Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Ege İhracatçı Birlikleri (EİB), İzmir Ticaret Odası (İZTO), Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) ve İzmir Ticaret Borsası (İTB) evsahipliğinde düzenlenen İzmir İş Dünyası Buluşması’na katıldı. Bakan Nebati’ye talep ve sorunlarını anlatan iş dünyası temsilcileri ekonomiye sert eleştirilerde de bulundu.
Toplantının açılış konuşmasını yapan EİB Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, son dönemde ihracata dayalı büyüme için gerekli adımların atılamadığını söyleyerek, “Hayatım ihracatla geçti. Bugünkü gibi zorlu süreçleri çok az gördüm. Türkiye’de, 1980’li yılların başından beri iktidara gelen her hükümet ihracata dayalı büyüme modelini benimsediğini güçlü bir şekilde kamuoyu ile paylaşıyor. Ancak son zamanlarda ihracata dayalı büyüme için gerekli adımları attığımızı söyleyemediğim için ülkem adına çok üzgünüm” ifadelerini kullandı.
2022 yılının üçüncü çeyreğinde ihracatta artış hızının düşmeye başladığını kaydeden Eskinazi, “Biz ihracat rekorları kırdığımız o dönemlerde de işlerin iyi gitmediğini, ihracat rakamlarındaki artış hızının 2022 yılının ikinci yarısında düşeceğini, ihracatta daha da düşüşler yaşanacağını dillendirdik. Biz bu şekilde konuşurken başta karar vericiler ve gazeteci dostlarımız bize inanmadılar, ama kibarlıklarından inanmış gibi göründüler. 2022 yılının son çeyreğinde de daha önceden öngördüğümüz gibi ihracatta eksiye düştük” dedi.
Eskinazi’den yeni “24 Ocak kararları” talebi
İhracattaki düşüşün nedenlerini, finansmana erişimde yaşanan zorluklar, yüksek enflasyon ve düşük döviz kuruna bağlayan Eskinazi, “Pek çok iktisatçımız, döviz kurunu baskılayarak enflasyonu düşürmenin mümkün olmadığını dillendiriyorlar. Biz ihracatçılar da bu döviz kuruyla rekabetçi olamayacağımızı her fırsatta dile getirmeye devam ediyoruz. Anlayacağınız mevcut döviz kuru enflasyonla mücadelede size bir başarı kazandırmazken, bizlerin de rekabetçiliğinin önünde büyük bir set oluşturuyor. Özetle, hepimiz kaybediyoruz” diye konuştu.
EİB Başkanı, Türk Lirası’na yüzde 32,7 oranında devalüasyon yapılan 24 Ocak (1980) kararlarını hatırlatarak, “Günümüzde 18,80 TL civarında olan dolar kuru yüzde 32,7 arttığı takdirde 25 TL seviyesine gelecek. Bu da Türk ihracatçımızın rekabetçiliğine olumlu katkı sağlayacaktır. Türk ekonomisinin önünü açacak yeni 24 Ocak kararlarının hayata geçirilmesi gerektiğine inanıyoruz” dedi.
Bunun ardından söz alan İTB Başkanı Işınsu Kestelli, konuşmasında tarımda yaşanan sorunlara dikkat çekti. Kestelli, “Eğer ikinci asrımız gerçekten dünyada Türkiye Yüzyılı olsun istiyorsak, tüm sorun alanlarımızda sürdürülebilirliği sağlayacak bir irade ortaya koymamız şart. 2002 yılında tarımın Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’da yüzde 12’ye yakın olan payının 2021 sonunda yüzde 5,7’ye gerilediğini görüyoruz. Tarım ve hayvancılığın milli gelirdeki payının tüm dünyada azalmasının önemli bir sorun olduğuna inanıyoruz. Türkiye pek çok ülkenin düştüğü bu hataya düşmemeli. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’da tarım ve hayvancılığın payını yeniden yüzde 10’un üzerine çıkartacak her türlü adımı kararlılıkla atmamız gerektiğini düşünüyoruz” diye konuştu. Kestelli, “Tarımdaki sorunlarımızı çözemediğimiz sürece ekonomideki sorunları da çözmemizin mümkün olmadığına inanıyoruz” dedi.
