GÜNCEL
Montajlı videolar, dezenformasyon: Seçim propagandasının sınırı nedir?
Yayınlanma:
3 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
14 Mayıs seçimlerine giden günlerde AKP’nin muhalefete karşı yürüttüğü propagandada, montajlı videoların Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yalnızca miting alanlarında gösterilmekle kalmadığına, ana akım medyada da yayımlandığına tanık olundu.
RTÜK’ün CHP’li Üyesi İlhan Taşcı’nın açıklamasına göre, 1 Nisan-11 Mayıs tarihleri arasında devlet kanalı TRT’de Erdoğan’a 48 saatten fazla yer verilirken diğer cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu için bu süre 32 dakikaydı.
Öte yandan Cumhur İttifakı’ndan milletvekili adayı olan bakanlar istifa etmediği için kamu gücünün seçim kampanyasında kullanılması da gelen eleştirilerdendi.
Peki seçim sürecinde tüm bunlar kabul edilebilir mi? Seçmen algısını değiştirmek adına bu tür araçlar kullanılabilir mi? Siyasal iletişimin sınırı nedir?
AKP’nin elinde kalan tek unsur: Güvenlik
BBC Türkçe’ye konuşan siyasal iletişim danışmanı ve Avrupa Siyasi Danışmanlar Derneği Başkanı Gülfem Saydan Sanver, Erdoğan’ın ve Cumhur İttifakı’nın güvenlik politikaları üzerinden bir propaganda oluşturduğunu ve bunun seçmende karşılık bulduğunu anlatıyor:
“Ülkedeki ekonomik kriz çok ağır. Adalet ve Kalkınma Partisi uzun zamandır yeni bir politika üretemiyor. Yeni bir hikaye de yaratamıyor. İnsanların ilgisini çekecek yeni kadroları arasına katamıyor.
“Dolayısıyla elinde tek bir unsur kalmıştı, o da savunma sanayii üzerinden güvenlik politikaları. Güvenlik politikalarına girdiğinizde iki noktayı beraber yaptı, zaten öyle yapılmalıydı. Birincisi İHA’lar, SİHA’lar, askeri gemi ve uçaklarla bir yandan toplumsal gururu okşadı. Özellikle ekonomik kriz altında ezilen toplumun bir anlamda gururu da inciniyordu. Ancak bu tek başına işe yarayacak bir şey değil. Güvenlik politikalarının işlemesi için her zaman bir güvenlik tehdidinin olması gerekiyor. Bu güvenlik tehdidini de PKK üzerinden yaptı. Dolayısıyla iki unsuru beraber ve çok baskın kullandı. Bu güvenlik ve korku politikalarıyla kendi seçmenini ciddi anlamda konsolide etmeyi başardı”.
BBC Türkçe’ye konuşan, iletişimci ve gazeteci Ali Saydam ise Cumhur İttifakı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın propaganda sürecinin iki boyutta incelenebileceğini, bunlardan birinin strateji, diğerininse taktik olduğunu belirtiyor.
Strateji konusunda iktidarın yaklaşımlarının doğru olduğunu düşündüğünü belirten Saydam, “Hedef kitlenin kültür ve değerleri esas alınarak yapılan bir strateji. Milli bağımsızlık, ülkenin bölünmez bütünlüğü konularında toplumda bir duyarlılık görmüş olmalılar ki bunları savunuyorlar. Üçüncü ayak da ‘biz yaptık yine yaparız’ şeklinde gelecekle ilgili vaatlerde bulunmaları” diyor.
Saydam, “Bağımsızlık meselesinde, milli enerji ve maden politikasında atılan adımlar, milli savunmada atılan adımları gösterebiliriz. Basit bir SWOT analiziyle muhalefetin zayıf ve güçlü taraflarına bakarak belirlemiş olmalılar” sözlerini ekliyor.
Taktik alanda, uygulamada ise “AK Parti’nin iletişim çalışmalarını çok zayıf bulduğunu” söyleyen Saydam, “İletişim evrensel bir iş değildir. Bir ülkede olan her ülkede geçerli değildir. Çok farklı müzikler kullanılmaz. Müzikte tekrar ve akılda kalıcılık çok önemli. Ama ben AK Parti’de 7-8 tane müzik saydım. Çok sayıda reklam filmi çekilmiş” diyor.
