GÜNCEL
Almanya’nın Tedarik Zinciri Yasası: Türkiye nasıl etkilenecek?
Almanya’da şirketlere insan hakları ve çevre ihlallerine sebebiyet vermeme yükümlülüğü getiren yeni yasa yürürlüğe girdi. Yasa Türkiye’nin Avrupa’ya ihracatını da yakından ilgilendiriyor.
Yayınlanma:
3 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
İhracatta yeni rekorlar kırıp Avrupa’nın Çin’i olmak isteyen Türkiye’nin artık bu hedef için iş sağlığı ve güvenliği, çocuk işçiliğiyle mücadele, çevre koruma gibi alanlarda da adımlar atması gerekecek.
AB’nin en büyük ekonomisi ve Türkiye’nin bir numaralı ticaret ortağı olan Almanya’da yürürlüğe giren yeni yasa, Alman şirketlerini tedarik zincirlerindeki insan hakları ihlalleri, çevreye verilen zarardan da sorumlu hale getiriyor.
1 Ocak 2023’te yürürlüğe giren Alman Tedarik Zincirlerinde Durum Tespiti Yasası (LkSG) sadece Alman şirketlerini değil, bu şirketlerin ticari ilişki içerisinde bulunan binlerce Türk işletmesini, Türkiye ekonomisinin performansını da etkileyecek.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tartışmalı ekonomi politikaları, seçimler öncesinde artan siyasi gerilim ve küresel ekonomideki çalkantılar nedeniyle büyük zorluklar yaşayan Türkiye’deki sanayici ve üreticiler, bu yeni kurallara uyum konusunda da çetin bir sınavla karşı karşıya.
“Türkiye ekonomisi için dönüm noktası”
Düşünce kuruluşu Avrupa Komşuluk Konseyi (ENC) Direktörü Samuel Doveri Versterbye, 1 Ocak’tan itibaren Türk-Alman ekonomik ilişkilerinde başlayan yeni dönemin, Türkiye ekonomisi açısından önemli bir dönüm noktası olacağını söyledi.
DW Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Vesterbye, Almanya’da yürürlüğe giren yeni yasanın hem Türkiye-Almanya ekonomik ilişkilerinin geleceğini hem de Avrupa’nın yeniden şekillenmekte olan küresel tedarik zincirinde Türkiye’nin üstleneceği konumu tayin edeceğine dikkat çekti.
Türkiye için Almanya ile ekonomik ilişkiler büyük önem taşıyor. AB’nin en büyük ekonomisi olan Almanya, halen Türkiye’nin bir numaralı ticaret ortağı ve iki ülke arasındaki ticaret hacmi 41 milyar euroyu aşıyor.
Almanya aynı zamanda Türkiye’ye en fazla yatırım yapan Avrupa ülkelerinden. Almanya’nın en önemli şirketleri Türkiye’de yatırımcı, Türkiye’de 7 bin 800’den fazla Alman ya da Alman sermayeli Türk şirketi faaliyet gösteriyor, yüz binlerce kişiye istihdam sağlıyorlar.
Ancak Türkiye, en önemli dış ticaret ortağı ile ekonomik ilişkilerini geliştirmek, hatta mevcut olan ekonomik ilişkilerini muhafaza etmek istiyorsa, o zaman Almanya’da yürürlüğe girecek yasanın insan hakları ve çevrenin korunması için öngördüğü standartlarına da uyması gerekecek.
Almanya’daki yeni yasa ne öngörüyor?
“Yasa, Alman şirketlerinin ekonomik ilişkilerini, yatırımlarını, ticaretini, insan hakları ve çevrenin korunması şartlarına, kriterlerine endeksliyor” diyen Versterbye, “Bu yasa aslında, AB üyelik müzakerelerinin ‘Yargı ve Temel Haklar’ başlıklı 23. fasıl ile ‘Adalet, Özgürlük ve Güvenlik’ başlıklı 24. fasılın hafif versiyonları” diye konuştu.
Alman Tedarik Zincirlerinde Durum Tespiti Yasası’nda (LkSG), Alman şirketlerinin tedarik zincirlerinde insan hakları ve çevrenin korunması gibi alanlarda uymaları gereken kurallar ve standartlar sıralanıyor.
Çocuk işçi çalıştırılmaması, iş sağlığı ve güvenliği kurallarına uyulması, sendikal haklara saygı ve hukuka aykırı bir şekilde taşınmaz mallara el konulmaması bunlardan bazıları. Tedarikçilerin, etnik köken, cinsiyet, siyasi görüş ve cinsel yönelim gibi nedenlerden ötürü ayrımcılık yapmama yasağına uymaları da gerekecek.

Üretim süreçlerinde çevrenin korunması, hava kirliliğine sebebiyet verilmemesi, toprağın ve su kaynaklarının kirletilmemesi ve atıkların çevreye zarar verecek şekilde taşınmaması da yasada yer alan hükümlerden.
