GÜNDEM
Deprem felaketinin sosyo-politik etki ve sonuçları
Bugün gelinen noktada ise önce ekonomik krizin yol açtığı sorunlar, ardından deprem felaketi ve süreci yönetememe seçmenin muhtemelen ilk seçimde prospektif oy verme davranışıyla bu partiden umudu kesip kesmediğine göre tercihlerini şekillendirecek gibi görünüyor.
Yayınlanma:
3 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Deprem felaketinin üzerinden günler geçtikçe acılar derinleşirken, felaketin olası psikolojik, toplumsal, ekonomik, politik etkilerine ve sonuçlarına ilişkin değerlendirmeler yapılmaya başlandı. Ulusça yaşadığımız bu felaketin hayatın her alanında önümüzdeki süreçte derin izlerini gözlemleyip, özellikle depremden doğrudan etkilenen yurttaşlarımız için bu acının katlanarak artacağı bir gerçek. Felaketin etkilerini ve çok boyutluluğunu bugünden değerlendirmek vicdanen zor olsa da, diğer yandan bir sorumluluk.
Depremin olası siyasi etki ve sonuçlarına ilişkin yapılan ve sosyal medyada bugüne kadar yer alan değerlendirmeler daha ziyade felaketin parti tercihlerine nasıl yansıyacağı, depremin hangi parti ya da ittifak bloklarının toplumsal desteğinde artış ya da azalışa yol açacağı şeklinde konuya dar bir çerçeveden yaklaşmakta[1]. Oysa ki genel anlamda doğal afetlerin siyasi sonuçları siyaset bilimi çalışmalarında çok boyutlu ve geniş bir çerçeveden teorik ve dünya örnekleri dikkate alınarak değerlendirilmektedir. Ülkemizde yaşanan bu doğal afetin olası siyasi etki ve sonuçlarını söz konusu çerçevede değerlendirmek daha doğru ve katkı sağlayıcı olacaktır.
Sonuçta, komşusuna güven düzeyi, komşusunun etnik, cinsel, hatta dinsel kimliğinden dolayı düşük olan bir ülkede orta vadede bu dayanışma, işbirliği ve güven duygusunun güçlenmesine aracılık edecek gibi görünüyor.
DOĞAL AFETLER VE SOSYAL SERMAYE
Doğal afetlerin toplumsal ve siyasal etkileri, sonuçları konusunda yapılan akademik çalışmalar, deprem, sel, yangın vb. afetlerin güven anlamında sosyal sermaye, siyasal güven ve hükümetlere ilişkin memnuniyet üzerinde etkili olduğu, bunun da siyasal boyutta seçmen davranışlarını az ya da çok etkilediği üzerinde durulmaktadır. Putnam’a göre sosyal sermaye bireyler arasındaki bağlantılar-sosyal ağlar ve bunlardan kaynaklanan karşılıklılık ve güvenilirlik normlarıdır[2].
Her ne kadar genel anlamda afetlerin bir sonucu olarak sosyal sermayenin tipik olarak artıp azalmadığına ilişkin net bir tablo olmasa, sosyal güvenin afetlerden sonra değişip değişmediğine dair tutarlı kanıtlar da akademik çalışmalarda tespit edilmemiş olsa da, kanımızca deprem felaketinde özellikle gönüllü kuruluşların, sivil toplum örgütlerinin deprem bölgesindeki çalışmaları, bireysel olarak bölgeye destek için giden yurttaşların yoğunluğu, ülke genelinde felaketten etkilenenlere karşı yapılan yardımlar, bağışlar dikkate alındığında, muhtemelen önümüzdeki süreçte yapılacak bilimsel çalışmalar, çok güçlü dayanışmanın sosyal sermayenin arttığı şeklinde bulguların tespit edilmesine yardımcı olacaktır.
Sonuçta, komşusuna güven düzeyi, komşusunun etnik, cinsel, hatta dinsel kimliğinden dolayı düşük olan bir ülkede orta vadede bu dayanışma, işbirliği ve güven duygusunun güçlenmesine aracılık edecek gibi görünüyor.
Dolayısıyla, işbaşındaki politikacıların kötü zamanların bedelini sandıkta ödeyecekleri şeklindeki rasyonel temel olup, burada demokrasilerin hesap verebilirliği önemlidir.
DOĞAL AFETLERİN SİYASİ TUTUMLARA, DAVRANIŞLARA ETKİLERİ VE SONUÇLARI
Yurttaşların hükümetin bir afete müdahale etme ve bir afetle başa çıkma kapasitesine ilişkin algısı, onların hükümet hakkındaki değerlendirmesini etkileyebilir, çünkü afetlerin etkileri hükümetin siyasi sorumluluğunun bir parçası olarak kabul edilir[3]. Bu alanda yapılan çalışmalarda afetlerin siyasi tutumlara etkisi oy verme davranışı bağlamında da ele alınırken, genellikle geçmişe yönelik oy verme, yani iktidarların geçmiş performanslarını dikkate alarak tercihte bulunma (retrospektif oy kullanma) ya da geleceğe yönelik oy verme (prospektif oy verme) seçmenlerin mevcut iktidarın gelecekte ne yapabileceğini dikkate alarak tercihte bulunma üzerinde yoğunlaşılır.
