EKONOMİ
AB: Rus gazına tavan fiyatı tartışıyor. Putin: Kurdun kuyruğunu donduracağız!
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
- Rusya Devlet Başkanı Putin, dün ekonomik bir forumda yaptığı konuşmada, Rus enerji ihracatına Avrupa Birliği’nin (AB) fiyat tavanı getirilmesi hâlinde, Rusya’nın doğalgaz ve petrol arzını tamamen durduracağını açıkladı. AB ve Rusya arasındaki anlaşmazlık, AB ülkelerinin halihazırda ödedikleri astronomik doğalgaz faturalarını daha da artırabilir. AB, Rusya’nın Batı tarafından getirilen yaptırımlara karşılık enerji arzını silah olarak kullandığını belirtmiş, Rusya ise yaptırımların doğalgaz arzında sıkıntılara yol açtığını ifade etmişti.
- AB’nin enerji bakanları yaklaşan enerji krizin çözmek için yarın olağanüstü bir toplantı yapacaklar. Avrupa Komisyonu Başkanı Leyen, Rus doğalgazına fiyat tavanı getirilmesi, buna ek olarak AB’nin yoğun saatlerde elektrik kullanımında zorunlu azaltıma gitmesi ve doğalgaz kullanmadan elektrik üreten şirketlerin gelirlerine tavan getirilmesi konusunda teklif sunacaklarını açıklamıştı.
- Putin, tavan fiyat olması durumunda sözleşmelerin ‘yırtılabileceğini’ belirtirken, ünlü Rus peri masalı “The Sister-Fox and the Wolf”tan bazı cüretkar benzetmeler de yaparak “Yapacak tek bir şeyimiz kaldı: Ünlü Rus masalında olduğu gibi kurdun kuyruğunu dondurmaya mahkum edeceğiz” dedi.
- Suudi Arabistan’dan sonra dünyanın en büyük ikinci petrol ihracatçısı ve dünyanın en büyük doğalgaz ihracatçısı olan Rusya’dan gelen arzın kesilmesi, küresel enerji piyasalarını alt üst edecek ve dünya ekonomisini daha da yüksek enerji fiyatlarıyla karşı karşıya bırakabileceğinden endişe ediyoruz. Avrupa genellikle gazının yaklaşık %40’ını ve petrolünün %30’unu Rusya’dan ithal ediyor. Putin, Ukrayna’ya 24 Şubat askeri operasyonunun emrini verdiğinden beri, ABD ve müttefiklerinin modern tarihin en ağır yaptırımlarıyla Rusya’ya ekonomik savaşa giriştiklerini ve bunun sonucunda bir enerji kriziyle karşı karşıya kalacaklarını söyledi. Putin ayrıca, Brüksel’in Rus gazının fiyatını sınırlandırma önerisiyle devam etmesi hâlinde, Ukrayna’nın Karadeniz üzerinden tahıl ihracatı için BM aracılığı ile varılan anlaşmayı da kısıtlamayı ön plana çıkardı.
- Avrupa’da gösterge niteliğindeki TTF gaz fiyatları, hatırlanacağı üzere, Nord Stream’den gaz akışının durması ardından haftanın ilk iş günü 284 Eur/MWs seviyesine kadar yükselerek Cuma kapanışının %35 üzerine çıkması ardından, yarın düzenlenecek AB enerji bakanları toplantısı öncesinde dün yeniden Cuma kapanış seviyeleri olan 209 Eur/MWs seviyesine geriledi. Almanya’da ise 1 yıl ileriye yönelik elektrik fiyatlarının hafif bir gerileme ile 527 Eur/MWs seviyesinden işlem gördüğünü not edelim.
