Connect with us

GÜNDEM

HABİTAT: Pandemi nedeniyle her iki gençten biri gelecekten umutsuz, ‘ev genci’ dönemi var

Türkiye’de gençlerin yaşam kalitesini inceleyen ‘Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali Araştırma Raporu’nun dördüncüsünün sonuçları online toplantı ile kamuoyuna açıklandı. Raporda, pandemi nedeniyle her iki gençten birinin mutsuz olduğu vurgulandı.

Yayınlanma:

|

Türkiye’deki kentli genç nüfusu temsil eden 16 ilde, 9-26 Nisan 2021 tarihlerinde 18-29 yaş arası bin 214 gencin katılımıyla yüz yüze görüşmelere dayalı olarak gerçekleştirilen araştırma, Habitat Derneği ve Infakto RW tarafından yürütüldü.

Saha çalışmalarının nisan ayında tamamlandığı dördüncü araştırmada pandeminin gençler üzerindeki etkisinin de ayrıntılı olarak ele alındığı açıklandı. 2017 yılında ilki yayınlanan ve literatüre ‘Ev Genci’ kavramını kazandırdığı ifade edilen Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali Raporu’nda, pandemi sürecinde gençlerin gelecekten beklentileri, umut düzeyleri, öncelikleri, değişen alışkanları ve eğitimden memnuniyetleri gibi yüze yakın başlıkta veriler toplandığı belirtildi.

Raporda öne çıkan bulgular ise Habitat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sezai Hazır ve Infakto RW’nin Kurucusu Prof. Dr. Emre Erdoğan’ın katılımıyla düzenlenen çevrim içi toplantı ile değerlendirildi.

“İSTİHDAMDA YER ALMADAN GEÇİRİLEN SÜRE ARTTIKÇA GELECEĞE YÖNELİK UMUTLAR AZALIYOR”

Raporun gençlerin memnuniyetini ve gelecekten beklentilerini birçok değişkene göre incelediğini aynı zamanda gençlerin bugünü ve yarını nasıl okuduklarına yönelik önemli veriler elde edildiğini belirten Habitat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sezai Hazır şunları söyledi:

“Habitat Derneği olarak, yürüttüğümüz birçok proje kapsamında gençlerin kapasitelerini artırmak ve 21. yüzyıl yetkinlikleri ile donatılabilmeleri için çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Türkiye’nin 81 ilindeki 5 binden fazla gönüllümüzle birlikte aktif ve yoğun şekilde yürüttüğümüz çalışmaların sahadaki karşılığını gözlemlemek ve yapılan çalışmaların etkisini ölçebilmek için birçok araştırmaya da imza atıyoruz. Gençlerin yaşamdan memnuniyetlerine bakıldığında, memnuniyeti belirleyen birincil faktörün çalışma durumu olduğu ön plana çıkmaktadır. Araştırmaya göre, gençlerin genel memnuniyet düzeyi yüzde 50 iken, bu oran çalışanlarda biraz daha yüksek olup yüzde 55 olarak gözlemlenmektedir. Öğrencilerin ve ev gençlerinin yüzde 48’i hayatından memnun olduğunu belirtirken memnuniyetin en düşük olduğu grup iş arayanlar olarak ortaya çıkmıştır. İş arayan gençlerin ise yalnızca yüzde 38’i hayatından memnun olduğunu belirtmektedir. Yaşamdan memnuniyete paralel olarak gelecekten umutlu olanların en az olduğu grup ise tahmin edilebileceği üzere yine iş arayan gençlerdir. İş arayan gençlerin arasında geleceğe umutla bakanların oranı 2020 yılında yayınlanan bir önceki rapora göre 10 puan azalarak, yüzde 32’ye düştüğü görülmektedir.”

“ONLİNE EĞİTİM VE İŞ FIRSATLARININ AZLIĞI ÖĞRENCİLERİ UMUTSUZLUĞA SÜRÜKLEDİ”

Öğrencilerin önemli bir bölümünün özellikle pandemi nedeniyle çevrim içine taşınan eğitiminden memnun olmadığının altını çizen Hazır, rapora ilişkin açıklamalarına şöyle devam etti:

