Connect with us

EKONOMİ

Enflasyon mu, hayat pahalılığı mı; hangisi daha fena?

Yayınlanma:

|

✔ Enflasyonu yenebilir miyiz, zaman içinde belki, olabilir. Ama ya hayat pahalılığını?

✔ Fiyatlar bugün sabitlense ve hiç artmasa bile bu gelir düzeyi ile hayat hala pahalı, hala pahalı!

Günlük konuşma dilinde enflasyon ile hayat pahalılığını genellikle aynı anlamda kullanıyoruz. Aslında öyle değil. Özellikle önümüzdeki dönemde bu kavramlar iyice karışacak. Hani aralıktan itibaren enflasyonun yıllık artış hızında yavaşlama olacak ya, işte o dönem… Enflasyonun artış hızı çok çok yavaşlayacak ama hayat pahalı olmaya devam edecek.

Çok olağanüstü gelişmeler yaşanmazsa yıllık oran aralıktan itibaren hızla gerileyecek ve bu gerileme nisana kadar sürecek. (Dünya 26 Eylül 2022.) Öyle ki yıllık orandaki düşüş 40-45 puanı bulacak. Kasım sonunda zirveye ulaşacağı tahmin edilen yıllık TÜFE artışı, ki bu oran yüzde 83- 84 olacak gibi görünüyor, nisanda yüzde 35 dolayına inecek.

Bu arada 26 Eylül’deki yazıma gelen itiraz ve karşı görüşlere de hemen yanıt vermek isterim.

– Bu yılın kalan dönemi ile önümüzdeki yılın ilk ayları için OVP’de öngörülen enflasyon oranlarını kullanmak durumundayım, çünkü elimde başka veri yok. Bu oranlar gerçekçi bulunmayabilir, o apayrı bir konu.

– Bu dönemde çok hızlı fiyat artışına yol açacak gelişmeler tabii ki olabilir; ben de zaten “Olağandışı gelişmeler olmazsa” diyorum.

– Ben sonuç olarak basit bir şekilde baz etkisi nedir, onu anlatıyorum. Matematiksel bir gerçeğe vurgu yapıyorum yalnızca.

Enflasyon-hayat pahalılığı ikilemi

■ Enflasyon, tüm fiyatların sürekli artış göstermesi durumudur.

■ Hayat pahalılığı ise ele geçen parayla rahat geçinememektir, geçim zorluğudur.

■ Her enflasyonist ortam hayat pahalılığına yol açmayabilir.

■ Ama her hayat pahalılığının öncesinde mutlaka ama mutlaka yüksek bir enflasyonist dönem vardır.

Türkiye uzunca bir süredir yüksek enflasyon yaşıyor. Özellikle geçen yılın son aylarından başlayarak bu yıl boyunca devam eden yüksek enflasyon…

Kavramları yerli yerine oturtmak gerekir. Şimdi Türkiye bu yüksek enflasyon artışından kurtulunca, hayat pahalılığı ortadan kalkmış mı olacak? Bir kere enflasyon artış hızının düşmesi, enflasyonun yok olduğu anlamına gelmeyecek ki…

Ayrıca, aylık enflasyon başka, yıllık enflasyon başka.

Bir örnekle gidelim:

2021’in aralık ayında 100 liraya satılan herhangi bir ürünün fiyatı 2022’de her ay 5 lira artarak ekimde 150 liraya gelmiş; kasım ve aralıkta ise 1’er lira artmışsa bu enflasyonun düştüğünü değil, hız kestiğini gösterir. Enflasyon hala vardır, yaşanmaktadır.

2023’te ise fiyat artışının artık hiç olmadığını varsayalım. Bu ürünün fiyatı 2022’nin aralık ayında 152 liraya çıkmış ve 2023 boyunca hiç artmamış olsun.

2023 yılı boyunca artık aylık enflasyondan söz edemeyiz; oran sıfır çünkü. Ama yıllık enflasyon hala devam ediyor.

Bu örneğe göre 2021 aralık ile 2022 aralık arasındaki fiyat artışı (152/100) yüzde 52’dir. 2023’ün ocak ayında aralık ayına göre hiç artış olmamakla birlikte, yıllık artış (152/105) yüzde 44.8’dir. 2023 haziranına geldiğimizde yıllık artış (152/130) yüzde artık yüzde 16.9’a gerilemiş durumdadır.

Yıllık oran her geçen ay küçülür, küçülür ve 2023’ün aralık ayında sıfır olur. Çünkü örneğimizdeki ürünün fiyatı 2022’nin aralık ayında da 152 liradır, 2023’ün aralık ayında da…

Ya hayat pahalılığı…

Birinci senaryo: Devlet ya da özel sektördeyseniz işvereniniz karar almış ve size her ay bu üründeki fiyat artışı kadar zam yapıyor. Dolayısıyla bu ürünü almakta hiç sıkıntı yaşamıyorsunuz.

Sizin için ürüne yapılan zammın hiç önemi yok, çünkü hayat pahalılığı yaşamıyorsunuz.

İkinci senaryo: 2021’in aralık ayındaki geliriniz, tanesi 100 lira olan bu ürünü almaya rahatlıkla yetiyordu. 2022’de bu ürüne ocak-ekim boyunca her ay 5 lira zam geldi, ama sizin geliriniz temmuza kadar değişmedi.

Artık gelirinizle bu üründen giderek daha az alabiliyorsunuz.

Yani hem enflasyon yaşıyorsunuz, hem hayat pahalılığı.

Yılın ilk yarısı tamamlandı; memursanız devlet, özel sektör çalışanıysanız işveren size temmuz ayından geçerli olmak üzere yüzde 25 zam yaptı, geliriniz 100 liradan 125 liraya çıktı. Temmuz ayında geliriniz 125, bu ürünün fiyatı 135 lira! Bu zamla biraz nefes aldınız ama verilen yüzde 25’lik zam, bu üründeki artışı karşılamaya yine de yetmiyor.

Üçüncü senaryo: 2023 yılına geldiniz. Hani 2022’nin ikinci yarısı için yüzde 25 zam almıştınız ya, bu kez size bu yüzde 25’in üstüne yüzde 12 zam daha verildi. Böylece 2022’nin toplam zammı yüzde 40 oldu. Hani bu ürünün fiyatı 2023 boyunca hiç artmıyor ya, fiyat 152 lirada sabitlendi ya, size şu söyleniyor:

“Bakın aylık enflasyonu sıfırladık, yıllık oran da hızla aşağı gidiyor. Aralıkta yüzde 52 olan yıllık enflasyon ocakta yüzde 44.8’e indi. Bu daha da inecek. Ağustosa bakın, yüzde 8.6 ile tek haneyi yakalayacağız.”

Söylenen oran olarak doğru!

Aylık enflasyon artık sıfır!

Ama hayat pahalılığı devam ediyor…

Elinize geçen para 140 lira ve siz her ay 152 liraya bu ürünü almak zorundasınız. Paranız yetmiyor tabii ki ve istediğiniz miktarda alamıyor ya da borçlanıyorsunuz.

Alın size hayat pahalılığı!

Aylık enflasyon sıfır ama hayat pahalı!

Durum bundan ibaret!

İşte 2023’te yaşanacak da budur. Mevcut görünüme göre aylık enflasyon hızı yavaşlayacak, özellikle yıllık oran iyice aşağı gelecek ama hayat pahalılığı bitmeyecektir.

Bu olumsuz tabloyu tersine çevirebilmenin iki yolu var:

Ya uzunca bir dönem gelirler enflasyondan daha fazla artırılır.

Ya da mevcut fiyatların aşağı gelmesini sağlayacak bir formül bulunur.

Bu iki olasılık da gerçekleşecek gibi görünmediğine göre biz hem enflasyonu, hem de daha beteri olan hayat pahalılığını daha uzun yıllar yaşamaya devam edeceğiz.