- Hazır enerjiden söz etmişken, patlak veren yeni gelişmeler ve beliren resesyon kaygıları ardından brent cinsi ham petrolün varil fiyatı dün yaklaşık %5 düşüşle 88 dolara kadar gerileyerek Ocak ayı (savaş öncesi) seviyelerine indi. Son günlerde, OPEC+’nın arz kesintilerinin petrol fiyatlarını ‘kurtaramayabileceğini’ söyleyerek petrol cephesinde riski aşağı yönlü gördüğümüzü belirtmiş ve 92 dolar seviyesine azami dikkat edilmesi gerektiğini salık vermiştik. Dün yaşanan gelişmeler ardından Brent petrol 88 dolar seviyesine kadar gerileyerek önemli bir teknik kırılımı da gerçekleştirmek üzere olduğunu görüyoruz. Teknik mânâda haftalık kapanış seviyesinin de 92 doların altında olması durumunda, daha da aşağıda 78 dolar seviyesine kadar büyük bir alan olduğunun altını çizelim. Petrol fiyatlarının gerilemesi, Türkiye ve KKTC gibi net enerji ithalatçısı olan ülkeler açısından, hem enflasyonla savaş (!) hem de enerji faturasının azalacağından cari açık için önemli bir gelişme. Akaryakıt fiyatlarının da bu bağlamda gerilemesini bekliyoruz.
- Rusya haberlerine karşın, küresel mali piyasalar, günlerdir devam eden sert satışlar ardından dün bir nebze de olsun günü soluklanarak tamamladı. ABD borsaları geceyi %2 civarında artışla tamamlarken, risk iştahı dendiğine akla gelen Nasdaq ve teknoloji hisseleri dün günün en iyi performans gösteren borsası olarak ön plana çıktı. Nasdaq’ın son iki haftada %13 gerilediği bir ortamda, yaşanan sert satışların ardından biraz da olsa tepki iyimserliğini olağan karşılamak gerekiyor.
- Avrupa cephesinde baş gösteren enerji krizi ve buna paralel ekonomik büyüyememe sorununa rağmen bugün günün ikinci yarısında olağan bir şekilde toplanacak olan Avrupa Merkez Bankası’ndan %9,1 seviyesi ile multi yılların zirvesine yükselen enflasyonla mücadelesinde kararlılığını göstermek adına 50 veya 75 baz puan faiz artırımı bekleniyor. Takdir edileceği üzere, ekonomik büyümeye zarar verecek yükselen faiz hadleri ve beraberinde soğuk ve sert kış da düşünülürse, EUR’da hâlen daha risk aşağı yönlü görünüyor. Öte yandan, dün GBPUSD paritesi 1,1403 seviyesine kadar gerileyerek 1985 yılından bu yana en düşük seviyeyi test etti. İngiltere ekonomisinin stagflasyona girmiş olması, Sterlin için de daha da aşağı seviyelerin mümkün olduğunu bize gösteriyor. Aylardır pandemi döneminde test edilen 35 yılın dibine işaret ettiğimiz analizimiz gerçekleşti. Pekâlâ Sterlin aldık mı? Hâlen daha kenarda bekliyoruz.
- Bunun nedenini ise dün bültenimizde ele almaya çalıştık. Aslında değer kaybeden Sterlin ve EUR’dan ziyade değer kazanan para birimi dolar. Daha da basit bir yaklaşımla, her şey dolar ile kote edildiğinden, kapanan her pozisyon ardından dolar talep edilmesi de doların elini hızla güçlendiriyor. Mesela, savaştan en uzak ve en az etkilenecek olan ülke ABD. İstihdam piyasası ise hâlen daha güçlü. Avrupa ve İngiltere’den çok daha hızlı faiz silahını çekti ve yakın bir zamanda FED’in politika faizini de %4 seviyesine getirebileceğini düşünüyoruz. Öte yandan, Çin ve Türkiye gibi ülkeler faiz indirimine gidiyor; Japonya ise faiz artıramıyor! Hâl böyle olunca da, paranın fiyatı eğer faiz ise, faizin yükseldiği yere paranın yöneldiğini düşünürsek, satılan bitcoinden tutun altın ve gümüşe kadar sonrasında dolar talep edilmesi, doların rezerv para ve güvenli liman statüsüne bağlı olarak da değer kazanmasına neden oluyor. Bu minvalde, ekonomik sorunlar ile uğraşan Avrupa ve İngiltere para birimlerinin bu ortamda değer kazanmasını beklemiyoruz. Örneğin, dün agresif faiz artırımlarına devan eden Kanada’nın para birimi CAD, bu sene dolar karşısında sadece %4,7 değer kaybetti. Kanada merkez bankası, politika faizini dün %2,50’den %3,25’e yükselterek son 14 yılın zirvesine yükseltti. Öte yandan faiz indirimlerine devam eden Türk Lirası, dolar karşısında sene başına göre %40; EUR son 20 yılın, GBP son 37 yılın, JPY ise son 24 yılın en kötü performanslarını sergiliyor!
