Connect with us

GÜNCEL

KERİM ROTA: Boş Vere Boş Vere…

Hükümet, bu afetin ekonomik faturasının kamu kurumları ve vatandaşlardan gelecek bağışlarla ve mevcut bütçeyle ödenebileceğini sanıyorsa çok yanılıyor. Karşılaştığımız afet 1999’da olduğu gibi çok acil yeni bir bütçe yapılmasını gerektiriyor. Yeni vergilerle ve borçlanmalarla, hatta belki de TCMB aracılığıyla yapılacak parasal genişlemeyle kamu harcama kapasitesinin artırılması gerekiyor. Bunların sonucunda da enflasyon, cari denge, borç stoku, döviz rezervi verilerimizde kötüleşme olacak.

Yayınlanma:

|

Ülkemiz 1999 Marmara depreminden 24 yıl sonra yine ağır depremler yaşadı. Yazılacak, söylenecek çok şey olsa da acılar çok taze. Bu afette hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânları cennet olsun. Yaralılara şifa, sevdiklerini kaybedenlere de sabır diliyorum. 

Depremden bu yana aklımız ve vicdanımız başka bir konuyu konuşmayı veya gündelik hayata geri dönmeyi kaldırmıyor. Bunu deprem kurbanlarına ve mağdurlarına yapılmış bir saygısızlık olarak görüyoruz.

Ancak bir an önce yaşanan depremin ülke olarak muhasebesini yapıp, mağdurlara planlı ve sağlıklı destek sağlamak ve ülkemizin yaralarının nasıl sarılacağına da kafa yormak gerekiyor. Aksi takdirde geride kalanlara ikinci bir afet yaşatmış olacağız.

Bu nedenle 6 Şubat depremlerinin ülkemiz için ekonomik etkilerinin ne olacağını artık bilmemiz gerekiyor. Tabii ki henüz yıkımın boyutları netleşmemişken bunun sağlıklı bir şekilde hesaplanamayacağını söyleyenler de var.

Ancak 1999 depreminden bu yana teknolojinin ve iletişimin gelişimini göz önüne alınca bu hesaplamanın çeyrek yüzyıl öncesine göre daha hızlı ve sağlıklı yapılmasını beklemek de hakkımız olsa gerek.

8 Eylül 1999 DPT Raporu

17 Ağustos 1999 depreminden tam üç hafta sonra, 8 Eylül 1999’da Devlet Planlama Teşkilatı depremin ülkemize ekonomik etkilerini ortaya koyan 127 sayfalık bir ön rapor hazırlamış. 

Bu raporda DPT, depremin sermaye birikimi ve milli gelir üzerinde 9 ila 13 milyar dolar etkisinin olacağını hesaplamış. Kamu finansmanına gelecek yük ise 6,3 milyar dolar olarak hesaplanmış. Bu yükün 2,5 milyar dolarlık kısmının dış yardımlar yoluyla karşılanacağı belirtilmiş. Kalan 3,8 milyar doların finansmanı için de bazı tavsiyeler yapılmış. 

O günkü hükümet, depremin ardından önce acil yardımlar için 500 trilyon TL (1,2 milyar dolar) tutarında bir ek bütçe çıkardı. Kısa bir süre içinde de 4481 sayılı Kanun’u yasalaştırarak aşağıdaki önlemleri aldı. Bu önlemler;

  • Gelirler ve Kurumlar vergisine ilave yüzde 5 ek gelir vergisi,
  • Yüksek ücretlerden (yıllık 12 milyar TL’yi aşan) alınacak ilave yüzde 5 vergi,
  • Götürü usulde beyan verenlerden ek yüzde 5 vergi,
  • Tek seferlik ilave Motorlu Taşıtlar Vergisi
  • Birden fazla veya 200 m2’den büyük konutları olanlara ek emlak vergisi,
  • Özel İletişim Vergisi (sonraları kamuoyunda deprem vergisi olarak tanındı).

