Connect with us

GÜNCEL

Jeopolitik risk algısı bozuldu: ‘Oyun değiştirici’ gelişmelere hazır olunmalı!

Yayınlanma:

|

Ekonomist kimliğimizin çoğu zaman dışına çıkıp ‘farklı’ gelişmeleri ‘yorumlamak’ zorunda kalabiliyoruz. Uluslararası ilişkiler uzmanı olmasak da, hafta sonu cereyan eden gelişmeler ardından yaptığımız araştırmaların neticesini dilimiz döndükçe anlatmaya çalışacağız. Tek umudumuz masum sivillerin canının yanmaması. Tarihten bir bilgi ile başlamak gerekirse, 50 yıl önce, 6 Ekim 1973’te, Mısır’ın İsrail’e karşı başlattığı Yom Kippur Savaşı’nın 50. yıldönümünden saatler sonra Hamas’ın silahlı kanadı Kassam Tugayları İsrail’e karşı “Aksa Tufanı” operasyonu başlattı.

Yom Kippur, Yahudilerin en önemli dini bayramıdır. 1973’te Suriye ve Mısır, İsrail’e Yom Kippur bayramı sırasında saldırmış, savaşın hemen ardından, Suudi Arabistan İsrail’i destekleyen diğer ülkelere petrol ambargosu uygulamıştır. Ambargoyu 1974 Mart ayına kadar sürmüştü, söz konusu dönemde petrol fiyatları dünya genelinde artarak küresel bir ekonomik krize de neden olmuştur. Savaşın ardından İsrail ve Mısır arasında 101. Kilometre Antlaşması imzalandı, bu antlaşma Amerika’nın Ortadoğu politikalarının temelini oluşturdu. Daha da basit bir anlatımla, Yom Kippur Savaşı, İsrail’i diplomatik, ekonomik ve askeri olarak ABD’ye daha fazla bağımlı hâle getirmişti!

Cumartesi, hem Yahudilerin hafta tatili şabat hem de dini Sukkot bayramına denk geliyordu. Şabat, Yahudi takvimine göre her hafta geri dönen bir dinî görevidir ve İslam’ın cuma namazı veya Hristiyanların pazar ibadeti gibi haftalık bir dini rutinin bir parçasıdır. Şabat günü, Yahudi geleneğine göre cuma günü gün batımından cumartesi günü gün batımına kadar süren kutsal bir günü ifade eder. Şabat, dinlenme, dua, aile birliği ve ibadet için ayrılan bir zamandır.

Hamas’ın saldırısı cumartesi günü sabah saatlerinde füze saldırılarıyla başladı. Hamas’a göre 5 bin, İsrail’e göre 2 binden fazla füze atıldı. Aynı zamanda İsrail’e kimi kara sınırları, kimi motorlu paraşütlerle de sızan yüzlerce militan, resmî olmayan bilgilere göre binlerce İsrailli ve Filistinlinin öldürülmesine neden oldu. Savaşın bulaşıcılık etkisi ile İsrail ve Hizbullah Lübnan sınırında karşılıklı ateş açarken, Mısır’da iki İsrailli turist ve rehber vurularak öldürüldü. Hamas çok sayıda İsrailliyi esir aldığını açıklarken, İsrail Başbakanı Netanyahu ‘bu kötü gün için güçlü bir intikam’ sözü vermesi ardından, İsrail ordusu Gazze’ye saldırı başlattığını duyururken İsrail hükümeti topyekûn savaş ilanında bulundu.

Eminim buraya kadar olan haberlerin büyük bir kısmını sizler de okumuşsunuzdur. İsrail’in 11 Eylül’ü olarak nitelendirilen saldırı sonrasında ABD’nin 11 Eylül sonrası tepkisini hatırlamakta fayda görüyoruz. Hamas sözcüsü Gazi Hammad, BBC’ye yaptığı açıklamada örgütün organize saldırıya ilişkin olarak İran’dan “doğrudan” destek aldığını açıkladı! Hafta sonu yaşanan olay sonrası Ortadoğu’da kartların yeniden dağıtılması ihtimalinin de arttığını düşünüyoruz. Hatta yaşanacak gelişmeleri ‘oyun değiştirici’ bir nitelikle olabileceğini de düşünüyoruz.

Başta ABD olmak üzere, Batılı ülkelerin saldırıyı kınadığı ve İsrail’e destek sözü verdiğini not edelim. Işığın altına oturtulan İran ve bu aşamada Suudi Arabistan’ın rolünün kritik olabileceğinin altını çizmek gerekiyor. Gelecek yıl yapılacak ABD başkanlık seçimleri öncesinde büyük bir diplomatik zafer elde etmek isteyen Başkan Biden’ın, Suudi Arabistan ile İsrail arasında bir anlaşma için yürüttüğü diplomasi atağının ya da daha yeni yeni filizlenen normalleşme çabalarının sekteye uğrayacağını düşünüyoruz. Murat Yetkin dün yaşanan gelişmeler üzerine kaleme aldığı raporunda “Hamas saldırısı İsrail’in İran’a doğrudan saldırmasıyla, bu saldırıda örneğin şimdiye dek sadece Suriye’de kullandığı F-35’leri kullanmasına yol açabilir mi? Örneğin nükleer tesisleri vurmak gibi bir işe kalkışabilir mi?” diye sormuş!

Gündemin geçen haftadan bu yana nasıl da birden değiştiğini göz ardı etmeyin. Rusya-Ukrayna savaşı devam ederken, Azerbaycan-Ermenistan ihtilafı, Türkiye’nin PKK saldırısı ardından Suriye ve Irak operasyonları, düşürülen İHA, Türkiye’nin ABD ile yaşadığı uluslararası ilişkiler krizini derken, Türkiye’nin Rusya-Ukrayna krizi sonrası Filistin-İsrail krizinde de dengeli bir tutum sergilemesi ve Sn. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın itidal çağrısı yaparak tansiyonu düşürmek için elinden geleni yapmaya hazır olduğunu söylemesini de önemsiyoruz. Ekonomiyi düzlüğe çıkarmak için büyük bir mücadele veren ekonomi takımının da işinin artacak petrol fiyatları ve tırmanan  jeopolitik risklerin gölgesinde daha da zorlaştığının altını çizmek isteriz.

Tırmanan jeopolitik riskler ardından, genellikle petrol ve altın fiyatları, dolar ve Japon YEN’i değer kazanırken, hisse senetlerindeki düşüş ve volatilitedeki artışın ‘riskli’ para birimlerini aşağı çektiğini pek âlâ biliyoruz. Bu bağlamda, güvenli liman varlıklara yönelik talebin artması ile altının ons fiyatı cuma günü güçlü ABD verisi ardından haftayı 1,832 dolar seviyesinden kapatması ardından soluğu ilk işlemlerde 1,850 dolar seviyelerinde aldı. Gümüşün ons fiyatı 20 dolar sınırına her yaklaştığında alım isteği ile karşılaşması ardından bu sabah 22 dolar seviyesini test etti. Geçen hafta her iki kıymetli maden için alım sinyali vermiştik! Son haftalarda FED kaynaklı gelişmelerin gölgesinde agresif bir şekilde satılan ABD Hazine tahvillerine olan talebin ‘kıpırdadığını’ lâkin tansiyonun daha da artması durumunda alım isteğinin ivme kazanacağını not edelim. Bu sabah itibariyle, piyasa tahmincileri, Ortadoğu’da yaşananlar ardından FED’in kasım ayı olağan toplantısında faiz oranların sabit bırakacağına %88 ihtimal tanıyor. Bir adım ileri gitmek gerekirse, 2024 yılına ait beklentiler de 75 baz puanlık indirime işaret ediyor.

İsrail para birimi Şekel, yaşanan gelişmeler ardından 2016 yılından bu yana en düşük seviyeye geriledi. İsrail Merkez Bankası’nın Şekel’e ABD Dolar’ı satarak müdahale etmesini bekleyebiliriz. Belirsizlik dönemlerinde hatırlanan bir diğer güvenli liman Japon YEN’i bu sabah Asya işlemlerinde kısmen de olsa alımlara sahne olurken, yılın son çeyreğinde petrol piyasalarının zaten karşı karşıya olduğu sıkışıklık da göz önüne alınırsa, İran’ın petrol ihracatındaki olası bir düşüş (!) Brent vadeli işlemlerini kısa vadede 100 doları/varil üzerine çıkarma riskini beraberinde taşıyor. Bu bağlamda, arzın kesintiye uğrama tehlikesine paralel Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı bu sabah 4 dolar civarı bir artışla 88 dolar seviyesine yükseldi.

