GÜNCEL
Hürmüz Boğazı Krizi ve Petrol Piyasası Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey
Yayınlanma:
5 ay önce|
Yazan:
BankaVitrini
Mart 2026 itibarıyla küresel enerji piyasaları, 2019’dan beri en kritik arz ve lojistik şoklarından birini eş zamanlı olarak deneyimlemektedir. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail ile İran arasında tırmanan askeri çatışmalar, dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin, diğer bir deyişle günlük ortalama 20 milyon varil ham petrol ve petrol ürününün transit geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’nı fiilen ulaşıma kapatmıştır. Bu kriz doğrudan üretici ülkelerin fiziksel altyapılarını, depolama kapasitelerinin sınırlarını, rafineri operasyonlarını ve küresel makroekonomik istikrarı tehdit eden yapısal bir darboğaza dönüşmüştür.
Savaş riskleri nedeniyle uluslararası sigorta şirketlerinin teminatlarını aniden geri çekmesi, boğazın uluslararası deniz hukukuna göre açık olsa dahi ticari olarak kullanılamaz hale gelmesine yol açmıştır. Gemi sahiplerinin operasyonlarını süresiz olarak askıya alması ve Güney Koreli Sinokor gibi devasa tanker filosu operatörlerinin (VLCC) navlun bedellerini varil başına 2.50 dolardan 20 dolara kadar çıkarması, fiziksel tedarik zincirini anında felç etmiştir.
Bu krizin analizinde sıkça düşülen en büyük hata, geçici haber şokları ile kalıcı fiziksel arz kayıplarını birbirine karıştırmak ve fiziksel lojistik problemlerin finansal mühendislikle çözülebileceğini sanmaktır. Bu yazıda, Körfez’in coğrafi yapısından başlayarak, ABD ve Rusya’nın sanılanın aksine neden bu krizde birer kurtarıcı olamayacağını, Irak’ın, Kuveyt’in, Suudi Arabistan’ın ve diğer körfez ülkelerinin tampon kapasitesini ve stratejik altyapı direncini inceledim. Ayrıca, farklı senaryolar altında piyasadan çekilebilecek petrol varillerini, Hürmüz’den bağımsız küresel petrol üretimindeki net düşüş miktarı ve 100 doların üzerindeki fiyat senaryolarının altında yatan mantığı anlattım. Son olarak da savaşın ne kadar uzayabileceğine dair ABD’nin askeri mühimmat kapasitesine kısaca değindim.
Irak’ın Depolama Kapasitesi Krizi
Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının ilk ve en sert fiziksel yansıması, alternatif ihraç rotası bulunmayan ülkelerde görülmektedir. Örneğin Irak’ın petrol stoklarının bittiği veya Kuveyt’in iki günlük depolama ömrü kaldığı söylentileri, satacak petrolün kalmadığı anlamına gelmez. Bu, sürekli çıkarılan petrolü koyacak fiziksel tank hacminin tükendiği anlamına gelir. Bir başka deyişle, Irak’ın yer altı rezervlerinin veya satacak petrolünün kalmadığını değil, tam aksine, üretilen petrolü koyacak fiziksel boş alanın tükendiği ve bu nedenle üretim sisteminin kilitlendiğini düşünmeniz gerekir. Bunun sebebi Irak’ın, mevcut altyapı kısıtlamaları nedeniyle Hürmüz Boğazı’ndaki lojistik felç durumuna karşı Körfez bölgesindeki en savunmasız ülke olmasıdır.
Ocak 2026 verilerine göre günlük yaklaşık 4.2 milyon varil ham petrol üreten Irak, bu devasa üretimin %94’ünü güneydeki Basra Körfezi terminalleri üzerinden, dolayısıyla doğrudan Hürmüz Boğazı rotasıyla ihraç etmeye mahkumdur. Ülkenin kuzeyinde yer alan ve Ceyhan limanına uzanan Kerkük-Türkiye boru hattının halihazırda güvenlik gerekçeleriyle kapalı olması ve kara yoluyla yapılan tanker taşımacılığının günlük en fazla 40.000 varil gibi ihmal edilebilir bir seviyede kalması, Irak’ın alternatif rotalarını fiilen sıfırlamıştır. Bu durumun üretim sahalarındaki nedensellik zincirini izah edeyim.
Irak’ın güneyindeki petrol, normalde boru hatlarıyla doğrudan Basra terminallerine ve oradan da gemilere basılır. Deniz trafiğinin durmasıyla birlikte Basra terminallerine yanaşamayan dev tankerler, yükleme operasyonlarını durdurmuştur. İhraç edilemeyen ve sürekli üretilmeye devam eden ham petrol, mecburi olarak güney limanlarındaki ve sahalardaki depolama tanklarına aktarılmıştır. Ancak Irak’ın depolama altyapısı, stratejik bir rezervasyon mantığıyla değil, kısa süreli transit geçişleri tolere edecek şekilde tasarlanmıştır. Krizin daha ilk günlerinde, bu tanklar maksimum güvenli çalışma basıncına ve kritik doluluk oranlarına ulaşmıştır. Boru hatları ve depolama tesisleri tam kapasiteye ulaştığında, fiziksel yasalar gereği sistemde geriye doğru bir basınç (backpressure) oluşur. Depolarda yer kalmadığında, kuyulardan çıkarılan petrolün gidecek hiçbir yeri kalmaz. Kuyuların ve rezervuarın yapısal hasar görmesini engellemek için tek teknik çözüm, üretim valflerini kapatarak üretimi fiziki olarak durdurmaktır.
Irak, bu fiziksel zorunluluk nedeniyle günlük üretimini 1.5 milyon varil civarında kısmak zorunda kalmıştır. Bu devasa kesintiler, ülkenin ihracat kapasitesini sağlayan en büyük sahalardan stratejik olarak yapılmıştır. Reuters ve yerel kaynakların verilerine göre, ülkenin en büyük üretim tesisi olan Rumaila sahasından 700.000 varil/gün, West Qurna 2 sahasından 460.000 varil/gün ve Maysan sahasından 325.000 varil/gün kesinti uygulanmıştır. Ayrıca kuzeydeki Kerkük bölgesinde de ihtiyati durdurmalar başlamış ve Kormor sahası gibi alanlarda operasyonlar askıya alınmıştır.
Irak Petrol Bakanlığı, bu kesintilerin ülkenin günlük yaklaşık 600.000 varil olan iç rafineri operasyonlarını ve 100.000 varillik enerji santrali tüketimini etkilemeyeceğini, iç pazar arzının güvence altında olduğunu açıklamıştır. Ancak rafinerilere ayrılan bu pay çıkarıldığında, ihracat odaklı geriye kalan 3 milyon varilin üzerindeki üretimin tamamı risk altındadır. Iraklı petrol yetkililerinin Reuters’a verdikleri demeçlerde, tankerler Hürmüz’den serbestçe geçemezse birkaç gün içinde üretim kesintisinin 3 milyon varilin üzerine çıkabileceği yönündeki uyarıları, tam olarak bu kapasite darboğazının sonucudur. Çin ve Hindistan gibi Irak ihracatının üçte ikisini (yaklaşık 2.2 milyon varil/gün) tek başına çeken Asya devlerinin gemileri Basra’ya ulaşamadığı sürece, Irak’ın petrol stoklama alanlarının doluluğu, küresel piyasalardan her gün milyonlarca varil petrolün fiziken silinmesine neden olacaktır.
Kuveyt’in Kritik Depolama Eşiği
Kuveyt, 2026 yılı itibarıyla küresel enerji denkleminde günlük ortalama 2.7 ila 3.0 milyon varil bandında üretim yapan ve bu üretimin ezici bir çoğunluğunu dünyanın en büyük ikinci konvansiyonel petrol sahası olan Burgan’dan sağlayan kritik bir aktördür. Ancak Kuveyt’i bölgesel krizlerde diğer Körfez ülkelerine göre daha da kırılgan kılan en temel jeopolitik ve altyapısal dezavantajı, ihracatının istisnasız tamamen Hürmüz Boğazı’na bağımlı olmasıdır. Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’e, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) ise Umman Körfezi’ne uzanan baypas boru hatlarının aksine, Kuveyt’in boğazı es geçebilecek herhangi bir kara boru hattı alternatifi bulunmamaktadır.
Kuveyt’in devasa üretim kapasitesini sürekli olarak deniz yoluyla tahliye etmesi gerekmektedir. Petrol endüstrisinde önemli bir yeri olan Çok Büyük Ham Petrol Taşıyıcıları (VLCC – Very Large Crude Carrier), ortalama 2 milyon varil petrol taşıma kapasitesine sahiptir ve bir VLCC’nin terminale yanaşması, güvenli bir şekilde yüklenmesi ve ayrılması operasyonel olarak yaklaşık iki tam gün sürmektedir. Denizcilik sektörünün işleyişinde, terminallerde her an yükleme yapılabilmesi için üretim tesislerinden gelen petrolün geçici olarak bekletildiği operasyonel tampon depolar bulunur. Kriz öncesi normal şartlarda bu depolarda, tanker gecikmelerini tolere edebilmek adına belirli bir boş hacim bırakılır.
Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim ve 4-5 Mart gecesi Kuveyt’in Mubarak Al-Kabeer limanının 30 mil açığında demirli bir tankere yapılan doğrudan saldırı bölgedeki tüm ticari denizcilik operasyonlarını tamamen durdurmuştur. Gemilerin yükleme yapamamasıyla birlikte, günlük üretilen yaklaşık 3 milyon varil petrol, mecburi olarak doğrudan Kuveyt’in kara terminali depolarına basılmaya başlanmıştır. Günlük 3 milyon varillik sürekli bir hacimsel basınç operasyonel tampon kapasitesini günler içerisinde doldurur.
Kuveyt Milli Petrol Şirketi (KPC), kuyulardaki basıncı kontrol altında tutabilmek ve boru patlamalarını önlemek adına, çok yakında tıpkı Irak gibi kuyu başı üretimlerini tamamen durdurmak zorunda kalacaktır. Üstelik Kuveyt’in devasa Al-Zour rafinerisi (günlük 615.000 varil işleme kapasitesiyle dünyanın en büyük yedinci rafinerisi) de ihracat yapamadığı için ürün depolama tanklarını dolduracak ve operasyonlarını yavaşlatmak durumunda kalacaktır. Özellikle Al-Zour’un küresel jet yakıtı ve dizel (middle distillates) pazarındaki kilit rolü düşünüldüğünde, Kuveyt’teki iki günlük eşiğin aşılması, sadece ham petrol pazarını değil, Avrupa ve Asya havacılık sektörünü de derinden vuracak bir domino etkisi yaratacaktır.
Arz Kayıpları ve Lojistik Mahkumiyet
Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasının en doğrudan ve sarsıcı sonucu, yukarıda detaylandırılan fiziksel üretim kesintileridir. Irak, halihazırda 1.5 milyon varillik bir kesintiye gitmiş olup, depolama alanlarının tamamen dolmasıyla bu rakamın birkaç gün içinde 3 milyon varile ulaşacağını resmen deklare etmiştir. Eş zamanlı olarak Kuveyt, terminal boşluklarının dolmasıyla birlikte günlük yaklaşık 2.8 ila 3 milyon varillik üretiminin neredeyse tamamını durdurma eşiğindedir. Bu iki kilit OPEC üreticisinin lojistik mahkumiyet nedeniyle piyasaya süremediği ham petrol miktarı toplandığında (Irak’tan 2-3 milyon, Kuveyt’ten 2.5-3 milyon), net fiziksel üretim kaybı doğrudan günlük 5 ila 6 milyon varil bandına oturmaktadır. Dolayısıyla burada piyasadan çekilen 5 milyon varil küresel sistemden her gün kalıcı olarak eksilen fiziksel üretimdir. Tarihsel bir perspektifle bakıldığında, 1973 Arap Petrol Ambargosu sırasında da piyasadan günde kabaca 5 milyon varil çekilmiş ve bu durum küresel ekonomiyi yıllarca sürecek bir stagflasyon sarmalına sürüklemiştir.
Küresel petrol fiyatlarını jeopolitik şoklara karşı stabilize eden en önemli güvence mekanizması, OPEC+ ülkelerinin kasten üretmeyerek ellerinde tuttukları ve kriz anlarında vanaları açarak piyasaya sürebilecekleri atıl kapasitedir (spare capacity). Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ve yatırım bankalarının verilerine göre OPEC+, küresel talebi dengelemek için yaklaşık 4 ila 5 milyon varil/gün seviyesinde bir yedek kapasite bulundurmaktadır. Ancak modern enerji güvenliği mimarisindeki en büyük kör nokta, bu 4-5 milyon varillik can simidinin ezici bir çoğunluğunun (özellikle Suudi Arabistan ve BAE’nin yedek kapasitesi ile Kuveyt’in atıl potansiyeli) coğrafi olarak Basra Körfezi’nin iç kısımlarında yer almasıdır. Hürmüz Boğazı kapalı olduğunda, küresel fiyatlar ne kadar astronomik seviyelere çıkarsa çıksın, bu yedek kapasitenin uluslararası alıcılara ulaştırılması fiziksel olarak imkansızdır. Enerji ekonomisi literatüründe bu duruma mahsur kalmış atıl kapasite (stranded spare capacity) denir. Yani kriz anında piyasayı kurtarması beklenen 5 milyon varillik yedek güç, krizin merkez üssünde hapis kaldığı için piyasadan fiilen çekilmiş ve tamamen işlevsiz hale gelmiş sayılır.
Söylentilerdeki 5 milyon varil rakamının üçüncü boyutu, tüketici ülkelerin kriz yönetimi stratejileriyle ilgilidir. Buna yazımın ilerleyen kısımlarında değineceğim, fakat burada bir girizgah yapmış olayım. Amerika Birleşik Devletleri Enerji Bakanlığı (DOE) geçmişte piyasa mekanizmalarını test etmek amacıyla 5 milyon varillik satışlar yapmıştır. Büyük krizlerde ise Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) koordinasyonunda 60 milyon varile varan rezerv satışları yapılmıştır. Ancak stratejik rezervlerin piyasaya sürülmesi, boru hatlarının günlük akışını ikame edebilecek sürekli bir çözüm değildir. ABD’nin maksimum boşaltım kapasitesi günde yaklaşık 4.4 milyon varildir ve bu hız uzun süre sürdürülemez. Tüm dünya ülkeleri (IEA üyeleri, Çin’in 40-50 günlük ithalatı karşılayan 600 milyon varillik deposu ve Hindistan’ın 70-75 günlük stoğu dahil ) koordine olup piyasaya her gün 5 milyon varil sürseler dahi, bu durum küresel stokları hızla tüketecek ve spekülatörlerde stoklar eriyor korkusuyla fiyatların daha da yukarı gitmesine neden olacaktır.
Suudi Arabistan’ın Sınırları
Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı’nın tamamen kapanması senaryosunda Körfez bölgesinde üretime en uzun süre devam edebilecek ve küresel piyasalara petrol sağlayabilecek yegane aktördür. Ancak bu direncin de bir kırılma noktası vardır.
Ocak 2026 itibarıyla günlük üretim seviyesi 10.1 milyon varil civarında olan Suudi Arabistan , devasa yüzölçümünün getirdiği coğrafi avantajı kullanarak ihracat rotalarını çeşitlendirmiş bir ülkedir. Ülkenin elindeki en büyük stratejik silah, Basra Körfezi’ndeki petrol sahalarını doğrudan ülkenin batısına, Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu terminaline bağlayan Doğu-Batı Boru Hattı’dır (East-West Pipeline). Bu hat, Hürmüz Boğazı’nı tamamen baypas ederek küresel pazarlara petrol ulaştırılmasını sağlar.
Boru hattının normal kapasitesi günlük 5 milyon varildir, ancak kriz anlarında teknik olarak 7 milyon varile kadar zorlanabilmektedir. Mart 2026 krizinde Saudi Aramco, tüm ihracatını hızlıca Yanbu terminaline yönlendirme kararı almış ve bu baypas hattını maksimum kapasitede çalıştırmaya başlamıştır. Ancak bu hamle, sorunu tamamen çözmeye yetmemektedir.
Belirttiğim gibi Suudi Arabistan günlük yaklaşık 10 milyon varil üretmektedir. Doğu-Batı boru hattı maksimum 5 ila 7 milyon varili Kızıldeniz’e aktarabilse bile, geriye kalan günlük ortalama 3 ila 5 milyon varillik üretimin hala Hürmüz Boğazı üzerinden çıkarılması veya ülke içinde depolanması gerekmektedir. Hürmüz’den çıkış olmadığına göre, Suudi Arabistan her gün elinde kalan bu 3-5 milyon varili devasa ticari depolama tanklarına, yeraltı stratejik rezervuarlarına ve kıyılarda demirli bekleyen yüzer depolara zorundadır.
Endüstriyel veriler, Suudi Arabistan’ın depolama altyapısının bu devasa kümülatif basınca dayanabilme süresinin yaklaşık 25 ila 30 gün olduğunu göstermektedir. İlk 10 gün boyunca üretim normal seyrinde devam eder ve terminallerdeki stoklar artar. 11. ve 20. günler arasında depolama alanları maksimum kapasiteye yaklaşır ve seçici üretim azaltmaları başlar. 21. ve 30. günler arasında ise sistemin güvenli operasyon limitleri tamamen aşılır. İlave olarak, Doğu-Batı boru hattı maksimum basınçta (yaklaşık 65 bar) kesintisiz olarak çalıştırıldığında, sınırları zorlanmış olur ve yıllık ortalama 3-4 hafta süren periyodik bakım ihtiyacı kaçınılmaz hale gelir. Eğer bu limitler aşılırsa sistemik boru patlamaları riski doğar.
Ayrıca, Kızıldeniz’deki Yanbu terminalinin kullanılması, risksiz bir alternatif değildir. 2019 yılında Husi milislerinin Abqaiq-Khurais tesislerine yaptığı ve Suudi üretiminin yarısını (5.7 milyon varil) geçici olarak durduran saldırılar ile Mart 2026’da Ras Tanura’ya (550.000 varil rafinaj kapasitesi) yapılan drone saldırıları, Suudi altyapısının ne kadar kırılgan olduğunu kanıtlamıştır. Yanbu limanı ve Kızıldeniz’deki tanker trafiği, Husi füzelerinin menzili içindedir. Bu yüksek risk algısı nedeniyle, Kızıldeniz’den petrol taşıyan tankerlerin navlun ve sigorta bedelleri krizin hemen ardından ikiye katlanmıştır.