- Son günlerde Türkiye cephesinde yaşanan bayram havasından söz ederek, Borsa İstanbul bankacılık endeksine atıfta bulunuyorduk. Dün sert alımlar ardından bankacılık hisseleri günü kâr satışlarının gölgesinde kırmızıda tamamladı. Bazı bankalarda kayıplar %5’lere ulaşsa da XBANK endeksi günü %2 kayıpla tamamladı. Tahvil cephesinde ise, TCMB’nin yüksek faizli ticari kredilere karşı getirmiş olduğu menkul kıymet tesis etme yükümlülüğü ile 5 ve 10 yıl vadeli gösterge tahvillerin bileşik getirileri sırası ile %12,19 ve %11,43 seviyelerinde ve TCMB’nin politika faizinin de altında işlem görmeye dün de devam etti. Ekonomik gerçekler ile bu fiyat davranışını tam olarak açıklayamasak da, ekonomi kitaplarında bu olgu finansal baskılama (financial repression) “piyasa mekanizmalarının enflasyon karşısında tepki vermesini önlemek ve borçlanmanın fiyatını ve tasarrufların getirisini düşük tutmaktır” olarak geçiyor.
- ABD borsalarının geceyi tepki alımların ile %2 civarında yükseliş ile tamamlaması ardından bu sabah Pasifiğin diğer ucunda biraz kararsız bir seyir görülüyor. Gösterge endeks Tokyo borsası %2 yukarıda işlem görürken, diğer borsalarda hafif de olsa düşüşler görülüyor. İhracat odaklı Japonya ekonomisinin zayıf Yen’den fayda sağlayacağı umutlarının yanı sıra, yerel COVID-19 kısıtlamalarının kaldırılması tüketici ve işletme harcamalarını artırdığı için Japonya ekonomisinin ikinci çeyrekte başlangıçta bildirilenden daha fazla büyümesi de, hisse senetlerine alım getirdi.
- Bugün gözler, yukarıda da belirttiğim üzere Avrupa Merkez Bankası (ECB) faiz toplantısında olacak. KKTC saati ile 15:15’te açıklanacak olan kararda 50 baz puan faiz artırımına kesin gözüyle bakılırken, 75 baz puan artırımının da ihtimali dâhilinde olduğunu düşünüyoruz. Faiz kararı kadar, akabinde mikrofon karşısına geçecek Başkan Lagarde’nin basın toplantısı ve vereceği ileriye dönük sinyaller de EUR’nun akıbetini belirleyecektir. Her hafta Perşembe günü olduğu üzere, ABD’de işsizlik maaşı başvuruları, içeride ise TCMB’nin para ve banka istatistikleri takip edilecektir.