DPT depremin büyüme, enflasyon, ödemeler dengesi, dış ticaret üzerine olası yansımalarını analiz etmiş. Rapor sadece ekonomik etkileri incelemekle kalmamış, molozların kaldırılması esnasında oluşabilecek çevre dahil birçok faktörü ele almış.

Bu rapor yazıldıktan 2 ay sonra Düzce depremini yaşadık. DPT Düzce depremi sonrasında yaptığı hesaplamalarda bu iki depremin doğrudan ve dolaylı maliyetinin 15-19 milyar dolar arasında olacağını belirtmiş.

Söz konusu çalışmada tahmin aralıklarının üst sınırları toplandığında depremlerin ekonomik etkisinin milli gelire oranı yüzde 5,9’a ulaşıyordu. Bugünkü GSYH düzeyi ile bu etki yaklaşık 52 milyar dolara denk gelmektedir.

Aradan geçen yıllarda DPT’nin yaptığı bu ilk tahminlerin oldukça isabetli olduğu görüldü.

Dolayısıyla 1999 depremi sonrasındaki 2-3 haftada o günkü devlet kurumları ve aklı, en azından afetin ekonomik maliyetini tahmin etmiş ve hükümetin buna uygun kanunları çıkarması için yol göstermiş.

TCMB’den 30, Ziraat Bankası’ndan 20

6 Şubat sonrası geçen 2 haftada ise devlet kurumlarından depremin olası maliyetleri konusunda bir bilgi almadık. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde devletin tüm kapasitesinin tek adamın kapasitesine indirgenmiş olduğunun farkındaydık ancak deprem bunu net bir şekilde ortaya koydu. Bugün açıklanan vefat ve yaralı sayıları üzerinde bile ciddi bir şüphe oluşmuş durumda. 

Şu ana dek depremin ekonomik etkileriyle ilgili elimizdeki tek veri birkaç ekonomistin ve yabancı kuruluşun tahminlerinden ibaret. Burada da bahsedilen kayıp tutarları 20 ila 85 milyar dolar arasında büyük farklılık gösteriyor.

Hükümete yol göstermekle sorumlu birçok kamu kurumunu ise geçen hafta ortak TV yayınında bağış için rekor tutarlar açıklarken gördük.

Depremin enflasyona, kurlara, faizlere, bütçeye ve kredilere etkileri konusunda topluma bilgi ve güven vermesi beklenen TCMB başkanı canlı yayına bağlanıp 30 milyar TL bağış yaptı. Ertesi gün yaptığı açıklama ile 2023’te yaptığı bağışı Hazine’ye aktaracağı 2022 kârından mahsup edeceğini söyledi. Meğer canlı yayına bağlanıp bağışladığı miktar, Nisan ayında Hazine’ye zaten aktaracağı paramızın Şubat ayında AFAD’a gönderilmesinden ibaretmiş. Üstelik bu bağışı yapmasa Hazine’nin bunu farklı alanlarda kullanabileceğini, böylece paranın depremzedelere gitmesini garanti altına aldıklarını söyledi. TCMB Başkanı iki kamu kurumu arasında husumete varan çekişmeyi herhalde bundan daha açık ifade edemezdi. Bununla da bitmedi, eğer bu bağışı yapmasalar normal süreçte diğer ortaklara da kâr payı ödeyeceklerini, böylece bundan kurtulduklarını söyledi. Oysa TCMB, Hazine dışındaki diğer ortaklara her yıl maksimum 3.000 TL (yazı ile üç bin Türk lirası) ödüyor. Başkan muhtemelen bunun farkında bile değil.

2022 sonunda Hazine’den 60 milyar TL sermaye alan kamu bankaları TV şovunda 41 milyar TL bağışladılar. Aradan 48 saat geçmeden Hazine’ye sermaye artırımı için tekrar başvurdular. Aksi takdirde bağış yoluyla düşecek sermaye yeterlilik oranları nedeniyle mevcut kredilerini bile bilançolarında taşıyamaz hale geleceklerdi.

