GÜNDEM
Büyürken nasıl fakirleşiyoruz?
Ekonomist Ali Ağaoğlu ve gazeteci Hakan Güldağ, Dünya Gazetesi’nde büyüme rakamlarına değindi. İkinci çeyrek büyüme hızının 21,7 oranında geldiğini kaydederek, bu yılın yüzde 8’in altında bir rakamla kapatılamayacağını belirten ikili, büyüme ile birlikte fakirleştiğimizi de dile getirdi.
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Güldağ: Bu haftanın en önemli gündem maddesi ikinci çeyrek büyüme performansıydı. Yüzde 21.7 ile beklentilere paralel geldi. İlk çeyrek de yüzde 7’den 7.2’ye revize edildi. Görünen o ki bu yıl büyüme yüzde 8’in altında olmayacak. Hatta bunu yüzde 10’a kadar çıkarmak da mümkün. Üçüncü çeyrekte yüzde 6’lık, dördüncü çeyrekte de yüzde 3-4 civarı bir büyüme gelirse, üstü bile olabilir. Ama ikinci çeyreğe bakarak durumu da ‘Türkiye böyle büyüme görmedi’ havasına sokmamak lazım. Çünkü burada baz etkisi çok önemli. Korona etkisi çok bariz. Benzer nedenlerle Peru dünya büyüme şampiyonu oldu. Çünkü geçen sene çok büyük bir daralma yaşamıştı. Keza virüste en sert dalgalardan birinin yaşandığı İngiltere bu kez büyümede dünya ikincisi oldu….
Ağaoğlu: Sıralamanın çok fazla bir önemi yok. Siz yüzde 20 daralsanız, yüzde 30 büyüyeceksiniz sıfıra gelseniz dahi. Biraz hesaplamaların cilvesi diyeyim. Yüzde 8-10 gibi büyümeler konuşuluyor ama ben yine orada tedbirli olma tarafındayım. Gerek Uzakdoğu’daki PMI’lar, gerek ABD’deki güven endeksleri… Bunlar üçüncü çeyrek için yeni büyüme rekorlarına işaret etmiyor. Bizi etkiler.
Güldağ: Beklentin nedir?
Ağaoğlu: İkinciye göre üçüncü çeyrekte sakinleşen bir büyüme hızı beklerim. Dördüncüde daha da az. Çünkü ne dünyada ne bizde geçen yılın dördüncü çeyreği kötü geçmemişti.
Güldağ: Geçen sene son çeyrekte yüzde 6 büyüdük. Üzerine koymak zor olacak ama imkansız değil. Tabii büyümenin kalitesi ve sürdürülebilirliği de önemli. Bu oranlarda büyümeyi sürdürmek mümkün olmaz önümüzdeki yıl…
Ağaoğlu: Sürdürülebilir değil o açıdan. Mesela tüketim harcamaları önemli. İhracatın payı da katkı sağlamış durumda. Ama bu katkılar aynı şekilde devam edecek mi? Önümüzdeki dönemde benzer düşüşler Avrupa bölgesinde de olacaktır. Fed’in artık parasal genişlemeye son verme kararına yakın olduğu yavaş yavaş piyasalarda kabul gören bir yargı.
Güldağ: Ancak şu da var ki. Bu yıl ikinci çeyreği istisnai bir dönem olan pandemi yılı 2020 yerine 2019 ve 2018 ile de karşılaştırsak da yine önemli bir büyüme görülüyor. 2019’a göre yüzde 9.1, 2018’e göre yüzde 7.4. Az değil. İSO’nun ağustos ayı PMI rakamı da geldi: 54.1. Son 7 ayın en yükseği. İhracat da rekorlarına devam ediyor. 6-8 haftalık siparişlere de bakınca o tarafta da olumsuz bir sinyal yok.
Ağaoğlu: Tabii ki, geçen senenin olumsuzluğunun üzerine bu sene normale dönmemiz bile önemli. Hepimize katkı sağlıyor. Sevinelim ama bunu büyük bir başarı olarak telakki etmemekte fayda var.
Güldağ: Kendimizi dev aynasından da görmeyelim diyorsun. Bir de hepimize katkı sağlıyor meselesi şüpheli…
Ağaoğlu: Ne kastettin?