Bu tür oy verme davranışında doğal afetin yaşandığı dönemde iktidarların afetlerle mücadele konusunda ne kadar başarı oldukları ya da olmadıkları seçmenlerin parti tercihinde dikkate alınan değişkenlerden biridir. Bu model, vatandaşların oy vermeyi iktidardakileri cezalandırmak veya ödüllendirmek için kullandığı fikrine dayanır. Bu anlamda seçimler, demokratik süreçleri kontrol etmek ve politikacıları eylemlerinden sorumlu tutmak için kullanılır. Politikacılar görevlerini yerine getirmeleri için teşvik edilirler. Değerlendirme veya “iyi performans gösterme” genellikle ekonomik göstergeler aracılığıyla kavramsallaştırılır.
Avrupa’da 2002-2012 yılları arasında meydana gelen 10 doğal afetin siyasi güven, hükümetlere ilişkin memnuniyet/memnuniyetsizlik değişkenleri üzerinden analiz edildiği bir çalışmanın bulgularına göre, vatandaşlar genellikle siyasi görevlileri eylemlerinden sorumlu tuttukları için siyasi tutumlardaki değişikliklerin daha yaygın olması beklenirken, çalışma, hükümetten memnuniyetteki değişikliklerin yalnızca çok özel durumlarda meydana geldiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, etkiler genellikle küçüktür. İkinci bağımlı değişken olan siyasi güvendeki değişiklikler de pek gözlenmemiştir. Bu nedenle, çeşitli örnekler afetlerin genellikle vatandaşlar arasında hükümete olan siyasi güveni veya memnuniyeti pek etkilemediği, bunun siyasi tutumlar için de geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır[4].
Doğal afetlerin seçmenlerin görevdeki politikacılar ve hükümet hakkındaki algılarını etkileyebileceğine ilişkin yapılmış çeşitli akademik çalışmalar ise 19. yy’ın başına kadar uzanmaktadır. Achen ve Bartels 1916’da New Jersey’deki köpekbalığı saldırılarının aynı yıl yapılan seçimlerde Başkan Wilson’ın oy oranını azalttığı, 1896-2000 döneminde kuraklık ve sellerin oy verme davranışını etkilediği, sellerin görevdeki başkanın partisine verilen seçmen desteğini olumsuz etkilediğini tespit etmişlerdir. Bu konudaki temel varsayım; seçmenlerin “acı çektiklerinde muhtemelen hükümeti uzaklaştıracakları”dır.
Dolayısıyla, işbaşındaki politikacıların kötü zamanların bedelini sandıkta ödeyecekleri şeklindeki rasyonel temel olup, burada demokrasilerin hesap verebilirliği önemlidir. Ayrıca, doğal afetlerin sıklıkla kaynak kıtlığına neden olması, afetlerin kaynakların eşitsiz dağılımına yol açması ve kıtlığa neden olmamasına rağmen mevcut hükümetten düşük memnuniyete yol açması doğal afetlerde gözlemlenen politik tutum ve davranışlara ilişkin tipik örneklerdir. Buna karşılık, Andy Kasırgasının özellikle afet üzerinden oluşan partizanlık nedeniyle Obama’nın yeniden seçilmesi üzerinde olumlu bir etkisi olduğu da yapılan araştırmalarda tespit edilmiş olup, seçmenlerin doğal afetlere anında tepkisinin görevdekileri cezalandırmak olduğu kadar, iktidar iyi performans sergilerse, seçmenlerin olumsuz tutumlarının önlenebilmesi, pozitif tutum ve davranış geliştirmeleri de olasıdır.
Hırvatistan’da 2014 ve 2015’te yaşanan iki büyük sel felaketinin seçmen tercihlerine etkisini inceleyen bir araştırmanın bulgularına göre, doğal afetlerin seçmen davranışlarına etkisini belirleyebilmenin kolay olmadığı sonucuna ulaşılmış, araştırma sellerin iki seçimde (2014 Cumhurbaşkanlığı, 2015 parlamento seçimleri) iktidar partisinin oy oranını veya seçmen katılımını etkilemediği tespit edilmiştir. Afet öncesi dönemde iktidar liderinin görev onayı, doğal afetlerle ilgilenme ve sonrasında yardım konusunda farklı yasama organları, etkilenen bölgelere kamu desteği, seçmenlerin yıkım miktarını algılama biçimi, görevdeki hükümetin felaketle nasıl başa çıktığı gibi faktörlerin de önemli olması dikkat çekicidir[5].
Doğal afetlerin çeşitli durumlarda işbaşındaki hükümetlere ve siyasi sistemlere desteği olumlu yönde etkilediğine ilişkin bir diğer örnek “Bayrak etrafında toplanma etkisi” şeklindedir. Nitekim, doğal afetlerin, uluslararası çatışmalarda gözlemlenenlere benzer şekilde, hükümetlere desteği artıran bir “Bayrağın Etrafında Toplanma” etkisi sergileyebileceğini iddia eden çalışmalar da mevcuttur. Nisan 2015’te büyük bir deprem felaketi (Gorkha depremi) yaşayan Nepal’de felaketin bir toparlanma etkisi yarattığı ve siyasi sisteme desteğin arttığı yönünde bulgular konuya ilişkin tipik bir örnektir. Depremin yarattığı birlik olma, milli gurur duygularının artmasının bu etkiye aracılık ettiği, bir toparlanma etkisi yarattığı, tüm ulus tarafından hissedilen büyük ölçekli doğal afetlerin siyasi destekte en azından kısa vadeli bir artışa yol açabileceği Nepal depremi örneğinde çarpıcıdır. Bayrak etrafında toplanma etkisi vatanseverliğin artmasıyla işlediği gibi, bu etkiler en az 5 aylık bir süre boyunca devam etmiştir[6].