“ÜFE-TÜFE farkından dolayı pazarda fiyatlar düşmüyor”
EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar ise enflasyona kalıcı çözüm getirilene kadar şirketlerin mali tablolarının enflasyonist etkilerden arındırılarak gerçek karlılığın ve faaliyet sonuçlarının raporlanmasını ve bu rakamlar üzerinden vergileme yapılmasını sağlayan bir işlem olan enflasyon muhasebesinin hayata geçirilmesini istedi. Yorgancılar, “Üretici fiyatları (ÜFE) ile tüketici fiyatları (TÜFE) farkından dolayı, pazarda fiyatlar düşmemekte, enflasyona neden olmakta, öngörülebilir fiyatlama yapılamamaktadır. Vatandaş açısından da refah kaybına yol açmaktadır” şeklinde konuştu.
Hükümetin esnaf ve KOBİ’lere 250 milyarlık kredi paketi ve işverene EYT desteği için teşekkürlerini ileten Yorgancılar, “Uzun bir zamandır kredilerde karşımıza üç konu çıkmaktadır. Birincisi istediğimiz miktarda kredi temin edilememektedir. İkincisi alınan kredi faizi, politika faizinin çok üstünde ve maliyetli olmaktadır. Üçüncüsü de kredinin vadesidir. Öz sermayesi yetersiz, teşvik kapsamında yatırımı olmayan ve ihracat yapamayan firmaların krediye ulaşmasındaki zorluklar, çarkların dönmesini güçleştirmektedir” dedi.
Yorgancılar, “Merkez Bankası tarafından sürekli olarak yapılan değişiklikler, özellikle maliyet açısından bankaları zorlarken, bankalar da ticari kredi vermekte isteksiz davranıyor” eleştirisinde de bulundu. EBSO Başkanı’nın dile getirdiği diğer talepler arasında, doğrudan üretimde kullanılan elektrik, doğalgaz ve motorin üzerindeki vergilerin makul düzeylere çekilmesi, kamuya iş yapan firmaların kamu alacaklarında ödeme sürelerinin giderek uzaması nedeniyle birikmiş alacakların ödenmesi de yer aldı.
“Enflasyonla mücadeleyi sadece baz etkisine bağlamanın doğru olmadığı kanaatindeyiz”
Toplantıda söz alan İZTO Başkanı Mahmut Özgener ise ekonominin en büyük sorununun enflasyon olduğunu belirtti. Özgener, “Bu yılın ilk çeyreğinden sonraki kritik dönemde enflasyonun yeniden yükselme eğilimine girme riskini göz ardı edemeyiz. Enflasyonla mücadeleyi sadece baz etkisine bağlamanın doğru olmadığı kanaatindeyiz. Yanı sıra enerji fiyatları, kredi politikası, EYT düzenlemesi ve asgari ücrette yapılan güncelleme ve bunun diğer maaşlara yansımasının baz etkisini azaltacağını ve fiyatlar genel seviyesine ivme kazandırabileceğini de unutmamamız gerekiyor. Enflasyondaki düşüşün nasıl sağlanacağıyla ilgili soru işaretlerinin giderilmesine ve piyasalarda güvenin yeniden tesis edilmesine ihtiyaç var. Bunun için de uluslararası alandan gelebilecek negatif şoklara karşı, Türkiye ekonomisinin dayanıklılığını arttırmak üzere enflasyon-cari açık-büyüme üçgeninde alternatif bir senaryo üzerinde çalışılması, enflasyonla mücadelede para ve sermaye piyasası enstrümanlarının kullanıldığı, tüketim, tasarruf, kur ve faiz dengelerinin sağlandığı, etkin ve akılcı yönetildiği politikaları içeren bir paketin mutlaka uygulanması gerektiğine inanıyoruz” dedi.