‘Güvenlik ve korku propagandası karşısında muhalefet zayıf kaldı’
Stratejide hata yaptığını söylediği muhalefetin taktik boyutunda daha disiplinli ve başarılı bulduğunu belirten Saydam, “Ben çok beğendim. Çok yalın ve iyi uygulandı taktikleri ama Anglosakson geldi bana. Anadolu’nun ruhuna uygun değildi. Seçim Anadolu’da kazanılıyor. Türkiye’nin ortak ruhi şekillenmesinin kabulleneceği, sempatik bulacağı şeyler değildi. Kıyı şehirlerde karşılığını bulmasına rağmen, Anadolu’da bulmadı. Stratejik hata, hedef kitlenin terör gibi hassasiyetlerine mesafeli olması”.
“Muhalefetin kampanyası daha pozitif ve umut odaklı. Ama pozitif kampanya biraz yanlış anlaşıldı muhalefette. Pozitif olmak demek söylemlerin sert olmaması demek değil” diyen Gülfem Saydan Sanver de, negatiflik kullanılmasa da belli yerlerde daha net, sert söylemler gerektiğini, muhalefetin kampanyasının daha çok büyük şehirlere yönelik olduğunu belirtiyor.
Sanver “Bir de çiçekler, umut, kalp işaretleri evet büyük şehirlerde ve Batı’da biraz daha keyiflendirdi muhalefet seçmenini. Ama bunlar İç Anadolu, Karadeniz seçmeni için, karşıda yaratılan güvenlik ve korku politikası karşısında zayıf kaldı. Muhalefet de buna tam olarak cevap veremedi” diyor ve ekliyor:
“Seçimden önce İç Anadolu’yu, Karadeniz’i gezdim. Hakikaten tek konuşulan konu CHP’nin PKK’yla iş birliği yaptığıydı. Bu kadar yaygınken buna yönelik kampanya yapmamak büyük bir eksiklik. Bir kampanyanın coşku getirmesi oy anlamına gelmiyor, nerede coşku getiriyor ona da bir bakmak lazım.”
Devlet imkanları iktidar tarafından nasıl kullanıldı?

Gülfem Saydan Sanver, devlet imkanlarının da iktidar tarafından birkaç aşamalı olarak kullanıldığına vurgu yapıyor:
“Cumhurbaşkanı’nın kampanyası aşağı yukarı bir buçuk yıldır seçim ekonomisine girmiş durumda. Yani ekonomiyi toptan düzeltemeyeceği için pansuman niteliğinde diyebileceğimiz sürekli ekonomik vaatlerde bulundu. Bunlar EYT’den tutun ücretsiz doğal gaz, su, asgari ücretin yükseltilmesine kadar… Bu da devlet gücü.
“Asgari ücretin yükseltilmesi belki İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde insanların hayatını bir anda rahatlatan bir meblağ değil ama Anadolu’ya gittiğinizde bu sosyal yardımların önemli olduğunu görüyoruz. Muhalefetin göremediği kadar seçim ekonomisi faydası yarattı.
İkincisi unsurun medya hakimiyeti olduğuna dikkat çeken Sanver şunları ekliyor:
“Bu inanılmaz bir boyutta. TRT eşitlik ilkesini geçtim yok sayma pahasında yayın yapıyor. E Anadolu’ya gittiğiniz zaman internet kullanımı zayıf ve TRT’nin çok yaygın seyredildiğini görüyoruz. Ayrıca diğer haber kanalları, A Haber, CNN Türk gibi oralarda da çok yaygın bir iktidar propagandası var. Teröre karşı olduğunu, elbette yer yer Kemal Bey söylüyor ama bunu duyurabilmesi de kolay değil. Çünkü özellikle televizyon en büyük haber alma kaynağı Anadolu’da ve orada çok büyük bir Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Ak Parti hakimiyeti vardı.”
TRT’nin ve Anadolu Ajansı’nın iktidar lehine kullanılmasını “doğru bulmadığını” söyleyen Ali Saydam ise, 1954’ten beri seçimleri takip ettiğine, iktidarda hangi parti varsa devlet televizyonun da o partiye hizmet ettiğine dikkat çekiyor:
“VOA ne kadar ABD hükümetinin, TASS ne kadar Rusların etkisindeyse öyle. Böyle bir durum haksızlık mıdır? Evet, haksızlıktır. Ama reel politiktir”.
BBC Türkçe’ye konuşan Journo’nun proje editörü, Viyana merkezli Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) Başkan Yardımcısı Emre Kızılkaya, “Türkiye’de yasalar eşitliği sağlamak için yeterli. Radyo ve televizyon yasasının bir maddesi, sadece TRT değil bütün televizyonların bu anlamda adil yayıncılık yapma yolunda bir talimat aslında” diyor. Türkiye’de sorunun yasal mevzuattan çok uygulama olduğunu ekliyor:
“WhatsApp gruplarından bürokrat ve siyasetçilerin medyayı kontrol eden birtakım isimlere talimat verdiğini Reuters haberleştirmişti. Hal böyleyken TRT’nin ya da RTÜK’ün hükümet dışı bir denetim yapabileceğine inanılmıyor”.
Neden Google aramalarında daha çok hükümet yanlısı yayınlar çıkıyor?
Kızılkaya, kara propagandanın dijital platformlarla da yaygınlaştırıldığına dikkat çekiyor:
“Herkesin içerik üreticisi olduğu dijitalleşen dünyada, siyasi anlamda da her kesimden dezenformasyon, kara propaganda üretenler oluyor. Burada da asıl kritik nokta yeni eşik bekçileri olan dijital platformlar. Bunlar eskiden gazete ile televizyondu, hem öz denetimleri hem de RTÜK gibi kurumlar üzerinden denetimleri vardı. Oysa bugün herkes her şeyi üretebiliyor ve yayabiliyor”.
“Siyasi iktidarın mahsullerinden çıkan dezenformasyon, nefret söylemi, kara propaganda gibi içerikler en önemli dijital platform olan Google tarafından yaygınlaştırılıyor” diyen Kızılkaya, “Türkiye’de artık tek tipçi bir zihniyet tarafından ele geçirilen eskinin ana akım medya kuruluşları, dijital platformlarda güçlü bir geçmişten gelen güçlü bir varlığa sahip olduğu için aynı şekilde varlığını sürdürüyor. Kamuoyu tepkisi olmadığı için Google bu konuda tepki görmüyor. O yüzden onları öne çıkarmaya devam ediyor. Ancak bunlar artık ana akım değil, çünkü ana akımda her türlü görüşü bulmanız lazım, her kesime erişmeniz anlamına geliyor ana akım olmak” sözlerini ekliyor.
Gazeteciliğin ayırt edici özelliklerinden birinin kamu yararını gözetmek olduğunu ancak dijital platformlar için bunun geçerli olmadığını ifade eden Kızılkaya, “Türkiye’de bugün Google’ın bu kara propagandayı, nefret söylemini yaydığını görüyoruz. Taraflar o zaman siyasi olarak eşit yarış içerisinde olmuyorlar” diyor ve ekliyor:
“Google’a ‘Erdoğan’ yazdığınızda, onun açıklamalarının haberleştirildiğini görüyoruz. O nedenle Karayılan videosundaki gibi bir içerik üretildiğinde, Akit’in yalan haberini Google yaygınlaştırıyor, Erdoğan bunu mitinginde kullandığında bir kere de bütün büyük haber kuruluşları üzerinden bir kez daha yaygınlaştırılıyor. Türkiye’de haber ya da seçim araması yapan seçmene belirli bir siyasi görüşü, üstelik de kara propaganda üzerinden empoze etmiş oluyor.
“Google bunu Amerika’da yapamıyor. InfoWars gibi bir yalan haber sitesi, kamuoyu baskısı, bağımsız gazetecilerin üstüne gitmesi, Amerikan kongresinin devreye girmesi, düzenleme baskısının ardından yasaklanmıştı. Bütün Google sonuçlarından çıkarıldı.
“Şu an Türkiye’de Google yüzde 19’a 81 oranında iktidar medyasını öne çıkarıyor. Sivil toplumun veri temelli bir savunu hareketiyle hem kamuoyu bilinci artırması hem de bu dijital platformlardan hesap sorması gerekli. Çünkü seçmenin iyi bilgilendirilmediği yerde seçim olmaz”.
bbc
İlginizi Çekebilir
GÜNCEL
İstanbul Finans Merkezi için tarihi teşvik paketi yayımlandı
Yayınlanma:
12 dakika önce|
04/06/2026Yazan:
BankaVitrini
4 Haziran 2026 tarihli yeni vergi ve yatırım düzenlemeleri ne getiriyor?
Resmî Gazete’de yayımlanan 7582 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, vergi, yatırım, üretim, yurt dışı gelirler ve kamu alacaklarının tahsili alanlarında önemli değişiklikler içeriyor. Özellikle üretici firmalar, yabancı yatırımcılar, yurt dışından Türkiye’ye dönen yüksek gelir grupları ve vergi mükellefleri açısından dikkat çekici düzenlemeler bulunuyor.
1. Kamu borçlarında taksit süresi iki katına çıktı
6183 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle kamu borçlarının tecil süresi 36 aydan 72 aya çıkarıldı. Ayrıca bazı işlemlerdeki limit 50 bin TL’den 1 milyon TL’ye yükseltildi.
