İhracatçı şirketlerin en önemli finansman kararlarından biri; reeskont kredisi mi yoksa döviz kredisi mi kullanılması gerektiğidir.
İlk bakışta karar oldukça kolay gibi görünür.
Bir tarafta yaklaşık %21 basit faizli reeskont kredisi, diğer tarafta ise %8 faiz + %1 KKDF ile yaklaşık %9 maliyetli USD kredisi bulunmaktadır.
Doğal olarak birçok şirket ilk değerlendirmede döviz kredisinin çok daha ucuz olduğu sonucuna varmaktadır.
Ancak finansmanda görünen faiz ile gerçek maliyet her zaman aynı değildir.
Reeskont kredilerinde faiz peşin tahsil edildiğinden, firmanın eline geçen net tutar daha düşük olmakta ve bu nedenle kredinin efektif (bileşik) yıllık maliyeti yaklaşık %26,6 seviyesine ulaşmaktadır.
Peki bu durumda döviz kredisi her zaman daha mı avantajlıdır?
Hayır.
Çünkü döviz kredilerinde asıl maliyet yalnızca faiz değildir.
Toplam finansman maliyeti;
- Döviz kredi faizi,
- KKDF ve diğer maliyetler,
- Kur farkı
olmak üzere üç temel unsurdan oluşmaktadır.
Dolayısıyla şirketlerin sadece kredi faiz oranına bakmaları doğru bir yaklaşım değildir.
Asıl değerlendirilmesi gereken gösterge, kredi vadesi sonunda oluşacak toplam TL finansman maliyetidir.
Yapılan hesaplamalara göre;
Yıllık kur artışı yaklaşık %17,6 seviyesini geçtiğinde USD kredisi ile reeskont kredisi başabaş noktasına gelmektedir.
Bu seviyenin üzerindeki kur artışlarında ise döviz kredisi giderek pahalılaşırken, reeskont kredisinin maliyet avantajı belirgin şekilde artmaktadır.
Örneğin;
- Kur artışı %10 seviyesinde kalırsa döviz kredisi daha avantajlı olabilir.
- Kur artışı %20 seviyesine çıkarsa reeskont kredisi öne geçmeye başlar.
- Kur artışının %25-30 bandına ulaştığı dönemlerde ise reeskont kredisi ihracatçı açısından ciddi bir finansman avantajı yaratabilir.
Ancak reeskont kredisinin göz ardı edilmemesi gereken önemli bir yükümlülüğü bulunmaktadır.
İhracat Taahhüdü Riski
Reeskont kredisi kullanan firmalar belirlenen süre içerisinde ihracat taahhüdünü yerine getirmek zorundadır.
Eğer;
- ihracat gerçekleşmez,
- sipariş iptal olur,
- teslimatlar gecikir,
- tahsilat sorunları yaşanır
ise firma yalnızca finansman maliyetiyle değil, aynı zamanda taahhüdün yerine getirilememesinden kaynaklanan yaptırımlarla da karşı karşıya kalabilir.
Bu nedenle reeskont kredisi sadece düşük maliyetli bir kredi olarak değil;
ihracat performansına bağlı stratejik bir finansman ürünü olarak değerlendirilmelidir.
Sonuç
Reeskont kredisi ile döviz kredisi arasındaki tercih yapılırken yalnızca faiz oranlarına bakmak yanıltıcı olabilir.
Karar verilirken birlikte değerlendirilmesi gereken temel kriterler şunlardır:
- Beklenen kur artışı,
- Faizin efektif maliyeti,
- Şirketin döviz gelirleri,
- İhracat taahhüdünü yerine getirme kapasitesi,
- Nakit akışı ve vade yapısı.
Özetle;
Kur artışının düşük kalacağı öngörülüyorsa döviz kredisi avantaj sağlayabilir.
Ancak Türk Lirası’nın yıllık değer kaybının yaklaşık %17,6’nın üzerine çıkmasının beklendiği dönemlerde, reeskont kredisi toplam finansman maliyeti açısından daha avantajlı hale gelmektedir.
Bununla birlikte, reeskont kredisinin sağladığı maliyet avantajı; ihracat taahhüdü yükümlülüğü ve operasyonel riskler birlikte değerlendirilerek analiz edilmelidir.
Son söz: Başarılı finans yöneticileri yalnızca “faiz oranına” bakmaz; faiz + kur farkı + nakit akışı + taahhüt riskini birlikte analiz ederek en düşük toplam finansman maliyetini hedefler. Bu nedenle doğru soru “Hangi kredi daha ucuz?” değil, “Şirketimin toplam finansman maliyeti hangi senaryoda daha düşük olacak?” sorusudur.
Onur ÇELİK