Güldağ: Vatandaşın böylesi bir büyümeden gelmesi beklenen refahı hissedememesini…
Ağaoğlu: O çok dile getiriliyor…
Güldağ: Dün bankada işim vardı. Güvenlik görevlisi tanıyor. Kapıyı açarken, ‘hocam maaşallah yüzde 21 büyümüşüz’ dedi. Bende ‘nokta 7’sini unutma’ dedim. Gülüştük.
Ağaoğlu: Vatandaş büyüme varsa bana niye yansımıyor diyor…
Güldağ: Fatih Özatay hocamız yazdı. Sonuçta Gayri Safi Yurtiçi Hasıla hepimizin gelirlerinin toplamı demek. Ücret gibi, kar gibi… İkinci çeyrekte ücretlilerin GSYH içindeki payı yüzde 32.9 oldu. Oysa ilk çeyrekte yüzde 35.5’ti. Hele 2019’daki payına bakarsan yüzde 36.7 idi. Türkiye büyüyor ama ücretlilerin payı azalıyor. Bence bu çok net biçimde anlatıyor büyürken fakirleşmeyi…
Ağaoğlu: Geçen gördüm. Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir, ‘Türkiye’de yoksullaştıran büyüme yaşıyor’ diyordu.
Güldağ: O da işin bir başka boyutu. 10 yıldır büyüme yaşandığı halde ihracat fiyatı düştüğü için, dış ticaret hadleri bozulduğu için daha fazla üretip, daha yüksek ihracat gerçekleştirmesine rağmen refahımızın artmadığına dikkat çekiyordu Nurettin Başkan.
Ağaoğlu: Ben de aynı fikirdeyim. Bir de şimdi belli sektörlerde, belli grupların, belli iş kollarının fazlasıyla faydalandığı bir durum oluştu. Belli sektörler öne çıkıyor. Oysa, 1960’lardan bu yana, ‘büyürsek refahı herkese yayarız’ diyen Anglosakson bir ekonomik görüşü var. Bu bir yere kadar doğruydu ama tıpkı orta gelir tuzağı gibi, artık bu büyümenin belli sektörlerle sağlanması durumu var. Birkaç sektör yüzde 25 büyüyüp, ekonomiyi yüzde 5 büyütüyorsa o sektörde bulunanlar bu işten nemalanıyorlar, geri kalan hiç kimse bu işten faydalanamıyor. Küçük bir kesimin elde ettiği kâr, büyük bir kesimin düşük gelire razı olduğu, gittikçe de enfl asyonla fakirleştikleri bir dönem. Kalkınmaya odaklamadığımız için büyüsek de bir anlamda fakirleşiyor, nette kalkınmıyoruz.
Güldağ: TÜSİAD Başkanı Simone Kaslowski de ‘kapsayıcı büyüme’ gereğine dikkati çekti geçen…
Ağaoğlu: Emek yoğun sektörlerde Türklerin yerine Suriyeli ve Afganları çalıştırarak, para kazanmaya çalıştığımız bir ortam da var.
Güldağ: Öbür yanda geçim maliyeti arttıkça, insanlar kredi kartı harcamalarına yükleniyor. Yıllıklandırmış bakarsan, son dört haftadaki kredi kartı harcamalarındaki artış yüzde 60’a denk geliyor. Bir de kısmen enfl asyon daha da artacak ben alacağımı şimdiden alayım hesabı da harcamaları artırıyor. Benim gördüğüm, insanların kafasında enfl asyon yüzde 30’da. ‘Senin enfl asyonun kaç’ diye sor bak, yüzde 30’dan aşağıya söyleyen pek çıkmayacak maalesef. Sanki ÜFE artı TÜFE, sonra böl ikiye, çıkan sonuç hakiki enflasyon diye bakılıyor. Harcaması artıyor ama borçlanarak. Borçlarınız arttığında da, refahı hissetmeniz zor oluyor. Fiyatlar artıp gelirlerin artmaması da aynı şekilde… Bu büyümeye işsizlikte de bir azalma görülmediği için, ‘oh çok şükür büyüdük’ diyemiyor rahatlıkla…
25 baz puan faiz indirmenin bir anlamı olmaz
Güldağ: Merkez Bankası’nın eylül kararı kritik demiştik. Bakıyorum piyasada ama 25 baz puan ama 50 baz puan indirim gelebilir beklentileri öne çıkmaya başladı…
Ağaoğlu: Bana göre bir değişiklik yapılmasına gerek yok. Bu faize bir süre daha katlanılması gerekli. Henüz daha enflasyon beklentilerinde majör bir iyileşme olmadan faizlerde indirime gitmenin bir anlamı olmayacaktır.
Güldağ: Neden? Eğer enfl asyon önümüzdeki dönemde düşüşe geçecekse… Kurlar da da gerileme var şu sıralar…
Ağaoğlu: Şu anda dolar/TL kurunda bir gerileme var. Piyasa katılımcılarının ‘Yılın geri kalanında faiz inmeyecekse, boşu boşuna dolarda uzun pozisyon taşımanın bir alemi yok. Hem taşıma maliyeti yüksek hem de fırsat kaçırıyoruz’ diyerek yavaş yavaş pozisyonlarını azalttıklarını o nedenle kurda hafif bir gerileme olduğunu düşünüyorum.
Güldağ: Paritenin etkisi de var tabii…
Ağaoğlu: Kesinlikle. Gelişen ülke para birimlerine bir tür iltifat dönemindeyiz yine. Biz de faydalanıyoruz. Hem de TL’nin yatırım cazibesini koruması nedeniyle de… En azından yabancılar gözüyle, bunun da etkisi var.
Güldağ: Faiz indirilirse ne beklersin?
Ağaoğlu: Mesela 25 baz puana indirdiğimiz zaman attığımız taşın kurbağaya ulaşması bile zor. Ne işe yarayacak sorusunu sormak lazım her zaman.
Güldağ: Fiyat istikrarı mücadelesine yarar mı getirir zarar mı?
Ağaoğlu: Şu sırada bir indirim, korkarım zarar getirir, Merkez Bankası açısından bakıyorum. 25 puanlık bir faiz indirimi olsa ne olur, olmasa ne olur. Faiz indirimlerini majör hareketlerle yapmakta fayda var diye düşünüyorum. Şu anda da 150, 200, 300 baz puanlık gibi majör hareketler yapacak bir ortamda bulunduğumuzu düşünmüyorum. O yüzden de 25’lik bir indirimin hiçbir anlamı yok. Bir de üstelik, ‘istendi de onun için yapıldı’ denilecek. Mührü teslim ettiğimizin garantisi olur.
1.1850 seviyesi kritik, sepet kurda çıkış bize yarar
Ağaoğlu: Parite ile ilgili hatırlarsan 1.1740’ın altına inerse sert hareketler bekliyoruz demiştik. 1.615’lere indi. Ama orası da yine arızi kaldı, 1,1740’ın üzerine geri döndü. Özellikle 1.1850 seviyesi önemli. Ara bir trendin denk geldiği bir seviye. 1.1850’nin üzerinde tutunursa, bu sefer 1.20’leri tekrar test edecek bir parite görebiliriz diye düşünüyorum. Hatta ben yılı 1.2300-1.2350 seviyelerinde, yani yıla başladığımız seviyelerde kapatacağız diye düşünüyorum. Parite yukarı çıkınca sepet kur da yukarı çıkacak. Bu Türkiye’nin lehine olacak bir şey. Çünkü ihracatımız için avantajlı bir durum. Tek başına doların yükselmesi bize bir şey ifade etmiyor ama parite destekli sepet kurun yükselmesi bizim için faydalı bir şey.
Altının 1815-1835 arasında önemli dirençleri var
Güldağ: Altında da ufak ufak bir hareket var. Orayla ilgili ne düşünüyorsun? Piyasadan gelen bir sinyal var mı?
Ağaoğlu: Altın gümüşe göre daha hızlı hareket etti son günlerde. Gümüş teknikleri itibariyle çok geride kaldı. Beni biraz şaşırttı açıkçası. Çünkü Amerikan tahvillerinin getirileri düşerken neden buraya bir alım gelmiyor? Buna karşın kripto tarafı biraz daha önde gitti. Altın ve gümüş diğerlerine göre geriden geliyorlar. Kripto paralar da kendi içinde ayrışmaya başladı. Bunların hepsini derleyip, toplayıp, bir araya getirdiğimde bu kripto meselesi anlaşılan o ki majör bir trend değişikliği getirebilir. Şöyle ki, değerli metallerle kriptolar arasında gidip gelen yatırımcılar artık daha uzun süre kriptolarda kalıp daha az altın ve gümüşle ilgileniyor olabilirler. Çünkü her ikisinde de bir gerileme oldu. O gerilemeden sonra majör bir toparlanma henüz daha yok. Evet, altında 1915’lere kadar bir hareket ihtimali var. Çok da kritik seviyelere yakınız yine 1815-1835 arasında önemli dirençleri var altının. Oraya geldik, tam ortasındayız, daha geçmek için yeni bir güce ihtiyaç var ama 1690’lara sert satışın geldiği günlerdeki toparlanması zor oldu kendi açısından. O satış bölgesine dönme çabası var. Altın yavaş yavaş dönüyor ama gümüş hayli geride kaldı. O çünkü 25’lerden 23’lere düştü, 23’lerden 24’lere çıktı. 25,40’ın üzerine çıkması lazım ki majör bir hareket başlasın. O da birazcık erkenmiş gibi görünüyor. Biraz prematüre bir durum var orada. Altın ve gümüş öncelikle şu Fed’in kararını görecek, daha sonra bir karar verecekler diye düşünüyorum.
Dolarda 8’in altı zor görünüyor
Güldağ: Kurda yeniden bir geri düşüş izliyoruz. 8,25’lere kadar çekilme gördük. 7,80’leri görürüz diyenler var. Geçen yıl sonu beklentini paylaşmıştın ama kısa vadede kurda 8’in altını bekler misin?
Ağaoğlu: Hayır beklemiyorum. Benim kurda tahminim 8,3250’ydi. 8,2650 ikinci durağım. Ama majör destek seviyesi 8,0750’lerde. Ben bu seviyelerin altına inmesini beklemiyorum, inerse çok kısa süreli bir deneme olur. Buradan önemli bir alım geleceğini düşünürüm. Ertelenmiş talepler ve gelecek endişesi yeniden ortaya çıkacaktır. Çünkü kur düşüşünde dikkat etmekte fayda var; DTH çok fazla bozulmuş değil. Az miktarda yurtdışından gelen borsaya bir miktar alım geliyor. Tahvil tarafı değilse de swap tarafında bir giriş var. Bunlar majör büyük girişler değiller ama görece olarak küçük bir döviz piyasamız olduğu için oradaki girişler, alıcılar biraz çekilince kurları aşağı indiren bir etki gösteriyor.
Güldağ: Majör destek dediğin 8,0750 seviyesinin altı zor diyorsun yani…
Ağaoğlu: Bu desteğin altını pek beklemem. Kurda 7,80, 7,60, 6,50 seviyeleri de söylenebilir ama onların olabilmesi için majör bir trend değişikliği gerekiyor. Bunun için de politikaların değişmesi lazım. Onların da yakın zamanda olmayacağını düşünmüyorum. Politika değişimi olmadan ben bir değişiklik beklemiyorum, olursa arızi olurlar. Hatta biraz da problem yaratır, enerji biriktirirler. Kurun belli bir patikada olması bizim için hayırlıdır. O yüzden çok sert düşüşler de bize çok fazla fayda sağlamıyor.
Güldağ: Peki o hayırlı diye ifade ettiğin kurdaki istikrar açısından sepet kurdaki gelişmeler de biraz önemli oluyor. Dolayısıyla parite tarafına da bir bakmamız lazım.
Dünya Gazetesi yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz
İlginizi Çekebilir
GÜNCEL
Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor
Yayınlanma:
1 hafta önce|
27/05/2026Yazan:
BankaVitrini
Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.
Madde madde anlatalım:
ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?
1. GPS yerine BeiDou
Bu büyük ölçüde doğru.
BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:
- Çin ordusu
- lojistik şirketleri
- akıllı telefon üreticileri
- Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.
Ama:
- Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
- Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
- GPS
- GLONASS
- Galileo
- BeiDou birlikte çalışıyor.
Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.
2. Boeing yerine COMAC C919
Burada da gerçek eğilim var.
COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.
Ama kritik detay:
- Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
- Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
- Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.
Dolayısıyla:
- Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
- Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.
3. Amerikan çiplerini terk etti
Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.
Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.
Ancak:
- Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
- ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
- Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.
Fakat ABD yaptırımları Çin’i:
- “ithal et” modelinden
- “yerli üret” modeline zorladı.
Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.
4. Windows yerine UOS
UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.
Ama:
- Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
- Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.
Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.
5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları
Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.
United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.
Ama:
- Siemens
- GE Healthcare
- Philips
hâlâ üst segmentte çok güçlü.
Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.
6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi
Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.
BYD bugün:
- batarya
- EV üretimi
- tedarik zinciri
- nadir toprak elementleri
alanlarında dev güç.
Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:
- faizler
- rekabet
- marj düşüşü
- satış yavaşlaması da etkili.
Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.
7. Oracle yerine OceanBase
Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.
Bu alan kritik çünkü:
- veri egemenliği
- yaptırım riski
- SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.
8. CAD ve endüstriyel yazılım
Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.
Ancak:
- Siemens NX
- CATIA
- SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.
Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”
Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.
9. Dolar yerine RMB
Bu en kritik maddelerden biri.
Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.
Özellikle:
- Rusya
- İran
- Körfez
- BRICS hattı
dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.
Ama gerçek tablo:
- Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
- SWIFT sistemi hâlâ dominant.
- ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.
Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.
10. GMO tohumları terk etti
Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.
Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.
Ama:
- Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
- Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.
Tam bağımsızlık henüz yok.
11. Amerikan sosyal medyasını terk etti
Bu ifade yanıltıcı.
Çin zaten:
- X
- YouTube
gibi platformları uzun süredir engelliyor.
Onun yerine:
- Douyin
- Xiaohongshu
gibi kendi ekosistemini kurdu.
Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.
12. Batı askeri teknolojisini terk etti
Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.
Özellikle:
- hipersonik füze
- drone
- deniz gücü
- elektronik harp alanlarında.
Ancak ABD:
- uçak motorları
- denizaltılar
- küresel üs ağı
- savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.
ASIL MESELE NE?
Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.
Hedef:
- teknoloji sahibi olmak
- finansal altyapıyı kontrol etmek
- enerji zincirini yönetmek
- dolar bağımlılığını azaltmak
- yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.
Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.
BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?
Bu kadar hızlı değil.
Ama dünya:
- tek kutuplu Amerikan sisteminden
- çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.
Yeni mücadele:
- çip
- veri
- ödeme sistemi
- yapay zekâ
- enerji
- tedarik zinciri
- rezerv para üzerinden yaşanıyor.
Yani artık savaş sadece tankla değil:
- işletim sistemiyle,
- veri merkeziyle,
- batarya teknolojisiyle,
- ödeme altyapısıyla yapılıyor.
TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU
Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?
- ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
- Çin merkezli alternatif blok mu?
- Yoksa ikisi arasında denge mi?
Önümüzdeki 10 yılda:
- bankacılık,
- ödeme sistemleri,
- enerji,
- savunma,
- otomotiv,
- çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.
Gülbeyaz Gergün
ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru
Yayınlanma:
1 hafta önce|
27/05/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.
Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?
2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;
- Birleşik Arap Emirliği
- Bahreyn
- Fas
- Sudan
İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.
ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.
Asıl hedefler:
- İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
- İran’a karşı ortak blok oluşturmak
- Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
- Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
- Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
- Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
- Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.
Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?
1. Diplomatik Normalleşme
- Büyükelçilik açılması
- Resmi ilişkiler
- Vize ve uçuş anlaşmaları
- Turizm ve ticaret
2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği
Asıl kritik bölüm burasıdır.
- Ortak hava savunma sistemi
- İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
- İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
- Siber güvenlik paylaşımı
- İstihbarat koordinasyonu
Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.
3. Enerji ve Ticaret Koridorları
Projelerin temelinde şu düşünce var:
Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi
Bu nedenle:
- Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
- liman projeleri,
- demiryolu hatları,
- enerji boru hatları,
- veri merkezleri,
- finans merkezleri
bu planın parçası olarak görülüyor.
İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.
4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi
En tartışmalı boyut budur.
Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”
Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”
Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.
ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?
2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:
- ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
- İran tamamen çökmedi
- Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
- Çin ekonomik olarak çok güçlendi
- Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor
Bu nedenle ABD:
- İsrail’i merkeze koyan,
- Arap sermayesini entegre eden,
- İran’ı çevreleyen,
- Çin’i sınırlayan
yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.
Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?
1. İsrail
En büyük stratejik kazanan.
Kazanımları:
- Bölgesel meşruiyet
- Yeni pazarlar
- Körfez sermayesi
- Güvenlik işbirliği
- İran’a karşı geniş cephe
- Enerji ve lojistik merkez olma şansı
İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.
2. Birleşik Arap Emirliği
Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.
Özellikle:
- teknoloji,
- yapay zekâ,
- savunma sanayi,
- finans,
- siber güvenlik,
- turizm
alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.
Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.
3. Suudi Arabistan
Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.
Sudi Arabistan:
- ABD’den güvenlik garantisi,
- gelişmiş silah sistemleri,
- nükleer teknoloji,
- yatırım avantajları
karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.
Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.
4. Hindistan
Sessiz kazananlardan biri olabilir.
Çünkü:
- Körfez bağlantısı güçlenir
- Avrupa ticaret koridoru açılır
- Çin’e alternatif lojistik rota oluşur
Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar
1. İran
En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.
Çünkü:
- çevrelenme riski artıyor
- Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
- İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor
Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.
2. Filistin Yönetimi ve Hamas
En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.
Çünkü:
- Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
- Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
- ekonomik ve diplomatik baskı artıyor
Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.
3. Türkiye
Türkiye açısından tablo karmaşık.
Olası avantajlar:
- Bölgesel ticaret entegrasyonu
- Enerji projeleri
- Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
- ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı
Riskler:
- İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
- Doğu Akdeniz’de denge kaybı
- Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
- İran ile denge siyasetinin zorlaşması
Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.
Bu plan başarılı olur mu?
En büyük sorun:
- halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
- Gazze savaşlarının yarattığı öfke
- İran faktörü
- mezhep ve jeopolitik rekabetler
Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.
Bu nedenle anlaşmalar:
- ekonomik olarak ilerleyebilir,
- güvenlik alanında derinleşebilir,
- fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.
Özetle
Abraham / İbrahim Anlaşmaları:
- sadece “barış anlaşması” değil,
- Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.
Merkezinde:
- İsrail’in korunması,
- İran’ın dengelenmesi,
- Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
- enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.
Kazananlar:
- İsrail
- Körfez finans merkezleri
- ABD savunma-sanayi sistemi
- Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları
Risk yaşayanlar:
- İran
- Filistin hareketleri
- bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
- halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.
GÜNCEL
Medeni Kanundan Siyasete: “Mutlak Butlan” CHP’ye Nasıl Uygulandı?
CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: 3 Yıl Sonra Yönetim Nasıl Düştü? Türkiye Siyasetinde Bir İlk: Mahkeme Kararıyla Parti Yönetimi Değişti… Kurultay İptali Krizi: CHP’de Hukuk mu, Siyaset mi Kazandı? CHP Kararında Son Sözü Kim Söyleyecek? Yargıtay, AYM ve AİHM Süreci…
Yayınlanma:
1 hafta önce|
26/05/2026Yazan:
BankaVitrini
CHP’de yaşanan “mutlak butlan” krizi, Türkiye siyasi tarihinin en sıra dışı hukuk-siyaset krizlerinden biri haline geldi. Çünkü ilk kez büyük bir siyasi partinin kurultayı, Medeni Hukuk’taki “kesin hükümsüzlük” kavramı üzerinden tartışmaya açıldı.
“Mutlak Butlan” Ne Demek?
“Mutlak butlan”, bir hukuki işlemin daha doğduğu anda ağır hukuka aykırılık taşıdığı için baştan itibaren geçersiz sayılması anlamına gelir. Yani hukuk açısından “hiç doğmamış” kabul edilir. Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Hukuku’nda sık kullanılan bu kavram; irade fesadı, emredici hukuk kurallarına aykırılık, kamu düzeninin ihlali gibi durumlarda uygulanır.
Normalde bu kavram daha çok:
- evlilik işlemleri,
- şirket genel kurulları,
- dernek-vakıf kararları,
- ticari işlemler
için kullanılırdı.
CHP davasıyla birlikte ilk kez bu kadar güçlü biçimde bir siyasi parti kurultayına uygulanması tartışması ortaya çıktı. Çünkü siyasi partiler özel hukuk tüzel kişisi sayılsa da aynı zamanda anayasal kurum niteliği taşıyor. Bu nedenle “Medeni Kanun mantığı siyasi partilere uygulanabilir mi?” sorusu hukukun merkezine oturdu.
Süreç Nasıl Başladı? Kronolojik Özet
1. 4-5 Kasım 2023 Kurultayı
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı yapıldı.
Kurultayda:
- Özgür Özel genel başkan seçildi.
- Kemal Kılıçdaroğlu seçimleri kaybetti.
Ancak kurultayın hemen ardından:
- bazı delegelerin yönlendirildiği,
- oy karşılığı menfaat sağlandığı,
- para dağıtıldığı,
- siyasi vaatlerde bulunulduğu
iddiaları ortaya atıldı.
2. İl Kongreleri de Tartışmaya Açıldı
Dava sadece genel kurultayla sınırlı kalmadı.
Özellikle:
- İstanbul İl Kongresi,
- bazı delegasyon seçimleri,
- liste süreçleri
mahkemeye taşındı.
Davacılar şunu savundu: “Delege iradesi sakatlanmıştır.”
Yani delegelerin özgür iradesiyle oy kullanmadığı iddia edildi.
3. Asliye Hukuk Süreci
İlk derece mahkemesinde dava görüldü.
İlk aşamada:
- bazı talepler reddedildi,
- bazıları usul yönünden değerlendirildi.
Ancak dosya daha sonra istinafa taşındı.
4. 2025-2026 Döneminde “Mutlak Butlan” Tartışması Büyüdü
2025 boyunca:
- hukukçular,
- siyasetçiler,
- eski yargı mensupları
şu soruyu tartıştı: “Bir siyasi partinin kurultayı mutlak butlanla iptal edilebilir mi?”
Bir görüş: “Siyasi Partiler Kanunu buna izin vermez” dedi.
Diğer görüş: “Siyasi partiler de hukuk tüzel kişisidir; ağır usulsüzlük varsa butlan uygulanabilir” görüşünü savundu.
Mahkeme Neye Karar Verdi?
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 2026 Mayıs ayında kritik karar verdi.
Kararda:
- 38. Olağan Kurultay’ın mutlak butlanla sakat olduğu,
- yani baştan itibaren geçersiz sayıldığı,
- sonrasında yapılan olağan ve olağanüstü kurultayların da iptal edildiği belirtildi.
Mahkeme ayrıca:
- mevcut yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına,
- kurultay öncesi yönetimin göreve dönmesine hükmetti.
Peki “3 Yıl Sonra Nasıl Görevden Alındılar?”
Asıl kritik nokta bu.
Çünkü mahkeme: “Kurultay en başından itibaren yok hükmündedir” yorumu yaptı.
Bu nedenle hukuk tekniğinde şöyle bir sonuç doğdu:
Eğer işlem “mutlak butlan” ise:
- süre işlemez,
- işlem sonradan meşrulaşmaz,
- aradan zaman geçmesi geçersizliği ortadan kaldırmaz.
Yani mahkeme: “Bu yönetim aslında hukuken hiç doğmamıştı” mantığıyla hareket etti.
İtirazlar Neden Yapılıyor?
Karara yönelik çok ciddi hukuki itirazlar var.
1. “Siyasi Partiler Kanunu’nda Butlan Yok” İtirazı
Muhalif hukukçular diyor ki:
- Siyasi partiler özel statülüdür.
- Parti kurultayları Medeni Kanun’daki şirket genel kurulu gibi değerlendirilemez.
- Siyasi Partiler Kanunu’nda “mutlak butlan” açıkça düzenlenmemiştir.
Bu yüzden kararın “kanuni dayanağının zayıf olduğu” savunuluyor.
2. “İstinaf Mahkemesi Bu Kararı Veremezdi” İtirazı
En büyük tartışmalardan biri de bu.
Eleştirilere göre:
- istinaf mahkemesi,
- ilk derece mahkemesi gibi davranarak,
- yönetim değişikliği doğuran tedbir kararı verdi.
Bazı hukukçular bunun:
- usule aykırı,
- yetki aşımı,
- içtihat çelişkisi olduğunu söylüyor.
3. “Demokrasiye Yargı Müdahalesi” Eleştirisi
Karşı çıkanlar ayrıca:
- milyonlarca seçmenin iradesinin,
- mahkeme yoluyla şekillendirildiğini,
- bunun siyasal alanı daralttığını savunuyor.
Kararı Savunanlar Ne Diyor?
Kararı savunan hukuk çevreleri ise:
- delegelerin iradesinin fesada uğratıldığını,
- seçim sürecinin demokratik olmadığını,
- kamu düzeninin ihlal edildiğini iddia ediyor.
Onlara göre: “Demokrasi sadece sandık değildir; temiz seçim süreci gerekir.”
Mahkeme de kararında:
- emredici hukuk kurallarına aykırılık,
- delege iradesinin sakatlanması,
- usulsüzlük iddiaları üzerinde durdu.
Son Kararı Kim Verecek?
Şu an hukuki süreç tam anlamıyla bitmiş değil.
Muhtemel aşamalar:
- Bölge Adliye Mahkemesi süreci
- Yargıtay incelemesi
- Gerekirse Anayasa Mahkemesi başvurusu
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi süreci
özellikle:
- siyasi örgütlenme hakkı,
- seçme-seçilme hakkı,
- parti içi demokrasi başlıklarında yeni tartışmalar doğurabilir.
Nihai anlamda iç hukukta son sözü büyük ölçüde Yargıtay söyleyecek gibi görünüyor.
Ancak konu anayasal hak boyutuna taşınırsa: Anayasa Mahkemesi ve ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürece dahil olabilir.
Bu Karar Neden Tarihi?
Çünkü Türkiye’de ilk kez:
- bir ana muhalefet partisinin kurultayı,
- “mutlak butlan” kavramıyla,
- geriye etkili biçimde yok sayıldı.
Bu nedenle karar:
- sadece CHP meselesi değil,
- Türkiye’de siyasi partilerin hukuk statüsü,
- yargının siyasal alana müdahalesi,
- parti içi demokrasi,
- seçim meşruiyeti açısından da emsal niteliği taşıyan tarihi bir kırılma olarak değerlendiriliyor.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.022)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.576)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (559)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.973)
- GÜNCEL (4.403)
- GÜNDEM (3.549)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.669)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (575)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.415)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (9)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (795)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (106)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (49)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (90)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Resmi Gazete'de bugün (04.06.2026) 03/06/2026
- İran: Müzakerelerde somut bir ilerleme sağlanamadı 03/06/2026
- Fed'in Bej Kitap raporunda yüksek enflasyon vurgusu 03/06/2026
- Morgan Stanley ve UniCredit'ten ‘Warsh’ uyarısı 03/06/2026
- Bessent: Enflasyondaki yükseliş kısa vadeli olacak 03/06/2026
- Otokar, Automecanica'nın yüzde 96,77'sini devraldı 03/06/2026
- Trump Ankara'daki NATO zirvesine katılacak 03/06/2026
- ABD fabrika siparişlerinde 11 ayın en büyük artışı 03/06/2026
- ABD'de hizmet faaliyetleri toparlandı 03/06/2026
- ABD-İran geçici anlaşma görüşmelerindeki temel anlaşmazlık konuları 03/06/2026
SON YAZILAR
- SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması 03/06/2026
- Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi 03/06/2026
- Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı 03/06/2026
- Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor? 02/06/2026
- Barış masası sallanıyor, piyasalar hâlâ diplomasiye şans tanıyor 02/06/2026
- Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak? 01/06/2026
- Matematiğin Prensi Gauss: Bankacılıktan Yapay Zekâya Uzanan Miras 31/05/2026
- Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı 30/05/2026
- Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor 30/05/2026
- TURİZMDE ALARM ZİLLERİ: 1.500 OTEL SATIŞTA 29/05/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