Vatandaş ve firmaya etkisi
- Vergi ve SGK borcu olan şirketlerin ödeme yükü hafifleyecek.
- Nakit akışı bozulan KOBİ’ler daha uzun vadede borçlarını yapılandırabilecek.
- Tahsilat baskısı kısa vadede azalırken devletin tahsilat süresi uzayacak.
2. Yurt dışından Türkiye’ye dönenlere 20 yıl vergi avantajı
Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen yeni düzenleme ile son 3 yılda Türkiye’de vergi mükellefi olmayan kişilerin yurt dışından elde ettikleri gelirler 20 yıl boyunca gelir vergisinden istisna tutulabilecek.
Kimleri ilgilendiriyor?
- Yurt dışında çalışan profesyoneller
- Yazılımcılar
- Fon yöneticileri
- Girişimciler
- Uluslararası danışmanlar
Etkisi
Türkiye, yüksek gelirli ve nitelikli insanları çekmek için vergi rekabetine giriyor. Özellikle Dubai, Londra ve Singapur’da yaşayan Türklerin dönüşünü teşvik etmeyi amaçlıyor.
3. “Nitelikli Hizmet Merkezi” dönemi başlıyor
Kanunla ilk kez “Nitelikli Hizmet Merkezi” tanımı getirildi. Çok uluslu şirketlerin finans, muhasebe, veri analizi, risk yönetimi, insan kaynakları ve teknoloji operasyonlarını Türkiye’den yönetmelerine yönelik yeni teşvik sistemi kuruldu.
Şirketlere sağlanan avantajlar
- Personel ücretlerinde gelir vergisi avantajı
- Kurumlar vergisinde büyük indirimler
- İstanbul Finans Merkezi ve belirli endüstri bölgelerinde daha güçlü teşvikler
Beklenen sonuç
Türkiye’nin;
- bölgesel finans merkezi,
- bölgesel muhasebe merkezi,
- teknoloji ve veri merkezi
olma hedefi güçleniyor. Özellikle İstanbul Finans Merkezi’nin uluslararası şirket çekme kapasitesi artırılıyor.
4. Üretici şirketlere %12,5 kurumlar vergisi
Kanunun en dikkat çekici maddelerinden biri üretim ve tarım şirketlerine yönelik.
Sanayi sicil belgesine sahip ve fiilen üretim yapan şirketlerin üretim kazançları için kurumlar vergisi oranı %12,5 olarak uygulanacak.
Kim kazanıyor?
- İmalat sanayi
- Organize sanayi bölgelerindeki üreticiler
- Tarımsal üretim şirketleri
Etkisi
Bu düzenleme özellikle krediye erişimde zorlanan reel sektör için önemli bir vergi desteği niteliğinde.
Bankavitrini açısından bakıldığında bu düzenleme:
- üretim yatırımlarını artırabilir,
- kayıtlı üretimi teşvik edebilir,
- sanayi şirketlerinin özkaynak birikimini güçlendirebilir.
Ancak finansman maliyetleri yüksek kaldığı sürece tek başına yeterli olmayabilir.
5. Yurt dışı ticarete dev vergi avantajı
Yurt dışından alınan malın Türkiye’ye gelmeden başka ülkeye satılmasından elde edilen kazançların %95’i kurumlar vergisi matrahından indirilebilecek. Bazı bölgelerde bu oran %100’e kadar çıkabilecek.
Sonuç
Türkiye’nin:
- ticaret merkezi,
- tedarik zinciri merkezi,
- bölgesel lojistik üs
olma hedefi destekleniyor.
6. Yeni “Varlık Barışı” geliyor
31 Temmuz 2027’ye kadar yurt dışındaki para, altın, döviz ve menkul kıymetlerin Türkiye’ye getirilmesine imkan tanıyan yeni bir varlık barışı düzenlemesi getiriliyor.
Dikkat çeken nokta
Normal vergi oranı %5.
Ancak;
- 5 yıl tutulursa %0
- 4 yıl tutulursa %1
- 3 yıl tutulursa %2
- 2 yıl tutulursa %3
- 1 yıl tutulursa %4
olarak uygulanabilecek.
Ekonomiye etkisi
Hazine’nin amacı:
- Döviz girişini artırmak,
- Finansal sisteme kaynak çekmek,
- Yastık altı ve yurt dışındaki varlıkları kayıt altına almak.
Bankavitrini yorumu
Bu kanun, ilk bakışta bir “vergi kanunu” gibi görünse de aslında üç stratejik hedef taşıyor:
1. Üretimi teşvik etmek
%12,5 kurumlar vergisi bunun en somut göstergesi.