Yasa ilk aşamada, idari merkezi Almanya’da bulunan ve 3 binden fazla çalışanı olan işletmeleri kapsayacak. 2024 yılından itibaren ise Almanya’da bin ve daha fazla çalışanı olan işletmeler için geçerli olacak.
Yasada yer alan hükümlere uymayan Alman şirketlerine, 8 milyon euroya kadar idari para cezaları uygulanabilecek. Yıllık cirosu 400 milyon euroyu aşan işletmeler ise toplam cirolarının yüzde 2’sine kadar ulaşacak para cezası ödemek durumunda kalabilecek. İhlalin ciddiyetine bağlı olarak şirketler kamu ihalelerinden de muaf tutulabilecek.
Alman yasası neden Türkiye’yi etkileyecek?
Yasanın getirdiği yeni yükümlülükleri DW Türkçe’ye değerlendiren Avukat Emre Keki, “Bugüne kadar önemli olan üretilen malın kalitesi ve fiyatlaması gibi iktisadi kıstaslardı. Yasa ile birlikte artık yeni bir kıstas daha geliyor: Üretim süreçlerinde insan hakları ihlallerine, çevresel ihlallere sebebiyet vermemek” dedi.
Almanya’daki yeni yasa ile birlikte artık Alman şirketlerinin tedarik zincirlerindeki insan hakları ihlallerinden doğrudan sorumlu hale geldiğine işaret eden Keki, şöyle devam etti:
“Bu, Alman şirketlerine tedarikçilerinin bu kıstaslara uyup uymadığına bakma ve bunlara uyan tedarikçilerle çalışma yükümlülüğü getiriyor. Üçüncü ülke tedarikçileri de bu nedenle kendilerini bu kıstaslara uyan bir iş ortağı olarak konumlandırmak zorunda. Bu Türk şirketleri için de inanılmaz boyutta bir uyum baskısı getirecek. Çünkü Alman şirketleri, bu yasadaki kıstaslara uyduğunu belgeleyemeyen bir tedarikçiyle çalışamayacak, eğer bazı ülkelerde sorunlar görüyorlarsa, kendilerine başka alternatifler arayacaklardır.”
“Altyapı hamlesi olarak görülmeli”
Alman Ticaret Odası ile birlikte Türk tedarikçilerini bilgilendirme çalışmaları yürüttüklerini anlatan Keki, çalışan hakları bakımından Türkiye’de ciddi sıkıntılar olduğunu, atılması gereken adımlar bulunduğunu söylemekle birlikte bu standartları yakalamanın hiç de zor olmadığını vurguladı.
“Gerekli adımlar atıldığı takdirde Türkiye’den daha iyi konumda olabilecek üçüncü bir ülke de yok kanımca” diyen Emre Keki, şöyle devam etti:
“Bu standartlara uyumu, bir altyapı hamlesi olarak görmeniz gerekiyor. Çalışan haklarını çok da önemsemiyor olabilirsiniz ama ‘Ben yarın malımı, hizmetimi nereye satacağım?’ diye düşündüğünüzde, rasyonel olan sizin bir an önce bu kıstaslara uyum sağlamaya çalışmanızdır. Çünkü Türkiye’nin ekonomik anlamda büyümesini, Avrupa pazarına daha fazla ihracat yaparak sağlayacaksanız, o zaman bu standartları, ihracatı artırmaya yönelik bir altyapı hamlesi olarak görmeniz gerekir.”
Küresel tedarik zincirinde üs olma hedefi suya düşebilir mi?
Avrupa ülkeleri, koronavirüs salgını, Ukrayna savaşı, Çin ile artan rekabet nedeniyle tedarik zincirlerini yeniden yapılandırıyor. Türkiye, güçlü lojistik ve sanayi altyapısı ile yeniden şekillenen bu tedarik zincirinin merkez üssü olabilir. Nitelikli iş gücü, coğrafi yakınlığı, Gümrük Birliği’nin bir parçası olması sebebiyle Türkiye aslında Avrupalı şirketler için ideal bir konumda.
Ancak insan hakları, çalışan hakları alanlarında devam eden sorunlar konusunda uzmanlar uyarıda bulunuyor.

Özellikle bazı sektörlerde yaygın kayıt dışılık, Suriyeli sığınmacıların kaçak olarak çalıştırılması ya da asgari ücretin altında ücretlendirilmeleri, çocuk işçiliği, sendikal hakların tanınmasındaki eksiklikler, işçi sağlığı ve güvenliği için yeterli önlemlerin alınmaması, çevrenin korunması için gerekli adımların atılmaması, bu konudaki ihlallere karşı düzenlenen protestolarda güvenlik güçlerinin uyguladıkları şiddet, dikkat çekilen sorunlar arasında bulunuyor.
“Erdoğan olası sonuçları gözardı edemez”
Alman yasasında, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Uluslararası Çalışma Örgütü sözleşmeleri gibi, aslında Türkiye’nin de zaten taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde yer alan ve yerine getirmekle yükümlü olduğu insan hakları ve çalışan hakları standartları sıralanıyor.