Alaattin AKTAŞ – Dünya

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Doç. Dr. Atilla Çifter: “Enflasyon mücadelesi sadece para politikasına yüklenmiş durumda”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Faiz oranın sabit tutulması ile birlikte 31 Mart seçimleri sonrası ekonomik beklentiler merak konusu oldu. Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi, Ekonomist Doç. Dr. Atilla Çifter, yaptığı değerlendirmede mevcut tabloda %50’nin altında bir yıl sonu enflasyonun gözükmediğine değindi. Bunun en önemli nedenini enflasyon mücadelesinin sadece para politikasına yüklenmesine bağladı. Maliye politikası tarafında bir enflasyon mücadelesi olmadığını belirterek, “Mehmet Şimşek atandığı zaman lüks ve gereksiz harcamaların kısılması gerektiğini söyledi. Ama bu gerçekleşmedi. Ocak ayında da bütçe dengesi eksi 150 milyar TL bir açık verdi. Dolayısıyla piyasa %42’ler seviyesinde bir enflasyon beklemesine rağmen Merkez Bankası beklentiyi %36’da tutuyor.” dedi. Enflasyonun öncelikli kaynağının maliyet tarafında olduğuna işaret eden Doç. Dr. Atilla Çifter, “Şu anda baz etkisine güveniliyor. Mayıs’ta zirve yapıp ardından aşağı doğru gelmesinden bahsediyoruz. Yılın ortasından sonra kısa bir süre baz etkisiyle enflasyon düşecek. Ancak eksik makro ekonomi politikasıyla enflasyon hedefinin sağlanması zor görünüyor. %50’nin altında bir oranın, TÜİK’in açıkladığı TÜFE’de pek mümkün gözükmüyor.” değerlendirmesini yaptı.

“Piyasa, makro modelle karar almıyor”

Doç. Dr. Atilla Çifter, enflasyon beklentilerindeki bu ciddi sapmaların piyasanın tam olarak bir makro modelle karar almamasına bağlıyor. Çifter’e göre, piyasa ne beklenmesi istiyorsa onun kararını alıyor. Örneğin tüketiciye hissettiğiniz enflasyon nedir? Beklediğiniz enflasyon nedir? diye sorduğunuzda, tüketicinin beklediği enflasyonun gerçek enflasyona yakın bir oran çıkıyor. Bu piyasanın öngörüyse hiç tutmuyor. Dünyada ise makro modellerle öngörüler yapıldığını ve buna göre olması gerekenin ne olduğunu söylediğini kaydetti.

1 Nisan itibariyle ne olacak?

Seçimlerin ardından 1 Nisan itibariyle ertelenen kemer sıkma politikasının devreye alınacağına ilişkin bir beklenti olduğunu dile getiren Çifter, bunun Mehmet Şimşek’in açıklamaları üzerinde oluştuğunu ifade etti. Altınbaş Üniversitesinden Çifter, “Ekonomi yönetimi bütçe tutturmak yerine vergilendirme, kredi kartı ve diğer harcamalar üzerinden talebi kısmaya yönelik bir adım atabilir. Bu da enflasyonu baskılayan bir etki yaratır.” öngörüsünde bulundu. Ancak bu yöntemin yükü halka yüklediği izlenimi verdiğini söyleyerek, “Haziran ayında Hafize Gaye Erkan’ın atanması ile yaklaşık olarak 7-8 aylık sürede yapılan faiz artışının dışında döviz kurunun tekrar sıkılmaya devam etmesi de bir nevi kontrollü kur görüntü veriyor.” diye konuştu.

