Connect with us

GÜNDEM

Deprem felaketinin sosyo-politik etki ve sonuçları

Bugün gelinen noktada ise önce ekonomik krizin yol açtığı sorunlar, ardından deprem felaketi ve süreci yönetememe seçmenin muhtemelen ilk seçimde prospektif oy verme davranışıyla bu partiden umudu kesip kesmediğine göre tercihlerini şekillendirecek gibi görünüyor.

Yayınlanma:

|

Deprem felaketinin üzerinden günler geçtikçe acılar derinleşirken, felaketin olası psikolojik, toplumsal, ekonomik, politik etkilerine ve sonuçlarına ilişkin değerlendirmeler yapılmaya başlandı. Ulusça yaşadığımız bu felaketin hayatın her alanında önümüzdeki süreçte derin izlerini gözlemleyip, özellikle depremden doğrudan etkilenen yurttaşlarımız için bu acının katlanarak artacağı bir gerçek. Felaketin etkilerini ve çok boyutluluğunu bugünden değerlendirmek vicdanen zor olsa da, diğer yandan bir sorumluluk.

Depremin olası siyasi etki ve sonuçlarına ilişkin yapılan ve sosyal medyada bugüne kadar yer alan değerlendirmeler daha ziyade felaketin parti tercihlerine nasıl yansıyacağı, depremin hangi parti ya da ittifak bloklarının toplumsal desteğinde artış ya da azalışa yol açacağı şeklinde konuya dar bir çerçeveden yaklaşmakta[1]. Oysa ki genel anlamda doğal afetlerin siyasi sonuçları siyaset bilimi çalışmalarında çok boyutlu ve geniş bir çerçeveden teorik ve dünya örnekleri dikkate alınarak değerlendirilmektedir. Ülkemizde yaşanan bu doğal afetin olası siyasi etki ve sonuçlarını söz konusu çerçevede değerlendirmek daha doğru ve katkı sağlayıcı olacaktır.

Sonuçta, komşusuna güven düzeyi, komşusunun etnik, cinsel, hatta dinsel kimliğinden dolayı düşük olan bir ülkede orta vadede bu dayanışma, işbirliği ve güven duygusunun güçlenmesine aracılık edecek gibi görünüyor.

DOĞAL AFETLER VE SOSYAL SERMAYE

Doğal afetlerin toplumsal ve siyasal etkileri, sonuçları konusunda yapılan akademik çalışmalar, deprem, sel, yangın vb. afetlerin güven anlamında sosyal sermaye, siyasal güven ve hükümetlere ilişkin memnuniyet üzerinde etkili olduğu, bunun da siyasal boyutta seçmen davranışlarını az ya da çok etkilediği üzerinde durulmaktadır. Putnam’a göre  sosyal sermaye bireyler arasındaki bağlantılar-sosyal ağlar ve bunlardan kaynaklanan karşılıklılık ve güvenilirlik normlarıdır[2].

Her ne kadar genel anlamda afetlerin bir sonucu olarak sosyal sermayenin tipik olarak artıp azalmadığına ilişkin net bir tablo olmasa, sosyal güvenin afetlerden sonra değişip değişmediğine dair tutarlı kanıtlar da akademik çalışmalarda tespit edilmemiş olsa da, kanımızca deprem felaketinde özellikle gönüllü kuruluşların, sivil toplum örgütlerinin deprem bölgesindeki çalışmaları, bireysel olarak bölgeye destek için giden yurttaşların yoğunluğu, ülke genelinde felaketten etkilenenlere karşı yapılan yardımlar, bağışlar dikkate alındığında, muhtemelen önümüzdeki süreçte yapılacak bilimsel çalışmalar, çok güçlü dayanışmanın sosyal sermayenin arttığı şeklinde bulguların tespit edilmesine yardımcı olacaktır.

Sonuçta, komşusuna güven düzeyi, komşusunun etnik, cinsel, hatta dinsel kimliğinden dolayı düşük olan bir ülkede orta vadede bu dayanışma, işbirliği ve güven duygusunun güçlenmesine aracılık edecek gibi görünüyor.

Dolayısıyla, işbaşındaki politikacıların kötü zamanların bedelini sandıkta ödeyecekleri şeklindeki rasyonel temel olup,  burada demokrasilerin hesap verebilirliği önemlidir.

