ABD, Sezgin Baran Korkmaz’ın Türkiye’deki mal varlığına el konulmasını istedi
ABD’nin talebiyle Avusturya’da tutuklanan Sezgin Baran Kormaz’ın ABD’den Türkiye’ye aktarılan kara parayla satın aldığı iddia edilen çeşitli mülkler ve yaptığı muhtelif yatırımların listesi Utah Başsavcılığı tarafından, Kingston kardeşler ve Lev Aslan Dermen’in devam eden dava dosyasına konuldu.
Davanın görüldüğü Utah Bölge Mahkemesi hakimi Jill N. Parish, 10 Haziran 2021 tarihinde başsavcılıktan, ABD’nin kara para aklamaktan jüri tarafından suçlu bulunan Lev Aslan Dermen’in Amerikan Vergi Kuruluşu’nu (IRS) dolandırıp elde ettiği parayı nerede akladığı ve federal hükümetin el koymak istediği mal varlıkları ve transfer edilen paraların listesini istedi.
Utah eyalet başsavcısı Andrea T. Martinez, 17 Haziran 2021’de Adalet Bakanlığı’na bağlı elektronik işlem sistemi aracılığıyla Lev Aslan Dermen ve Sezgin Baran Korkmaz’ın el konulması gereken mal varlıklarının listesini yayınladı. 7 sayfalık listede, davanın baş sanığı Dermen ve Korkmaz’ın ABD’de ortak olduğu SBK USA Inc tüm mal varlıklarına el konulması gerektiği kaydedildi.
MAL VARLIKLARININ ABD HAZİNESİNE DEVRİ İSTENİYOR
VOA Türkçe’de yer alan habere göre, mahkeme hakimine sunulan dilekçede, savcılığın yayınladığı listedeki tüm malların kara para aklanarak elde edildiği, savcılığın mal varlıklarının Amerikan hazinesine devriyle ilgili yapılacak duruşmada tüm iddialarını ispat etmeye hazır oldukları belirtildi.
Başsavcılığın mahkemeye sunduğu dilekçede Sezgin Baran Korkmaz’a ait, el koyulup Amerikan hazinesine devri istenen mal varlıklarının listesi şöyle:
– Bodrum Torba’daki Kervansaray Oteli
– TC YYA kuyruk numaralı SBK’ya ait Bombardier Global uçak
– Mega Varlık Yönetimi AŞ’nin tüm mal varlığı
– SBK’nın sahip olduğu Cook Adalarına kayıtlı ‘Queen Anne’ yatı
– SBK’nın Lüksemburg’daki Isanne SARL şirketinin tüm mal varlığı
– Setap Teknoloji ve Blane Teknoloji şirketine ait Türkiye’deki altı arsa:
– İstanbul – Üsküdar- Beylerbeyi. Ada No: 765 Parsel 4- 817 metrekare
– İstanbul – Beşiktaş- Ortaköy. Ada No 38 Parsel 19- 287 metrekare
– İstanbul – Beşiktaş- Kuru çeşme. Ada No 38 Parsel 18- 80 metrekare
– İstanbul – Beşiktaş- Kuru çeşme. Ada No 38 Parsel 5- 198 metrekare
– İstanbul – Beşiktaş -Kuru çeşme. Ada No 38 Parsel 6- 225,75 metrekare
– İstanbul – Beşiktaş -Kuru çeşme. Ada No 38 Parsel 7- 276,25 metrekare
– Türkiye merkezli SBK Holding AŞ’ye devredilen tüm mülkler, yatırımlar ve varlıklar dahil SBK Holding AŞ’nin sahip olduğu her türlü ayni ve şahsi mal
-Türkiye’deki Biofarma İlaç AŞ’ nin tüm mal ve varlıkları
-Türkiye’deki Komak Isı Yalıtım Sistemleri Sanayi Şirketine Lev Aslan Deren’in sahip olduğu enerji şirketi Washakie tarafından 31 Aralık 2013 tarihinde gönderilen 4 milyon dolar tutarındaki havale
-Türkiye’deki Komak Isı Yalıtım Sistemleri Sanayi Şirketine Lev Aslan Deren’in sahip olduğu diğer enerji şirketi Noil Energy tarafından 13 Ocak 2016 tarihinde gönderilen 3 milyon 810 bin dolar tutarındaki havale
-SBK Holding AŞ ve davalılar veya bağlı kuruluşlar tarafından devredilen tüm mülkler
-SBK Holding AŞ’ye aşağıdakiler dahil olmak üzere kendi kontrolü altında mal ve paralar
-Washakie tarafından 13 Kasım 2013 tarihinde transfer edilen 10 milyon dolar
-Noil Energy Group tarafından 17 Şubat 2016 tarihinde transfer edilen 3miyon 885 bin 135 dolar
-25 Mart 2016 tarihinde SBK Holdings, USA, Inc tarafından transfer edilen 458 bin dolar
-SBK Holdings,USA, Inc. tarafından 21 Ekim 2016 tarihinde transfer edilen 6 milyon dolar
-11 Ağustos 2016 tarihinde SBK Holdings USA Inc. tarafından transfer edilen 15 milyon dolar
-SBK Holdings USA, Inc. Tarafından 11 Ağustos 2016 tarihinde transfer edilen 265 bin dolar
-Belize Banque Serbest Bölgesi’nde 3628 Parsel 23 Ada olarak tanımlanan arsa
-Doğan Doğan’ın (Türkiye) tarafından satın alınan veya dolandırıcılık gelirlerine ilişkin her türlü mal varlığı
-SBK Holdings USA, Inc.’e verilen 12 milyon dolarlık senet
-SBK Holdings USA Inc’e ait ABD’deki tüm varlıklar ve yatırımlar
-Stone Isı Yalıtım Sanayi ve Ticaret’in satın aldığı her türlü mal varlığı
TÜRKİYE’YE EN AZ 134 MİLYON DOLAR AKTARILDI
ABD’de Kingston kardeşler ve Lev Aslan Dermen’in yargılandığı davada, iki kardeş Jacob Ortell Kingston ile Isaiah Kingston haklarındaki suçlamaları kabul etmiş, Amerikan maliyesini 511 milyon dolar dolandırdıklarını itiraf etmişlerdi. Dermen ise hakkındaki suçlamaları kabul etmemiş, jürili seri duruşmalarda yargılanarak suçlu bulunmuştu.
İtirafçı Kingston kardeşler hakim Jill B. Parrish’e sundukları 22 sayfalık dilekçede, Türk bankalarına yatırdıkları milyonlarca dolarla bazı şirketleri satın aldıklarını, gayrimenkul yatırımları yaptıklarını, bu işlerde Sezgin Baran Korkmaz’ın aracı olduğunu itiraf etmişlerdi.
Türkiye’ye çeşitli zaman dilimlerinde aktarılan 134 milyon dökümü şöyle:
ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.
Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?
2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;
Birleşik Arap Emirliği
Bahreyn
Fas
Sudan
İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.
ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.
Asıl hedefler:
İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
İran’a karşı ortak blok oluşturmak
Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.
Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?
1. Diplomatik Normalleşme
Büyükelçilik açılması
Resmi ilişkiler
Vize ve uçuş anlaşmaları
Turizm ve ticaret
2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği
Asıl kritik bölüm burasıdır.
Ortak hava savunma sistemi
İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
Siber güvenlik paylaşımı
İstihbarat koordinasyonu
Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.
3. Enerji ve Ticaret Koridorları
Projelerin temelinde şu düşünce var:
Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi
Bu nedenle:
Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
liman projeleri,
demiryolu hatları,
enerji boru hatları,
veri merkezleri,
finans merkezleri
bu planın parçası olarak görülüyor.
İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.
4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi
En tartışmalı boyut budur.
Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”
Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”
Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.
ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?
2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:
ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
İran tamamen çökmedi
Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
Çin ekonomik olarak çok güçlendi
Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor
Bu nedenle ABD:
İsrail’i merkeze koyan,
Arap sermayesini entegre eden,
İran’ı çevreleyen,
Çin’i sınırlayan
yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.
Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?
1. İsrail
En büyük stratejik kazanan.
Kazanımları:
Bölgesel meşruiyet
Yeni pazarlar
Körfez sermayesi
Güvenlik işbirliği
İran’a karşı geniş cephe
Enerji ve lojistik merkez olma şansı
İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.
2. Birleşik Arap Emirliği
Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.
Özellikle:
teknoloji,
yapay zekâ,
savunma sanayi,
finans,
siber güvenlik,
turizm
alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.
Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.
3. Suudi Arabistan
Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.
Sudi Arabistan:
ABD’den güvenlik garantisi,
gelişmiş silah sistemleri,
nükleer teknoloji,
yatırım avantajları
karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.
Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.
4. Hindistan
Sessiz kazananlardan biri olabilir.
Çünkü:
Körfez bağlantısı güçlenir
Avrupa ticaret koridoru açılır
Çin’e alternatif lojistik rota oluşur
Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar
1. İran
En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.
Çünkü:
çevrelenme riski artıyor
Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor
Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.
2. Filistin Yönetimi ve Hamas
En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.
Çünkü:
Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
ekonomik ve diplomatik baskı artıyor
Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.
3. Türkiye
Türkiye açısından tablo karmaşık.
Olası avantajlar:
Bölgesel ticaret entegrasyonu
Enerji projeleri
Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı
Riskler:
İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
Doğu Akdeniz’de denge kaybı
Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
İran ile denge siyasetinin zorlaşması
Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.
Bu plan başarılı olur mu?
En büyük sorun:
halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
Gazze savaşlarının yarattığı öfke
İran faktörü
mezhep ve jeopolitik rekabetler
Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.
Bu nedenle anlaşmalar:
ekonomik olarak ilerleyebilir,
güvenlik alanında derinleşebilir,
fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.
Özetle
Abraham / İbrahim Anlaşmaları:
sadece “barış anlaşması” değil,
Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.
Merkezinde:
İsrail’in korunması,
İran’ın dengelenmesi,
Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.
Medeni Kanundan Siyasete: “Mutlak Butlan” CHP’ye Nasıl Uygulandı?
CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: 3 Yıl Sonra Yönetim Nasıl Düştü? Türkiye Siyasetinde Bir İlk: Mahkeme Kararıyla Parti Yönetimi Değişti… Kurultay İptali Krizi: CHP’de Hukuk mu, Siyaset mi Kazandı? CHP Kararında Son Sözü Kim Söyleyecek? Yargıtay, AYM ve AİHM Süreci…
CHP’de yaşanan “mutlak butlan” krizi, Türkiye siyasi tarihinin en sıra dışı hukuk-siyaset krizlerinden biri haline geldi. Çünkü ilk kez büyük bir siyasi partinin kurultayı, Medeni Hukuk’taki “kesin hükümsüzlük” kavramı üzerinden tartışmaya açıldı.
“Mutlak Butlan” Ne Demek?
“Mutlak butlan”, bir hukuki işlemin daha doğduğu anda ağır hukuka aykırılık taşıdığı için baştan itibaren geçersiz sayılması anlamına gelir. Yani hukuk açısından “hiç doğmamış” kabul edilir. Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Hukuku’nda sık kullanılan bu kavram; irade fesadı, emredici hukuk kurallarına aykırılık, kamu düzeninin ihlali gibi durumlarda uygulanır.
Normalde bu kavram daha çok:
evlilik işlemleri,
şirket genel kurulları,
dernek-vakıf kararları,
ticari işlemler
için kullanılırdı.
CHP davasıyla birlikte ilk kez bu kadar güçlü biçimde bir siyasi parti kurultayına uygulanması tartışması ortaya çıktı. Çünkü siyasi partiler özel hukuk tüzel kişisi sayılsa da aynı zamanda anayasal kurum niteliği taşıyor. Bu nedenle “Medeni Kanun mantığı siyasi partilere uygulanabilir mi?” sorusu hukukun merkezine oturdu.