“Gençler arasında çevrim içi eğitimden memnuniyetsizliğin yüksek olduğunu ve almış oldukları lisans eğitiminin hali hazırda kıt iş fırsatlarının olduğu bir piyasada rekabete girmek için yetersiz olduğu kanısının giderek kanıksandığını görüyoruz. Bu durumun gençleri üniversite eğitimlerini yarıda bırakmaya ya da farklı bir ülkeye yerleşmek gibi daha radikal kararlar almaya ittiğini gözlemliyoruz. Raporda bir önceki yıl yayınlanan ‘Gençliğin İyi Olma Hali 3’ raporu ile kıyaslandığında yaklaşık 12 puanlık bir artış ile yaşamına başka bir ülkede devam etmek isteyen gençlerin oranı yüzde 43’e yükseldiği açıklandı. Eğitimine başka bir ülkede devam etmek isteyen gençlerin oranı ise bir önceki yıla oranla 7 puan artış göstererek, yüzde 28,5’e yükselmiştir. Yaşamına başka bir ülkede devam etmek isteyen gençlerin tercih ettiği ilk üç ülkenin sırasıyla Almanya, Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa oldu.”

“GENÇLER, TOPLUMSAL DEĞER YARATABİLECEKLERİ, ÇALIŞTIKLARI İŞTE KARAR ALMA SÜREÇLERİNDE AKTİF OLABİLECEKLERİ VE SOSYALLEŞEBİLECEKLERİ İŞLERİ TERCİH EDİYOR”

Gönüllük algısının Türkiye özelinde hala istenilen seviyede olmadığını belirten Hazır, “Ekonominin durumu ile de doğru orantılı olarak gençlerin önemsedikleri konuların başında iyi para kazanabilecekleri bir işte çalışıyor olmalarının geldiği görülmektedir. Bunun yanı sıra araştırmada, karar alma süreçlerinde etkin rol oynayabilecekleri, doğrudan başka insanlara yardım edebilecekleri ve birçok farklı kişi ile sosyalleşebilecekleri işleri tercih edeceğini belirten genç sayısında önemli bir artış gözlemlenmektedir. Tüm bu çıktıları değerlendirdiğimizde, sivil toplumun bir kariyer alanı olarak kabul görmeye başlandığı söylenebilir. Fakat, gençlerin gönüllük algılarına baktığımızda ise halen gönüllü faaliyette bulunan gençlerin oranının Avrupa ve Dünya geneli ile kıyaslandığında oldukça geride olduğunu görüyoruz. Araştırma çalışmamıza katılan gençlere ‘Herhangi bir ücret almadan gönüllü bir işte veya bir sivil toplum kuruluşunda hiç çalıştınız mı?’ sorusunu yönelttiğimizde, sadece yüzde 9’unun böyle bir gönüllü faaliyette bulunduğunu, yüzde 91’inin geçmişinde böyle bir deneyimi bulunmadığını görüyoruz. Mevut durumdaki bu ikilemin ortadan kaldırılması ve gönüllük algısının geliştirilmesi özelinde hala alınması gereken çok yol olduğu dikkat çekiyor” açıklamasında bulundu.

“AİLESİ VE YAKIN ÇEVRİSİNDE KORONAVİRÜSTEN ETKİLENEN KİŞİ SAYISINDA ARTIŞ GÖRÜLÜYOR”

Açıklamaya göre raporda 2020’de gençlerin, başına geldiğini en fazla belirttikleri olayın, bu dönemde ödeyemedikleri kira, elektrik, su gibi masrafları olduğu fark edilmekteyken (yüzde 26), 2021’de gençlerin en fazla belirttikleri olayın Koronavirüs sebebiyle ailelerinden birinin hastalandığı olduğu görülmektedir. (yüzde 39). Koronavirüs sebebiyle ailesinden birinin hastalandığını belirten gençlerin oranında geçen yıla kıyasla 27 puanlık artış olmuştur.

“GENÇLER KORONAVİRÜSÜ DAHA ÇOK MADDİ YÖNDEN GÖĞÜSLEMEK ZORUNDA KALDI”

Bankadan ya da tanıdıklardan borç aldığını belirten gençlerin oranı 2020’ye oranla 7 puanlık bir artarak yüzde 25’e çıktığı söylendi.  Bu dönemde eğitimine ara vermek zorunda kaldığını belirten gençlerin oranının ise geçen yıla göre 5 puan artarak, yüzde 21’e yükseldiği vurgulandı.

“DÜŞÜK GELİR GRUBUNDAKİ GENÇLER PANDEMİNİN ETKİLERİNİ DAHA SERT BİR ŞEKİLDE DENEYİMLEDİ”

Pandeminin eşitsizlikleri artırdığı, olumsuz etkilerin düşük gelir grubuna dahil gençlerde daha fazla olduğu ifade edilen raporda, hane halkı geliri 3 bin lira ve altında olan gençlerin yüzde 52’si bu dönemde ödeyemediği kira, elektrik, su gibi masrafları olduğunu belirtirken, yüzde 51’inin ise bankadan ya da tanıdıklardan borç aldığını söyledikleri belirtildi.

“GENÇLERİN ÜÇTE İKİSİ AŞI OLMAYI DÜŞÜNÜYOR”

Raporda belirtilen verilere göre gençlerin üçte ikisi kendi yaş gruplarına aşı uygulanmaya başlandığında aşı olmayı düşündüğünü söylemektedir. Görüşülen gençlerin yüzde 66’sı aşı olmayı düşündüklerini ifade ederken, aşı olmayı düşünmediğini belirten gençlerin oranı yüzde 32’dir.

Türkiye yakın zamanda bir koronavirüs aşısı geliştirirse bu aşıyı olup olmayacaklarını sorulduğunda ise; gençlerin yüzde 64’ünün bu soruya olumlu yanıt verdiği, Türkiye’nin geliştirdiği aşıyı olmayı düşünmediğini belirtenlerin oranı ise yüzde 34 olduğu belirtildi.

“GENÇLER KORONAVİRÜSE DAİR GELİŞMELER ÖZELİNDE EN ÇOK YAKIN ÇEVRESİ VE RESMİ MAKAMLARA GÜVENİYOR”

Raporda sık bilgi alınan ve en çok güven duyulan bilgi kaynağının gençlerin aileleri olduğu görülürken diğer sık bilgi alınan ve güvenilen kaynakların gençlerin arkadaşları ve Sağlık Bakanlığı’nın açıklamaları olduğu belirlendi. Ayrıca televizyondaki haber bültenleri de gençler tarafından sıklıkla kullanılan diğer bir bilgi kaynağı olarak öne çıkıyor.

“GENÇLER YENİ EĞİTİM DÖNEMİ İÇİN YÜZ YÜZE EĞİTİMİ TERCİH EDİYOR”

Gençlerin yüzde 78’i 2021 – 2022 eğitim yılında yüz yüze eğitimi tercih ettiğini belirtilen raporda, uzaktan eğitimi tercih edenlerin oranı ise yüzde 11’dir. Buna paralel olarak gençlerin dörtte üçü, yüz yüze eğitimin uzaktan eğitime göre daha faydalı olduğunu düşünmektedir. Uzaktan eğitimi faydalı bulanların oranı yüzde 10 iken, iki eğitim şekli arasında bir fark olmadığını düşünenlerin oranı ise yüzde 3’tür.

“GENÇLER GEÇMİŞE ORANLA KENDİLERİNİ DAHA AZ GÜVENDE HİSSEDİYOR”

Raporda en genç erkeklerde hem de genç kadınlarda yaşadıkları yerde hava karardıktan sonra kendilerini güvende hissetme oranları önceki yıl ile karşılaştırıldığında düşüş göstermektedir. 2021 yılında hava karardıktan sonra kendilerini güvende hissettiğini belirten genç erklerin oranı 2020 yılına kıyasla 5 puan azalarak yüzde 63’e gerilerken, genç kadınlarda ise 2020 yılına kıyasla 8 puanlık bir azalış ile yüzde 45 olarak ölçülmektedir.

“KENDİNİ ÖNCEKİ KUŞAKLARA ORANLARA DAHA ŞANSLI HİSSEDEN GENÇLERİN SAYISI HER GEÇEN GÜN AZALIYOR”

Araştırmaya katılan gençlere ebeveynleriyle karşılaştırdıklarında kendilerini daha mı şanslı yoksa daha mı şanssız hissettiklerinin sorulduğu belirtildi. Buna göre 2020 yılında gençlerin yüzde 44’ü kendilerini anne babalarından daha şanslı hissederken 2021 yılında bu oran yüzde 38’e düştüğü belirlendi. Böyle bir tablonun ortaya çıkışında genç işsizlik oranın yüksek oluşu ve hali hazırda çalışmakta olan gençlerin ise beklentilerinin altındaki maaşlarla çalışmak durumunda kalmasının önemli bir etken olarak görülebileceği ifade edildi. Ayrıca alım gücünün düşmesiyle gençlerin temel sayılabilecek ihtiyaçlarını bile ailelerine bağımlı olmadan karşılamalarının güçleşmesinin bu algının kuvvetlenmesine yol açtığı belirlendi.

“GENÇLER YAŞADIKLARI KENTİ, KÜLTÜR VE SANAT FAALİYETLERİ BAKIMINDAN YETERSİZ BULUYOR”

Yaşadığı kentten memnun olan gençlerin oranı yüzde 79 olduğu belirlenen raporda, memnuniyetsizliğin en yoğun olduğu alan kültür ve sanat faaliyetlerinin olduğu ifade edildi. Sinema ya da tiyatro gibi kültürel faaliyetlerden memnun olduğunu belirten gençlerin oranının ise yüzde 54 olduğu söylendi.

 “DAHA  AZ BETON DAHA ÇOK YEŞİL ALAN VE DAHA ÖZGÜR KENTLER”

Raporda başka bir şehirde yaşam isteyen gençlerin tercihlerinde birinci sırayı İzmir’in aldığı belirtildi. Yaşadıkları şehir haricinde başka bir şehre taşınmak istediğini ifade eden gençlere neden böyle düşündükleri sorulduğunda ise yüzde 33’ü yaşam kalitesi, doğası, havasının güzel olması ve ulaşımın kolay olması sebebiyle, yüzde 23’ü yaşam şartları, ekonomik koşullar daha kolay olduğu için ve yüzde 17’si sosyal imkanlar sebebiyle taşınmak istediğini ifade ettiği belirtildi.

DHA

Okumaya devam et

GÜNCEL

Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.

Madde madde anlatalım:


ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?

1. GPS yerine BeiDou

Bu büyük ölçüde doğru.

BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:

  • Çin ordusu
  • lojistik şirketleri
  • akıllı telefon üreticileri
  • Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.

Ama:

  • Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
  • Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
    • GPS
    • GLONASS
    • Galileo
    • BeiDou birlikte çalışıyor.

Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.

2. Boeing yerine COMAC C919

Burada da gerçek eğilim var.

COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.

Ama kritik detay:

  • Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
  • Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
  • Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.

Dolayısıyla:

  • Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
  • Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.

3. Amerikan çiplerini terk etti

Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.

Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.

Ancak:

  • Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
  • ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
  • Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.

Fakat ABD yaptırımları Çin’i:

  • “ithal et” modelinden
  • “yerli üret” modeline zorladı.

Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.

4. Windows yerine UOS

UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.

Ama:

  • Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
  • Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.

Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.

5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları

Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.

United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.

Ama:

  • Siemens
  • GE Healthcare
  • Philips

hâlâ üst segmentte çok güçlü.

Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.

6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi

Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.

BYD bugün:

  • batarya
  • EV üretimi
  • tedarik zinciri
  • nadir toprak elementleri

alanlarında dev güç.

Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:

  • faizler
  • rekabet
  • marj düşüşü
  • satış yavaşlaması da etkili.

Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.

7. Oracle yerine OceanBase

Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.

Bu alan kritik çünkü:

  • veri egemenliği
  • yaptırım riski
  • SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.

8. CAD ve endüstriyel yazılım

Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.

Ancak:

  • Siemens NX
  • CATIA
  • SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.

Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”

Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.

9. Dolar yerine RMB

Bu en kritik maddelerden biri.

Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.

Özellikle:

  • Rusya
  • İran
  • Körfez
  • BRICS hattı

dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Ama gerçek tablo:

  • Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
  • SWIFT sistemi hâlâ dominant.
  • ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.

Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.

10. GMO tohumları terk etti

Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.

Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.

Ama:

  • Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
  • Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.

Tam bağımsızlık henüz yok.

11. Amerikan sosyal medyasını terk etti

Bu ifade yanıltıcı.

Çin zaten:

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube

gibi platformları uzun süredir engelliyor.

Onun yerine:

  • WeChat
  • Douyin
  • Xiaohongshu

gibi kendi ekosistemini kurdu.

Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.

12. Batı askeri teknolojisini terk etti

Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.

Özellikle:

  • hipersonik füze
  • drone
  • deniz gücü
  • elektronik harp alanlarında.

Ancak ABD:

  • uçak motorları
  • denizaltılar
  • küresel üs ağı
  • savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.

ASIL MESELE NE?

Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.