DOĞAL AFETLERİN SİYASİ TUTUMLARA, DAVRANIŞLARA ETKİLERİ VE SONUÇLARI

Yurttaşların hükümetin bir afete müdahale etme ve bir afetle başa çıkma kapasitesine ilişkin algısı, onların hükümet hakkındaki değerlendirmesini etkileyebilir, çünkü afetlerin etkileri hükümetin siyasi sorumluluğunun bir parçası olarak kabul edilir[3]. Bu alanda yapılan çalışmalarda afetlerin siyasi tutumlara etkisi oy verme davranışı bağlamında da ele alınırken, genellikle geçmişe yönelik oy verme, yani iktidarların geçmiş performanslarını dikkate alarak tercihte bulunma (retrospektif oy kullanma) ya da geleceğe yönelik oy verme (prospektif oy verme) seçmenlerin mevcut iktidarın gelecekte ne yapabileceğini dikkate alarak tercihte bulunma üzerinde yoğunlaşılır.

Bu tür oy verme davranışında doğal afetin yaşandığı dönemde iktidarların afetlerle mücadele konusunda ne kadar başarı oldukları ya da olmadıkları seçmenlerin parti tercihinde dikkate alınan değişkenlerden biridir. Bu model, vatandaşların oy vermeyi iktidardakileri cezalandırmak veya ödüllendirmek için kullandığı fikrine dayanır. Bu anlamda seçimler, demokratik süreçleri kontrol etmek ve politikacıları eylemlerinden sorumlu tutmak için kullanılır. Politikacılar görevlerini yerine getirmeleri için teşvik edilirler. Değerlendirme veya “iyi performans gösterme” genellikle ekonomik göstergeler aracılığıyla kavramsallaştırılır.

Avrupa’da 2002-2012 yılları arasında meydana gelen 10 doğal afetin siyasi güven, hükümetlere ilişkin memnuniyet/memnuniyetsizlik değişkenleri üzerinden analiz edildiği bir çalışmanın bulgularına göre, vatandaşlar genellikle siyasi görevlileri eylemlerinden sorumlu tuttukları için siyasi tutumlardaki değişikliklerin daha yaygın olması beklenirken, çalışma, hükümetten memnuniyetteki değişikliklerin yalnızca çok özel durumlarda meydana geldiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, etkiler genellikle küçüktür. İkinci bağımlı değişken olan siyasi güvendeki değişiklikler de pek gözlenmemiştir. Bu nedenle, çeşitli örnekler afetlerin genellikle vatandaşlar arasında hükümete olan siyasi güveni veya memnuniyeti pek etkilemediği, bunun siyasi tutumlar için de geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır[4].

Doğal afetlerin seçmenlerin görevdeki politikacılar ve hükümet hakkındaki algılarını etkileyebileceğine ilişkin yapılmış çeşitli akademik çalışmalar ise 19. yy’ın başına kadar uzanmaktadır. Achen ve Bartels 1916’da New Jersey’deki köpekbalığı saldırılarının aynı yıl yapılan seçimlerde Başkan Wilson’ın oy oranını azalttığı, 1896-2000 döneminde kuraklık ve sellerin oy verme davranışını etkilediği, sellerin görevdeki başkanın partisine verilen seçmen desteğini olumsuz etkilediğini tespit etmişlerdir. Bu konudaki temel varsayım; seçmenlerin “acı çektiklerinde muhtemelen hükümeti uzaklaştıracakları”dır.

Dolayısıyla, işbaşındaki politikacıların kötü zamanların bedelini sandıkta ödeyecekleri şeklindeki rasyonel temel olup,  burada demokrasilerin hesap verebilirliği önemlidir. Ayrıca, doğal afetlerin sıklıkla kaynak kıtlığına neden olması, afetlerin kaynakların eşitsiz dağılımına yol açması ve kıtlığa neden olmamasına rağmen mevcut hükümetten düşük memnuniyete yol açması doğal afetlerde gözlemlenen politik tutum ve davranışlara ilişkin tipik örneklerdir. Buna karşılık, Andy Kasırgasının özellikle afet üzerinden oluşan partizanlık nedeniyle Obama’nın yeniden seçilmesi üzerinde olumlu bir etkisi olduğu da yapılan araştırmalarda tespit edilmiş olup, seçmenlerin doğal afetlere anında tepkisinin görevdekileri cezalandırmak olduğu kadar, iktidar iyi performans sergilerse,  seçmenlerin olumsuz tutumlarının önlenebilmesi, pozitif tutum ve davranış geliştirmeleri de olasıdır.

