25 gündür depremle yatıp kalkan Türkiye, Meral Akşener’in dünkü açıklamalarıyla tabiri caizse tekrar yerinden oynadı. Yaşanılanlar maalesef beni ve eminim ki birçoğunuzu hiç şaşırtmadı.
Biz bu filmi daha önce izlemiştik…
Yaşadığımız felaketlerin ardı arkası kesilmezken, hepimiz özellikle son bir yıldır ortak bir umuda tutunmaya çalışıyoruz. Toplumsal kaderimizi ve kişisel hayatlarımızın gidişatını belirleyecek seçim için gün sayıyoruz.
Daha da yoksullaşacak mıyız? Özgürlüğümüz ve ifade hürriyetimiz daha da kısıtlanacak mı? Yargının tek bir kişiye bağlılığı devam edecek mi? Yoksa seçimi kazanıp Türkiye’yi batmış olduğu çukurdan çıkaracak mıyız? Tüm bu soruların yanıtı 2 buçuk ay sonraki seçimde saklı. Küçümsenemeyecek kadar önemli, yabana atılamayacak kadar “kader” seçimi.
Türkiye’nin ve 85 milyon vatandaşın kaderini belirleyecek, sandıklara atılacak olan oy pusulaları. 20 yıldır çok fazla olay oldu ülkemizde. Tek bir yazıya sığamayacak, uykularımızı kaçıracak, kanımıza dokunacak olaylar.
Tüm bu olayların yanı sıra, 20 yıldır başarısız bir muhalefet var önümüzde. Kişisel hırslar doğrultusunda hareket ederek ülkenin bu denli çöküşüne dolaylı olarak katkıda bulunmuş bir muhalefet. Aslında en çok da onlar yabana atmamalı, atamamalı bu seçimi.
Neden biliyor musunuz?
Çünkü 20 yıllık başarısızlıkları yüzünden en çok onlar borçlu yeni bir Türkiye’yi: bugüne kadar cinayete kurban giden bütün kadınlara, gerek aile bireyleri gerekse tarikat ve cemaatlerce ırzına geçilen bütün çocuklara, gelecekleri ve hayalleri ellerinden alınan gençlere, adaletsizliğe ve liyakatsizliğe maruz bırakılan milyonlarca insana.
20 yıldır adeta avuçlarımızdan kayıp giden güzide ülkemizi, her haberle birlikte daha da keskinleşen öfkemizi, tükenen sabrımızı bu seçimle sonlandırmak istiyoruz. Türkiye’yi ayağa kaldıracak, bizleri yıllardır içinde bulunduğumuz cendereden çıkartarak daha özgür, adil ve refah içinde yeni bir sistem, yeni bir yaşam düşlüyoruz. Kısacası artık kazanmak istiyoruz.
Aslında bu masada tek bir suçlu yok. En başından beri milletin sesini bastırarak adaylığını dayatan Kılıçdaroğlu’ndan, seçime bu kadar az bir zaman kalmışken uzlaşılabilecek bir konuda masadan ayrılmakta sorun görmeyen Akşener’e kadar herkes suçlu.
Fakat biz kazanmak istedikçe, ülkedeki bir avuç muhalif politikacı bizlere akıl tutulması yaşatmaktan çok mutlu oluyorlar ki, bizleri her gün yeni bir umutsuzluğa sürüklüyorlar.
12 Şubat 2022’de kurulan ve kurulduğu günden bu yana bir türlü topluma tam anlamıyla güven vermeyi başaramayan Millet İttifakı’nın canı çok sıkılmış olacak ki biraz adrenalin olsun diye arı kovanına çomak sokmak istemiş anladığım kadarıyla.
Her şeyin onların lehine işlediğini zanneden Millet İttifakı’na kötü bir haberim var.
Aslında işler hiçbir zaman sizin lehinize değildi. Hâlâ değil. Bir yıldır kurduğunuz masada insanların oy vereceği cumhurbaşkanı adayını bile belirleyemediniz. “Milletin Sesi” diye çıktığınız bu yolda ne milletin sesi olabildiniz ne de milletin istekleri doğrultusunda hareket edebildiniz. Bugüne kadar doğru dürüst hiçbir politikanızdan seçmeni bilgilendiremediniz. İktidara geldiğiniz taktirde bizleri neler bekliyor, bunların hepsi hâlâ kocaman soru işareti. Size verilen süreyi her zamanki gibi boşa harcadınız. Seçime 72 gün kala da “biz dayatma kabul etmeyiz, ortak bir isimde anlaşamadık” diyip masayı dağıtmakta beis görmediniz.
Aslında bu masada tek bir suçlu yok. En başından beri milletin sesini bastırarak adaylığını dayatan Kılıçdaroğlu’ndan, seçime bu kadar az bir zaman kalmışken uzlaşılabilecek bir konuda masadan ayrılmakta sorun görmeyen Akşener’e kadar herkes suçlu.
Bu seçimi iktidara karşı en rahat kiminle kazanabileceğimizi herkes biliyor, anketlere bile bakmaya gerek yok bunun için. Tüm bunlara rağmen ısrarla “Kılıçdaroğlu” isminin masaya gelmesi, halkın çaresizliğini ve tahammülsüzlüğünü fırsat bilerek, milletin isteğinin adeta hiçe sayılması ayrı, Kılıçdaroğlu aylardır aday olacağının sinyallerini net bir şekilde verip, açık açık “ben geliyorum” demesine rağmen aylardır tüm bu açıklamaları ve sinyalleri görmezden gelerek susan Akşener’in bir yıldır oturduğu masadan seçime 2 buçuk ay kala ayrılması apayrı bir akıl tutulmasıdır.
Akşener bir gece önce ortak metne imza atıp, ertesi gün masayı dağıtmak gibi bu denli irrasyonel davranmasının yanı sıra, kullandığı kırıcı üslup ve sergilediği tavırla köprüleri tam anlamıyla yıkmış, belki de siyasi kariyerinin en yanlış hamlelerinden birini yapmış oldu. En kötüsü de herkese “güvenilmez bir siyasetçi” olduğunu göstermiş oldu. Masadaki dayatmadan bu denli rahatsız olan siyasetçi, ayrılmak için son 2 buçuk ayı beklemez.
Çoklu adayla da seçime gitmek bir seçenekti. Kaldı ki en başta “demokrasi” savunucusu olduğunu beyan eden Akşener, masadaki çoğunluk tek bir isimde karar kılmışken, birleştirici, bütüncül bir kampanyayla Kılıçdaroğlu’na güven de toplayabilirdi. Fakat Akşener masayı dağıtmayı tercih etti. Ve bunu yapılabilecek en çirkin şekilde yapmayı seçti. Anlaşılan o ki “2018’den ders çıkardım” diyen Akşener, 2018’den hiç ama hiç ders almamış.
Tüm bunları bir çerçeveye oturttuğunuz zaman, dışardan bakınca söylenecek tek bir söz kalıyor:
Kişisel hırslar uğruna heba edilen, görmezden gelinen 85 milyon yurttaş…
Bu saatten sonra işler nasıl şekillenir, muhalefet olarak topluma nasıl güven verirsiniz bilmiyorum. Fakat 20 yıldır bir arpa boyu yol alamayan Türkiye’ye bir değişim, millete de düzgün bir yaşam, adaletli, aydınlık bir gelecek borçlusunuz. Bizim bir seçim daha kaybedecek lüksümüz olmadığını bilerek hareket etmeniz de fayda var. Umarım siyasi hırslarınız, yıkıcı tavırlarınız, Türkiye’yi daha da büyük bir çıkmaza, umutsuzluğa sürüklemez. 20 yıldır kaybettiğiniz seçimlere benzemeyen bu “kader” seçiminde de kırılan umutların altında kalacak olursanız zaten bilin ki halk ne bir daha sizin yüzünüzü görmek ne de sesinizi duymak isteyecektir.
Ece UĞUZ – İskoçya, politikyol.com