor, vardiya düşüyor, teslim süresi uzuyor, maliyet artıyor.

Ancak çalışan açısından bakıldığında da sorun net: düşük ücret, ağır koşul, sınırlı sosyal hak, belirsiz kariyer ve düşük motivasyon. Bu nedenle mesele yalnızca “gençler çalışmak istemiyor” basitliğine indirgenemez. Asıl sorun, sanayi işlerinin çalışan açısından cazibesini kaybetmesidir.

Sanayi için yeni sosyal sözleşme şart

Türkiye üretim ekonomisini büyütmek istiyorsa, sanayi işçiliğini yeniden cazip hale getirmek zorunda. Bunun için yalnızca ücret artışı değil, bütüncül bir çalışma hayatı reformu gerekiyor.

Öncelikli adımlar şunlar olmalı:

  1. Sanayide ücretler asgari ücretin anlamlı biçimde üzerine çıkarılmalı.
  2. Vardiya, servis, yemek, barınma ve yan haklar yeniden düzenlenmeli.
  3. Mesleki eğitim fabrikalarla entegre edilmeli.
  4. Gençlere üretimde kariyer yolu gösterilmeli.
  5. Tehlikeli ve ağır işlerde çalışma koşulları iyileştirilmeli.
  6. Yabancı işçi kullanımı kayıtlı, denetimli ve adil ücret ilkesiyle yürütülmeli.
  7. Sanayi bölgelerinde sosyal yaşam, ulaşım ve barınma altyapısı güçlendirilmeli.

Türkiye üretmek istiyorsa işçiyi yeniden kazanmalı

Sanayide eleman bulamama sorunu artık geçici bir insan kaynakları problemi değil; üretim ekonomisinin sürdürülebilirliğini tehdit eden yapısal bir krize dönüşüyor.

Fabrika açmak, makine almak, ihracat bağlantısı kurmak tek başına yeterli değil. O makineleri çalıştıracak, üretim hattını sürdürecek, işi sahiplenip meslek haline getirecek insan kaynağı yoksa sanayi büyüyemez.

Türkiye’nin önündeki soru şudur: Sanayi, gençler ve çalışanlar için yeniden cazip bir gelecek sunabilecek mi?

Bu soruya güçlü bir cevap verilemezse, üretim hattındaki açık yalnızca yabancı işçiyle kapatılmaya çalışılır. Ancak bu da Türkiye’nin asıl ihtiyacını karşılamaz: nitelikli, kalıcı, motive ve yerli üretim kültürüne bağlı bir sanayi işgücü.

*************

Kaynak notu: İŞKUR’un 2025 araştırmasında 1 milyon 730 bin işyeri içinde 166 bin işyerinde 398 bin 618 kişi için eleman temininde güçlük çekildiği; nedenler arasında mesleki beceri eksikliği, yeterli başvuru olmaması, talep edilen ücretin yüksek bulunması ve çalışma şartlarının beğenilmemesi yer alıyor. TÜİK verilerinde 2025’te sanayi istihdamı 6 milyon 578 bin kişi olarak görülürken sanayinin istihdam payı geriliyor. Çalışma Bakanlığı yabancı çalışma izinleri istatistikleri de işgücü açığında yabancı çalışan kanalının büyüdüğünü gösteriyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.