Connect with us

GÜNCEL

İş Yerinde Stres Yönetimi

Yayınlanma:

|

Her geçen yıl insan ömrü uzuyor. Yaşam beklentisi 1950’li yıllarda 50’li yaşlar civarında idi. Birleşmiş Milletler’in istatistikleri ve öngörülerine göre hazırlanan “Doğumdaki Yaşam Beklentisi/Yıllar” grafiğinde sürekli yükselen bir eğri görmeye başladık. Yaşam ortalaması 2022’de dünyada 71,7 iken, Türkiye’de 78,5’ti ve 2050’de Türkiye’de yaşam beklentisinin 83,7 olacağı öngörülüyor. Bir kişinin doğduğu an ortalama yaşam beklentisinin 83 yılın üzerinde olacağını bilmesi rahatlatıcı. Ancak, bu bazı problemleri de beraberinde getirecek. Örneğin 85 yıl yaşayacak birini kaç yaşında emekli edip üretkenliği bittikten sonra maaş ödemeye devam edeceksiniz? Bu kadar yaşlı insana kim bakacak? Hangi devletin bunca yaşlıya bakacak ekonomik imkanı var? Yoksa 90 yaşına gelmiş bir kişiye 70 yaşında olan ve zaten diyabetiyle uğraşan çocuğu mu, yoksa torunu mu bakmak zorunda kalacak? Buna bir de ileri yaşların hastalık yaşları olduğunu eklerseniz, sorun daha da büyüyecek gibi görünüyor. Belki de bu nedenle uzun yaşamı konuşurken “o yaşam süresi içinde sağlıklı yaşam süresini nasıl uzatırız” sorusunun cevabını aramak gerekiyor.

Yaşın ilerlemesiyle vücudumuzda birden fazla organ sisteminde bozulma riski artıyor. Özellikle ateroskleroz (damar sertliği) önemli bir tehdit. Damar sertliği, doğduğumuz an başlayan ve ölene kadar devam eden bir süreç. Bu süreç sonunda bazı organların besleyici damarları tıkanıyor ve o organların fonksiyonları bozulmaya başlıyor. Bahsi geçen organ kalpse, kalp krizi gelişiyor ve kalp dokusunun bir kısmı kaybediliyor. Kalbin ana görevinin kanı organlara pompalamak olması ve duvarının bir kısmını kaybetmesi sonucu pompalama gücü zayıflıyor ve kalp yetmezliği gelişmeye başlıyor. Kanser de vücutta yıkıcı etki yaratan ve bazen ölüme neden olan bir hastalık grubu. Kanser yerleştiği organın yapısını bozmaya başlıyor, başka organlara sıçrayıp onların da fonksiyonlarını bozuyor. Fonksiyonların bozulması kişinin hayatını tehdit ediyor. Elbette gelişen teknolojiyle beraber erken tanı olanaklarının artması ve tedavilerin iyileşmesiyle damar hastalıkları ve kanser gibi birçok hastalık iyileştirilebiliyor. Yine de, hastalıkların önlenmesi veya erken yakalanması en kolay ve en ucuz önlem. Bireyin üzerine düşen de sağlıklı yaşam kurallarına mümkün olduğu kadar uymak. Bunların arasında fiziksel aktiviteyi yüksek tutmak, uyku hijyenine ve miktarına özen göstermek, sağlıklı beslenmek, kötü alışkanlıklardan uzak durmak ve stres kontrolü yer alıyor.

Stres, vücudun kendi içinde veya ortamda algıladığı bir uyarana karşı verdiği savunma cevabı aslında. Bu uyaran psikolojik bir travma da olabilir, fiziksel bir tehdit de… İşte bu nedenle stres her zaman kötü değildir. Klasik bir örnek olmakla birlikte, caddede karşıya geçerken son hızla gelen dikkatsiz bir sürücünün üzerinize arabayı sürmesi sizde saniyeler içinde stres tepkisi yaratır ama bu hayatta kalmanızı sağlar. Arabanın sizin için bir hayati tehdit oluşturduğunu anladığınız an beyninizin derinlerinde, hipotalamus’ta zincir reaksiyon başlar ve böbrek üstü bezine sinyaller gönderilir. Bu sinyaller hormon ve sinirler aracılığıyla gönderilir. Bu sinyalleri alan böbrek üstü bezi, “stres hormonları” olarak tanımlanan bir grup hormon ve biyokimyasal madde salgılar. Bunlardan biri “adrenalin”dir. Adrenalin kalp hızını ve solunum hızını artırır, kaslarınızın enerji için glukoz kullanmasını kolaylaştırır, bazı damarları büzüştürür ve böylece kaslarınıza daha fazla kan pompalanmasını sağlar, terlemeyi hızlandırır ve insülin üretimini baskılar. Bir diğer stres hormonu ise “kortizol”dür. Onun görevi ise, kandaki glukozu yükseltmek, beynin glukozu daha etkin kullanmasını sağlamak, hayati önemi olmayan vücut fonksiyonlarını baskılamak ve bağışıklık sistemini yavaşlatmaktır. Bu kısa paragrafta gördüğünüz gibi, esas olarak bu hormonlar sizin çok kısa bir süre içinde kas kuvvetinizi artırır ve savaşmanızı veya daha hızlı kaçmanızı sağlar. Benim önerim üzerinize hızla gelen bir arabayla savaşmanız değil, kaçmanızdır.