>Brent
Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı dün yaklaşık %5 düşüşle 88 dolara kadar gerileyerek Ocak ayı (savaş öncesi) seviyelerine indi. Son günlerde, OPEC+’nın arz kesintilerinin petrol fiyatlarını ‘kurtaramayabileceğini’ söyleyerek petrol cephesinde riski aşağı yönlü gördüğümüzü belirtmiş ve 92 dolar seviyesine azami dikkat edilmesi gerektiğini salık vermiştik. Dün yaşanan gelişmeler ardından Brent petrol 88 dolar seviyesine kadar gerileyerek önemli bir teknik kırılımı da gerçekleştirmek üzere olduğunu görüyoruz. Teknik mânâda haftalık kapanış seviyesinin de 92 doların altında olması durumunda, daha da aşağıda 78 dolar seviyesine kadar büyük bir alan olduğunu not edelim.
İKTİSATBANK
İlginizi Çekebilir
EKONOMİ
Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?
Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi
Yayınlanma:
17 saat önce|
20/07/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri
Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.
Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.
Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.
Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?
Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?
Ruj Etkisi Nedir?
“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;
- otomobil,
- konut,
- beyaz eşya,
- tatil,
- lüks saat,
- mücevher
gibi pahalı harcamalarını azaltırken,
kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.
Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”
Bu nedenle;
- ruj,
- parfüm,
- cilt bakım ürünleri,
- kaliteli kahve,
- küçük teknolojik aksesuarlar,
- markalı ayakkabı,
- premium çikolata
gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.
Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?
Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.
Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.
Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”
Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.
Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?
İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.
1. Kontrol Hissi
Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.
İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.
Örneğin;
- yeni bir ruj almak
- kaliteli kahve içmek
- saçını yaptırmak
kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.
2. Kendini Ödüllendirme
Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.
Fakat bütçe sınırlıdır.
Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.
3. Moral Koruma
Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.
Küçük lüksler;
- umut,
- motivasyon,
- özgüven
üretmeye yardımcı olur.
Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?
Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:
Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”
Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”
İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.
Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.
Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler
ABD (2001)
Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.
Lüks otomobil satışları düştü.
ABD (2008 Finans Krizi)
Birçok araştırmada;
- uygun fiyatlı kozmetik,
- kahve zincirleri,
- hızlı moda ürünleri
güçlü satış gerçekleştirdi.
Güney Kore (1997 Asya Krizi)
Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.
Japonya
Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.
Brezilya
Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.
Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?
Aslında evet.
Türkiye’de son yıllarda;
- kozmetik,
- kişisel bakım,
- kahve zincirleri,
- premium kahve,
- online yemek,
- dijital abonelik,
- küçük teknolojik ürünler
birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.
Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,
ancak;
- kaliteli kahve içmeye,
- kişisel bakım ürünlerine,
- küçük elektroniklere,
- kozmetiğe
harcama yapmaya devam etti.
Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.
Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?
En belirgin olarak;
✔ şehirleşmiş toplumlarda
✔ orta gelir grubunda
✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde
✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde
✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda
daha güçlü ortaya çıkar.
Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.
Sosyal Medyanın Etkisi
Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.
Bugün ise;
Instagram,
TikTok,
YouTube,
influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.
Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.
Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları
1. İç Talep Tamamen Çökmez
Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.
2. İstihdam Korunabilir
Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.
3. Vergi Geliri Devam Eder
KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.
4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır
Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.
Olumsuz Tarafları
1. Tasarruf Azalabilir
Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.
2. Borçlanma Artabilir
Kredi kartı kullanımı yükselir.
3. Enflasyon Baskısı Sürebilir
Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.
4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm
Perakende satışlar güçlü görünür.
Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.
Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?
Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.
Asıl çözüm;
- fiyat istikrarı,
- düşük enflasyon,
- güven veren ekonomi yönetimi,
- öngörülebilir para politikası,
- reel gelir artışı,
- istihdam güvenliği,
- üretim ve verimlilik artışı
ile mümkündür.
Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.
Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler
Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.
Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.
Sağlıklı büyümenin göstergesi;
- üretim yatırımlarının artması,
- makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
- ihracat kapasitesinin yükselmesi,
- verimlilik artışı,
- sürdürülebilir gelir büyümesi
olmalıdır.
Sonuç
“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.
Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.
EKONOMİ
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı
Yayınlanma:
4 gün önce|
17/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim
Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.
Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.
Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”
Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.
Normal dönemlerde şirketler;
- satış yaparak,
- stoklarını yöneterek,
- bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
- tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak
işletme sermayelerini çevirebilirler.
Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.
Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.
Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.
Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor
Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.
Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.
Bugün birçok firma;
- üretmeye devam ediyor,
- satış yapıyor,
- cirosunu artırıyor,
ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.
Nakit döngüsü uzadıkça;
- tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
- maaş yükü ağırlaşıyor,
- vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
- kredi geri ödemeleri aksıyor.
Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.
Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi
Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.
Yüksek enflasyon ortamında;
- enerji fiyatları,
- işçilik maliyetleri,
- kira giderleri,
- finansman maliyetleri,
- kur hareketleri,
- hammadde fiyatları
aynı anda değişiyor.
Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.
Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.
Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.
Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor
Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.
90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;
- enflasyon,
- finansman maliyeti,
- kur değişimi,
- işletme giderleri
satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.
Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.
Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.
Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde
Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.
Bu seviyelerde kullanılan krediler;
- yatırım finansmanını,
- işletme sermayesi yönetimini,
- kapasite artırımlarını,
- ihracat hazırlıklarını
ciddi biçimde zorlaştırıyor.
Üstelik krediye erişim de kolay değil.
Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.
Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi
Türkiye sanayisi geçmişte;
- 1994 krizini,
- 2001 finans krizini,
- 2008 küresel krizini,
- pandemi dönemini,
- büyük kur şoklarını
atlattı.
Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.
Şirketler;
- yüksek faiz,
- düşük talep,
- finansmana erişim sorunu,
- artan maliyetler,
- bozulan nakit akışı,
- belirsiz fiyatlama ortamı
ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.
Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.
Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?
Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.
Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.
Asıl ihtiyaç;
- işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
- üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
- ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
- yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
- KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri
oluşturulmasıdır.
Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.
Sözün özü
Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.
Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.
Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.
Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.
EKONOMİ
Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
13/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.
Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.
Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.
Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.
Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.
Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.
Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona
Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.
Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.
Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:
- Üretim kapasiteleri düşüyor.
- Yeni yatırımlar erteleniyor.
- İşletme sermayesi hızla eriyor.
- KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
- Konkordato başvuruları artıyor.
- Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.
Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.
İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.
Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”
Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.
Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.
Özellikle;
- Sanayi üretimindeki daralma,
- İthal girdilere bağımlılık,
- Finansmana erişim güçlüğü,
- Enerji ve lojistik maliyetleri
aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.
Bugünün En Büyük Riski
Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.
Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.
Dengeli Politika Şart
Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.
Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.
Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.038)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.520)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.721)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Dünya Kupası'nda devlerin savaşında muazzam ekonomik başarı 19/07/2026
- Merz'den kapsamlı kabine değişikliği mesajı 19/07/2026
- Dr. Can Fuat Gürlesel hayatını kaybetti 19/07/2026
- MÜSİAD Başkanı Özdemir, yılın ikinci yarısına ilişkin beklentilerini açıkladı 19/07/2026
- Trump'tan İran'ın mutabakat açıklamasına yanıt 19/07/2026
- Engelli araç ithal işlemlerinde randevu sistemi geliyor 19/07/2026
- Elektrikli araç şarj hizmetlerinde büyük artış 19/07/2026
- İran'dan Kuveyt'teki ABD hedeflerine saldırı 19/07/2026
- Ekonomi ve siyaset gündemi - 19 Temmuz 2026 19/07/2026
- ABD'den ölen askerleri için misilleme saldırısı 19/07/2026
SON YAZILAR
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
- Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın 18/07/2026
- Yurt Dışı Eğitim mağdurları: Chargeback ile Para İadesi Alabilir 18/07/2026
- OECD’den Türkiye’ye Sert Uyarı: Yolsuzlukla Mücadelede Yetersiz 18/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu

