Connect with us

GÜNDEM

Gerçek lider bir sonraki seçimi değil gelecek nesilleri düşünendir…

Kısa vadeli popülist uygulamalara giden iktidar Türkiye’nin gelecek nesillerinden çalmaktadır. Hâlihazırda son altı yılda borç stokunu neredeyse 5 katına çıkartarak gelecek nesilleri çıkmaz sokağa sürükleyen iktidarın bu konuyu çözme kabiliyeti ve kapasitesi yoktur.

Yayınlanma:

|

Homo, Latince ‘de “insan” anlamına gelir. Homo, insanın bilimsel sınıflandırması için kullanılan cinsin adıdır. Homo cinsi, modern insanın (Homo sapiens) yanı sıra, soyu tükenmiş olan diğer insan türlerini de içerir.

Homo erectus, Türkçe adıyla “Dik İnsan” ayağa kalkıp yürümeye başladığı 2 milyon yıl önce Homo Sapiens’e (Modern İnsan) evirilerek tarihin akışında baş döndürücü bir hızla bugünün medeniyetlerini oluşturacağını herhâlde hayal etmemiştir. Gelişen beyni ve merakı, sadece alet kullanmayı, ateşi bulmayı ve tekerleği icat etmeyi değil, yaptığı bilimsel keşiflerle, insan ömrünün de dramatik bir şekilde uzamasının önünü açtı.

İnsanların ömür beklentisi, tarihsel olarak değişiklik göstermiştir. İnsanlık tarihi boyunca, beslenme koşulları, sağlık hizmetleri ve yaşam koşullarındaki gelişmeler, insan ömrünün uzamasına neden olmuştur.

Ortaçağ dönemi, insanların ömür beklentisi açısından oldukça zorlu bir dönemdir. Beslenme koşullarının yetersizliği, hijyenin düşük olması, salgın hastalıkların yaygın olması ve diğer faktörler, insanların ömrünü kısaltmıştır. Bu dönemde, insanların ömür beklentisi genellikle ortalama 30-40 yıl civarındaydı. Dönemin krallarının bile ortalama yaş beklentisi 45’li yaşlar civarındaydı.

Sanayi Devrimi ile birlikte, teknolojik gelişmeler ve modern tıp, insan ömrünün uzamasına büyük katkılar sağladı. Bu dönemde, beslenme koşullarının iyileştirilmesi, hijyen standartlarının yükseltilmesi, modern tıbbi tedavilerin geliştirilmesi, aşıların kullanımı ve diğer faktörler, insan ömrünü uzattı. Gelişmiş ülkelerde, insanların ömür beklentisi bugün ortalama 70-80 yıl arasındadır.

İktidarın değişimi ile birlikte ortak politikalar metni temel alınıp bu konuda çalışmayı ve çözüm üretmeyi bekleyen kadroların planları ve programları hazırdır. Bu kadrolar liyakat anlamında önemli katkılarda bulunacak değerli kişilerden oluşmaktadır.

Ancak, bu gelişmelerin her ülkede eşit bir şekilde gerçekleşmediği unutulmamalıdır. Bu gerçek yukarıdaki grafikte de kristal berraklığında görülmektedir. Günümüzde bazı ülkelerde hâlâ yetersiz beslenme koşulları, sınırlı sağlık hizmetleri ve başka birtakım zorluklar nedeniyle insanların ömür beklentisi oldukça düşüktür. Özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde, insanların ömür beklentisi hâlâ 60 yaşın altındadır.

Türkiye’de de hayat beklentisi ekonomik gelişim, sağlık ve teknolojideki ilerlemelerle birlikte 1950’lerden itibaren artmıştır. 1950 yılında ortalama hayat beklentisi 40 yaşın altındayken bugün 75 yaşına kadar yükselmiştir. Birleşmiş Milletlerin yapmış olduğu projeksiyonlar 2100 yılında gelindiğinde ortalama hayat beklentisinin 100 yaşına kadar uzayacağı tahminini göstermektedir.

Türkiye Tarihsel Hayat Beklentisi Grafiği

YAŞLANAN NÜFUSUN ÜLKE ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Nüfusun yaşlanması sosyal ve ekonomik anlamda önemli etkileri olan bir süreçtir. Bunları şu şekilde saymak mümkündür.

SAĞLIK SİSTEMİ ÜZERİNDEKİ BASKI

Yaşlı nüfusun artması, sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliğini tehdit etmektedir. Nüfusun yaşlanması daha fazla sağlık hizmetine ihtiyaç duyulmasına ve sağlık sistemi üzerindeki baskının artmasına neden olmaktadır. Yaşlıların sağlık sorunlarının daha ciddi ve uzun süreli olma eğiliminde olduğu ve bunun da sağlık harcamalarını artırmasını tetikleyeceği unutulmamalıdır.

SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMLERİ

Yaşlanan nüfus, sosyal güvenlik sistemlerini de baskı altına almaktadır. Emekli maaşları, sağlık hizmetleri ve diğer sosyal yardımlar, daha önceki nesillerin yaptığı kadar finanse edilemeyebilir. Bu, devletlerin sosyal güvenlik sistemlerini yeniden düşünmeleri ve yenilikçi birtakım çözümler getirmeleri gerektiği anlamına gelir.

İŞ GÜCÜ PİYASASI

Yaşlı nüfusun, iş gücü piyasasından çıkışının ekonomik büyüme üzerinde olumsuz etkileri olacaktır. Bir yandan üretkenliğin düşmesi, diğer yandan çalışan nüfusun azalması ile birlikte açık olan işlerin yapılamaması birtakım sorunları beraberinde getirebilir. Enflasyon bu sorunların en başında gelmektedir.

TOPLUMSAL BAĞLAR

Yaşlanan nüfus, toplumsal bağları da etkileyebilir. Yaşlı bireylerin sosyal faaliyetlerindeki azalma, toplumda yalnızlığı arttırabilir ve bu da sosyal sorunları beraberinde getirebilir.

Türkiye’de yaşam beklentisinin yükselmesi, diğer yandan yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payının artışı, öte yandan genç nüfusun toplam nüfus içindeki oranının düşüşü hiç zaman kaybetmeden belirli politikalarda planlama yapılmasını gerekli kılmaktadır.

Bu nedenlerden dolayı, yaşlanan nüfusun negatif etkileri hakkında farkındalık yaratmak ve bu konuda çözümler üretmek önemlidir.

Yaşlı nüfus olarak kabul edilen 65 yaş ve üzeri yaştaki nüfusun toplam nüfus içindeki payı yıllar itibariyle artış göstermektedir. 2017 yılında 6 milyon 895 bin kişi olan yaşlı nüfus beş yıl içinde %22,6 oranında artarak 2022 yılında 8 milyon 451 bin kişiye ulaşmıştır. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı 2017 yılında %8,5 iken, 2022 yılında %9,9’a yükselmiştir. Daha da önemlisi yapılan projeksiyonlar göstermektedir ki 2080 yılında yaşlı nüfusun oranı toplam nüfus içerisinde %25,6’ya ulaşacaktır. Bu tablonun daha düşündürücü olan kısmı ise 15-64 yaş arasındaki nüfusun %68,1 düzeyinden %58,7 düzeyine gerileme beklentisidir.

Bu çerçevede Türkiye’yi bekleyen önemli bir problem söz konusudur. Bir yandan yaşam beklentisinin yükselmesi, diğer yandan yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payının artışı, öte yandan genç nüfusun toplam nüfus içindeki oranının düşüşü hiç zaman kaybetmeden belirli politikalarda planlama yapılmasını gerekli kılmaktadır. Bu politikalar:

  • Eğitim Politikası: Hayat beklentisinin yükselmesi, bugünün mesleklerinin ileride yok olma riski sürekli eğitimi ve kişisel gelişimi zorunlu kılmaktadır. Yaşlanan nüfusun teknoloji anlamında eğitimi ve geleceğin mesleklerine şimdiden hazırlanması hayati önem taşımaktadır.
  • Sanayi ve Teknoloji Politikaları: Güncel ve çağdaş trendleri takip eden, ileri yaşlarda da istihdam oluşturabilecek dijital bir perspektif sunan politikaların yaratılması oldukça önemlidir.
  • Sağlık Politikası: Sağlığını kaybetmeden, sağlıklı bireyler olarak hayata devam etme her vatandaşın bireysel olarak görevidir. Bunun yanında sağlık sisteminden tedavi ihtiyacı duyacak nüfusun artışı hastane, tıbbi ekipman ve daha da önemlisi doktorlar başta olmak üzere daha fazla sağlık personeli gerekliliğini zorunlu kılacaktır. Öte yandan ilaç ve sağlık teknolojilerindeki gelişim yakından takip edilmelidir.
  • Sosyal Politikalar: Yaşlıların bakımı, topluma kazandırılması gibi konular için bugünden planlama ve organizasyon yapılmalıdır.
  • Sosyal Güvenlik Politikaları: Emeklilik yaşının gözden geçirilmesi, popülist bir yaklaşımdan uzak durularak toplumla konunun önemi hakkında iletişimin şimdiden başlatılması, aktüerya hesaplarının doğru ve sağlıklı yapılarak sistemin vereceği açıkların şimdiden doğru tahmin edilmesi ve fonlama ihtiyacı hakkında stres testlerinin yapılarak hazırlık yapılması hayati önem arz etmektedir.
  • Bireysel Emeklilik Sistemi: Bireysel emeklilik sisteminin özendirilerek tasarruf oranlarının artırılması için önemler alınması, sistemin etkin şekilde kurgulanması ve yatırım ortamının iyileştirilerek tüm yükün tüm kamunun üzerine yüklenmesinin önüne geçecek politikalar üretilmesi gereklidir.

Sonuç olarak bir sonraki seçimi düşünerek kısa vadeli popülist uygulamalara giden iktidar Türkiye’nin gelecek nesillerinden çalmaktadır. Hâlihazırda son altı yılda borç stokunu neredeyse 5 katına çıkartarak gelecek nesilleri çıkmaz sokağa sürükleyen iktidarın bu konuyu çözme kabiliyeti ve kapasitesi olmadığı son dönem gerçekleştirdiği icraatla ayan beyan ortadadır.

İktidarın değişimi ile birlikte ortak politikalar metni temel alınıp bu konuda çalışmayı ve çözüm üretmeyi bekleyen kadroların planları ve programları hazırdır. Bu kadrolar gerek bilgi düzeyleri gerek çok yönlü ve farklı bakış açıları ve geleceğe yönelik çözümleri ile liyakat anlamında önemli katkılarda bulunacak değerli kişilerden oluşmaktadır. Dahası bu kadroların karşılıklı fikir alışverişi sadece dar bir çevre içinde kalmayacak, katkı sunmak isteyen akademisyen, iş insanı gibi geniş bir katılımcı vasıtasıyla şekillendirilecektir.

Gerçek liderliği bir sonraki seçimi değil bundan sonraki nesilleri düşünerek yapmak yükümlülüğümüz vardır.

Ömer R. Gencal

Okumaya devam et

GÜNCEL

Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borsada işlem gören firmaların dahi finansmana erişimde zorlandığı bir dönemde, şirketlerin kredi taleplerinde alışılmışın dışında sorularla karşılaşması; destek yerine köstek olunması kime ne kazandıracak?

İyi günlerde peşinden koşulan firmaların, zor zamanlarında da yanında olmak gerekir. Çünkü bankacılığın asli görevi yalnızca “riski reddetmek” değil; doğru analizle, doğru teminatla ve doğru nakit akışı kurgusuyla firmaların üretmeye devam etmesini sağlamaktır.

Bugün bazı bankalarda, klimalı odalarda oturup “red”, “olmaz”, “uygun değil” diyerek parayı batırmadığını düşünen bir anlayışın öne çıktığını görüyoruz. Oysa firmayı tanımadan, hikâyesini bilmeden, talep edilen finansman sonrası oluşacak nakit akışını analiz etmeden; beş ay önceki mali verilerle bugünün şirketini değerlendirmek sağlıklı bir tahsis politikası olamaz.

Limit açmadığınız bir firma, müşteri çeklerini factoring yoluyla nakde çevirdi diye “factoring riski var” denilerek uzak duruluyorsa, şu soru sorulmalıdır: O halde neden o firmaya çek karşılığı banka limiti açılmadı?