Meraklılar İçin Ek Bilgi: Yanbu, Kızıldeniz ve Darboğazın Matematiği
Suudi Arabistan’ın Irak ve Kuveyt’ten en büyük farkı, kendi petrolünün bir bölümünü iç avludan, yani Körfez’den çıkarmadan, ülkenin içindeki bir koridordan geçirip arka sokağa yani Kızıl Deniz’e ulaştırabilmesidir. Bu koridora, Doğu-Batı Boru Hattı diyoruz.

Yanbu ise Suudi Arabistan’ın batı kıyısında, Kızıldeniz üzerinde yer alan liman kentidir. Doğu kıyısındaki petrol, ülke içindeki boru hattıyla taşınarak Hürmüz’e uğramadan Yanbu’dan gemiye yüklenebilir.

Coğrafi ve lojistik akışı göz önünde bulundurduğumuzda, bu sistemin işleyişi belirli rotalara dayanmaktadır. Normal şartlarda Irak, Kuveyt ve Suudi Arabistan’ın doğu kıyısında üretilen petrol, Basra Körfezi’nde toplanır. Buradan denize açılan tankerler, Hürmüz Boğazı’nı geçerek Umman Körfezi ve Arap Denizi’ne ulaşır, ardından rotalarına göre ya doğrudan Asya pazarlarına yönelir ya da Afrika kıtasının etrafından dolaşırlar, ancak Hürmüz Boğazı’nın kapandığı kriz senaryolarında, bu ana arter tamamen devre dışı kalır.
Suudi Arabistan’ın avantajı tam bu noktada devreye girmektedir. Ülke, doğu sahalarındaki petrolünü Hürmüz Boğazı’na göndermek yerine, ülke içinden batıya doğru uzanan Doğu-Batı boru hattı vasıtasıyla doğrudan Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu limanına pompalayabilmektedir. Bu işlemle petrol, krizin merkez üssü olan Hürmüz’ü tamamen baypas ederek denize indirmiş olur.
Bununla birlikte Kızıldeniz’e ulaşmak sorunu bütünüyle çözmez. Yanbu’dan petrolü yükleyen bir geminin küresel sulara açılabilmesi için önünde iki farklı stratejik kapı daha bulunur. Eğer kargo Avrupa pazarına veya Akdeniz’e gidecekse, gemi kuzeye yönelip Süveyş Kanalı’nı geçmek zorundadır. Eğer kargo Asya’ya veya Hint Okyanusu’na gidecekse, gemi güneye inerek Bab el-Mandeb boğazından geçip Aden Körfezi’ne açılmak durumundadır.
Peki Kızıldeniz neden alternatif değildir? Bunun nedeni Kızıldeniz’in küçük olması değil, oraya giden boru hattının ve limanların kapasitesidir. Kriz öncesi Hürmüz’den günde yaklaşık 20 milyon varil petrol ve petrol ürünü geçmektedir. Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı hattının kapasitesi 5 ila 7 milyon varil/gün, BAE’nin Fujairah hattının kapasitesi ise 1.5-1.8 milyon varil/gün seviyesindedir. Yani alternatif boruların kullanılabilecek toplam kapasitesi, ana yolun ancak küçük bir kısmını karşılayabilir. Suudi Arabistan bütün Körfez’in derdini sırtlayamaz. Kızıldeniz bir cankurtaran sandalyesidir, Nuh’un Gemisi değil. Ayrıca Bab el-Mandeb güzergahının taşıdığı Husi saldırı riskleri de bu arka kapının güvenliğini zedelemektedir.

Senaryolar
Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması senaryosunda, piyasanın en çok merak ettiği konulardan biri küresel petrol üretiminin net olarak ne kadar düşeceği ve petrol ve petrol ürünlerinin fiyatlarının nasıl etkileneceği sorusudur.

Suudi Arabistan’ın sistemini maksimuma zorlaması ve BAE’nin tam kapasite çalışması durumunda bile, alternatif rotalardan küresel piyasalara en iyi ihtimalle günde 7 ila 9 milyon varil petrol ulaştırılabilir.
Hürmüz’den geçen normal akış olan 20 milyon varilden maksimum baypas kapasitesini çıkarsak dahi 12 milyon varilin mahsur kaldığını görüyoruz.
Bu 12 milyon varillik mahsur kalan petrolün bir kısmı, üretici ülkelerin kendi iç rafinerilerinde ve enerji santrallerinde (örneğin Irak’ın günlük 600.000 varillik iç tüketimi veya Suudi Arabistan’ın devasa petrokimya tesisleri) değerlendirilecektir. SPR’ın yeri olmasa da müdahale ettiğini varsaysak bile ve bu varsayımı günlük 1-2 milyon varil olarak belirlersek ve tüm bu hafifletici faktörleri hesaba katarsak, terminal depoları dolup kuyular mecburen kapatıldığında küresel petrol arzı 1973 kriziyle rahatlıkla boy ölçüşebilecek şekilde net olarak günlük 7 ila 10 milyon varil bandında düşüş yaşayacaktır.
Ayrıca, krizin sadece ham petrolle sınırlı kalmadığı da vurgulanmalıdır. Katar’ın LNG ihracatının, dünya LNG arzının yaklaşık %20’sini oluşturan Ras Laffan tesisinin, İran drone saldırıları sonrası durdurulması, küresel enerji krizini katlayarak büyütmüştür. Doğal gaz bulamayan Avrupa ve Asya ülkeleri, elektrik üretimi ve ısınma için zorunlu olarak dizel ve fuel-oil gibi petrol türevlerine (middle distillates) hücum edeceklerdir. Bu durum, zaten daralmış olan petrol piyasasındaki fiziki açığı daha da derinleştirecek ve fiyatların kontrolden çıkmasını hızlandıracaktır.
Krizin doğası gereği, emtia piyasalarındaki fiyatlamalar lineer şekilde ilerlemez, zamanın (T) ilerlemesine ve lojistik darboğazların fiziksel çöküşe evrilmesine bağlı olarak dinamik bir faz değişimi sergiler. Aşağıda mevcut krizin kaç gün devam edeceğine bağlı olarak fiyatların ve piyasa yapısının nasıl evrileceğini adım adım modellemeye çalıştım.
Faz 1: Finansal Panik, Likidite Daralması ve Risk Keşfi Dönemi (T: 0 – 7 Gün)
Bu aşama, halihazırda deneyimlenen krizin ilk haftasını kapsar. Piyasada henüz küresel depolar tamamen boşalmamıştır ancak algı ve risk fiyatlaması devreye girmiştir.
Sigorta teminatlarının geri çekilmesiyle gemiler boğazdan geçmeyi reddeder. Irak, depolarının dolması nedeniyle günlük 1.5 milyon varillik ilk kesintisini (Rumaila, West Qurna 2, Maysan sahaları) uygular. Kuveyt’te yükleme yapamayan terminaller, 6 milyon varillik operasyonel tamponlarını doldurmaya başlar. Katar’ın Ras Laffan LNG tesisi saldırı sonrası durur.
Piyasayı sözlü yönlendirmeyle sakinleştirme çabaları görülür. Suudi Arabistan, tüm ihracatını Kızıldeniz’deki Yanbu terminaline kaydırarak Doğu-Batı hattını tam kapasite çalıştırır. Gelişmiş ülkeler SPR (Stratejik Petrol Rezervi) satış planlarını açıklamaya hazırlanır.
Vadeli işlem piyasalarında panik alımları (short-covering) ve jeopolitik risk priminin fiyata yedirilmesiyle petrol fiyatları anında 85 – 95 USD/varil aralığına yerleşir. Bu artış, fiziksel arz eksikliğinin başlamasından ziyade korkunun ve gemi navlunlarına yansıyan fahiş savaş sigortası maliyetlerinin bir yansımasıdır. Dizel ve gasoline gibi rafine ürünlerde kar marjları (crack spreads) sert bir şekilde yukarı gap açar.
Faz 2: Fiziksel Kilitlenme, Kuyu Kapatmaları Dönemi (T: 7 – 21 Gün)
Krizin diplomatik yollarla çözülemediği ve ikinci haftaya sarktığı bu dönem, finansal algılamadan çıkıp doğrudan fiziksel şoka geçişi simgeler.
Kuveyt’in kara terminallerindeki boşluklar tamamen dolar ve ülke günlük 3 milyon varillik üretimini kuyu başlarından tamamen durdurmak zorunda kalır. Benzer şekilde Irak’taki üretim durdurması 3 milyon varili aşar. BAE ve Suudi Arabistan gibi baypas imkanı olan ülkeler bile, ihraç edemedikleri atıl petrolü iç depolara basarak sistemlerini zorlamaya başlar. Küresel piyasalarda net fiziki açık belirginleşir (Günde tahmini 5-8 milyon varil eksiklik). Güney Kore’nin Sinokor firması gibi elinde VLCC bulunduran şirketler, piyasadaki kalan son gemileri fahiş fiyatlardan (varil başına 30 dolar) kiraya verir.
ABD ve IEA ülkeleri stratejik rezervlerinden (SPR) koordine bir şekilde 60 milyon varile varan satışları başlatır. Ancak bu rezervlerin günlük akış hızı sınırlıdır ve piyasadaki devasa deliği kapatmaya yetmez.
Küresel ticari stoklardaki gözle görülür erime, Asyalı rafinerileri paniğe sevk eder. Özellikle Çin (İran petrolüne %90, bölgeye yüksek bağımlı) ve Hindistan (bölgeye %60 bağımlı), piyasadaki her bir damla serbest petrolü fahiş fiyatlardan almaya başlar. Fiyatlar rasyonel zeminden koparak 100 – 115 USD/varil seviyesine tırmanır.
Faz 3: Sistemik Çöküş Dönemi (T: 21+ Gün)
Eğer kriz ortalama 21 günü aşarsa (lojistik krizin geri dönülemez bir üretim krizine dönüştüğü mutlak eşik ), küresel enerji mimarisi yapısal bir hasar alır.
Suudi Arabistan’ın 30 günlük maksimum depolama toleransı kırılır. Ülke, baypas edemediği ve depolarına sığdıramadığı günlük ortalama 3-4 milyon varili kısmak zorunda kalır. Böylece kriz, Hürmüz’ü aşabilen yegane ülkeleri dahi vurmuş olur. Küresel piyasada günlük açık 10-12 milyon varile çıkar.
Stratejik rezervlerin sürekli kullanımı psikolojik etkisini kaybeder. Ülkeler petrol ihracatlarına kısıtlama getirebilir veya karne uygulamalarına benzer enerji tayınlama politikalarına geçiş yapabilir.
Arz eğrisinin tamamen dikey hale gelmesi (fiyat ne olursa olsun kısa vadede arzın artırılamaması) sebebiyle Brent ham petrolü 120 – 150 USD/varil gibi rekor seviyeleri test eder. Bu aşamada piyasa kendini fiyatlar üzerinden dengeler, yani enerji o kadar pahalı hale gelir ki, sanayi üretimi durur, insanlar araç kullanamaz, uçak seferleri iptal edilir. Buna ekonomide talep yıkımı (demand destruction) denir. Azalan talep, fiyatların sonsuza gitmesini engeller ancak bedeli küresel bir resesyon, yüksek enflasyon ve tedarik zincirlerinin çökmesidir.

ABD ve Rusya Neden Tek Başına Yetersizdir?
Piyasada günlük 10 milyon varillik net bir açığın oluşması senaryosunda, gözler anında ABD ve Rusya gibi devlere çevrilmektedir. Ancak kaba matematik ve saha gerçeklikleri, bu aktörlerin kurtarıcı değil, sadece pansuman olabileceğini gösteriyor.
ABD’nin Suudi Arabistan tarzı musluğu açıp bir anda piyasaya 2-3 milyon varil/gün sürebileceği bir atıl kapasitesi (spare capacity) yoktur. ABD ham petrol üretimi 13.7 milyon varil/gün ile zaten rekor seviyelerdedir ve Permian havzasında üretim büyük ölçüde yatay seyretmektedir. ABD’nin kısa vadeli ek üretimi milyonlarca varil değil, haftalar-aylar ölçeğinde en fazla birkaç yüz bin varil olabilir. Rafineri kapasite kullanım oranı %89.2’dir ve kağıt üzerinde 1.9 milyon varil/günlük teorik bir boşluk görünse de bakım süreçleri ve konfigürasyon uyumsuzlukları nedeniyle bu rakamın tamamı anında kullanılabilecek ekstra üretim değildir.
ABD’nin elindeki yaklaşık 415.4 milyon varillik SPR, günlük 1 milyon varil salımla 415 gün, 2 milyon varil salımla 208 gün dayanabilir. Ancak bu yeni bir üretim değildir; sadece stoktan yemedir. SPR, fiziksel arz kaybını kalıcı biçimde çözmez, sadece sistemin yeni dengeyi bulması için zaman kazandıran bir tampon görevi görür.
Rusya’nın günlük 10 milyon varillik bir kaybı tek başına dengelemesi matematiksel olarak imkansızdır. Rusya’nın yaklaşık 9.1 milyon varillik günlük üretiminin büyük kısmı zaten halihazırda satılmaktadır. Kriz anında denizlerde yüzen yaklaşık 30 milyon varillik Rus petrolü stoğu, 10 milyon varil/günlük bir açığı sadece 3 gün telafi edebilir. Bu hacim şoku çözen yeni bir arz değil, birkaç günlük bir aspirindir. A
Özetle, 10 milyon varillik bir kalıcı açığı kapatacak aktör ne ABD ne de Rusya’dır. Petrol piyasasında fiziksel açığı finansal mühendislik değil, yalnızca fiziksel variller kapatır.
Savaşın Uzaması ve Mühimmat Sorusu
Savaşın uzaması senaryolarında enerji piyasalarını endişelendiren bir diğer konu da askeri kapasitelerin sınırlarıdır. Kamuya açık verilerle stok seviyeleri hakkında tam kaç gün demek mümkün olmasa da tahmin yürütelim.
ABD savaşın bundan sonraki aşamasında JDAM’ları kullanacaktır. JDAM, normalde serbest düşen bir bombayı, hedefe doğru gidebilen akıllı bir bombaya çeviren modüler bir güdüm kitidir. Bu sistemin içinde bir GPS/aletsel seyrüsefer ünitesi, rotayı hesaplayan bir bilgisayar ve hareketli kuyruk kanatçıkları bulunur. Motoru yoktur, uçaktan bırakılan bomba sadece düşerken bu kanatçıklarla yönünü düzeltir.