Hırvatistan’da 2014 ve 2015’te yaşanan iki büyük sel felaketinin seçmen tercihlerine etkisini inceleyen bir araştırmanın bulgularına göre, doğal afetlerin seçmen davranışlarına etkisini belirleyebilmenin kolay olmadığı sonucuna ulaşılmış, araştırma sellerin iki seçimde (2014 Cumhurbaşkanlığı, 2015 parlamento seçimleri) iktidar partisinin oy oranını veya seçmen katılımını etkilemediği tespit edilmiştir. Afet öncesi dönemde iktidar liderinin görev onayı, doğal afetlerle ilgilenme ve sonrasında yardım konusunda farklı yasama organları, etkilenen bölgelere kamu desteği, seçmenlerin yıkım miktarını algılama biçimi, görevdeki hükümetin felaketle nasıl başa çıktığı gibi faktörlerin de önemli olması dikkat çekicidir[5].

Doğal afetlerin çeşitli durumlarda işbaşındaki hükümetlere ve siyasi sistemlere desteği olumlu yönde etkilediğine ilişkin bir diğer örnek “Bayrak etrafında toplanma etkisi” şeklindedir. Nitekim, doğal afetlerin, uluslararası çatışmalarda gözlemlenenlere benzer şekilde, hükümetlere desteği artıran bir “Bayrağın Etrafında Toplanma” etkisi sergileyebileceğini iddia eden çalışmalar da mevcuttur. Nisan 2015’te büyük bir deprem felaketi (Gorkha depremi) yaşayan Nepal’de felaketin bir toparlanma etkisi yarattığı  ve  siyasi sisteme desteğin arttığı yönünde bulgular konuya ilişkin tipik bir örnektir. Depremin yarattığı birlik olma, milli gurur duygularının artmasının bu etkiye aracılık ettiği, bir toparlanma etkisi yarattığı, tüm ulus tarafından hissedilen büyük ölçekli doğal afetlerin siyasi destekte en azından kısa vadeli bir artışa yol açabileceği Nepal depremi örneğinde çarpıcıdır. Bayrak etrafında toplanma etkisi vatanseverliğin artmasıyla işlediği gibi, bu etkiler en az 5 aylık bir süre boyunca devam etmiştir[6].

İktidara yakın TV kanallarında depremzedelerle  yapılan görüşmelerde olumsuzlukların ekranlara hiç yansıtılmaması, ekranlarda süreç yönetimini eleştirenlerin derhal ekrandan alınması, “yönetemediler” algısı oluşmaması meşruiyet tartışmasının başlamaması, toplumsal rıza üretimi için tercih edildi.

DEPREM FELAKETİ SÜREÇ YÖNETİMİ VE POLİTİK RUHU

“Afetler hakkında bildiklerimizin çoğunu medya aracılığıyla biliyoruz” ifadesi doğal afetlerde medyanın konumlanma(dırıl)masıyla ilgili dikkate değer bir ifadedir. Demokratik sistemlerde deprem hakkında bilinenler medyanın özgür biçimde kendisini konumlandırmasıyla ilgili iken, basının özgür olmadığı otoriter, seçimli-otoriter sistemlerde toplumun bilebildikleri iktidar tarafından medyanın depremle ilgili bilgi, haber konusunda nasıl konumlandırıldığıyla ilgilidir.

Yaşanan son deprem felaketinde sosyal medyanın bir kısmı ile özgür basın bir yana bırakıldığında, iktidar medyasının başarılı bir sınav vermediği açık. İktidar konumlandırdığı medya aracılığıyla neyin ne kadar bilinmesini istiyorsa, yurttaşlara bilgi, haber akışı o kadar ve o şekilde sunulmaya çalışılmış olup, bu bilinçli bir stratejinin ürünüydü. Felaketin yol açtığı yaralar karşısında, afetin başlangıcındaki yönetememe krizi nedeniyle iktidara yönelik toplumsal destek düzeyinin azalmaması, güven düzeyinin yüksek kalması, bir bütüncül strateji olarak da bayrak etrafında toplanma stratejisinin devreye sokularak, yürütme ve yasamadaki iktidar kanadının tüm süreçlere hakim olduğu, yönettiği algısı  yaratılmaya çalışılmıştır. Geriye kalan; ulusça iktidarın tekçi biçimde somutlaştığı liderin öncülüğünde bayrak etrafında toplanma gerekliliğiydi. Yönetememe krizinin “Asrın afeti söylemi”yle silinmeye çalışılması, TV ekranlarında maalesef bir gösteriye dönüşen bağış kampanyası, Bakanların kirli sakal bırakması gibi söylem ve görselliklerin hepsi aslında bu stratejiye uygun yürütülmüştür.