2. Yabancı sermayeyi çekmek
Nitelikli hizmet merkezleri ve İstanbul Finans Merkezi teşvikleri bu amaçla getirildi.
3. Döviz girişini artırmak
Varlık barışı ve yurt dışı gelir istisnaları bu hedefe hizmet ediyor.
Ancak düzenlemenin başarısı sadece vergi avantajlarına değil;
- hukuk güvenliğine,
- finansmana erişime,
- kur istikrarına,
- yatırım ortamına
bağlı olacak.
Aksi halde vergi teşvikleri tek başına beklenen yatırım ve üretim artışını sağlayamayabilir. Buna karşın özellikle üretici firmalar, ihracatçılar ve uluslararası hizmet şirketleri açısından son yılların en önemli teşvik paketlerinden biri olduğu söylenebilir.
Önerilen başlıklar:
- Vergide yeni dönem: Kim kazanacak, kim kaybedecek?
- Üreticiye %12,5 vergi müjdesi: Sanayi için yeni fırsat
- Türkiye vergi rekabetine giriyor: Yurt dışındaki Türkler geri döner mi?
- Varlık barışı geri döndü: Döviz girişinde yeni hamle
- İstanbul Finans Merkezi için tarihi teşvik paketi yayımlandı
Kaynak: 4 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7582 sayılı Kanun.
EKONOMİ
2026’nın ilk sinyali; büyüyemeyen ekonomi
“Büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürme” hedefinin, programın iki temel dinamiği değiştirilmeden gerçekleşemeyeceği artık verilerle sabittir. O nedenle ilk çeyrek büyüme verisi, önemli bir uyarı işaretidir
Yayınlanma:
2 saat önce|
04/06/2026Yazan:
Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz
TÜİK verilerine göre Türkiye ekonomisi bu yılın birinci çeyreğinde (Ocak-Şubat-Mart) geçen yılın aynı çeyreğine göre, yıllık bazda yüzde 2,5 büyüdü. Ancak bu oran piyasa beklentisi olan yüzde 2,7’nin altında kaldı.
Daha da önemlisi çeyreklik bazda büyüme fiilen “sıfır” (yüzde 0,1); bir önceki çeyreğe göre aslında büyümedik. Çeyreklik bazda yüzde 0,1’lik bu oran, ekonomik aktivite düzeyinin bir önceki çeyreğe oranla yatay bir seyir izlediğini gösteriyor.
Sanayi yıllık bazda yüzde 0,8 küçülürken, özellikle imalat sektörü kaynaklı küçülme çeyreklik verilere de yansıdı. Sanayi üretimi, yüksek faiz ortamı ve artan maliyetlerin etkisiyle ivme kaybederek büyümeyi aşağı çeken ana unsur oldu.
Tarım sektörü 2025 yılının derin küçülme oranlarından sonra nihayet yıllık bazda yüzde 4,6, çeyreklik bazda ise yüzde 5,9 büyüdü.
İnşaat sektörü ise 2025 yılında yüzde 10’un üzerinde seyreden rekor büyüme oranlarının ardından ilk çeyrekte yıllık bazda sadece yüzde 3,2 büyüdü, üstelik çeyreklik bazda yüzde 1,7 daraldı.
Sektörlerdeki zayıf görünümün yanında bilgi-iletişimdeki yüzde 9,5’luk oran çarpıcı görünse de bu durum büyük ölçüde 5G teknoloji altyapı yatırımlarına dayalı olduğu için kalıcı bir ivmelenme olmayabilir.
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde büyümenin itici güçlerinden biri de yatırımlar yani gayrisafi sabit sermaye oluşumu (makine-teçhizat ve inşaat yatırımları). Bu kalem yıllık bazda yüzde 3 artış kaydedip büyümeye 0,8 puanlık katkı verse de çeyreklik bazda yüzde 2,2 küçüldü.
Stoklar ise büyümeye 0,5 puanlık pozitif katkı verdi. Çeyreklik bazda talep yavaşlarken üretilen malların bir kısmının satılamayıp rafa kalktığı anlaşılıyor olsa da bunun da teknik olarak büyüme rakamını yukarıda tuttuğu görülüyor.
Harcama yöntemiyle milli gelire bakalım;
Hanehalkı tüketimi yıllık yüzde 4,8 arttı ancak çeyreklik artış yüzde 0,1’de kaldı. Talebin sıkılaşma adımlarıyla hız kestiği hissediliyor. Ama kimin talebi ve tüketimi? Zaten “program” dar ve sabit gelirliler üzerinde çalışıyor yıllardır. Yine de yüksek gelirlilerin ve servet transferinin etkisiyle doğan talebin baskılanması zor.
