EKONOMİ
KILIÇDAROĞLU: İSTANBUL’UN RANTINI O KADAR ÇOK YEDİLER Kİ DOYMUYORLAR
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne özel teftiş amacıyla müfettiş gönderilmesi için, “İstanbul’un rantını o kadar çok yediler ki doymuyorlar, yedirmeyeceğiz size o rantı… Bunların temel görevi kul hakkı yiyerek beslenmektir” tepkisini gösterdi. Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye de “Milliyetçi demek liraya değer vermek demektir. Hiçbir ülkücü haramzadelere hizmet etmez… Memleketi Katar Katar satarsınız, sonra ben milliyetçiyim diye gezersiniz. Nasıl milliyetçilik nasıl ülkücülük? Katar aşkı malum Saray’da. Türkiye’nin çıkarları, bütün değerleri peşkeş çekiliyor ama kendisini milliyetçi ve ülkücü olarak kabul eden çakmalar, her türlü desteği veriyorlar” dedi.
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
ADALETİ YOK EDERSENİZ DEVLETİ YOK EDERSİNİZ: Yeni bir yıla girdik. Elbette beklentilerimiz çok fazla. Sadece benim, CHP’lilerin değil, 84 milyon yurttaşın beklentileri var. Daha güzel bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz. Caddelerde, sokaklarda yürürken tokalaşmak, kucaklaşmak istiyoruz. Bir gelecek kaygısı olmasın. Her evin mutfağında bereket, her evde huzur olsun istiyoruz. İnsan olan herkesin ortak beklentisi ama bu beklentiye Türkiye’nin ihtiyacı var. Onu da biz sağlayacağız. Kavgadan bıktık artık. Hakaretlerden bıktık artık. Milletimiz bunları bir tarafa yazıyor. Kavga istemiyor bu insanlar. Huzur istiyor bu insanlar. Devleti yönetenler, kin ve öfkeden medet ummamalı. Devlet kin ve nefretle yönetilmez, devlet adaletle yönetilir. Adaleti yok ettiğinizde devleti yok edersiniz.
İSTANBUL’UN RANTINI O KADAR ÇOK YEDİLER Kİ DOYMUYORLAR: O kadar kin o kadar öfke duyuyorlar ki belediye başkanlarımızın çalışmalarını hazmedemiyorlar, baskı kurmaya çalışıyorlar, her türlü iftirayı rahatlıkla atabiliyorlar. Devletin kaynakları çarçur edilemez. İntikam alacaklar kimden? Orada teröristler çalışıyormuş. Senin görevin teröristleri yakalamak değil mi kardeşim? Niye bağırıyorsun. Git devlete teslim et. Ama yapamıyor, yok çünkü, iftira atacak. İstanbul’un rantını o kadar çok yediler ki doymuyorlar, yedirmeyeceğiz size o rantı. Belediye başkanımız seçimle geldi. YSK’da bile dalavere çevirdiler. 4 pusuladan birisini saymadılar. Adalet tarihinin yüz karasıdır o karar. Ne oldu? Fark 800 bine çıktı. Bu milletin ferasetine, vicdanına, adalet duygusuna güveniyorum. Şimdi görevli müfettişler gitmişler oraya. Gitsinler.
BUNLARIN TEMEL GÖREVİ KUL HAKKI YİYEREK BESLENMEKTİR: Aynısını Ankara seçimlerinde de söylediler. Efendim Mansur Yavaş kazanırsa, faturaları teröristler toplayacakmış. Bu kadar akıldan yoksun insanlar nasıl siyaset yapıyorlar, ben anlamakta zorluk çekiyorum. Bizim belediye başkanlarımız ne yaptı? Yolsuzluk dosyasının üzerine gitti. Kul hakkı yedirmiyorlar. Bunların temel görevi kul hakkı yiyerek beslenmektir. Erdoğan dava açarsa bunu da mahkemede ispat etmeye hazırım. Şimdi atadıkları bir bakan var. Yapılmayan işin onayını vermiş ve parasını vermiş. Bina yapılmış gibi para ödemiş. Bu adam gelip bakan oluyor ülkede.
BİZİM BELEDİYE BAŞKANLARIMIZIN TIRNAĞI KADAR ETMEZ: 35 yolsuzluk dosyası. Niye araştırmıyorsun kardeşim. O dosyalar kapanmayacak. Kul hakkını yiyenlerin burnundan fitil fitil getireceğiz. Sizin feriştahınız da gelse bizim belediye başkanlarımıza bir şey yapamaz. Sizin değeriniz bizim belediye başkanımızın tırnağı kadar etmez.
KURDAKİ OYNAMALARDA TÜRKİYE TARİHİNİN EN BÜYÜK SOYGUNU GERÇEKLEŞTİ: Yeri geldi beceriksizliğini dış güçlere yükledi. Yeri geldi pazarcılar, stokçular, marketçiler. Dış güçler varsa senin dış güçlerle mücadele etmen gerekmiyor mu? Neden bunları yapmıyorsun? Neden millete yalan söylüyorsun? Dolar kurundaki oynamalarda Türkiye tarihinin en büyük soygunu gerçekleşti. Kul hakkından beslenen kişiler zaten haram yerler ama haram onlara tatlı geliyor. Şimdi bu soygunun bütün ayrıntılarını ortaya çıkarmak istiyoruz. Önerge verdi arkadaşlarımız, bugün görüşülecek. Bu önergeye kim ‘hayır’ diyorsa, o yolsuzluğun ortağıdır.
TENEFFÜS ETTİĞİMİZ HAVAYA ŞİMDİLİK ZAM YOK: ‘Fahiş fiyat mücadelesini sürdüreceğim’ diyor. Fiyatların fahiş olmasını kim sağladı? Zammı dış güçler mi yaptı? Zammı sen yaptın. ‘Kademeli tarife uygula’ dedik. Efendim yapmışlar. 150 kilovat saate kadar. Elektrikte cumhuriyet tarihinin en yüksek zammını yapan kim? Dış güçler mi yaptı? Kim yaptı? Neden yaptı? Nasıl ödeyecek bu vatandaşlarım? Elektriğe zam demek iğneden ipliğe her şeye zam demektir. Fahiş zammı yapan kim? Erdoğan. ‘Fahiş fiyatla mücadele edeceğim’ deyip yalan söyleyen kim? O da Erdoğan. Doğal gaza yüzde 25 zam yaptın. Ticari ve sanayi kuruluşlarına da yüzde 50 yaptın. Zammı kim yaptı? Sen yaptın. Kararı sen verdin. BOTAŞ’a talimatı veren sensin. Kiminle mücadele edeceğiz? Fahiş fiyat uygulayan kiminle mücadele edeceğiz. Allah aşkına zam yapmadığın bir şey açıkla. De ki ‘şuna zam yapmadık.’ Açıklayamaz. Ben bir tüyo vereyim. Teneffüs ettiğimiz havaya şimdilik zam yok. Her birimiz sandığa giderken, elimizi vicdanımıza koyacağız ve öyle gideceğiz. Geliyor gelmekte olan…
GIDA KRİZİ İLE KARŞI KARŞIYA KALACAĞIZ: Şimdi bir de çiftçiye bakalım. Sadece üç üründen söz edeceğim. Gübre, yem ve mazottan. Son bir yılda yapılan zamlar. Ne yapsın çiftçi. Tarlaya gübre atamıyor çiftçi. Daha kışı görmedik. Gıda krizi ile karşı karşıya kalacağız. Yem fiyatları besicileri de alalım. Etlik piliç yeminde yüzde 120, yumurta yeminde yüzde 124, süt yeminde yüzde 92, besi yeminde yüzde 99 zam. Nasıl alacak fakir fukara bunları?
FAHİŞ FİYATIN TEK AKTÖRÜ RECEP TAYYİP ERDOĞAN’DIR: Fahiş fiyatın bilinen tek aktörü vardır. Ağzından çıkanı da Resmi Gazete’de görürüz. O da Recep Tayyip Erdoğan’dır. Verin yetkiyi göreceksiniz’ diyordu. Çiftçiyle, emekliyle, şoförlerle, sanayicilerle nasıl uğraştığını artık biliyoruz. Onları batırmak artık Erdoğan’ın görevi. Millete döndü dedi ki ‘ekonominin kitabını yazdım.’ Doğrudur. Zam dışında bir şey yok kitapta. Evde tencerelerde yangın var.
FAİZCİLERE EN BÜYÜK DESTEĞİ VEREN ERDOĞAN’DIR: Ev hanımları ile bir araya geldim. Ağlayarak anlattılar. Bunlar başka dünyada yaşıyorlar. Anlamıyorlar. Zam üstüne zam yaptılar. Türkiye şu halde, 84 milyon bir kamyonun kasasında yokuş aşağı hep beraber gidiyoruz. Daha fazla zayiat olmasın diye, ‘getir arkadaş sandığı, düzeltecek insanlar var bu ülkede’ demek istiyoruz… ‘Faize karşıyım’ diyor ya hikaye hepsi. Faizcilere en büyük desteği veren kişinin adı Erdoğan’dır. Ve Saray’da oturuyor bu zat.
KATAR KATAR SATARSINIZ SONRA MİLLİYETÇİYİM DİYE GEZERSİNİZ: Bahçeli’ye de söyleyeyim. Senin milliyetçiyim diye ortada gezmenden hoşlanmıyorum. Milliyetçi demek liraya değer veren kişi demektir. Hiçbir ülkücü, milliyetçi haramzadelere hizmet etmez. Şimdi bir kanun getiriyorlar. TBMM’nin çıkaracağı kanunla limanlardaki ihale sürelerini bütün süreleri 49 yıla çıkıyorlar. Bu ülkeyi yöneten kişiye bu lafım. TBMM’yi bir avuç insanın yolsuzluğuna malzeme edemezsin. O kanun teklifini geri çek. Kanunlara aykırı uygulama yapıyorlar. Katarlılara ne vermediniz? Vermediğiniz yer kalmadı. Memleketi Katar Katar satarsınız, ortalığa çıkıp ‘ben milliyetçiyim’ diye gezersiniz. Nasıl milliyetçilik nasıl ülkücülük? Katar aşkı malum Saray’da, herhalde aralarında bir dolar ilişkisi var. Türkiye’nin çıkarları, bütün değerleri peşkeş çekiliyor ama kendisini milliyetçi ve ülkücü olarak kabul eden çakmalar, her türlü desteği veriyorlar. Aynı Katar gitti, Doğu Akdeniz’de Rumlarla araştırma yapıyor. Tık çıktı mı? Bahçeli’den, Erdoğan’dan, Dışişleri Bakanı’ndan bir ses çıktı mı? Hani gemilerimiz geziyordu? Katarlılar olunca ağızlarına bant çektiler. Çünkü Katarlılar bunların çok ama çok sırlarını biliyorlar, konuşamazlar Katara karşı. Katar aşkının topluma maliyeti nedir? Bu konuda da bir hazırlık yapıyoruz. Nedir Katar aşkının bize maliyeti? Tank Palet’i verdin, limanları verdin, ki ticaretin yüzde 80’i deniz yoluyla yapılıyor. ABD bir limanı vermedi, sen bütün limanları veriyorsun. Limanların bir özelliği daha var, uyuşturucu baronları buralardan besleniyor.
O FİLİKALARA BİNİP GİTMEK İSTİYORLAR AMA BİZ GÖNDERMEYECEĞİZ: Devleti yönetmeyi değil devleti soymayı amaçlamışlar, 19 yıldır. Kene gibi milletin sırtına yapışmışlar kanını emiyorlar. Hatırlar mısınız Titanic diye bir gemi vardı. Gemi battığı zaman fakirlerin bulunduğu katta kapılara kilit vurdular, onlar yukarı çıkıp filikalara binmesinler diye. Batan geminin malları felsefesiyle yapıyorlar, o filikalara binip gitmek istiyorlar ama biz göndermeyeceğiz, ama biz soracağız. Bir soru daha, faizler gerçekten düştü mü? Yeri göğü inletiyor. Bir faiz düştü. Merkez Bankası’nın politika faizi düştü. Peki diğer faizler. Devletin 5 yıllık borçlanma faizi, eylül ayından bu yana yüzde 17’den 25’e çıktı. Hani Nas? Hani sen faize karşıydın? Bir insan kendi halkına bu kadar yalan söyler mi? Vatandaş sanıyor ki faizler düştü. Yok efendim. Hiçbirisi düşmüyor. ‘Faizleri düşüreceğiz, Nas var deyip’, dini siyasete alet edip, vatandaşı kandırıp, arka kapıdan hazineyi soyup, tefecilere hizmet ediyorlar. Din iman aslında bunlar için hikaye.
SENİN YATACAK YERİN YOK. SEN, SEN VARSIN YA… NEYSE: Geçen hafta Erdoğan yine en galiz küfürlerle konuştu bir şeyler söyledi, tam karakteri neyse onu yaptı. Güya ben eşkiyaymışım. Milli Eğitim Bakanlığı’na gittiğim için eşkıya olarak tanımlıyor. Neden gittim bu kapıya? Mahzuni Şerif’in bir türküsü ile buna cevap vereyim. Mahzuni Şerif şöyle der; ‘kader yolunda yorgunsun, kurban gelir payın yoktur, haftan yoktur ayın yoktur, Ankara’da dayın yoktur, Mamudo gurban niye doğdun.’ ben bunlara sahip çıkıyorum. İşte Ankara’da dayısı olmayanların sesi olmak için oraya gittim. Ben oraya gittiğimde zincirlerle kapıları kapadılar efendim oraya genel başkan gelmesin diye. Gençler var dayınız var, Ankara’da amcanız, dayınız var. Ankara’da dedeniz var. Fitil fitil burunlarından getireceğiz. Şimdi ikinci safhaya geçiyorum, hazırlıklar tamamlandı. 81 ilde hukuktan sorumlu il başkan yardımcıları var. İsteyen evladımız, haksızlığa uğradığını düşünen evlatlarımız bunlara başvuracak, gerekli işlemler yapılacak. Ayrıca online başvuru için de çalışmalar başladı bir internet sitesini kısa zamanda kuracağız. Buradan evlatlarımıza bunu yapana da bir şeyler söylemek isterim. Senin yatacak yerin yok. Sen, sen varsın ya… Neyse!”
ANKA
İlginizi Çekebilir
EKONOMİ
2026’nın ilk sinyali; büyüyemeyen ekonomi
“Büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürme” hedefinin, programın iki temel dinamiği değiştirilmeden gerçekleşemeyeceği artık verilerle sabittir. O nedenle ilk çeyrek büyüme verisi, önemli bir uyarı işaretidir
Yayınlanma:
6 saat önce|
04/06/2026Yazan:
Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz
TÜİK verilerine göre Türkiye ekonomisi bu yılın birinci çeyreğinde (Ocak-Şubat-Mart) geçen yılın aynı çeyreğine göre, yıllık bazda yüzde 2,5 büyüdü. Ancak bu oran piyasa beklentisi olan yüzde 2,7’nin altında kaldı.