Peki, son yıllarda demokrasi, hukuk devleti ve temel haklarda büyük gerilemenin yaşandığı Türkiye’de insan hakları ve çevrenin korunması için adım atabileceği beklentisi gerçekçi mi?
ENC Direktörü Samuel Doveri Versterbye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için Almanya pazarının “hayati önem” taşıdığını, bu yasayı ve olası sonuçlarını gözardı edemeyeceğini kaydetti.
Versterbye, “Önümüzdeki yıl seçimlerin yapılması bekleniyor. Erdoğan, Almanya pazarına bağımlı. Ekonomiyi ayakta tutabilmesi için istese de istemese de bu kriterlerin yerine getirilmesine önem atfetmek durumunda. Aksi takdirde Türkiye’deki hak ihlalleri Alman mahkemelerine taşınacak, Alman hakimler, Türkiye’de yaşanan insan hakları ve çevre ihlalleri için Alman şirketlerini cezalandırabilecek. Bunu da Alman şirketleri göze almak istemeyecektir” görüşünü aktardı.
Alman mahkemelerinde yüzlerce dava açılabilir
Yürürlüğe giren yeni yasa uyarınca, Türkiye gibi tedarikçi ülkelerde çalışan işçiler, Almanya’daki sivil toplum kuruluşları ve sendikalar aracılığıyla Alman mahkemelerinde davalar açılmasını sağlayabilecek.
Şimdiden, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşları ve baroları, bu yasa ile ilgili bilgilendirme, farkındalık oluşturma çalışmalarına başladı, sendikalar arasında da görüşmeler yürütülüyor.
Uzmanlar, Türkiye’de gerekli adımların atılmaması halinde bir kaç yıl içinde Alman mahkemelerinde yüzlerce davanın açılabileceğine dikkat çekiyor.
“Alman şirketleri de ellerini taşın altına koymalı”
İş Dünyası ve İnsan Hakları Derneği Minerva’nın eş kurucuları Dr. Pınar Kara ve Dr. Çiğdem Çımrın, bu alanda uzman iki hukukçu.
Yürüttükleri çalışmalarla, Almanya’da yürürlüğe giren yasa hakkında Türkiye’de kamu kurumlarını, şirketleri ve sivil toplum kuruluşlarını bilgilendirme çalışmaları yürütüyorlar.
DW Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Dr. Çiğdem Çımrın, yaşanmakta olan değişim süreciyle ilgili farkındalık yaratmaya ve bir iletişim kanalı oluşturmaya çalıştıklarını anlatırken “Bu alanlarda adımların atılması, uluslararası ticarette Türkiye’nin ne kadar rekabetçi olup olmak istemediği ile ilgili bir konu” dedi.
Türkiye’deki kamu kurumlarının büyük bir bölümünde bu konunun ne kadar önemli olduğu konusunda bir farkındalık olduğunu söyleyen Çımrın, özellikle mevzuat açısından gelişme kaydedildiğine dikkat çekerek şunları kaydetti:
“Ben umutluyum, gelişme var ve bu zaten zaman alan bir süreç. Şunu da vurgulamak lazım, Türkiye’de üretim yaptıran, mal alan Alman şirketlerinin de taşın altına ellerini koymaları, kendi tedarikçilerinin kapasitelerini güçlendirmeleri, onları teşvik etmeleri gerekiyor. Ancak nihayetinde, bu vizyon değişikliği, şirket, devlet ve sivil toplum aktörlerinin kolektif olarak, birlikte çalışarak, insan haklarına bakışta sağlayacakları değişim, çok önemli ve heyecan verici.”
“Ülkelerinde gösterdikleri özeni diğer ülkelerde de göstermeliler”
Dr. Pınar Kara ise, Almanya’da yürürlüğe giren yasanın dünyada yaşanan değişimi yansıttığına dikkat çekerken bu konuda Fransa ve Hollanda gibi diğer Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde de benzer yasaların yürürlükte olduğuna, AB’de de konuyla ilgili bir direktif üzerinde görüşmelerin sürdüğüne işaret etti.
“Bir dönüşüm sürecinden geçiliyor. Bundan sonra iş yapma usulünün hiçbir şekilde aynı kalmayacağı bir zeminden bahsediyoruz” diyen Kara, şirketlerin insan hakları alanındaki bu adımları artık uluslararası rekabet için atmak zorunda olduklarını kaydetti.