Kamu kurumlarının bu halini görünce arama-kurtarma ve acil yardımda oluşan aksaklıklara şaşırmamalı. Muhtemelen önümüzdeki günler ve haftalarda da afetin kamuya ve ülkemize ekonomik etkileri konusunda derli toplu bir paylaşım yapılmayacak. İhtiyaç çıktıkça günübirlik kararlar alınacak, hatta bazı lobilerden gelecek baskılar nedeniyle bu kararlardan geri dönüşler de olacak.

Ekonomik Etki Ne Düzeyde Olabilir?

1999 Marmara depreminin fiziksel olarak en çok etkilediği dört il olan Kocaeli, Sakarya, Yalova ve Düzce’nin toplam nüfusu o tarihte yaklaşık 2 milyon kişiydi. O günlerde 64 milyon olan nüfusumuzun yaklaşık yüzde 3’ü bu dört ilde yaşamaktaydı.

6 Şubat depremlerinden en çok etkilenen beş ilimiz olan Adıyaman, Hatay, Malatya, Kahramanmaraş ve Gaziantep’te yaşayan nüfusumuz ise 6,5 milyonun üstünde. Bu illerin bugün nüfus içerisindeki payı yüzde 7,6. Dolayısıyla 6 Şubat depremlerinin yıkıcı şekilde etkilediği vatandaşlarımızın sayısı 1999 depremine göre çok daha fazla.

Milli gelir içindeki oran ile karşılaştırılınca 1999 depreminin en çok etkilediği dört ilin milli gelir içindeki payı o tarihte yüzde 5,8 civarındaydı. 6 Şubat depremlerinin en çok etkilediği beş ilimizin milli gelir içerisindeki payı ise yüzde 5,1 

Son felaketin yapı stoku kaybında Marmara depremine göre çok daha büyük etkide bulunması olası görünürken, üretim kaybının daha sınırlı kalabileceği söylenebilir.

6 Şubat depremlerinde sabit varlıklardaki en önemli kayıp yapı ve bina stokundaki kayıplar olacaktır. Marmara depreminde 28 bin yapı ağır hasarlı/yıkık, 28 bin yapı orta hasarlı ve 31 bin yapı hafif hasarlı olarak kayıtlara geçmiş. Sonrasındaki güncellemelerle yaklaşık 300 bin yeni bağımsız bölüm ihtiyacının ortaya çıktığı belirtilmiş.

6 Şubat depremlerinde hasar gören yapı stoku ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın açıklamalarına göre aşağıdaki gibidir (19 Şubat verileri):

– 20.662 binada 71.052 bağımsız bölüm yıkılmış durumda,

– 105.794 binada 384.545 bağımsız bölüm acil yıkılması gereken ve ağır hasarlı,

– 407.786 binada 1.409.654 bağımsız bölüm orta hasarlı, 

– 205.086 binada 1.091.720 bağımsız bölüm az hasarlı, 

– 87.653 binada 254.111 bağımsız bölüme ise girilememiş durumda.

Bakanlık’ın bu verilerine bakınca maalesef 6 Şubat depremlerinde yapı ve bina stokundaki kaybın Marmara depreminin üç katına ulaşabileceği görülüyor. 

Eldeki öncü verilerle bile baştan yapılmak zorunda olan bağımsız bölüm sayısı 800 binin üzerinde olacak görünüyor.

Barınaksız kalacak ve kamu desteği ile yaşamını sürdürmek zorunda olacak vatandaşlarımızın sayısının da bölgenin ekonomik şartları nedeniyle 1999’un üç katını bile aşması muhtemel.

Dolayısıyla toplam maliyetin 1999 Marmara depremi faturasının bugünkü değeri olan 52 milyar doların çok üzerine çıkması olası.

Sorunları 3 Ay Görmezden Gelsek Ne Olur Ki?

Bu öncü veriler ortadayken hükümet, bu afetin ekonomik faturasının kamu kurumları ve vatandaşlardan gelecek bağışlarla ve mevcut bütçeyle ödenebileceğini sanıyorsa çok yanılıyor.