Makro ihtiyati tedbirlerin şu ana kadar hedeflenen faydayı sağlamadığı eleştirisinde de bulunan Özgener, cari açığın büyümesine de dikkat çekti, para politikasının normalleşmesini beklediklerini kaydetti. Özgener, Merkez Bankası ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından getirilen bazı tedbirlerin, sermaye kontrolu algısı yarattığını da vurgulayarak, ekonomi politikalarında tutarlılık çağrısında bulundu.
Bakan Nebati: “Türkiye son yüzyılın en zor yıllarından biri olan 2022’deki krizleri fırsata çevirmeyi başarmıştır”
İş dünyası temsilcilerinin ardından kürsüye gelen Bakan Nureddin Nebati, hükümetin uyguladığı Türkiye Ekonomi Modeli ile başarılı olduklarını savunarak, “Türkiye son yüzyılın en zor yıllarından biri olan 2022 yılındaki krizleri fırsata çevirmeyi başarmıştır. Tüketici güven endeksi gibi öncü göstergeler de 2023 yılında ekonomimiz hakkında olumlu işaretler vermektedir. Bu başarıların temelinde 20 yıldan bu yana elde ettiğimiz kazanımlar olduğu gibi, yatırım, istihdam, üretim ve ihracata odaklanan Türkiye Ekonomi Modelimiz de önemli bir paya sahiptir. Nitekim 2022 yılının ilk üç çeyreğinde G20 ülkeleri içerisinde en hızlı büyüyen ülkelerden biri Türkiye olmuştur. Ekonomik aktivitedeki güçlü toparlanma ve etkili politikalarımız sayesinde, 2021 başından 2022 Kasım ayına kadar 4,5 milyon vatandaşımıza ilave istihdam oluşturduk. Toplam ihracatımızı, sizlerin de yüksek orandaki katkısıyla, 254,2 milyar dolara çıkartarak Cumhuriyet tarihimizin rekorunu beraberce kırdık. Rusya-Ukrayna Savaşı başladığında kimi çevreler tarafından turizme yönelik felaket senaryoları çizilmiş olsa da uyguladığımız politikalarla 2022 yılında turizmde de rekorlar kırdık” dedi.
2022’de Türkiye’nin bütçe performansının son 20 yılın en iyilerinden biri olduğunu kaydeden Nebati, “2023 yılında da bütçe disiplininin bozulması gibi bir durum kesinlikle sözkonusu olmayacaktır. Nitekim çeşitli destekler, EYT ve ücret artışları gibi kararlarımızı alırken, vatandaşlarımızı her daim gözetmemizin yanı sıra bütçemize etkilerini de titizlikle hesaplıyoruz” şeklinde konuştu.
Enflasyonda düşüşün süreceğini söyleyen Nebati bunun baz etkisine bağlanamayacağını da belirtti: “Bahsettiğim küresel gelişmelerin ve 2021 sonunda yaşadığımız ani kur artışlarının etkisiyle 2022 yılını yüksek enflasyonla geçirdik. Ancak enflasyonda da son iki aydır düşüş eğilimine girmiş bulunuyoruz. Bu artık baz etkisini de aşarak enflasyonun düştüğünü göstermesi açısından çok önemli.”
Yapılandırma paketiyle ilgili detaylar
Ekonomide verilen “müjde”leri sıralayan Nebati, “Müjdelerden en büyüğü, Dün Sayın Cumhurbaşkanımızın açıkladığı, bugüne kadar yapılmış en kapsamlı Yapılandırma Kanunu konusundaki müjdesidir” dedi.