Pınar Kara, şunları söyledi:
“Gelişmiş ülkelerde merkezleri bulunan şirketlere, kendi ülkelerinde gösterdikleri özeni, faaliyette bulundukları diğer ülkelerde de gösterme yükümlülüğü getiriliyor. Çünkü bu şirketler, çevre ve insan haklarına verilen zararlardan ötürü kendi ülkelerinde yapmadıklarını üçüncü dünya ülkelerinde yapıp, sorumlu tutulmaksızın işin içinden sıyrılabiliyor, mağdurlar da gerçek zararlarının tazminine ulaşamıyorlar. Örneğin, Kanadalı bir şirket, kendi ülkesinde yasak olan bir miktarda siyanürün çevreye ve insanlara zarar verdiğini bilmesine rağmen, bir başka ülkede bunu kullanmaktan çekinmiyor. Bu nedenle, bir çok şirketin iktisadi bakımdan bir çok devletten daha güçlü hale geldiği günümüz dünyasında, özellikle çok uluslu şirketlerin iş yapma usullerinin değişmesi büyük önem taşıyor.”
DW
İlginizi Çekebilir
GÜNCEL
İstanbul Finans Merkezi için tarihi teşvik paketi yayımlandı
Yayınlanma:
46 dakika önce|
04/06/2026Yazan:
BankaVitrini
4 Haziran 2026 tarihli yeni vergi ve yatırım düzenlemeleri ne getiriyor?
Resmî Gazete’de yayımlanan 7582 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, vergi, yatırım, üretim, yurt dışı gelirler ve kamu alacaklarının tahsili alanlarında önemli değişiklikler içeriyor. Özellikle üretici firmalar, yabancı yatırımcılar, yurt dışından Türkiye’ye dönen yüksek gelir grupları ve vergi mükellefleri açısından dikkat çekici düzenlemeler bulunuyor.
1. Kamu borçlarında taksit süresi iki katına çıktı
6183 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle kamu borçlarının tecil süresi 36 aydan 72 aya çıkarıldı. Ayrıca bazı işlemlerdeki limit 50 bin TL’den 1 milyon TL’ye yükseltildi.
Vatandaş ve firmaya etkisi
- Vergi ve SGK borcu olan şirketlerin ödeme yükü hafifleyecek.
- Nakit akışı bozulan KOBİ’ler daha uzun vadede borçlarını yapılandırabilecek.
- Tahsilat baskısı kısa vadede azalırken devletin tahsilat süresi uzayacak.
2. Yurt dışından Türkiye’ye dönenlere 20 yıl vergi avantajı
Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen yeni düzenleme ile son 3 yılda Türkiye’de vergi mükellefi olmayan kişilerin yurt dışından elde ettikleri gelirler 20 yıl boyunca gelir vergisinden istisna tutulabilecek.
Kimleri ilgilendiriyor?
- Yurt dışında çalışan profesyoneller
- Yazılımcılar
- Fon yöneticileri
- Girişimciler
- Uluslararası danışmanlar
Etkisi
Türkiye, yüksek gelirli ve nitelikli insanları çekmek için vergi rekabetine giriyor. Özellikle Dubai, Londra ve Singapur’da yaşayan Türklerin dönüşünü teşvik etmeyi amaçlıyor.
3. “Nitelikli Hizmet Merkezi” dönemi başlıyor
Kanunla ilk kez “Nitelikli Hizmet Merkezi” tanımı getirildi. Çok uluslu şirketlerin finans, muhasebe, veri analizi, risk yönetimi, insan kaynakları ve teknoloji operasyonlarını Türkiye’den yönetmelerine yönelik yeni teşvik sistemi kuruldu.
Şirketlere sağlanan avantajlar
- Personel ücretlerinde gelir vergisi avantajı
- Kurumlar vergisinde büyük indirimler
- İstanbul Finans Merkezi ve belirli endüstri bölgelerinde daha güçlü teşvikler
Beklenen sonuç
Türkiye’nin;
- bölgesel finans merkezi,
- bölgesel muhasebe merkezi,
- teknoloji ve veri merkezi
olma hedefi güçleniyor. Özellikle İstanbul Finans Merkezi’nin uluslararası şirket çekme kapasitesi artırılıyor.
4. Üretici şirketlere %12,5 kurumlar vergisi
Kanunun en dikkat çekici maddelerinden biri üretim ve tarım şirketlerine yönelik.
Sanayi sicil belgesine sahip ve fiilen üretim yapan şirketlerin üretim kazançları için kurumlar vergisi oranı %12,5 olarak uygulanacak.
Kim kazanıyor?
- İmalat sanayi
- Organize sanayi bölgelerindeki üreticiler
- Tarımsal üretim şirketleri
Etkisi
Bu düzenleme özellikle krediye erişimde zorlanan reel sektör için önemli bir vergi desteği niteliğinde.
Bankavitrini açısından bakıldığında bu düzenleme:
- üretim yatırımlarını artırabilir,
- kayıtlı üretimi teşvik edebilir,
- sanayi şirketlerinin özkaynak birikimini güçlendirebilir.
Ancak finansman maliyetleri yüksek kaldığı sürece tek başına yeterli olmayabilir.