Bu örnek günümüze uyarlanmış bir hikâyedir. Muhtemelen binlerce yıl içinde gelişen bu mekanizma açıkta vahşi hayvanlarda sürekli tehdit altında olan insan türünün evrimle geliştirdiği bir süreçtir. Günümüzde hiçbirimiz vahşi bir ortamda yaşamıyoruz, ancak bize iş yerinde veya çalıştığımız sektörde benzer tehditleri içeren durumlar ve aslanlar, kaplanlar olabiliyor.  İş yerindeki stres algısı da kısa süreli olmuyor. Sıklıkla uzun süre devam ediyor. Vücudun sürekli stres algısı içinde olması da biraz önce anlattığımız hormonların sürekli yüksek seyretmesine neden oluyor ve sonunda kan damarlarında tıkanmalara, yüksek tansiyon, kalp krizi, felç, baş ağrısı, anksiyete, uykusuzluk, obezite, Tip II şeker hastalığı, osteoporoz ve bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla sık enfeksiyonlara yol açıyor.

Kronik stres iş yerinde de bazı sıkıntıların doğmasına neden olabilir. Kaynak işyeri olabilir ama sonuçları da işinizi ilgilendirdiği için, bunun sonunda kendinizi kısır bir döngü içinde bulabilirsiniz. Kronik stresin yarattığı tablo içinde işinizde gerçekleşen bir problemi çözmede kendinizi yetersiz hissedebilirsiniz. Sevmediğiniz bir işte yıllarınızı geçirip başka alternatifleri değerlendirme gücünü kendinizde bulamazsınız. Yine, kendinizi yapmamanız gerektiğini düşündüğünüz işleri yaparken bulabilirsiniz. İş arkadaşlarınızla sürtüşmeler yaşayabilirsiniz ve psikolojik olarak daha da yıpranabilirsiniz.

Stressiz bir yaşam mümkün değildir ama stres kontrollü bir yaşam mümkündür. Önemli olan, stresin kronik hale gelmesini önlemeye çalışmak ve sonuçlarının etkisini azaltacak yöntemleri hayatımıza uyarlamaktır.

  • Öncelikle sağlıklı beslenmenin önemli olduğunu hatırlamak gerekli. Sürekli ultra işlenmiş ve işlenmiş gıda tüketmek bağırsak bakterilerinin dengesini bozar. Mutluluk hormonlarından biri olan serotoninin neredeyse yüzde 80-85’i bu bakterileri tarafından sentez edildiği için bağırsaklardaki dengenin bozulması fiziksel sağlığı olduğu kadar ruhsal sağlığı da tehdit eder.
  • Her gün en az 7-8 saat uyuyun. En sık atlanan ve göz ardı edilen sorun belki de budur. Hatta az uyumakla övünme hatasında düşenler de aramızda çoktur.
  • Düzenli egzersiz stres kontrolünde çok önemlidir. Egzersiz hem epigenetik olarak hem de otonom sinir sisteminin çalışması üzerinde etki ederek stresin istenmeyen etkilerini kontrol altında tutar.
  • Pek çoğumuz için işyerinde kahve tüketimi kontrol dışına çıkabiliyor. Günde 400 mg’ın üzerinde kafein almamaya özen gösterin. Bir kupa filtre kahvede 100-140 mg, bir fincan Türk kahvesinde 65-75 mg arasında kafein olduğunu bilmekte fayda var.
  • Mümkün olduğu kadar sosyalleşmeye özen gösterin. Bu kural dışarısı için olduğu kadar iş yeriniz için de geçerli. Hayatınızın büyük bir kısmını geçirdiğiniz ofis sizin için aynı zamanda iyi zaman geçirdiğiniz bir yer olarak kodlanmalı beyninizde.
  • Kendinize zaman ayırın ve işyerinizde de gevşeyebilecek alanlar keşfedin.
  • Bunların yanı sıra meditasyon teknikleri oldukça yararlıdır. Son zamanlarda yayınlanan bir çalışma, günde 12 dakika meditasyon yapan kişilerin telomer uzunluklarının daha az kısaldığını yani uzun yaşam şanslarının daha yüksek olduğunu gösterdi.