Süresinde ödenememiş borçların cezalarını kaldıracaklarını ve ödeme sırasında vadenin öncekilerin aksine 36 ay değil, 48 ay olacağını duyuran Nebati, “Yapılandırılan borçlar peşin ödenirse zaten küçük oranlar uygulayarak hesapladığımız yurt içi ÜFE tutarının yüzde 90’ından da vazgeçiyoruz. Eğer yapılandırılan borç idari para cezası ise asıl alacaktan da yüzde 25 oranında indirim sağlıyoruz. 2 bin lirayı aşmayan icralık borcu olan vatandaşlarımızın bu borçlarını tasfiye edecek ortamı zaten daha önce hazırlamıştık. Şimdi de vergi, ceza, faiz gibi hangi türden olursa olsun borcu bulunan vatandaşlarımızın 2 bin lirayı aşmayan borçlarını siliyoruz” dedi.
Bakan Nebati’nin konuşmasının ardından soru-cevap bölümünde gazeteciler toplantının yapıldığı salondan çıkarıldı.
“İş dünyası net ve somut yanıtlar duymak istiyor”
Toplantıyı izleyen ekonomist Coşkun Küçüközmen VOA Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede, “İş dünyası Bakan’a birçok sorununu iletti. Ama ben, bugün konuşulanların kısa vadeli, seçime kadar bir plan mı yoksa iktidarda kalmayı öngörerek daha uzun vadeli şekilde geleceği kapsayan planlar mı olduğunu duymak isterdim. Seçimler sonrasında gelecek olan iktidarı çok ciddi bir iç ve dış borç yükü ve devasa bir enflasyon sorunu bekliyor. İş dünyası net ve somut yanıtlar duymak istiyor. Bugünkü konuşmada hep brüt, net olmayan ifadeler vardı” dedi.
İş dünyasının taleplerinin çok acil olduğunu vurgulayan Küçüközmen, “Bugün iş dünyası ayakta kalma ve yaşamını sürdürme mücadelesi veriyor. Bugün birçok firma enflasyon ve maliyetler karşısında üretimden kopuyor” diye konuştu.
Türkiye İş Bankası, uluslararası sermaye piyasalarında 500 milyon dolar tutarında, 12 yıl vadeli ve 7. yılda erken geri ödeme opsiyonlu katkı sermaye niteliğinde yeni bir eurotahvil ihracı gerçekleştirdi.
Bankadan yapılan açıklamaya göre, işlemin kupon faiz oranı, ihraca gelen güçlü talep sayesinde ilk açıklanan gösterge seviyenin 35 baz puan altında, yüzde 8,40 olarak belirlendi.
Geniş bir coğrafyaya yayılmış uluslararası yatırımcıların ilgi gösterdiği işlemde eurotahvillerin yüzde 46’sı İngiltere’ye, yüzde 20’si Avrupa’ya, yüzde 17’si ABD’ye, yüzde 16’sı Orta Doğu’daki yatırımcılara ve yüzde 1’i Asya’daki yatırımcılara satıldı.
Açıklamada görüşlerine yer verilen İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Ebru Özşuca, jeopolitik belirsizliklerin ve küresel piyasalardaki dalgalanmaların yüksek seyrettiği bir dönemde gerçekleştirilen bu işlemin, uluslararası yatırımcıların hem Türkiye ekonomisine hem de İş Bankasına duyduğu güveni bir kez daha teyit ettiğini belirtti.
Özşuca, Orta ve Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Afrika bölgelerine bugüne kadar gerçekleştirilen en uzun vadeli katkı sermaye niteliğindeki piyasa işleminin, bu özelliğiyle uluslararası sermaye piyasaları açısından önemli bir referans niteliği taşıdığını kaydetti.
– Uluslararası yatırımcılardan güçlü talep
İşlemin, güçlü yatırımcı talebi sayesinde son dönemde uluslararası sermaye piyasalarında gerçekleştirilen işlemlerde görülen seviyelerin altında bir yeni ihraç primiyle tamamlandığını vurgulayan Özşuca, bunun İş Bankasının güçlü finansal yapısına, uluslararası yatırımcı tabanının derinliğine ve uzun yıllara dayanan güven ilişkisine duyulan inancın somut bir göstergesi olduğunu anlattı.
Özşuca, son bir yıl içerisinde uluslararası piyasalarda toplamda 1,5 milyar dolar tutarında üç ayrı katkı sermaye nitelikli Eurotahvil ihracını başarıyla gerçekleştirdiklerine dikkati çekerek, bankanın sermaye yapısını daha da güçlendiren uzun vadeli bu kaynakların reel sektörün finansman ihtiyaçlarının desteklenmesine katkı sağlayacağını aktardı.
Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, “Son yıllarda attığımız adımlarla da Akbank Mobil’i KOBİ’lerimizin günlük iş akışının doğal bir parçası haline getirdik ve birçok süreci uçtan uca dijitalleştirdik” dedi
Kredi Garanti Fonu (KGF) ve Akbank, KGF kefaletli kredi başvurusunu dijital kanala taşıyan yeni işbirliğini imza töreniyle duyurdu.
İstanbul’da düzenlenen imza törenine, Akbank Genel Müdürü Kaan Gür ile KGF Genel Müdürü Hasan Basri Kurt katıldı.
Törende duyurulan işbirliğiyle KGF kefaletli kredi, uçtan uca dijital kanala taşındı. Akbank’ın Dijital KGF Kredisi sayesinde KOBİ’ler, daha önce yalnızca şubeden yürütülebilen KGF kefaletli kredi süreçlerini artık Akbank Mobil’den tamamlayabilecek.
Yeni uygulama, özellikle teminat desteğine ihtiyaç duyan KOBİ’lerin krediye hızlı ve uçtan uca dijital bir süreçle erişmesini sağlayarak önemli bir kolaylık sunuyor. Şahıs firmaları 2,2 milyon liraya, tüzel firmalarsa 5 milyon liraya kadar sunulan kredilerden 36 aya varan vade imkanıyla Akbank Mobil üzerinden yararlanabiliyor.
KGF kefaletli kredide dijital dönüşüm
Etkinlikte konuşan Akbank Genel Müdürü Gür, teknolojiyi, işletmelerinin hayatını kolaylaştırmak için kullandıklarını söyledi.
Gür, son yıllarda attıkları adımlarla Akbank Mobil’i KOBİ’lerin günlük iş akışının doğal bir parçası haline getirdiklerini ve birçok süreci uçtan uca dijitalleştirdiklerini dile getirdi.
İşbirliğiyle müşterilerinin Dijital KGF kredisine Akbank Mobil üzerinden dakikalar içinde ulaşabildiğine dikkati çeken Gür, böylece KGF kefaletli kredinin Türkiye’de ilk kez tamamen dijital bir süreçle sunulduğunu anlattı.
Gür, KGF’nin bu yenilikçi uygulamayı hayata geçirirken ilk işbirliğini Akbank ile gerçekleştirmesinden dolayı büyük bir mutluluk duyduklarının altını çizdi.
KGF Genel Müdürü Hasan Kurt da temel ödevlerinin KOBİ’lerin finansmana etkin erişimini sağlamak olduğunu söyledi.
Türkiye’nin istihdam ve büyümede bel kemiğini oluşturan işletmelerin hem yatırım hem de işletme sermaye ihtiyaçlarını karşılamak üzere bankalarla yoğun bir çalışma yürüttüklerini vurgulayan Kurt, uçtan uca dijital bir kefalet sürecini Akbank ve KGF işbirliği ile hayata geçirmenin mutluluğunu yaşadıklarını kaydetti.
Kurt, yoğun ve titiz bir çalışma sürecini birlikte yürüttüklerini ve bu sonucun ortaya çıktığını dile getirerek, karşılıklı güven ve profesyonel sorumluluk içinde yürüyen süreçte Akbank Genel Müdürü Gür’ün konunun her adımının takipçisi olduğunu sözlerine ekledi.