Karşılaştığımız afet 1999’da olduğu gibi çok acil yeni bir bütçe yapılmasını gerektiriyor. Yeni vergilerle ve borçlanmalarla, hatta belki de TCMB aracılığıyla yapılacak parasal genişlemeyle kamu harcama kapasitesinin artırılması gerekiyor. Bunların sonucunda da enflasyon, cari denge, borç stoku, döviz rezervi verilerimizde kötüleşme olacak.

1999 depremi öncesindeki iki çeyrekte ekonomimiz Rusya krizinin etkisiyle yüzde 8,5 ve yüzde 6,1 küçülmüştü. Şirketler, çalışanlar, esnaf, zaten daralan ekonominin olumsuzluklarını yaşıyorlardı. Bu olağanüstü dönem, olağanüstü tedbirler gerektirmişti.

Bugün de buna benzer tedbirler gerekiyor. Ancak 2022 paylaşım açısından 1999’dan çok farklı oldu. 2022’de uygulanan negatif faiz ve oluşan yüksek enflasyonun kazananları bankalar, şirketler ve kamu oldu. Banka ve şirket kârları “süper kârlar” olarak tanımlanacak hale geldiler. Vahşi servet transferinin kaybedenleri ise ücretli çalışanlar, işsizler, emekliler, sabit gelirliler ve gençler oldu. Dolayısıyla geçen seneki kârının yüzde 1’ini bağışlayıp hayatına eskisi gibi devam edeceğini sanan banka ve şirketlerin üstlenmesi gereken yüklü bir fatura olması gerekiyor. Envanterinde onlarca uçak ve 100 binin üzerinde otomobil olan kamunun, çoklu maaş ve huzur hakkı alan kamu çalışanlarının ne fedakârlık yapacağının görülmesi gerekiyor.

Eğer karşılaşacağımız faturanın tutarı ve üstlenicileri şeffaf bir şekilde toplumla paylaşılmaz ise korkarım birkaç hafta içinde afetin ekonomik etkilerini ciddiye almaktan uzaklaşacağız. 

Yardım ve bağışların miktarı ve nereye harcandığı şeffaf ve hesap verilebilir şekilde paylaşılmazsa hükümetin artan itibar açığı nedeniyle ilk günlerde oluşan dayanışma ruhunun azalması da olası. Maalesef böyle bir durumda deprem mağdurları devletin kısıtlı mali ve yönetim kapasitesiyle baş başa kalabilirler.

Bugünkü Aklım Olsaydı, Harcar Mıydım Günlerimi?

Seçimlere çok az kaldığı için hükümet muhtemelen faturanın açıklanmasını ve ödenmesini seçim sonrasına ertelemek niyetinde. Oysa sandığa gidecek vatandaşların oy isteyenlerden faturayı kimin, nasıl ödeyeceğini öğrenmek istemesi en doğal hakkı.

Cenk Yaltırak hocanın deprem için defalarca dile getirdiği gibi, kovayı taşıran son damla değil içindeki sudur. Seçime kadar kalan 3-4 ayda sorunlarla yüzleşilmezse kovanın hükümetin beklediğinden daha önce taşması mümkün. 

Bugün karşılaştığımız faturayı görünce sormadan edemiyoruz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kabinesinin kurulduğu Temmuz 2018’den bu yana;

  • 200 milyar dolardan fazla döviz rezervimiz neden bir ego tatmini uğruna satıldı?
  • Enflasyonumuz nasıl yüzde 80’lere kadar yükseldi? 
  • Borç stokumuz neden dört katına çıktı?
  • Kamu faiz ödemelerimiz 2017’den 2023’e neden 10 katına çıktı?
  • Henüz ödenmemiş iç borç faizlerimiz neden yedi katına çıktı?
  • Konut fiyatlarının altıya katlanmasında akıl dışı para politikasının rolü neydi?
  • 10 milyar doları aşan kamu kaynağı KKM ile birkaç 100 bin mevduat sahibine neden aktarıldı? 