Yardımların AFAD üzerinden toplanmaya çalışılması, süreci yönetme konusunda tek yetkili kurum oluşu, diğer STK ve gönüllü kuruluşların adeta görmezden gelinmesi, depremin vurduğu illerin çoğu belediye başkanının neredeyse sürecin dışında tutulması, yönetsel bir tercih olmanın ötesinde, oluşan yurttaş tepkisini yumuşatma, iktidar ve kurumlarına güveni süratle tesis atma arayışının ürünüydü. İktidara yakın TV kanallarında depremzedelerle yapılan görüşmelerde olumsuzlukların ekranlara hiç yansıtılmaması, ekranlarda süreç yönetimini eleştirenlerin derhal ekrandan alınması, “yönetemediler” algısı oluşmaması meşruiyet tartışmasının başlamaması, toplumsal rıza üretimi için tercih edildi.

Deprem felaketinin süreç yönetimine ilişkin tercih edilen yöntemin iktidara yönelik destek örüntülerini arttırıp arttırmayacağına bakıldığında, 20 yılda yapılan seçimlerde AKP’ye yönelik destekte ideoloji, kimlik, inanç sistemi, partili kimliği gibi faktörler kadar, seçmenin rasyonel temelli retrospektif oy verme davranışı baskındı. Bugün gelinen noktada ise önce ekonomik krizin yol açtığı sorunlar, ardından deprem felaketi ve süreci yönetememe seçmenin muhtemelen ilk seçimde prospektif oy verme davranışıyla bu partiden umudu kesip kesmediğine göre tercihlerini şekillendirecek gibi görünüyor. AKP umut için 20 senedir kullandığı kalkınma yöntemiyle (inşaat), fiziksel, jeolojik etütler tamamlanmadan süreci yönetmek istiyor. Fakat anlamadığı, bugün için meselenin acil inşaat değil, felaketi yaşayanlar için hayata tutunma olduğudur.

[1] Bkz. https://kisadalga.net/haber/detay/deprem-secmen-davranislarini-etkileyecek-mi_57329

[2] R.D., Putnam; Bowling alone : the collapse and revival of American community, New York 2000, Simon & Schuster, s.19.

[3] Bkz. G.G. Dodds; “This Was No Act of God:” Disaster, Causality, and Politics. Risk, Hazards & Crisis in Public Policy, 6(1), 2015, s. 44–68

[4] Frederike Albrecht; The Social and Political Impact of Natural Disasters, Acta Universitatis Upsaliensis, Upssla, 2017, s.48.

[5] Bkz. Kosta Bovan, Benjamin Banai, Irena Pavela Banai; “Do Natural Disasters Affect Voting Behavior? Evidence from Croatian Floods”, Erişim adresi: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC5927811/

[6] Margaret Boittin, Cecilia Hyunjung Mo, Stephen Utych; “Can Natural Disasters Have a Ralley ‘Round the Flag Effect? The Political Consequences of Nepal’s 2015 Earthquake”, Erişim adresi: https://ceciliahmo.files.wordpress.com/2020/03/can_natural_disasters_have_a_rally__round_the_flag_effect.pdf

TANJU TOSUN – Politikyol

Okumaya devam et

GÜNCEL

Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borsada işlem gören firmaların dahi finansmana erişimde zorlandığı bir dönemde, şirketlerin kredi taleplerinde alışılmışın dışında sorularla karşılaşması; destek yerine köstek olunması kime ne kazandıracak?

İyi günlerde peşinden koşulan firmaların, zor zamanlarında da yanında olmak gerekir. Çünkü bankacılığın asli görevi yalnızca “riski reddetmek” değil; doğru analizle, doğru teminatla ve doğru nakit akışı kurgusuyla firmaların üretmeye devam etmesini sağlamaktır.

Bugün bazı bankalarda, klimalı odalarda oturup “red”, “olmaz”, “uygun değil” diyerek parayı batırmadığını düşünen bir anlayışın öne çıktığını görüyoruz. Oysa firmayı tanımadan, hikâyesini bilmeden, talep edilen finansman sonrası oluşacak nakit akışını analiz etmeden; beş ay önceki mali verilerle bugünün şirketini değerlendirmek sağlıklı bir tahsis politikası olamaz.

