Connect with us

GÜNCEL

KERİM ROTA: Boş Vere Boş Vere…

Hükümet, bu afetin ekonomik faturasının kamu kurumları ve vatandaşlardan gelecek bağışlarla ve mevcut bütçeyle ödenebileceğini sanıyorsa çok yanılıyor. Karşılaştığımız afet 1999’da olduğu gibi çok acil yeni bir bütçe yapılmasını gerektiriyor. Yeni vergilerle ve borçlanmalarla, hatta belki de TCMB aracılığıyla yapılacak parasal genişlemeyle kamu harcama kapasitesinin artırılması gerekiyor. Bunların sonucunda da enflasyon, cari denge, borç stoku, döviz rezervi verilerimizde kötüleşme olacak.

Yayınlanma:

|

Ülkemiz 1999 Marmara depreminden 24 yıl sonra yine ağır depremler yaşadı. Yazılacak, söylenecek çok şey olsa da acılar çok taze. Bu afette hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânları cennet olsun. Yaralılara şifa, sevdiklerini kaybedenlere de sabır diliyorum. 

Depremden bu yana aklımız ve vicdanımız başka bir konuyu konuşmayı veya gündelik hayata geri dönmeyi kaldırmıyor. Bunu deprem kurbanlarına ve mağdurlarına yapılmış bir saygısızlık olarak görüyoruz.

Ancak bir an önce yaşanan depremin ülke olarak muhasebesini yapıp, mağdurlara planlı ve sağlıklı destek sağlamak ve ülkemizin yaralarının nasıl sarılacağına da kafa yormak gerekiyor. Aksi takdirde geride kalanlara ikinci bir afet yaşatmış olacağız.

Bu nedenle 6 Şubat depremlerinin ülkemiz için ekonomik etkilerinin ne olacağını artık bilmemiz gerekiyor. Tabii ki henüz yıkımın boyutları netleşmemişken bunun sağlıklı bir şekilde hesaplanamayacağını söyleyenler de var.

Ancak 1999 depreminden bu yana teknolojinin ve iletişimin gelişimini göz önüne alınca bu hesaplamanın çeyrek yüzyıl öncesine göre daha hızlı ve sağlıklı yapılmasını beklemek de hakkımız olsa gerek.

8 Eylül 1999 DPT Raporu

17 Ağustos 1999 depreminden tam üç hafta sonra, 8 Eylül 1999’da Devlet Planlama Teşkilatı depremin ülkemize ekonomik etkilerini ortaya koyan 127 sayfalık bir ön rapor hazırlamış. 

Bu raporda DPT, depremin sermaye birikimi ve milli gelir üzerinde 9 ila 13 milyar dolar etkisinin olacağını hesaplamış. Kamu finansmanına gelecek yük ise 6,3 milyar dolar olarak hesaplanmış. Bu yükün 2,5 milyar dolarlık kısmının dış yardımlar yoluyla karşılanacağı belirtilmiş. Kalan 3,8 milyar doların finansmanı için de bazı tavsiyeler yapılmış. 

O günkü hükümet, depremin ardından önce acil yardımlar için 500 trilyon TL (1,2 milyar dolar) tutarında bir ek bütçe çıkardı. Kısa bir süre içinde de 4481 sayılı Kanun’u yasalaştırarak aşağıdaki önlemleri aldı. Bu önlemler;

  • Gelirler ve Kurumlar vergisine ilave yüzde 5 ek gelir vergisi,
  • Yüksek ücretlerden (yıllık 12 milyar TL’yi aşan) alınacak ilave yüzde 5 vergi,
  • Götürü usulde beyan verenlerden ek yüzde 5 vergi,
  • Tek seferlik ilave Motorlu Taşıtlar Vergisi
  • Birden fazla veya 200 m2’den büyük konutları olanlara ek emlak vergisi,
  • Özel İletişim Vergisi (sonraları kamuoyunda deprem vergisi olarak tanındı).

DPT depremin büyüme, enflasyon, ödemeler dengesi, dış ticaret üzerine olası yansımalarını analiz etmiş. Rapor sadece ekonomik etkileri incelemekle kalmamış, molozların kaldırılması esnasında oluşabilecek çevre dahil birçok faktörü ele almış.

Bu rapor yazıldıktan 2 ay sonra Düzce depremini yaşadık. DPT Düzce depremi sonrasında yaptığı hesaplamalarda bu iki depremin doğrudan ve dolaylı maliyetinin 15-19 milyar dolar arasında olacağını belirtmiş.

Söz konusu çalışmada tahmin aralıklarının üst sınırları toplandığında depremlerin ekonomik etkisinin milli gelire oranı yüzde 5,9’a ulaşıyordu. Bugünkü GSYH düzeyi ile bu etki yaklaşık 52 milyar dolara denk gelmektedir.

Aradan geçen yıllarda DPT’nin yaptığı bu ilk tahminlerin oldukça isabetli olduğu görüldü.

Dolayısıyla 1999 depremi sonrasındaki 2-3 haftada o günkü devlet kurumları ve aklı, en azından afetin ekonomik maliyetini tahmin etmiş ve hükümetin buna uygun kanunları çıkarması için yol göstermiş.

TCMB’den 30, Ziraat Bankası’ndan 20

6 Şubat sonrası geçen 2 haftada ise devlet kurumlarından depremin olası maliyetleri konusunda bir bilgi almadık. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde devletin tüm kapasitesinin tek adamın kapasitesine indirgenmiş olduğunun farkındaydık ancak deprem bunu net bir şekilde ortaya koydu. Bugün açıklanan vefat ve yaralı sayıları üzerinde bile ciddi bir şüphe oluşmuş durumda. 