5. Yurt dışı ticarete dev vergi avantajı
Yurt dışından alınan malın Türkiye’ye gelmeden başka ülkeye satılmasından elde edilen kazançların %95’i kurumlar vergisi matrahından indirilebilecek. Bazı bölgelerde bu oran %100’e kadar çıkabilecek.
Sonuç
Türkiye’nin:
- ticaret merkezi,
- tedarik zinciri merkezi,
- bölgesel lojistik üs
olma hedefi destekleniyor.
6. Yeni “Varlık Barışı” geliyor
31 Temmuz 2027’ye kadar yurt dışındaki para, altın, döviz ve menkul kıymetlerin Türkiye’ye getirilmesine imkan tanıyan yeni bir varlık barışı düzenlemesi getiriliyor.
Dikkat çeken nokta
Normal vergi oranı %5.
Ancak;
- 5 yıl tutulursa %0
- 4 yıl tutulursa %1
- 3 yıl tutulursa %2
- 2 yıl tutulursa %3
- 1 yıl tutulursa %4
olarak uygulanabilecek.
Ekonomiye etkisi
Hazine’nin amacı:
- Döviz girişini artırmak,
- Finansal sisteme kaynak çekmek,
- Yastık altı ve yurt dışındaki varlıkları kayıt altına almak.
Bankavitrini yorumu
Bu kanun, ilk bakışta bir “vergi kanunu” gibi görünse de aslında üç stratejik hedef taşıyor:
1. Üretimi teşvik etmek
%12,5 kurumlar vergisi bunun en somut göstergesi.
2. Yabancı sermayeyi çekmek
Nitelikli hizmet merkezleri ve İstanbul Finans Merkezi teşvikleri bu amaçla getirildi.
3. Döviz girişini artırmak
Varlık barışı ve yurt dışı gelir istisnaları bu hedefe hizmet ediyor.
Ancak düzenlemenin başarısı sadece vergi avantajlarına değil;
- hukuk güvenliğine,
- finansmana erişime,
- kur istikrarına,
- yatırım ortamına
bağlı olacak.
Aksi halde vergi teşvikleri tek başına beklenen yatırım ve üretim artışını sağlayamayabilir. Buna karşın özellikle üretici firmalar, ihracatçılar ve uluslararası hizmet şirketleri açısından son yılların en önemli teşvik paketlerinden biri olduğu söylenebilir.
Önerilen başlıklar:
- Vergide yeni dönem: Kim kazanacak, kim kaybedecek?
- Üreticiye %12,5 vergi müjdesi: Sanayi için yeni fırsat
- Türkiye vergi rekabetine giriyor: Yurt dışındaki Türkler geri döner mi?
- Varlık barışı geri döndü: Döviz girişinde yeni hamle
- İstanbul Finans Merkezi için tarihi teşvik paketi yayımlandı
Kaynak: 4 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7582 sayılı Kanun.
EKONOMİ
2026’nın ilk sinyali; büyüyemeyen ekonomi
“Büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürme” hedefinin, programın iki temel dinamiği değiştirilmeden gerçekleşemeyeceği artık verilerle sabittir. O nedenle ilk çeyrek büyüme verisi, önemli bir uyarı işaretidir
Yayınlanma:
2 saat önce|
04/06/2026Yazan:
Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz
TÜİK verilerine göre Türkiye ekonomisi bu yılın birinci çeyreğinde (Ocak-Şubat-Mart) geçen yılın aynı çeyreğine göre, yıllık bazda yüzde 2,5 büyüdü. Ancak bu oran piyasa beklentisi olan yüzde 2,7’nin altında kaldı.
Daha da önemlisi çeyreklik bazda büyüme fiilen “sıfır” (yüzde 0,1); bir önceki çeyreğe göre aslında büyümedik. Çeyreklik bazda yüzde 0,1’lik bu oran, ekonomik aktivite düzeyinin bir önceki çeyreğe oranla yatay bir seyir izlediğini gösteriyor.
Sanayi yıllık bazda yüzde 0,8 küçülürken, özellikle imalat sektörü kaynaklı küçülme çeyreklik verilere de yansıdı. Sanayi üretimi, yüksek faiz ortamı ve artan maliyetlerin etkisiyle ivme kaybederek büyümeyi aşağı çeken ana unsur oldu.
Tarım sektörü 2025 yılının derin küçülme oranlarından sonra nihayet yıllık bazda yüzde 4,6, çeyreklik bazda ise yüzde 5,9 büyüdü.
İnşaat sektörü ise 2025 yılında yüzde 10’un üzerinde seyreden rekor büyüme oranlarının ardından ilk çeyrekte yıllık bazda sadece yüzde 3,2 büyüdü, üstelik çeyreklik bazda yüzde 1,7 daraldı.
Sektörlerdeki zayıf görünümün yanında bilgi-iletişimdeki yüzde 9,5’luk oran çarpıcı görünse de bu durum büyük ölçüde 5G teknoloji altyapı yatırımlarına dayalı olduğu için kalıcı bir ivmelenme olmayabilir.