Bu kaynaklara ve mali alana bugün ne çok ihtiyacımız olduğu ortada değil mi?

Boş Vere Boş Vere Ne Hale Geldik

Bu deprem bizi yönetenlerin mega yatırımlar, Kanal İstanbul ve ücretli yollarla övünürken yaşam hakkına yatırımı nasıl da ihmal etmiş olduklarını gösterdi.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati depremden dört gün önce, 2 Şubat’ta “Türkiye Yüzyılı Zirvesi ve Para Sohbetleri” programında yaptığı konuşmada şunları söylemişti: “Gücümüz var. Dayanışmamız kuvvetli, altyapı yatırımlarını tamamlayan bir ülkenin vatandaşı mıyız? Vatandaşıyız.”

Dört ilimizde nüfusun yarısının deprem mağduru haline düşmesinden birkaç gün önce Hazine ve Maliye Bakanımız ülkenin altyapısının tamamlanmış olduğuna inanıyordu. Yeni yatırım ihtiyacımız kalmamıştı. Artık faizleri düşürebilir, kuru tutmak için kamu kaynaklarından büyük mevduat sahiplerine para aktarabilirdik.

Buna inanan bir Bakanımız ve onu bu göreve layık görüp atayan Cumhurbaşkanımız varken mali alanımızın ve kaynaklarımızın insanlarımızın yaşam hakkı yerine finans piyasalarının terbiyesine ve inşaat rantına kullanılmasına neden şaşırıyoruz ki?

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yüksek fonlama maliyetleri ve enflasyon bankaların kâr marjlarını daraltırken, takipteki kredi oranı 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 3,5’e yükseldi. Fitch, kârlılık üzerindeki baskının yıl boyunca sürmesini bekliyor.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, üç aylık Türk Bankaları İzleme Raporu’nda, Türk bankacılık sektörünün 2026 yılının ikinci çeyreğinde kârlılık kaybı yaşadığını ve sorunlu kredilerdeki artışın sürdüğünü bildirdi. Bloomberg HT haberine göre, yüksek fonlama maliyetleri, artan swap giderleri ve enflasyon kaynaklı faaliyet giderleri, bankaların finansal performansını olumsuz etkiledi.

Faaliyet kârlılığında belirgin gerileme

Fitch’in izlediği bankalarda ortalama faaliyet kârının risk ağırlıklı varlıklara oranı, 2026’nın ilk çeyreğindeki yüzde 3,9 seviyesinden ikinci çeyrekte yüzde 2,6’ya geriledi. Sektör genelinde ise aynı oran yüzde 4,6’dan yüzde 3,3’e düştü.

Rapora göre, yüksek Türk lirası faizlerinin fonlama maliyetlerini artırması, net faiz marjlarını daraltan başlıca unsurlar arasında yer aldı. Swap maliyetlerindeki yükseliş ve enflasyonun faaliyet giderleri üzerindeki etkisi de kârlılığı baskıladı.

Takipteki krediler yüzde 3,5’e çıktı

Bankacılık sektöründe aktif kalitesine ilişkin göstergeler de olumsuz seyrini sürdürdü. Fitch’in izlediği bankaların ortalama takipteki kredi (NPL) oranı, ilk çeyrekteki yüzde 3,3 seviyesinden ikinci çeyrek sonunda yüzde 3,5’e yükseldi. Yeni takipteki kredi oluşum oranı da yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çıktı.

Bankaların ortalama çekirdek sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Bu görünüm, kredi riskleri ve kârlılık baskıları yakından izlenirken sermaye göstergesinin söz konusu dönemde yatay seyrettiğine işaret etti.

Bankacılık sektörünü ne bekliyor?

Fitch, yüksek TL faizleri ve enflasyonist baskıların bankaların kârlılığı üzerindeki etkisinin 2026 boyunca devam edebileceğini öngörüyor. Kuruluş, yılın sonlarına doğru faiz indirimlerinin yeniden başlaması durumunda bu baskının 2027’de hafifleyebileceğini değerlendiriyor.

