Connect with us

EKONOMİ

Ekonomi bülten

Yayınlanma:

|

  • TÜİK’in nihai verilerine göre, Nisan ayı dış ticaret açığı 3.1 milyar dolar oldu. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ihracat aylık %3.5 oranında artarak tarihi yüksek seviyeye ulaştı. Ticaret açığındaki düşüşle beraber cari açıktaki daralma Nisan’da sürecek.
  • 2021-1. Çeyrek GSYH verileri bugün 10.00’da yayımlanacak. GSYH’nin yıllık bazda %7, çeyreklik bazda ise %2.3 ile güçlü bir büyüme kaydetmesini bekliyoruz. Reuters anketine göre yıllık bazlı büyüme için piyasa beklentisi %6.7 oldu.
  • Bu hafta Mayıs ayına dair, yurtiçinde enflasyon verileri, imalat sanayi PMI ve öncü dış ticaret verileri, ABD’de ISM endeksleri ve tarım dışı istihdam, Euro Bölgesinde ise öncü TÜFE verileri önemli olacak. Ayrıca Cuma gecesi Moody’s Türkiye’nin kredi notu değerlendirmesini yayımlayacak.
  • S&P, Türkiye’nin B+ olan kredi notu ve durağan olan not görünümünde değişiklik yapmadı. Bu not yatırım yapılabilir seviyenin dört kademe altında bulunuyor

Cari açıktaki daralma Nisan’da sürecek
TÜİK’in nihai verilerine göre, Nisan ayı dış ticaret açığı 3.1 milyar dolar oldu. Yıllık %109.2 oranında artan ihracat 18.8 milyar dolara, %61.1 oranında artan ithalat 21.8 milyar dolara geldi. Yıllık artış oranlarının çok yüksek olması, geçen yılın aynı ayında pandeminin etkisiyle yaşanan düşüşe bağlı baz etkisinden kaynaklandı. Dış ticaret açığı geçen yılın aynı ayına göre 1.5 milyar dolar daraldı. Altın ithalatının azalması dengeyi olumlu, enerji ithalatının artması olumsuz etkilerken, altın ve enerji dışı dış ticaret açığı da 2.4 milyar dolar daraldı. Bu sonuçlarla, 12 ay birikimli dış ticaret açığı 47.9 milyar
dolardan 46.4 milyar dolara, altın ve enerji hariç 12 ay birikimli dış ticaret açığı 4.8 milyar dolardan 2.4 milyar dolara geriledi. (Grafik 1) Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ihracat aylık %3.5 oranında artarken, ithalat%3.7 oranında azaldı. Böylece aylık ihracat yükseliş eğilimini koruyarak tarihi yüksek seviyesine ulaştı. İthalat tarafında ise önceki aya göre düşüş olmakla birlikte, ithalatın