Daha da önemlisi çeyreklik bazda büyüme fiilen “sıfır” (yüzde 0,1); bir önceki çeyreğe göre aslında büyümedik. Çeyreklik bazda yüzde 0,1’lik bu oran, ekonomik aktivite düzeyinin bir önceki çeyreğe oranla yatay bir seyir izlediğini gösteriyor.
Sanayi yıllık bazda yüzde 0,8 küçülürken, özellikle imalat sektörü kaynaklı küçülme çeyreklik verilere de yansıdı. Sanayi üretimi, yüksek faiz ortamı ve artan maliyetlerin etkisiyle ivme kaybederek büyümeyi aşağı çeken ana unsur oldu.
Tarım sektörü 2025 yılının derin küçülme oranlarından sonra nihayet yıllık bazda yüzde 4,6, çeyreklik bazda ise yüzde 5,9 büyüdü.
İnşaat sektörü ise 2025 yılında yüzde 10’un üzerinde seyreden rekor büyüme oranlarının ardından ilk çeyrekte yıllık bazda sadece yüzde 3,2 büyüdü, üstelik çeyreklik bazda yüzde 1,7 daraldı.
Sektörlerdeki zayıf görünümün yanında bilgi-iletişimdeki yüzde 9,5’luk oran çarpıcı görünse de bu durum büyük ölçüde 5G teknoloji altyapı yatırımlarına dayalı olduğu için kalıcı bir ivmelenme olmayabilir.
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde büyümenin itici güçlerinden biri de yatırımlar yani gayrisafi sabit sermaye oluşumu (makine-teçhizat ve inşaat yatırımları). Bu kalem yıllık bazda yüzde 3 artış kaydedip büyümeye 0,8 puanlık katkı verse de çeyreklik bazda yüzde 2,2 küçüldü.
Stoklar ise büyümeye 0,5 puanlık pozitif katkı verdi. Çeyreklik bazda talep yavaşlarken üretilen malların bir kısmının satılamayıp rafa kalktığı anlaşılıyor olsa da bunun da teknik olarak büyüme rakamını yukarıda tuttuğu görülüyor.
Harcama yöntemiyle milli gelire bakalım;
Hanehalkı tüketimi yıllık yüzde 4,8 arttı ancak çeyreklik artış yüzde 0,1’de kaldı. Talebin sıkılaşma adımlarıyla hız kestiği hissediliyor. Ama kimin talebi ve tüketimi? Zaten “program” dar ve sabit gelirliler üzerinde çalışıyor yıllardır. Yine de yüksek gelirlilerin ve servet transferinin etkisiyle doğan talebin baskılanması zor.
Devlet de harcamacı tarafta yerini aldı; yıllık bazda devletin nihai harcamaları yüzde 2,1 artarken, çeyreklik artış yüzde 3,3 oldu. “Kamuda tasarruf olmalı” derken, devletin harcamalarının artması büyük ikilemi ortaya koyuyor.
Asıl kırılganlık ihracatta. İhracat yıllık yüzde 12,7, çeyreklik yüzde 7,5 daralarak en zayıf halka oldu. Bu dengesizlik sebebiyle net dış ticaret, büyümeyi 2,5 puan aşağı çekti.
İhracattaki sorunlar yapısal nitelik taşıyor. Yüksek faiz, girdi maliyetlerindeki artış, kur baskısı, atıl kapasite ve dış talepteki durgunluk, hepsi bir arada etkisini gösterdi.
Nisan sonunda imalatçı ihracatçılar için kurumlar vergisi oranının yüzde 9’a, ihracatçılar için yüzde 14’e indirilmesi olumlu bir adım; ancak yapısal sorunlar gündemdeyken bu düzenlemenin etkisi sınırlı kalacak. Sanayinin dış rekabet gücü zayıfladıkça ihracat üzerindeki baskı artmaya devam edecek. Bu sürecin işsizliği yukarı taşıması kaçınılmaz görünüyor.
Program hedefiyle gerçek arasındaki makas açıklanamaz hale geldi. Talebin baskılanması ve kur kontrolüne dayanan mevcut program, enflasyonla mücadelede somut bir ilerleme sağlayamıyor. Öte yandan iç ve dış talebi belirgin şekilde soğuttuğu anlaşılıyor. “Büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürme” hedefinin, programın iki temel dinamiği değiştirilmeden gerçekleşemeyeceği artık verilerle sabittir. O nedenle ilk çeyrek büyüme verisi, önemli bir uyarı işaretidir.
Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ – T24
EKONOMİ
Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor
Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine yaz aylarında yoğun borçlanma trafiğine giriyor
Yayınlanma:
5 gün önce|
30/05/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Haziran–Ağustos 2026 iç borçlanma stratejisi, yaz döneminde kamu finansmanı açısından oldukça yoğun bir takvime girildiğini gösteriyor. Üç aylık dönemde toplam borç ödemesi 2,013 trilyon TL olacak. Bunun 1,767 trilyon TL’si iç borç servisi, 245,7 milyar TL’si dış borç servisi niteliğinde. Buna karşılık Hazine’nin aynı dönemde planladığı iç borçlanma tutarı 1,848 trilyon TL seviyesinde bulunuyor.
Haziran ayı özelinde toplam borç ödemesi 686,6 milyar TL. Bunun 554,9 milyar TL’si iç borç servisi; iç borç servisinin 373,5 milyar TL’si anapara, 181,4 milyar TL’si faiz ödemesinden oluşuyor. Hazine, Haziran’da 543,8 milyar TL iç borçlanma planlıyor.
Üç aylık tablo
| Ay | Toplam ödeme | İç borç servisi | İç borçlanma planı |
|---|---|---|---|
| Haziran 2026 | 686,6 milyar TL | 554,9 milyar TL | 543,8 milyar TL |
| Temmuz 2026 | 681,8 milyar TL | 616,3 milyar TL | 708,7 milyar TL |
| Ağustos 2026 | 644,3 milyar TL | 595,8 milyar TL | 595,8 milyar TL |
| Toplam | 2,013 trilyon TL | 1,767 trilyon TL | 1,848 trilyon TL |
Hazine’nin Haziran ayında 8–16 Haziran arasında toplam 11 ihraç planladığı görülüyor. Takvimde ABD doları cinsi devlet tahvili ve kira sertifikası, TÜFE’ye endeksli tahvil, TLREF’e endeksli tahvil, değişken faizli tahvil, altın tahvili, altına dayalı kira sertifikası, Hazine bonosu ve sabit kuponlu devlet tahvilleri yer alıyor.
Bu tablo, Hazine’nin yalnızca klasik TL tahvil piyasasına yaslanmadığını; döviz, altın, kira sertifikası, değişken faizli ve endeksli ürünlerle yatırımcı tabanını genişletmeye çalıştığını gösteriyor. Bu tercih, yüksek borç çevirme ihtiyacının tek bir enstrümana yüklenmeden karşılanmak istendiğine işaret ediyor.
Kritik risk: Faiz yükü büyüyor
Haziran’da iç borç servisinin 181,4 milyar TL’si faiz ödemesi. Temmuz’da faiz yükü 246,8 milyar TL’ye yükseliyor. Bu durum, borçlanma maliyetlerinin bütçe üzerinde giderek daha belirgin baskı oluşturduğunu gösteriyor.
Yani sorun yalnızca anapara çevrimi değil; yüksek faiz ortamında çevrilen borcun gelecekte bütçeye daha yüksek faiz yükü olarak dönme ihtimali de güçleniyor.
Piyasalar açısından anlamı
Bu büyüklükte bir borçlanma programı, bankaların bilanço yönetimini, mevduat faizlerini, tahvil faizlerini ve kredi iştahını doğrudan etkileyebilir. Hazine’nin yüksek montanlı borçlanma ihtiyacı, piyasa faizlerinin aşağı gelmesini zorlaştırabilir. Bankalar açısından devlet iç borçlanma senetleri cazip kaldıkça, reel sektöre kredi verme iştahı sınırlı kalabilir.
Haziran ayının ayrıca enflasyon ve merkez bankaları takvimi açısından da kritik olduğu görülüyor. TCMB’nin Para Politikası Kurulu toplantısı 11 Haziran 2026 tarihinde yapılacak. Mayıs ayı enflasyon verisinin ise TÜİK takvimine göre 3 Haziran’da açıklanması bekleniyor.
Haziran–Ağustos dönemi, Hazine için yalnızca rutin borç çevirme dönemi değil; aynı zamanda faiz, likidite, kur, enflasyon ve banka bilançoları açısından kritik bir stres testi olacak.
Hazine’nin 3 ayda 2 trilyon TL’yi aşan borç servisi ve 1,85 trilyon TL’ye yaklaşan iç borçlanma planı, Türkiye ekonomisinde kamu finansmanının piyasa dengeleri üzerindeki etkisinin yaz aylarında daha fazla hissedileceğini gösteriyor. Bankalar, yatırımcılar ve reel sektör açısından Haziran ayı, yalnızca ihale takvimi değil; faizin, likiditenin ve kredi kanallarının yeniden fiyatlanacağı bir dönem olabilir.
Bu kadar yoğun borçlanma TL’nin sulandırılması anlamına mı geliyor?
TL neden sulanabilir?
Hazine’nin Haziran-Ağustos döneminde yaklaşık 1,85 trilyon TL yeni iç borçlanma yapacak olması piyasadaki TL miktarını doğrudan ve dolaylı etkileyebilir.
Bunun birkaç kanalı var:
1. Borç ödemeleri piyasaya likidite bırakır
- Hazine vadesi gelen tahvil ve bonoları öder.
- Bankalar ve yatırımcılar hesaplarına yüklü miktarda TL alır.
- Bu para tekrar tahvillere gitmezse dövize, altına veya mevduata kayabilir.
2. Faiz ödemeleri yeni para etkisi yaratır
- Haziran ayında sadece faiz ödemesi 181 milyar TL.
- Temmuz ve Ağustos ile birlikte yüz milyarlarca lira yatırımcıların hesaplarına geçecek.
- Bu gelirler harcamaya veya farklı yatırım araçlarına yönelirse TL dolaşımı artar.
3. Merkez Bankası dolaylı olarak likiditeyi yönetmek zorunda kalır
- Hazine’nin hesabından piyasaya çıkan para bankacılık sisteminde fazla likidite oluşturabilir.
- TCMB bunu depo ihaleleri, zorunlu karşılıklar veya likidite senetleriyle çekmeye çalışır.
Ama neden tam anlamıyla para basmak değildir?
Burada kritik ayrım şudur:
Hazine piyasadan borçlanıyor.
Yani:
- Bir taraftan 554 milyar TL ödeme yapıyor.
- Diğer taraftan 543 milyar TL yeni borçlanıyor.
Dolayısıyla net bazda sistemde sınırsız yeni para oluşmuyor.
Eğer TCMB doğrudan Hazine’ye para basıp verseydi bu gerçek anlamda parasal genişleme olurdu.
Türkiye’de mevcut sistemde Hazine ağırlıklı olarak:
- Bankalardan,
- Fonlardan,
- Sigorta şirketlerinden,
- Bireysel yatırımcılardan
borçlanıyor.
Asıl risk nerede?
Sorun TL’nin miktarından çok borcun sürekli çevrilmesi.
Bugün:
- 2 trilyon TL borç ödeniyor.
- Yeni 1,85 trilyon TL borç alınıyor.
Yarın:
- Bu 1,85 trilyon TL’nin de vadesi gelecek.
- Daha yüksek faizle yeniden çevrilmesi gerekecek.
Bu durum zamanla:
- Faiz giderlerini büyütür
- Bütçe açığını artırır
- Vergi ihtiyacını artırır
- Enflasyon baskısını yükseltir
- TL üzerindeki güven baskısını artırabilir
“Hazine borç mu ödüyor, yoksa borcu yeni borçla mı çeviriyor?”
Bugünkü tabloya bakıldığında Türkiye’nin yaptığı şey büyük ölçüde: “Borç ödeyerek borçlanmak değil, borçlanarak borç çevirmek.”
Bu sürdürülebilir olduğu sürece sorun oluşturmaz. Ancak büyüme yavaşlar, faizler yüksek kalır ve bütçe açığı büyürse, piyasa bir noktadan sonra daha yüksek faiz talep etmeye başlar. İşte TL üzerindeki asıl baskı da o zaman ortaya çıkar.
Bu nedenle Haziran-Ağustos dönemindeki 2 trilyon TL’lik borç servisi, yalnızca bir finansman operasyonu değil; aynı zamanda Türkiye’nin faiz, enflasyon ve kur dengesinin de önemli bir sınavı niteliğindedir.
EKONOMİ
Kredi Kısarak Enflasyon Düşer mi? Bedeli Reel Sektöre, Faturası Kime?
Yayınlanma:
2 hafta önce|
24/05/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Türkiye’de enflasyonla mücadelede kredi büyümesine getirilen sınırlar, para politikasının ana araçlarından biri haline geldi. Ancak soru kritik: Sadece kredi musluklarını kısarak enflasyon kalıcı biçimde düşer mi? Yanıt kısa: Talebi soğutur, ama tek başına yapısal enflasyonu çözmez; üstelik reel sektörde üretim, istihdam, nakit akışı ve yatırım tarafında kalıcı hasar bırakabilir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2026 para politikası metninde kredi büyümesinin ve kredi kompozisyonunun “dezenflasyon sürecini ve parasal aktarım mekanizmasını destekleyici” çerçevede tutulacağı açıkça belirtiliyor. TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın, 2025 Şubat ayında Uşak ve Denizli sunumlarında da benzer görüşler vardı. Yani kredi kısıtları, tesadüfi değil; mevcut ekonomi programının bilinçli bir parçası. TCMB ayrıca kredi büyüme sınırlarının ve istisnaların yıl içinde gözden geçirileceğini de ilan etmiş durumda.
Kredi kısıtlaması dışında hangi para politikası araçları var?
Enflasyonu düşürmek için ekonomi yönetiminin elindeki araç sadece kredi kısıtlaması değildir. Başlıca araçlar şunlardır:
Politika faizi: Merkez Bankası faizi artırarak tüketimi, kredi talebini ve döviz talebini yavaşlatır. Reuters’ın Mayıs 2026 haberlerinde TCMB politika faizinin yüzde 37 seviyesinde olduğu, enflasyon baskıları nedeniyle faiz artışı beklentilerinin yeniden gündeme geldiği aktarılıyor.
Zorunlu karşılıklar: Bankaların topladıkları mevduatın bir kısmını krediye dönüştürmesini sınırlayan veya yönlendiren araçtır. TCMB, Mayıs 2026’da bazı krediler için zorunlu karşılık uygulamalarında değişiklik yaparak kredi dinamiklerini etkilemeye devam etti.
Likidite yönetimi: Merkez Bankası piyasaya verdiği TL miktarını sıkılaştırarak bankaların fonlama maliyetini yükseltebilir.
Makroihtiyati tedbirler: Kredi büyüme sınırı, kredi kartı taksit sınırlamaları, ihtiyaç kredisi vade kısıtları, ticari kredi büyüme limitleri gibi düzenlemeler bu gruptadır.
Kur ve beklenti yönetimi: Enflasyon sadece bugünkü talep değil, gelecekteki fiyat beklentileriyle de ilgilidir. TCMB, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon süreci için risk oluşturduğunu vurguluyor.
Maliye politikası desteği: Kamu harcamalarının, vergi politikasının ve bütçe disiplininin para politikasıyla uyumlu olması gerekir. IMF, Türkiye’de sıkı para politikası, ılımlı ücret artışı ve genel olarak nötr maliye politikasının kademeli dezenflasyonu destekleyeceğini belirtiyor.
Sadece kredi kısarak enflasyon düşürülebilir mi?
Kısa vadede evet, kalıcı olarak hayır.
Kredi kısıldığında tüketici daha az borçlanır, şirket daha az stok yapar, yatırım ertelenir, iç talep soğur. Talep yavaşlayınca bazı fiyat artışları frenlenir. Ancak Türkiye’de enflasyonun önemli bölümü sadece talep kaynaklı değildir.
Türkiye’de enflasyonun arkasında kur geçişkenliği, enerji maliyetleri, gıda arz sorunları, kira baskısı, vergi artışları, ücret-fiyat sarmalı, ithal girdi bağımlılığı ve beklenti bozulması da vardır. Nitekim Nisan 2026’da aylık enflasyonun yüzde 4,18’e, yıllık enflasyonun yüzde 32,37’ye yükselmesinde enerji, gıda, konut, ulaşım ve dış jeopolitik baskıların etkili olduğu bildirildi.
Bu nedenle sadece kredi kısılması, hastalığın tamamını değil, belirtilerinden birini baskılar. Talep düşer ama maliyet enflasyonu devam ederse reel sektör iki taraftan sıkışır: satış yavaşlar, maliyet düşmez.
Reel sektöre telafisi zor zararlar
Kredi kısıtlaması en çok nakit akışı kırılgan, özkaynağı zayıf, vadeli çalışan, stokla üretim yapan ve ihracat/ithalat dengesine bağımlı firmaları vurur.
İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran Nisan ayında Programın sanayiciye, iş insanına ve KOBİ’lere iyi gelmediğini, mevcut yaklaşımın reel sektör ve bankalar üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirtti.
Uygulanan Politikanın başlıca zararlarına geline:
1. İşletme sermayesi krizi: Firma mal alacak, üretim yapacak, maaş ödeyecek; ama krediye ulaşamıyorsa çark yavaşlar.
2. Vadeli satış zinciri bozulur: Reel sektörde birçok firma peşin alıp vadeli satar. Kredi olmayınca bu zincir kopar.
3. Konkordato ve batık kredi riski artar: Kredi kısıtı, borcu olan firmaya “nefes alma” imkânı vermezse, geçici likidite sorunu kalıcı iflas riskine dönüşür.
4. Yatırımlar ertelenir: Makine, kapasite artışı, ihracat yatırımı ve enerji yatırımı askıya alınır.
5. İstihdam kaybı doğar: Önce fazla mesai biter, sonra vardiya düşer, ardından işten çıkarma başlar.
6. Bankaların aktif kalitesi bozulur: Kredi verilmeyince risk azalıyor gibi görünür; ancak mevcut kredilerin tahsil kabiliyeti zayıflarsa bankaların takipteki alacakları artabilir. Ziraat Bankası CEO’su Alpaslan Çakar da 2025 Aralık sonunda, uzun süren sıkı para politikasının finansman maliyetlerini artırabileceği, işgücü piyasasını zayıflatabileceği, büyümeyi yavaşlatabileceği ve bankaların aktif kalitesini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunmuştu.
Buna rağmen neden devam ediliyor?
Çünkü ekonomi yönetimi açısından enflasyonu düşürmek için önce iç talebin kontrol altına alınması gerekiyor. Türkiye’de kredi büyümesi yüksek kaldığında, talep canlı kalıyor; talep canlı kaldığında fiyatlama davranışı bozuluyor; fiyatlama bozulduğunda da enflasyon beklentisi düşmüyor.
TCMB Başkanı Fatih Karahan, 2026 Enflasyon Raporu sunumunda ticari kredi büyümesinin dezenflasyon patikasıyla uyumlu seyretmesi için yabancı para kredi büyüme sınırının düşürüldüğünü ve TL ticari kredilerde istisnaların daraltıldığını belirtti. Bu adımların ardından ticari kredilerde büyümenin hız kestiğini ifade etti.
Yani kredi kısıtlamasının arkasındaki ana mantık şu:
Talebi yavaşlat → fiyat artış hızını düşür → beklentileri kır → enflasyonu aşağı çek.
Ancak bu zincirin çalışması için maliye politikası, kur politikası, gıda arzı, enerji maliyeti ve kamu fiyat ayarlamaları da aynı yönde çalışmalıdır. Aksi halde kredi kısıtlaması reel sektörü boğar ama enflasyon beklenen hızda düşmeyebilir.
Fatura kime çıkar?
Bu politikanın faturası eşit dağılmaz.
En ağır fatura KOBİ’lere çıkar. Büyük şirketler tahvil, halka arz, yurtdışı kredi veya grup içi finansmana erişebilir. KOBİ’nin tek kapısı bankadır.
İkinci fatura çalışanlara çıkar. Satış düşer, üretim azalır, işten çıkarma ve ücret baskısı başlar.
Üçüncü fatura tüketiciye çıkar. Kredi kartı, ihtiyaç kredisi, konut kredisi pahalanır; alım gücü düşer.
Dördüncü fatura bankalara çıkar. Yeni kredi riski sınırlansa bile eski kredilerin tahsil riski büyür.
Beşinci fatura devlete çıkar. Büyüme yavaşladığında vergi tahsilatı zayıflar, sosyal destek ihtiyacı artar.
Alternatif ne olmalı?
Kredi kısıtlaması tamamen kaldırılmalı demek gerçekçi değildir. Ancak seçici, üretimi koruyan, tüketim ve spekülasyonu hedef alan bir model gerekir.
Öneriler:
Üretim, ihracat, istihdam ve enerji verimliliği kredileri kısıt dışında tutulmalı.
KOBİ’ler için işletme sermayesi kredilerinde ayrı kota açılmalı.
Kredi kısıtı sektör ayrımı yapmalı: Lüks tüketim, ithal tüketim ve spekülatif işlemler ayrı; üretim ve ihracat ayrı değerlendirilmelidir.
Vergi ve kamu zamları para politikasıyla uyumlu olmalı.
Gıda, kira ve enerji tarafında arz artırıcı reformlar yapılmalı.
Bankalar yalnızca kredi kısmaya değil, doğru firmayı seçerek finansmanı sürdürmeye yönlendirilmeli.
Üretim Enflasyon mücadelerine feda edilmemeli
Kredi kısıtlaması enflasyonla mücadelede kullanılan güçlü ama yan etkisi yüksek bir ilaçtır. Doz iyi ayarlanmazsa enflasyonu düşürürken üretim kapasitesini, istihdamı ve firma sermayesini tahrip edebilir.
Türkiye’nin ihtiyacı sadece “kredi musluğunu kısmak” değil; enflasyonu düşürürken üretimi yaşatacak akıllı kredi mimarisi kurmaktır.
Aksi halde enflasyon düşse bile geriye daha zayıf şirketler, daha kırılgan bankalar, daha yüksek işsizlik ve daha yorgun bir reel sektör kalabilir.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.023)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.576)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (560)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.974)
- GÜNCEL (4.407)
- GÜNDEM (3.550)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.671)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (575)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.416)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (9)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (795)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (106)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (49)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (91)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Euro Bölgesi'nde perakende satışlarda düşüş 04/06/2026
- ING: Orta Doğu’daki durum ve ABD verileri doları destekliyor 04/06/2026
- Güney Kore para birimi 2009'dan beri en düşük seviyesinde 04/06/2026
- TOKİ'den yeni satış kampanyası 04/06/2026
- ICBC'den TCMB tahmini 04/06/2026
- Bakan Bolat: Dış ticaret açığı son 9 ayın en düşük seviyesine indi 04/06/2026
- Brent petrolde son tahminler: Hangi kurum yıl sonu için kaç dolarlık petrol öngördü? 04/06/2026
- TSMC CEO'sundan çip açığı uyarısı 04/06/2026
- Nefes Kredisi'nde yeni dönem başlıyor 04/06/2026
- Hizmet Üretici Fiyat Endeksi Mayıs'ta aylık yüzde 3,23 arttı 04/06/2026
SON YAZILAR
- İstanbul Finans Merkezi için tarihi teşvik paketi yayımlandı 04/06/2026
- 2026’nın ilk sinyali; büyüyemeyen ekonomi 04/06/2026
- Petrol ve dolar yükselirken Fed kaygıları risk iştahını bastırıyor 04/06/2026
- Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak 04/06/2026
- SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması 03/06/2026
- Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi 03/06/2026
- Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı 03/06/2026
- Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor? 02/06/2026
- Barış masası sallanıyor, piyasalar hâlâ diplomasiye şans tanıyor 02/06/2026
- Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak? 01/06/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