Limit açmadığınız bir firma, müşteri çeklerini factoring yoluyla nakde çevirdi diye “factoring riski var” denilerek uzak duruluyorsa, şu soru sorulmalıdır: O halde neden o firmaya çek karşılığı banka limiti açılmadı?

Daha da çelişkili olanı, kendi factoring şirketi bulunan bankaların bile “factoring riski var” gerekçesiyle kredi taleplerine mesafeli durmasıdır. Madem factoring bazılarına göre bu kadar sakıncalı görülüyor, o zaman bankaların neden factoring şirketleri var?

Unutulmamalıdır ki müşteri olmadan bankacılık sistemi bir hiçtir. Bankaların ihtiyacı; batan, iflas eden, üretimden kopan müşteriler değil; çalışan, üreten, istihdam sağlayan ve ayakta kalan müşterilerdir.

Buradan tüm bankaların kredi tahsis yöneticilerine sevgi ve saygılarımı sunuyor; bu dönemde bakış açısının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bugün firmaya kapatılan her kredi kapısı, yarın ekonomide kapanan bir üretim kapısına dönüşebilir.

Bayram KOÇSOY – Emekli Banka Müdürü

Okumaya devam et

GÜNCEL

Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.

Madde madde anlatalım:


ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?

1. GPS yerine BeiDou

Bu büyük ölçüde doğru.

BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:

  • Çin ordusu
  • lojistik şirketleri
  • akıllı telefon üreticileri
  • Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.

Ama:

  • Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
  • Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
    • GPS
    • GLONASS
    • Galileo
    • BeiDou birlikte çalışıyor.

Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.

2. Boeing yerine COMAC C919

Burada da gerçek eğilim var.

COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.

Ama kritik detay:

  • Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
  • Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
  • Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.

Dolayısıyla:

  • Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
  • Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.

3. Amerikan çiplerini terk etti

Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.

Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.

Ancak:

  • Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
  • ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
  • Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.

Fakat ABD yaptırımları Çin’i:

  • “ithal et” modelinden
  • “yerli üret” modeline zorladı.

Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.

4. Windows yerine UOS

UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.

Ama:

  • Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
  • Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.

Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.

5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları

Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.

United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.

Ama:

  • Siemens
  • GE Healthcare
  • Philips

hâlâ üst segmentte çok güçlü.

Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.

6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi

Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.

BYD bugün:

  • batarya
  • EV üretimi
  • tedarik zinciri
  • nadir toprak elementleri

alanlarında dev güç.

Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:

  • faizler
  • rekabet
  • marj düşüşü
  • satış yavaşlaması da etkili.

Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.

7. Oracle yerine OceanBase

Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.

Bu alan kritik çünkü:

  • veri egemenliği
  • yaptırım riski
  • SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.

8. CAD ve endüstriyel yazılım

Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.

Ancak:

  • Siemens NX
  • CATIA
  • SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.

Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”

Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.

9. Dolar yerine RMB

Bu en kritik maddelerden biri.

Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.

Özellikle:

  • Rusya
  • İran
  • Körfez
  • BRICS hattı

dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Ama gerçek tablo:

  • Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
  • SWIFT sistemi hâlâ dominant.
  • ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.

Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.

10. GMO tohumları terk etti

Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.

Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.

Ama:

  • Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
  • Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.

Tam bağımsızlık henüz yok.

11. Amerikan sosyal medyasını terk etti

Bu ifade yanıltıcı.

Çin zaten:

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube

gibi platformları uzun süredir engelliyor.

Onun yerine:

  • WeChat
  • Douyin
  • Xiaohongshu

gibi kendi ekosistemini kurdu.

Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.

12. Batı askeri teknolojisini terk etti

Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.

Özellikle:

  • hipersonik füze
  • drone
  • deniz gücü
  • elektronik harp alanlarında.

Ancak ABD:

  • uçak motorları
  • denizaltılar
  • küresel üs ağı
  • savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.

ASIL MESELE NE?

Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.

Hedef:

  • teknoloji sahibi olmak
  • finansal altyapıyı kontrol etmek
  • enerji zincirini yönetmek
  • dolar bağımlılığını azaltmak
  • yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.

Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.

BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?

Bu kadar hızlı değil.

Ama dünya:

  • tek kutuplu Amerikan sisteminden
  • çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.

Yeni mücadele:

  • çip
  • veri
  • ödeme sistemi
  • yapay zekâ
  • enerji
  • tedarik zinciri
  • rezerv para üzerinden yaşanıyor.