İktidara yakın TV kanallarında depremzedelerle yapılan görüşmelerde olumsuzlukların ekranlara hiç yansıtılmaması, ekranlarda süreç yönetimini eleştirenlerin derhal ekrandan alınması, “yönetemediler” algısı oluşmaması meşruiyet tartışmasının başlamaması, toplumsal rıza üretimi için tercih edildi.
DEPREM FELAKETİ SÜREÇ YÖNETİMİ VE POLİTİK RUHU
“Afetler hakkında bildiklerimizin çoğunu medya aracılığıyla biliyoruz” ifadesi doğal afetlerde medyanın konumlanma(dırıl)masıyla ilgili dikkate değer bir ifadedir. Demokratik sistemlerde deprem hakkında bilinenler medyanın özgür biçimde kendisini konumlandırmasıyla ilgili iken, basının özgür olmadığı otoriter, seçimli-otoriter sistemlerde toplumun bilebildikleri iktidar tarafından medyanın depremle ilgili bilgi, haber konusunda nasıl konumlandırıldığıyla ilgilidir.
Yaşanan son deprem felaketinde sosyal medyanın bir kısmı ile özgür basın bir yana bırakıldığında, iktidar medyasının başarılı bir sınav vermediği açık. İktidar konumlandırdığı medya aracılığıyla neyin ne kadar bilinmesini istiyorsa, yurttaşlara bilgi, haber akışı o kadar ve o şekilde sunulmaya çalışılmış olup, bu bilinçli bir stratejinin ürünüydü. Felaketin yol açtığı yaralar karşısında, afetin başlangıcındaki yönetememe krizi nedeniyle iktidara yönelik toplumsal destek düzeyinin azalmaması, güven düzeyinin yüksek kalması, bir bütüncül strateji olarak da bayrak etrafında toplanma stratejisinin devreye sokularak, yürütme ve yasamadaki iktidar kanadının tüm süreçlere hakim olduğu, yönettiği algısı yaratılmaya çalışılmıştır. Geriye kalan; ulusça iktidarın tekçi biçimde somutlaştığı liderin öncülüğünde bayrak etrafında toplanma gerekliliğiydi. Yönetememe krizinin “Asrın afeti söylemi”yle silinmeye çalışılması, TV ekranlarında maalesef bir gösteriye dönüşen bağış kampanyası, Bakanların kirli sakal bırakması gibi söylem ve görselliklerin hepsi aslında bu stratejiye uygun yürütülmüştür.
Yardımların AFAD üzerinden toplanmaya çalışılması, süreci yönetme konusunda tek yetkili kurum oluşu, diğer STK ve gönüllü kuruluşların adeta görmezden gelinmesi, depremin vurduğu illerin çoğu belediye başkanının neredeyse sürecin dışında tutulması, yönetsel bir tercih olmanın ötesinde, oluşan yurttaş tepkisini yumuşatma, iktidar ve kurumlarına güveni süratle tesis atma arayışının ürünüydü. İktidara yakın TV kanallarında depremzedelerle yapılan görüşmelerde olumsuzlukların ekranlara hiç yansıtılmaması, ekranlarda süreç yönetimini eleştirenlerin derhal ekrandan alınması, “yönetemediler” algısı oluşmaması meşruiyet tartışmasının başlamaması, toplumsal rıza üretimi için tercih edildi.
Deprem felaketinin süreç yönetimine ilişkin tercih edilen yöntemin iktidara yönelik destek örüntülerini arttırıp arttırmayacağına bakıldığında, 20 yılda yapılan seçimlerde AKP’ye yönelik destekte ideoloji, kimlik, inanç sistemi, partili kimliği gibi faktörler kadar, seçmenin rasyonel temelli retrospektif oy verme davranışı baskındı. Bugün gelinen noktada ise önce ekonomik krizin yol açtığı sorunlar, ardından deprem felaketi ve süreci yönetememe seçmenin muhtemelen ilk seçimde prospektif oy verme davranışıyla bu partiden umudu kesip kesmediğine göre tercihlerini şekillendirecek gibi görünüyor. AKP umut için 20 senedir kullandığı kalkınma yöntemiyle (inşaat), fiziksel, jeolojik etütler tamamlanmadan süreci yönetmek istiyor. Fakat anlamadığı, bugün için meselenin acil inşaat değil, felaketi yaşayanlar için hayata tutunma olduğudur.
[1] Bkz. https://kisadalga.net/haber/detay/deprem-secmen-davranislarini-etkileyecek-mi_57329
[2] R.D., Putnam; Bowling alone : the collapse and revival of American community, New York 2000, Simon & Schuster, s.19.
[3] Bkz. G.G. Dodds; “This Was No Act of God:” Disaster, Causality, and Politics. Risk, Hazards & Crisis in Public Policy, 6(1), 2015, s. 44–68
[4] Frederike Albrecht; The Social and Political Impact of Natural Disasters, Acta Universitatis Upsaliensis, Upssla, 2017, s.48.
[5] Bkz. Kosta Bovan, Benjamin Banai, Irena Pavela Banai; “Do Natural Disasters Affect Voting Behavior? Evidence from Croatian Floods”, Erişim adresi: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC5927811/
[6] Margaret Boittin, Cecilia Hyunjung Mo, Stephen Utych; “Can Natural Disasters Have a Ralley ‘Round the Flag Effect? The Political Consequences of Nepal’s 2015 Earthquake”, Erişim adresi: https://ceciliahmo.files.wordpress.com/2020/03/can_natural_disasters_have_a_rally__round_the_flag_effect.pdf
TANJU TOSUN – Politikyol
İlginizi Çekebilir
Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi: Yönetici İstismarı Bağışları, Kurumsal İtibarı ve Toplumsal Dayanışmayı Nasıl Çökertiyor?