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde büyümenin itici güçlerinden biri de yatırımlar yani gayrisafi sabit sermaye oluşumu (makine-teçhizat ve inşaat yatırımları). Bu kalem yıllık bazda yüzde 3 artış kaydedip büyümeye 0,8 puanlık katkı verse de çeyreklik bazda yüzde 2,2 küçüldü.
Stoklar ise büyümeye 0,5 puanlık pozitif katkı verdi. Çeyreklik bazda talep yavaşlarken üretilen malların bir kısmının satılamayıp rafa kalktığı anlaşılıyor olsa da bunun da teknik olarak büyüme rakamını yukarıda tuttuğu görülüyor.
Harcama yöntemiyle milli gelire bakalım;
Hanehalkı tüketimi yıllık yüzde 4,8 arttı ancak çeyreklik artış yüzde 0,1’de kaldı. Talebin sıkılaşma adımlarıyla hız kestiği hissediliyor. Ama kimin talebi ve tüketimi? Zaten “program” dar ve sabit gelirliler üzerinde çalışıyor yıllardır. Yine de yüksek gelirlilerin ve servet transferinin etkisiyle doğan talebin baskılanması zor.
Devlet de harcamacı tarafta yerini aldı; yıllık bazda devletin nihai harcamaları yüzde 2,1 artarken, çeyreklik artış yüzde 3,3 oldu. “Kamuda tasarruf olmalı” derken, devletin harcamalarının artması büyük ikilemi ortaya koyuyor.
Asıl kırılganlık ihracatta. İhracat yıllık yüzde 12,7, çeyreklik yüzde 7,5 daralarak en zayıf halka oldu. Bu dengesizlik sebebiyle net dış ticaret, büyümeyi 2,5 puan aşağı çekti.
İhracattaki sorunlar yapısal nitelik taşıyor. Yüksek faiz, girdi maliyetlerindeki artış, kur baskısı, atıl kapasite ve dış talepteki durgunluk, hepsi bir arada etkisini gösterdi.
Nisan sonunda imalatçı ihracatçılar için kurumlar vergisi oranının yüzde 9’a, ihracatçılar için yüzde 14’e indirilmesi olumlu bir adım; ancak yapısal sorunlar gündemdeyken bu düzenlemenin etkisi sınırlı kalacak. Sanayinin dış rekabet gücü zayıfladıkça ihracat üzerindeki baskı artmaya devam edecek. Bu sürecin işsizliği yukarı taşıması kaçınılmaz görünüyor.
Program hedefiyle gerçek arasındaki makas açıklanamaz hale geldi. Talebin baskılanması ve kur kontrolüne dayanan mevcut program, enflasyonla mücadelede somut bir ilerleme sağlayamıyor. Öte yandan iç ve dış talebi belirgin şekilde soğuttuğu anlaşılıyor. “Büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürme” hedefinin, programın iki temel dinamiği değiştirilmeden gerçekleşemeyeceği artık verilerle sabittir. O nedenle ilk çeyrek büyüme verisi, önemli bir uyarı işaretidir.
Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ – T24
ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA
Petrol ve dolar yükselirken Fed kaygıları risk iştahını bastırıyor
Yayınlanma:
2 saat önce|
04/06/2026Yazan:
BankaVitrini
Küresel mali piyasaların odağında Orta Doğu kaynaklı jeopolitik riskler bulunmaya devam ederken, İsrail’in tutumunun barış sürecini zorlaştırdığı görüşünün giderek daha geniş kabul gördüğünü izliyoruz. Bu sabah İsrail ile Lübnan arasında ateşkesin uygulanmasına yönelik varılan anlaşma olumlu bir gelişme olarak öne çıksa da, bölgeden gelen çelişkili açıklamalar ve zaman zaman yeniden yükselen gerilim piyasaların temkinli duruşunu korumasına neden oluyor. Daha basit bir ifadeyle, piyasalar artık ‘anlaşma yakın’ yönündeki açıklamalardan çok, çatışmaların gerçekten durduğunu ve diplomatik sürecin somut sonuçlar ürettiğini görmek istiyor.
Bu minvalde yapay zekâ temalı hisselerde görülen kâr satışları ve Orta Doğu’da yeniden yükselen jeopolitik risklerin risk iştahını belirgin bir şekilde azaltmasıyla ABD borsalarının geceyi %1 civarında düşüşle tamamladığını görüyoruz. Dolar endeksi (DXY), Orta Doğu’da yeniden yükselen jeopolitik gerilimlerin etkisiyle güvenli liman talebinden destek alarak son iki ayın en güçlü seviyelerinde salınırken, İran’ın Kuveyt’e yönelik saldırıları ve Hürmüz Boğazı çevresindeki çatışmalar petrol fiyatlarının yüksek seviyesini korumasına neden oluyor. DXY’nin güç kazanması, ABD tahvil faizlerinin de yükselmesine neden olurken, Fed’in enflasyon baskıları nedeniyle faiz indirimlerini uzun süre erteleyebileceği beklentisi de piyasalar üzerinde ilave baskı kurmaya devam ediyor.