ABD borsalarının vadeli işlemleri yeni haftaya %1 civarında düşüşle başlıyor. Asya piyasalarında egemen olan tatil nedeniyle göreceli olarak daha sakin bir havanın hâkim olduğunu görüyoruz. Japonya ve Güney Kore tatil nedeniyle kapalı konumda olurken, Çin piyasaları ise Golden Week tatilinden sonra bugün açılıyor. USDTRY kurunun cuma gününü 27,60 seviyesinde tamamlaması ardından bu sabah ilk işlemlerde 27,70 seviyesine yükseldiğini de not edelim.

Elbette yaşananların ‘devasa’ bir piyasa anı yaratıp yaratmayacağını, ‘diğerlerini’ de çatışmaya sürüklenip sürüklenmeyeceğine bağlı olacağını unutmamak gerekiyor. Gözler IMF-Dünya Bankası toplantıları takip ederken, aralarında JP Morgan, Citi ve Wells Fargo’nun da bulunduğu S&P 500 şirketinin bu hafta rapor vermesiyle kurumsal kazanç sezonunun da başlayacağını not düşelim. Dünya ekonomisi (Almanya, Çin) zorlu bir süreçten geçerken, ABD ekonomisi ‘şaşırtıcı’ bir şekilde güçlü kalmayı başarabildiğini hep birlikte cuma günü açıklanan güçlü istihdam raporunda tecrübe ettik! Perşembe günü ABD’de açıklanacak TÜFE enflasyonu (çekirdek rakamın %4,1’e gerileyeceği bekleniyor) bundan sonrası için yol haritası bağlamında değerlendirilecek olup, piyasaların da seyrine ışık tutacaktır.

İktisatbank

Okumaya devam et

BORSA

SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borç sermayeye dönüştü, tartışma büyüdü

SASA Polyester’in 3 Haziran 2026 tarihinde açıkladığı Paya Dönüştürülebilir Tahvil (PDT) dönüşüm kararı, sermaye piyasalarında son dönemin en çok tartışılan işlemlerinden biri haline geldi. Şirket açısından bilançoyu güçlendiren bu adım, hisse yatırımcıları açısından ise “pay sulanması”, “değer kaybı” ve “güven erozyonu” tartışmalarını beraberinde getirdi.

Özellikle SASA Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim M. Turhan’ın geçmiş dönemde yaptığı açıklamalar nedeniyle yatırımcı tepkilerinin önemli bölümü şahsında toplandı.

Peki SASA ne yaptı, kim kazandı, kim kaybetti?

SASA ne yaptı?

Şirketin açıklamasına göre;

  • Yurt dışında ihraç edilen PDT sahipleri dönüşüm haklarını kullandı.
  • 37,3 milyon Euro nominal değerli tahvil hisseye dönüştürüldü.
  • Bunun karşılığında yeni paylar ihraç edildi.
  • Mevcut ortakların rüçhan hakları tamamen kısıtlandı.
  • Şirket sermayesi yaklaşık 785 milyon TL artırıldı.

Teknik olarak bakıldığında şirketin borcu azaldı ve özkaynakları güçlendi. Finansal açıdan değerlendirildiğinde bu işlem, borcun sermayeye dönüştürülmesi nedeniyle şirket bilançosunu rahatlatan bir yapı oluşturdu.

Şirket açısından olumlu sonuçlar

PDT dönüşümü sonrasında SASA’nın elde ettiği avantajlar şöyle sıralanabilir:

1. Döviz borcu azaldı

Tahvil yükümlülüğünün bir bölümü ortadan kalktı.

2. Finansal kaldıraç düştü

Borç/özkaynak dengesi iyileşti.

3. Faiz yükü azaldı

Gelecekteki finansman maliyetleri üzerinde olumlu etki oluştu.

4. Nakit çıkışı önlendi

Şirket tahvil geri ödemesi yapmak yerine hisse vererek yükümlülüğünü kapattı.

Yönetim perspektifinden bakıldığında bu işlem rasyonel ve bilanço güçlendirici bir finansman yöntemi olarak görülebilir.

Peki yatırımcı neden rahatsız oldu?

Sorunun cevabı “seyrelme etkisi” olarak adlandırılan süreçte yatıyor. Yeni hisseler üretildiğinde mevcut ortakların şirket içindeki pay oranı küçülür.

Buna sermaye piyasalarında “dilution” yani sulanma denilir.

Yatırımcıların itiraz ettiği temel nokta şu: Şirket borcunu azaltırken bunun maliyetinin önemli bir kısmı mevcut hissedarlara yansıtıldı.

Özellikle küçük yatırımcı açısından ortaya çıkan etkiler:

  • Hisse başına düşen şirket değeri geriledi.
  • Arz edilen pay miktarı arttı.
  • Satış baskısı oluştu.
  • Hisse fiyatı üzerinde aşağı yönlü baskı meydana geldi.
  • Portföy değerleri eridi.

Büyük tartışma: Tahvil yatırımcısı avantajlı mı oldu?

Piyasadaki eleştirilerin önemli bölümü bu noktada yoğunlaşıyor.

Tahvil yatırımcısı:

  • Önceden belirlenmiş şartlarla dönüşüm hakkı elde etti.
  • Belirli fiyat avantajına sahip oldu.
  • Hisseye dönüşüm sırasında daha korunaklı bir pozisyonda bulundu.

Borsa yatırımcısı ise:

  • Açık piyasadan hisse aldı.
  • Fiyat düşüşünün tüm riskini taşıdı.
  • Seyrelme etkisini doğrudan yaşadı.

Bu nedenle sosyal medyada sıkça dile getirilen görüşlerden biri şu oldu: “Şirket kurtarıldı ama küçük yatırımcı korunamadı.”

İbrahim M. Turhan neden hedef haline geldi?

Aslında kararın sahibi tek başına İbrahim M. Turhan değil. PDT ihracı ve dönüşüm süreçleri yönetim kurulu kararıyla ve SPK mevzuatı çerçevesinde yürütülüyor.

Ancak yatırımcı tepkilerinin önemli kısmı Turhan’a yöneldi. Çünkü İbrahim M. TUrhan aynı zamanda SASA Yönetim Kurulu Üyesi olması açıklamaları da yatırımcı o hassasiyet ile algıladı. Açıklamalar ile fiili duurm örtüşmeyip hisse değeri daha düşünce küçük yatırımcı dah afazla zarar etti; tartışmalar da bu noktada alevlendi.

Bunun birkaç nedeni bulunuyor.

1. Sürecin kamuoyundaki yüzü oldu

PDT mekanizmasını en fazla anlatan isimlerden biri İbrahim M. Turhan’dı.

2. Beklentiler ile sonuçlar uyuşmadı

Yatırımcılar açıklamalar sonrasında hisse üzerinde bu kadar güçlü bir baskı beklemiyordu.

3. Satış baskısı öngörülemedi

Piyasada oluşan fiyat hareketleri yatırımcıların hesaplarının ötesine geçti.

4. Güven sorunu oluştu

Hisse fiyatındaki sert düşüşler sonrasında yatırımcılar açıklamaların yeterince risk içermediğini düşünmeye başladı.

Yatırımcılar yanıltıldı mı?

Bu soru bugün en çok tartışılan konu.

Ancak hukuki açıdan bakıldığında;

“Yanıltma”, “manipülasyon”, “yanlış yönlendirme” gibi kavramların oluşabilmesi için SPK tarafından yapılacak inceleme ve hukuki süreçlerin sonuçlanması gerekir.

Bugün itibarıyla kamuoyuna açıklanmış herhangi bir SPK kararı veya yargı hükmü bulunmamaktadır.

Bu nedenle; “Yatırımcılar kesin olarak yanıltıldı” demek de, “Hiçbir sorun yaşanmadı” demek de mümkün değildir.

Ancak yatırımcı algısında ciddi bir güven kaybı oluştuğu açıktır.

Asıl sorun ne?

Bu olay aslında Türkiye sermaye piyasalarının kronik sorunlarından birini yeniden gündeme getirdi: Finansal mühendislik ile yatırımcı iletişimi arasındaki kopukluk.

Şirket yönetimleri bilanço açısından doğru kararlar alabilir.

Ancak bu kararların;

  • Küçük yatırımcıya etkileri,
  • Riskleri,
  • Olası fiyat baskıları,
  • Seyrelme sonuçları,

yeterince açık anlatılmadığında piyasalarda güven sorunu ortaya çıkıyor.

Sonuç

SASA’nın PDT dönüşümü şirket açısından bakıldığında borcu azaltan ve özkaynakları güçlendiren başarılı bir bilanço operasyonu olarak görülebilir.

Ancak borsa yatırımcısı açısından tablo çok daha farklıdır.

Payların seyrelmesi, hisse fiyatındaki sert düşüşler ve oluşan güven kaybı nedeniyle küçük yatırımcı önemli ölçüde zarar gördüğünü düşünüyor.

Bugün yaşanan tartışmanın merkezinde yalnızca bir sermaye artırımı değil; şeffaflık, yatırımcı iletişimi ve kurumsal güven meselesi bulunuyor.

Sermaye piyasalarında para kaybı telafi edilebilir.

Ancak yatırımcı güveni kaybedildiğinde onu geri kazanmak çok daha zor oluyor.

Bankavitrini.com Analiz

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi

Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, “Yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerimizi tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabiliyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Kuveyt Türk, bireysel finansman süreçlerinde yapay zeka destekli yeni uygulaması ‘Sizi Bilir’ ile müşteriye özel kar oranı dönemini başlattı.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, Kuveyt Türk, yeni uygulamasıyla finansman teklifi süreçlerinde müşteri deneyimini daha hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirmeyi hedefliyor.

Yapay zeka tabanlı tahminleme modeliyle geliştirilen sistem, müşterilerin harcama alışkanlıkları ve finansman geçmişlerini analiz ederek kendilerine uygun kar oranı sunulmasını sağlıyor.

Uygulama, veri temelli ve kişisel finansal davranışlara duyarlı bir yapı sunarak, her müşterinin kendi finansal yolculuğunu dikkate alan modelle çalışıyor.

Bireysel müşterilere yönelik olarak hayata geçirilen uygulamada finansal profili güçlü müşteriler avantajlı kar oranlarından yararlanabiliyor.

Müşteriler böylece hem finansal yüklerini daha etkin yönetirken, kendilerine özel tasarlanmış teklifle daha güvenli kararlar alabiliyor.

Müşteriler, ihtiyaç duydukları finansmana Kuveyt Türk Mobil ve Kuveyt Türk şubeleri üzerinden daha kısa sürede ve daha kişiselleştirilmiş koşullarla ulaşabiliyor.

‘Sizi Bilir’ modeli, Kuveyt Türk’ün yapay zeka temelli çözümleri bankacılık süreçlerine entegre etme vizyonunun önemli bir parçasını oluşturuyor.

Banka, müşterilerine bütünleşmiş, hızlı ve kişiselleştirilmiş bir bankacılık deneyimi sunmak için yapay zeka destekli çözümlerini daha geniş bir alana yayarak çalışmalarına hız veriyor.

– ‘Amacımız, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş bir yapıya kavuşturmak’

Açıklamada görüşlerine yer verilen Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, ‘Sizi Bilir’ modeliyle amaçlarının, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş ve müşteri odaklı bir yapıya kavuşturmak olduğunu belirtti.

Oral, yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerini tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabildiklerini aktararak, şunları kaydetti:

‘Bu yaklaşım, finansal profili güçlü müşteriler için daha avantajlı koşullar sunulmasına imkan tanırken tüm müşterilerimiz için dengeli ve sürdürülebilir finansman çözümleri üretmemizi sağlıyor. Kuveyt Türk olarak teknolojiyi, müşteri deneyimini iyileştiren ve güven ilişkisini güçlendiren bir araç olarak konumlandırmaya devam edeceğiz.’

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı

Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, “Akbank’a ve Türk ekonomisine duyulan güvenin altını çizen bu işleme imza atmaktan gurur duyuyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Akbank, 500 milyon dolar tutarında ve yüzde 8,25 faiz oranıyla sermaye benzeri tahvil ihracı gerçekleştirdi.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, vadesi 10,5 yıl, faiz yenileme tarihi 5,5 yıl olan ihracın coğrafi dağılımı yüzde 73 Birleşik Krallık, yüzde 18 Avrupa, yüzde 4 Amerika, yüzde 4 Orta Doğu ve yüzde 1 Asya şeklinde gerçekleşti.

Geniş tabanlı yatırımcı talebiyle emir defteri 1,2 milyar doların üzerine ulaşırken, güçlü talep sayesinde fiyatlama başlangıç seviyesine kıyasla 25 baz puan daralarak, yüzde 8,25 seviyesinde oldu.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, 500 milyon dolar tutarındaki sermaye benzeri tahvil ihracını başarıyla tamamladıklarını belirterek, şunları kaydetti:

’22 Haziran’da itfa edilecek (15 Mayıs’ta geri çağrılan) diğer Tier 2 ihracımız öncesinde, yatırımcılardan gelen güçlü ön talebi değerlendirerek, uygun piyasa koşullarında harekete geçtik. Sermaye benzeri borçlanma işlemlerinde geri çağırma haklarımızı istikrarlı biçimde kullanmamız da yatırımcı nezdinde olumlu karşılandı. Akbank’a ve Türk ekonomisine duyulan güvenin altını çizen bu işleme imza atmaktan gurur duyuyoruz.’

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.