Özetle, kısa dönem stres hayat için kurtarıcıdır ama kronikleşmesi hem ruhsal hem de fiziksel sağlık açısından risk oluşturur. İş yerlerimiz stres kaynaklarının çok olduğu ortamlardır. Kontrol edilmediği takdirde sağlığımızı tehdit edebilir. Bireysel olarak alabileceğimiz önlemler kadar iş yerinde çalışanların ortak kararları da iş yerinde stresi azaltmak için önemlidir. Sonuçta bu da bir ekip işidir.

Prof. Dr. Murat AKSOY-HBR

Okumaya devam et

BORSA

SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borç sermayeye dönüştü, tartışma büyüdü

SASA Polyester’in 3 Haziran 2026 tarihinde açıkladığı Paya Dönüştürülebilir Tahvil (PDT) dönüşüm kararı, sermaye piyasalarında son dönemin en çok tartışılan işlemlerinden biri haline geldi. Şirket açısından bilançoyu güçlendiren bu adım, hisse yatırımcıları açısından ise “pay sulanması”, “değer kaybı” ve “güven erozyonu” tartışmalarını beraberinde getirdi.

Özellikle SASA Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim M. Turhan’ın geçmiş dönemde yaptığı açıklamalar nedeniyle yatırımcı tepkilerinin önemli bölümü şahsında toplandı.

Peki SASA ne yaptı, kim kazandı, kim kaybetti?

SASA ne yaptı?

Şirketin açıklamasına göre;

  • Yurt dışında ihraç edilen PDT sahipleri dönüşüm haklarını kullandı.
  • 37,3 milyon Euro nominal değerli tahvil hisseye dönüştürüldü.
  • Bunun karşılığında yeni paylar ihraç edildi.
  • Mevcut ortakların rüçhan hakları tamamen kısıtlandı.
  • Şirket sermayesi yaklaşık 785 milyon TL artırıldı.

Teknik olarak bakıldığında şirketin borcu azaldı ve özkaynakları güçlendi. Finansal açıdan değerlendirildiğinde bu işlem, borcun sermayeye dönüştürülmesi nedeniyle şirket bilançosunu rahatlatan bir yapı oluşturdu.

Şirket açısından olumlu sonuçlar

PDT dönüşümü sonrasında SASA’nın elde ettiği avantajlar şöyle sıralanabilir:

1. Döviz borcu azaldı

Tahvil yükümlülüğünün bir bölümü ortadan kalktı.

2. Finansal kaldıraç düştü

Borç/özkaynak dengesi iyileşti.

3. Faiz yükü azaldı

Gelecekteki finansman maliyetleri üzerinde olumlu etki oluştu.

4. Nakit çıkışı önlendi

Şirket tahvil geri ödemesi yapmak yerine hisse vererek yükümlülüğünü kapattı.

Yönetim perspektifinden bakıldığında bu işlem rasyonel ve bilanço güçlendirici bir finansman yöntemi olarak görülebilir.

Peki yatırımcı neden rahatsız oldu?

Sorunun cevabı “seyrelme etkisi” olarak adlandırılan süreçte yatıyor. Yeni hisseler üretildiğinde mevcut ortakların şirket içindeki pay oranı küçülür.

Buna sermaye piyasalarında “dilution” yani sulanma denilir.

Yatırımcıların itiraz ettiği temel nokta şu: Şirket borcunu azaltırken bunun maliyetinin önemli bir kısmı mevcut hissedarlara yansıtıldı.

Özellikle küçük yatırımcı açısından ortaya çıkan etkiler:

  • Hisse başına düşen şirket değeri geriledi.
  • Arz edilen pay miktarı arttı.
  • Satış baskısı oluştu.
  • Hisse fiyatı üzerinde aşağı yönlü baskı meydana geldi.
  • Portföy değerleri eridi.

Büyük tartışma: Tahvil yatırımcısı avantajlı mı oldu?

Piyasadaki eleştirilerin önemli bölümü bu noktada yoğunlaşıyor.

Tahvil yatırımcısı:

  • Önceden belirlenmiş şartlarla dönüşüm hakkı elde etti.
  • Belirli fiyat avantajına sahip oldu.
  • Hisseye dönüşüm sırasında daha korunaklı bir pozisyonda bulundu.

Borsa yatırımcısı ise:

  • Açık piyasadan hisse aldı.
  • Fiyat düşüşünün tüm riskini taşıdı.
  • Seyrelme etkisini doğrudan yaşadı.

Bu nedenle sosyal medyada sıkça dile getirilen görüşlerden biri şu oldu: “Şirket kurtarıldı ama küçük yatırımcı korunamadı.”

İbrahim M. Turhan neden hedef haline geldi?

Aslında kararın sahibi tek başına İbrahim M. Turhan değil. PDT ihracı ve dönüşüm süreçleri yönetim kurulu kararıyla ve SPK mevzuatı çerçevesinde yürütülüyor.

Ancak yatırımcı tepkilerinin önemli kısmı Turhan’a yöneldi. Çünkü İbrahim M. TUrhan aynı zamanda SASA Yönetim Kurulu Üyesi olması açıklamaları da yatırımcı o hassasiyet ile algıladı. Açıklamalar ile fiili duurm örtüşmeyip hisse değeri daha düşünce küçük yatırımcı dah afazla zarar etti; tartışmalar da bu noktada alevlendi.

Bunun birkaç nedeni bulunuyor.

1. Sürecin kamuoyundaki yüzü oldu

PDT mekanizmasını en fazla anlatan isimlerden biri İbrahim M. Turhan’dı.

2. Beklentiler ile sonuçlar uyuşmadı

Yatırımcılar açıklamalar sonrasında hisse üzerinde bu kadar güçlü bir baskı beklemiyordu.

3. Satış baskısı öngörülemedi

Piyasada oluşan fiyat hareketleri yatırımcıların hesaplarının ötesine geçti.

4. Güven sorunu oluştu

Hisse fiyatındaki sert düşüşler sonrasında yatırımcılar açıklamaların yeterince risk içermediğini düşünmeye başladı.

Yatırımcılar yanıltıldı mı?

Bu soru bugün en çok tartışılan konu.

Ancak hukuki açıdan bakıldığında;

“Yanıltma”, “manipülasyon”, “yanlış yönlendirme” gibi kavramların oluşabilmesi için SPK tarafından yapılacak inceleme ve hukuki süreçlerin sonuçlanması gerekir.

Bugün itibarıyla kamuoyuna açıklanmış herhangi bir SPK kararı veya yargı hükmü bulunmamaktadır.

Bu nedenle; “Yatırımcılar kesin olarak yanıltıldı” demek de, “Hiçbir sorun yaşanmadı” demek de mümkün değildir.

Ancak yatırımcı algısında ciddi bir güven kaybı oluştuğu açıktır.

Asıl sorun ne?

Bu olay aslında Türkiye sermaye piyasalarının kronik sorunlarından birini yeniden gündeme getirdi: Finansal mühendislik ile yatırımcı iletişimi arasındaki kopukluk.

Şirket yönetimleri bilanço açısından doğru kararlar alabilir.

Ancak bu kararların;

  • Küçük yatırımcıya etkileri,
  • Riskleri,
  • Olası fiyat baskıları,
  • Seyrelme sonuçları,

yeterince açık anlatılmadığında piyasalarda güven sorunu ortaya çıkıyor.

Sonuç

SASA’nın PDT dönüşümü şirket açısından bakıldığında borcu azaltan ve özkaynakları güçlendiren başarılı bir bilanço operasyonu olarak görülebilir.

Ancak borsa yatırımcısı açısından tablo çok daha farklıdır.

Payların seyrelmesi, hisse fiyatındaki sert düşüşler ve oluşan güven kaybı nedeniyle küçük yatırımcı önemli ölçüde zarar gördüğünü düşünüyor.

Bugün yaşanan tartışmanın merkezinde yalnızca bir sermaye artırımı değil; şeffaflık, yatırımcı iletişimi ve kurumsal güven meselesi bulunuyor.

Sermaye piyasalarında para kaybı telafi edilebilir.