Tansiyonun barometresi konumunda olan Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı, üç günlük kesintisiz yükseliş isteği ardından dün 99 dolar seviyesini test ederken, ABD ham petrol stoklarının beklentilerin iki katı kadar azalması da küresel petrol talebinin güçlü seyrettiğine işaret etti. Haber akışı sizin de takdir edeceğiniz üzere pek de olumlu düzlemde ilerlemezken, mevcut stresin üzerine 16-17 Haziran tarihinde düzenlenecek olağan Fed toplantısının da eklenmeye başladığını düşünüyoruz. Fed’in yeni başkanı Warsh, göreve yapay zekâ yatırımlarının ekonomiyi desteklediği ancak İran savaşı kaynaklı enerji maliyetlerinin enflasyonu yeniden hızlandırdığı zorlu bir dönemde başlıyor. Nitekim, Fed’in yayımladığı Beige Book raporu, birçok bölgede enerji fiyatlarındaki artışın nakliye, gıda ve gübre maliyetlerine yayıldığını, tüketicilerin ise daha fazla kredi kartı kullanıp harcamalarını temel ihtiyaçlara yönlendirdiğini gösterdi. Bu durum, ekonomik büyümenin yavaşladığı ancak enflasyonun yüksek kaldığı stagflasyon riskini yeniden gündeme taşıdığını belirtelim.
Orta Doğu kaynaklı jeopolitik riskler, Hürmüz Boğazı’nın âdeta dünyanın boğazını sıktığı, enflasyon beklentilerinin yükseldiği ve tedarik zincirlerinin kırıldığı bir ortamda, faiz indirimi beklentilerinin yerini faiz artırımı ihtimaline bıraktığını görüyoruz. Bu sabah Fed vadeli işlemleri, yıl sonuna kadar faiz artışı olasılığını yaklaşık %51 olarak fiyatlıyor. Bu değişimin altını özellikle çizmek gerekiyor. Fed cephesinde büyüme ile enflasyonla mücadele tercihi arasında yaşanacak görüş ayrılıklarını merakla takip edeceğiz. Güvenli liman edasıyla son dönemlerde ön plana çıkan doların bir süre daha bu belirsizlik ortamında güçlü kalmasını, bunun da faizlerin yüksek seyretmesine zemin hazırlayabileceğini düşünüyoruz.
ABD borsalarının dün geceyi düşüşle tamamlaması ardından, yapay zekâ temalı hisselerin önemli oyuncularından Broadcom’un beklentilerin altında kalan gelir tahmini sonrası teknoloji ve yarı iletken hisselerinde satışlar hızlandı. Broadcom’un açıkladığı sonuçlar, yatırımcıların yüksek beklentilerini karşılayamayınca hisseler mesai sonrası işlemlerde %13’ten fazla değer kaybetti. Şirketin ikinci çeyrek gelirleri piyasa tahminlerinin hafif altında kalırken, üçüncü çeyrek için açıkladığı yapay zekâ çipi gelir beklentisi de beklentilerin gerisinde kaldı. Daha da önemlisi, yönetimin 2027 yılına ilişkin 100 milyar dolarlık yapay zekâ gelir hedefini yukarı yönlü revize etmemesi, piyasada büyüme ivmesinin yavaşlayabileceği endişelerini artırdı.
Havanın genel hatlarıyla olumsuz olması ve Broadcom’un açıkladığı sonuçlar ardından yeni gün başlangıcında Pasifik’in diğer ucunda hâkim rengin kırmızı olduğunu görüyoruz. Japonya’nın gösterge endeksi Nikkei, bir gün önce ulaştığı tarihi zirveden geri çekilmek suretiyle %2 gerilerken, ABD borsalarının vadeli işlemlerinde de %0,5 civarında düşüşler görüyoruz. Japon Yeni dolar karşısında kritik 160 seviyesini tekrar test ederken, bu seviye, Japon yetkililerin geçmişte döviz piyasasına müdahale ettiği bölge olması nedeniyle yakından izleniyor. Her ne kadar Japonya Merkez Bankası’ndan bu ay faiz artırımı gelebileceğine yönelik beklentiler güçlense de, doların küresel belirsizliklerden aldığı destek YEN üzerindeki baskıyı sürdürüyor. Doların güçlü seyrine paralel EURUSD paritesi 1,16, GBPUSD paritesi ise 1,34 seviyelerinin diplerine kadar geriledi.