Hedef:

  • teknoloji sahibi olmak
  • finansal altyapıyı kontrol etmek
  • enerji zincirini yönetmek
  • dolar bağımlılığını azaltmak
  • yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.

Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.

BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?

Bu kadar hızlı değil.

Ama dünya:

  • tek kutuplu Amerikan sisteminden
  • çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.

Yeni mücadele:

  • çip
  • veri
  • ödeme sistemi
  • yapay zekâ
  • enerji
  • tedarik zinciri
  • rezerv para üzerinden yaşanıyor.

Yani artık savaş sadece tankla değil:

  • işletim sistemiyle,
  • veri merkeziyle,
  • batarya teknolojisiyle,
  • ödeme altyapısıyla yapılıyor.

TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU

Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?

  • ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
  • Çin merkezli alternatif blok mu?
  • Yoksa ikisi arasında denge mi?

Önümüzdeki 10 yılda:

  • bankacılık,
  • ödeme sistemleri,
  • enerji,
  • savunma,
  • otomotiv,
  • çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru

Yayınlanma:

|

ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.

Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?

2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;

  • Birleşik Arap Emirliği
  • Bahreyn
  • Fas
  • Sudan

İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.

ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.

Asıl hedefler:

  • İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
  • İran’a karşı ortak blok oluşturmak
  • Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
  • Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
  • Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
  • Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
  • Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.

Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?

1. Diplomatik Normalleşme

  • Büyükelçilik açılması
  • Resmi ilişkiler
  • Vize ve uçuş anlaşmaları
  • Turizm ve ticaret

2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği

Asıl kritik bölüm burasıdır.

  • Ortak hava savunma sistemi
  • İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
  • İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
  • Siber güvenlik paylaşımı
  • İstihbarat koordinasyonu

Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.

3. Enerji ve Ticaret Koridorları

Projelerin temelinde şu düşünce var:

Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi

Bu nedenle:

  • Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
  • liman projeleri,
  • demiryolu hatları,
  • enerji boru hatları,
  • veri merkezleri,
  • finans merkezleri

bu planın parçası olarak görülüyor.

İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.

4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi

En tartışmalı boyut budur.

Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”

Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”

Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.

ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?

2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:

  • ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
  • İran tamamen çökmedi
  • Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
  • Çin ekonomik olarak çok güçlendi
  • Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor

Bu nedenle ABD:

  • İsrail’i merkeze koyan,
  • Arap sermayesini entegre eden,
  • İran’ı çevreleyen,
  • Çin’i sınırlayan

yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.

Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?

1. İsrail

En büyük stratejik kazanan.

Kazanımları:

  • Bölgesel meşruiyet
  • Yeni pazarlar
  • Körfez sermayesi
  • Güvenlik işbirliği
  • İran’a karşı geniş cephe
  • Enerji ve lojistik merkez olma şansı

İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.

2. Birleşik Arap Emirliği

Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.

Özellikle:

  • teknoloji,
  • yapay zekâ,
  • savunma sanayi,
  • finans,
  • siber güvenlik,
  • turizm

alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.

Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.

3. Suudi Arabistan

Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.

Sudi Arabistan:

  • ABD’den güvenlik garantisi,
  • gelişmiş silah sistemleri,
  • nükleer teknoloji,
  • yatırım avantajları

karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.

Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.

4. Hindistan

Sessiz kazananlardan biri olabilir.

Çünkü:

  • Körfez bağlantısı güçlenir
  • Avrupa ticaret koridoru açılır
  • Çin’e alternatif lojistik rota oluşur

Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar

1. İran

En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.

Çünkü:

  • çevrelenme riski artıyor
  • Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
  • İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor

Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.

2. Filistin Yönetimi ve Hamas

En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.

Çünkü:

  • Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
  • Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
  • ekonomik ve diplomatik baskı artıyor

Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.

3. Türkiye

Türkiye açısından tablo karmaşık.

Olası avantajlar:

  • Bölgesel ticaret entegrasyonu
  • Enerji projeleri
  • Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
  • ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı

Riskler:

  • İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
  • Doğu Akdeniz’de denge kaybı
  • Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
  • İran ile denge siyasetinin zorlaşması

Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.

Bu plan başarılı olur mu?

En büyük sorun:

  • halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
  • Gazze savaşlarının yarattığı öfke
  • İran faktörü
  • mezhep ve jeopolitik rekabetler

Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.

Bu nedenle anlaşmalar:

  • ekonomik olarak ilerleyebilir,
  • güvenlik alanında derinleşebilir,
  • fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.