Haber Analiz | Bankavitrini.com
Dernek ve vakıflar, toplumun en önemli sosyal sermaye kurumları arasında yer alır. Eğitimden sağlığa, kültür-sanattan afete kadar birçok alanda kamu hizmetini tamamlayıcı rol üstlenirler. Bu kurumların en büyük sermayesi ise para değil, güvendir.
Ancak son yıllarda gerek Türkiye’de gerekse dünyada bazı dernek ve vakıflarda ortaya çıkan yönetim zafiyetleri, usulsüzlük iddiaları, çıkar çatışmaları ve kişisel menfaat amaçlı uygulamalar yalnızca ilgili kurumu değil, aynı alanda faaliyet gösteren tüm sivil toplum kuruluşlarını olumsuz etkilemektedir.
Araştırmalar, bağışçıların en önemli karar kriterinin “kuruma duyulan güven” olduğunu gösteriyor. Güven kaybı yaşandığında bağışlar azalıyor, gönüllüler uzaklaşıyor, sponsorlar geri çekiliyor ve kurumların uzun yıllarda oluşturduğu itibar kısa sürede yok olabiliyor.
Dernek ve vakıfların gerçek sermayesi paradan önce güvendir
Bir şirket müşteri kaybettiğinde reklam yaparak yeni müşteri bulabilir.
Bir banka sermayesini artırabilir.
Bir sanayi şirketi yeni yatırımcı bulabilir.
Ancak; bir dernek veya vakıf güvenini kaybettiğinde yerine koyması en zor varlığını kaybetmiş olur.
Çünkü bağış;
- zorunlu değildir,
- tamamen gönüllülük esasına dayanır,
- güven ortadan kalktığında ilk kesilen kaynak haline gelir.
Yönetici istismarının en sık görülen biçimleri
Her usulsüzlük mutlaka suç teşkil etmeyebilir; ancak etik açıdan ciddi güven kaybına yol açabilecek uygulamalar şunlardır:
Mali istismar
- bağışların amacı dışında kullanılması
- kayıt dışı harcamalar
- şeffaf olmayan muhasebe
- belge eksiklikleri
Yetki istismarı
- kararların tek kişi tarafından alınması
- yönetim kurulunun devre dışı bırakılması
- aile bireylerinin yönetimde yoğunlaşması
Çıkar çatışması
- yöneticilerin kendi şirketlerinden mal veya hizmet alınması
- yakın akrabalara iş verilmesi
- ihalesiz alımlar
İtibar istismarı
- kurum adının kişisel kariyer için kullanılması
- siyasi veya ticari çıkar sağlanması
- bağışçı bilgilerinin amacı dışında kullanılması
Güven kaybının ilk etkisi bağışlarda görülür
Bağışçı psikolojisi oldukça nettir.
Bağış yapan kişi şunu düşünür: “Param gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor mu?”
Bu sorunun cevabı net değilse;
- düzenli bağışlar durur,
- yeni bağışçı kazanımı zorlaşır,
- kurumsal sponsorlar uzaklaşır,
- uluslararası fonlar risk görmeye başlar.
Akademik çalışmalar, dolandırıcılık veya varlık kötüye kullanımı haberlerinin ardından bağışların düştüğünü; etkin şeffaflık, kayıpların telafisi ve yönetişim reformlarının ise güveni kısmen yeniden tesis edebildiğini göstermektedir.
En büyük zarar masum dernek ve vakıflara olur
Bir kurumdaki skandal; aynı alanda çalışan yüzlerce dürüst kuruluşu da etkiler.
Örneğin;
Bir çocuk vakfında yaşanan mali usulsüzlük haberi; diğer çocuk vakıflarının da bağışlarını azaltabilir.
Bir sağlık derneğindeki skandal; tüm sağlık STK’larına duyulan güveni zayıflatabilir.
Bu durum literatürde “güven bulaşıcılığı” olarak da değerlendirilmektedir.
Gönüllüler de kurumdan uzaklaşır
Bağış kadar önemli diğer unsur; gönüllü insan kaynağıdır.
Güven kaybı yaşayan kurumlarda;
- uzmanlar görev almak istemez,
- genç gönüllüler ayrılır,
- yönetim kurullarına kaliteli isim bulmak zorlaşır.
Sonuçta kurum yalnızca finansal değil; aynı zamanda insan sermayesini de kaybeder.
Kurumsal sponsorlar neden çekilir?
Büyük şirketler; Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) bütçelerini aktarırken şu kriterlere bakar:
- bağımsız denetim
- mali raporlar
- yönetişim yapısı
- itibar riski
- şeffaflık
Şüpheli görülen kurumlar sponsorluk listelerinden çıkarılabilir.
Çünkü sponsor şirket de kendi marka değerini korumak ister.
Uluslararası fonlar ilk olarak yönetişime bakıyor
Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, uluslararası kalkınma kuruluşları; yalnızca proje kalitesine değil; aynı zamanda;
- yönetim yapısına,
- iç kontrol sistemine,
- etik kurallara,
- çıkar çatışması politikalarına,
- bağımsız denetime
büyük önem veriyor. Güçlü iç kontrol, risk yönetimi ve bağımsız denetim mekanizmalarının yolsuzluk ve kaynak israfı riskini azalttığı uluslararası standartlarda vurgulanmaktadır.
Dünyadan dikkat çeken örnekler
Amerikan Kızılhaçı (American Red Cross)
Bazı afet bağışlarının kullanımına ilişkin eleştiriler sonrası kurum uzun süre kamuoyu baskısıyla karşılaştı.
