Connect with us

GÜNCEL

BATARYA TEKNOLOJİLERİ ZİRVESİ 2024 HIZLI BAŞLADI!

Yayınlanma:

|

Pil Batarya Üreticileri ve Tedarikçileri Derneği PİLDER tarafından bu yıl ikinci kez düzenlenen Batarya Teknolojileri Zirvesi, bugün (25 Eylül) Bilişim Vadisi Gebze’de başladı.
Pil ve batarya teknolojileri alanında Türkiye’den ve uluslararası arenadan 32 uzman konuşmacının yaklaşık 750 katılımcı ile bir araya geldiği zirvenin açılış konuşmalarında, batarya teknolojilerinin hem enerjide hem de sanayide yaşanan ‘dönüşüme’ liderlik edecek alan olduğu vurgusu yapıldı.
“Yıkıcı teknoloji olarak” nitelendirilen batarya teknolojilerinin her yönüyle ele alındığı zirvede hammadde süreçlerinden hücre üretim tekniklerine, sıra dışı pil uygulamalarından sürdürülebilir atık stratejilerine kadar pil ekosisteminin her aşaması ayrı ayrı değerlendiriliyor.
Bu yıl ikincisi yapılan Batarya Teknolojileri Zirvesi’nin, dünya genelinde halihazırda 2,6 TWh seviyesinde bulunan ve 2030’a gelindiğinde tam 3,5 kat artarak 9 TWh’a ulaşması beklenen batarya üretim kapasitesinde Türkiye’nin oynayabileceği rol ve bu alanda atılması gereken adımlar açısından belirleyici olması bekleniyor. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’ de zirvenin ‘Stratejik Partnerliği’ni üstleniyor.
Bilişim Vadisi Gebze’de bugün başlayan Batarya Teknolojileri Zirvesi 2024’ün açılış konuşmaları zirve Komite Üyesi Emin Mert Uygun, zirveyi düzenleyen PİLDER Başkanı Kadem Usta ve Sanayi Genel Müdürü Prof. Dr. İlker Murat Ar tarafından yapıldı. “PİLDER olarak, ülkemizi bir batarya üretim merkezi haline getirme vizyonuyla hareket ediyoruz. Lityum-iyon batarya ve hücre talebimiz hızla artıyor, bu da bu sektördeki büyük büyüme potansiyelini açıkça gösteriyor” diyen Emin Mert Uygun, konuşmasında, “Amacımız, küresel pazarda daha etkin bir oyuncu haline gelmek ve ülke ekonomimize önemli katkılar sağlamak vurgusu yaptı.

Bataryaların sanayiden mobiliteye, tüketici elektroniğinden elektrikli araçlara kadar pek çok sektörde ve alanda dönüşümün anahtarı olduğuna dikkat çeken PİLDER Başkanı Kadem Usta da “Türkiye ham madde üretiminden geri dönüşüme kadar geniş bir batarya ekosistemine sahip. Ülkemizde hâlihazırda 2 hücre üretim tesisi ve çeşitli ölçeklerde 100’e yakın lityum iyon batarya üretim tesisi aktif olarak faaliyet gösteriyor ve yatırım aşamasında olan gigawatt saat kapasitesinin üzerinde 4 yeni hücre üretim tesisi ile bu sayı daha da artacak. Avrupa’nın batarya üretim üssü olma yolunda hızla ilerleyen Türkiye’nin 2030 yılına kadar 80 gigawatt saat batarya üretim kapasitesini aşacağını öngörüyoruz.2023 yılında sadece lityum iyon bataryalar için gerçekleştirilen 1 milyar USD’lik ithalat, bu alanın stratejik önemini bir kez daha ortaya koyuyor” şeklinde konuştu.

“Tarihçesi kısa ancak etkisi yıkıcı”

Yenilenebilir enerji kaynaklarının ve batarya teknolojilerinin tarihçesi kısa ancak etkisi yıkıcı gelişmeler olduğuna dikkat çeken Sanayi Genel Müdürü Prof. Dr. İlker Murat Ar da konuşmasında şunları dile getirdi: “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak sürdürülebilir ve rekabetçi büyümenin bir unsuru olduğuna inandığımız batarya teknolojilerine yönelik izlediğimiz yol haritasının temelinde de yerli batarya üretimini teşvik etmek, kritik minerallerin yerli kaynaklardan temini ile stratejik tedarik zincirini güçlendirmek ve Ar-Ge çalışmalarını desteklemek yer alıyor. Bu doğrultuda yakın zamanda açıkladığımız Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı ve HIT-30 kapsamında batarya teknolojileri ve bileşenleri ile enerji depolama sistemlerinin içinde bulunduğu, ülkemizi ön plana taşıyacağını düşündüğümüz odak alanlarda sağlayacağımız destek ve teşviklerle 2030 yılına kadar 80 GWh’lik bir kapasite inşa ederek bölgesel bir üretim ve yatırım üssü olmayı hedefliyoruz. Bakanlık olarak batarya teknolojilerini, Türkiye’nin sanayi ve teknolojideki dönüşümüne liderlik edecek stratejik bir alan olarak değerlendirdiğimizi bir kez daha vurgulamak istiyorum. Bu doğrultuda yerli üretim kapasitemizi artırarak dışa bağımlılığı azaltmak, Ar-Ge faaliyetleriyle bu alandaki yenilikçiliğimizi desteklemek temel önceliğimiz ve birlikte çalışarak ülkemizi batarya teknolojilerinde dünya ligine taşımak ana hedefimiz.”

Zirveden Öne Çıkan Konu Başlıkları

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sanayi Genel Müdürü Prof. Dr. İlker Murat Ar, PİLDER Başkanı Kadem Usta, Zirve Komite Üyesi Emin Mert Uygun, Pomega Enerji Depolama Teknolojileri Genel Müdürü Osman Şahin Köşker, Reap Battery CEO’su Dr. Alper Baykut, Intecro Electromobility Genel Müdürü Lütfi Okay, Ottomotive / SVolt’tan Leonard Kang, Murata Electronics Europe Ürün Planlama Müdürü Takashi Sumida, Renault Group Elektrikli Araçlar Batarya Kalite Program Müdürü Ümit Batmaz, P3 Batarya Enerji Depolama Sistemleri Kıdemli Danışmanı Jan Zickler gibi isimlerin konuşmacılar arasında yer aldığı ve Bilişim Vadisi Gebze’de yarın başlayarak iki gün devam edecek Batarya Teknolojileri Zirvesi’nde ele alınan ana konu başlıkları şöyle:

Batarya Teknolojileri ve Gelecek Trendleri

Hangi teknolojik gelişmelerin bataryaların kapasitesini, şarj süresini ve enerji yoğunluğunu etkileyebileceğini öğrenmek isteyenler için düzenlenen bu oturumlarda batarya teknolojisinin mevcut durumu, son gelişmeler, yenilikler ve yakın gelecekteki potansiyel trendler hakkında ayrıntılı bilgiler katılımcılarla paylaşılacak.

Batarya Yönetim Sistemi, Enerji Yönetim Sistemi

Odak noktası, bataryaların verimliliğini, güvenliğini ve kullanım ömrünü en üst düzeye çıkarmak için gerekli olan batarya yönetim sistemleri olan bu oturumda, bu sistemlerin nasıl çalıştığı, neden önemli oldukları ve uygulamadaki rolleri hakkında katılımcılarla kapsamlı bir bakış açısı paylaşılacak.

Batarya Üretim Teknolojileri

Ankara Polatlı’da da bir örneği bulunan Giga Fabrikalar ve bunların farklı makine ve üretim teknolojileri ile üretim süreci optimizasyonu batarya üretim teknolojilerinin ana çerçevesini oluşturacak.

Batarya Enerji Depolama Sistemleri (BESS)

Büyük miktarda elektrik enerjisi depolama, elektrik dağıtımı, yenilenebilir enerji ve elektrikli araç hızlı şarj pazar segmentlerinin temel bileşenini oluşturuyor. BESS tasarım temelleri ve farklı mimariler zirvede derinlemesine ele alınacak.

E-Mobilite

Artık hayatımızın her alanında olan elektrikli Araçlar, e-Scooterlar, e-bisikletler, yardımcı e-araçlar ve daha fazlası, hepsi batarya kullanıyor. Farklı uygulamalar farklı ihtiyaçlar. E-mobilite pazarının gereksinimlerini karşılamak için farklı kimyalar ve teknolojiler zirvenin bir diğer ilgi çekici konu başlığı olacak.

Akü Sertifikasyonu ve Güvenliği

Batarya güvenliği kullanıcılar için büyük bir endişe kaynağı. Bu oturumda, bataryaların güvenliğini garanti altına almak için yapılan testler, sertifikasyon süreçleri ve uluslararası standartlar hakkında bilgiler verilecek.

Bataryaların İkincil Kullanımı ve Geri Dönüşümü

Ömrünü tamamlamış piller çevresel ve ekonomik zorlukları beraberinde getirmektedir. Bu oturumda kullanılmış pillerin ikincil kullanım potansiyeli, geri dönüşüm yöntemleri ve bu süreçlerin çevre üzerindeki olumlu etkileri ele alınacak.

Zirve yarın da devam ediyor

Bu alanda yenilikçi fikirleri paylaşmak, en son teknolojik gelişmeleri ve ayrıca uluslararası perspektifleri Türkiye’ye taşımak amacı güden Batarya Teknolojileri Zirvesi, Türkiye dahil 12 ülkeden ve tamamı sektörün kalbinden gelen katılımcıları ile iki gün boyunca enerji gündemini belirleyecek. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi de zirvenin ‘Stratejik Patnerliği’ni üstleniyor. Zirve yarın da devam edecek.

‘Batarya Teknolojileri’nde dünya genelinde son durum

Enerjide ‘oyun değiştiren’ olarak kabul edilen ve özellikle ‘yenilenebilir enerji’ sektörünü büyütecek olan batarya teknolojileri, bugün dünyada üzerinde en çok yatırım ve Ar-Ge yapılan alanlar arasında yer alıyor. Dünya genelinde batarya üretim kapasitesi halihazırda 2,6 TWh seviyesinde bulunuyor. Ancak, 2030’a gelindiğinde bu rakamın büyük bir sıçrama yaparak 3,5 katına, yani 9 TWh’a ulaşması bekleniyor. Ülkemiz için de geçerli olan bu talep artışı bu alandaki ihtiyacın yerli üretimle karşılanması gerekliliğini ortaya koyuyor.

Zirveye dair detaylı programı https://panel.basinlistem.com/[email protected]&MailID=39797068&url=https%3a%2f%2fwww.battery-technologies-summit.com%2fsummit-program2024 adresinden takip edebilirsiniz.

Bilgi için: Zeynep Alimoğlu, Yüzenada İletişim, [email protected] 0530 177 0304

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

TCMB karar günü: Petrol yükseliyor, manevra alanı daralıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Küresel mali piyasalar teknoloji hisseleri ile jeopolitik gerilimin arasında sıkışmış durumdalar. Alphabet ve Tesla’nın açıkladıkları güçlü bilançolar ile yapay zekâ altyapısına yönelik dev yatırım planları teknoloji hisselerini desteklemeye devam ederken, bu yatırımların ne ölçüde ve hangi zaman diliminde karşılık vereceği ise soru işaretlerini beraberinde getiriyor. ABD borsalarının dün geceyi düşüşle tamamlaması ardından bu sabah vadeli işlemlerde de hâkim rengin kırmızı olduğunu görüyoruz. Pasifiğin diğer ucunda ise yeni gün başlangıcında karmaşık bir seyir hâkim. Güney Kore borsası KOSPI %3 civarında yükselirken, lokomotif hisseler SK Hynix ve Samsung endeksi yukarıya taşıdı. Gösterge endeks Tokyo borsası yaklaşık %0,50 yükselirken, jeopolitik gündemin ağır basmasına rağmen, yapay zekâ yatırımlarının artık geçici bir tema olmaktan çıkıp uzun vadeli büyümenin temel dinamiklerinden biri hâline geleceği beklentisi teraziyi yeniden dengelemeye çalışıyor.

Lâkin küresel görünümün de hiç iç açıcı olmadığını belirtmemiz gerekiyor. Küresel borç sorunu her geçen gün daha da ağırlaşırken, 2025 yılı sonunda toplam borç stoku 348 trilyon dolara ulaştı. Böylece küresel borcun milli gelire oranı %308’e yükselirken, dünya ekonomisinin ürettiği her 1 dolarlık gelire karşılık 3 dolardan fazla borç yükü taşınıyor. Üstelik bu borcun en büyük kaynağı olan ABD’de tablo daha da dikkat çekici bir görünüm sergiliyor. Son yıllarda enflasyonun ağırlıklı olarak talep değil, arz yönlü sorunlardan beslenmesi, küresel faizlerin yüksek kalmasına ve dolayısıyla finansal istikrar üzerindeki baskının artmasına neden oluyor. Zaten sene başında kağıt ve mürekkep para sistemine baş kaldıran kıymetli metallerin hikâyesi, Fed’de direksiyonun başına geçecek isim olarak açıklanan Warsh ve devamında savaş döneminde dolar likiditesinin sıkışmasıyla yarıda kalmıştı.

Orta Doğu’da tansiyon her geçen gün yükselirken, İran ile ABD arasındaki gerilimin hem kapsamı hem de etkileri giderek büyüyor. Orta Doğu’da tırmanan jeopolitik risklerin yanı sıra Husilerin Kızıldeniz’de petrol tankerlerini hedef almasının ardından Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı bu sabah %2 yükselerek 96 doların üzerine geldi. Tam üç hafta önce 70 dolar seviyesine kadar gerileyen petrolün son altı haftanın zirvesi olan psikolojik 100 dolar seviyesine kadar yükselmesi moralleri bozuyor.

Yaklaşık beş aydır devam eden çatışmaların Hürmüz Boğazı’nın ardından Bab el-Mendeb Boğazı’nı da etkilemesi, dünya petrol ve doğal gaz ticaretinin dörtte birinden fazlasını risk altına sokabilecek nitelikte olduğunu hatırlatmak isteriz. Yükselen enerji fiyatları enflasyon endişelerini yeniden artırırken, diğer taraftan Rusya-Ukrayna savaşı da dördüncü yılında daha tehlikeli bir boyuta evriliyor. Ukrayna’nın Rusya’nın günlük yaşamını ve kritik altyapısını hedef alan saldırılarına karşılık Moskova’nın Karadeniz’deki ticari tahıl gemilerini doğrudan hedef almaya başlaması, çatışmanın küresel ticaret ve gıda güvenliği açısından yeni bir risk oluşturduğunu gösteriyor. Son olarak, Odessa Limanı’ndan tahıl yüküyle ayrılan Türk bağlantılı bir kuru yük gemisinin Rus füzeleriyle vurulması bu endişeleri daha da artırdı. Karadeniz’de ticari gemilere yönelik saldırıların yoğunlaşması ve küresel kuraklığın etkisiyle tahıl fiyatlarında yukarı yönlü baskının güçlenebileceğini, bunun da enerji fiyatlarındaki yükselişle birlikte küresel enflasyon üzerinde ilave baskı yaratabilecek önemli bir risk unsuru olduğunu değerlendiriyoruz.

Hazır enflasyondan söz etmişken, faiz vadeli kontratları Fed’in bu yıl toplam 42 baz puanlık faiz artışı yapabileceğini fiyatlıyor. Eylül ayına yönelik faiz artışı ihtimali bu sabah %80 seviyesine yükselerek büyük ölçüde satın alınmış durumda. Doların piyasa kuru olan DXY 101 seviyesinin kıyısında salınırken, doların piyasa faizi olan 10 yıllık gösterge tahvil bu sabah %4,66 seviyesine kadar yükselerek taraflar arasında imzalanan mutabakat zaptı öncesi seviyelere geri döndü. Yapay zekâ kaynaklı büyüme beklentileri risk iştahını desteklemeye devam etse de, petrol ve tahıl fiyatlarındaki yükseliş ve jeopolitik gerilimler küresel piyasalar üzerinde önemli bir baskı unsuru olmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Bu gidişatın da pek de hayra alamet olmadığını peşinen not etmek isterim! Ekonomi ile jeopolitika gerçekten bu kadar çok mu ayrışıyor, biz de bazen şaşırıyoruz. Biraz daha açmak gerekirse, piyasaların gelişmeleri pek de umursamadığını düşünüyoruz zira finansal piyasalarda var olan iyimserlik ile kartopu misali büyüyen riskler uyuşmuyor. Her ne kadar yarın kriz olacak modunda olmasak da, gelişmelerin bizi rahatsız ettiğini de itiraf etmemiz gerekiyor.

Bu kafa karışıklığında, kıymetli metallerin yeniden ‘ayağa kalkmasını’ da sadece bir tesadüf olarak görmemek gerekiyor. Yukarıda da değindiğimiz üzere, kredibilitesi yüksek ve Trump’ın ‘oyuncağı’ olmayacak Warsh isminin öne çıkması ve devamında patlak veren savaş ardından beş aydır burun aşağıya giden kıymetli metaller, önemli teknik seviyelerden yüzünü yukarıya doğru çevirmeye başladı. Altının ons fiyatı dün gün içerisinde 4,165 dolar seviyesini test ederken, gümüş ise 61 dolar seviyesine kadar yükseldi. Teknik mânâda önemli seviyelerin test edilmesi ardından başlayan yükseliş bizleri mutlu etse de, gidişatı temkinli bir şekilde takip edeceğiz. Bu hafta hem gümüş hem de altın cephesinde bir kademe uzun pozisyon açtık. Kıymetli metallerin mütemadiyen satış baskısına maruz kalan karamsar havasından kurtulup güvenli liman kimliğini bir an önce tekrar kazanmasını fiyatlayarak yolculuğa eşlik etmeye çalışacağız. Kripto cenahında ise amiral gemisi Bitcoin 65,500 dolar seviyelerinde ve önemli bir eşikte gelişmeleri takip ediyor.

Türkiye cephesinde ise TCMB’nin olağan PPK toplantısı günün en önemli gündem maddesi olarak takip edilecektir. Her ne kadar politika faizinin %37 seviyesinde sabit tutulacağına kesin gözüyle baksak da, jeopolitik risklerin hem Türkiye’nin kuzeyinde hem de güneyinde tırmandığı bir dönemde, politika metninin satır aralarını dikkatle irdeleyeceğiz. Bununla birlikte, uzun süredir uygulanan dezenflasyon politikalarının bir yan etkisi olarak Türkiye ekonomisinin yüksek faizlerin gölgesinde sanayisizleşme riskiyle karşı karşıya kaldığının da altını çizmek gerekiyor. Hasta bir türlü acilden çıkamadı! Nitekim dün bu noktaya İSO Başkanı Erdal Bahçıvan da dikkat çekti. Politika yapıcıların bugün politika metininde şahin ifadelere yer vereceğini düşünüyoruz. Jeopolitik gelişmelerin ötesinde, TCMB’yi asıl rahatsız eden unsurun Haziran ayında çekirdek enflasyonda yeniden gözlenen ivmelenme olduğunu düşünüyoruz. Bu eğilimin Temmuz ayında da devam edip etmeyeceği yakından takip edilecektir.

USDTRY kuru hafta sonu fonlama etkisinin de yardımıyla Pazartesi valörlü işlemlerde 47,23 seviyesine yükselirken, enerji fiyatlarının TCMB’nin hem cari açık hem de enflasyonla mücadelesini zorlaştıracağı beklentisiyle iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi %42 seviyesine dayanarak son altı haftanın zirvesine yükseldi (bakınız grafik). Türkiye risklerinin yabancı nezdinde barometresi konumunda beş yıl vadeli CDS risk primi de 241 baz puan seviyesine yükselerek son altı haftanın zirvesinde salınmaya devam ediyor.

Hafta sonu riskini taşımak istemeyeceğini düşündüğümüz piyasa aktörlerinin gün içindeki pozisyonlanmasını yakından izleyeceğiz. TCMB’nin faiz kararının yanı sıra makro cephede tüketici güven endeksi, TCMB ve BDDK’nın haftalık bültenlerini takip edeceğiz. Yurt dışında ise bugün Avrupa Merkez Bankası’nın olağan faiz toplantısı gündemde yer tutsa da, faiz oranlarında herhangi bir değişiklik beklemiyoruz. ECB’nin bugün bekle-gör yaklaşımını benimseyerek, Eylül ayında ilave faiz artışı ihtimalini masada tutacağını ve enflasyon görünümüne bağlı olarak ilave sıkılaşmaya kapıyı açık bırakacağını değerlendiriyoruz. EURUSD paritesi 1,1430 seviyelerinde yatay.

Türkiye 2 yıl vadeli gösterge tahvil vs Brent cinsi ham petrol

1784781393fe317a792f990fe0eac27a225fb2f6b8_1_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

İş Bankasından 12 yıl vadeli katkı sermaye niteliğinde eurotahvil ihracı

İşlemin kupon faiz oranı, ihraca gelen güçlü talep sayesinde ilk açıklanan gösterge seviyenin 35 baz puan altında, yüzde 8,40 olarak belirlendi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Türkiye İş Bankası, uluslararası sermaye piyasalarında 500 milyon dolar tutarında, 12 yıl vadeli ve 7. yılda erken geri ödeme opsiyonlu katkı sermaye niteliğinde yeni bir eurotahvil ihracı gerçekleştirdi.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, işlemin kupon faiz oranı, ihraca gelen güçlü talep sayesinde ilk açıklanan gösterge seviyenin 35 baz puan altında, yüzde 8,40 olarak belirlendi.

Geniş bir coğrafyaya yayılmış uluslararası yatırımcıların ilgi gösterdiği işlemde eurotahvillerin yüzde 46’sı İngiltere’ye, yüzde 20’si Avrupa’ya, yüzde 17’si ABD’ye, yüzde 16’sı Orta Doğu’daki yatırımcılara ve yüzde 1’i Asya’daki yatırımcılara satıldı.

Açıklamada görüşlerine yer verilen İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Ebru Özşuca, jeopolitik belirsizliklerin ve küresel piyasalardaki dalgalanmaların yüksek seyrettiği bir dönemde gerçekleştirilen bu işlemin, uluslararası yatırımcıların hem Türkiye ekonomisine hem de İş Bankasına duyduğu güveni bir kez daha teyit ettiğini belirtti.

Özşuca, Orta ve Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Afrika bölgelerine bugüne kadar gerçekleştirilen en uzun vadeli katkı sermaye niteliğindeki piyasa işleminin, bu özelliğiyle uluslararası sermaye piyasaları açısından önemli bir referans niteliği taşıdığını kaydetti.

– Uluslararası yatırımcılardan güçlü talep

İşlemin, güçlü yatırımcı talebi sayesinde son dönemde uluslararası sermaye piyasalarında gerçekleştirilen işlemlerde görülen seviyelerin altında bir yeni ihraç primiyle tamamlandığını vurgulayan Özşuca, bunun İş Bankasının güçlü finansal yapısına, uluslararası yatırımcı tabanının derinliğine ve uzun yıllara dayanan güven ilişkisine duyulan inancın somut bir göstergesi olduğunu anlattı.

Özşuca, son bir yıl içerisinde uluslararası piyasalarda toplamda 1,5 milyar dolar tutarında üç ayrı katkı sermaye nitelikli Eurotahvil ihracını başarıyla gerçekleştirdiklerine dikkati çekerek, bankanın sermaye yapısını daha da güçlendiren uzun vadeli bu kaynakların reel sektörün finansman ihtiyaçlarının desteklenmesine katkı sağlayacağını aktardı.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek

Yayınlanma:

|

Yazan:

İSO 500 Verileri Alarm Veriyor: Finansman Yükü Hafiflese de Sanayicinin Omuzundaki Baskı Sürüyor

İSO 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 verileri, Türkiye sanayisinin yüksek faiz ve sıkı para politikasının etkilerini hissetmeye devam ettiğini açık şekilde ortaya koyuyor. Finansman maliyetlerinde 2024 yılına kıyasla sınırlı bir iyileşme görülse de, şirket bilançoları üzerindeki baskı hâlâ tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde seyrediyor.

Hatırlanacağı üzere, 2024 yılında İSO 500 şirketlerinin finansman giderleri yalnızca %16 artmasına rağmen, faaliyet kârı %31,6 gerilemiş, bunun sonucunda finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %56,9’dan %96,6’ya yükselerek tarihi zirvelerden birine ulaşmıştı. Başka bir ifadeyle, sanayi şirketleri faaliyetlerinden elde ettikleri kârın neredeyse tamamını finansman giderlerine ayırmak zorunda kalmıştı.

2025 yılı verileri ise bu baskının kısmen hafiflediğini ancak sorunun henüz çözülemediğini gösteriyor.

Net satışlar 2025 yılında %27 artış gösterirken, finansman giderleri %38,1 gibi daha yüksek bir oranla artarak 854,7 milyar TL’ye ulaştı. Böylece finansman giderlerinin net satışlar içindeki payı %6’dan %6,6’ya yükseldi. Bu tablo, satış gelirleri artsa bile finansman maliyetlerinin daha hızlı büyüdüğünü ve şirketlerin önemli bir bölümünün büyüme performansını kredi maliyetleri nedeniyle bilançolarına yansıtamadığını ortaya koyuyor.

Olumlu tarafta ise faaliyet kârındaki toparlanma dikkat çekiyor. Faaliyet kârı 2025 yılında %57,1 artışla yaklaşık 1 trilyon TL’ye ulaşırken, finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %96,6’dan %84,9’a geriledi. Bu gelişme ilk bakışta önemli bir iyileşme gibi görünse de, tarihsel perspektiften bakıldığında tablo hâlâ endişe verici.

Çünkü 2015-2024 döneminde finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı ortalama %64,5 seviyesinde gerçekleşmişti. Buna göre 2025 yılında kaydedilen %84,9’luk oran, uzun dönem ortalamasının yaklaşık 20 puan üzerinde bulunuyor. Bu da sanayi şirketlerinin yüksek faiz ortamının yarattığı finansman baskısını hâlâ yoğun şekilde yaşamaya devam ettiğini gösteriyor.

Verilerin Verdiği Mesaj

İSO 500 sonuçları, para politikasındaki sıkılığın reel sektör üzerindeki etkisinin henüz sona ermediğine işaret ediyor. Faaliyet kârlılığındaki toparlanma olumlu olmakla birlikte, şirketlerin ürettiği katma değerin çok önemli bir kısmı finansman maliyetleri tarafından tüketilmeye devam ediyor.

Bu nedenle firmalar açısından önümüzdeki dönemde;

  • işletme sermayesi yönetiminin güçlendirilmesi,
  • nakit dönüş süresinin kısaltılması,
  • borç vadesi ve faiz riskinin yeniden yapılandırılması,
  • özkaynak finansmanının artırılması,
  • verimlilik ve kârlılık odaklı üretim modellerine geçilmesi,

her zamankinden daha kritik hale geliyor.

Sonuç olarak, 2025 verileri finansman baskısının zirveden geri dönmeye başladığını gösterse de, sanayi sektörünün hâlâ tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde bir faiz yükü taşıdığını ortaya koyuyor. Bu görünüm, para politikasındaki normalleşmenin hızına bağlı olarak 2026 yılında finansman maliyetlerinin seyri açısından belirleyici olmaya devam edecek.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.