seviyesi hala yüksek durumda bulunuyor. Veriler dış talebin oldukça güçlü olduğunu, iç talepte ise ivme kaybının başladığını gösteriyor. (Grafik 2) Nisan ayı ticaret ve turizm verileri cari açığın 2 milyar dolar civarında olacağına işaret ediyor. Bu durumda Mart’ta 36.2 milyar dolar olan 12 ay birikimli cari işlemler açığı, Nisan ayında 33 milyar dolar civarına gerileyecek. Finansal koşullardaki sıkılaşma, ihracattaki
artış eğilimi ve baz etkisiyle önümüzdeki dönemde düşüş eğiliminin sürmesini bekliyoruz. Bununla beraber düşüş hızı, pandeminin seyrine göre turizm gelirlerinin seyrine bağlı olacak. Turizm gelirlerinin yaz aylarında geçen seneye göre toparlanacağı varsayımıyla, 2021 yılı cari işlemler açığı tahminimizi 23.5 milyar dolar (GSYH’nin %3.1’i) olarak koruyoruz.
Haftanın veri gündemi
2021-1. Çeyrek GSYH verileri bugün 10.00’da yayımlanacak. Sanayi üretimi ve enflasyondan arındırılmış toplam ciro endeksleri, 4. çeyrek genelinde ekonomik aktivitedeki artışın yıllık bazda hızlandığına işaret ediyor. Buna göre GSYH büyümesinin 2020-4. çeyrekteki %5.9 oranından %7’ye yükselmesini bekliyoruz. Bu oran, mevsim ve takvim etkileri arındırılmış GSYH’de çeyreklik bazda %2.3’lük güçlü bir artışa karşılık geliyor. Reuters anketine göre yıllık bazlı büyüme için piyasa beklentisi ise %6.7 seviyesindedir. Nisan-Mayıs aylarındaki öncü göstergeler, pandemiye yönelik kapanma önlemleri, finansal koşullardaki sıkışma ve arz yönlü aksaklıklar ekonomik aktivitenin yavaşladığına işaret ediyor. Bu gelişmenin ikinci çeyrek boyunca devam etmesini bekliyoruz. Ancak geçen seneki sert daralmanın yarattığı baz etkisi nedeniyle, yıllık GSYH büyüme oranı ikinci çeyrekte çift haneli olacaktır. Bu gelişmelere göre, 2021 yılı
GSYH büyümesinin %5.5 olan mevcut tahminimizden yüksek gelme ihtimalinin güçlendiğini düşünüyoruz.
Mayıs ayı İTO İstanbul enflasyonu yarın, TÜİK enflasyon verileri Perşembe günü açıklanacak. Mayıs ayında TÜFE’nin aylık %1.3 artacağını, Nisan ayında %17.1 olan yıllık enflasyonun sabit kalacağını tahmin ediyoruz. ÜFE’de ise aylık %3.3 ile güçlü artış eğiliminin sürmesini, yıllık üretici enflasyonun %35.2’den %37.5’e yükselmesini bekliyoruz. Foreks anketine göre aylık TÜFE enflasyonu için medyan piyasa beklentisi %1.5 ile biraz daha yüksek seviyede oluştu. Türk-İş’in gıda fiyatlarına dair aylık
araştırması ve gözlemlerimiz, sebze ve meyve fiyatları kaynaklı olarak yıllık gıda enflasyonun %17’den 0.5 puan kadar aşağıya geleceğine işaret ediyor. Enerji fiyatlarında akaryakıttaki ÖTV zammının etkisiyle aylık %1.3 oranında artış hesaplıyoruz.