Özetle

Abraham / İbrahim Anlaşmaları:

  • sadece “barış anlaşması” değil,
  • Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.

Merkezinde:

  • İsrail’in korunması,
  • İran’ın dengelenmesi,
  • Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
  • enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.

Kazananlar:

  • İsrail
  • Körfez finans merkezleri
  • ABD savunma-sanayi sistemi
  • Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları

Risk yaşayanlar:

  • İran
  • Filistin hareketleri
  • bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
  • halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Medeni Kanundan Siyasete: “Mutlak Butlan” CHP’ye Nasıl Uygulandı?

CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: 3 Yıl Sonra Yönetim Nasıl Düştü? Türkiye Siyasetinde Bir İlk: Mahkeme Kararıyla Parti Yönetimi Değişti… Kurultay İptali Krizi: CHP’de Hukuk mu, Siyaset mi Kazandı? CHP Kararında Son Sözü Kim Söyleyecek? Yargıtay, AYM ve AİHM Süreci…

Yayınlanma:

|

Yazan:

CHP’de yaşanan “mutlak butlan” krizi, Türkiye siyasi tarihinin en sıra dışı hukuk-siyaset krizlerinden biri haline geldi. Çünkü ilk kez büyük bir siyasi partinin kurultayı, Medeni Hukuk’taki “kesin hükümsüzlük” kavramı üzerinden tartışmaya açıldı.

“Mutlak Butlan” Ne Demek?

“Mutlak butlan”, bir hukuki işlemin daha doğduğu anda ağır hukuka aykırılık taşıdığı için baştan itibaren geçersiz sayılması anlamına gelir. Yani hukuk açısından “hiç doğmamış” kabul edilir. Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Hukuku’nda sık kullanılan bu kavram; irade fesadı, emredici hukuk kurallarına aykırılık, kamu düzeninin ihlali gibi durumlarda uygulanır.

Normalde bu kavram daha çok:

  • evlilik işlemleri,
  • şirket genel kurulları,
  • dernek-vakıf kararları,
  • ticari işlemler

için kullanılırdı.

CHP davasıyla birlikte ilk kez bu kadar güçlü biçimde bir siyasi parti kurultayına uygulanması tartışması ortaya çıktı. Çünkü siyasi partiler özel hukuk tüzel kişisi sayılsa da aynı zamanda anayasal kurum niteliği taşıyor. Bu nedenle “Medeni Kanun mantığı siyasi partilere uygulanabilir mi?” sorusu hukukun merkezine oturdu.

Süreç Nasıl Başladı? Kronolojik Özet

1. 4-5 Kasım 2023 Kurultayı

CHP’nin 38. Olağan Kurultayı yapıldı.

Kurultayda:

  • Özgür Özel genel başkan seçildi.
  • Kemal Kılıçdaroğlu seçimleri kaybetti.

Ancak kurultayın hemen ardından:

  • bazı delegelerin yönlendirildiği,
  • oy karşılığı menfaat sağlandığı,
  • para dağıtıldığı,
  • siyasi vaatlerde bulunulduğu

iddiaları ortaya atıldı.

2. İl Kongreleri de Tartışmaya Açıldı

Dava sadece genel kurultayla sınırlı kalmadı.

Özellikle:

  • İstanbul İl Kongresi,
  • bazı delegasyon seçimleri,
  • liste süreçleri

mahkemeye taşındı.

Davacılar şunu savundu: “Delege iradesi sakatlanmıştır.”

Yani delegelerin özgür iradesiyle oy kullanmadığı iddia edildi.

3. Asliye Hukuk Süreci

İlk derece mahkemesinde dava görüldü.

İlk aşamada:

  • bazı talepler reddedildi,
  • bazıları usul yönünden değerlendirildi.

Ancak dosya daha sonra istinafa taşındı.

4. 2025-2026 Döneminde “Mutlak Butlan” Tartışması Büyüdü

2025 boyunca:

  • hukukçular,
  • siyasetçiler,
  • eski yargı mensupları

şu soruyu tartıştı: “Bir siyasi partinin kurultayı mutlak butlanla iptal edilebilir mi?”

Bir görüş: “Siyasi Partiler Kanunu buna izin vermez” dedi.

Diğer görüş: “Siyasi partiler de hukuk tüzel kişisidir; ağır usulsüzlük varsa butlan uygulanabilir” görüşünü savundu.

Mahkeme Neye Karar Verdi?

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 2026 Mayıs ayında kritik karar verdi.

Kararda:

  • 38. Olağan Kurultay’ın mutlak butlanla sakat olduğu,
  • yani baştan itibaren geçersiz sayıldığı,
  • sonrasında yapılan olağan ve olağanüstü kurultayların da iptal edildiği belirtildi.

Mahkeme ayrıca:

  • mevcut yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına,
  • kurultay öncesi yönetimin göreve dönmesine hükmetti.

Peki “3 Yıl Sonra Nasıl Görevden Alındılar?”

Asıl kritik nokta bu.

Çünkü mahkeme: “Kurultay en başından itibaren yok hükmündedir” yorumu yaptı.

Bu nedenle hukuk tekniğinde şöyle bir sonuç doğdu:

Eğer işlem “mutlak butlan” ise:

  • süre işlemez,
  • işlem sonradan meşrulaşmaz,
  • aradan zaman geçmesi geçersizliği ortadan kaldırmaz.

Yani mahkeme: “Bu yönetim aslında hukuken hiç doğmamıştı” mantığıyla hareket etti.

İtirazlar Neden Yapılıyor?

Karara yönelik çok ciddi hukuki itirazlar var.

1. “Siyasi Partiler Kanunu’nda Butlan Yok” İtirazı

Muhalif hukukçular diyor ki:

  • Siyasi partiler özel statülüdür.
  • Parti kurultayları Medeni Kanun’daki şirket genel kurulu gibi değerlendirilemez.
  • Siyasi Partiler Kanunu’nda “mutlak butlan” açıkça düzenlenmemiştir.

Bu yüzden kararın “kanuni dayanağının zayıf olduğu” savunuluyor.

2. “İstinaf Mahkemesi Bu Kararı Veremezdi” İtirazı

En büyük tartışmalardan biri de bu.

Eleştirilere göre:

  • istinaf mahkemesi,
  • ilk derece mahkemesi gibi davranarak,
  • yönetim değişikliği doğuran tedbir kararı verdi.

Bazı hukukçular bunun:

  • usule aykırı,
  • yetki aşımı,
  • içtihat çelişkisi olduğunu söylüyor.

3. “Demokrasiye Yargı Müdahalesi” Eleştirisi

Karşı çıkanlar ayrıca:

  • milyonlarca seçmenin iradesinin,
  • mahkeme yoluyla şekillendirildiğini,
  • bunun siyasal alanı daralttığını savunuyor.

Kararı Savunanlar Ne Diyor?

Kararı savunan hukuk çevreleri ise:

  • delegelerin iradesinin fesada uğratıldığını,
  • seçim sürecinin demokratik olmadığını,
  • kamu düzeninin ihlal edildiğini iddia ediyor.

Onlara göre: “Demokrasi sadece sandık değildir; temiz seçim süreci gerekir.”

Mahkeme de kararında:

  • emredici hukuk kurallarına aykırılık,
  • delege iradesinin sakatlanması,
  • usulsüzlük iddiaları üzerinde durdu.

Son Kararı Kim Verecek?

Şu an hukuki süreç tam anlamıyla bitmiş değil.

Muhtemel aşamalar:

  1. Bölge Adliye Mahkemesi süreci
  2. Yargıtay incelemesi
  3. Gerekirse Anayasa Mahkemesi başvurusu
  4. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi süreci

özellikle:

  • siyasi örgütlenme hakkı,
  • seçme-seçilme hakkı,
  • parti içi demokrasi başlıklarında yeni tartışmalar doğurabilir.

Nihai anlamda iç hukukta son sözü büyük ölçüde Yargıtay söyleyecek gibi görünüyor.

Ancak konu anayasal hak boyutuna taşınırsa: Anayasa Mahkemesi ve ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürece dahil olabilir.

Bu Karar Neden Tarihi?

Çünkü Türkiye’de ilk kez:

  • bir ana muhalefet partisinin kurultayı,
  • “mutlak butlan” kavramıyla,
  • geriye etkili biçimde yok sayıldı.

Bu nedenle karar:

  • sadece CHP meselesi değil,
  • Türkiye’de siyasi partilerin hukuk statüsü,
  • yargının siyasal alana müdahalesi,
  • parti içi demokrasi,
  • seçim meşruiyeti açısından da emsal niteliği taşıyan tarihi bir kırılma olarak değerlendiriliyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.