Daha da çelişkili olanı, kendi factoring şirketi bulunan bankaların bile “factoring riski var” gerekçesiyle kredi taleplerine mesafeli durmasıdır. Madem factoring bazılarına göre bu kadar sakıncalı görülüyor, o zaman bankaların neden factoring şirketleri var?

Unutulmamalıdır ki müşteri olmadan bankacılık sistemi bir hiçtir. Bankaların ihtiyacı; batan, iflas eden, üretimden kopan müşteriler değil; çalışan, üreten, istihdam sağlayan ve ayakta kalan müşterilerdir.

Buradan tüm bankaların kredi tahsis yöneticilerine sevgi ve saygılarımı sunuyor; bu dönemde bakış açısının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bugün firmaya kapatılan her kredi kapısı, yarın ekonomide kapanan bir üretim kapısına dönüşebilir.

Bayram KOÇSOY – Emekli Banka Müdürü

Okumaya devam et

GÜNCEL

Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.

Madde madde anlatalım:


ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?

1. GPS yerine BeiDou

Bu büyük ölçüde doğru.

BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:

  • Çin ordusu
  • lojistik şirketleri
  • akıllı telefon üreticileri
  • Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.

Ama:

  • Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
  • Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
    • GPS
    • GLONASS
    • Galileo
    • BeiDou birlikte çalışıyor.

Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.

2. Boeing yerine COMAC C919

Burada da gerçek eğilim var.

COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.

Ama kritik detay:

  • Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
  • Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
  • Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.

Dolayısıyla:

  • Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
  • Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.

3. Amerikan çiplerini terk etti

Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.

Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.

Ancak:

  • Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
  • ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
  • Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.

Fakat ABD yaptırımları Çin’i:

  • “ithal et” modelinden
  • “yerli üret” modeline zorladı.

Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.

4. Windows yerine UOS

UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.

Ama:

  • Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
  • Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.

Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.

5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları

Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.

United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.

Ama:

  • Siemens
  • GE Healthcare
  • Philips

hâlâ üst segmentte çok güçlü.

Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.

6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi

Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.

BYD bugün:

  • batarya
  • EV üretimi
  • tedarik zinciri
  • nadir toprak elementleri

alanlarında dev güç.

Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:

  • faizler
  • rekabet
  • marj düşüşü
  • satış yavaşlaması da etkili.

Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.

7. Oracle yerine OceanBase

Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.

Bu alan kritik çünkü:

  • veri egemenliği
  • yaptırım riski
  • SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.

8. CAD ve endüstriyel yazılım

Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.

Ancak:

  • Siemens NX
  • CATIA
  • SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.

Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”

Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.

9. Dolar yerine RMB

Bu en kritik maddelerden biri.

Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.

Özellikle:

  • Rusya
  • İran
  • Körfez
  • BRICS hattı

dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Ama gerçek tablo:

  • Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
  • SWIFT sistemi hâlâ dominant.
  • ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.

Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.

10. GMO tohumları terk etti

Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.

Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.

Ama:

  • Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
  • Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.

Tam bağımsızlık henüz yok.

11. Amerikan sosyal medyasını terk etti

Bu ifade yanıltıcı.

Çin zaten:

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube

gibi platformları uzun süredir engelliyor.

Onun yerine:

  • WeChat
  • Douyin
  • Xiaohongshu

gibi kendi ekosistemini kurdu.

Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.

12. Batı askeri teknolojisini terk etti

Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.

Özellikle:

  • hipersonik füze
  • drone
  • deniz gücü
  • elektronik harp alanlarında.

Ancak ABD:

  • uçak motorları
  • denizaltılar
  • küresel üs ağı
  • savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.

ASIL MESELE NE?

Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.

Hedef:

  • teknoloji sahibi olmak
  • finansal altyapıyı kontrol etmek
  • enerji zincirini yönetmek
  • dolar bağımlılığını azaltmak
  • yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.

Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.

BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?

Bu kadar hızlı değil.

Ama dünya:

  • tek kutuplu Amerikan sisteminden
  • çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.

Yeni mücadele:

  • çip
  • veri
  • ödeme sistemi
  • yapay zekâ
  • enerji
  • tedarik zinciri
  • rezerv para üzerinden yaşanıyor.

Yani artık savaş sadece tankla değil:

  • işletim sistemiyle,
  • veri merkeziyle,
  • batarya teknolojisiyle,
  • ödeme altyapısıyla yapılıyor.

TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU

Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?

  • ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
  • Çin merkezli alternatif blok mu?
  • Yoksa ikisi arasında denge mi?

Önümüzdeki 10 yılda:

  • bankacılık,
  • ödeme sistemleri,
  • enerji,
  • savunma,
  • otomotiv,
  • çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru

Yayınlanma:

|

ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.

Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?

2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;

  • Birleşik Arap Emirliği
  • Bahreyn
  • Fas
  • Sudan

İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.

ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.

Asıl hedefler:

  • İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
  • İran’a karşı ortak blok oluşturmak
  • Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
  • Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
  • Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
  • Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
  • Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.

Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?

1. Diplomatik Normalleşme

  • Büyükelçilik açılması
  • Resmi ilişkiler
  • Vize ve uçuş anlaşmaları
  • Turizm ve ticaret

2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği

Asıl kritik bölüm burasıdır.

  • Ortak hava savunma sistemi
  • İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
  • İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
  • Siber güvenlik paylaşımı
  • İstihbarat koordinasyonu

Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.

3. Enerji ve Ticaret Koridorları

Projelerin temelinde şu düşünce var:

Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi

Bu nedenle:

  • Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
  • liman projeleri,
  • demiryolu hatları,
  • enerji boru hatları,
  • veri merkezleri,
  • finans merkezleri

bu planın parçası olarak görülüyor.

İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.

4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi

En tartışmalı boyut budur.

Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”

Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”

Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.

ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?

2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:

  • ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
  • İran tamamen çökmedi
  • Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
  • Çin ekonomik olarak çok güçlendi
  • Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor

Bu nedenle ABD:

  • İsrail’i merkeze koyan,
  • Arap sermayesini entegre eden,
  • İran’ı çevreleyen,
  • Çin’i sınırlayan

yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.

Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?

1. İsrail

En büyük stratejik kazanan.

Kazanımları:

  • Bölgesel meşruiyet
  • Yeni pazarlar
  • Körfez sermayesi
  • Güvenlik işbirliği
  • İran’a karşı geniş cephe
  • Enerji ve lojistik merkez olma şansı

İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.

2. Birleşik Arap Emirliği

Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.

Özellikle:

  • teknoloji,
  • yapay zekâ,
  • savunma sanayi,
  • finans,
  • siber güvenlik,
  • turizm

alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.

Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.

3. Suudi Arabistan

Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.

Sudi Arabistan:

  • ABD’den güvenlik garantisi,
  • gelişmiş silah sistemleri,
  • nükleer teknoloji,
  • yatırım avantajları

karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.

Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.

4. Hindistan

Sessiz kazananlardan biri olabilir.

Çünkü:

  • Körfez bağlantısı güçlenir
  • Avrupa ticaret koridoru açılır
  • Çin’e alternatif lojistik rota oluşur

Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar

1. İran

En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.

Çünkü:

  • çevrelenme riski artıyor
  • Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
  • İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor

Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.

2. Filistin Yönetimi ve Hamas

En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.

Çünkü:

  • Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
  • Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
  • ekonomik ve diplomatik baskı artıyor

Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.

3. Türkiye

Türkiye açısından tablo karmaşık.

Olası avantajlar:

  • Bölgesel ticaret entegrasyonu
  • Enerji projeleri
  • Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
  • ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı

Riskler:

  • İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
  • Doğu Akdeniz’de denge kaybı
  • Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
  • İran ile denge siyasetinin zorlaşması

Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.

Bu plan başarılı olur mu?

En büyük sorun:

  • halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
  • Gazze savaşlarının yarattığı öfke
  • İran faktörü
  • mezhep ve jeopolitik rekabetler

Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.

Bu nedenle anlaşmalar:

  • ekonomik olarak ilerleyebilir,
  • güvenlik alanında derinleşebilir,
  • fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.

Özetle

Abraham / İbrahim Anlaşmaları:

  • sadece “barış anlaşması” değil,
  • Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.

Merkezinde:

  • İsrail’in korunması,
  • İran’ın dengelenmesi,
  • Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
  • enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.

Kazananlar:

  • İsrail
  • Körfez finans merkezleri
  • ABD savunma-sanayi sistemi
  • Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları

Risk yaşayanlar:

  • İran
  • Filistin hareketleri
  • bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
  • halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.