Şu ana dek depremin ekonomik etkileriyle ilgili elimizdeki tek veri birkaç ekonomistin ve yabancı kuruluşun tahminlerinden ibaret. Burada da bahsedilen kayıp tutarları 20 ila 85 milyar dolar arasında büyük farklılık gösteriyor.

Hükümete yol göstermekle sorumlu birçok kamu kurumunu ise geçen hafta ortak TV yayınında bağış için rekor tutarlar açıklarken gördük.

Depremin enflasyona, kurlara, faizlere, bütçeye ve kredilere etkileri konusunda topluma bilgi ve güven vermesi beklenen TCMB başkanı canlı yayına bağlanıp 30 milyar TL bağış yaptı. Ertesi gün yaptığı açıklama ile 2023’te yaptığı bağışı Hazine’ye aktaracağı 2022 kârından mahsup edeceğini söyledi. Meğer canlı yayına bağlanıp bağışladığı miktar, Nisan ayında Hazine’ye zaten aktaracağı paramızın Şubat ayında AFAD’a gönderilmesinden ibaretmiş. Üstelik bu bağışı yapmasa Hazine’nin bunu farklı alanlarda kullanabileceğini, böylece paranın depremzedelere gitmesini garanti altına aldıklarını söyledi. TCMB Başkanı iki kamu kurumu arasında husumete varan çekişmeyi herhalde bundan daha açık ifade edemezdi. Bununla da bitmedi, eğer bu bağışı yapmasalar normal süreçte diğer ortaklara da kâr payı ödeyeceklerini, böylece bundan kurtulduklarını söyledi. Oysa TCMB, Hazine dışındaki diğer ortaklara her yıl maksimum 3.000 TL (yazı ile üç bin Türk lirası) ödüyor. Başkan muhtemelen bunun farkında bile değil.

2022 sonunda Hazine’den 60 milyar TL sermaye alan kamu bankaları TV şovunda 41 milyar TL bağışladılar. Aradan 48 saat geçmeden Hazine’ye sermaye artırımı için tekrar başvurdular. Aksi takdirde bağış yoluyla düşecek sermaye yeterlilik oranları nedeniyle mevcut kredilerini bile bilançolarında taşıyamaz hale geleceklerdi.

Kamu kurumlarının bu halini görünce arama-kurtarma ve acil yardımda oluşan aksaklıklara şaşırmamalı. Muhtemelen önümüzdeki günler ve haftalarda da afetin kamuya ve ülkemize ekonomik etkileri konusunda derli toplu bir paylaşım yapılmayacak. İhtiyaç çıktıkça günübirlik kararlar alınacak, hatta bazı lobilerden gelecek baskılar nedeniyle bu kararlardan geri dönüşler de olacak.

Ekonomik Etki Ne Düzeyde Olabilir?

1999 Marmara depreminin fiziksel olarak en çok etkilediği dört il olan Kocaeli, Sakarya, Yalova ve Düzce’nin toplam nüfusu o tarihte yaklaşık 2 milyon kişiydi. O günlerde 64 milyon olan nüfusumuzun yaklaşık yüzde 3’ü bu dört ilde yaşamaktaydı.

6 Şubat depremlerinden en çok etkilenen beş ilimiz olan Adıyaman, Hatay, Malatya, Kahramanmaraş ve Gaziantep’te yaşayan nüfusumuz ise 6,5 milyonun üstünde. Bu illerin bugün nüfus içerisindeki payı yüzde 7,6. Dolayısıyla 6 Şubat depremlerinin yıkıcı şekilde etkilediği vatandaşlarımızın sayısı 1999 depremine göre çok daha fazla.

Milli gelir içindeki oran ile karşılaştırılınca 1999 depreminin en çok etkilediği dört ilin milli gelir içindeki payı o tarihte yüzde 5,8 civarındaydı. 6 Şubat depremlerinin en çok etkilediği beş ilimizin milli gelir içerisindeki payı ise yüzde 5,1 

Son felaketin yapı stoku kaybında Marmara depremine göre çok daha büyük etkide bulunması olası görünürken, üretim kaybının daha sınırlı kalabileceği söylenebilir.

6 Şubat depremlerinde sabit varlıklardaki en önemli kayıp yapı ve bina stokundaki kayıplar olacaktır. Marmara depreminde 28 bin yapı ağır hasarlı/yıkık, 28 bin yapı orta hasarlı ve 31 bin yapı hafif hasarlı olarak kayıtlara geçmiş. Sonrasındaki güncellemelerle yaklaşık 300 bin yeni bağımsız bölüm ihtiyacının ortaya çıktığı belirtilmiş.

6 Şubat depremlerinde hasar gören yapı stoku ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın açıklamalarına göre aşağıdaki gibidir (19 Şubat verileri):

– 20.662 binada 71.052 bağımsız bölüm yıkılmış durumda,

– 105.794 binada 384.545 bağımsız bölüm acil yıkılması gereken ve ağır hasarlı,

– 407.786 binada 1.409.654 bağımsız bölüm orta hasarlı, 

– 205.086 binada 1.091.720 bağımsız bölüm az hasarlı, 

– 87.653 binada 254.111 bağımsız bölüme ise girilememiş durumda.

Bakanlık’ın bu verilerine bakınca maalesef 6 Şubat depremlerinde yapı ve bina stokundaki kaybın Marmara depreminin üç katına ulaşabileceği görülüyor. 

Eldeki öncü verilerle bile baştan yapılmak zorunda olan bağımsız bölüm sayısı 800 binin üzerinde olacak görünüyor.

Barınaksız kalacak ve kamu desteği ile yaşamını sürdürmek zorunda olacak vatandaşlarımızın sayısının da bölgenin ekonomik şartları nedeniyle 1999’un üç katını bile aşması muhtemel.

Dolayısıyla toplam maliyetin 1999 Marmara depremi faturasının bugünkü değeri olan 52 milyar doların çok üzerine çıkması olası.

Sorunları 3 Ay Görmezden Gelsek Ne Olur Ki?

Bu öncü veriler ortadayken hükümet, bu afetin ekonomik faturasının kamu kurumları ve vatandaşlardan gelecek bağışlarla ve mevcut bütçeyle ödenebileceğini sanıyorsa çok yanılıyor.

Karşılaştığımız afet 1999’da olduğu gibi çok acil yeni bir bütçe yapılmasını gerektiriyor. Yeni vergilerle ve borçlanmalarla, hatta belki de TCMB aracılığıyla yapılacak parasal genişlemeyle kamu harcama kapasitesinin artırılması gerekiyor. Bunların sonucunda da enflasyon, cari denge, borç stoku, döviz rezervi verilerimizde kötüleşme olacak.

1999 depremi öncesindeki iki çeyrekte ekonomimiz Rusya krizinin etkisiyle yüzde 8,5 ve yüzde 6,1 küçülmüştü. Şirketler, çalışanlar, esnaf, zaten daralan ekonominin olumsuzluklarını yaşıyorlardı. Bu olağanüstü dönem, olağanüstü tedbirler gerektirmişti.

Bugün de buna benzer tedbirler gerekiyor. Ancak 2022 paylaşım açısından 1999’dan çok farklı oldu. 2022’de uygulanan negatif faiz ve oluşan yüksek enflasyonun kazananları bankalar, şirketler ve kamu oldu. Banka ve şirket kârları “süper kârlar” olarak tanımlanacak hale geldiler. Vahşi servet transferinin kaybedenleri ise ücretli çalışanlar, işsizler, emekliler, sabit gelirliler ve gençler oldu. Dolayısıyla geçen seneki kârının yüzde 1’ini bağışlayıp hayatına eskisi gibi devam edeceğini sanan banka ve şirketlerin üstlenmesi gereken yüklü bir fatura olması gerekiyor. Envanterinde onlarca uçak ve 100 binin üzerinde otomobil olan kamunun, çoklu maaş ve huzur hakkı alan kamu çalışanlarının ne fedakârlık yapacağının görülmesi gerekiyor.

Eğer karşılaşacağımız faturanın tutarı ve üstlenicileri şeffaf bir şekilde toplumla paylaşılmaz ise korkarım birkaç hafta içinde afetin ekonomik etkilerini ciddiye almaktan uzaklaşacağız. 

Yardım ve bağışların miktarı ve nereye harcandığı şeffaf ve hesap verilebilir şekilde paylaşılmazsa hükümetin artan itibar açığı nedeniyle ilk günlerde oluşan dayanışma ruhunun azalması da olası. Maalesef böyle bir durumda deprem mağdurları devletin kısıtlı mali ve yönetim kapasitesiyle baş başa kalabilirler.

Bugünkü Aklım Olsaydı, Harcar Mıydım Günlerimi?

Seçimlere çok az kaldığı için hükümet muhtemelen faturanın açıklanmasını ve ödenmesini seçim sonrasına ertelemek niyetinde. Oysa sandığa gidecek vatandaşların oy isteyenlerden faturayı kimin, nasıl ödeyeceğini öğrenmek istemesi en doğal hakkı.

Cenk Yaltırak hocanın deprem için defalarca dile getirdiği gibi, kovayı taşıran son damla değil içindeki sudur. Seçime kadar kalan 3-4 ayda sorunlarla yüzleşilmezse kovanın hükümetin beklediğinden daha önce taşması mümkün. 

Bugün karşılaştığımız faturayı görünce sormadan edemiyoruz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kabinesinin kurulduğu Temmuz 2018’den bu yana;

  • 200 milyar dolardan fazla döviz rezervimiz neden bir ego tatmini uğruna satıldı?
  • Enflasyonumuz nasıl yüzde 80’lere kadar yükseldi? 
  • Borç stokumuz neden dört katına çıktı?
  • Kamu faiz ödemelerimiz 2017’den 2023’e neden 10 katına çıktı?
  • Henüz ödenmemiş iç borç faizlerimiz neden yedi katına çıktı?
  • Konut fiyatlarının altıya katlanmasında akıl dışı para politikasının rolü neydi?
  • 10 milyar doları aşan kamu kaynağı KKM ile birkaç 100 bin mevduat sahibine neden aktarıldı? 

Bu kaynaklara ve mali alana bugün ne çok ihtiyacımız olduğu ortada değil mi?

Boş Vere Boş Vere Ne Hale Geldik

Bu deprem bizi yönetenlerin mega yatırımlar, Kanal İstanbul ve ücretli yollarla övünürken yaşam hakkına yatırımı nasıl da ihmal etmiş olduklarını gösterdi.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati depremden dört gün önce, 2 Şubat’ta “Türkiye Yüzyılı Zirvesi ve Para Sohbetleri” programında yaptığı konuşmada şunları söylemişti: “Gücümüz var. Dayanışmamız kuvvetli, altyapı yatırımlarını tamamlayan bir ülkenin vatandaşı mıyız? Vatandaşıyız.”

Dört ilimizde nüfusun yarısının deprem mağduru haline düşmesinden birkaç gün önce Hazine ve Maliye Bakanımız ülkenin altyapısının tamamlanmış olduğuna inanıyordu. Yeni yatırım ihtiyacımız kalmamıştı. Artık faizleri düşürebilir, kuru tutmak için kamu kaynaklarından büyük mevduat sahiplerine para aktarabilirdik.

Buna inanan bir Bakanımız ve onu bu göreve layık görüp atayan Cumhurbaşkanımız varken mali alanımızın ve kaynaklarımızın insanlarımızın yaşam hakkı yerine finans piyasalarının terbiyesine ve inşaat rantına kullanılmasına neden şaşırıyoruz ki?

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık?

Yayınlanma:

|

Yazan:

ABD borsaları teknoloji hisseleri öncülüğünde yaşanan güçlü toparlanmanın yardımıyla geceyi yükselişle tamamladı. En büyük 500 şirketin işlem gördüğü S&P 500 endeksi %1’e yakın yükselerek üç günlük düşüş serisini sonlandırırken, toparlanmaya özellikle yarı iletken hisseleri öncülük etti. Nasdaq Bileşik endeksinin %1,3 yükselmesinin ardından iyimser havanın Pasifik’in diğer ucuna da yansıdığını görüyoruz. Asya’da bu sabah alımlar hız kazanırken, çip üreticilerinin ağırlıkta olduğu Güney Kore KOSPI endeksi %5 yükseldi. Japonya’da gösterge endeks Tokyo borsası %2 prim yaparken, Güney Kore’nin temmuz ayının ilk bölümünde yarı iletken ihracatının yaklaşık üç katına çıkması ve Tayvan’dan gelen güçlü sipariş verileri, yapay zekâ temalı teknoloji hisselerine yönelik iyimserliği yeniden canlandırdı.

Jeopolitik cephede ise Yemen’deki Husilerin Kızıldeniz’de Suudi petrol tankerlerini hedef alabileceği yönündeki tehditleri nedeniyle Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı 92 dolar seviyesine yükselirken, piyasalarda belirgin bir riskten kaçış eğilimi de görülmedi. Yatırımcılar dikkati yeniden şirket bilançolarına çevirirken, bugün açıklanacak Alphabet ve Tesla sonuçları, yapay zekâ yatırımlarının şirket kârlılığına etkisi açısından yakından takip edilecektir. Diğer taraftan dolar değer kazanırken, sepet kur DXY 101,20 seviyesine varan bir yükseliş kaydetti. İngiltere’nin yeni başbakanı ve Hazine Bakanı şimdilik yeterli heyecan yaratamazken, birkaç gün önce 1,3560 seviyesine yükselen GBPUSD paritesi 1,3370 seviyelerine geri çekildi.

Piyasaların kılavuzu konumunda ABD 10 yıllık tahvil faizi %4,63 seviyesine gelerek son iki ayın en yüksek seviyesini test ederken, gelecek hafta gerçekleştirilecek olağan Fed toplantısı öncesinde faizlerin sabit bırakılması ana beklenti olmayı sürdürüyor. Fed faiz vadeli kontratları yıl sonuna kadar toplam 38 baz puanlık ilave sıkılaşma ihtimalini fiyatlamaya devam ederken, Ekim toplantısında artırım ihtimali %77 seviyesinde fiyatlandırılıyor. Faiz getirisi olmayan kıymetli metaller, Fed’in yeni başkanının isminin telaffuz edildiği 29 Ocak’tan bu yana (yaklaşık beş aydır) neredeyse her fırsatta satış baskısıyla karşı karşıya kaldı. Son günlerde ise yeniden hayat belirtisi göstermeye başladı. Yükselişin fitilini büyük önem verdiğimiz 54 dolar seviyesinin test edilmesiyle ateşleyen gümüş bu sabah 60 dolar seviyesini test ederken, benzer bir şekilde altının da ons fiyatı 4,140 dolar seviyesine dayanarak teknik mânâda düşüş serisini sonlandırdı. Dün gümüşte açtığımız ilk kademe uzun pozisyonumuza bugün altını da ekleyeceğiz. Unutmayın, bir enstrüman sadece yükselirken alınır! Kripto cenahında ise amiral gemisi Bitcoin bu sabah 66 bin dolar seviyesinin üzerine yerleşti.

Büyük resimde ise, piyasaların Orta Doğu’da tırmanan jeopolitik riskleri tamamen göz ardı etmese de, odağını yeniden teknoloji şirketlerinin bilançolarına ve yapay zekâ temasına çevirdiğini görüyoruz. Bu minvalde petrol fiyatları son altı haftanın zirvesini test etse de, risk iştahının bozulmadığı ve yukarıda da görüleceği üzere, kıymetli metallerin daha fazla satış baskısıyla karşı karşıya kalmadığını görüyoruz. Ya da ekonomi ile jeopolitikanın yavaş yavaş ayrışmaya başladığın altını çizmemiz gerekiyor. Haber akışında, ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun diplomatik çözüm arayışını sürdürmeye hazır olduklarına dair mesaj verirken, buna karşın sahadaki gerilim tırmanmaya devam ediyor. Yemen’deki Husiler, uluslararası denizcilik şirketlerine gönderdikleri resmî uyarıda Suudi Arabistan limanlarına yükleme veya boşaltma yapan gemilerin hedef alınabileceğini bildirirken, bu uyarının ardından Asya’ya petrol taşıyan üç Suudi tanker rotasını değiştirdi.

İran’ın Hürmüz Boğazı’na yönelik tehditleriyle birlikte Kızıldeniz’de de risklerin artması, küresel enerji arzı açısından iki kritik deniz geçidini aynı anda baskı altına aldı. Enerji arzına ilişkin riskler ön planda kalsa da, piyasalar bir yandan diplomatik girişimlerden gelebilecek ateşkes sinyallerini, diğer yandan enerji arzını sekteye uğratabilecek somut gelişmeleri yakından takip etmeyi sürdürüyor. Diplomasi kapısı tamamen kapanmış görünmese de çatışmanın maliyeti ve ekonomik etkilerinin de giderek büyüdüğünü görüyoruz. Pentagon, İran savaşının ABD’ye bugüne kadar 37,5 milyar dolara mal olduğunu açıklarken, ek bütçe talebi Washington’da yaklaşan ara seçimler öncesinde siyasî tartışmaları da beraberinde getirdi. Savaş karşıtı sesler her geçen gün yükseliyor. Başkan Trump savaşta hayatını kaybeden Amerikan askerlerinin sayısının on sekize yükseldiğini açıkladı.

Türkiye cephesinde ise ismi büyük yabancı kurumlardan birinin dün USDTRY kuru ile ilgili kaleme aldığı rapor gündemi oldukça meşgul etti. Goldman Sachs, TCMB’nin önümüzdeki dönemde döviz kurunda daha fazla değer kaybına izin verebileceği ve yıl sonuna kadar %20’lerin ortasında bir yükseliş yaşanabileceği öngördü. Açıkçası raporun mevcut beklentilere kıyasla hangi yeni bilgiyi sunduğunu görmekte zorlandık. Uzun bir süredir bizim de sene sonu için kur beklentimiz yaklaşık 52,00 seviyesinde bulunuyor. Bu da zaten sene başına göre bakılırsa (43,00 – 52,00) yaklaşık %20 düzeyinde bir yükselişe işaret ediyor. Dolayısıyla Goldman’ın raporu, mevcut beklentilerden belirgin şekilde ayrışan yeni bir hikâye sunmaktan ziyade, piyasada zaten konuşulan temel senaryoyu teyit ediyor. Kaldı ki, yabancı kurum raporlarının zaman içinde değişen ekonomik ve jeopolitik gelişmelere bağlı olarak sık sık revize edildiğini de geçmişte defalarca gördük!

Yabancı bir kurumda uzun bir süre çalışan biri olarak bu raporları da nasıl yazdıklarını yakından bilsem de, ayrı bir tartışma konusu olduğundan bu noktaya hiç değinmeyeceğim. Dün Türk mali piyasaları günü limoni bir şekilde tamamladı. Ana endeks %0,7 gerilerken, bankacılık hisseleri %0,8 oranında düştü. XBANK’ın son 20 günde neredeyse %20 gerilediğinin altını çizmek gerekiyor. USDTRY kuru kamunun kontrolünde 47,20 seviyelerine gelirken, 5 yıl vadeli CDS risk primi 240 baz puanla son altı haftanın en yüksek seviyesine geldi. Petrol fiyatlarının seyri, net enerji ithalatçısı olan Türkiye’nin cari açık ve enflasyonla savaşını pekâlâ desteklemiyor. Her ne kadar manşete bakarak petrol fiyatlarının 92 dolar seviyesine gelerek son altı haftanın zirvesini test ettiğini söylerken, rafineri fiyatlarındaki yüksek seyrin daha da belirgin bir hâl aldığını ve arz sorunlarının başta motorin olmak üzere rafineri ürünlerini ciddi şekilde olumsuz etkilediğini not etmek gerekiyor. Bu minvalde, iki yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi de tıpkı petrol fiyatları gibi %41,81 seviyesine yükselerek son altı haftanın zirvesini test etti.

Türkiye cephesinde dün siyasi gelişmeler de ön plana çıktı. CHP’den ayrılan Özgür Özel, bugün yeni partisini kuracağını açıklarken, çok sayıda milletvekilinin yeni oluşuma katılabileceği beklentisi siyasi gündemin ilk sırasına yerleşti. Mali piyasaların gündeminde ise bugün İngiltere’de enflasyon rakamları, Türkiye’de ise kapasite kullanım oranı ile reel kesim güven endeksi takip edilebilir.

Altın

1784694647c2108fe2bcdbd9da14e776aaa66b9f37_1_1200.jpg
 
Gümüş

17846946472c73a425143baddd178fd8dbe7c82ca5_2_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında

Yayınlanma:

|

Yazan:

Dün KKTC Mali piyasaları 20 Temmuz Özgürlük ve Barış Bayramı nedeniyle kapalı konumdaydı. Bayramımız öncelikle kutlu olsun. Kıbrıs’ta son günlerde hareketli seyir dikkat çekiyor. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 27-29 Temmuz tarihlerinde dayı ziyaret etmesi bekleniyor. İki liderle ayrı görüşmelerin ardından üçlü zirve gerçekleştirilecek. BM, taraflar arasında diyaloğu yeniden canlandırmayı ve ağustos sonu veya eylül ayında yeni bir gayriresmî 5+1 toplantısı için ortak zemin oluşturmayı amaçlıyor. Sürecin seyrinin, Kıbrıs meselesinde önümüzdeki dönemin diplomatik takvimi açısından belirleyici olacağını düşünüyoruz.

Öte yandan, KKTC-Türkiye arasında doğalgaz hattı için ilk imzalar atıldı. İmzalanan mutabakat zaptı kapsamında Türkiye’den deniz altı boru hattıyla KKTC’ye doğalgaz ulaştırılması hedefleniyor. Projenin hayata geçmesiyle enerji arz güvenliğinin güçlenmesi, elektrik üretim maliyetlerinin düşmesi ve sanayi ile turizm sektörünün rekabet gücünün artması amaçlanıyor. Rum basınında projenin geniş yankı bulduğunu görüyoruz. NATO Zirvesi’nde Türkiye’nin gövde gösterisinin ardından, bazı yorumlarda, su ve elektrik projelerinin ardından doğalgaz hattının da tamamlanmasıyla KKTC’nin enerji alanında ciddi bir avantaj elde edebileceği, mevcut eğilimin sürmesi halinde Güney Kıbrıs’ın gelecekte KKTC’den daha ucuz elektrik temin etmek zorunda kalabileceği değerlendirmelerine yer verildi.

Büyük resme baktığımızda ise Avrupa’nın Rus gazına alternatif arayışı devam ederken, Doğu Akdeniz kaynaklarının KKTC üzerinden Türkiye’ye, oradan da Avrupa pazarına ulaştırılması, mesafe ve maliyet açısından en rasyonel güzergâhlardan biri olacağı enerji uzmanları tarafından değerlendiriliyor. Ancak bölgedeki jeopolitik dengeler ve siyasi anlaşmazlıklar, ekonomik açıdan en verimli görülen bu rotanın hayata geçirilmesinin önündeki en büyük engel olmayı sürdürüyor. Bu sürecin, KKTC’nin uluslararası alandaki k gündemin merkezinde  onumuna da olumlu katkı sağlamasını temenni ediyoruz.

Küresel mali piyasaların gündeminde ise ABD-İran savaşının gündemin merkezinde yer tutmaya devam ediyor. ABD ordusunun Mart ayından bu yana ilk kez can kaybı yaşaması ardından jeopolitik riskler yeniden tırmanırken, Hürmüz Boğazı’nda petrol tankerlerine yönelik saldırılar ve bölgedeki enerji altyapısını hedef alan gelişmeler, arz güvenliğine ilişkin endişeleri yeniden artırdı. Tansiyonun barometresi konumunda Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı dün gün içinde 91 doların üzerine yükselse de, diplomatik temasların yeniden başlayabileceği beklentisiyle kazanımlarının önemli bir bölümünü geri verdi.

Petrol fiyatlarındaki yükselişe rağmen küresel risk iştahında belirgin bir bozulma yaşanmaması dikkat çekiyor. Cuma günü teknik açıdan önemli gördüğümüz 100,50 seviyesini bir kez daha test eden dolar endeksi (DXY), buradan gelen tepki alımlarıyla 100,90 seviyesine toparlandı. Enerji fiyatlarındaki yükselişin enflasyon endişelerini yeniden gündeme taşımasıyla, piyasaların para politikası beklentileri açısından yakından izlediği ABD 2 yıllık tahvil getirisi de hafif yükselerek %4,20 seviyesine çıktı. Vadeli kontratlar yıl sonuna kadar toplam 33 baz puanlık faiz artışını fiyatlarken, ekim toplantısında faiz artırımı olasılığı %71 seviyesinde bulunuyor.

Faiz getirisi olmayan kıymetli metallerde ise altının ons fiyatı 4,040 dolar seviyesine yükselirken, gümüşün ise geçen hafta büyük bir önemle takip ettiğimiz 54 dolar seviyelerini test ederek toparlanmaya başladığını görüyoruz. Gümüşte son günlerde fiyatın gerilemesine rağmen teknik analizde sıklıkta rastladığımız güç göstergesi olan RSI göstergesinin gerilememesi, hatta yükselmesi, dibin test edilmiş olabileceğine işaret ediyor. Teknik mânâda aşağıdaki grafikten de görülebileceği üzere bu sabah 58 dolar seviyesine yaklaşan gümüşte, eğer beklenmedik olumsuz bir gelişme olmazsa yukarı yönlü isteğin artmaya başlayacağını düşünüyoruz. Böyle bir durumda yukarıda ilk seviye olarak 63 doları hedefleyeceğiz. Bugün kademeli olarak uzun pozisyona geçmek için hazırlıklara başlayacağız.

Gümüşte yukarı yönlü hareketlilik dikkatimizi çekmeye devam ederken, altın tarafında da benzer bir hareketten söz etmek adına yukarıda 4,100 dolar seviyesinin üzerinde kapanış görmek isteyeceğiz. Aşağıdaki grafikten de görüleceği üzere, Bloomberg Emtia Endeksinin genelinde yeniden yükseliş isteğinin tırmandığını görüyoruz. Öte yandan, dört haftadır yükseliş isteği sergileyen lâkin bir türlü 65 bin dolar seviyesinin üzerine yerleşemeyen Bitcoin bu sabah 65,500 dolar seviyelerine kadar gelerek kıymetli metallerdeki yükselişe eşlik ettiğinin altını çizmek isteriz.

Yemen’deki İran destekli Husilerin Suudi Arabistan’a deniz ablukası ilan etmesi, ABD-İran savaşının Kızıldeniz’e yayılma riskini artırdı. Henüz Bab el-Mendep Boğazı’nın tamamen kapandığına dair bir bilgi bulunmazken, olası saldırılar veya sevkiyatların aksaması, Hürmüz Boğazı’ndaki kayıplara ek olarak küresel petrol arzı, navlun ve sigorta maliyetleri üzerinde baskı yaratabileceğini düşünüyoruz. Buna karşılık İran ile ABD arasında ateşkes arayışlarının sürmesi, petrol fiyatlarındaki ilk yükselişin sınırlı kalmasını sağladı. Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı dün gün boyu 86-91 dolar geniş bandında hareket ettikten bu sabah 88 dolar seviyelerinde dengelendiğini görüyoruz.

ABD borsaları dün geceyi yatay tamamlarken, yeni gün başlangıcında, Pasifik’in diğer ucunda iyimser bir seyir görüyoruz. Orta Doğu’da ateşkes için yürütülen arabuluculuk girişimlerinin yanı sıra petrol fiyatlarını bir aylık zirveden aşağı gevşemesiyle gösterge endeks Tokyo borsası %2,5 yükselirken, gözlerin üzerine çevrili olduğu ve dün %4,5 gerileyen Güney Kore borsası KOSPI bu sabah %4,5 yükseliş kaydetti. ABD borsalarının da vadeli işlemlerinde yükseliş isteği göze çarparken, Nasdaq vadelisinde %1 yükseliş dikkat çekiyor.

Jeopolitik riskler ve petrol fiyatlarındaki oynaklık yakından takip edilirken, piyasaların odağı ikinci çeyrek bilanço sezonuna çevrilmiş durumda. Bu hafta Alphabet, Tesla, Intel ve IBM başta olmak üzere teknoloji devlerinin açıklayacağı finansal sonuçlar, yıl boyunca yapay zekâ temasıyla yükselen piyasaların yönü açısından kritik önemle takip edilecektir. Alphabet’in yeni yapay zekâ çipleri geliştirdiğine yönelik haber akışı teknoloji sektörüne alım getirdi. Ancak beklentilerin oldukça yükseldiği mevcut ortamda, şirketlerin yalnızca kârlılık rakamları değil, gelecek döneme ilişkin verecekleri mesajlar da piyasalarda belirleyici olacaktır.

Avrupa siyasetinde ise İngiltere’de yeni dönem resmen başladı. İşçi Partisi lideri Keir Starmer’ın görevden ayrılmasının ardından başbakanlık koltuğuna oturan Manchester eski Belediye Başkanı Andy Burnham, son 10 yılda yedinci başbakan oldu. Siyasî istikrarsızlığa son verme sözü veren Burnham, 40 yılın en büyük değişimini hedefleyen yeni bir siyasi ve ekonomik model hazırlayacağını açıkladı. İlk aşamada hayat pahalılığı, konut sorunu ve zayıf ekonomik büyümeye odaklanacağını söylerken, piyasa fiyatlamasına bakarsak GBPUSD paritesi 3 gündür gerileyerek 1,3430 seviyelerine geri çekildi. İngiltere borsası FTSE100 de benzer bir şekilde günü %0,7 oranında düşüşle tamamladı. Bu arada dün gece saatlerinde, daha önce 2002-2007 yılları arasında Hazine’de görev yapan Savunma eski Bakanı John Healey’i maliye bakanı olarak atadı. Healey, yatırımcılar ve parlamenterler tarafından deneyimli ve güven veren bir isim olarak karşılandığını haber akışında okuyoruz. Bugün İngiltere piyasalarının Healey atamasını nasıl fiyatlayacağını takip edeceğiz.

TCMB, Piyasa Katılımcıları Anketi’nin Temmuz ayı sonuçlarına göre, sene sonu TÜFE beklentisi ve on iki ay sonrasına ilişkin beklenti hemen hemen önemli bir değişim göstermeden sırasıyla %29,21 ve %23,95 oldu. Sene sonu USDTRY kuru beklentisi 51,55 olurken, sene sonuna kadar katılımcılar TCMB’den 230 baz puan faiz indirimi beklerken (%37’den %34,70), Perşembe günü sonuçlanacak olağan PPK toplantısında ise faizlerin sabit tutulacağı tahmin ediliyor (bakınız grafik).

Türk mali piyasaları geçen hafta tahterevalli misali inişli çıkışlı bir seyir izlemişti. Küresel arenada cereyan eden olumsuzluklar ve iç siyasette artan endişeler ön plana çıkarken, NATO Zirvesi ardından yeşeren ABD yaptırımlarının kalkacağı beklentisi, S-400 ve F-35 meseleleri ön planda kalmaya devam etti. Dün BIST100 ana endeksi günü %0,7 oranında artışla tamamlarken, bankacılık endeksi %1,6 geriledi. USDTRY kuru kamunun kontrolünde 47,20 seviyelerine gelirken, yurt içi yerleşiklerin TL ilgisinin devam ettiğini görüyoruz. TCMB’nin Cuma valörlü işlemlerde 38 milyar dolar seviyesine yükselen net yabancı para pozisyonu, pazartesi valörlü işlemlerde -hafta sonu riski- 33,7 milyar dolar seviyesine geriledi. Altın fiyatlarının derleme etkisiyle rezervler üzerinde olumsuz etki doğurması, net pozisyon üzerinde baskı kuruyor. CDS risk primi uzun bir aradan sonra 220-230 baz puan seviyelerini terk ederek 240 baz puana yükseldi.

23. FIFA Dünya Kupası’nın finalinde İspanya, uzatma dakikalarında bulduğu golle Arjantin’i 1-0 mağlup ederek tarihindeki ikinci Dünya Kupası şampiyonluğunu kazandı. Maç boyunca oyunun kontrolünü elinde tutan İspanya, üstün futbolunu son bölümde skora yansıtmayı başarırken, bu zaferle şampiyonluk sayısını ikiye çıkararak Fransa ve Uruguay’ı yakaladı. Arjantin ise üç şampiyonlukta kaldı. Böylece Dünya Kupası tarihindeki denge de Avrupa lehine biraz daha bozuldu. Avrupa ülkeleri toplam 13, Güney Amerika temsilcileri ise 10 şampiyonluğa ulaştı. Turnuvanın ardından Paraguay ve Arjantin eleştirilen odağına yerleşti.

TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi

 1784608675e2304d3d1b8bc1ec89b151b6a29ab196_1_1200.jpg

TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi – USDTRY ve TÜFE

 1784608675b84fb85136bc6d82eb4b0ac3c71b9e33_2_1200.jpg

Gümüş

 178460867599e52501f96b6cf82afa16d49315452d_3_1200.jpg

Bloomberg Emtia Endeksi

17846086753642178d1df80965fb0d3b729e577203_4_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

GÜNCEL

Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek

Yayınlanma:

|

Yazan:

İSO 500 Verileri Alarm Veriyor: Finansman Yükü Hafiflese de Sanayicinin Omuzundaki Baskı Sürüyor

İSO 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 verileri, Türkiye sanayisinin yüksek faiz ve sıkı para politikasının etkilerini hissetmeye devam ettiğini açık şekilde ortaya koyuyor. Finansman maliyetlerinde 2024 yılına kıyasla sınırlı bir iyileşme görülse de, şirket bilançoları üzerindeki baskı hâlâ tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde seyrediyor.

Hatırlanacağı üzere, 2024 yılında İSO 500 şirketlerinin finansman giderleri yalnızca %16 artmasına rağmen, faaliyet kârı %31,6 gerilemiş, bunun sonucunda finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %56,9’dan %96,6’ya yükselerek tarihi zirvelerden birine ulaşmıştı. Başka bir ifadeyle, sanayi şirketleri faaliyetlerinden elde ettikleri kârın neredeyse tamamını finansman giderlerine ayırmak zorunda kalmıştı.

2025 yılı verileri ise bu baskının kısmen hafiflediğini ancak sorunun henüz çözülemediğini gösteriyor.

Net satışlar 2025 yılında %27 artış gösterirken, finansman giderleri %38,1 gibi daha yüksek bir oranla artarak 854,7 milyar TL’ye ulaştı. Böylece finansman giderlerinin net satışlar içindeki payı %6’dan %6,6’ya yükseldi. Bu tablo, satış gelirleri artsa bile finansman maliyetlerinin daha hızlı büyüdüğünü ve şirketlerin önemli bir bölümünün büyüme performansını kredi maliyetleri nedeniyle bilançolarına yansıtamadığını ortaya koyuyor.

Olumlu tarafta ise faaliyet kârındaki toparlanma dikkat çekiyor. Faaliyet kârı 2025 yılında %57,1 artışla yaklaşık 1 trilyon TL’ye ulaşırken, finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %96,6’dan %84,9’a geriledi. Bu gelişme ilk bakışta önemli bir iyileşme gibi görünse de, tarihsel perspektiften bakıldığında tablo hâlâ endişe verici.

Çünkü 2015-2024 döneminde finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı ortalama %64,5 seviyesinde gerçekleşmişti. Buna göre 2025 yılında kaydedilen %84,9’luk oran, uzun dönem ortalamasının yaklaşık 20 puan üzerinde bulunuyor. Bu da sanayi şirketlerinin yüksek faiz ortamının yarattığı finansman baskısını hâlâ yoğun şekilde yaşamaya devam ettiğini gösteriyor.

Verilerin Verdiği Mesaj

İSO 500 sonuçları, para politikasındaki sıkılığın reel sektör üzerindeki etkisinin henüz sona ermediğine işaret ediyor. Faaliyet kârlılığındaki toparlanma olumlu olmakla birlikte, şirketlerin ürettiği katma değerin çok önemli bir kısmı finansman maliyetleri tarafından tüketilmeye devam ediyor.

Bu nedenle firmalar açısından önümüzdeki dönemde;

  • işletme sermayesi yönetiminin güçlendirilmesi,
  • nakit dönüş süresinin kısaltılması,
  • borç vadesi ve faiz riskinin yeniden yapılandırılması,
  • özkaynak finansmanının artırılması,
  • verimlilik ve kârlılık odaklı üretim modellerine geçilmesi,

her zamankinden daha kritik hale geliyor.

Sonuç olarak, 2025 verileri finansman baskısının zirveden geri dönmeye başladığını gösterse de, sanayi sektörünün hâlâ tarihsel ortalamaların oldukça üzerinde bir faiz yükü taşıdığını ortaya koyuyor. Bu görünüm, para politikasındaki normalleşmenin hızına bağlı olarak 2026 yılında finansman maliyetlerinin seyri açısından belirleyici olmaya devam edecek.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.