Motoru olmadığı ve mevcut standart bombalara takıldığı için oldukça ucuz ve üretimi kolaydır. Boeing’in 1998’den beri 550 binden fazla JDAM ürettiği ve Pentagon’un 2030’a kadar sürecek milyarlarca dolarlık aktif siparişleri olduğu bilinmektedir. JDAM kıt bir niş mühimmat değil, ABD’nin görece bol sahip olduğu cephaneliklerinden biridir. Bu nedenle, İran benzeri geniş çaplı bir hava harekatında JDAM stoklarının birkaç gün içinde bitmesi ihtimali gerçekçi değildir; bu stoklar rahatlıkla aylarca yetecek seviyededir.
Hellfire ise JDAM’in aksine kendi itiş motoru olan gerçek bir füzedir. Ancak açık kaynak verileri, Hellfire’ın artık ABD ordusu için sürekli büyüyen ana hat olmaktan çıktığını göstermektedir. ABD Kara ve Hava Kuvvetleri bütçe planlamalarında, Hellfire alımları durdurulmaya başlanmış ve ana yönelim yeni nesil JAGM sistemlerine kaymıştır. Yeni siparişler olsa da teslim süreleri uzundur. Dolayısıyla Hellfire, JDAM kadar rahat harcanabilecek bir mühimmat değildir; dayanma süresi günşer olmasa da, yüksek tempolu bir savaşta haftalar ile birkaç ay bandında değerlendirilmektedir.
ABD ordusunun asıl cephanesiz kalma riski, JDAM gibi bol ve modüler mühimmatlarda değil, Patriot, THAAD, Tomahawk ve JASSM gibi telafisi zor, üretim hattı yavaş ve son derece pahalı olan yüksek teknoloji önleyicileri ile füzelerindedir. Bununla birlikte belirttiğim üzere aylarca dayanabilecek kapasitesi olan alternatifleri mevcuttur.
Sonuç
Sonuç olarak, Hürmüz Boğazı krizinde ABD’nin sınırlı üretim esnekliği veya Rusya’nın denizlerdeki 3 günlük yüzer stokları, 10 milyon varillik kalıcı bir şoku tek başına tamir edemez, bunlar sadece sistemi rahatlatan aspirin niteliğinde pansumanlardır. Vadeli işlem piyasalarına yönelik Hazine regülasyonları fiyatlardaki panik köpüğünü bir miktar alsa da, piyasanın temel inelastik yapısını değiştiremez.
Piyasadan çekilen milyonlarca varil ne spekülatif bir finansal üründür, ne de kolayca telafi edilebilir bir eksikliktir. Bu rakam, krizin daha ilk haftasında Irak ve Kuveyt’in mecburi kesintileriyle sistemden kalıcı olarak silinen net fiziksel üretimdir. OPEC’in elindeki atıl kapasitenin krizin merkezinde mahsur kalması ve stratejik rezerv boşaltım hızlarının bu devasa deliği kapatmaya altyapısal olarak yetmemesi, küresel piyasaları tam bir savunmasızlık içine itmiştir.
Bu çerçevede, petrol fiyatlarının 100 ila 150 dolar aralığına tırmanması abartılı bir spekülasyon değil, arz-talep esnekliğinin, risk primlerinin ve talep yıkımının matematiksel sonucudur. Krizin gidişatı, tamamen askeri ve diplomatik adımların ne kadar hızlı atılacağına bağlıdır. Eğer Hürmüz Boğazı’nda uluslararası denizcilik trafiği kısa süre içinde güvence altına alınıp gemi hareketliliği sağlanamazsa, depolama terminallerindeki doluluklar kuyu başı kapatmalarına dönüşecek ve bu durum, küresel ekonomiyi yıllarca sürecek yüksek enflasyon ve resesyon sarmalına sokacak asimetrik bir şoka dönüşecektir.
Ahmet Baran Çekim
İlginizi Çekebilir
ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA
Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında
Yayınlanma:
20 saat önce|
21/07/2026Yazan:
BankaVitrini
Dün KKTC Mali piyasaları 20 Temmuz Özgürlük ve Barış Bayramı nedeniyle kapalı konumdaydı. Bayramımız öncelikle kutlu olsun. Kıbrıs’ta son günlerde hareketli seyir dikkat çekiyor. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 27-29 Temmuz tarihlerinde dayı ziyaret etmesi bekleniyor. İki liderle ayrı görüşmelerin ardından üçlü zirve gerçekleştirilecek. BM, taraflar arasında diyaloğu yeniden canlandırmayı ve ağustos sonu veya eylül ayında yeni bir gayriresmî 5+1 toplantısı için ortak zemin oluşturmayı amaçlıyor. Sürecin seyrinin, Kıbrıs meselesinde önümüzdeki dönemin diplomatik takvimi açısından belirleyici olacağını düşünüyoruz.
Öte yandan, KKTC-Türkiye arasında doğalgaz hattı için ilk imzalar atıldı. İmzalanan mutabakat zaptı kapsamında Türkiye’den deniz altı boru hattıyla KKTC’ye doğalgaz ulaştırılması hedefleniyor. Projenin hayata geçmesiyle enerji arz güvenliğinin güçlenmesi, elektrik üretim maliyetlerinin düşmesi ve sanayi ile turizm sektörünün rekabet gücünün artması amaçlanıyor. Rum basınında projenin geniş yankı bulduğunu görüyoruz. NATO Zirvesi’nde Türkiye’nin gövde gösterisinin ardından, bazı yorumlarda, su ve elektrik projelerinin ardından doğalgaz hattının da tamamlanmasıyla KKTC’nin enerji alanında ciddi bir avantaj elde edebileceği, mevcut eğilimin sürmesi halinde Güney Kıbrıs’ın gelecekte KKTC’den daha ucuz elektrik temin etmek zorunda kalabileceği değerlendirmelerine yer verildi.
Büyük resme baktığımızda ise Avrupa’nın Rus gazına alternatif arayışı devam ederken, Doğu Akdeniz kaynaklarının KKTC üzerinden Türkiye’ye, oradan da Avrupa pazarına ulaştırılması, mesafe ve maliyet açısından en rasyonel güzergâhlardan biri olacağı enerji uzmanları tarafından değerlendiriliyor. Ancak bölgedeki jeopolitik dengeler ve siyasi anlaşmazlıklar, ekonomik açıdan en verimli görülen bu rotanın hayata geçirilmesinin önündeki en büyük engel olmayı sürdürüyor. Bu sürecin, KKTC’nin uluslararası alandaki k gündemin merkezinde onumuna da olumlu katkı sağlamasını temenni ediyoruz.
Küresel mali piyasaların gündeminde ise ABD-İran savaşının gündemin merkezinde yer tutmaya devam ediyor. ABD ordusunun Mart ayından bu yana ilk kez can kaybı yaşaması ardından jeopolitik riskler yeniden tırmanırken, Hürmüz Boğazı’nda petrol tankerlerine yönelik saldırılar ve bölgedeki enerji altyapısını hedef alan gelişmeler, arz güvenliğine ilişkin endişeleri yeniden artırdı. Tansiyonun barometresi konumunda Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı dün gün içinde 91 doların üzerine yükselse de, diplomatik temasların yeniden başlayabileceği beklentisiyle kazanımlarının önemli bir bölümünü geri verdi.
Petrol fiyatlarındaki yükselişe rağmen küresel risk iştahında belirgin bir bozulma yaşanmaması dikkat çekiyor. Cuma günü teknik açıdan önemli gördüğümüz 100,50 seviyesini bir kez daha test eden dolar endeksi (DXY), buradan gelen tepki alımlarıyla 100,90 seviyesine toparlandı. Enerji fiyatlarındaki yükselişin enflasyon endişelerini yeniden gündeme taşımasıyla, piyasaların para politikası beklentileri açısından yakından izlediği ABD 2 yıllık tahvil getirisi de hafif yükselerek %4,20 seviyesine çıktı. Vadeli kontratlar yıl sonuna kadar toplam 33 baz puanlık faiz artışını fiyatlarken, ekim toplantısında faiz artırımı olasılığı %71 seviyesinde bulunuyor.
Faiz getirisi olmayan kıymetli metallerde ise altının ons fiyatı 4,040 dolar seviyesine yükselirken, gümüşün ise geçen hafta büyük bir önemle takip ettiğimiz 54 dolar seviyelerini test ederek toparlanmaya başladığını görüyoruz. Gümüşte son günlerde fiyatın gerilemesine rağmen teknik analizde sıklıkta rastladığımız güç göstergesi olan RSI göstergesinin gerilememesi, hatta yükselmesi, dibin test edilmiş olabileceğine işaret ediyor. Teknik mânâda aşağıdaki grafikten de görülebileceği üzere bu sabah 58 dolar seviyesine yaklaşan gümüşte, eğer beklenmedik olumsuz bir gelişme olmazsa yukarı yönlü isteğin artmaya başlayacağını düşünüyoruz. Böyle bir durumda yukarıda ilk seviye olarak 63 doları hedefleyeceğiz. Bugün kademeli olarak uzun pozisyona geçmek için hazırlıklara başlayacağız.
Gümüşte yukarı yönlü hareketlilik dikkatimizi çekmeye devam ederken, altın tarafında da benzer bir hareketten söz etmek adına yukarıda 4,100 dolar seviyesinin üzerinde kapanış görmek isteyeceğiz. Aşağıdaki grafikten de görüleceği üzere, Bloomberg Emtia Endeksinin genelinde yeniden yükseliş isteğinin tırmandığını görüyoruz. Öte yandan, dört haftadır yükseliş isteği sergileyen lâkin bir türlü 65 bin dolar seviyesinin üzerine yerleşemeyen Bitcoin bu sabah 65,500 dolar seviyelerine kadar gelerek kıymetli metallerdeki yükselişe eşlik ettiğinin altını çizmek isteriz.
Yemen’deki İran destekli Husilerin Suudi Arabistan’a deniz ablukası ilan etmesi, ABD-İran savaşının Kızıldeniz’e yayılma riskini artırdı. Henüz Bab el-Mendep Boğazı’nın tamamen kapandığına dair bir bilgi bulunmazken, olası saldırılar veya sevkiyatların aksaması, Hürmüz Boğazı’ndaki kayıplara ek olarak küresel petrol arzı, navlun ve sigorta maliyetleri üzerinde baskı yaratabileceğini düşünüyoruz. Buna karşılık İran ile ABD arasında ateşkes arayışlarının sürmesi, petrol fiyatlarındaki ilk yükselişin sınırlı kalmasını sağladı. Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı dün gün boyu 86-91 dolar geniş bandında hareket ettikten bu sabah 88 dolar seviyelerinde dengelendiğini görüyoruz.
ABD borsaları dün geceyi yatay tamamlarken, yeni gün başlangıcında, Pasifik’in diğer ucunda iyimser bir seyir görüyoruz. Orta Doğu’da ateşkes için yürütülen arabuluculuk girişimlerinin yanı sıra petrol fiyatlarını bir aylık zirveden aşağı gevşemesiyle gösterge endeks Tokyo borsası %2,5 yükselirken, gözlerin üzerine çevrili olduğu ve dün %4,5 gerileyen Güney Kore borsası KOSPI bu sabah %4,5 yükseliş kaydetti. ABD borsalarının da vadeli işlemlerinde yükseliş isteği göze çarparken, Nasdaq vadelisinde %1 yükseliş dikkat çekiyor.
Jeopolitik riskler ve petrol fiyatlarındaki oynaklık yakından takip edilirken, piyasaların odağı ikinci çeyrek bilanço sezonuna çevrilmiş durumda. Bu hafta Alphabet, Tesla, Intel ve IBM başta olmak üzere teknoloji devlerinin açıklayacağı finansal sonuçlar, yıl boyunca yapay zekâ temasıyla yükselen piyasaların yönü açısından kritik önemle takip edilecektir. Alphabet’in yeni yapay zekâ çipleri geliştirdiğine yönelik haber akışı teknoloji sektörüne alım getirdi. Ancak beklentilerin oldukça yükseldiği mevcut ortamda, şirketlerin yalnızca kârlılık rakamları değil, gelecek döneme ilişkin verecekleri mesajlar da piyasalarda belirleyici olacaktır.
Avrupa siyasetinde ise İngiltere’de yeni dönem resmen başladı. İşçi Partisi lideri Keir Starmer’ın görevden ayrılmasının ardından başbakanlık koltuğuna oturan Manchester eski Belediye Başkanı Andy Burnham, son 10 yılda yedinci başbakan oldu. Siyasî istikrarsızlığa son verme sözü veren Burnham, 40 yılın en büyük değişimini hedefleyen yeni bir siyasi ve ekonomik model hazırlayacağını açıkladı. İlk aşamada hayat pahalılığı, konut sorunu ve zayıf ekonomik büyümeye odaklanacağını söylerken, piyasa fiyatlamasına bakarsak GBPUSD paritesi 3 gündür gerileyerek 1,3430 seviyelerine geri çekildi. İngiltere borsası FTSE100 de benzer bir şekilde günü %0,7 oranında düşüşle tamamladı. Bu arada dün gece saatlerinde, daha önce 2002-2007 yılları arasında Hazine’de görev yapan Savunma eski Bakanı John Healey’i maliye bakanı olarak atadı. Healey, yatırımcılar ve parlamenterler tarafından deneyimli ve güven veren bir isim olarak karşılandığını haber akışında okuyoruz. Bugün İngiltere piyasalarının Healey atamasını nasıl fiyatlayacağını takip edeceğiz.
TCMB, Piyasa Katılımcıları Anketi’nin Temmuz ayı sonuçlarına göre, sene sonu TÜFE beklentisi ve on iki ay sonrasına ilişkin beklenti hemen hemen önemli bir değişim göstermeden sırasıyla %29,21 ve %23,95 oldu. Sene sonu USDTRY kuru beklentisi 51,55 olurken, sene sonuna kadar katılımcılar TCMB’den 230 baz puan faiz indirimi beklerken (%37’den %34,70), Perşembe günü sonuçlanacak olağan PPK toplantısında ise faizlerin sabit tutulacağı tahmin ediliyor (bakınız grafik).
Türk mali piyasaları geçen hafta tahterevalli misali inişli çıkışlı bir seyir izlemişti. Küresel arenada cereyan eden olumsuzluklar ve iç siyasette artan endişeler ön plana çıkarken, NATO Zirvesi ardından yeşeren ABD yaptırımlarının kalkacağı beklentisi, S-400 ve F-35 meseleleri ön planda kalmaya devam etti. Dün BIST100 ana endeksi günü %0,7 oranında artışla tamamlarken, bankacılık endeksi %1,6 geriledi. USDTRY kuru kamunun kontrolünde 47,20 seviyelerine gelirken, yurt içi yerleşiklerin TL ilgisinin devam ettiğini görüyoruz. TCMB’nin Cuma valörlü işlemlerde 38 milyar dolar seviyesine yükselen net yabancı para pozisyonu, pazartesi valörlü işlemlerde -hafta sonu riski- 33,7 milyar dolar seviyesine geriledi. Altın fiyatlarının derleme etkisiyle rezervler üzerinde olumsuz etki doğurması, net pozisyon üzerinde baskı kuruyor. CDS risk primi uzun bir aradan sonra 220-230 baz puan seviyelerini terk ederek 240 baz puana yükseldi.
23. FIFA Dünya Kupası’nın finalinde İspanya, uzatma dakikalarında bulduğu golle Arjantin’i 1-0 mağlup ederek tarihindeki ikinci Dünya Kupası şampiyonluğunu kazandı. Maç boyunca oyunun kontrolünü elinde tutan İspanya, üstün futbolunu son bölümde skora yansıtmayı başarırken, bu zaferle şampiyonluk sayısını ikiye çıkararak Fransa ve Uruguay’ı yakaladı. Arjantin ise üç şampiyonlukta kaldı. Böylece Dünya Kupası tarihindeki denge de Avrupa lehine biraz daha bozuldu. Avrupa ülkeleri toplam 13, Güney Amerika temsilcileri ise 10 şampiyonluğa ulaştı. Turnuvanın ardından Paraguay ve Arjantin eleştirilen odağına yerleşti.
TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi
TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi – USDTRY ve TÜFE
Gümüş
Bloomberg Emtia Endeksi
Emre Değirmencioğlu
GÜNCEL
Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek
Yayınlanma:
22 saat önce|
21/07/2026Yazan:
BankaVitrini
İSO 500 Verileri Alarm Veriyor: Finansman Yükü Hafiflese de Sanayicinin Omuzundaki Baskı Sürüyor
İSO 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 verileri, Türkiye sanayisinin yüksek faiz ve sıkı para politikasının etkilerini hissetmeye devam ettiğini açık şekilde ortaya koyuyor. Finansman maliyetlerinde 2024 yılına kıyasla sınırlı bir iyileşme görülse de, şirket bilançoları üzerindeki baskı hâlâ tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde seyrediyor.
Hatırlanacağı üzere, 2024 yılında İSO 500 şirketlerinin finansman giderleri yalnızca %16 artmasına rağmen, faaliyet kârı %31,6 gerilemiş, bunun sonucunda finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %56,9’dan %96,6’ya yükselerek tarihi zirvelerden birine ulaşmıştı. Başka bir ifadeyle, sanayi şirketleri faaliyetlerinden elde ettikleri kârın neredeyse tamamını finansman giderlerine ayırmak zorunda kalmıştı.
2025 yılı verileri ise bu baskının kısmen hafiflediğini ancak sorunun henüz çözülemediğini gösteriyor.
Net satışlar 2025 yılında %27 artış gösterirken, finansman giderleri %38,1 gibi daha yüksek bir oranla artarak 854,7 milyar TL’ye ulaştı. Böylece finansman giderlerinin net satışlar içindeki payı %6’dan %6,6’ya yükseldi. Bu tablo, satış gelirleri artsa bile finansman maliyetlerinin daha hızlı büyüdüğünü ve şirketlerin önemli bir bölümünün büyüme performansını kredi maliyetleri nedeniyle bilançolarına yansıtamadığını ortaya koyuyor.
Olumlu tarafta ise faaliyet kârındaki toparlanma dikkat çekiyor. Faaliyet kârı 2025 yılında %57,1 artışla yaklaşık 1 trilyon TL’ye ulaşırken, finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %96,6’dan %84,9’a geriledi. Bu gelişme ilk bakışta önemli bir iyileşme gibi görünse de, tarihsel perspektiften bakıldığında tablo hâlâ endişe verici.
Çünkü 2015-2024 döneminde finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı ortalama %64,5 seviyesinde gerçekleşmişti. Buna göre 2025 yılında kaydedilen %84,9’luk oran, uzun dönem ortalamasının yaklaşık 20 puan üzerinde bulunuyor. Bu da sanayi şirketlerinin yüksek faiz ortamının yarattığı finansman baskısını hâlâ yoğun şekilde yaşamaya devam ettiğini gösteriyor.
Verilerin Verdiği Mesaj
İSO 500 sonuçları, para politikasındaki sıkılığın reel sektör üzerindeki etkisinin henüz sona ermediğine işaret ediyor. Faaliyet kârlılığındaki toparlanma olumlu olmakla birlikte, şirketlerin ürettiği katma değerin çok önemli bir kısmı finansman maliyetleri tarafından tüketilmeye devam ediyor.
Bu nedenle firmalar açısından önümüzdeki dönemde;
- işletme sermayesi yönetiminin güçlendirilmesi,
- nakit dönüş süresinin kısaltılması,
- borç vadesi ve faiz riskinin yeniden yapılandırılması,
- özkaynak finansmanının artırılması,
- verimlilik ve kârlılık odaklı üretim modellerine geçilmesi,
her zamankinden daha kritik hale geliyor.
Sonuç olarak, 2025 verileri finansman baskısının zirveden geri dönmeye başladığını gösterse de, sanayi sektörünün hâlâ tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde bir faiz yükü taşıdığını ortaya koyuyor. Bu görünüm, para politikasındaki normalleşmenin hızına bağlı olarak 2026 yılında finansman maliyetlerinin seyri açısından belirleyici olmaya devam edecek.
GÜNCEL
İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı
Yayınlanma:
1 gün önce|
21/07/2026Yazan:
BankaVitrini
İstanbul Sanayi Odası (İSO), haziran ayında açıkladığı 2025 yılı “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO 500)” araştırmasının ardından, İSO 500’e göre nispeten daha küçük ve orta ölçekli kuruluşları kapsayan “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO İkinci 500)” araştırmasının 2025 sonuçlarını da bugün kamuoyu ile paylaştı.
İSO İkinci 500 araştırması, her yıl olduğu gibi bu yıl da söz konusu kuruluşların karşı karşıya kaldığı ekonomik ve finansal koşulların yanı sıra ihracat, AR-GE ve teknoloji faaliyetleri açısından performanslarına ilişkin önemli sonuçlar ortaya koydu.
Hiç kuşkusuz bu sonuçları değerlendirirken dezenflasyon süreci ve zorlu küresel koşulların sanayi kuruluşlarımıza etkilerini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Zira 2025, sanayi firmalarının artan finansman maliyetleri, zayıflayan iç talep, kur ve maliyet dengesi, yatırım iştahındaki yavaşlama ve rekabet gücünü koruma ihtiyacı arasında zorlu bir denge kurmaya çalıştıkları bir yıl olarak tarihe geçti.
İSO İkinci 500’ün sıralama kriteri olan üretimden satışlar, 2024 yılında 1 trilyon 393 milyar lira iken 2025’te yüzde 25,7 artışla 1 trilyon 750 milyar liraya yükseldi. Söz konusu artış; 2020 sonrasındaki en düşük oran olarak dikkat çekti.
Buna karşılık 2025’te yüzde 25,4 olan yıllık ortalama Yurt İçi Üretici Fiyatları Endeksi (Yİ-ÜFE) ile arındırıldığında; üretimden satışların reel olarak binde 2 ile çok sınırlı bir artış kaydettiği görülüyor. Böylece 2022’de yüzde 10,4; 2023’te yüzde 5,2 ve 2024’te binde 1 olan üretimden satışlardaki reel düşüş eğilimi, İSO 500’de olduğu gibi İSO ikinci 500’de de üç yılın ardından çok ılımlı düzeyde de olsa artışa dönmüş bulunuyor.
İSO İkinci 500’ün en büyük üç şirketi
Üretimden satışlar baz alınarak yapılan 2025 yılı İSO İkinci 500 sıralamasına göre Teksan Jeneratör 5 milyar 317 milyon TL ile ilk sırayı aldı. Onu 5 milyar 308 milyon TL ile Norm Salihli Vida ve Cıvata takip ederken, Biska Tekstil 5 milyar 306 milyon TL ile üçüncü oldu.
2025 yılı İSO İkinci 500 sıralamasına üretimden satışları 5 milyar 317 milyon TL ile 2 milyar 220 milyon TL arasında kalan şirketler girebildi. İSO İkinci 500’ün 2024 yılı listesinde yer alan şirketlerin üretimden satışları 4 milyar 186 milyon TL ile 1 milyar 821 milyon TL bandında gerçekleşmişti.
2025 yılında 69 yeni kuruluş İSO İkinci 500 sıralamasında yer alma başarısı gösterdi. 26 kuruluş, 2024 araştırmasında İSO 500’de iken 2025’te İSO İkinci 500’e geriledi. 405 kuruluş ise son iki yılda da İSO İkinci 500 sıralamasında yer aldı.