Bankacılık sektörü açısından temel risk, fonlama maliyetleri yüksek seyrederken kredi geri ödemelerinde yaşanabilecek bozulmanın karşılık giderlerini artırması ve kâr marjlarını daha da daraltması. Bu süreç, bankaların kredi verme iştahı ve reel sektörün finansmana erişimi üzerinde de baskı oluşturabilir.

Kaynak: Fitch Ratings’in Türk Bankaları İzleme Raporu; 21 Ekim 2026 tarihli haberler.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL

FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.

Bankavitrini.com | Gündem

Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.

Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı

Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.

Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.

Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.

DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil

DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.

DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.

Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”

DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.

Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?

Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.

Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.

Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.

Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu

Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.

Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.

Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda

VESTEL’DEN EUROBOND YATIRIMCISINA İKİ SEÇENEK: YA YÜZDE 45 ANAPARA KESİNTİSİ YA 6 YIL VADE UZATIMI

Yayınlanma:

|

500 milyon dolarlık borç için yeniden yapılandırma süreci başladı. Vestel, anaparasını korumak isteyen yatırımcıya 2035 vadeli ve yüzde 4 faizli tahvil; anapara kesintisini kabul eden yatırımcıya ise 2032 vadeli ve yüzde 6 faizli yeni tahvil öneriyor. Bankalarla 2041 vadeli yeniden yapılandırma görüşmeleri de sürüyor.

Bankavitrini.com – Ekonomi Haberleri

Vestel Elektronik, bilançosunu sürdürülebilir hale getirmek amacıyla yurt dışı borçlarının yeniden yapılandırılması için önemli bir adım attı. Şirket, toplam nominal tutarı 500 milyon dolar olan, yıllık yüzde 9,75 faizli ve 2029 vadeli Eurobond’ları için tahvil sahiplerine iki alternatif içeren takas teklifi ve muvafakat talebi sürecini başlattı.

20 Ekim 2026 tarihinde kamuoyuna yansıyan açıklamaya göre yatırımcılar, mevcut anaparalarını koruyarak borcun vadesini uzatabilecek veya anaparanın yüzde 45’inden vazgeçerek daha erken vadeli yeni tahvillere geçebilecek.

Teklif, şirketin yalnızca tahvil borçlarını değil, bankalara olan finansal yükümlülüklerini de kapsayan daha geniş kapsamlı yeniden yapılandırma çalışmalarının bir parçası olarak öne çıkıyor. https://www.kap.org.tr/tr/Bildirim/1684657

İki seçenek yatırımcıya ne getiriyor?

Vestel’in teklifinde yatırımcıların önündeki iki alternatif, anapara kaybı ile vade ve faiz koşulları arasında bir tercih yapılmasını gerektiriyor.

1. seçenek: Anapara korunacak, vade 2035’e uzatılacak

İlk seçenekte mevcut Eurobond’ların 15 Mayıs 2029 olan vadesinin 15 Mayıs 2035’e uzatılması öngörülüyor.

Bu seçeneğin temel koşulları şöyle:

  • Anapara kesintisi: Yok.
  • Yeni yıllık faiz oranı: Yüzde 4.
  • Yeni vade: 15 Mayıs 2035.
  • Anapara geri ödemesi: Yıllık taksitler halinde.

Mevcut tahvilin yüzde 9,75 olan yıllık faiz oranı bu seçenekte yüzde 4’e düşüyor. Böylece yatırımcı anapara tutarını korurken faiz gelirinin önemli bir bölümünden vazgeçmiş oluyor.

Bu seçenek, tahvilin nominal değerini korumayı önceliklendiren ancak parasını daha uzun süre şirkette tutmayı kabul eden yatırımcılar açısından öne çıkıyor.

2. seçenek: Yüzde 45 anapara kesintisiyle 2032 vadeli yeni tahvil

İkinci seçenekte yatırımcılar, mevcut tahvillerinin nominal değerinin yüzde 55’i karşılığında yeni Eurobond alacak. Başka bir ifadeyle, anaparanın yüzde 45’i silinecek.

Bu seçeneğin koşulları ise şöyle:

  • Anapara kesintisi: Yüzde 45.
  • Yeni tahvilin nominal değeri: Mevcut anaparanın yüzde 55’i.
  • Yeni yıllık faiz oranı: Yüzde 6.
  • Yeni vade: 15 Mayıs 2032.
  • Anapara geri ödemesi: Yıllık taksitler halinde.

Bu seçenekte yatırımcı daha yüksek faiz oranı elde edebilecek ve borcun vadesi 2035 yerine 2032 olacak. Bunun karşılığında mevcut alacağının yüzde 45’ini kaybetmeyi kabul edecek.

İkinci seçenek kapsamında yeni Eurobond ihracı için Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) başvuru yapılması öngörülüyor. https://www.bloomberght.com/vestel-den-eurobond-sahiplerine-iki-secenekli-yapilandirma-teklifi-3792011

100 bin dolarlık yatırımda tablo nasıl değişiyor?

Yatırımcıların karşı karşıya olduğu tercih, örnek bir 100 bin dolarlık nominal tahvil üzerinden daha net görülebiliyor.

Karşılaştırma 1. seçenek 2. seçenek
Mevcut nominal anapara 100.000 $ 100.000 $
Anapara kesintisi Yok 45.000 $
Yeni tahvil nominali 100.000 $ 55.000 $
Yıllık faiz oranı %4 %6
İlk yıl için basit nominal faiz hesabı 4.000 $ 3.300 $
Vade 2035 2032

Not: Faiz tutarları, ilgili yılın başındaki nominal anaparanın değişmediği varsayımıyla örnek olarak hesaplanmıştır. Anapara yıllık taksitlerle geri ödeneceğinden sonraki yılların faiz tutarları ödeme planına göre değişecektir. Bu tablo, tahvillerin piyasa değerini veya yatırımcının toplam getirisini göstermemektedir.

İlk seçenekte yatırımcı anaparasını nominal olarak korurken daha düşük faizle daha uzun süre bekleyecek. İkinci seçenekte ise yeni tahvilin faiz oranı daha yüksek olsa da faiz, kesinti sonrasında kalan anapara üzerinden hesaplanacak.

Dolayısıyla yüzde 6 faiz oranı tek başına ikinci seçeneği daha avantajlı hale getirmiyor. Yatırımcıların kararında tahvillerin geri ödeme takvimi, şirketin ödeme kapasitesi ve yeni tahvillerin piyasa değeri de belirleyici olacak.

Vestel neden borçlarını yeniden yapılandırmak istiyor?

Yeniden yapılandırma adımı, Vestel’in borç ödeme takvimini faaliyetlerinden yaratabileceği nakit akışıyla uyumlu hale getirme ve bilançosunu sürdürülebilir bir yapıya kavuşturma hedefiyle bağlantılı.

Mevcut Eurobond’ların yıllık yüzde 9,75 faiz taşıması, 500 milyon dolarlık nominal borç üzerinden ilk yıl için yaklaşık 48,75 milyon dolar faiz yüküne karşılık geliyor. Bu hesap, anaparanın yıl boyunca değişmediği varsayımına dayanıyor.

Yeni koşullarda faiz oranının yüzde 4’e düşmesi veya anaparanın yüzde 55’e indirilerek yüzde 6 faiz uygulanması, şirketin gelecekteki finansman yükünü azaltmayı amaçlıyor.

Bununla birlikte, yeniden yapılandırmanın şirketin faaliyet kârlılığına, nakit yaratma kapasitesine ve borç ödeme gücüne kalıcı katkı sağlayıp sağlamayacağı, yalnızca faiz oranlarına değil operasyonel performansa da bağlı olacak.

Bankalarla görüşmelerde hedef 2041 vadeli yapılandırma

Vestel’in yeniden yapılandırma çalışmaları Eurobond’larla sınırlı değil.