Wounded Warrior Project (ABD)
Yönetim harcamaları ve lüks harcama iddiaları bağışlarda ciddi düşüşe neden oldu.
Oxfam
Bazı ülkelerde yaşanan etik skandallar sonrasında;
- bağışlarda azalma,
- üst yönetim değişikliği,
- kapsamlı yönetişim reformları gündeme geldi.
Bu örnekler, tek bir yönetişim krizinin küresel ölçekte itibar kaybına yol açabileceğini gösteriyor.
İyi yönetişim nasıl sağlanır?
Uzmanlara göre güçlü bir dernek veya vakıfta şu mekanizmalar bulunmalıdır:
- bağımsız denetim
- düzenli faaliyet raporları
- kamuya açık mali tablolar
- yönetim kurulu etkinliği
- etik komitesi
- çıkar çatışması politikası
- ihbar mekanizması
- görev sürelerinin sınırlandırılması
- profesyonel iç kontrol sistemi
- dijital bağış izleme altyapısı
OECD, dürüstlük kültürünün ve yönetişim mekanizmalarının sadece yasal düzenlemelerden değil, bunların etkin uygulanmasından beslendiğini vurgulamaktadır.
Türkiye açısından çıkarılacak dersler
Türkiye’de binlerce dernek ve vakıf; eğitim, sağlık, afet, kültür, çevre ve sosyal yardım alanlarında çok önemli çalışmalar yürütüyor.
Ancak birkaç olumsuz örnek; bütün sektörün itibarını zedeleyebiliyor.
Bu nedenle;
- şeffaflık
- hesap verebilirlik
- bağımsız denetim
- profesyonel yöneticilik
- güçlü iç kontrol
artık bir tercih değil, kurumsal sürdürülebilirliğin temel şartı haline gelmiş durumda.
Sonuç
Dernek ve vakıfların en büyük varlığı sahip oldukları bina, araç veya banka hesapları değildir.
Asıl sermayeleri; toplumun güvenidir.
Bu güvenin kaybedilmesi;
- bağışların azalmasına,
- gönüllülerin uzaklaşmasına,
- kurumsal sponsorların çekilmesine,
- uluslararası fonların kesilmesine,
- sosyal projelerin durmasına,
- en önemlisi ise toplumun dayanışma kültürünün zayıflamasına neden olur.
Bir yöneticinin kısa vadeli kişisel çıkarı için yaptığı hata, yalnızca temsil ettiği kuruma değil; aynı amaca hizmet eden yüzlerce dürüst sivil toplum kuruluşuna da zarar verebilir. Bu nedenle güçlü yönetişim, etik yönetim ve hesap verebilirlik; dernek ve vakıflar için yalnızca hukuki bir yükümlülük değil, varlıklarını sürdürebilmelerinin temel güvencesidir.
BANKA HABERLERİ
Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin
Yayınlanma:
4 gün önce|
19/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Kamu Bankası Çalışanına Yok, Bazı Meslek Gruplarına Var… Tartışma Büyüyor
Türkiye’de yeşil pasaport (hususi damgalı pasaport) uzun yıllardır belirli kamu görevlileri ve bazı özel statülü meslek gruplarına tanınan önemli bir ayrıcalık olarak uygulanıyor. Son dönemde ise bu kapsamın genişletilmesine yönelik peş peşe kanun teklifleri TBMM’ye sunulurken; ülke ekonomisinin en stratejik sektörlerinden biri olan bankacılık sektörünün bu hakkın tamamen dışında bırakılması sektör içinde yeniden tartışılmaya başlandı. Meclis gündemine mühendislerden mimarlara, diş hekimlerinden veteriner hekimlere kadar birçok meslek grubu için yeşil pasaport teklifleri gelirken, yaklaşık 200 bini aşkın bankacıyı temsil eden sektör için bugüne kadar benzer bir düzenleme bulunmuyor.
Bankacılar neden bu talebi dile getiriyor?
Bankacılık artık yalnızca kredi kullandıran klasik bir sektör olmaktan çıktı.
Bugün bankacılar;
- Uluslararası finans kuruluşlarıyla çalışıyor,
- Avrupa ve ABD’deki regülasyonları takip ediyor,
- Basel kriterleri,
- AML/KYC,
- FATF,
- ESG,
- Dijital bankacılık,
- Yapay zeka,
- Siber güvenlik,
- SWIFT,
- uluslararası ödeme sistemleri gibi konularda sürekli yurtdışı temasları yürütüyor.
Özellikle;
- dış ticaret finansmanı,
- proje finansmanı,
- yatırım bankacılığı,
- sendikasyon kredileri,
- ihracat finansmanı,
- fintech iş birlikleri
gibi alanlarda çalışan binlerce bankacı yıl içerisinde çok sayıda uluslararası seyahat gerçekleştirmek zorunda kalıyor.
Bankacılık sektörü temsilcilerine göre bu durum, yeşil pasaport talebinin temel gerekçelerinden biri haline geliyor.
Kamu bankalarında çalışanlar da alamıyor
İşin dikkat çeken yönlerinden biri ise;
Türkiye’nin en büyük kamu bankaları olan;
- Ziraat Bankası
- Halkbank
- VakıfBank
çalışanlarının büyük bölümünün de yeşil pasaport hakkına sahip olmaması.
Sadece özelleştirme öncesi belirli statülerde görev yapan bazı eski personeller için geçmişten gelen özel hükümler bulunurken, günümüzde göreve başlayan kamu bankası çalışanları bu kapsamın dışında kalıyor.