Zorlu küresel talep koşullarına rağmen Türkiye’nin ihracatı 2025 yılında yüzde 4,4 artışla 273,2 milyar dolara yükselmiş; sanayi malları ihracatı ise yüzde 4,5 artarak 263,4 milyar dolara ulaşmıştı.
2025 yılında İSO 500’ün ihracatı yüzde 8,4 artışla 104,7 milyar dolara çıkarken, İSO İkinci 500’ün ihracatı yüzde 0,3 düşüş gösterdi ve 15,9 milyar dolar bandını aşamadı. Bu durum, İSO İkinci 500’ün yoğunlaşan küresel rekabet ortamında pazar payını korumakta ve genişletmekte zorlandığına işaret etti.

Bu gelişmeler sonucunda İSO İkinci 500’ün Türkiye sanayi ihracatı içindeki payı 2025 yılında 0,3 puan azalarak yüzde 6’ya geriledi.

2025 yılında uygulanan dezenflasyon politikaları ve dış pazarlardaki durgunluk satış gelirleri üzerinde baskı yaratırken, yüksek faiz oranları ve artan finansman yükleri, karlılık göstergelerini sınırlamaya devam etti. Buna karşılık, şirketlerin maliyet yönetiminde sağladığı göreli başarı, karlılığın ılımlı düzeyde de olsa korunmasında etkili oldu.
İSO 500’e benzer şekilde İSO İkinci 500’de de sanayi kuruluşlarının karları, 2024 yılındaki sert düşüşlerin ardından 2025’te güçlü nominal artışlar kaydetti. Ancak bu iyileşmede, 2024 yılı karlılık büyüklüklerinin oldukça düşük seviyelerde gerçekleşmesinin yarattığı baz etkisi belirleyici oldu. Bununla birlikte, 2025 yılında tüm karlılık rasyoları 2015-2024 ortalamasının altında kaldı.

2024’ten 2025’e İSO İkinci 500’ün faaliyet karı yüzde 35,4 oranında artarak 118 milyar liradan 160 milyar liraya yükseldi. Buna paralel olarak faaliyet karlılığı oranı da yüzde 7,3’ten yüzde 7,7’ye çıktı. Yine de söz konusu oran, son 10 yıl ortalaması olan yüzde 10,9’un oldukça altında kaldı.

Aynı dönemde İSO İkinci 500’ün vergi öncesi kar ve zarar toplamı yüzde 34 artışla 34 milyar liradan 46 milyar liraya çıktı. Vergi öncesi dönem karlılığı yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çok sınırlı bir artış gösterirken, bu oran da 2015-2024 ortalaması olan yüzde 6,6’ya göre çok daha düşük gerçekleşti.

Bir diğer önemli karlılık göstergesi olan faiz, amortisman ve vergi öncesi kar/zarar toplamı ise yüzde 28,8’lik artışla 205 milyar liradan 264 milyar liraya yükseldi. Buna karşılık FAVÖK karlılığı oranı 0,1 puan artışla yüzde 12,7’den yüzde 12,8’e yatay seyretti. Söz konusu oran da son 10 yıl ortalaması olan yüzde 14’ün altında seyretti.

2025’te karlardaki güçlü nominal artışlara rağmen İSO 500’de olduğu gibi İSO İkinci 500’de de zarar eden kuruluş sayısı yüksek kalmaya devam etti.
İSO İkinci 500’de vergi öncesi dönem karı/zararı büyüklüğüne göre; 2024’te 159 ile rekor seviyesine ulaşan zarar eden kuruluş sayısı, 2025’te ılımlı bir düşüşle 155’e geriledi. Ancak yine de bu sayı, 2008 küresel kriz yılından bu yana ikinci en yüksek değer olarak dikkat çekti.
Diğer taraftan, operasyonel karlılığı gösteren faiz, amortisman ve vergi öncesi kar/zarar büyüklüğünde ise zarar eden firma sayısı 3 adet azalarak 27’ye indi. Ancak bu rakam da 2013 sonrasındaki dönemin en yüksek ikinci seviyesinde gerçekleşti.

İSO İkinci 500’de karlılığın üretim faaliyeti dışı gelir ve giderlerden nasıl etkilendiğini yansıtan bu tablo incelendiğinde; 2023 ve 2024’ün ardından 2025 yılında da net kambiyo zararının oluştuğu görüldü.
Net kambiyo zararı geçen yıla göre 4 kat artarak 26 milyar TL’ye yükselirken, kambiyo zararı dışındaki diğer faaliyetlerden elde edilen net kar 55 milyar TL düzeyine çıktı.
Sonuçta 28 milyar TL’lik üretim faaliyeti dışı net gelir elde edilirken, bu rakamın net satışlara oranı da yüzde 0,9’dan yüzde 1,4’e yükseldi.
Üretim faaliyeti dışı gelir ve giderler içerisinde faiz, temettü, iştirak gelirleri, menkul kıymet ve duran varlık satışları, komisyon vb. gibi birçok kalem yer alıyor.

Finansman giderleri geçmiş yıllarda olduğu gibi 2025’te de hem İSO 500’de hem de İSO İkinci 500’de sanayi kuruluşlarının karlılıklarında temel belirleyicilerden biri olmayı sürdürdü.
İSO İkinci 500’ün finansman giderleri yüzde 45,2 oranında artarak 138 milyar TL’ye yükseldi. Aynı yılda faaliyet karı ise yüzde 35,4 artışla 160 milyar TL’ye yaklaştı. Böylece finansman giderlerinin faaliyet karına oranı 5,8 puan daha artarak yüzde 86,7’ye yükseldi.
Bu oranın 2015-2024 ortalamasının yüzde 47,3 olduğu düşünüldüğünde, yıllardan beri hep işaret edildiği üzere sanayiciler ana faaliyetlerinden elde ettiği karın çok büyük bir bölümünü finansman giderlerine ayırma gerçeğinden uzaklaşamadı.

Bilindiği üzere, yaklaşık 20 yıl aradan sonra uygulanan enflasyon muhasebesi nedeniyle 2023 yılında özkaynaklar ve aktifler başta olmak üzere bilanço göstergeleri önemli artışlar kaydederken, 2024 yılında bu etki çok daha sınırlı gerçekleşmişti.
2025’te ise karlılığın düşük seyrini koruması ve enflasyon muhasebesinin uygulanmamasının da etkisiyle özkaynaklardaki artışın sınırlı kaldığı görülüyor.
Verilere bakıldığında; İSO İkinci 500’de aktif tarafta dönen varlıklar yüzde 36,8; duran varlıklar yüzde 22,6 oranında büyüdü. Böylece aktif toplamındaki artış yüzde 29,9 olarak gerçekleşti.
Pasif tarafta ise özkaynaklar yüzde 13,3 ile sınırlı bir artış gösterirken, toplam borçlardaki artış yüzde 50,2 ile çok daha yüksek seyretti.

İSO İkinci 500 borç ve özkaynakların dağılımı açısından da çarpıcı veriler sunuyor.
Hatırlatmak gerekirse, 2023’te uygulanan enflasyon düzeltmesi, İSO İkinci 500’ün kaynak yapısını esas itibarıyla özkaynaklar üzerinden etkilemiş ve kaynak dağılımını iyileştirici rol oynamıştı. 2024’te de özkaynakların payı hafif bir artış göstermişti.
2025’te ise durum tersine dönmüş ve borçların aktifler içindeki payı 7 puanlık artışla yüzde 51,8’e yükselirken, özkaynakların payı yüzde 48,2’ye gerilemiş bulunuyor.
Zayıf seyreden karlılık performansı özkaynak artışını sınırlarken, hızlı borçlanma eğiliminin sürmesi nedeniyle kaynak yapısı yeniden hafif borç ağırlıklı hale gelmiş gözüküyor.

İSO İkinci 500’de 2024 yılında yüzde 32,2 artan toplam borçlar, 2025’te yüzde 50,2 ile daha hızlı büyüdü.
Alt kalemler incelendiğinde; 2024 yılında yüzde 45,1 olan mali borçlardaki artış, 2025 yılında yüzde 52,1’e yükseldi. Diğer borçlar ise 2024 yılındaki yüzde 20,6’lık sınırlı artışın ardından 2025’te yüzde 48,2 ile daha hızlı bir artış gösterdi. Böylece 2021-2023 döneminin aksine, 2024 ve 2025 yıllarında mali borçlar diğer borçların üzerinde büyüdü.
2025’te tüm borçlanma türlerinde artışın hızlanması, kredi maliyetlerindeki yükselişe rağmen nispeten daha küçük ve orta ölçekli kuruluşların finansal ihtiyaçlarını karşılamak için daha fazla borçlanmak zorunda kaldığına işaret etti.

Borçların vadelerine göre gelişiminde ise uzun vadeli mali borçların kısa vadelilere göre daha hızlı artmasının etkisiyle kısa vadeli mali borçların toplam mali borçlar içindeki payı üst üste üçüncü yıl azalarak 2025’te yüzde 54’e geriledi.
Buna rağmen, İSO İkinci 500’ün borç stoku kısa vade ağırlıklı yapısını korudu ve kısa vadeli mali borçların payı 2022 öncesine göre yüksek kalmaya devam etti.

Sanayicilerin uzun yıllardır dile getirdiği ve makul bir çözüm bulunması noktasında çeşitli öneriler sunduğu devreden KDV alacakları sorunu, gerek İSO 500’de gerekse İSO İkinci 500’de hala devam ediyor.
Hatırlanacağı üzere devreden KDV yükü, İSO 500 için 2025 yılında yüzde 42,1 artışla 120 milyar TL’nin üzerine çıkmıştı. İSO İkinci 500’de de devreden KDV bir önceki yıla göre yüzde 25,2 oranında artarak 22 milyar TL’ye yaklaşmış durumda.
Sanayiciler bu döngüyü uzun zamandır devlete sıfır faiz ve sonsuz vade ile borç verilmesi olarak nitelendiriyor. Özellikle finansmana erişimin zorlaştığı, finansman maliyetlerinin yüksek seyrettiği ve firmaların işletme sermayesine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu mevcut ekonomik koşullarda, sanayiciler açısından önemli bir kaynağın devreden KDV yoluyla sistem içinde kilitli kalmaya devam ettiği görülüyor.
Sanayimizin rekabet gücünü desteklemek ve işletmelerimizin finansman imkanlarını güçlendirmek için devreden KDV yükünün azaltılmasına yönelik somut ve kalıcı adımların hayata geçirilmesi gerekiyor.
İSO İkinci 500’ün dikkat çeken bir başka göstergesi de teknoloji yoğunluklarına göre yaratılan katma değer dağılımı. Bu verilere bakıldığında, 2013’ten bu yana olduğu gibi 2025 yılında da yaratılan katma değer itibarıyla en yüksek payın yüzde 40,8 ile düşük teknoloji yoğunluklu sanayilere ait olduğu görülüyor. Ancak bu grubun payı geçen yıla göre 0,2 puan düşüş gösterdi.
Aynı yılda orta-düşük teknoloji yoğunluklu sanayilerin payı 0,6 puan azalışla yüzde 27,1’e; orta-yüksek teknoloji yoğunluklu sanayilerin payı ise 0,8 puan azalışla yüzde 27,2’ye gerilemiş durumda.
Buna karşılık yüksek teknoloji yoğunluklu sanayiler grubunun payı ise yüzde 3,3’ten yüzde 4,9’a çıkmış ve 2015 sonrasındaki en yüksek düzeyine ulaşmış bulunuyor.
Bu veriler, özellikle orta-yüksek ve yüksek teknoloji yoğunluklu sanayilerin toplam payının 2024’te yüzde 31,3 iken, 2025’te 0,8 puan daha artarak yüzde 32,1 ile rekor seviyesine çıktığına işaret ediyor.
Öte yandan, küresel rekabetin geleceğine dijitalleşme ve yeşil dönüşümün damga vuracağı gerçeği göz önüne alındığında, ulaşılan noktanın yeterli olmadığı ve sanayi sektörünün bu alana daha fazla odaklanması gerektiği görülüyor.