Devlet de harcamacı tarafta yerini aldı; yıllık bazda devletin nihai harcamaları yüzde 2,1 artarken, çeyreklik artış yüzde 3,3 oldu. “Kamuda tasarruf olmalı” derken, devletin harcamalarının artması büyük ikilemi ortaya koyuyor.
Asıl kırılganlık ihracatta. İhracat yıllık yüzde 12,7, çeyreklik yüzde 7,5 daralarak en zayıf halka oldu. Bu dengesizlik sebebiyle net dış ticaret, büyümeyi 2,5 puan aşağı çekti.
İhracattaki sorunlar yapısal nitelik taşıyor. Yüksek faiz, girdi maliyetlerindeki artış, kur baskısı, atıl kapasite ve dış talepteki durgunluk, hepsi bir arada etkisini gösterdi.
Nisan sonunda imalatçı ihracatçılar için kurumlar vergisi oranının yüzde 9’a, ihracatçılar için yüzde 14’e indirilmesi olumlu bir adım; ancak yapısal sorunlar gündemdeyken bu düzenlemenin etkisi sınırlı kalacak. Sanayinin dış rekabet gücü zayıfladıkça ihracat üzerindeki baskı artmaya devam edecek. Bu sürecin işsizliği yukarı taşıması kaçınılmaz görünüyor.
Program hedefiyle gerçek arasındaki makas açıklanamaz hale geldi. Talebin baskılanması ve kur kontrolüne dayanan mevcut program, enflasyonla mücadelede somut bir ilerleme sağlayamıyor. Öte yandan iç ve dış talebi belirgin şekilde soğuttuğu anlaşılıyor. “Büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürme” hedefinin, programın iki temel dinamiği değiştirilmeden gerçekleşemeyeceği artık verilerle sabittir. O nedenle ilk çeyrek büyüme verisi, önemli bir uyarı işaretidir.
Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ – T24
ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA
Petrol ve dolar yükselirken Fed kaygıları risk iştahını bastırıyor
Yayınlanma:
2 saat önce|
04/06/2026Yazan:
BankaVitrini
Küresel mali piyasaların odağında Orta Doğu kaynaklı jeopolitik riskler bulunmaya devam ederken, İsrail’in tutumunun barış sürecini zorlaştırdığı görüşünün giderek daha geniş kabul gördüğünü izliyoruz. Bu sabah İsrail ile Lübnan arasında ateşkesin uygulanmasına yönelik varılan anlaşma olumlu bir gelişme olarak öne çıksa da, bölgeden gelen çelişkili açıklamalar ve zaman zaman yeniden yükselen gerilim piyasaların temkinli duruşunu korumasına neden oluyor. Daha basit bir ifadeyle, piyasalar artık ‘anlaşma yakın’ yönündeki açıklamalardan çok, çatışmaların gerçekten durduğunu ve diplomatik sürecin somut sonuçlar ürettiğini görmek istiyor.
Bu minvalde yapay zekâ temalı hisselerde görülen kâr satışları ve Orta Doğu’da yeniden yükselen jeopolitik risklerin risk iştahını belirgin bir şekilde azaltmasıyla ABD borsalarının geceyi %1 civarında düşüşle tamamladığını görüyoruz. Dolar endeksi (DXY), Orta Doğu’da yeniden yükselen jeopolitik gerilimlerin etkisiyle güvenli liman talebinden destek alarak son iki ayın en güçlü seviyelerinde salınırken, İran’ın Kuveyt’e yönelik saldırıları ve Hürmüz Boğazı çevresindeki çatışmalar petrol fiyatlarının yüksek seviyesini korumasına neden oluyor. DXY’nin güç kazanması, ABD tahvil faizlerinin de yükselmesine neden olurken, Fed’in enflasyon baskıları nedeniyle faiz indirimlerini uzun süre erteleyebileceği beklentisi de piyasalar üzerinde ilave baskı kurmaya devam ediyor.