Kamu Bankası Çalışanına Yok, Bazı Meslek Gruplarına Var… Tartışma Büyüyor
Türkiye’de yeşil pasaport (hususi damgalı pasaport) uzun yıllardır belirli kamu görevlileri ve bazı özel statülü meslek gruplarına tanınan önemli bir ayrıcalık olarak uygulanıyor. Son dönemde ise bu kapsamın genişletilmesine yönelik peş peşe kanun teklifleri TBMM’ye sunulurken; ülke ekonomisinin en stratejik sektörlerinden biri olan bankacılık sektörünün bu hakkın tamamen dışında bırakılması sektör içinde yeniden tartışılmaya başlandı. Meclis gündemine mühendislerden mimarlara, diş hekimlerinden veteriner hekimlere kadar birçok meslek grubu için yeşil pasaport teklifleri gelirken, yaklaşık 200 bini aşkın bankacıyı temsil eden sektör için bugüne kadar benzer bir düzenleme bulunmuyor.
Bankacılar neden bu talebi dile getiriyor?
Bankacılık artık yalnızca kredi kullandıran klasik bir sektör olmaktan çıktı.
Bugün bankacılar;
Uluslararası finans kuruluşlarıyla çalışıyor,
Avrupa ve ABD’deki regülasyonları takip ediyor,
Basel kriterleri,
AML/KYC,
FATF,
ESG,
Dijital bankacılık,
Yapay zeka,
Siber güvenlik,
SWIFT,
uluslararası ödeme sistemleri gibi konularda sürekli yurtdışı temasları yürütüyor.
Özellikle;
dış ticaret finansmanı,
proje finansmanı,
yatırım bankacılığı,
sendikasyon kredileri,
ihracat finansmanı,
fintech iş birlikleri
gibi alanlarda çalışan binlerce bankacı yıl içerisinde çok sayıda uluslararası seyahat gerçekleştirmek zorunda kalıyor.
Bankacılık sektörü temsilcilerine göre bu durum, yeşil pasaport talebinin temel gerekçelerinden biri haline geliyor.
Kamu bankalarında çalışanlar da alamıyor
İşin dikkat çeken yönlerinden biri ise;
Türkiye’nin en büyük kamu bankaları olan;
Ziraat Bankası
Halkbank
VakıfBank
çalışanlarının büyük bölümünün de yeşil pasaport hakkına sahip olmaması.
Sadece özelleştirme öncesi belirli statülerde görev yapan bazı eski personeller için geçmişten gelen özel hükümler bulunurken, günümüzde göreve başlayan kamu bankası çalışanları bu kapsamın dışında kalıyor.
Bu nedenle sektör içinde; “Kamu adına çalışan bankacıya bile yeşil pasaport verilmezken, farklı birçok meslek grubu için yeni teklifler hazırlanıyor” eleştirileri dile getiriliyor.
Kimler bugün Yeşil Pasaport alabiliyor?
Mevcut mevzuata göre başlıca gruplar şunlar:
Kamu kesimi
1., 2. ve 3. derece devlet memurları
Aynı derecedeki bazı sözleşmeli kamu görevlileri
Emekli olduktan sonra bu hakkı koruyan kamu görevlileri
Siyasi görevler
Eski milletvekilleri
Eski bakanlar
Yerel yönetimler
Büyükşehir belediye başkanları
İl ve ilçe belediye başkanları (görev süresince)
Devlet sporcuları
Uluslararası başarı kazanmış devlet sporcuları
İhracatçılar
Belirli ihracat hacmini sağlayan ihracatçı firmaların yetkilileri de belirli kontenjanlar dahilinde hususi damgalı pasaport alabiliyor.
TBMM’de hangi meslek grupları için teklifler var?
Son dönemde Meclis’e sunulan teklifler incelendiğinde kapsamın giderek genişletilmeye çalışıldığı görülüyor.
Mühendisler
En az 15 yıl kıdeme sahip TMMOB üyeleri için yeşil pasaport verilmesini öngören teklif İçişleri Komisyonu’nda bekliyor.
Mimarlar
Mühendislerle birlikte teklif kapsamında yer alıyor.