Sanayi kesiminin rekabetçiliği için AR-GE faaliyetleri hayati önemini korusa da İSO İkinci 500’de 2024’teki yükselişin ardından 2025’te AR-GE harcaması yapan kuruluş sayısı 238’den 229’a gerilemiş bulunuyor.

İSO İkinci 500’ün 2024 yılında 8,6 milyar TL olan toplam AR-GE harcamalarının ise 2025’te yüzde 16’lık sınırlı bir artışla 10 milyar TL’ye yükseldiği görülüyor. Buna paralel olarak, AR-GE harcamalarının üretimden satışlara oranı da yüzde 0,62’den yüzde 0,57’ye gerileyerek hafif bir ivme kaybına işaret ediyor.
Söz konusu veriler, İSO İkinci 500’ün bu alana kaynak ayırmakta zorlandığını gösteriyor. Bu durum, üretim kapasitesini korumanın tek başına yeterli olmadığını, uluslararası pazarlarda rekabet gücünü artıracak, verimliliği yükseltecek ve yüksek katma değer yaratacak dönüşüm adımlarının desteklenmesinin önemini bir kez daha teyit ediyor.
2025 yılında İSO İkinci 500 istihdamının yüzde 2,2 düşüşle 285 bin kişiye gerilediği görülüyor. İstihdamdaki düşüş, hem özel hem de kamu kuruluşlarında gerçekleşmiş bulunuyor.
Aynı yılda tam istihkak olarak ödenen brüt maaş ve ücretler yüzde 37,3 oranında artarken, bu artış yüzde 2,2’lik istihdam düşüşü ile birlikte değerlendirildiğinde, çalışan başına ödenen brüt maaş ve ücretlerdeki artış yüzde 40,4’e çıkıyor.

Sermayenin tabana yayılması, kurumsallaşmanın güçlenmesi ve sanayi şirketlerinin finansman kaynaklarını çeşitlendirmesi açısından halka arzlar önemli fırsatlar sunuyor.
İSO İkinci 500 şirketleri bu açıdan incelendiğinde, halka açık kuruluş sayısında son yıllarda dikkat çekici bir ivme görülüyor. İSO İkinci 500’de halka açık kuruluşların sayısı 2017-2022 arasında iniş çıkışlı bir seyir izledikten sonra son üç yıldır artış eğilimi gösteriyor. 2023’te 30, 2024’te 39 olan halka açık kuruluş sayısı 2025’te 4 adet daha artarak 43 ile en yüksek düzeyine ulaşmış bulunuyor.
Sanayi şirketlerimizin sermaye piyasalarına ilgisinin artması ve finansman yapılarının çeşitlenmesi açısından umut verici olan bu eğilimin gelecek dönemde de güçlenerek devam etmesi önem taşıyor.

İSO İkinci 500’de yabancı sermaye paylı kuruluşların sayısında 2018-2021 arasında yaşanan artış eğilimi, 2022’den itibaren tersine dönmüş gözüküyor. 2024’teki yatay seyrin ardından yabancı sermaye paylı kuruluşların sayısı, 2025’te 5 adet daha azalarak 62’ye gerilemiş durumda.
Yabancı sermaye paylı kuruluşların sayısındaki gelişmeler, firmaların sermaye yapılarındaki değişimlerin yanı sıra İSO 500 ile İSO İkinci 500 arasındaki geçişlerden de etkileniyor.

İSO İkinci 500’de yer alan kuruluşlar bağlı oldukları oda bilgilerine göre değerlendirildiğinde; sanayinin bölgesel dağılımında Anadolu lehine gelişen eğilimin devam ettiği görülüyor. Bu tablo, Türkiye sanayisinin üretim gücünün giderek daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını ve Anadolu’daki sanayi merkezlerinin İSO İkinci 500 içindeki ağırlığının arttığını göstermesi bakımından oldukça önemli.
Son yıllardaki düşüş eğilimine rağmen İstanbul Sanayi Odası, 2025’te İSO İkinci 500 içindeki üye sayısını 9 adet artırarak 144 kuruluş ile sıralamada en büyük paya sahip olmayı sürdürdü. Bu durum, İstanbul’un sanayi üretimi, ölçek, kurumsal kapasite ve rekabet gücü açısından merkezi konumunu koruduğunu gösteriyor.
İstanbul’u 36 şirket ile Ege Bölgesi Sanayi Odası izlerken, Kocaeli 34, Gaziantep 33, Bursa 23, Ankara 20 şirket ile üst sıralarda yer aldı. Bu odaların tümünde İSO İkinci 500 içinde yer alan üye sayılarının geçen yıla göre düşmesi dikkat çekti. Konya, Kayseri ve Adana Sanayi Odası’nın üye sayısı ise artış gösterdi.

İSO İkinci 500’ün, İSO tarafından oluşturulmuş olan 10’lu sektör gruplandırmasına göre dağılımına bakıldığında, 2025’te firmaların yaklaşık yüzde 62’sinin 4 sektör grubunda toplandığı görülüyor. Söz konusu dört sektör, üretimden net satışların da yaklaşık yüzde 62’sini gerçekleştiriyor.
Sayısal olarak bakıldığında; ilk sırada 107 firma ile “gıda ürünleri sanayi” yer alırken, bu sektörü 76 firma ile “kimyasal ürünler, plastik ve kauçuk ürünleri sanayi”, 70 firma ile “ana metaller ve makine imalat sanayi”, 56 firma ile “tekstil ürünleri sanayi” takip ediyor. 2024’e göre ilk iki sırada yer alan sektörlerde firma sayısı hemen hemen aynı kalırken, ana metal ve makine sektörü firmalarının 9 adet arttığı, tekstil firmalarının ise 12 adet azaldığı görülüyor.
Diğer taraftan, sektörlerin üretimden satışlar içindeki paylarına bakıldığında da geçen yıla göre ilk üç sektörün payı artarken dördüncü sıradaki tekstil sektörünün payı 2,1 puan azalmış durumda. Söz konusu azalış, emek-yoğun geleneksel sanayi sektörlerimizdeki zorlanmayı işaret etmesi açısından önemli.

2025 yılı İSO İkinci 500 sıralamasında üretimden net satışlar büyüklüğüne göre ilk 10 şirketin sıralaması tablodaki gibi gerçekleşti. Buna göre İSO İkinci 500’de ilk sırayı 5 milyar 317 milyon liralık üretimden satışlar tutarı ile “Teksan Jeneratör Elektrik San. ve Tic. A.Ş.” aldı. Bu kuruluş 2024 yılında İSO 500’ün 496. sırasında yer alıyordu.
Bu firmanın hemen ardından ikinci sırada 5 milyar 308 milyon liraya yaklaşan üretimden satışları ile “Norm Salihli Vida ve Cıvata Makine San. ve Tic. A.Ş.” bulunuyor. Norm Salihli, 2024 yılında İSO İkinci 500 içerisinde 31. sıradaydı.
Üçüncü sırada yer alan kuruluş ise 5 milyar 306 milyon lira civarındaki üretimden satışları ile “Biska Tekstil San. ve Tic. A.Ş.” oldu. Bu kuruluş da 2024 yılında İSO İkinci 500’de 20. sırada yer almıştı.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.038)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.521)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Dünya Kupası'nda devlerin savaşında muazzam ekonomik başarı 19/07/2026
- Merz'den kapsamlı kabine değişikliği mesajı 19/07/2026
- Dr. Can Fuat Gürlesel hayatını kaybetti 19/07/2026
- MÜSİAD Başkanı Özdemir, yılın ikinci yarısına ilişkin beklentilerini açıkladı 19/07/2026
- Trump'tan İran'ın mutabakat açıklamasına yanıt 19/07/2026
- Engelli araç ithal işlemlerinde randevu sistemi geliyor 19/07/2026
- Elektrikli araç şarj hizmetlerinde büyük artış 19/07/2026
- İran'dan Kuveyt'teki ABD hedeflerine saldırı 19/07/2026
- Ekonomi ve siyaset gündemi - 19 Temmuz 2026 19/07/2026
- ABD'den ölen askerleri için misilleme saldırısı 19/07/2026
SON YAZILAR
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
- Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın 18/07/2026
- Yurt Dışı Eğitim mağdurları: Chargeback ile Para İadesi Alabilir 18/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu




