Connect with us

GÜNCEL

CEO Cem Köksal Vakasından “Yönetim Dersleri”

Yayınlanma:

|

Yönetim alanında sahada aktif çalışan danışman ve bu alanda akademik uzmanlığı olan biri olarak, iş dünyasında yaşanan olaylara sadece yüzeysel bakmanın ötesinde, onların derin yapısını analiz etmenin önemli bir sorumluluk olduğuna, aynı zamanda her vakanın bizlere bir şeyler öğrettiğine inananlardanım.

Diğer yazılarımda olduğu gibi bu yazımda da akademi ve uygulamacı gözlüğü takarak Zorlu Holding’in CEO’su ile yine grup şirketlerinden olan Vestel’in CEO’su Ergün Güler arasında geçen e-posta yazışmasının yönetsel analizini yapmak istedim.

Cem Köksal’ın Zorlu Holding CEO’su olarak bir şirket içi yazışmada sergilediği tutum ve ardından yaşanan gelişmeler, bana göre sadece bir Ramazan kutlamasına verilen tepki değil, “kurumsal siyaset”, “şirket içi güç dinamikleri”, “liderlik ve yöneticilik arasındaki farklar” bağlamında incelenmesi gereken önemli bir vaka olarak değerlendirilmeli. Öyleyse, bu vakaya sadece manevi, siyasi veya gündelik tartışmalar üzerinden değil, bilimsel çerçeveler ve yönetim teorileri bağlamında bakarak anlamaya çalışalım.

Ne dersiniz?

Buzdağının Görünmeyen Kısmı: Kurumsal Siyaset, Güç Mesafesi ve Ajans Teorisi

Olayın görünen tarafında bir Ramazan kutlaması içeren bir e-posta var. Ancak bana göre buzdağının altına baktığımızda, bu mesele yalnızca bir dini tebrik mesajına karşı verilen bir tepki değil.

Burada kurumsal siyaset, iki üst düzey yönetici arasında cereyan eden güç savaşı ve Türk iş kültürüne özgü bazı yöneticilik yaklaşımları da devrede.

Bana göre bu vaka; aslında gün yüzüne çıkmış bir olay fakat bizlerin duymadığı, “kurumsal kapıların ardında” yaşanan buna benzer hatta bundan daha fazla etki barındıran yönetim olayların iş dünyasında her daim şiddetli bir şekilde yaşandığını düşünmemiz gerekir.

Kurumsal Siyaset ve  Güç Savaşları

Yönetim alanında kurumsal siyaset, organizasyon içinde bireylerin kendi otoritelerini güçlendirmek, çıkarlarını korumak ve organizasyon içinde söz sahibi olmak için yaptığı hamleler bütünü olarak tanımlanır.

Bu vakada, Zorlu Holding CEO’su Cem Köksal ile Vestel CEO’su Ergün Güler arasındaki çekişme, aslında kurumsal güç savaşlarının bir bir e-postaya yansımasıdır. E-posta’da geçen “daha önce buna benzer bir konuda seni uyarmıştım” cümlesinden de anlaşıldığı üzere bu olay aslında ilk defa yaşanan bir olay da değil.

Kimi zaman büyük organizasyonlarda yöneticiler, kendilerini daha görünür kılmak ve bağlı çalışanların desteğini almak için yeri ve zamanı geldiğinde çalışanların değerleriyle örtüşen mesajlar vermeye özen gösterirler. Vestel CEO’su Ergün Güler’in de bu mesajı çalışanlarla olan ilişkisini ve liderlik etkisini artırmaya yönelik bir adım olarak değerlendirilebilir.  Güler, belki de manevi bir duygu ile çalışanlarına Ramazan tebriği göndermesi görünürde çalışanların moralini artırmak amacıyla yapılan bir mesaj gibi görünse de, aynı zamanda onun duygusal toplum olarak müslüman çalışanlarıyla daha güçlü bir bağ kurma ve liderlik otoritesini pekiştirme stratejisi olarak da yorumlanabilir.

Cem Köksal’ın buna sert bir yanıt vermesi ise, görünürde kurumsal politikaların uygulanmasını sağlama çabası gibi niyet barındırsa da, özünde tüm şirket çalışanlarının gözü önünde kendisine bağlı çalışan, belki de halefi olabilecek başka bir üst düzey yöneticisine “sen bizim tanıyamamışsın” “kurum kültürümüzü ben biliyorum sen bilmiyorsun” dercesine mesaj içerikli yazısı ile “kendi otoritesini pekiştirmeye yönelik bir hamle” olarak okumak sanırım yanlış olmaz.

Tabi bu noktada bazıları bunun bir kızgınlıkla olabileceğini, kurumsal yapılarda böyle yazışmaların olabileceğini düşünülebilir. Bu gibi durumlarda

Sigmund Freud’un “sinirliyken söylenen her söz, sakinken düşünülmüştür” cümlesini bana hatırlatır.

Ajans Teorisi: Yönetim Kurulu ve CEO İlişkisi

Ajans teorisi (agency theory), yöneticilerin, şirket sahipleri veya yönetim kurulları adına kararlar alırken “her zaman organizasyonun çıkarlarını gözetmeyebileceğini” ve bazen kendi güçlerini artırmaya yönelik hamleler yapabileceklerini savunur (Jensen & Meckling, 1976).

Bu bağlamda Cem Köksal’ın tepkisi, holding yönetim kurulunun prensiplerine uygun mu, yoksa kendi yönetici otoritesini artırmaya yönelik mi? sorusunu gündeme getiriyor. Eğer gerçekten Zorlu Holding’in kurumsal prensipleri açısından bir hata yapılmış olsaydı, bunu özel bir toplantıda veya daha yapıcı bir dil kullanarak çözmek bulunduğu görevin sorumluluğunun farkında olan bir lidere yakışan bir davranış olurdu. Ancak Köksal’ın bunu sert ve aleni bir şekilde yapması, organizasyon içindeki hiyerarşiyi ve kendi otoritesini net bir şekilde vurgulamak istemesinin bir göstergesi olduğunu söyleyebiliriz.

Güç Mesafesi: Ormanın Kralı Kim?

Güç mesafesi teorisi, Geert Hofstede tarafından ortaya atılan bir kavramdır ve farklı kültürlerde güç ve otoritenin nasıl algılandığını inceler.

Güç mesafesi yüksek olan kültürlerde, hiyerarşi vurgulanır, otorite sorgulanmaz ve yöneticilerin emirleri kesin bir şekilde uygulanır. Güç mesafesi düşük olan kültürlerde ise yöneticiler daha erişilebilir, çalışanlarla daha eşitlikçi bir ilişki kurar ve otoriteyi paylaşırlar.

Cem Köksal’ın e-postasındaki otoriter tonu, katı kurallara bağlılığı ve kendisinden sonra gelen üst düzey başka bir yöneticiyi doğrudan uyarması, onun yüksek güç mesafesi anlayışına sahip bir lider olduğunu düşündürüyor. Öyle ki; Cem Köksal, doğrudan ve sert bir üslupla başka bir üst düzey yöneticiye “Bu konuyu daha önce de uyardım, tekrar etme” diyor. Güç mesafesi düşük olan bir lider olsaydı, daha yumuşak bir iletişim dili kullanır, neden böyle bir kural koyduğunu açıklayarak çalışanı anlamaya veya ikna etmeye çalışırdı. Diğer yandan, yüksek güç mesafesine sahip yöneticiler, kurumsal otoritenin korunmasını çalışanların duygularından daha önemli görürler. Oysa Türkiye gibi güç mesafesi orta-yüksek olan bir ülkede, kültürel değerlere duyarlı bir liderlik yaklaşımı daha etkili olabilirdi.

Hoşgeldin Binlerce Yılın Sultanı “Kültürel Zeka!”

Kültürel zeka (Cultural Intelligence – CQ), bireylerin farklı kültürel bağlamlarda etkili bir şekilde iletişim kurma, doğru tepkiler verme ve duyarlılık gösterme yeteneğini ifade eder.

Bu kavram özü itibariyle, bilişsel, duygusal ve davranışsal olmak üzere üç temel bileşenden oluşur: farklı kültürel normları ve değerleri anlamak, bunlara karşı empati geliştirmek ve uygun davranışlar sergileyerek uyum sağlamak.

Kültürel zekası yüksek liderler, yalnızca kendi inanç ve değerleri doğrultusunda hareket etmez, aynı zamanda farklı sosyal ve kültürel dinamikleri gözeterek, toplumun genel hassasiyetlerine duyarlı kararlar alır.

Cem Köksal’ın, Vestel CEO’su Ergün Güler’in çalışanlara gönderdiği Ramazan tebriğine karşı verdiği tepki, iş dünyasında bir yöneticinin yalnızca teknik yetkinliklerinin değil, aynı zamanda kültürel zekasının da önemli olduğunu gösteren bir örnektir. Türkiye gibi nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan, dini ve kültürel ritüellerin toplumsal dokuda önemli bir yer tuttuğu bir ülkede, bir CEO’nun bu hassasiyeti göz ardı etmesi, kültürel zeka eksikliğinin en belirgin göstergelerinden biridir. Köksal, Ramazan kutlamasını yalnızca bir “kurumsal politika ihlali” olarak yorumlayıp, olaya daha geniş bir kültürel perspektiften bakmadığı görülüyor.

CEO, Kurumsal Değerlere Uygun mu Hareket Etmiştir?

Kurumsal değerler, bir organizasyonun karar alma süreçlerini, iş yapış biçimini ve kültürel yapısını şekillendiren temel ilkelerdir. Bunlar genellikle şirketin misyonu, vizyonunu ve kurucuların değerlerine bağlı olarak oluşturulur ve çalışanların, yöneticilerin ve liderlerin uyum sağlaması beklenen normları belirler.

Liderler de, özünde kurumsal değerlerin taşıyıcısı ve uygulayıcısıdır. Bir liderin organizasyon içinde nasıl hareket ettiği bu değerlere bağlıdır. Liderlerin de bu kurumsal değerleri içselleştirerek doğrudan şirketin değerleriyle örtüşen düşünce, tutum ve davranışlarla çalışanlara rol model olması beklenir.

Bana göre Cem Köksal’ın şirket içi yazışmalarda sert ve dışlayıcı bir üslup kullanarak Ramazan ayı tebrik mesajını engellemesi, Zorlu Holding’in değer seti olarak yayınladığı “birlikte üretmenin gücüne inanırız”, “güvenilir, şeffaf ve açığız”, “ülke ve toplum için değer yaratma hedefiyle çalışırız” “çalışanların çeşitliliğini ve toplumsal değerleri kapsayan bir şirket kültürüne sahibiz” gibi değer setleriyle yorumladığımızda Zorlu Holding CEO’su Cem Köksal’ın Ramazan tebriğine verdiği tepki, kurumsal değerlerin uygulaması açısından değerlendirildiğinde kapsayıcılık, çeşitlilik ve çalışan bağlılığı ilkeleriyle çelişen bir durum yaratmışa banziyor.  Diğer yandan holdingin etik ilkeleri kapsayıcı, açık, topluma değer katan ve şeffaf bir yönetim anlayışına vurgu yaparken, Köksal’ın iletişim dili otoriter, dışlayıcı ve sert olmuş. Bu durum, şirket kültürüyle ters düştüğü için hem kurum içi güven ortamına zarar vermiş hem de kamuoyunda olumsuz algı oluşturmuştur.

Türk Kamuoyunun Tepkisi

Türkiye, milli ve manevi değerlere sahip çıkan, toplumsal duyarlılığı yüksek bir ülkedir. Cem Köksal’ın e-postası, yalnızca bir şirket içi yazışma olarak kalmamış, sosyal medya platformlarının da etkisiyle toplumun geniş kesimlerinde bir tepkiye yol açmıştır. Bu olay, iş dünyasında toplumsal değerlerle kurumsal normlar arasındaki dengenin nasıl korunması gerektiği konusunda bize önemli bir ders verirken Türkiye’de, iş dünyasının önemli figürleri, batı şirketlerinde olduğu gibi yalnızca şirket politikalarını değil, toplumun genel hassasiyetlerini de göz önünde bulundurma zorunluluğunda olduğumuzu bize hatırlatıyor.

Yönetim Kurulu Açıklaması Yerli Yerinde mi?

Zorlu Holding Yönetim Kurulu’nun bu olayın ardından yaptığı açıklamada, Cem Köksal’ın istifasını duyurdu ancak bu istifanın zorunlu bir görevden alma mı yoksa Köksal’ın kendi kararı mı olduğu konusunda net bir ifade kullanmadı. Yönetim kurulu, Cem Köksal açıklamasını kurumsal değerlerle bağdaşmadığı için mi yoksa sadece kamuoyunda oluşan baskıyı yönetmek için mi yayınladı? Açıkçası yapılan bu kurumsal açıklamadan herhangi bir çıkarım yapılamıyor. Bu açıklama bile, kurumun değerlerinde vurgu yapılan “şeffaflık” ilkesine dair bir eksikliğin olduğunu gösteriyor.

Kuşkusuz bu bir tür kriz. Kriz anlarında bir yönetim kurulunun hızlı, net ve güven verici bir açıklama yapması önemlidir. Yapılan açıklama olayın bir şirket içi tartışma olduğuna vurgu yaparak konuyu kurumsal bir çerçevede ele alıyor, ancak bu durum kamuoyundaki rahatsızlığı gidermede ne kadar etkili olacağını yeterince önemsemiyor. Eğer yönetim kurulu, Cem Köksal’ın açıklamalarının şirketin genel politikasına veya toplumun hassasiyetlerine aykırı olduğunu düşünüyorsa, kendi inisiyatifiyle görevden alma kararı daha isabetli olabilirdir. Bunun yerine “istifa” vurgusu yapılması, yönetim kurulunun Köksal’ın arkasında durduğu mesajını veriyor. Eğer Cem Köksal’ın tutumu şirket içinde yanlış bulunuyorsa, yönetim kurulu bunu açıkça ifade edip, şirketin kurumsal değerleriyle uyumlu bir duruş sergilemediğini net bir şekilde ilan etmesi daha başarılı sonuçlar ortaya koyabilirdi. Ancak açıklama daha nötr bir ton taşıyor ve olayın ateşinin bir süre daha sönmeyeceği hatta marka imajına zarar verecek boykot veya hukuksal sürecin başlatılması büyüyen bir kriz olma yönünde bir eğilim gösterdiğini söyleyebiliriz.

Sadede Gelelim: Yetiş Ya Mevlana!

Cem Köksal vakası, iş dünyasındaki değerler, kapsayıcılık, şeffaflık gibi bazı kurumsal kavramların altının ne denli boş olduğunu bir kez daha göstermiş oldu. Diğer yandan koltuğundan aldığı güç ile kimi zaman değerlere aykırı hareket ettiğimizi bize bir kez daha göstermiştir oldu.

Diğer yandan lider olmanın unvanlarla mümkün olmadığını, bu rolün ne denli zor bir müessese olduğunu bize bir kez daha hatırlatmış oldu. Öyle ki; liderlik, üst düzey yöneticilik yalnızca otorite kurmak değil, insanları değerler etrafında toplama, rol model olmak ve kapsayıcılığı sağlamaktır. Özellikle üst düzey görevlerde bulunan kişiler, temsil ettikleri şirketin değerlerine ve toplumun hassasiyetlerine uygun hareket etmek zorunda olduğunu hatırlamalıdır. Yönetim kurulları da bu gibi kriz anlarında daha tutarlı ve şeffaflık ilkesiyle kararlar alarak “tabelalarına yazdıkları değerlerini” gerçekten içselleştirdiklerini göstermelidir.

Bunu da öz’ü ve söz’ü bir olarak yapmalıdır. Tıpkı kadim öğretmenlerimizde Mevlana’nın şu öğretisi gibi; “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol…”

Sevgi, saygı ile.

Dr. Kamil BAYAR – Yönetim Danışmanı/ Yönetim Bilimleri Uzmanı

Okumaya devam et

BORSA

SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borç sermayeye dönüştü, tartışma büyüdü

SASA Polyester’in 3 Haziran 2026 tarihinde açıkladığı Paya Dönüştürülebilir Tahvil (PDT) dönüşüm kararı, sermaye piyasalarında son dönemin en çok tartışılan işlemlerinden biri haline geldi. Şirket açısından bilançoyu güçlendiren bu adım, hisse yatırımcıları açısından ise “pay sulanması”, “değer kaybı” ve “güven erozyonu” tartışmalarını beraberinde getirdi.

Özellikle SASA Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim M. Turhan’ın geçmiş dönemde yaptığı açıklamalar nedeniyle yatırımcı tepkilerinin önemli bölümü şahsında toplandı.

Peki SASA ne yaptı, kim kazandı, kim kaybetti?

SASA ne yaptı?

Şirketin açıklamasına göre;

  • Yurt dışında ihraç edilen PDT sahipleri dönüşüm haklarını kullandı.
  • 37,3 milyon Euro nominal değerli tahvil hisseye dönüştürüldü.
  • Bunun karşılığında yeni paylar ihraç edildi.
  • Mevcut ortakların rüçhan hakları tamamen kısıtlandı.
  • Şirket sermayesi yaklaşık 785 milyon TL artırıldı.

Teknik olarak bakıldığında şirketin borcu azaldı ve özkaynakları güçlendi. Finansal açıdan değerlendirildiğinde bu işlem, borcun sermayeye dönüştürülmesi nedeniyle şirket bilançosunu rahatlatan bir yapı oluşturdu.

Şirket açısından olumlu sonuçlar

PDT dönüşümü sonrasında SASA’nın elde ettiği avantajlar şöyle sıralanabilir:

1. Döviz borcu azaldı

Tahvil yükümlülüğünün bir bölümü ortadan kalktı.

2. Finansal kaldıraç düştü

Borç/özkaynak dengesi iyileşti.

3. Faiz yükü azaldı

Gelecekteki finansman maliyetleri üzerinde olumlu etki oluştu.

4. Nakit çıkışı önlendi

Şirket tahvil geri ödemesi yapmak yerine hisse vererek yükümlülüğünü kapattı.

Yönetim perspektifinden bakıldığında bu işlem rasyonel ve bilanço güçlendirici bir finansman yöntemi olarak görülebilir.

Peki yatırımcı neden rahatsız oldu?

Sorunun cevabı “seyrelme etkisi” olarak adlandırılan süreçte yatıyor. Yeni hisseler üretildiğinde mevcut ortakların şirket içindeki pay oranı küçülür.

Buna sermaye piyasalarında “dilution” yani sulanma denilir.

Yatırımcıların itiraz ettiği temel nokta şu: Şirket borcunu azaltırken bunun maliyetinin önemli bir kısmı mevcut hissedarlara yansıtıldı.

Özellikle küçük yatırımcı açısından ortaya çıkan etkiler:

  • Hisse başına düşen şirket değeri geriledi.
  • Arz edilen pay miktarı arttı.
  • Satış baskısı oluştu.
  • Hisse fiyatı üzerinde aşağı yönlü baskı meydana geldi.
  • Portföy değerleri eridi.

Büyük tartışma: Tahvil yatırımcısı avantajlı mı oldu?

Piyasadaki eleştirilerin önemli bölümü bu noktada yoğunlaşıyor.

Tahvil yatırımcısı:

  • Önceden belirlenmiş şartlarla dönüşüm hakkı elde etti.
  • Belirli fiyat avantajına sahip oldu.
  • Hisseye dönüşüm sırasında daha korunaklı bir pozisyonda bulundu.

Borsa yatırımcısı ise:

  • Açık piyasadan hisse aldı.
  • Fiyat düşüşünün tüm riskini taşıdı.
  • Seyrelme etkisini doğrudan yaşadı.

Bu nedenle sosyal medyada sıkça dile getirilen görüşlerden biri şu oldu: “Şirket kurtarıldı ama küçük yatırımcı korunamadı.”

İbrahim M. Turhan neden hedef haline geldi?

Aslında kararın sahibi tek başına İbrahim M. Turhan değil. PDT ihracı ve dönüşüm süreçleri yönetim kurulu kararıyla ve SPK mevzuatı çerçevesinde yürütülüyor.

Ancak yatırımcı tepkilerinin önemli kısmı Turhan’a yöneldi. Çünkü İbrahim M. TUrhan aynı zamanda SASA Yönetim Kurulu Üyesi olması açıklamaları da yatırımcı o hassasiyet ile algıladı. Açıklamalar ile fiili duurm örtüşmeyip hisse değeri daha düşünce küçük yatırımcı dah afazla zarar etti; tartışmalar da bu noktada alevlendi.

Bunun birkaç nedeni bulunuyor.

1. Sürecin kamuoyundaki yüzü oldu

PDT mekanizmasını en fazla anlatan isimlerden biri İbrahim M. Turhan’dı.

2. Beklentiler ile sonuçlar uyuşmadı

Yatırımcılar açıklamalar sonrasında hisse üzerinde bu kadar güçlü bir baskı beklemiyordu.

3. Satış baskısı öngörülemedi

Piyasada oluşan fiyat hareketleri yatırımcıların hesaplarının ötesine geçti.

4. Güven sorunu oluştu

Hisse fiyatındaki sert düşüşler sonrasında yatırımcılar açıklamaların yeterince risk içermediğini düşünmeye başladı.

Yatırımcılar yanıltıldı mı?

Bu soru bugün en çok tartışılan konu.

Ancak hukuki açıdan bakıldığında;

“Yanıltma”, “manipülasyon”, “yanlış yönlendirme” gibi kavramların oluşabilmesi için SPK tarafından yapılacak inceleme ve hukuki süreçlerin sonuçlanması gerekir.

Bugün itibarıyla kamuoyuna açıklanmış herhangi bir SPK kararı veya yargı hükmü bulunmamaktadır.

Bu nedenle; “Yatırımcılar kesin olarak yanıltıldı” demek de, “Hiçbir sorun yaşanmadı” demek de mümkün değildir.

Ancak yatırımcı algısında ciddi bir güven kaybı oluştuğu açıktır.

Asıl sorun ne?

Bu olay aslında Türkiye sermaye piyasalarının kronik sorunlarından birini yeniden gündeme getirdi: Finansal mühendislik ile yatırımcı iletişimi arasındaki kopukluk.

Şirket yönetimleri bilanço açısından doğru kararlar alabilir.

Ancak bu kararların;

  • Küçük yatırımcıya etkileri,
  • Riskleri,
  • Olası fiyat baskıları,
  • Seyrelme sonuçları,

yeterince açık anlatılmadığında piyasalarda güven sorunu ortaya çıkıyor.

Sonuç

SASA’nın PDT dönüşümü şirket açısından bakıldığında borcu azaltan ve özkaynakları güçlendiren başarılı bir bilanço operasyonu olarak görülebilir.

Ancak borsa yatırımcısı açısından tablo çok daha farklıdır.

Payların seyrelmesi, hisse fiyatındaki sert düşüşler ve oluşan güven kaybı nedeniyle küçük yatırımcı önemli ölçüde zarar gördüğünü düşünüyor.

Bugün yaşanan tartışmanın merkezinde yalnızca bir sermaye artırımı değil; şeffaflık, yatırımcı iletişimi ve kurumsal güven meselesi bulunuyor.

Sermaye piyasalarında para kaybı telafi edilebilir.

Ancak yatırımcı güveni kaybedildiğinde onu geri kazanmak çok daha zor oluyor.

Bankavitrini.com Analiz

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi

Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, “Yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerimizi tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabiliyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Kuveyt Türk, bireysel finansman süreçlerinde yapay zeka destekli yeni uygulaması ‘Sizi Bilir’ ile müşteriye özel kar oranı dönemini başlattı.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, Kuveyt Türk, yeni uygulamasıyla finansman teklifi süreçlerinde müşteri deneyimini daha hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirmeyi hedefliyor.

Yapay zeka tabanlı tahminleme modeliyle geliştirilen sistem, müşterilerin harcama alışkanlıkları ve finansman geçmişlerini analiz ederek kendilerine uygun kar oranı sunulmasını sağlıyor.

Uygulama, veri temelli ve kişisel finansal davranışlara duyarlı bir yapı sunarak, her müşterinin kendi finansal yolculuğunu dikkate alan modelle çalışıyor.

Bireysel müşterilere yönelik olarak hayata geçirilen uygulamada finansal profili güçlü müşteriler avantajlı kar oranlarından yararlanabiliyor.

Müşteriler böylece hem finansal yüklerini daha etkin yönetirken, kendilerine özel tasarlanmış teklifle daha güvenli kararlar alabiliyor.

Müşteriler, ihtiyaç duydukları finansmana Kuveyt Türk Mobil ve Kuveyt Türk şubeleri üzerinden daha kısa sürede ve daha kişiselleştirilmiş koşullarla ulaşabiliyor.

‘Sizi Bilir’ modeli, Kuveyt Türk’ün yapay zeka temelli çözümleri bankacılık süreçlerine entegre etme vizyonunun önemli bir parçasını oluşturuyor.

Banka, müşterilerine bütünleşmiş, hızlı ve kişiselleştirilmiş bir bankacılık deneyimi sunmak için yapay zeka destekli çözümlerini daha geniş bir alana yayarak çalışmalarına hız veriyor.

– ‘Amacımız, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş bir yapıya kavuşturmak’

Açıklamada görüşlerine yer verilen Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, ‘Sizi Bilir’ modeliyle amaçlarının, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş ve müşteri odaklı bir yapıya kavuşturmak olduğunu belirtti.

Oral, yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerini tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabildiklerini aktararak, şunları kaydetti:

‘Bu yaklaşım, finansal profili güçlü müşteriler için daha avantajlı koşullar sunulmasına imkan tanırken tüm müşterilerimiz için dengeli ve sürdürülebilir finansman çözümleri üretmemizi sağlıyor. Kuveyt Türk olarak teknolojiyi, müşteri deneyimini iyileştiren ve güven ilişkisini güçlendiren bir araç olarak konumlandırmaya devam edeceğiz.’

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı

Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, “Akbank’a ve Türk ekonomisine duyulan güvenin altını çizen bu işleme imza atmaktan gurur duyuyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Akbank, 500 milyon dolar tutarında ve yüzde 8,25 faiz oranıyla sermaye benzeri tahvil ihracı gerçekleştirdi.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, vadesi 10,5 yıl, faiz yenileme tarihi 5,5 yıl olan ihracın coğrafi dağılımı yüzde 73 Birleşik Krallık, yüzde 18 Avrupa, yüzde 4 Amerika, yüzde 4 Orta Doğu ve yüzde 1 Asya şeklinde gerçekleşti.

Geniş tabanlı yatırımcı talebiyle emir defteri 1,2 milyar doların üzerine ulaşırken, güçlü talep sayesinde fiyatlama başlangıç seviyesine kıyasla 25 baz puan daralarak, yüzde 8,25 seviyesinde oldu.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, 500 milyon dolar tutarındaki sermaye benzeri tahvil ihracını başarıyla tamamladıklarını belirterek, şunları kaydetti:

’22 Haziran’da itfa edilecek (15 Mayıs’ta geri çağrılan) diğer Tier 2 ihracımız öncesinde, yatırımcılardan gelen güçlü ön talebi değerlendirerek, uygun piyasa koşullarında harekete geçtik. Sermaye benzeri borçlanma işlemlerinde geri çağırma haklarımızı istikrarlı biçimde kullanmamız da yatırımcı nezdinde olumlu karşılandı. Akbank’a ve Türk ekonomisine duyulan güvenin altını çizen bu işleme imza atmaktan gurur duyuyoruz.’

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.