Yani artık savaş sadece tankla değil:

  • işletim sistemiyle,
  • veri merkeziyle,
  • batarya teknolojisiyle,
  • ödeme altyapısıyla yapılıyor.

TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU

Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?

  • ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
  • Çin merkezli alternatif blok mu?
  • Yoksa ikisi arasında denge mi?

Önümüzdeki 10 yılda:

  • bankacılık,
  • ödeme sistemleri,
  • enerji,
  • savunma,
  • otomotiv,
  • çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru

Yayınlanma:

|

ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.

Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?

2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;

  • Birleşik Arap Emirliği
  • Bahreyn
  • Fas
  • Sudan

İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.

ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.

Asıl hedefler:

  • İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
  • İran’a karşı ortak blok oluşturmak
  • Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
  • Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
  • Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
  • Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
  • Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.

Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?

1. Diplomatik Normalleşme

  • Büyükelçilik açılması
  • Resmi ilişkiler
  • Vize ve uçuş anlaşmaları
  • Turizm ve ticaret

2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği

Asıl kritik bölüm burasıdır.

  • Ortak hava savunma sistemi
  • İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
  • İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
  • Siber güvenlik paylaşımı
  • İstihbarat koordinasyonu

Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.

3. Enerji ve Ticaret Koridorları

Projelerin temelinde şu düşünce var:

Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi

Bu nedenle:

  • Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
  • liman projeleri,
  • demiryolu hatları,
  • enerji boru hatları,
  • veri merkezleri,
  • finans merkezleri

bu planın parçası olarak görülüyor.

İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.

4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi

En tartışmalı boyut budur.

Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”

Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”

Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.

ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?

2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:

  • ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
  • İran tamamen çökmedi
  • Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
  • Çin ekonomik olarak çok güçlendi
  • Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor

Bu nedenle ABD:

  • İsrail’i merkeze koyan,
  • Arap sermayesini entegre eden,
  • İran’ı çevreleyen,
  • Çin’i sınırlayan

yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.

Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?

1. İsrail

En büyük stratejik kazanan.

Kazanımları:

  • Bölgesel meşruiyet
  • Yeni pazarlar
  • Körfez sermayesi
  • Güvenlik işbirliği
  • İran’a karşı geniş cephe
  • Enerji ve lojistik merkez olma şansı

İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.

2. Birleşik Arap Emirliği

Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.

Özellikle:

  • teknoloji,
  • yapay zekâ,
  • savunma sanayi,
  • finans,
  • siber güvenlik,
  • turizm

alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.

Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.

3. Suudi Arabistan

Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.

Sudi Arabistan:

  • ABD’den güvenlik garantisi,
  • gelişmiş silah sistemleri,
  • nükleer teknoloji,
  • yatırım avantajları

karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.

Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.

4. Hindistan

Sessiz kazananlardan biri olabilir.

Çünkü:

  • Körfez bağlantısı güçlenir
  • Avrupa ticaret koridoru açılır
  • Çin’e alternatif lojistik rota oluşur

Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar

1. İran

En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.

Çünkü:

  • çevrelenme riski artıyor
  • Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
  • İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor

Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.

2. Filistin Yönetimi ve Hamas

En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.

Çünkü:

  • Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
  • Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
  • ekonomik ve diplomatik baskı artıyor

Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.

3. Türkiye

Türkiye açısından tablo karmaşık.

Olası avantajlar:

  • Bölgesel ticaret entegrasyonu
  • Enerji projeleri
  • Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
  • ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı

Riskler:

  • İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
  • Doğu Akdeniz’de denge kaybı
  • Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
  • İran ile denge siyasetinin zorlaşması

Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.

Bu plan başarılı olur mu?

En büyük sorun:

  • halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
  • Gazze savaşlarının yarattığı öfke
  • İran faktörü
  • mezhep ve jeopolitik rekabetler

Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.

Bu nedenle anlaşmalar:

  • ekonomik olarak ilerleyebilir,
  • güvenlik alanında derinleşebilir,
  • fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.

Özetle

Abraham / İbrahim Anlaşmaları:

  • sadece “barış anlaşması” değil,
  • Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.

Merkezinde:

  • İsrail’in korunması,
  • İran’ın dengelenmesi,
  • Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
  • enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.

Kazananlar:

  • İsrail
  • Körfez finans merkezleri
  • ABD savunma-sanayi sistemi
  • Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları

Risk yaşayanlar:

  • İran
  • Filistin hareketleri
  • bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
  • halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.