Diş Hekimleri
15 yıl kıdeme sahip diş hekimleri için teklif verildi.
Veteriner Hekimler
Aynı teklif içerisinde bulunuyor.
Avukatlar
Belirli kıdeme sahip avukatlara yönelik farklı kanun teklifleri de Meclis gündemine taşındı.
Bankacılar neden kapsam dışında?
Aslında bankacılık;
Türkiye’nin finansal istikrarını yöneten,
ihracatı finanse eden,
yatırımları organize eden,
dış finansmanı sağlayan,
uluslararası sermaye girişlerinde kritik rol oynayan
stratejik sektörlerden biri.
Bugün;
sendikasyon kredileri,
Eurobond işlemleri,
IFC,
EBRD,
Dünya Bankası,
Asya Altyapı Yatırım Bankası,
uluslararası yatırım fonları
ile sürekli temas halinde çalışan binlerce bankacı bulunuyor.
Buna rağmen sektör çalışanlarının hiçbirinin meslekleri nedeniyle yeşil pasaport hakkı bulunmuyor.
Dünyadaki uygulamalar ne gösteriyor?
Birçok ülkede pasaport ayrıcalıkları daha çok diplomatik statüye bağlı olarak veriliyor.
Ancak iş insanlarına ve stratejik sektör çalışanlarına;
hızlı vize,
uzun süreli çok girişli vizeler,
fast-track uygulamaları,
güvenilir yolcu programları
gibi kolaylıklar sağlanıyor.
Türkiye’de ise bu kolaylıkların önemli bölümü ihracatçılar için uygulanırken bankacılık sektörü aynı kapsamda değerlendirilmiyor.
Sektörün ekonomik büyüklüğü
Türk bankacılık sektörü;
yaklaşık 200 bin kişiye doğrudan istihdam sağlıyor,
Türkiye ekonomisinin finansmanını yürütüyor,
yüz milyarlarca dolarlık dış finansman işlemlerini organize ediyor,
ihracat finansmanının ana aktörü konumunda bulunuyor.
Bu nedenle sektör temsilcileri; “uluslararası rekabet gücü açısından bankacılara da belirli kriterlerle yeşil pasaport verilmesi gerektiğini” savunuyor.
Olası model ne olabilir?
Tüm bankacılara sınırsız bir hak yerine;
örneğin;
en az 15 yıl kıdeme sahip,
BDDK lisanslı bankalarda çalışan,
uluslararası işlemlerde görev yapan,
belirli unvan seviyesine ulaşmış
bankacılar için kademeli bir model oluşturulabileceği ifade ediliyor.
Benzer kriterler ihracatçılar ve bazı meslek grupları için zaten uygulanıyor.
Bankavitrini Analizi
Kamu yönetimi, yeşil pasaportu yıllar içinde yalnızca kamu görevlilerine özgü bir ayrıcalık olmaktan çıkarıp belirli ekonomik ve mesleki katkı sağlayan grupları da kapsayacak şekilde genişletmeye başladı.
Mühendisler, mimarlar, diş hekimleri, veteriner hekimler ve avukatlar için peş peşe teklifler hazırlanırken; Türkiye ekonomisinin finansmanını sağlayan bankacılık sektörünün bu tartışmaların dışında kalması dikkat çekiyor.
Özellikle kamu bankalarında görev yapan ve kamu adına uluslararası finansal ilişkileri yöneten profesyoneller açısından da bu durum “eşitlik” tartışmasını beraberinde getiriyor.
Bankacılara yeşil pasaport verilmesi, yalnızca bir seyahat kolaylığı değil; Türkiye’nin finans sektörünün uluslararası rekabet gücünü artırabilecek, finans diplomasisini destekleyebilecek ve sektör çalışanlarına verilen kurumsal değerin bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde TBMM gündemine bankacılık sektörü için de benzer bir kanun teklifinin gelip gelmeyeceği, finans çevrelerinin yakından takip edeceği başlıklardan biri olmaya aday görünüyor.