Tansiyonun barometresi konumunda olan Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı, üç günlük kesintisiz yükseliş isteği ardından dün 99 dolar seviyesini test ederken, ABD ham petrol stoklarının beklentilerin iki katı kadar azalması da küresel petrol talebinin güçlü seyrettiğine işaret etti. Haber akışı sizin de takdir edeceğiniz üzere pek de olumlu düzlemde ilerlemezken, mevcut stresin üzerine 16-17 Haziran tarihinde düzenlenecek olağan Fed toplantısının da eklenmeye başladığını düşünüyoruz. Fed’in yeni başkanı Warsh, göreve yapay zekâ yatırımlarının ekonomiyi desteklediği ancak İran savaşı kaynaklı enerji maliyetlerinin enflasyonu yeniden hızlandırdığı zorlu bir dönemde başlıyor. Nitekim, Fed’in yayımladığı Beige Book raporu, birçok bölgede enerji fiyatlarındaki artışın nakliye, gıda ve gübre maliyetlerine yayıldığını, tüketicilerin ise daha fazla kredi kartı kullanıp harcamalarını temel ihtiyaçlara yönlendirdiğini gösterdi. Bu durum, ekonomik büyümenin yavaşladığı ancak enflasyonun yüksek kaldığı stagflasyon riskini yeniden gündeme taşıdığını belirtelim.
Orta Doğu kaynaklı jeopolitik riskler, Hürmüz Boğazı’nın âdeta dünyanın boğazını sıktığı, enflasyon beklentilerinin yükseldiği ve tedarik zincirlerinin kırıldığı bir ortamda, faiz indirimi beklentilerinin yerini faiz artırımı ihtimaline bıraktığını görüyoruz. Bu sabah Fed vadeli işlemleri, yıl sonuna kadar faiz artışı olasılığını yaklaşık %51 olarak fiyatlıyor. Bu değişimin altını özellikle çizmek gerekiyor. Fed cephesinde büyüme ile enflasyonla mücadele tercihi arasında yaşanacak görüş ayrılıklarını merakla takip edeceğiz. Güvenli liman edasıyla son dönemlerde ön plana çıkan doların bir süre daha bu belirsizlik ortamında güçlü kalmasını, bunun da faizlerin yüksek seyretmesine zemin hazırlayabileceğini düşünüyoruz.
ABD borsalarının dün geceyi düşüşle tamamlaması ardından, yapay zekâ temalı hisselerin önemli oyuncularından Broadcom’un beklentilerin altında kalan gelir tahmini sonrası teknoloji ve yarı iletken hisselerinde satışlar hızlandı. Broadcom’un açıkladığı sonuçlar, yatırımcıların yüksek beklentilerini karşılayamayınca hisseler mesai sonrası işlemlerde %13’ten fazla değer kaybetti. Şirketin ikinci çeyrek gelirleri piyasa tahminlerinin hafif altında kalırken, üçüncü çeyrek için açıkladığı yapay zekâ çipi gelir beklentisi de beklentilerin gerisinde kaldı. Daha da önemlisi, yönetimin 2027 yılına ilişkin 100 milyar dolarlık yapay zekâ gelir hedefini yukarı yönlü revize etmemesi, piyasada büyüme ivmesinin yavaşlayabileceği endişelerini artırdı.
Havanın genel hatlarıyla olumsuz olması ve Broadcom’un açıkladığı sonuçlar ardından yeni gün başlangıcında Pasifik’in diğer ucunda hâkim rengin kırmızı olduğunu görüyoruz. Japonya’nın gösterge endeksi Nikkei, bir gün önce ulaştığı tarihi zirveden geri çekilmek suretiyle %2 gerilerken, ABD borsalarının vadeli işlemlerinde de %0,5 civarında düşüşler görüyoruz. Japon Yeni dolar karşısında kritik 160 seviyesini tekrar test ederken, bu seviye, Japon yetkililerin geçmişte döviz piyasasına müdahale ettiği bölge olması nedeniyle yakından izleniyor. Her ne kadar Japonya Merkez Bankası’ndan bu ay faiz artırımı gelebileceğine yönelik beklentiler güçlense de, doların küresel belirsizliklerden aldığı destek YEN üzerindeki baskıyı sürdürüyor. Doların güçlü seyrine paralel EURUSD paritesi 1,16, GBPUSD paritesi ise 1,34 seviyelerinin diplerine kadar geriledi.
Risk iştahındaki bozulma kripto para piyasalarına da yansırken, Bitcoin ve Ethereum son dört ayın en düşük seviyelerini test etti. Dört hafta önce 83 bin dolar seviyesine dayanan Bitcoin bu sabah 61 bin dolar seviyelerine kadar gerilerken, küresel piyasalarda güvenli liman arayışının yeniden ön plana çıktığını not etmemiz gerekiyor. Güvenli limanın da bu günlerde dolar olması, faiz getirisi olmayan kıymetli metallerin tatsız bir seyir izlemesine neden oluyor. Altının ons fiyatı dün 4,425 dolar seviyesini test ederken, gümüş ise 72,50 dolar seviyesine kadar geriledi. Her ikisi de bu sabah tepki alımları ile sırasıyla 4,465 dolar 73,50 dolar seviyelerine yükselse de, teknik görünüm pek de iç açıcı olmadığını söylememiz gerekiyor. Haftalık kapanışı görerek daha sağlıklı yorum yapmaya gayret edeceğiz. Bir süre daha gelişmeleri takip etmek adına kenarda beklemeye devam ediyoruz.