Ancak yatırımcı güveni kaybedildiğinde onu geri kazanmak çok daha zor oluyor.

Bankavitrini.com Analiz

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi

Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, “Yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerimizi tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabiliyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Kuveyt Türk, bireysel finansman süreçlerinde yapay zeka destekli yeni uygulaması ‘Sizi Bilir’ ile müşteriye özel kar oranı dönemini başlattı.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, Kuveyt Türk, yeni uygulamasıyla finansman teklifi süreçlerinde müşteri deneyimini daha hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirmeyi hedefliyor.

Yapay zeka tabanlı tahminleme modeliyle geliştirilen sistem, müşterilerin harcama alışkanlıkları ve finansman geçmişlerini analiz ederek kendilerine uygun kar oranı sunulmasını sağlıyor.

Uygulama, veri temelli ve kişisel finansal davranışlara duyarlı bir yapı sunarak, her müşterinin kendi finansal yolculuğunu dikkate alan modelle çalışıyor.

Bireysel müşterilere yönelik olarak hayata geçirilen uygulamada finansal profili güçlü müşteriler avantajlı kar oranlarından yararlanabiliyor.

Müşteriler böylece hem finansal yüklerini daha etkin yönetirken, kendilerine özel tasarlanmış teklifle daha güvenli kararlar alabiliyor.

Müşteriler, ihtiyaç duydukları finansmana Kuveyt Türk Mobil ve Kuveyt Türk şubeleri üzerinden daha kısa sürede ve daha kişiselleştirilmiş koşullarla ulaşabiliyor.

‘Sizi Bilir’ modeli, Kuveyt Türk’ün yapay zeka temelli çözümleri bankacılık süreçlerine entegre etme vizyonunun önemli bir parçasını oluşturuyor.

Banka, müşterilerine bütünleşmiş, hızlı ve kişiselleştirilmiş bir bankacılık deneyimi sunmak için yapay zeka destekli çözümlerini daha geniş bir alana yayarak çalışmalarına hız veriyor.

– ‘Amacımız, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş bir yapıya kavuşturmak’

Açıklamada görüşlerine yer verilen Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, ‘Sizi Bilir’ modeliyle amaçlarının, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş ve müşteri odaklı bir yapıya kavuşturmak olduğunu belirtti.

Oral, yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerini tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabildiklerini aktararak, şunları kaydetti:

‘Bu yaklaşım, finansal profili güçlü müşteriler için daha avantajlı koşullar sunulmasına imkan tanırken tüm müşterilerimiz için dengeli ve sürdürülebilir finansman çözümleri üretmemizi sağlıyor. Kuveyt Türk olarak teknolojiyi, müşteri deneyimini iyileştiren ve güven ilişkisini güçlendiren bir araç olarak konumlandırmaya devam edeceğiz.’

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı

Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, “Akbank’a ve Türk ekonomisine duyulan güvenin altını çizen bu işleme imza atmaktan gurur duyuyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Akbank, 500 milyon dolar tutarında ve yüzde 8,25 faiz oranıyla sermaye benzeri tahvil ihracı gerçekleştirdi.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, vadesi 10,5 yıl, faiz yenileme tarihi 5,5 yıl olan ihracın coğrafi dağılımı yüzde 73 Birleşik Krallık, yüzde 18 Avrupa, yüzde 4 Amerika, yüzde 4 Orta Doğu ve yüzde 1 Asya şeklinde gerçekleşti.

Geniş tabanlı yatırımcı talebiyle emir defteri 1,2 milyar doların üzerine ulaşırken, güçlü talep sayesinde fiyatlama başlangıç seviyesine kıyasla 25 baz puan daralarak, yüzde 8,25 seviyesinde oldu.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, 500 milyon dolar tutarındaki sermaye benzeri tahvil ihracını başarıyla tamamladıklarını belirterek, şunları kaydetti:

’22 Haziran’da itfa edilecek (15 Mayıs’ta geri çağrılan) diğer Tier 2 ihracımız öncesinde, yatırımcılardan gelen güçlü ön talebi değerlendirerek, uygun piyasa koşullarında harekete geçtik. Sermaye benzeri borçlanma işlemlerinde geri çağırma haklarımızı istikrarlı biçimde kullanmamız da yatırımcı nezdinde olumlu karşılandı. Akbank’a ve Türk ekonomisine duyulan güvenin altını çizen bu işleme imza atmaktan gurur duyuyoruz.’

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.