Şirketin 26 Haziran 2026 tarihli açıklaması kapsamında, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun geçici 32. maddesi ve ilgili mevzuat uyarınca finansal yeniden yapılandırma görüşmeleri yürütülüyor.

Bankalara sunulan teklifte mevcut borçların iki yıl anapara ve faiz ödemesiz olacak şekilde 2041 vadeli olarak yeniden yapılandırılması öngörülüyor. Şirketin açıklamasına göre bankalarla müzakereler devam ediyor.

Bu teklifin kabul edilmesi halinde borçların geri ödeme takvimi önemli ölçüde değişecek. Ancak bankalarla görüşmelerin henüz sonuçlanmamış olması nedeniyle teklifin kesinleşmiş bir anlaşma olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. https://www.yenisafak.com/ekonomi/kap-haberleri/kap-vestel-elektronik-sanayi-ve-ticaret-as-vestl-ozel-durum-aciklamasi-genel-5139013

Kredi notundaki bozulma da yakından izleniyor

Vestel’in borçlarını yeniden yapılandırma girişimi, şirketin kredi riskinin arttığı bir dönemde gündeme geldi.

Vestel International’ın yatırımcı ilişkileri duyurularında yer alan bilgilere göre Fitch Ratings, 1 Temmuz 2026 tarihinde şirketin uzun vadeli yerel ve yabancı para cinsinden kredi notlarını CCC+ seviyesinden CCC- seviyesine indirmiş; 500 milyon dolarlık 2029 vadeli teminatsız tahvilin notunu da CC seviyesine çekmişti.

Bu notlar, şirketin finansal yükümlülüklerini yerine getirme kapasitesine ilişkin risklerin yüksek olduğuna işaret ediyor. Yeniden yapılandırma teklifinin yatırımcılar tarafından nasıl karşılanacağı, şirketin finansmana erişimi ve borç ödeme kapasitesi açısından önem taşıyor. https://vestelinternational.com/investor-relations/news/kap-notices?p=2

Sürecin tamamlanması için hangi koşullar gerekiyor?

Vestel’in teklifinin yürürlüğe girmesi otomatik değil. Sürecin tamamlanması için tahvil sahipleri toplantısında gerekli kararların alınması, işlem belgelerinde belirtilen diğer koşulların karşılanması ve ikinci seçenek kapsamında öngörülen yeni tahvil ihracı için SPK onayının sağlanması gerekiyor.

Bu nedenle açıklanan iki alternatif, tamamlanmış bir borç yapılandırmasından ziyade yatırımcıların onayına sunulan bir teklif olarak değerlendirilmeli.

Sonuç: Borç takviminin uzaması tek başına yeterli mi?

Vestel’in Eurobond hamlesi, şirketin finansman yükünü hafifletme ve borç ödeme takvimini yeniden düzenleme arayışının önemli bir göstergesi. Bir tarafta anaparayı koruyarak faiz gelirini azaltan ve vadeyi altı yıl uzatan seçenek, diğer tarafta anaparada yüzde 45 kesinti karşılığında daha yüksek faiz ve daha erken vade sunan seçenek bulunuyor.

Ancak yatırımcılar açısından asıl mesele, hangi seçeneğin nominal olarak daha cazip göründüğünden çok, şirketin yeni ödeme planını karşılayabilecek nakit akışını yaratıp yaratamayacağı.

Vestel açısından ise borçların yeniden yapılandırılması finansal baskıyı azaltabilir; kalıcı iyileşmenin sağlanması için faaliyetlerden elde edilen nakdin güçlenmesi, kârlılığın sürdürülebilir hale gelmesi ve finansman maliyetlerinin yönetilebilir düzeye inmesi gerekecek.

Bankavitrini.com değerlendirmesi: Eurobond sahiplerinin vereceği karar kadar, bankalarla yürütülen yeniden yapılandırma görüşmelerinin sonucu da Vestel’in finansal geleceği açısından belirleyici olacak.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.