Bu nedenle sektör içinde; “Kamu adına çalışan bankacıya bile yeşil pasaport verilmezken, farklı birçok meslek grubu için yeni teklifler hazırlanıyor” eleştirileri dile getiriliyor.
Kimler bugün Yeşil Pasaport alabiliyor?
Mevcut mevzuata göre başlıca gruplar şunlar:
Kamu kesimi
- 1., 2. ve 3. derece devlet memurları
- Aynı derecedeki bazı sözleşmeli kamu görevlileri
- Emekli olduktan sonra bu hakkı koruyan kamu görevlileri
Siyasi görevler
- Eski milletvekilleri
- Eski bakanlar
Yerel yönetimler
- Büyükşehir belediye başkanları
- İl ve ilçe belediye başkanları (görev süresince)
Devlet sporcuları
Uluslararası başarı kazanmış devlet sporcuları
İhracatçılar
Belirli ihracat hacmini sağlayan ihracatçı firmaların yetkilileri de belirli kontenjanlar dahilinde hususi damgalı pasaport alabiliyor.
TBMM’de hangi meslek grupları için teklifler var?
Son dönemde Meclis’e sunulan teklifler incelendiğinde kapsamın giderek genişletilmeye çalışıldığı görülüyor.
Mühendisler
En az 15 yıl kıdeme sahip TMMOB üyeleri için yeşil pasaport verilmesini öngören teklif İçişleri Komisyonu’nda bekliyor.
Mimarlar
Mühendislerle birlikte teklif kapsamında yer alıyor.
Diş Hekimleri
15 yıl kıdeme sahip diş hekimleri için teklif verildi.
Veteriner Hekimler
Aynı teklif içerisinde bulunuyor.
Avukatlar
Belirli kıdeme sahip avukatlara yönelik farklı kanun teklifleri de Meclis gündemine taşındı.
Bankacılar neden kapsam dışında?
Aslında bankacılık;
- Türkiye’nin finansal istikrarını yöneten,
- ihracatı finanse eden,
- yatırımları organize eden,
- dış finansmanı sağlayan,
- uluslararası sermaye girişlerinde kritik rol oynayan
stratejik sektörlerden biri.
Bugün;
- sendikasyon kredileri,
- Eurobond işlemleri,
- IFC,
- EBRD,
- Dünya Bankası,
- Asya Altyapı Yatırım Bankası,
- uluslararası yatırım fonları
ile sürekli temas halinde çalışan binlerce bankacı bulunuyor.
Buna rağmen sektör çalışanlarının hiçbirinin meslekleri nedeniyle yeşil pasaport hakkı bulunmuyor.
Dünyadaki uygulamalar ne gösteriyor?
Birçok ülkede pasaport ayrıcalıkları daha çok diplomatik statüye bağlı olarak veriliyor.
Ancak iş insanlarına ve stratejik sektör çalışanlarına;
- hızlı vize,
- uzun süreli çok girişli vizeler,
- fast-track uygulamaları,
- güvenilir yolcu programları
gibi kolaylıklar sağlanıyor.
Türkiye’de ise bu kolaylıkların önemli bölümü ihracatçılar için uygulanırken bankacılık sektörü aynı kapsamda değerlendirilmiyor.
Sektörün ekonomik büyüklüğü
Türk bankacılık sektörü;
- yaklaşık 200 bin kişiye doğrudan istihdam sağlıyor,
- Türkiye ekonomisinin finansmanını yürütüyor,
- yüz milyarlarca dolarlık dış finansman işlemlerini organize ediyor,
- ihracat finansmanının ana aktörü konumunda bulunuyor.
Bu nedenle sektör temsilcileri; “uluslararası rekabet gücü açısından bankacılara da belirli kriterlerle yeşil pasaport verilmesi gerektiğini” savunuyor.
Olası model ne olabilir?
Tüm bankacılara sınırsız bir hak yerine;
örneğin;
- en az 15 yıl kıdeme sahip,
- BDDK lisanslı bankalarda çalışan,
- uluslararası işlemlerde görev yapan,
- belirli unvan seviyesine ulaşmış
bankacılar için kademeli bir model oluşturulabileceği ifade ediliyor.
Benzer kriterler ihracatçılar ve bazı meslek grupları için zaten uygulanıyor.
Bankavitrini Analizi
Kamu yönetimi, yeşil pasaportu yıllar içinde yalnızca kamu görevlilerine özgü bir ayrıcalık olmaktan çıkarıp belirli ekonomik ve mesleki katkı sağlayan grupları da kapsayacak şekilde genişletmeye başladı.
Mühendisler, mimarlar, diş hekimleri, veteriner hekimler ve avukatlar için peş peşe teklifler hazırlanırken; Türkiye ekonomisinin finansmanını sağlayan bankacılık sektörünün bu tartışmaların dışında kalması dikkat çekiyor.
Özellikle kamu bankalarında görev yapan ve kamu adına uluslararası finansal ilişkileri yöneten profesyoneller açısından da bu durum “eşitlik” tartışmasını beraberinde getiriyor.
Bankacılara yeşil pasaport verilmesi, yalnızca bir seyahat kolaylığı değil; Türkiye’nin finans sektörünün uluslararası rekabet gücünü artırabilecek, finans diplomasisini destekleyebilecek ve sektör çalışanlarına verilen kurumsal değerin bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde TBMM gündemine bankacılık sektörü için de benzer bir kanun teklifinin gelip gelmeyeceği, finans çevrelerinin yakından takip edeceği başlıklardan biri olmaya aday görünüyor.
BANKA HABERLERİ
Yurt Dışı Eğitim mağdurları: Chargeback ile Para İadesi Alabilir
Yurt Dışındaki Okula Kayıt Yaptırıp Eğitim Alamayan Öğrenciler Dikkat! Kredi Kartıyla Ödenen Eğitim Ücretleri Geri Alınabilir mi?
Yayınlanma:
5 gün önce|
18/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Alınmayan Hizmet İçin Chargeback (Ters İbraz) Hakkı Gündemde
Son dönemde özellikle dil okulları, yaz okulları, üniversite hazırlık programları ve özel eğitim kurumlarına kayıt yaptıran çok sayıda Türk öğrenci ve veli; vize reddi, okulun kapanması, programın iptal edilmesi, eğitimin başlamaması veya vaat edilen hizmetin sunulmaması gibi nedenlerle önemli mağduriyetler yaşamaya başladı.
Bu mağduriyetlerin önemli bir bölümünde ödemeler kredi kartı ile gerçekleştirildi.
Oysa birçok tüketicinin bilmediği önemli bir hak bulunuyor: Kredi kartıyla ödenen ancak karşılığında hizmet alınamayan eğitim ücretleri için bankaya “Chargeback (Ters İbraz / Harcama İtirazı)” başvurusu yapılabiliyor.
Bankacılık sektörü açısından bu süreç oldukça teknik olmakla birlikte, uluslararası kart kuruluşlarının kuralları tüketicilere önemli korumalar sağlıyor.
Bankaya Başvurmak İlk Adım
Öncelikle unutulmaması gereken konu şudur: Burada dava açılması ilk aşama değildir.
İlk yapılması gereken işlem; Ödemeyi yapılan kredi kartını çıkaran bankaya harcama itirazında bulunmaktır.
Bu işlem bankacılık sektöründe;
- Chargeback
- Ters İbraz
- Harcama İtirazı
- Dispute
olarak adlandırılır.
Chargeback Nedir?
Chargeback; Kart sahibinin; “Ben bu hizmeti alamadım” veya “Satıcı sözleşmedeki yükümlülüğünü yerine getirmedi” iddiasıyla bankasından yaptığı resmi geri ödeme talebidir.
Burada dikkat edilmesi gereken konu; Bu hak yalnızca dolandırıcılık işlemleri için değildir.
Aynı zamanda;
- hizmet verilmemesi
- eksik hizmet
- iptal edilen organizasyon
- kapanan okul
- hiç başlamayan eğitim
gibi durumlarda da kullanılabilir.
Eğitim Hizmeti İçin de Geçerlidir
Visa ve Mastercard kurallarına göre; “Hizmet sunulmaması” chargeback sebeplerinden biridir.
Bu nedenle;
- yurtdışı dil okulu
- üniversite
- yaz okulu
- eğitim danışmanlığı
- sertifika programı
gibi eğitim hizmetleri de kapsam içine girebilir.
Hangi Durumlarda Para Geri Alınabilir?
En sık karşılaşılan örnekler şunlar:
1- Okul hiç açılmadı
Ödeme yapıldı.
Ancak okul faaliyet göstermedi.
2- Eğitim başlamadı
Kayıt yapıldı.
Ancak eğitim verilmedi.
3- Vize reddi sonrası okul ücret iadesi yapmadı
Bazı sözleşmelerde; Vize reddinde ücret iadesi yazmasına rağmen ödeme yapılmayabiliyor.
4- Okul iflas etti
Faaliyet durduğu için hizmet alınamadı.
5- Danışman firma ortadan kayboldu
Ödeme alınmasına rağmen okul kaydı yapılmadı.
6- Eğitim çevrimiçine çevrildi
Yüz yüze eğitim vaat edilmesine rağmen tamamen farklı hizmet sunuldu.
7- Eğitim iptal edildi
Program hiç başlamadı.
Banka Süreci Nasıl İşliyor?
Süreç genel olarak şu şekilde ilerliyor.
1. Kart sahibi bankaya başvuruyor.
Belgelerini sunuyor.
↓
2. Banka inceleme yapıyor.
↓
3. Kart kuruluşuna (Visa/Mastercard) başvuruyor.
↓
4. İşlem iş yerine iletiliyor.
↓
5. İş yeri savunma yapıyor.
↓
6. Haklı bulunursa ücret karta iade ediliyor.
Bankaya Hangi Belgeler Verilmeli?
Ne kadar güçlü belge sunulursa başarı ihtimali de o kadar yükseliyor.
Örneğin;
- ödeme dekontu
- kredi kartı ekstresi
- okul sözleşmesi
- kayıt belgesi
- kabul mektubu
- e-postalar
- okulun iptal yazısı
- vize reddi
- hizmet verilmediğine ilişkin belgeler
- danışman firma yazışmaları
- ücret iadesinin reddedildiğini gösteren cevaplar
başvuru dosyasına eklenebilir.
Süre Sınırı Var mı?
Evet.
Chargeback işlemlerinde süre önemlidir.
Kart kuruluşlarının kurallarına göre başvuru süreleri işlem türüne göre değişebilmekle birlikte, hizmetin verilmesi gereken tarihten itibaren belirli süreler içinde itiraz edilmesi gerekir.
Bu nedenle mağduriyet oluşur oluşmaz bankaya başvurmak önem taşır.
Gecikme, hak kaybına yol açabilir.
Banka Başvuruyu Reddederse Ne Olur?
Her ret kararı kesin değildir.
Tüketici;
- ek belge sunabilir,
- yeniden değerlendirme talep edebilir,
- tüketici hakem heyeti veya mahkemeye başvurabilir (uyuşmazlığın niteliğine göre),
- gerekirse uluslararası kart kuralları kapsamında bankanın süreci nasıl yürüttüğünü sorgulayabilir.
Havale ile Ödeyenler Aynı Hakka Sahip mi?
Hayır.
Burada önemli fark oluşuyor.
Kredi kartı
Chargeback uygulanabilir.
Havale
Chargeback mekanizması yoktur.
Bu durumda;
- sözleşme hükümleri,
- hukuk davaları,
- icra yolları
ön plana çıkmaktadır.
Dolayısıyla kredi kartıyla ödeme yapanlar önemli bir avantaja sahip olabiliyor.
Yurt Dışı Eğitim Sektöründe Yeni Risk
Son yıllarda;
- artan döviz kuru,
- bazı eğitim kurumlarının mali sorunları,
- vize süreçlerinin uzaması,
- öğrenci sayılarındaki dalgalanma
nedeniyle uluslararası eğitim sektöründe iptal edilen program sayısı da arttı.
Özellikle pandemi sonrası birçok ülkede eğitim modeli değişirken, bazı okullar hibrit veya çevrimiçi modele geçti.
Bu durum da yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden oldu.
Bankalar Açısından Risk
Chargeback sayısındaki artış; bankalar açısından da operasyonel yük oluşturuyor.
İhraççı banka; müşterisini korurken, iş yeri bankası (Acquirer) ise satıcıyı temsil ediyor.
Dolayısıyla;
- belge incelemeleri
- uluslararası kart kuralları
- zaman yönetimi
- hukuki değerlendirmeler
önem kazanıyor.
Eğitim Kurumları Açısından Sonuç
Chargeback oranı yükselen kurumlar;
- daha yüksek komisyon ödeyebilir,
- riskli iş yeri olarak sınıflandırılabilir,
- ödeme alma kabiliyetini kaybedebilir,
- kart kabul sözleşmeleri sona erebilir.
Bu nedenle eğitim kurumlarının sözleşme hükümlerine uygun davranmaları ve iptal/iade süreçlerini şeffaf yürütmeleri kritik önem taşıyor.
Uzmanlar Ne Öneriyor?
Uzmanlar, yurt dışı eğitim hizmeti satın almadan önce şu noktalara dikkat edilmesini öneriyor:
- Sözleşmede iade koşullarını ayrıntılı okuyun.
- Vize reddi halinde uygulanacak prosedürü yazılı olarak teyit edin.
- Ödemeleri mümkünse kredi kartıyla yapın.
- Tüm yazışmaları saklayın.
- Hizmet sunulmadığında beklemeden bankanıza harcama itirazında bulunun.
- Başvurunuza mümkün olduğunca fazla belge ekleyin.
Bankacılık Sektörü Açısından Değerlendirme
Dijital ödemelerin hızla arttığı günümüzde kredi kartı yalnızca bir ödeme aracı değil, aynı zamanda tüketici açısından önemli bir koruma mekanizması sunuyor.
Uluslararası kart sistemlerinin geliştirdiği Chargeback (Ters İbraz) uygulaması, tüketicilerin hiç alamadıkları veya sözleşmeye uygun şekilde sunulmayan hizmetler nedeniyle mağdur olmalarını önlemeyi amaçlıyor.
Özellikle yurt dışı eğitim, turizm, havayolu, etkinlik organizasyonları ve dijital hizmetlerde bu mekanizma her geçen yıl daha fazla kullanılıyor.
Bankalar açısından ise bu süreç, hem müşteri memnuniyetini korumak hem de uluslararası kart kuruluşlarının kurallarına uyum sağlamak bakımından büyük önem taşıyor.
Özet
Yurt dışında eğitim almak amacıyla kayıt yaptıran ancak çeşitli nedenlerle eğitim hizmetinden yararlanamayan öğrenciler ve veliler için kredi kartıyla yapılan ödemelerde chargeback (ters ibraz) önemli bir hukuki ve finansal başvuru yolu olabilir. Ancak her olay kendi sözleşmesi, ödeme şekli ve hizmetin sunulmama nedenine göre ayrı değerlendirilir. Başvurunun güçlü belgelerle ve gecikmeden yapılması, sürecin başarı şansını artırır.
Not: Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Chargeback başvurularının kabulü; Visa ve Mastercard kuralları, kartı çıkaran bankanın incelemesi, iş yerinin savunması ve somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Her hizmetin otomatik olarak iade edileceği anlamına gelmez.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.040)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.523)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Tesla'nın kârı ikinci çeyrekte beklentilerin altında kaldı 22/07/2026
- Amazon, yapay zeka biriminde işten çıkarmaya gitti 22/07/2026
- Erakçi: ABD saldırısına destek verenler meşru hedef olacak 22/07/2026
- Güney Kore'den Hürmüz iddialarına yalanlama 22/07/2026
- "İran'ın petrol satamadığı bölgede kimse petrol satamaz" 22/07/2026
- AB'den Paramount-Warner Bros. anlaşmasına şartlı onay 22/07/2026
- Musk, yapay zekayla "The Odyssey" çekeceğini duyurdu 22/07/2026
- Çin ve ASEAN'dan enerji işbirliğini güçlendirme kararı 22/07/2026
- Reel kesimin döviz açığı Mayıs'ta 204,4 milyar dolar oldu 22/07/2026
- İç talep göstergesi Temmuz'da sert gerilemeye işaret etti 22/07/2026
SON YAZILAR
- TCMB karar günü: Petrol yükseliyor, manevra alanı daralıyor 23/07/2026
- Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık? 22/07/2026
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
