Connect with us

BANKA HABERLERİ

ASO Başkanı Seyit Ardıç: Bankaların daraltıcı tercihleri krediye ulaşımı zorlaştırıyor

‘Ankara Sohbetleri’ne konuk olan Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, küresel rekabetin ancak katma değerli üretimle yakalanabileceğini söyledi. Ardıç, para politikasında hızlı şekilde normalleşmeye dönülmesi gerektiğini belirtirken, bankaların daraltıcı tercihlerinin reel sektörün krediye ulaşımını zorlaştırdığını aktardı.

Yayınlanma:

|

* Tedarik zincirinin kırıldığı bir dönemde, tüm olumsuzluklara rağmen üretime devam eden sanayicileri önümüzdeki süreçte hangi koşulların zorlayacağını öngörüyorsunuz?

Sadece Rusya-Ukrayna savaşı değil pandemi sonrası süreçte de sanayi sektörü büyümenin en önemli katalizör görevini üstlenmiştir. Yüksek maliyet ve likiditeye ulaşmanın zorlaştığı bir dönemde sanayi sektörü ekonomimizin yüz akı olmuş ve büyümeye önemli katkı sağlamaya devam etmiştir.

Mevcut konjonktürde maliyetler konusunda her geçen gün öngörülebilirlik azalıyor. Özellikle son dönemde başta enerji olmak üzere birçok alanda maliyet artışı, üretim maliyetlerini ciddi bir biçimde yukarı çekerken, sürdürülebilir büyüme olgusundaki beklentileri de olumsuz yönde etkiliyor.

Mevcut durumda sanayicinin krediye ulaşma sorunu ön plana çıkıyor. Merkez Bankası politika faizini son PPK toplantısında %9 seviyesine kadar çekmesine rağmen Merkez Bankasının uygulamış olduğu genişletici para politikası karşısında bankaları miktar bazında kısıtlamaya giderek daraltıcı politika tercihleri reel sektörün krediye ulaşma imkânları zorlaşmaktadır.

Diğer yandan son dönemde faiz düşüşünün kredi faizleri üzerine yansıyıp yansımadığı daha çok ön plana çıkıyor. Kasım ayı Para Politikası Kurulu toplantısında alınan 150 baz puanlık düşüşün kısmi olarak yansıdığını gördük. Faiz indirimlerinin genele yayılan bir süreçte yansımasını bekliyoruz.

Diğer önemli sorun, para politikasında hızlı bir şekilde normalleşmeye gidilmesi gerekiyor. En önemli sorunlarımızdan bir tanesi de enflasyon. Enflasyon ekonomini her alanında kırılganlıkları arıtmaya devam ediyor. Yüksek enflasyon, kırılganlıklar, yüksek cari açık ve faiz düşük olmasına rağmen krediye ulaşma imkânın zor olması, firmaların üretim kapasitesini artırmada çekingen davranılmalarına neden olmaya devam etmektedir.

* Konjonktür kaynaklı kısmen ikinci plana itilmiş gibi görülen, yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm konusunda ASO olarak üyelerinize ve Türk sanayisine yönelik ne gibi hizmetler vermeyi planlıyorsunuz? Gündeminizde, Özellikle Sınırda Karbon Vergisine hazırlık noktasında özel bir proje var mı?

Hem Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkan Yardımcısı hem de ASO 2. Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Başkanlığı döneminde, çevre ve yeşil dönüşüm konusunda sanayi sektöründeki çalışmaların büyük önem verdik. Uzun vadeli hedeflere odaklanan, topluma faydayı gözeten ve bilim temelli hedeflerle azaltım çalışmalarını yapılandıran bir sanayi için tüm paydaşlarımızla eş güdümle ve iş birliği içinde çalışmaya devam edeceğiz. ASO 2. OSB başkanlığı döneminde, Glasgow’daki İklim Zirvesi’nde Türkiye’den temsil edilen tek OSB olarak bu konuda ne kadar hassasiyet gösterdiğimizi ortaya koyduk.

Ankara’da sanayicilerin hammadde kullanımı, atık yönetimi, emisyon, su ve atık su yönetimi konularında ulusal ve uluslararası düzenlemelere göre değerlendirmelerini içeren çevresel durum raporlarını hazırlıyoruz. Bu raporlar karbon ve su ayak izi hesaplamalarını ve tesislerin yeşil dönüşüm için yatırım ihtiyaçlarını da içerecek şekilde hazırlanıyor. Projemizle sanayicilerimizin bilime dayalı hedefler belirlemelerini sağlayarak düşük karbon ekonomisine geçişte önemli bir rekabet avantajı elde etmelerini ve enerji verimliliği, yeşil altyapı, gelişmiş su döngüselliği, endüstriyel simbiyoz gibi uygulamaları hayata geçirerek ASO olarak Yeşil dönüşümünün sağlanmasını hedefliyoruz.

Odamız tarafından EWA Kurumsal Danışmanlık Ltd. Şti. ile işbirliği halinde, Mart 2022’de 10 ay süreli “AB Yeşil Mutabakatının ASO Üyesi İşletmeler Üzerindeki Etkilerinin Yönetilmesi Projesi” başlatılmış ve devam etmektedir.

Ankara’da iklim değişikliği konusunda farkındalığın artırılması, yetkinliklerin geliştirilmesi ve iklim değişikliği için fark yaratmak amacıyla uluslararası çok ortaklı “Avrupalı KOBİ’lerin Yeşil Becerilerini Geliştirmek için Yeşil İttifak” (Green Alliance for Upgrading Green Skills of European SMEs (GreenAlly) ) projesi başvuru gerçekleşmiş bulunuyoruz.

Küresel değer zincirlerinin katma değeri görece yüksek aşamalarında konumlanabilmemiz için altyapının, bilhassa dijital teknoloji altyapısının güçlendirilmesi, bu amaçla teşviklerde ve proje finansmanında dijital altyapı projelerine ağırlık verilmesi için bu dönemde büyük çaba sarf edeceğiz.

“Her fabrika bir kale”

* Yeni dönemde ASO’da nasıl bir yönetim sergileyeceksiniz?

ASO, başkentimizi sanayi ve teknolojide lider yapmak vizyonu doğrultusunda faaliyetlerini sürdürmekte ve Ankara sanayicisinin yüksek katma değer üretmesine, rekabet gücünün artırılmasına katkı sağlamak ve başta Ankara olmak üzere ülkemizin ekonomik, teknolojik, sosyal ve kültürel gelişiminde yol gösterici olmak misyonunu gerçekleştirmek üzere çalışmalarda bulunacaktır.

Odamızın 40 meslek komitesinde dokuz bine yakın sanayicimiz ile Türkiye’nin üretim, istihdamı, ihracat hacmi ve ülke ekonomisi için her alanda çalışmaya devam edeceğiz.

Bu amacımıza ulaşmak için ilgili bakanlıklarımız, kamu kurum ve kuruluşlarımız ve tüm paydaşlarımızla birlikte hareket edeceğiz. Hiçbir ayrım gözetmeksizin, tüm farklılıklarımızı bir kenara koyarak Cumhuriyetimizin 100. yılında Ankara’mızı sanayinin de başkenti yapmak için taşın altına elini koyan herkes ile birlikte yürüyeceğiz.

Ankara Sanayi Odası’nın kapıları 7 gün 24 saat herkese açık olacak. Bizim için her fabrika bir kale… Yeter ki sanayicimiz üretsin biz hep yanınızda olacağız.

Küresel koşulların zorlayıcı olduğu, küresel ekonomik yeniden yapılanmaların söz konusu olduğu bu dönemde, ulusal politika uygulama alanlarının sınırlarını zorlayan bir vizyon ve azim ile reel ekonomimizi bir bütün olarak geliştirmek, çağımızın standartlarına ve hatta gelecek nesillerimiz için geleceğin standartlarına bugünkü politika tercihlerimizle taşımak temel hedefimizdir.

“Yatırımı artıracak eylem planı hazırlıyoruz”

* Ankara’da gerek doğrudan yatırım gerekse genel yatırımların artırılması için bir eylem planınız var mı?

Ülkemizde sanayileşme misyonun önemli temsilcilerinden birisi de başkent Ankara’dır. ‘Başkentin sanayisinden sanayinin başkentine” hedefine adım adım ilerleyen Ankara, yeni teknolojiler, gelişmeler, trendler konusunda öncü bir kent olarak uluslararası yatırımcılara önemli yatırım imkânları sunmaktadır.

Ankara yatırım iklimi ile birçok şehirden önemli avantajlarla ayrışmaktadır. 113 Ar-Ge merkezi, 36 tasarım merkezi, 11 Teknoloji Geliştirme bölgesi (TGB) ve 13 Organize Sanayi Bölgesi ile Türkiye’nin diğer illerine göre önemli bir üstünlüğe sahiptir.

Ankara son 11 ayda yaptığı 10,4 milyar dolarlık ihracatı ile Türkiye’de en çok ihracat yapan 5. İl konumundadır. Ankara ihracatının %82’si sanayi sektörü (8,5 Milyar ABD Doları) tarafından gerçekleştirilmektedir. 2021 yılında Türkiye’nin toplam savunma sanayi ürün ihracatının %33’dan fazlasını Ankara tek başına gerçekleştirmiştir.

Odamız sunduğu bilgi, danışmanlık, eğitim ve iş geliştirme hizmetleri, yürüttüğü projeler, kurduğu ulusal ve uluslararası işbirlikleri yoluyla Ankara’nın yüksek teknoloji üssü olmasını ve sanayi yatırımları için bir cazibe merkezi haline gelmesini sağlamak amacıyla çalışmalar yapmakta ve bölgesel ve sektörel politikaların üretilmesine katkı sunmaya devam edeceğiz.
Ankara’da yatırım potansiyelini arttıracak ilgili plan ve programları yeni yönetim ile birlikte kısa zamanda eylem planımız ile birlikte ortaya koyacağız. Sanayinin kurulu kapasitesini artırmak maksadıyla yeni sanayi alanları oluşturmak ve bunları yönetmek, Ankara’da sanayicinin kapasite ihtiyacına ve ekonomik kalkınmasına katkıda bulunmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.

“Küresel rekabet katma değeri yüksek üretimle mümkün”

* Enerji maliyetlerindeki artış üretim sürecini nasıl etkiliyor?

Diğer önemli bir sorun, kur seviyesi ve enerji fiyatlarındaki artıştır. Lakin kur ve enerji fiyatlarındaki artış işletme sermayesi yükümlülüklerini arttırıyor. Kâr marjının sabit kaldığı ve borçlanma maliyetlerinin arttığı bu dönemde, işletme sermayesi finansmanına erişim maliyetleri kârlarımızı götürüyor. Son dönemde, sanayicinin koyduğu sermaye yüksek enflasyon altında erimektedir.

Türkiye’de üretimin kronik problemlerden diğerleri ise; küresel tedarik zincirlerinde genellikle katma değeri yüksek aşamalarda konumlanmayışı ve yurt içi üretiminin de ithal girdilere yüksek ölçüde bağımlı oluşudur. Küresel üretimin zayıfladığı ve resesyon beklentililerinin güçlendiği bir dönemde, ülkemizin yerli girdi üretimini ve kullanımını esas alan, katma değeri görece yüksek ulusal sanayi üretimini geliştirmeyi hedefleyen politika tercihi ortaya koymamız gerekiyor. Küresel piyasalarda rekabet gücünün korunması, teknoloji içeriği ve katma değeri görece yüksek ürünlerin ağırlıkla üretildiği bir sanayi ve dolayısıyla ihracat yapısına kavuşmakla mümkün olacaktır.

Yatırım, ihracat, yeşil dönüşüm, imalat sanayinde enerji verimliliği ve teknolojik dönüşüme imkân verecek birçok alanda hükümetin selektif kredi ve kefalet imkânına reel sektöre sağlanması gerektiğini düşünüyorum.

Yurt içi yatırım destek, teşvik, muafiyet ve kolaylıklarda yerli girdi kullanımının, istihdam artışı sağlayan yatırımların ve teknoloji & inovasyon üreten firma yatırımlarının önceliklendirilmesi gerekiyor.

Ekonomim

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yüksek fonlama maliyetleri ve enflasyon bankaların kâr marjlarını daraltırken, takipteki kredi oranı 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 3,5’e yükseldi. Fitch, kârlılık üzerindeki baskının yıl boyunca sürmesini bekliyor.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, üç aylık Türk Bankaları İzleme Raporu’nda, Türk bankacılık sektörünün 2026 yılının ikinci çeyreğinde kârlılık kaybı yaşadığını ve sorunlu kredilerdeki artışın sürdüğünü bildirdi. Bloomberg HT haberine göre, yüksek fonlama maliyetleri, artan swap giderleri ve enflasyon kaynaklı faaliyet giderleri, bankaların finansal performansını olumsuz etkiledi.

Faaliyet kârlılığında belirgin gerileme

Fitch’in izlediği bankalarda ortalama faaliyet kârının risk ağırlıklı varlıklara oranı, 2026’nın ilk çeyreğindeki yüzde 3,9 seviyesinden ikinci çeyrekte yüzde 2,6’ya geriledi. Sektör genelinde ise aynı oran yüzde 4,6’dan yüzde 3,3’e düştü.

Rapora göre, yüksek Türk lirası faizlerinin fonlama maliyetlerini artırması, net faiz marjlarını daraltan başlıca unsurlar arasında yer aldı. Swap maliyetlerindeki yükseliş ve enflasyonun faaliyet giderleri üzerindeki etkisi de kârlılığı baskıladı.

Takipteki krediler yüzde 3,5’e çıktı

Bankacılık sektöründe aktif kalitesine ilişkin göstergeler de olumsuz seyrini sürdürdü. Fitch’in izlediği bankaların ortalama takipteki kredi (NPL) oranı, ilk çeyrekteki yüzde 3,3 seviyesinden ikinci çeyrek sonunda yüzde 3,5’e yükseldi. Yeni takipteki kredi oluşum oranı da yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çıktı.

Bankaların ortalama çekirdek sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Bu görünüm, kredi riskleri ve kârlılık baskıları yakından izlenirken sermaye göstergesinin söz konusu dönemde yatay seyrettiğine işaret etti.

Bankacılık sektörünü ne bekliyor?

Fitch, yüksek TL faizleri ve enflasyonist baskıların bankaların kârlılığı üzerindeki etkisinin 2026 boyunca devam edebileceğini öngörüyor. Kuruluş, yılın sonlarına doğru faiz indirimlerinin yeniden başlaması durumunda bu baskının 2027’de hafifleyebileceğini değerlendiriyor.

Bankacılık sektörü açısından temel risk, fonlama maliyetleri yüksek seyrederken kredi geri ödemelerinde yaşanabilecek bozulmanın karşılık giderlerini artırması ve kâr marjlarını daha da daraltması. Bu süreç, bankaların kredi verme iştahı ve reel sektörün finansmana erişimi üzerinde de baskı oluşturabilir.

Kaynak: Fitch Ratings’in Türk Bankaları İzleme Raporu; 21 Ekim 2026 tarihli haberler.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL

FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.

Bankavitrini.com | Gündem

Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.

Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı

Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.

Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.

Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.

DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil

DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.

DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.

Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”

DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.

Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?

Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.

Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.

Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.

Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu

Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.

Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.

Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK 1,7 MİLYAR TL CEZAYI NİÇİN YEDİ?

Yayınlanma:

|

Yazan:

BANKALAR ÇALIŞANLARIN MAAŞ REKABETİNİ Mİ SINIRLADI?

Bankavitrini.com | Bankacılık ve Finans Analizi

Akbank, Rekabet Kurulu tarafından yürütülen iş gücü piyasasına yönelik soruşturmanın uzlaşmayla sonuçlandırılması kapsamında 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL idari para cezası ödeyecek. Peki, Türkiye’nin önde gelen bankalarından biri neden bu kadar yüksek bir ceza ile karşı karşıya kaldı? Soruşturmanın arkasında hangi iddialar bulunuyor? Bu olay, bankacılık sektöründe çalışanların ücretlerini ve iş değiştirme özgürlüğünü nasıl etkileyebilir?

CEZA KREDİ VE MEVDUAT FAİZLERİYLE İLGİLİ DEĞİL

Akbank’a verilen cezanın konusu, bankanın müşterilerine uyguladığı kredi faizleri veya mevduat oranları değil. Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihinde duyurduğu soruşturma, bankacılık, sigortacılık ve bilişim teknolojileri sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin iş gücü piyasasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalarını inceliyor.

Rekabet Kurumu, aralarında Akbank’ın da bulunduğu 26 teşebbüs hakkında çalışan ayartmama anlaşmaları ve/veya iş gücü piyasasına yönelik rekabete hassas bilgi paylaşımı iddiaları kapsamında soruşturma başlatmıştı.

Akbank, 12 Ekim 2026 tarihli Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) açıklamasında, Rekabet Kurulu’nun 26-30/899-383 sayılı kararı doğrultusunda soruşturmanın banka bakımından uzlaşmayla sonuçlandırıldığını bildirdi.

Açıklanan idari para cezası 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL oldu.

ÇALIŞAN AYARTMAMA ANLAŞMASI NE DEMEK?

Soruşturmanın en dikkat çekici başlıklarından biri, şirketlerin birbirlerinin çalışanlarını işe almamak veya çalışan transferlerini kısıtlamak konusunda anlaşmış olabileceği iddiası.

Örneğin aynı sektörde faaliyet gösteren iki banka düşünelim. Bu bankaların birbirlerinin çalışanlarına iş teklifi yapmamak ya da çalışan transferlerini sınırlandırmak konusunda anlaşmaları, iş gücü piyasasındaki rekabeti bozabilecek uygulamalar arasında değerlendirilebilir.

Böyle bir durumda çalışan, yalnızca mevcut işvereninin ücret politikasıyla karşı karşıya kalmaz. Rakip bankaların daha yüksek ücret veya daha iyi çalışma koşulları sunmasıyla ortaya çıkabilecek alternatifler de daralabilir.

Oysa rekabetçi bir iş gücü piyasasında bankalar nitelikli çalışanları bünyelerine katabilmek için ücret, prim, yan haklar, kariyer olanakları ve çalışma koşulları üzerinden birbirleriyle yarışır.

Bu rekabetin kısıtlanması, çalışanların pazarlık gücünü zayıflatabilecek bir sonuç doğurabilir.

Ancak önemli bir ayrıntı var: Rekabet Kurumu’nun soruşturma duyurusu, bu tür uygulamalara ilişkin iddiaların araştırıldığını gösteriyor. Akbank’ın hangi somut davranışının cezaya esas alındığına ilişkin ayrıntılar, bankanın KAP açıklamasında yer almıyor.

MAAŞ BİLGİLERİNİN PAYLAŞILMASI NEDEN SORUN OLABİLİR?

Soruşturmanın ikinci önemli boyutu, iş gücü piyasasında rekabete hassas bilgilerin paylaşılması iddiası.

Çalışan ücretleri, maaş artışları, işe alım koşulları ve gelecekteki istihdam planları gibi bilgiler, şirketlerin birbirleriyle rekabet etme biçimini etkileyebilir.

Örneğin rakip işverenlerin gelecekteki ücret artışlarına ilişkin hassas bilgileri paylaşması, ücret politikalarının bağımsız biçimde belirlenmesini zayıflatabilir. İşverenler arasındaki rekabetin azalması da çalışanların daha iyi ücret ve çalışma koşulları elde etme olanaklarını olumsuz etkileyebilir.

Buradaki temel mesele, şirketlerin insan kaynakları alanında her türlü bilgi alışverişinin yasak olması değil. Rekabeti kısıtlayabilecek nitelikteki anlaşmalar ve bilgi paylaşımlarının, somut koşullar çerçevesinde rekabet hukuku bakımından değerlendirilmesidir.

AKBANK BUNU NEDEN YAPMIŞ OLABİLİR?

Bu sorunun kesin yanıtını verebilmek için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki somut tespitlerin görülmesi gerekir. Bankanın kamuya açık KAP açıklaması, cezanın arkasındaki yönetimsel motivasyonu veya belirli bir uygulamanın nedenini açıklamıyor.

Bununla birlikte, çalışan transferlerini sınırlandıran veya ücret rekabetini zayıflatan uygulamaların işverenler açısından olası ekonomik motivasyonları bulunuyor.

Birincisi, personel maliyetlerini kontrol altında tutmak. Bankacılık sektöründe deneyimli çalışanların ücretleri, primleri ve yan hakları önemli bir maliyet kalemi oluşturuyor. İşverenler arasındaki ücret rekabetinin zayıflaması, ücret artışı baskısını azaltabilecek bir sonuç doğurabilir.

İkincisi, nitelikli personeli elde tutmak. Deneyimli bankacılar, risk yönetimi uzmanları, yazılım çalışanları ve yöneticiler, rakip kuruluşlar açısından değerli insan kaynağıdır. Çalışan hareketlerini kısıtlayan anlaşmalar, işverenler açısından personel kaybını azaltıyor gibi görünse de rekabet hukuku bakımından ciddi sorunlar doğurabilir.

Üçüncüsü, insan kaynakları maliyetlerinde öngörülebilirlik sağlamak. Bankalar ücret artışlarını ve işe alım maliyetlerini yönetmek ister. Ancak bu amaç, rakiplerle rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar yapılmasını hukuken meşru hâle getirmez.

Bunlar olası ekonomik açıklamalardır; Akbank’ın bu amaçlarla hareket ettiğinin kanıtlandığı anlamına gelmez.

BU BİR İŞ HUKUKU İHLALİ Mİ?

Burada iki ayrı hukuk alanını birbirinden ayırmak gerekiyor.

İş hukuku; işçinin ücreti, iş sözleşmesi, çalışma koşulları, kıdem ve ihbar tazminatı gibi konuları düzenler.

Rekabet hukuku ise şirketlerin piyasalarda rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşmalarını ve davranışlarını denetler.

Akbank’a ilişkin soruşturmanın hukuki dayanağı, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında iş gücü piyasasındaki rekabetin kısıtlanıp kısıtlanmadığının incelenmesidir.

Dolayısıyla bu olay, doğrudan işçilerin ücretlerinin ödenmemesi veya kıdem tazminatı haklarının ihlali nedeniyle verilen bir iş hukuku cezası değildir.

Bununla birlikte, işverenler arasındaki rekabeti kısıtlayabilecek uygulamalar çalışanların iş değiştirme ve ücret pazarlığı imkânlarını etkileyebildiğinden, konu çalışma hayatı açısından da önem taşıyor.

AKBANK NEDEN UZLAŞMAYI KABUL ETTİ?

Akbank’ın KAP açıklamasında, soruşturmanın Rekabet Kurulu kararı doğrultusunda uzlaşma usulüyle sonuçlandırıldığı bildirildi.

Rekabet hukukunda uzlaşma, soruşturmanın kanunda belirlenen koşullar çerçevesinde sonuçlandırılmasına imkân veren bir yöntemdir. Bu yol, sürecin daha kısa sürede tamamlanması ve hukuki belirsizliğin azaltılması gibi avantajlar sağlayabilir.

Ancak Akbank’ın uzlaşmayı hangi özel gerekçelerle tercih ettiğine ilişkin ayrıntılı bir açıklama bulunmuyor. Bu nedenle bankanın uzlaşma kararını hangi yönetimsel veya hukuki değerlendirmelerle aldığı konusunda kesin bir neden ileri sürmek doğru olmaz.

BANKACILIK SEKTÖRÜNDE NE DEĞİŞEBİLİR?

Bu soruşturmanın önemi yalnızca Akbank’ın ödeyeceği para cezasıyla sınırlı değil.

Bankalar ve diğer finans kuruluşları açısından insan kaynakları uygulamalarının da rekabet hukuku kapsamında değerlendirilmesi, sektörde yeni bir hassasiyet alanı oluşturuyor.

Özellikle şu konuların önem kazanması beklenebilir:

  • Rakip kuruluşların çalışanlarını işe almama yönünde anlaşmalardan kaçınılması.
  • Ücret politikaları ve gelecekteki maaş artışları gibi rekabete hassas bilgilerin paylaşımının dikkatle değerlendirilmesi.
  • İnsan kaynakları toplantılarında ve sektör içi görüşmelerde rekabet hukuku kurallarına uyumun güçlendirilmesi.
  • Çalışanların iş değiştirme ve daha iyi çalışma koşulları için pazarlık yapma imkânlarının korunması.

Bunun çalışanların ücretlerine doğrudan ne ölçüde yansıyacağı ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu.

SONUÇ: MESELE SADECE 1,7 MİLYAR TL DEĞİL

Akbank’a açıklanan 1 milyar 713 milyon 897 bin 558 TL’lik idari para cezası, iş gücü piyasasındaki rekabetin de bankacılık sektöründe ciddi bir denetim konusu olduğunu gösteriyor.

Çalışanların serbestçe iş değiştirebilmesi, işverenlerin nitelikli personel için rekabet etmesi ve ücretlerin bağımsız piyasa koşullarında belirlenmesi, rekabetçi bir iş gücü piyasasının temel unsurları arasında yer alıyor.

Burada asıl yanıtlanması gereken soru şu: Bankalar müşterilerine kredi ve mevduat ürünleri sunarken rekabet etmek zorundayken, çalışanları işe alma ve ücret belirleme konusunda da aynı rekabet anlayışıyla hareket ediyor mu?

Bu sorunun Akbank özelindeki somut yanıtı için Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararındaki tespitlerin incelenmesi gerekiyor. Ancak olayın kendisi, bankacılık sektöründe rekabet hukukunun yalnızca müşteri ve ürün piyasalarıyla sınırlı olmadığını, çalışma hayatına da uzandığını ortaya koyuyor.

Kaynaklar: Rekabet Kurumu’nun 24 Şubat 2026 tarihli soruşturma duyurusu; Akbank’ın 12 Ekim 2026 tarihli KAP açıklaması.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.