“Çözüm, doğru makro politikalara dönmek”

Türkiye’de 2002’ den itibaren döviz kurunun serbest piyasada belirlendiğini hatırlatan Çifter, 2018’den itibaren ise döviz kurunu tutarak enflasyonla mücadele etme anlayışı olduğunu söyledi. Bu dönemde uygulanan makro politikaların hatalı olduğuna dikkat çeken Çifter, “Makro denge ve döviz kurunun daha yüksek olması gerekiyor. Yani Türk lirasının normalde makro denge seviyesi şu anda 31’in çok çok üzerinde.” dedi. Çözümün ise doğru makro politikalara dönmek olduğunun söyleyen Çifter, önerilerini şöyle dile getirdi: “Hukukun üstünlüğü, basın özgürlüğü ve demokrasi anlayışının Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecindeki gibi işletilmesi. Yani dış kaynak çekecek adımların bir an önce atılması. Buna rağmen enflasyon mücadelesine, maliye politikası olmadan sadece döviz kurunu belli bir bantta tutarak devam edilirse, gerilme ve kurda şok artış yaşanabilir.” uyarısında bulundu.

Okumaya devam et

EKONOMİ

TÜSİAD Başkanı Turan: Rasyonel politika çerçevesini bütün disipliniyle sürmeli

Yayınlanma:

|

Yazan:

Koç Üniversitesi ve TÜSİAD ortaklığı ile oluşturulan Ekonomik Araştırma Forumu (EAF) tarafından “2024 yılında Türkiye Ekonomisi” konferansı düzenlendi. Konferansın açılışında konuşan TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, Türkiye ekonomisinin tüm dünyada olduğu gibi fazlasıyla zorlu bir dönem geçirdiğini söylerken, bu dönemde Türkiye’nin tercih ettiği politikalar nedeniyle dünyadan ve özellikle akran ülkelerden önemli ölçüde ayrıştığına işaret etti.

Yatırım yapmak zorlaştı

Bu tercihlerin Türkiye’yi enflasyon dinamiklerinin belirgin şekilde bozulduğu, yatırım yapmanın hayli zorlaştığı ve ancak aşırı tüketerek büyüyebilen bir sonuca ittiğine dikkat çeken Turan, “Yine bu süreç ihracatta ve yatırımlarda da önemli ivme kaybına sebep oldu. Bugün geldiğimiz noktada ise problemlerimizi tespit etmeye ve çözmeye çalıştığımız bir dönemdeyiz” dedi.

Yeni ekonomi yönetiminin, ekonomi politikalarında gözle görülür bir değişimi beraberinde getirdiğini anlatan Turan, para politikasında enflasyonla mücadele konusunda geleneksel ve dünya çapında kabul görmüş ekonomi politikalarına geri dönülmesinin hem yerel hem de ulusal ölçekte ılımlı bir hava oluşturduğuna işaret etti.

Enflasyon mücadelesi dengeli olmalı

Ekonomide bugüne kadar biriktirilen riskler sonucunda doğan maliyetin giderilmesi için rasyonel politika çerçevesini bütün disipliniyle sürdürülmesi gerektiğini vurgulayan Turan, şöyle devam etti:

“Çok iyi farkındayız ki enflasyon ile mücadelede para politikasının sosyal politikalar ve maliye politikasıyla desteklenmesi gerekiyor. Normale dönmek için çaba sarfettiğimiz bu süreç sadece enflasyonun düşürülmesi açısından değil bu süreçte doğacak maliyetin toplum üzerindeki olumsuz etkilerinin dengeli şekilde yönetilmesi açısından da son derece önemlidir.”

Ekonomik istikrar ve öngörülebilirlik için atılan doğru adımların kararlılıkla ve istişare içerisinde devam ettirilmesinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Turan, “Para politikası bacağında enflasyon ile mücadelede önemli adımlar atıldı, atılıyor. İş dünyası olarak son dönemde atılan bu adımların her ne kadar zorlu bir döneme işaret etse de gerekli olduğuna inanıyoruz. Ekonomiyi biraz daha soğutmamız gerekiyor. Döviz rezervi biriktirme stratejimiz de devam etmeli. Bu kazanımların etkilerini risk primi gibi göstergelerde takip ediyoruz. 2024 yılında enflasyonun, Merkez Bankamızın da işaret ettiği üzere, yılın ikinci yarısından itibaren düşüşe geçmesini bekliyoruz” diye konuştu.

Hukuk devleti tüm kurumlarıyla etkin işlemeli

Para politikasındaki sıkı duruşun etkin şekilde devam etmesi gerektiğine işaret eden Turan, küresel ekonomik görünüm nedeniyle ihracatta önümüzdeki dönemde hızlı bir toparlanmanın şimdilik olası olmadığını, ancak ithalat talebinin gerilemesi ile döviz ihtiyacı tarafında önemli bir sorun beklemediklerini söyledi. Mevcut görünüme ve beklentilere paralel olarak, toparlanma sürecinin kararlılıkla devam etmesi halinde, ekonomik büyümenin bir müddet gerileyeceğini öngörüyoruz. Ancak bu mücadelede kararlılığımızı koruyabilirsek çok daha sağlıklı bir büyüme patikasına oturacağımızı umuyoruz” ifadelerini kullandı.

Ekonomide temel taşları yerine oturtmak ve daha da önemlisi bunu ileriye taşımak için makroekonomik istikrar, öngörülebilirlik, hukuk devleti ve yapısal reformlar başlıkları üzerine istişare edilmesi ve hızla uygulamaya geçilmesi gerektiğini vurgulayan Turan, “İkinci yüzyılımıza yakışan başlıkları gündeme alabilmek için hukuk devletinin tüm kurum ve kurallarıyla etkin işlemesi kritik önemde. Bunun yanında eğitim, işgücü, vergi, enerji gibi alanlarda yapısal reformlar elzem” diyerek sözlerini tamamladı.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Prof. Dr. Eğilmez: Enflasyonda 22 öncesine döndük!

Yayınlanma:

|

Yazan:

Daha önce enflasyon üzerine birçok kez yazı yazdım, tanımları vermeye çalıştım ve Türkiye’de hangi tür enflasyonun var olduğunu açıklamaya çalıştım. Son olarak, dünyanın her tarafında enflasyonun yükselmeye başlamasıyla birlikte ortaya çıkan bazı yeni tür enflasyon görünümlerini yazdım. Bunlar: skimpflasyon (kaliteyi düşürüp fiyatı aynı tutmak yoluyla yaratılan gizli enflasyon), shrinkflasyon (miktarı azaltıp fiyatı aynı tutmak yoluyla yaratılan gizli enflasyon), greedflasyon (yüksek enflasyonun da ötesine geçerek yapılan fiyat artışlarının yol açtığı enflasyon) olarak adlandırılıyor. Fiyatlar genel düzeyinin (yani fiyatlarının çoğunun) sürekli olarak yükselmesini enflasyon olarak tanımladığımız için greedflasyon dışındakilerin fiyat artışı değil de enflasyon türü olarak tanımlanabilmesi için kalite düşüşünün veya miktar azaltılmasının süreklilik taşıması gerektiğine dikkat çekelim. Petrol dışarıdan ithal edildiği için dünyada petrol fiyatlarının artışına ve TL’nin dolar karşısındaki değer kaybına paralel olarak benzin fiyatları sürekli bir artış içinde olduğundan bu artışlar enflasyonun yükselmesine yol açan nedenler arasındadır. Buna karşılık eğer TL dolar karşısında değer kaybetmese ve dünyada petrol fiyatları değişmese ama hükümet benzin üzerindeki KDV’yi mesela 5 puan artırsa bu bir defalık fiyat artışına yol açacağı için bunu enflasyon artışı olarak değil fiyat artışı olarak değerlendirmek gerekir.

Enflasyon asıl olarak ya üretim maliyetlerinin sürekli olarak yükselmesinin (arz ya da maliyet enflasyonu) ya da talepteki sürekli artışların (talep enflasyonu) fiyatlara yansımasıyla ortaya çıkar. Bu ikisi dışındaki bütün enflasyon ve enflasyon benzeri olgular bu ikisinin türevleridir. Bunları bir tablo halinde gösterelim:

Fiyatlar burada sayılanlardan başka nedenlerle de artabilir. Örneğin bir malın moda olması çok talep edilmesine ve fiyatının artmasına neden olabilir. Ya da bir mala herhangi bir nedenle talep artışı gelmesi o malın fiyatının artmasına yol açabilir. Ne var ki bunlar, yukarıda değindiğimiz gibi bir defalık (sürekli olmayan) ya da tek malla sınırlı fiyat artışları olacağı için enflasyon değil fiyat artışı olarak sınıflandırılır.

Bir de yanlış ekonomi politikasının yarattığı enflasyon artışı var. Diyelim ki bir ekonomide enflasyon ve merkez bankası faizi yüzde 20 iken ve enflasyon artma eğilimi içindeyken merkez bankası faizi artırmak ya da en azından sabit tutmak gerekirken düşürmeye, hatta bununla da yetinmeyerek piyasa faizlerinin de düşürülmesi yönünde baskı yapmaya başlamış olsun. Bunun sonucu olarak bankaların mevduata vereceği faiz, reel olarak negatif olmaya (enflasyonun altında kalmaya) başlamışsa insanların tasarruf yapması için bir neden kalmaz. Çünkü bu durumda faiz alsalar bile satın alma güçlerini koruyamayacaklar demektir. O zaman ellerine geçen parayı harcamaya başlarlar. Talep artmaya ve talep enflasyonu oluşmaya başlar. Enflasyon yükseldiğinde yani paranın iç değeri düşmeye başladığında ister istemez dış değeri de düşer, kur yükselir. Kur yükselişi ithal mal ve girdi fiyatlarını o da üretim maliyetlerini yükseltir. Böylece talep tarafından başlayan enflasyon maliyetlere de yansıyarak bir kısır döngüye dönüşür. Böyle bir ortamda bir yandan da seçimler gibi çeşitli nedenlerle para arzı artışı ortaya çıkarsa kısır döngü giderek büyür.

Bazı ekonomilerde bu enflasyon türlerinin birkaç tanesi bir arada bulunur. Böyle bir durumda tedavi o enflasyon türüne göre yapılır. Örneğin talep enflasyonu varsa faizler artırılır, para arzı kısılır ya da girdi fiyatları artışı kaynaklı bir maliyet enflasyonu söz konusuysa o maliyetlerin düşürülmesi için vergi oranı düşürülebilir.

Türkiye’de bugünkü ortamda bu tabloda sayılan nedenlerin ve enflasyon türlerinin tamamı mevcuttur. Buna multiflasyon (çoklu enflasyon) diyebiliriz. Multiflasyonu düşürebilmek için bir veya iki önlemden çok ötesi gerekir. Bu sorunu çözmenin yolu kapsamlı bir program uygulamak ve geleceğe ilişkin beklentileri olumlu hale dönüştürecek adımları atmaktan geçer. Türkiye, 2001 krizine girdiğinde enflasyon oranı bugünküne yakındı. Toplum, aynen bugünkü gibi geleceğe ilişkin karamsar beklentiler içindeydi. Kriz sonrası uygulanmaya başlayan kapsamlı istikrar programıyla birlikte görünüm değişmeye ve gelecek beklentileri düzelmeye başladı ve enflasyon üç yılın sonunda tek haneye düşürüldü. Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu enflasyon sorununu çözebilmesi için benzer kapsamda bir programı uygulamaya koyması gerekiyor. İşin en acı tarafı 22 yıl sonra dönüp dolaşıp benzer bir programı uygulamak zorunda kalmamızdır.

Prof. Dr. Mahfi Eğilmez

Okumaya devam et

KATEGORİ

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

ALTIN – DÖVİZ

Altın Fiyatları

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www bankavitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.