Connect with us

GÜNCEL

Bülten: Oppenheimer

Yayınlanma:

|

Pasifik Okyanusu’nda askeri bir havaalanından kalkan “Enola Gay” isimli B-29 bombardıman uçağına, uranyum 235 tipinde olan ve Little Boy kod adı verilen bomba 6 Ağustos 1945 sabahı yüklendi. Japonya’nın Hiroşima şehri üzerine gelen uçaktan 8:15’de atılan bomba şehrin 600 metre üzerinde patladı. 140 bin kişi hayatını kaybetti. Felaket tam da 78 yıl önce dün yaşandı. Hiroşima’ya atılan atom bombası ardından 9 Ağustos tarihinde bu sefer de Nagazaki’ye atılan ikinci atom bombası ile insanlık tarihinin en büyük felaketlerinden biri yaşandı. Bu iki bomba ile birlikte dünyanın ilk nükleer saldırısı da gerçekleşmiş olurken, 15 Ağustos 1945’de Japonya koşulsuz olarak teslim oldu ve 2. Dünya Savaşı da sona erdi.

Uzun bir aradan sonra Oppenheimer filmini izlemek üzere sinemaya gittim. Film 3 saatten uzun ve oldukça zengin bir kadroya sahip. Pearl Harbour saldırısı sonrası ABD’nin 3 milyar dolar bütçe harcayarak atom bombasının nasıl yapıldığını konu ederken, filmin sonunda bilim adamının sorumluluğunu defalarca sorgulamanıza ve siyasetin elinde bilimin nasıl bir ‘canavara’ dönüşebileceğini gösteriyor. Atom bombasının babası olan Amerikalı teorik fizikçi J. Robert Oppenheimer’ın hayatını konu alan filmde, Oppenheimer, Japonya saldırısı ardından kendisini sorgulayıp dönemin ABD Başkanı Truman tarafından Beyaz Saray’a çağrılığında “elime kan bulaştı” diyerek gözyaşlarını tutamıyor. Başkan Truman ise “boşuna ağlıyorsun, bombayı sen değil ben attım” diyecek kadar pişkin bir şekilde cevap vererek görüşmeyi kısa kesiyor. Hiroşima ve Nagazaki felaketinin yıldönümünde sanık sandalyesine kim oturtulmalı sorusunun cevabını hâlen daha düşünürken, kararı filmi izledikten sonra sizlere bırakıyorum. Yanıt bulabilir misiniz, inanın bilmiyorum.

Dönelim piyasaya. Her ayın ilk cuması ABD’de açıklanan ve ekonominin gidişatı hakkında en sağlam bilgiyi verdiğine inanılan istihdam raporu yorumlaması zor ve bir o kadar da karışık bir şekilde sonuçlandı. Manşet veri olarak tarım dışı bordrolu çalışan sayısının 200bin artış kaydetmesi beklenirken, gerçekleşme 187bin oldu. Geçen aya ilişkin rakamın da aşağı yönlü güncellediğini görürken, işsizlik oranı %3,5’e gerilerken; yıllık bazda ücret artışı ise %4,4 ile beklentilerin üzerinde artış kaydetti. Manşet rakam zayıf tarafta sonuçlanırken, enflasyon göstergesi olan ücret artışlarının güçlü gelmesi kafaları iyice karıştırdı. Biraz miyop olan piyasalar veriyi genel hatları ile ‘zayıf’ olarak yorumlarken, doların bir miktar da olsun değer kaybettiğini gördük.

EURUSD paritesi yeniden 1,10 ; GBPUSD paritesi ise 1,2750 seviyesini toparlandı. Amerikan 10 yıl vadeli tahvil getirisi geçen hafta Fitch’in not indirimi ardında test ettiği %4,20 seviyesine kıyasla haftayı %4,05 seviyesinden tamamladı. İstihdam verisi sonrası bu hafta gözler perşembe günü açıklanacak enflasyon verisinde olacaktır. Yükselen tahvil getirileri ve bu yıl büyük kazançlar sağlayan ABD hisse senedi rallisinin enflasyon verisi ardından tamam mı devam mı diyeceğini hep birlikte tecrübe edeceğiz.

Biraz rakamların dili ile konuşursak, en büyük 500 şirketin işlem gördüğü S&P 500 endeksi, iyileşen ekonomik görünüm, yapay zekadaki gelişmelere duyulan heyecan ve FED’in piyasayı ‘zedeleyen’ faiz oranı artışlarını sona erdirmeye yakın olduğuna dair işaretler ile yılbaşına göre yaklaşık %17 artış kaydetti. Temmuz ayının son haftası 4,600 puan ile yılın en yüksek seviyesine çıkan endeks, geride bıraktığımız haftayı %2,3 düşüşle tamamlayarak son 4 ayın en sert düşüşünü kaydetti.

ABD’de katılık (inertia) gösteren tüketici fiyatları son zamanlarda her ne kadar hızlı artmasa da, piyasa oyuncuları, FED’in mevcut faiz oranlarını beklenenden daha uzun süre sabit bırakmasına neden olabileceğinden endişe ediyor. Öte yandan, geride bıraktığımız hafta Fitch’ten gelen not indirimini detaylı bir şekilde incelemiş ve ABD Hazinesinin borç tavanı nedeniyle yeterli kadar borçlanamaması nedeniyle benzer bir sorunu tekrar yaşamamak adına daha çok borçlanması gerekebileceğini, bunun da tahvil faizlerinin cezbedici seviyelerde kalmasına neden olarak hisse senedi piyasalarına giden bazı yatırımların tahvil piyasasına yönelerek hisse senetleri üzerinde baskı kurabileceğini belirtmiştik. Hâlen daha görüşümüzün arkasındayız.

Tahvil faizlerinin istihdam verisi sonrası bir miktar da olsun gerilemesine paralel altının ons fiyatı haftayı 1,940 dolar seviyesinde tamamlarken, yeni haftayı 1,920 dolar seviyesinin altında tamamlamaması koşulu ile altın hakkında olumsuz bir görüşe sahip olamayacağız. Bitcoin 29bin dolar seviyelerinde henüz FED’den istediğini ‘duyamamış’ bir şekilde sakin seyrini korumaya devam ederken, petrol fiyatları, üst düzey üreticiler Suudi Arabistan ve Rusya’nın arz kesintilerini eylül ayına kadar uzatmasının ve yetersiz arz endişelerini artırmasının ardından, Cuma günü varil başına bir dolardan fazla artarak art arda altıncı haftalık da kazanç rekoru kırarak 86 dolar seviyesinin üzerinde tamamladı.

Rusya’nın Ukrayna’nın Karadeniz’deki tahıl limanlarını vurmasının ardından Ukrayna, insansız deniz dronu ile Rusya’nın petrol limanı olan Novorosiysk’e saldırı düzenledi. Saldırıda 110 metrelik bir Rus çıkarma gemisi isabet aldı. Rus ihracatını riske atan bu gelişme sonrası petrol ve tahıl fiyatları artış kaydetti. Öte yandan, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)’ya göre küresel gıda fiyatları Temmuz ayında önceki aya göre %1,3 artış kaydederken, geçen yıl savaş sonrası ortamla karşılaştırmada ise %11,8’lik bir düşüş görüyoruz. Türkiye ve KKTC’de ise yıllık gıda enflasyonu yaklaşık  %61 seviyesinde!

Türkiye cephesinde USDTRY kuru 14 gündür psikolojik 26,99 seviyesinde kamu desteği ile durmaya devam ederken, kurun dizginlerinin ne zaman tekrar gevşetileceğini takip edeceğiz. Cuma günkü bültenimizde kamunun döviz piyasasında görünmez eline dikkat çekmiştik. Cuma günü Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek ve TCMB Başkanı Erkan’ın JP Morgan’ın organize ettiği basına kapalı düzenlenen organizasyon piyasaların ilgisini çekmişti. Piyasa kulislerinden gelen bilgilere göre enflasyonla kararlı mücadelenin kademeli faiz artırımları ile devam edeceği ve bu hususta Sn. Cumhurbaşkanı’nın da tam desteğinin alındığı, lâkin “ani duruşa” da müsaade edilmeyeceğini işittik. Yıl sonu TÜFE beklentisi %58 ; politika faizi %17,5 olduğu bir ortamda enflasyonla ‘tam’ olarak nasıl mücadele edilecek orasını tam olarak biz de anlayamadık. Her ne kadar son haftalarda ekonomiyi soğutmak için atılan sert adımlar ani bir duruş riski yaratsa da, toplantının çok da yeni bir bilgi ve gelişmeye gebe olmadığını anlıyoruz.

ABD borsalarının haftayı düşüşle tamamlaması ardından yeni gün ve hafta başlangıcında Asya piyasalarında hâkim renk kırmızı. Japonya Merkez Bankası, Temmuz ayında yaptıkları toplantıda, ücretlerin ve fiyatların geçmişte görülmemiş bir hızda artmaya devam edebileceğini ve artan enflasyon beklentilerini tartışmasına rağmen üyeler, aşırı gevşek para politikasını sürdürme gereğini vurguladı. Enflasyon görünümüne ilişkin beklentiler, teşviklerin aşamalı olarak kaldırılması için koşulların gerçekleşebileceğine artık daha fazla ikna olduklarını gösteriyor. Japonya tarafında getiri eğrisi kontrolünde atılan adım sonrasında gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Her ne kadar Japonya’nın nasıl bir yol izleyeceğini henüz tam olarak kestiremesek de, geçen sene yaşanan kur atağı ile dolar karşısında YEN 1990’lı yıllara geri dönmüştü. Yetkililerin kıpırdayan enflasyon beklentilerine paralel ultra gevşek para politikası duruşundan yavaş da olsa çıkmak istediklerini düşünüyoruz.

Mali piyasaların gündeminde bugün Türkiye’de Hazine nakit dengesi, dışarıda ise Almanya sanayi üretimi takip edilebilir.

İKTİSATBANK

Okumaya devam et

GÜNCEL

Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borsada işlem gören firmaların dahi finansmana erişimde zorlandığı bir dönemde, şirketlerin kredi taleplerinde alışılmışın dışında sorularla karşılaşması; destek yerine köstek olunması kime ne kazandıracak?

İyi günlerde peşinden koşulan firmaların, zor zamanlarında da yanında olmak gerekir. Çünkü bankacılığın asli görevi yalnızca “riski reddetmek” değil; doğru analizle, doğru teminatla ve doğru nakit akışı kurgusuyla firmaların üretmeye devam etmesini sağlamaktır.

Bugün bazı bankalarda, klimalı odalarda oturup “red”, “olmaz”, “uygun değil” diyerek parayı batırmadığını düşünen bir anlayışın öne çıktığını görüyoruz. Oysa firmayı tanımadan, hikâyesini bilmeden, talep edilen finansman sonrası oluşacak nakit akışını analiz etmeden; beş ay önceki mali verilerle bugünün şirketini değerlendirmek sağlıklı bir tahsis politikası olamaz.

Limit açmadığınız bir firma, müşteri çeklerini factoring yoluyla nakde çevirdi diye “factoring riski var” denilerek uzak duruluyorsa, şu soru sorulmalıdır: O halde neden o firmaya çek karşılığı banka limiti açılmadı?

Daha da çelişkili olanı, kendi factoring şirketi bulunan bankaların bile “factoring riski var” gerekçesiyle kredi taleplerine mesafeli durmasıdır. Madem factoring bazılarına göre bu kadar sakıncalı görülüyor, o zaman bankaların neden factoring şirketleri var?

Unutulmamalıdır ki müşteri olmadan bankacılık sistemi bir hiçtir. Bankaların ihtiyacı; batan, iflas eden, üretimden kopan müşteriler değil; çalışan, üreten, istihdam sağlayan ve ayakta kalan müşterilerdir.

Buradan tüm bankaların kredi tahsis yöneticilerine sevgi ve saygılarımı sunuyor; bu dönemde bakış açısının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bugün firmaya kapatılan her kredi kapısı, yarın ekonomide kapanan bir üretim kapısına dönüşebilir.

Bayram KOÇSOY – Emekli Banka Müdürü

Okumaya devam et

BORSA

SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borç sermayeye dönüştü, tartışma büyüdü

SASA Polyester’in 3 Haziran 2026 tarihinde açıkladığı Paya Dönüştürülebilir Tahvil (PDT) dönüşüm kararı, sermaye piyasalarında son dönemin en çok tartışılan işlemlerinden biri haline geldi. Şirket açısından bilançoyu güçlendiren bu adım, hisse yatırımcıları açısından ise “pay sulanması”, “değer kaybı” ve “güven erozyonu” tartışmalarını beraberinde getirdi.

Özellikle SASA Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim M. Turhan’ın geçmiş dönemde yaptığı açıklamalar nedeniyle yatırımcı tepkilerinin önemli bölümü şahsında toplandı.

Peki SASA ne yaptı, kim kazandı, kim kaybetti?

SASA ne yaptı?

Şirketin açıklamasına göre;

  • Yurt dışında ihraç edilen PDT sahipleri dönüşüm haklarını kullandı.
  • 37,3 milyon Euro nominal değerli tahvil hisseye dönüştürüldü.
  • Bunun karşılığında yeni paylar ihraç edildi.
  • Mevcut ortakların rüçhan hakları tamamen kısıtlandı.
  • Şirket sermayesi yaklaşık 785 milyon TL artırıldı.

Teknik olarak bakıldığında şirketin borcu azaldı ve özkaynakları güçlendi. Finansal açıdan değerlendirildiğinde bu işlem, borcun sermayeye dönüştürülmesi nedeniyle şirket bilançosunu rahatlatan bir yapı oluşturdu.

Şirket açısından olumlu sonuçlar

PDT dönüşümü sonrasında SASA’nın elde ettiği avantajlar şöyle sıralanabilir:

1. Döviz borcu azaldı

Tahvil yükümlülüğünün bir bölümü ortadan kalktı.

2. Finansal kaldıraç düştü

Borç/özkaynak dengesi iyileşti.

3. Faiz yükü azaldı

Gelecekteki finansman maliyetleri üzerinde olumlu etki oluştu.

4. Nakit çıkışı önlendi

Şirket tahvil geri ödemesi yapmak yerine hisse vererek yükümlülüğünü kapattı.

Yönetim perspektifinden bakıldığında bu işlem rasyonel ve bilanço güçlendirici bir finansman yöntemi olarak görülebilir.

Peki yatırımcı neden rahatsız oldu?

Sorunun cevabı “seyrelme etkisi” olarak adlandırılan süreçte yatıyor. Yeni hisseler üretildiğinde mevcut ortakların şirket içindeki pay oranı küçülür.

Buna sermaye piyasalarında “dilution” yani sulanma denilir.

Yatırımcıların itiraz ettiği temel nokta şu: Şirket borcunu azaltırken bunun maliyetinin önemli bir kısmı mevcut hissedarlara yansıtıldı.

Özellikle küçük yatırımcı açısından ortaya çıkan etkiler:

  • Hisse başına düşen şirket değeri geriledi.
  • Arz edilen pay miktarı arttı.
  • Satış baskısı oluştu.
  • Hisse fiyatı üzerinde aşağı yönlü baskı meydana geldi.
  • Portföy değerleri eridi.

Büyük tartışma: Tahvil yatırımcısı avantajlı mı oldu?

Piyasadaki eleştirilerin önemli bölümü bu noktada yoğunlaşıyor.

Tahvil yatırımcısı:

  • Önceden belirlenmiş şartlarla dönüşüm hakkı elde etti.
  • Belirli fiyat avantajına sahip oldu.
  • Hisseye dönüşüm sırasında daha korunaklı bir pozisyonda bulundu.

Borsa yatırımcısı ise:

  • Açık piyasadan hisse aldı.
  • Fiyat düşüşünün tüm riskini taşıdı.
  • Seyrelme etkisini doğrudan yaşadı.

Bu nedenle sosyal medyada sıkça dile getirilen görüşlerden biri şu oldu: “Şirket kurtarıldı ama küçük yatırımcı korunamadı.”

İbrahim M. Turhan neden hedef haline geldi?

Aslında kararın sahibi tek başına İbrahim M. Turhan değil. PDT ihracı ve dönüşüm süreçleri yönetim kurulu kararıyla ve SPK mevzuatı çerçevesinde yürütülüyor.

Ancak yatırımcı tepkilerinin önemli kısmı Turhan’a yöneldi. Çünkü İbrahim M. TUrhan aynı zamanda SASA Yönetim Kurulu Üyesi olması açıklamaları da yatırımcı o hassasiyet ile algıladı. Açıklamalar ile fiili duurm örtüşmeyip hisse değeri daha düşünce küçük yatırımcı dah afazla zarar etti; tartışmalar da bu noktada alevlendi.

Bunun birkaç nedeni bulunuyor.

1. Sürecin kamuoyundaki yüzü oldu

PDT mekanizmasını en fazla anlatan isimlerden biri İbrahim M. Turhan’dı.

2. Beklentiler ile sonuçlar uyuşmadı

Yatırımcılar açıklamalar sonrasında hisse üzerinde bu kadar güçlü bir baskı beklemiyordu.

3. Satış baskısı öngörülemedi

Piyasada oluşan fiyat hareketleri yatırımcıların hesaplarının ötesine geçti.

4. Güven sorunu oluştu

Hisse fiyatındaki sert düşüşler sonrasında yatırımcılar açıklamaların yeterince risk içermediğini düşünmeye başladı.

Yatırımcılar yanıltıldı mı?

Bu soru bugün en çok tartışılan konu.

Ancak hukuki açıdan bakıldığında;

“Yanıltma”, “manipülasyon”, “yanlış yönlendirme” gibi kavramların oluşabilmesi için SPK tarafından yapılacak inceleme ve hukuki süreçlerin sonuçlanması gerekir.

Bugün itibarıyla kamuoyuna açıklanmış herhangi bir SPK kararı veya yargı hükmü bulunmamaktadır.

Bu nedenle; “Yatırımcılar kesin olarak yanıltıldı” demek de, “Hiçbir sorun yaşanmadı” demek de mümkün değildir.

Ancak yatırımcı algısında ciddi bir güven kaybı oluştuğu açıktır.

Asıl sorun ne?

Bu olay aslında Türkiye sermaye piyasalarının kronik sorunlarından birini yeniden gündeme getirdi: Finansal mühendislik ile yatırımcı iletişimi arasındaki kopukluk.

Şirket yönetimleri bilanço açısından doğru kararlar alabilir.

Ancak bu kararların;

  • Küçük yatırımcıya etkileri,
  • Riskleri,
  • Olası fiyat baskıları,
  • Seyrelme sonuçları,

yeterince açık anlatılmadığında piyasalarda güven sorunu ortaya çıkıyor.

Sonuç

SASA’nın PDT dönüşümü şirket açısından bakıldığında borcu azaltan ve özkaynakları güçlendiren başarılı bir bilanço operasyonu olarak görülebilir.

Ancak borsa yatırımcısı açısından tablo çok daha farklıdır.

Payların seyrelmesi, hisse fiyatındaki sert düşüşler ve oluşan güven kaybı nedeniyle küçük yatırımcı önemli ölçüde zarar gördüğünü düşünüyor.

Bugün yaşanan tartışmanın merkezinde yalnızca bir sermaye artırımı değil; şeffaflık, yatırımcı iletişimi ve kurumsal güven meselesi bulunuyor.

Sermaye piyasalarında para kaybı telafi edilebilir.

Ancak yatırımcı güveni kaybedildiğinde onu geri kazanmak çok daha zor oluyor.

Bankavitrini.com Analiz

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi

Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, “Yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerimizi tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabiliyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Kuveyt Türk, bireysel finansman süreçlerinde yapay zeka destekli yeni uygulaması ‘Sizi Bilir’ ile müşteriye özel kar oranı dönemini başlattı.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, Kuveyt Türk, yeni uygulamasıyla finansman teklifi süreçlerinde müşteri deneyimini daha hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirmeyi hedefliyor.

Yapay zeka tabanlı tahminleme modeliyle geliştirilen sistem, müşterilerin harcama alışkanlıkları ve finansman geçmişlerini analiz ederek kendilerine uygun kar oranı sunulmasını sağlıyor.

Uygulama, veri temelli ve kişisel finansal davranışlara duyarlı bir yapı sunarak, her müşterinin kendi finansal yolculuğunu dikkate alan modelle çalışıyor.

Bireysel müşterilere yönelik olarak hayata geçirilen uygulamada finansal profili güçlü müşteriler avantajlı kar oranlarından yararlanabiliyor.

Müşteriler böylece hem finansal yüklerini daha etkin yönetirken, kendilerine özel tasarlanmış teklifle daha güvenli kararlar alabiliyor.

Müşteriler, ihtiyaç duydukları finansmana Kuveyt Türk Mobil ve Kuveyt Türk şubeleri üzerinden daha kısa sürede ve daha kişiselleştirilmiş koşullarla ulaşabiliyor.

‘Sizi Bilir’ modeli, Kuveyt Türk’ün yapay zeka temelli çözümleri bankacılık süreçlerine entegre etme vizyonunun önemli bir parçasını oluşturuyor.

Banka, müşterilerine bütünleşmiş, hızlı ve kişiselleştirilmiş bir bankacılık deneyimi sunmak için yapay zeka destekli çözümlerini daha geniş bir alana yayarak çalışmalarına hız veriyor.

– ‘Amacımız, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş bir yapıya kavuşturmak’

Açıklamada görüşlerine yer verilen Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, ‘Sizi Bilir’ modeliyle amaçlarının, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş ve müşteri odaklı bir yapıya kavuşturmak olduğunu belirtti.

Oral, yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerini tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabildiklerini aktararak, şunları kaydetti:

‘Bu yaklaşım, finansal profili güçlü müşteriler için daha avantajlı koşullar sunulmasına imkan tanırken tüm müşterilerimiz için dengeli ve sürdürülebilir finansman çözümleri üretmemizi sağlıyor. Kuveyt Türk olarak teknolojiyi, müşteri deneyimini iyileştiren ve güven ilişkisini güçlendiren bir araç olarak konumlandırmaya devam edeceğiz.’

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.