Genel hatlarıyla Hürmüz düğümünün çözülemiyor olması, Fed’in de Warsh başkanlığında yaklaşan ilk olağan toplantısı küresel piyasaları gererken, Türkiye cephesinde ise bir önceki gün özellikle de bankacılık endeksi önderliğinde (BlackRock dedikodusu) yaşanan yükselişin ardından dün siyasi beklentilerin ağır basmasıyla kazanımların bir bölümünün geri verildiğine şahit olduk. BİST100 ana endeksi %1,7 gerilerken, bankacılık hisseleri ise %2’ye yakın geriledi. USDTRY kuru 46 seviyelerine doğru bebek adımlarıyla yükselişini sürdürürken, CDS risk priminin ise hafif de olsa yükselerek 242 baz puana geldiğini not edelim. Her ne kadar içeride siyasi gelişmeler ve dışarıda jeopolitik gelişmeler baskı unsuru yaratsa da, dün de belirttiğimiz üzere, ABD ile ilişkilerde yapıcı zeminin korunması, önümüzdeki ay Türkiye’de düzenlenecek NATO Zirvesi’ne ABD Başkanı Trump’ın da katılacağının açıklanması, Türkiye’nin giderek güçlenen jeo-ekonomik konumu büyük resimde dikkat çekmeye devam edeceğini düşünüyoruz.
Yurt içi yerleşiklerin Türk Lirası’na olan ilgisi devam ederken, mevduat tercihinde uzun süredir yaklaşık olarak %60 Türk Lirası, %40 yabancı para kompozisyonu da korunmaya devam ediyor. TCMB’nin kur oynaklığını yönetebilecek araç seti ile hareket alanını koruması nedeniyle, mevcut görünüm altında USDTRY kuru açısından da önemli bir risk görmediğimizin altını çizmek isteriz. Dün bu bağlamda, TCMB’nin haftalık bültenini yine yakından inceledik. TCMB’nin butlan kararı ardından 13 milyar dolar eriyen net yabancı para pozisyonu, 2 Haziran valörlü işlemlerde 4,2 milyar dolar toparlanma kaydettiğini görüyoruz. Manşet rakamın ise 20,8 milyar dolar seviyesine toparlandığını not edelim (bakınız grafik).
TCMB Net Yabancı Para Pozisyonu
TCMB Net Yabancı Para Pozisyonundan yaşanan günlük değişim
Emre Değirmencioğlu
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.023)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.576)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (560)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.974)
- GÜNCEL (4.407)
- GÜNDEM (3.550)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.671)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (575)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.416)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (9)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (795)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (106)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (49)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (91)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Resmi Gazete'de bugün (04.06.2026) 03/06/2026
- İran: Müzakerelerde somut bir ilerleme sağlanamadı 03/06/2026
- Fed'in Bej Kitap raporunda yüksek enflasyon vurgusu 03/06/2026
- Morgan Stanley ve UniCredit'ten ‘Warsh’ uyarısı 03/06/2026
- Bessent: Enflasyondaki yükseliş kısa vadeli olacak 03/06/2026
- Otokar, Automecanica'nın yüzde 96,77'sini devraldı 03/06/2026
- Trump Ankara'daki NATO zirvesine katılacak 03/06/2026
- ABD fabrika siparişlerinde 11 ayın en büyük artışı 03/06/2026
- ABD'de hizmet faaliyetleri toparlandı 03/06/2026
- ABD-İran geçici anlaşma görüşmelerindeki temel anlaşmazlık konuları 03/06/2026
SON YAZILAR
- İstanbul Finans Merkezi için tarihi teşvik paketi yayımlandı 04/06/2026
- 2026’nın ilk sinyali; büyüyemeyen ekonomi 04/06/2026
- Petrol ve dolar yükselirken Fed kaygıları risk iştahını bastırıyor 04/06/2026
- Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak 04/06/2026
- SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması 03/06/2026
- Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi 03/06/2026
- Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı 03/06/2026
- Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor? 02/06/2026
- Barış masası sallanıyor, piyasalar hâlâ diplomasiye şans tanıyor 02/06/2026
- Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak? 01/06/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu


