Connect with us

GÜNCEL

Montajlı videolar, dezenformasyon: Seçim propagandasının sınırı nedir?

Yayınlanma:

|

14 Mayıs seçimlerine giden günlerde AKP’nin muhalefete karşı yürüttüğü propagandada, montajlı videoların Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yalnızca miting alanlarında gösterilmekle kalmadığına, ana akım medyada da yayımlandığına tanık olundu.

RTÜK’ün CHP’li Üyesi İlhan Taşcı’nın açıklamasına göre, 1 Nisan-11 Mayıs tarihleri arasında devlet kanalı TRT’de Erdoğan’a 48 saatten fazla yer verilirken diğer cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu için bu süre 32 dakikaydı.

Öte yandan Cumhur İttifakı’ndan milletvekili adayı olan bakanlar istifa etmediği için kamu gücünün seçim kampanyasında kullanılması da gelen eleştirilerdendi.

Peki seçim sürecinde tüm bunlar kabul edilebilir mi? Seçmen algısını değiştirmek adına bu tür araçlar kullanılabilir mi? Siyasal iletişimin sınırı nedir?

AKP’nin elinde kalan tek unsur: Güvenlik

BBC Türkçe’ye konuşan siyasal iletişim danışmanı ve Avrupa Siyasi Danışmanlar Derneği Başkanı Gülfem Saydan Sanver, Erdoğan’ın ve Cumhur İttifakı’nın güvenlik politikaları üzerinden bir propaganda oluşturduğunu ve bunun seçmende karşılık bulduğunu anlatıyor:

“Ülkedeki ekonomik kriz çok ağır. Adalet ve Kalkınma Partisi uzun zamandır yeni bir politika üretemiyor. Yeni bir hikaye de yaratamıyor. İnsanların ilgisini çekecek yeni kadroları arasına katamıyor.

“Dolayısıyla elinde tek bir unsur kalmıştı, o da savunma sanayii üzerinden güvenlik politikaları. Güvenlik politikalarına girdiğinizde iki noktayı beraber yaptı, zaten öyle yapılmalıydı. Birincisi İHA’lar, SİHA’lar, askeri gemi ve uçaklarla bir yandan toplumsal gururu okşadı. Özellikle ekonomik kriz altında ezilen toplumun bir anlamda gururu da inciniyordu. Ancak bu tek başına işe yarayacak bir şey değil. Güvenlik politikalarının işlemesi için her zaman bir güvenlik tehdidinin olması gerekiyor. Bu güvenlik tehdidini de PKK üzerinden yaptı. Dolayısıyla iki unsuru beraber ve çok baskın kullandı. Bu güvenlik ve korku politikalarıyla kendi seçmenini ciddi anlamda konsolide etmeyi başardı”.

BBC Türkçe’ye konuşan, iletişimci ve gazeteci Ali Saydam ise Cumhur İttifakı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın propaganda sürecinin iki boyutta incelenebileceğini, bunlardan birinin strateji, diğerininse taktik olduğunu belirtiyor.

Strateji konusunda iktidarın yaklaşımlarının doğru olduğunu düşündüğünü belirten Saydam, “Hedef kitlenin kültür ve değerleri esas alınarak yapılan bir strateji. Milli bağımsızlık, ülkenin bölünmez bütünlüğü konularında toplumda bir duyarlılık görmüş olmalılar ki bunları savunuyorlar. Üçüncü ayak da ‘biz yaptık yine yaparız’ şeklinde gelecekle ilgili vaatlerde bulunmaları” diyor.

Saydam, “Bağımsızlık meselesinde, milli enerji ve maden politikasında atılan adımlar, milli savunmada atılan adımları gösterebiliriz. Basit bir SWOT analiziyle muhalefetin zayıf ve güçlü taraflarına bakarak belirlemiş olmalılar” sözlerini ekliyor.

Taktik alanda, uygulamada ise “AK Parti’nin iletişim çalışmalarını çok zayıf bulduğunu” söyleyen Saydam, “İletişim evrensel bir iş değildir. Bir ülkede olan her ülkede geçerli değildir. Çok farklı müzikler kullanılmaz. Müzikte tekrar ve akılda kalıcılık çok önemli. Ama ben AK Parti’de 7-8 tane müzik saydım. Çok sayıda reklam filmi çekilmiş” diyor.

‘Güvenlik ve korku propagandası karşısında muhalefet zayıf kaldı’

Stratejide hata yaptığını söylediği muhalefetin taktik boyutunda daha disiplinli ve başarılı bulduğunu belirten Saydam, “Ben çok beğendim. Çok yalın ve iyi uygulandı taktikleri ama Anglosakson geldi bana. Anadolu’nun ruhuna uygun değildi. Seçim Anadolu’da kazanılıyor. Türkiye’nin ortak ruhi şekillenmesinin kabulleneceği, sempatik bulacağı şeyler değildi. Kıyı şehirlerde karşılığını bulmasına rağmen, Anadolu’da bulmadı. Stratejik hata, hedef kitlenin terör gibi hassasiyetlerine mesafeli olması”.

“Muhalefetin kampanyası daha pozitif ve umut odaklı. Ama pozitif kampanya biraz yanlış anlaşıldı muhalefette. Pozitif olmak demek söylemlerin sert olmaması demek değil” diyen Gülfem Saydan Sanver de, negatiflik kullanılmasa da belli yerlerde daha net, sert söylemler gerektiğini, muhalefetin kampanyasının daha çok büyük şehirlere yönelik olduğunu belirtiyor.

Sanver “Bir de çiçekler, umut, kalp işaretleri evet büyük şehirlerde ve Batı’da biraz daha keyiflendirdi muhalefet seçmenini. Ama bunlar İç Anadolu, Karadeniz seçmeni için, karşıda yaratılan güvenlik ve korku politikası karşısında zayıf kaldı. Muhalefet de buna tam olarak cevap veremedi” diyor ve ekliyor:

“Seçimden önce İç Anadolu’yu, Karadeniz’i gezdim. Hakikaten tek konuşulan konu CHP’nin PKK’yla iş birliği yaptığıydı. Bu kadar yaygınken buna yönelik kampanya yapmamak büyük bir eksiklik. Bir kampanyanın coşku getirmesi oy anlamına gelmiyor, nerede coşku getiriyor ona da bir bakmak lazım.”

Devlet imkanları iktidar tarafından nasıl kullanıldı?

erdoğan trt
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 18 Nisan 2023’te TRT canlı yayınında soruları cevapladı.

Gülfem Saydan Sanver, devlet imkanlarının da iktidar tarafından birkaç aşamalı olarak kullanıldığına vurgu yapıyor:

“Cumhurbaşkanı’nın kampanyası aşağı yukarı bir buçuk yıldır seçim ekonomisine girmiş durumda. Yani ekonomiyi toptan düzeltemeyeceği için pansuman niteliğinde diyebileceğimiz sürekli ekonomik vaatlerde bulundu. Bunlar EYT’den tutun ücretsiz doğal gaz, su, asgari ücretin yükseltilmesine kadar… Bu da devlet gücü.

“Asgari ücretin yükseltilmesi belki İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde insanların hayatını bir anda rahatlatan bir meblağ değil ama Anadolu’ya gittiğinizde bu sosyal yardımların önemli olduğunu görüyoruz. Muhalefetin göremediği kadar seçim ekonomisi faydası yarattı.

İkincisi unsurun medya hakimiyeti olduğuna dikkat çeken Sanver şunları ekliyor:

“Bu inanılmaz bir boyutta. TRT eşitlik ilkesini geçtim yok sayma pahasında yayın yapıyor. E Anadolu’ya gittiğiniz zaman internet kullanımı zayıf ve TRT’nin çok yaygın seyredildiğini görüyoruz. Ayrıca diğer haber kanalları, A Haber, CNN Türk gibi oralarda da çok yaygın bir iktidar propagandası var. Teröre karşı olduğunu, elbette yer yer Kemal Bey söylüyor ama bunu duyurabilmesi de kolay değil. Çünkü özellikle televizyon en büyük haber alma kaynağı Anadolu’da ve orada çok büyük bir Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Ak Parti hakimiyeti vardı.”

TRT’nin ve Anadolu Ajansı’nın iktidar lehine kullanılmasını “doğru bulmadığını” söyleyen Ali Saydam ise, 1954’ten beri seçimleri takip ettiğine, iktidarda hangi parti varsa devlet televizyonun da o partiye hizmet ettiğine dikkat çekiyor:

“VOA ne kadar ABD hükümetinin, TASS ne kadar Rusların etkisindeyse öyle. Böyle bir durum haksızlık mıdır? Evet, haksızlıktır. Ama reel politiktir”.

BBC Türkçe’ye konuşan Journo’nun proje editörü, Viyana merkezli Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) Başkan Yardımcısı Emre Kızılkaya, “Türkiye’de yasalar eşitliği sağlamak için yeterli. Radyo ve televizyon yasasının bir maddesi, sadece TRT değil bütün televizyonların bu anlamda adil yayıncılık yapma yolunda bir talimat aslında” diyor. Türkiye’de sorunun yasal mevzuattan çok uygulama olduğunu ekliyor:

“WhatsApp gruplarından bürokrat ve siyasetçilerin medyayı kontrol eden birtakım isimlere talimat verdiğini Reuters haberleştirmişti. Hal böyleyken TRT’nin ya da RTÜK’ün hükümet dışı bir denetim yapabileceğine inanılmıyor”.

Neden Google aramalarında daha çok hükümet yanlısı yayınlar çıkıyor?

Kızılkaya, kara propagandanın dijital platformlarla da yaygınlaştırıldığına dikkat çekiyor:

“Herkesin içerik üreticisi olduğu dijitalleşen dünyada, siyasi anlamda da her kesimden dezenformasyon, kara propaganda üretenler oluyor. Burada da asıl kritik nokta yeni eşik bekçileri olan dijital platformlar. Bunlar eskiden gazete ile televizyondu, hem öz denetimleri hem de RTÜK gibi kurumlar üzerinden denetimleri vardı. Oysa bugün herkes her şeyi üretebiliyor ve yayabiliyor”.

“Siyasi iktidarın mahsullerinden çıkan dezenformasyon, nefret söylemi, kara propaganda gibi içerikler en önemli dijital platform olan Google tarafından yaygınlaştırılıyor” diyen Kızılkaya, “Türkiye’de artık tek tipçi bir zihniyet tarafından ele geçirilen eskinin ana akım medya kuruluşları, dijital platformlarda güçlü bir geçmişten gelen güçlü bir varlığa sahip olduğu için aynı şekilde varlığını sürdürüyor. Kamuoyu tepkisi olmadığı için Google bu konuda tepki görmüyor. O yüzden onları öne çıkarmaya devam ediyor. Ancak bunlar artık ana akım değil, çünkü ana akımda her türlü görüşü bulmanız lazım, her kesime erişmeniz anlamına geliyor ana akım olmak” sözlerini ekliyor.

Gazeteciliğin ayırt edici özelliklerinden birinin kamu yararını gözetmek olduğunu ancak dijital platformlar için bunun geçerli olmadığını ifade eden Kızılkaya, “Türkiye’de bugün Google’ın bu kara propagandayı, nefret söylemini yaydığını görüyoruz. Taraflar o zaman siyasi olarak eşit yarış içerisinde olmuyorlar” diyor ve ekliyor:

“Google’a ‘Erdoğan’ yazdığınızda, onun açıklamalarının haberleştirildiğini görüyoruz. O nedenle Karayılan videosundaki gibi bir içerik üretildiğinde, Akit’in yalan haberini Google yaygınlaştırıyor, Erdoğan bunu mitinginde kullandığında bir kere de bütün büyük haber kuruluşları üzerinden bir kez daha yaygınlaştırılıyor. Türkiye’de haber ya da seçim araması yapan seçmene belirli bir siyasi görüşü, üstelik de kara propaganda üzerinden empoze etmiş oluyor.

“Google bunu Amerika’da yapamıyor. InfoWars gibi bir yalan haber sitesi, kamuoyu baskısı, bağımsız gazetecilerin üstüne gitmesi, Amerikan kongresinin devreye girmesi, düzenleme baskısının ardından yasaklanmıştı. Bütün Google sonuçlarından çıkarıldı.

“Şu an Türkiye’de Google yüzde 19’a 81 oranında iktidar medyasını öne çıkarıyor. Sivil toplumun veri temelli bir savunu hareketiyle hem kamuoyu bilinci artırması hem de bu dijital platformlardan hesap sorması gerekli. Çünkü seçmenin iyi bilgilendirilmediği yerde seçim olmaz”.

bbc

Okumaya devam et

GÜNCEL

Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borsada işlem gören firmaların dahi finansmana erişimde zorlandığı bir dönemde, şirketlerin kredi taleplerinde alışılmışın dışında sorularla karşılaşması; destek yerine köstek olunması kime ne kazandıracak?

İyi günlerde peşinden koşulan firmaların, zor zamanlarında da yanında olmak gerekir. Çünkü bankacılığın asli görevi yalnızca “riski reddetmek” değil; doğru analizle, doğru teminatla ve doğru nakit akışı kurgusuyla firmaların üretmeye devam etmesini sağlamaktır.

Bugün bazı bankalarda, klimalı odalarda oturup “red”, “olmaz”, “uygun değil” diyerek parayı batırmadığını düşünen bir anlayışın öne çıktığını görüyoruz. Oysa firmayı tanımadan, hikâyesini bilmeden, talep edilen finansman sonrası oluşacak nakit akışını analiz etmeden; beş ay önceki mali verilerle bugünün şirketini değerlendirmek sağlıklı bir tahsis politikası olamaz.

Limit açmadığınız bir firma, müşteri çeklerini factoring yoluyla nakde çevirdi diye “factoring riski var” denilerek uzak duruluyorsa, şu soru sorulmalıdır: O halde neden o firmaya çek karşılığı banka limiti açılmadı?

Daha da çelişkili olanı, kendi factoring şirketi bulunan bankaların bile “factoring riski var” gerekçesiyle kredi taleplerine mesafeli durmasıdır. Madem factoring bazılarına göre bu kadar sakıncalı görülüyor, o zaman bankaların neden factoring şirketleri var?

Unutulmamalıdır ki müşteri olmadan bankacılık sistemi bir hiçtir. Bankaların ihtiyacı; batan, iflas eden, üretimden kopan müşteriler değil; çalışan, üreten, istihdam sağlayan ve ayakta kalan müşterilerdir.

Buradan tüm bankaların kredi tahsis yöneticilerine sevgi ve saygılarımı sunuyor; bu dönemde bakış açısının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bugün firmaya kapatılan her kredi kapısı, yarın ekonomide kapanan bir üretim kapısına dönüşebilir.

Bayram KOÇSOY – Emekli Banka Müdürü

Okumaya devam et

BORSA

SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borç sermayeye dönüştü, tartışma büyüdü

SASA Polyester’in 3 Haziran 2026 tarihinde açıkladığı Paya Dönüştürülebilir Tahvil (PDT) dönüşüm kararı, sermaye piyasalarında son dönemin en çok tartışılan işlemlerinden biri haline geldi. Şirket açısından bilançoyu güçlendiren bu adım, hisse yatırımcıları açısından ise “pay sulanması”, “değer kaybı” ve “güven erozyonu” tartışmalarını beraberinde getirdi.

Özellikle SASA Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim M. Turhan’ın geçmiş dönemde yaptığı açıklamalar nedeniyle yatırımcı tepkilerinin önemli bölümü şahsında toplandı.

Peki SASA ne yaptı, kim kazandı, kim kaybetti?

SASA ne yaptı?

Şirketin açıklamasına göre;

  • Yurt dışında ihraç edilen PDT sahipleri dönüşüm haklarını kullandı.
  • 37,3 milyon Euro nominal değerli tahvil hisseye dönüştürüldü.
  • Bunun karşılığında yeni paylar ihraç edildi.
  • Mevcut ortakların rüçhan hakları tamamen kısıtlandı.
  • Şirket sermayesi yaklaşık 785 milyon TL artırıldı.

Teknik olarak bakıldığında şirketin borcu azaldı ve özkaynakları güçlendi. Finansal açıdan değerlendirildiğinde bu işlem, borcun sermayeye dönüştürülmesi nedeniyle şirket bilançosunu rahatlatan bir yapı oluşturdu.

Şirket açısından olumlu sonuçlar

PDT dönüşümü sonrasında SASA’nın elde ettiği avantajlar şöyle sıralanabilir:

1. Döviz borcu azaldı

Tahvil yükümlülüğünün bir bölümü ortadan kalktı.

2. Finansal kaldıraç düştü

Borç/özkaynak dengesi iyileşti.

3. Faiz yükü azaldı

Gelecekteki finansman maliyetleri üzerinde olumlu etki oluştu.

4. Nakit çıkışı önlendi

Şirket tahvil geri ödemesi yapmak yerine hisse vererek yükümlülüğünü kapattı.

Yönetim perspektifinden bakıldığında bu işlem rasyonel ve bilanço güçlendirici bir finansman yöntemi olarak görülebilir.

Peki yatırımcı neden rahatsız oldu?

Sorunun cevabı “seyrelme etkisi” olarak adlandırılan süreçte yatıyor. Yeni hisseler üretildiğinde mevcut ortakların şirket içindeki pay oranı küçülür.

Buna sermaye piyasalarında “dilution” yani sulanma denilir.

Yatırımcıların itiraz ettiği temel nokta şu: Şirket borcunu azaltırken bunun maliyetinin önemli bir kısmı mevcut hissedarlara yansıtıldı.

Özellikle küçük yatırımcı açısından ortaya çıkan etkiler:

  • Hisse başına düşen şirket değeri geriledi.
  • Arz edilen pay miktarı arttı.
  • Satış baskısı oluştu.
  • Hisse fiyatı üzerinde aşağı yönlü baskı meydana geldi.
  • Portföy değerleri eridi.

Büyük tartışma: Tahvil yatırımcısı avantajlı mı oldu?

Piyasadaki eleştirilerin önemli bölümü bu noktada yoğunlaşıyor.

Tahvil yatırımcısı:

  • Önceden belirlenmiş şartlarla dönüşüm hakkı elde etti.
  • Belirli fiyat avantajına sahip oldu.
  • Hisseye dönüşüm sırasında daha korunaklı bir pozisyonda bulundu.

Borsa yatırımcısı ise:

  • Açık piyasadan hisse aldı.
  • Fiyat düşüşünün tüm riskini taşıdı.
  • Seyrelme etkisini doğrudan yaşadı.

Bu nedenle sosyal medyada sıkça dile getirilen görüşlerden biri şu oldu: “Şirket kurtarıldı ama küçük yatırımcı korunamadı.”

İbrahim M. Turhan neden hedef haline geldi?

Aslında kararın sahibi tek başına İbrahim M. Turhan değil. PDT ihracı ve dönüşüm süreçleri yönetim kurulu kararıyla ve SPK mevzuatı çerçevesinde yürütülüyor.

Ancak yatırımcı tepkilerinin önemli kısmı Turhan’a yöneldi. Çünkü İbrahim M. TUrhan aynı zamanda SASA Yönetim Kurulu Üyesi olması açıklamaları da yatırımcı o hassasiyet ile algıladı. Açıklamalar ile fiili duurm örtüşmeyip hisse değeri daha düşünce küçük yatırımcı dah afazla zarar etti; tartışmalar da bu noktada alevlendi.

Bunun birkaç nedeni bulunuyor.

1. Sürecin kamuoyundaki yüzü oldu

PDT mekanizmasını en fazla anlatan isimlerden biri İbrahim M. Turhan’dı.

2. Beklentiler ile sonuçlar uyuşmadı

Yatırımcılar açıklamalar sonrasında hisse üzerinde bu kadar güçlü bir baskı beklemiyordu.

3. Satış baskısı öngörülemedi

Piyasada oluşan fiyat hareketleri yatırımcıların hesaplarının ötesine geçti.

4. Güven sorunu oluştu

Hisse fiyatındaki sert düşüşler sonrasında yatırımcılar açıklamaların yeterince risk içermediğini düşünmeye başladı.

Yatırımcılar yanıltıldı mı?

Bu soru bugün en çok tartışılan konu.

Ancak hukuki açıdan bakıldığında;

“Yanıltma”, “manipülasyon”, “yanlış yönlendirme” gibi kavramların oluşabilmesi için SPK tarafından yapılacak inceleme ve hukuki süreçlerin sonuçlanması gerekir.

Bugün itibarıyla kamuoyuna açıklanmış herhangi bir SPK kararı veya yargı hükmü bulunmamaktadır.

Bu nedenle; “Yatırımcılar kesin olarak yanıltıldı” demek de, “Hiçbir sorun yaşanmadı” demek de mümkün değildir.

Ancak yatırımcı algısında ciddi bir güven kaybı oluştuğu açıktır.

Asıl sorun ne?

Bu olay aslında Türkiye sermaye piyasalarının kronik sorunlarından birini yeniden gündeme getirdi: Finansal mühendislik ile yatırımcı iletişimi arasındaki kopukluk.

Şirket yönetimleri bilanço açısından doğru kararlar alabilir.

Ancak bu kararların;

  • Küçük yatırımcıya etkileri,
  • Riskleri,
  • Olası fiyat baskıları,
  • Seyrelme sonuçları,

yeterince açık anlatılmadığında piyasalarda güven sorunu ortaya çıkıyor.

Sonuç

SASA’nın PDT dönüşümü şirket açısından bakıldığında borcu azaltan ve özkaynakları güçlendiren başarılı bir bilanço operasyonu olarak görülebilir.

Ancak borsa yatırımcısı açısından tablo çok daha farklıdır.

Payların seyrelmesi, hisse fiyatındaki sert düşüşler ve oluşan güven kaybı nedeniyle küçük yatırımcı önemli ölçüde zarar gördüğünü düşünüyor.

Bugün yaşanan tartışmanın merkezinde yalnızca bir sermaye artırımı değil; şeffaflık, yatırımcı iletişimi ve kurumsal güven meselesi bulunuyor.

Sermaye piyasalarında para kaybı telafi edilebilir.

Ancak yatırımcı güveni kaybedildiğinde onu geri kazanmak çok daha zor oluyor.

Bankavitrini.com Analiz

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi

Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, “Yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerimizi tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabiliyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Kuveyt Türk, bireysel finansman süreçlerinde yapay zeka destekli yeni uygulaması ‘Sizi Bilir’ ile müşteriye özel kar oranı dönemini başlattı.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, Kuveyt Türk, yeni uygulamasıyla finansman teklifi süreçlerinde müşteri deneyimini daha hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirmeyi hedefliyor.

Yapay zeka tabanlı tahminleme modeliyle geliştirilen sistem, müşterilerin harcama alışkanlıkları ve finansman geçmişlerini analiz ederek kendilerine uygun kar oranı sunulmasını sağlıyor.

Uygulama, veri temelli ve kişisel finansal davranışlara duyarlı bir yapı sunarak, her müşterinin kendi finansal yolculuğunu dikkate alan modelle çalışıyor.

Bireysel müşterilere yönelik olarak hayata geçirilen uygulamada finansal profili güçlü müşteriler avantajlı kar oranlarından yararlanabiliyor.

Müşteriler böylece hem finansal yüklerini daha etkin yönetirken, kendilerine özel tasarlanmış teklifle daha güvenli kararlar alabiliyor.

Müşteriler, ihtiyaç duydukları finansmana Kuveyt Türk Mobil ve Kuveyt Türk şubeleri üzerinden daha kısa sürede ve daha kişiselleştirilmiş koşullarla ulaşabiliyor.

‘Sizi Bilir’ modeli, Kuveyt Türk’ün yapay zeka temelli çözümleri bankacılık süreçlerine entegre etme vizyonunun önemli bir parçasını oluşturuyor.

Banka, müşterilerine bütünleşmiş, hızlı ve kişiselleştirilmiş bir bankacılık deneyimi sunmak için yapay zeka destekli çözümlerini daha geniş bir alana yayarak çalışmalarına hız veriyor.

– ‘Amacımız, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş bir yapıya kavuşturmak’

Açıklamada görüşlerine yer verilen Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, ‘Sizi Bilir’ modeliyle amaçlarının, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş ve müşteri odaklı bir yapıya kavuşturmak olduğunu belirtti.

Oral, yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerini tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabildiklerini aktararak, şunları kaydetti:

‘Bu yaklaşım, finansal profili güçlü müşteriler için daha avantajlı koşullar sunulmasına imkan tanırken tüm müşterilerimiz için dengeli ve sürdürülebilir finansman çözümleri üretmemizi sağlıyor. Kuveyt Türk olarak teknolojiyi, müşteri deneyimini iyileştiren ve güven ilişkisini güçlendiren bir araç olarak konumlandırmaya devam edeceğiz.’

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.