Fakat bu oran geçen seneki aylık oranın altında olduğundan, Nisan’da %18.4 olan yıllık enerji enflasyonu 1 puana yakın düşecek. Kapama tedbirlerinden etkilenen sektörlerde (özellikle hizmetlerde), birim maliyetler yükselse de azalan talep ve veri derleme ile ilgili sorunlar, fiyatları geçici olarak baskılayabilir. Fakat döviz kuru ve emtia fiyatlarındaki artışın temel mal fiyatlarına yansıması sebebiyle, çekirdek göstergelerdeki yüksek eğilimin sürmesini ve geçen ay %17.8 olan C endeksine göre yıllık enflasyonun %18’in üzerine yükselmesini bekliyoruz.
Önümüzdeki aylarda da enflasyonist baskıların devam edeceğini düşünüyoruz. Akaryakıtta Mayıs’ta yapılan ÖTV zammı etkisini büyük oranda Haziran’da gösterecek. Ayrıca, geçici vergi indirimlerini sonlandırılması da fiyatları yukarı yönde baskılayabilir. Geçen sene Temmuz ayında pandemiden etkilenen birçok sektörde KDV oranlarında geçici indirim yapılmıştı. TCMB’nin 2020-4. Çeyrek Enflasyon Raporu’nda verdiği bilgiye göre, 31 Mayıs’ta süresi dolan indirimler enflasyonu yaklaşık 1 puan aşağı çekmişti. Ek bir uzatma yapılmadığı takdirde önümüzdeki dönemde, yapılırsa da sonraki
dönemde buradan enflasyona olumsuz bir etki gelebilir. Bunun yanında emtia fiyatları ve döviz kurlarındaki artışın sürmesini de dikkate alarak, %14 olan yıl sonu tahminimizde risklerin yukarı yönlü olduğunu düşünüyoruz.
Bu hafta Mayıs ayına dair göstergelerden ayrıca, yurtiçinde imalat sanayi PMI ve öncü dış ticaret verileri, ABD’de ISM endeksleri ve tarım dışı istihdam, Euro Bölgesinde ise öncü TÜFE verileri önemli olacak. ABD’de ISM endeksleri Nisan’da imalat sektöründe 60.7 ve imalat dışında 62.7 değerini almıştı. Endekslerin bu seviyelerde kalarak güçlü görünümü sürdürmesi bekleniyor. Geçen ay 266 bin ile piyasa
beklentisinin çok altında artan tarım dışı istihdamın, bu ay 621 bin artması ve işsizlik oranının %6.1’den %5.9’a düşmesi bekleniyor. Euro Bölgesinde ise TÜFE enflasyonunun Nisan’daki yıllık %1.6 oranından %1.9’a yükseleceği tahmin ediliyor.
Cuma gecesi ise Moody’s Türkiye’nin kredi notu değerlendirmesini yayımlayacak. Moody’s Türkiye’nin kredi notunu B2 ile yatırım yapılabilir seviyenin 5 kademe altında değerlendiriyor ve notun görünümü de negatif. Bu not, S&P’ye bir kademe, Fitch’e göre ise iki kademe düşüktür

Piyasalarda bugün
S&P, Türkiye’nin kredi notu ve görünümüne ilişkin geçen Cuma günü için belirlenen güncelleme tarihinde, yeni bir rapor yayınlamadı. S&P, halihazırda Türkiye’nin döviz cinsi uzun vadeli kredi notunu B+, kredi notu görünümünü ise durağan olarak değerlendiriyor. Bu not yatırım yapılabilir seviyenin dört kademe altında bulunuyor. S&P Türkiye için bir sonraki değerlendirmesini 22 Ekim tarihinde yapacak.
ABD’de Cuma açıklanan çekirdek tüketim harcamaları enflasyonu aylık %0.7 oranı ile %0.6 olan piyasa beklentisinin hafifçe üzerinde gerçekleşti. Yıllık enflasyon oranı ise %1.9’dan %3.1’e yükseldi. S&P 500 endeksi Cuma günü %0.1 oranında yükseldi. VIX endeksi sınırlı bir değişimle 16.8’e geldi. Önceki gün bütçe harcamalarında artış beklentisiyle yükselen 10 yıllık ABD tahvil faizi tekrar gerileyerek %1.62 seviyelerinden %1.58’e indi. EUR/USD ABD’deki veri açıklamasından sonra aşağı yönde dalgalansa da
sonra geri geldi ve bu sabah 1.22 seviyelerinde başladı. Brent petrol fiyatı 69 dolar seviyelerinde seyretti. Ons altın fiyatı 1900 dolar seviyesinin civarında kaldı. Çin’de resmi imalat sanayi PMI önceki ayki 51.1 değerinden bu ay 51’e geldi. Verinin ardından Asya ve Pasifik hisse senedi endeksleri bugün karışık seyretti. TL üzerindeki değer kaybı baskısı sürerken, USD/TL günü 8.60 seviyelerini test ettikten
sonra bu sabah 8.59 seviyelerinde başladı. 5 yıllık Türkiye CDS primi 8 baz puan artarak 409 baz puan oldu. 2 yıllık tahvil faizi ise 23 baz puan artışla %18.61’e yükseldi.

Not : Bu rapor, QNB Finansbank Hazine Bölümü ekonomistleri tarafından müşterilerini bilgilendirmek amacıyla düzenlenmiştir. Raporun QNB Finansbank ile ilişkili bir kuruluşun müşterisi tarafından kullanılabilirliği, alan kişi ve bu kuruluş arasındaki akdi ilişkiye tabi olacaktır. Bu raporda sunulan bilgi, yorum ve tavsiyeler raporu hazırlayanların görüşlerini yansıtmakta olup yatırım danışmanlığı hizmeti kapsamında değildir. Mali durum ile risk ve getiri tercihlerinin çeşitliliğini göz önünde bulundurunca sadece bu raporda yer alan görüşlere dayanarak verilecek yatırım kararları beklentilere uygun sonuçlar doğurmayabilir. Bu rapordaki bilgilerin derlenmesinde güvenilirliğine inanılan sağlam kaynaklardan faydalanılmıştır; ancak bilgilerin doğruluğu bağımsız olarak teyit edilmemiştir. QNB Finansbank bilgilerin doğruluğu ve bütünlüğü konusunda garanti vermemekte ve doğabilecek hatalarda sorumluluk üstlenmemektedir. Raporda sunulan bilgiler üzerinde önceden belirtilmeksizin değişiklik yapma hakkı saklıdır. QNB Finansbank ve ilişkili kuruluşlar ile bu kurumlarda çalışan personel araştırma raporlarında sözü edilen menkul kıymetlere yatırım yapabilir ve zaman içerisinde pozisyonlarını değiştirebilir. Bu raporda yer alan bilgilerin bir kısmı ya da tamamının kopyası çıkarılamaz ya da dağıtılamaz.

Kaynak : QNBFinansbank Sabah Bülteni

Okumaya devam et

EKONOMİ

Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?

Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi

Yayınlanma:

|

Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri

Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.

Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.

Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.

Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?

Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?

Ruj Etkisi Nedir?

“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;

  • otomobil,
  • konut,
  • beyaz eşya,
  • tatil,
  • lüks saat,
  • mücevher

gibi pahalı harcamalarını azaltırken,

kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.

Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”

Bu nedenle;

  • ruj,
  • parfüm,
  • cilt bakım ürünleri,
  • kaliteli kahve,
  • küçük teknolojik aksesuarlar,
  • markalı ayakkabı,
  • premium çikolata

gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.

Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?

Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.

Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.

Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”

Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.

Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?

İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.

1. Kontrol Hissi

Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.

İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.

Örneğin;

  • yeni bir ruj almak
  • kaliteli kahve içmek
  • saçını yaptırmak

kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.

2. Kendini Ödüllendirme

Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.

Fakat bütçe sınırlıdır.

Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.

3. Moral Koruma

Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.

Küçük lüksler;

  • umut,
  • motivasyon,
  • özgüven

üretmeye yardımcı olur.

Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?

Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:

Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”

Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”

İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.

Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.

Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler

ABD (2001)

Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.

Lüks otomobil satışları düştü.

ABD (2008 Finans Krizi)

Birçok araştırmada;

  • uygun fiyatlı kozmetik,
  • kahve zincirleri,
  • hızlı moda ürünleri

güçlü satış gerçekleştirdi.

Güney Kore (1997 Asya Krizi)

Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.

Japonya

Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.

Brezilya

Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.

Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?

Aslında evet.

Türkiye’de son yıllarda;

  • kozmetik,
  • kişisel bakım,
  • kahve zincirleri,
  • premium kahve,
  • online yemek,
  • dijital abonelik,
  • küçük teknolojik ürünler

birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.

Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,

ancak;

  • kaliteli kahve içmeye,
  • kişisel bakım ürünlerine,
  • küçük elektroniklere,
  • kozmetiğe

harcama yapmaya devam etti.

Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.

Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?

En belirgin olarak;

✔ şehirleşmiş toplumlarda

✔ orta gelir grubunda

✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde

✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde

✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda

daha güçlü ortaya çıkar.

Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.

Sosyal Medyanın Etkisi

Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.

Bugün ise;

Instagram,

TikTok,

YouTube,

influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.

Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.

Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları

1. İç Talep Tamamen Çökmez

Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.

2. İstihdam Korunabilir

Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.

3. Vergi Geliri Devam Eder

KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.

4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır

Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.

Olumsuz Tarafları

1. Tasarruf Azalabilir

Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.

2. Borçlanma Artabilir

Kredi kartı kullanımı yükselir.

3. Enflasyon Baskısı Sürebilir

Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.

4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm

Perakende satışlar güçlü görünür.

Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.

Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?

Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.

Asıl çözüm;

  • fiyat istikrarı,
  • düşük enflasyon,
  • güven veren ekonomi yönetimi,
  • öngörülebilir para politikası,
  • reel gelir artışı,
  • istihdam güvenliği,
  • üretim ve verimlilik artışı

ile mümkündür.

Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.

Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler

Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.

Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.

Sağlıklı büyümenin göstergesi;

  • üretim yatırımlarının artması,
  • makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
  • ihracat kapasitesinin yükselmesi,
  • verimlilik artışı,
  • sürdürülebilir gelir büyümesi

olmalıdır.

Sonuç

“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.

Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı

Yayınlanma:

|

Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim

Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.

Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.

Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”

Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.

Normal dönemlerde şirketler;

  • satış yaparak,
  • stoklarını yöneterek,
  • bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
  • tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak

işletme sermayelerini çevirebilirler.

Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.

Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.

Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.

Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor

Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.

Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.

Bugün birçok firma;

  • üretmeye devam ediyor,
  • satış yapıyor,
  • cirosunu artırıyor,

ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.

Nakit döngüsü uzadıkça;

  • tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
  • maaş yükü ağırlaşıyor,
  • vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
  • kredi geri ödemeleri aksıyor.

Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.

Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi

Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.

Yüksek enflasyon ortamında;

  • enerji fiyatları,
  • işçilik maliyetleri,
  • kira giderleri,
  • finansman maliyetleri,
  • kur hareketleri,
  • hammadde fiyatları

aynı anda değişiyor.

Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.

Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.

Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.

Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor

Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.

90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;

  • enflasyon,
  • finansman maliyeti,
  • kur değişimi,
  • işletme giderleri

satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.

Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.

Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.

Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde

Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.

Bu seviyelerde kullanılan krediler;

  • yatırım finansmanını,
  • işletme sermayesi yönetimini,
  • kapasite artırımlarını,
  • ihracat hazırlıklarını

ciddi biçimde zorlaştırıyor.

Üstelik krediye erişim de kolay değil.

Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.

Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi

Türkiye sanayisi geçmişte;

  • 1994 krizini,
  • 2001 finans krizini,
  • 2008 küresel krizini,
  • pandemi dönemini,
  • büyük kur şoklarını

atlattı.

Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.

Şirketler;

  • yüksek faiz,
  • düşük talep,
  • finansmana erişim sorunu,
  • artan maliyetler,
  • bozulan nakit akışı,
  • belirsiz fiyatlama ortamı

ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.

Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.

Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?

Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.

Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.

Asıl ihtiyaç;

  • işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
  • üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
  • ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
  • yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
  • KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri

oluşturulmasıdır.

Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.

Sözün özü

Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.

Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.

Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.

Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?

Yayınlanma:

|

Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.

Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.

Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.

Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.

Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.

Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.

Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona

Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.

Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.

Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:

  1. Üretim kapasiteleri düşüyor.
  2. Yeni yatırımlar erteleniyor.
  3. İşletme sermayesi hızla eriyor.
  4. KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
  5. Konkordato başvuruları artıyor.
  6. Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.

Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.

İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.

Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”

Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.

Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.

Özellikle;

  1. Sanayi üretimindeki daralma,
  2. İthal girdilere bağımlılık,
  3. Finansmana erişim güçlüğü,
  4. Enerji ve lojistik maliyetleri

aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.

Bugünün En Büyük Riski

Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.

Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.

Dengeli Politika Şart

Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.

Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.

Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.