Risk iştahındaki bozulma kripto para piyasalarına da yansırken, Bitcoin ve Ethereum son dört ayın en düşük seviyelerini test etti. Dört hafta önce 83 bin dolar seviyesine dayanan Bitcoin bu sabah 61 bin dolar seviyelerine kadar gerilerken, küresel piyasalarda güvenli liman arayışının yeniden ön plana çıktığını not etmemiz gerekiyor. Güvenli limanın da bu günlerde dolar olması, faiz getirisi olmayan kıymetli metallerin tatsız bir seyir izlemesine neden oluyor. Altının ons fiyatı dün 4,425 dolar seviyesini test ederken, gümüş ise 72,50 dolar seviyesine kadar geriledi. Her ikisi de bu sabah tepki alımları ile sırasıyla 4,465 dolar 73,50 dolar seviyelerine yükselse de, teknik görünüm pek de iç açıcı olmadığını söylememiz gerekiyor. Haftalık kapanışı görerek daha sağlıklı yorum yapmaya gayret edeceğiz. Bir süre daha gelişmeleri takip etmek adına kenarda beklemeye devam ediyoruz.
Genel hatlarıyla Hürmüz düğümünün çözülemiyor olması, Fed’in de Warsh başkanlığında yaklaşan ilk olağan toplantısı küresel piyasaları gererken, Türkiye cephesinde ise bir önceki gün özellikle de bankacılık endeksi önderliğinde (BlackRock dedikodusu) yaşanan yükselişin ardından dün siyasi beklentilerin ağır basmasıyla kazanımların bir bölümünün geri verildiğine şahit olduk. BİST100 ana endeksi %1,7 gerilerken, bankacılık hisseleri ise %2’ye yakın geriledi. USDTRY kuru 46 seviyelerine doğru bebek adımlarıyla yükselişini sürdürürken, CDS risk priminin ise hafif de olsa yükselerek 242 baz puana geldiğini not edelim. Her ne kadar içeride siyasi gelişmeler ve dışarıda jeopolitik gelişmeler baskı unsuru yaratsa da, dün de belirttiğimiz üzere, ABD ile ilişkilerde yapıcı zeminin korunması, önümüzdeki ay Türkiye’de düzenlenecek NATO Zirvesi’ne ABD Başkanı Trump’ın da katılacağının açıklanması, Türkiye’nin giderek güçlenen jeo-ekonomik konumu büyük resimde dikkat çekmeye devam edeceğini düşünüyoruz.
Yurt içi yerleşiklerin Türk Lirası’na olan ilgisi devam ederken, mevduat tercihinde uzun süredir yaklaşık olarak %60 Türk Lirası, %40 yabancı para kompozisyonu da korunmaya devam ediyor. TCMB’nin kur oynaklığını yönetebilecek araç seti ile hareket alanını koruması nedeniyle, mevcut görünüm altında USDTRY kuru açısından da önemli bir risk görmediğimizin altını çizmek isteriz. Dün bu bağlamda, TCMB’nin haftalık bültenini yine yakından inceledik. TCMB’nin butlan kararı ardından 13 milyar dolar eriyen net yabancı para pozisyonu, 2 Haziran valörlü işlemlerde 4,2 milyar dolar toparlanma kaydettiğini görüyoruz. Manşet rakamın ise 20,8 milyar dolar seviyesine toparlandığını not edelim (bakınız grafik).
TCMB Net Yabancı Para Pozisyonu
TCMB Net Yabancı Para Pozisyonundan yaşanan günlük değişim
Emre Değirmencioğlu
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.023)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.576)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (560)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.974)
- GÜNCEL (4.407)
- GÜNDEM (3.550)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.671)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (575)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.416)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (9)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (795)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (106)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (49)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (91)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Resmi Gazete'de bugün (04.06.2026) 03/06/2026
- İran: Müzakerelerde somut bir ilerleme sağlanamadı 03/06/2026
- Fed'in Bej Kitap raporunda yüksek enflasyon vurgusu 03/06/2026
- Morgan Stanley ve UniCredit'ten ‘Warsh’ uyarısı 03/06/2026
- Bessent: Enflasyondaki yükseliş kısa vadeli olacak 03/06/2026
- Otokar, Automecanica'nın yüzde 96,77'sini devraldı 03/06/2026
- Trump Ankara'daki NATO zirvesine katılacak 03/06/2026
- ABD fabrika siparişlerinde 11 ayın en büyük artışı 03/06/2026
- ABD'de hizmet faaliyetleri toparlandı 03/06/2026
- ABD-İran geçici anlaşma görüşmelerindeki temel anlaşmazlık konuları 03/06/2026
SON YAZILAR
- İstanbul Finans Merkezi için tarihi teşvik paketi yayımlandı 04/06/2026
- 2026’nın ilk sinyali; büyüyemeyen ekonomi 04/06/2026
- Petrol ve dolar yükselirken Fed kaygıları risk iştahını bastırıyor 04/06/2026
- Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak 04/06/2026
- SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması 03/06/2026
- Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi 03/06/2026
- Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı 03/06/2026
- Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor? 02/06/2026
- Barış masası sallanıyor, piyasalar hâlâ diplomasiye şans tanıyor 02/06/2026
- Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak? 01/06/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu


