Connect with us

GÜNDEM

Motivasyon için ihtiyaç duyacağınız 3 adım

Yayınlanma:

|

Motivasyon varsa ilerleme var, aksiyon var. Motivasyon yoksa bekleme, erteleme ve hüsran var. Kendinizi hiçbir şeye karşı motive hissetmiyor, bir türlü harekete geçemiyorsanız bu yazıdaki öneriler tam size göre!..

Bir koç olarak işim, insanları hayatta istedikleri noktaya getirebilmek: Danışanlarımın düşüncelerinde, inanç sistemlerinde ve hareketlerinde oluşturdukları, gelişimlerinin önünde duran engelleri keşfetmek ve ortadan kaldırmak. Bir diğer ifadeyle, mümkün olabilecek en iyi şekilde, başarıya giden yolda önlerini açmak.

Bu meslekte, birlikte çalıştığım ve hayatlarına dokunduğum onlarca danışanımın istisnasız her birinden, bir noktada duyduğum ve ilerlemelerine en büyük engel olarak gördükleri bir kelime ile ilgili ulaşıyorum bugün size: Motivasyon.

Motivasyon ile ilgili gözlemlediğim iki genel yargıdan bahsedeceğim öncelikle. Sonra da alternatif bir bakış açısı sunarak, motivasyon konusuna yeni bir perspektiften bakacağınızı ve ileriye dönük çok daha kolay adım atar hale geleceğinizi ümit edeceğim. Bakalım, motive olmak konusunda sizleri motive edebilecek miyim?

Motivasyon ile bilinen yanlış yargılar

1- Bu genel yargılardan ilki, motivasyonun kontrolsüz bir şekilde Balkanlar’dan gelen soğuk hava akımı gibi belirli aralıklarla oluşan; sonra yine kafasına göre geldiği gibi giden bir his olduğu yönünde. Bu yargıda kişinin motivasyon yaratmak gibi bir meziyeti yok; sadece geldiği zaman -artık o da ne zaman olursa- aksiyon alıp almama gibi bir seçim hakkı var.

2- İkinci genel yargı ise aksiyonun motivasyon geldikten sonra alınabiliyor olduğu yönünde. Kilo vermek istiyorsanız, iş kurmak istiyorsanız, yazar ya da müzisyen olmak istiyorsanız, gereken fedakârlıkları yapabilmek ve başarılı olabilmek için önce motivasyonun olması gerektiği inancı var çoğunlukta.

Günün sonunda motivasyon varsa ilerleme var, aksiyon var. Motivasyon yoksa bekleme, erteleme ve hüsran var.

“Yapmak istiyorum ama motivasyonum yok” cümlesini kaç kere kullandınız acaba hayatınızda merak ediyorum.

İçinizden “Off, evet yaa!” diyorsanız okumaya devam edin. Çünkü işinize yaracağını düşündüğüm bir planım var.

Adım 1: Sebep Sonuç İlişkisini Yeniden Kurmak

“Motivasyon gelince aksiyon alınır” aslında yanlış bir yargı. Hadi, yanlış demeyeyim ama sizi son derece pasif ve çaresiz bir konuma sokan bir sebep sonuç ilişkisi bu. İşin aslı bunun tam tersi. Yani aksiyon alınınca motivasyon gelir çoğunlukla.

Küçük de olsa bir adım atmak hareket yaratır ve hareket halinde olan bir şeyi yürütmek, ilerletmek çok daha kolaydır. Atomic Habits isimli kitabın yazarı James Clear bu sürece, ‘Aktif İlhamlanma’ adını koymuş. Aksiyon almak için motivasyonun bizim hanemize de uğramasını beklemek yerine, kendi kendimizin ilham kaynağı olup, aktif bir tavırla, istediğimiz yöne doğru ufacık bir adım atmakla başlıyoruz ilerlemeye. Ve bu ilerleme ile motivasyon doğuyor; ufak bir adım büyük bir yolculuğu beraberinde getiriyor.

aten bir işe başladıktan sonra gerisini getirmek ve bitirmek, o işe başlamaktan daha kolay değil mi? Spor salonuna gittikten sonra spor yapmak, evden çıkıp spor salonuna gitmekten daha kolay. Yani, motivasyon söz konusu olduğunda asıl mesele ve çoğumuzun zorlandığı kısım işin başlangıcı.

Bu mantıkla da bizim odaklanmamız gereken yer işin başlangıç kısmı. Ve başlamak için artık motivasyon beklemediğimize göre, bize ilk adımı ne attırır? O işin kolaylığı.

Adım 2: İlk Adımınızı Kolaylaştırmak

Kilo vermek isteyen ve halihazırda herhangi bir fiziksel aktivitede bulunmayan bir kişinin, bir pilates sınıfına yazıldığını ve haftanın üç günü işinden çıktıktan sonra evinden beş kilometre uzaklıktaki bir spor salonuna gitmesi gerektiğini düşünün. Sizce, kilo verme yolculuğunda bu, ne kadar kolay bir ilk adım? Bana sorarsanız zor. Bu kişinin aşırı motive ve kararlı olduğunu varsaydığımızda bile, sürecin sürdürülebilirliği konusunda büyük soru işaretleri yaratan bir aksiyon bu benim gözümde.

Onun yerine yapmak istediğiniz her ne ise, kolay bir ilk adım bulmak ve yola buradan başlamanın daha kalıcı sonuçlara yol açtığını gözlemledim ben kendi danışanlarımda. Bu noktada ilk adımınızı kolaylaştırmak için;

• Fiziksel çevrenizi düzenleyin:

Yaşadığınız ortamı, ulaşmak istediğiniz hedefe uygun hale getirin. Örneğin, düzenli bir şekilde ders çalışmak ya da yazı yazmak istiyorsanız, kendinize bunu yapabileceğiniz uygun bir alan yaratın. Rahat, düzenli ve temiz bir çalışma masasına oturup iş yapmak, üzerinde faturalar, kağıtlar, yeni yıkanmış çamaşırlar, yemek artıkları vs. olan bir masaya oturup iş yapmaktan daha kolay olacaktır.

• Görünürlüğü artırın:

Hayatınızda daha fazla ne olsun istiyorsanız, fiziksel alanınızda da bulunmasını sağlayın. Sağlıklı beslenmek istiyorsanız, mutfak tezgahınızın üzerinde sağlıklı atıştırmalıklar, buzdolabınızın kapağında kendinizi en ince ve seksi hissettiğiniz resminiz olsun. İstediğiniz şeyi adeta gözünüze sokun, kaçınılmaz hale getirin. Ulaşımını kolaylaştırın.

• Yapmamanız gerekenleri zorlaştırın:

Aynı mantıkla, istediğiniz hedef doğrultusunda neleri yapmamanız gerekiyorsa, onlara ulaşımınızı zorlaştırın. Sigarayı bırakmaya çalışıyorsanız, sigara paketini her kullanımdan sonra evin en uzak köşesine bir çekmeye koyun, gözünüzün önünden kaldırın. Dizi izlemekten kurtulmaya çalışıyorsanız Netflix aboneliğinizi iptal edin. Yapmamanız gereken her ne ise ulaşımınızı zorlaştırın, araya engeller koyun.

• Beş dakikanın altında tutun:

İlk adımınız her ne olacaksa beş dakikadan daha fazla vaktinizi alan bir şey olmasın ve günlük rotanızın içinde yer alan bir mekanda yapabileceğiniz bir şey olsun. Başlangıç için, her sabah beş dakika boyunca yatak odanızda egzersiz yapmak, serviste işe giderken kitap okumak, işten eve gelince spor kıyafetlerinizi giymek gibi son derece basit ve kolaylıkla uygulayabileceğiniz bir adım seçin kendinize.

Tüm bunlar sonucunda eğer ilk adımınızı atmayı başarırsanız, ki başarmamanız için hiç bir neden yok, motive de olacaksınız. Ve bu hareketi bir süre devam ettirebilirseniz, büyük bir olasılıkla hayatınızda aldığınız birtakım kararların da iyi yönde etkilendiklerini göreceksiniz.

Bir kartopu etkisiyle küçük de olsa sonuçlar almaya başlayacaksınız ve motivasyonunuz da aynı oranda artacak. İşte bu noktada ‘aktif ilhamlanmanız’ sonucu, kendi kendinize yaratmış olduğunu bu motivasyonla ne yapacağınızı bilmeniz elzem. Bu da bizi üçüncü aşamaya getiriyor.

Adım 3: Motivasyonu Planlamak

Yazar James Clear ve Sarak Peck’e göre, insanların yapmak istedikleri şeyleri yapacak motivasyonu bulamamasının ardında yatan neden, vakitlerinin ve enerjilerinin çoğunu yanlış noktaya harcamaları. Clear’a göre,

  • ‘Sporunuzun belli bir saati ve yeri yoksa her gün, “Acaba bugün spor yapacak motivasyonu bulabilecek miyim?” diye uyanırsınız.
  • Eğer işletmenizin belirli bir pazarlama stratejisi yoksa her gün işe “Umarım bugün kendimi bir iki yerde tanıtabilecek bir fırsat yakalarım” beklentisi ile gidersiniz.
  • Eğer yazı yazmak için her gün kendinize ayırdığınız bir zaman dilimi ve belirli bir mekan yoksa, kendinizi “Bugün yazı yazmak için gerekli iradeyi toplayabilirim umarım” gibi kelimeler kurarken yakalarsınız.

Sonuç olarak, elinizdeki kaynakları nerede ve ne zaman çalışacağınıza kafa yorarak harcarsanız, işin kendisini yapmaya yeriniz kalmaz.

Bu nedenle kendinize bir plan yapın. Alışkanlıklarınızı programlayın. Bir saate, yere ve düzene oturtmakla başlayın. Neyi ne zaman nerede yapacağınız konusunda herhangi bir soru işaretiniz kalmasın. Bu şekilde karar verme mekanizmanız boşa çıkacak ve kafanızı sadece yapmanız gereken işe yoracaksınız.

Bu konuda da size son derece büyük yardımı dokunacak son bir tüyo ile bu yazıyı tamamlamak istiyorum.

Kendinize bir defter alın. Haftalık vizyonunuzu, neler başarmak istediğinizi, nasıl hissetmek, görünmek ve davranmak istediğinizi yazın. Günlerinizi planlayın; motivasyonunuz olsun olmasın, canınız istesin istemesin, neyi ne zaman nerede yapacağınızı defterinize yazın. Ekstra bir motivasyon istediğinizde haftalık, aylık ya da senelik vizyonunuzu okuyun. Kendinize, fedakârlığınızın ve yapmak istediklerinizin ardındaki nedenleri hatırlatın. Faydasını göreceksiniz, bana inanın.

Tüm bu bilgiler ışında size soruyorum. Yapmak istediğiniz ama bir türlü kendinize çeki düzen verip, motivasyonum yok diyerek, ertelediğiniz, yapmadığınız o şey her ne ise beklemeye devam mı edeceksiniz? Yoksa kendi motivasyonumu kendim yaratırım, hayallerimi yeteri kadar beklettim zaten diyerek ilk adımınızı atacak mısınız?

Seçim sizin.

Cansın ERSÖZ – İndigo

Okumaya devam et

EKONOMİ

Prof. Dr. BORATAV: Yerel seçim sonuçlarını değerlendirdi

Prof. Dr. Korkut BORATAV, BİRGÜN gazetesine 31 Mart yerel seçimlerini değelendiren bri röportaj yaptı: Mevcut reçete durgunlaşma ve küçülme içeriyor. Erdoğan’ın temsil ettiği Saray iktidarı, bu reçeteyi içeren dört yıl boyunca sabretmeyi becerebilecek mi?

Yayınlanma:

|

AKP’nin yenilgisinde yüksek enflasyon nedeniyle toplumdaki yoksullaşma etkili oldu mu? Olduysa uzun süredir artan yoksulluk ve hayat pahalılığı ülkenin gündemindeyken sizce neden 14 Mayıs seçimlerinde değil de şimdi etkili oldu?

Mayıs 2023 ve Mart 2024 seçimlerinin sınıfsal dökümünün karşılaştırılması henüz yapılmadı. Ama, on aylık süre içinde AKP galibiyetinin yenilgiye dönüşmesinde halk sınıflarında yoksullaşmayı sürdüren ekonomik etkenlerin belirleyici olduğu söylenebilir. Temel farkın yoksullaşma olgusunda değil, bu olgunun algılanmasında olduğunu düşünüyorum.

Oyların dağılımındaki değişimlerle ilgili bazı genel tespitler yapmakla başlayalım. Trakya’dan Adana’ya uzanan kıyı şeridinde, Güney-Doğu Anadolu’da, ayrıca Eskişehir ve Ankara’da Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan azınlıkta kalmıştı. Yerel seçimlerde Saray iktidarının azınlığa düştüğü coğrafyaya Karadeniz’den, İç-Ege’den ve Orta Anadolu’dan iller de eklendi.

On ay içinde yapılan iki seçime katılım oranı 5,7 puan geriledi. Bu gerilemenin partilere yansıması büyük ölçüde Saray’a dönük seçmen desteğinin erimesi biçiminde gerçekleşti. Bu tespit, 2019 ve 2024 yerel seçimleri karşılaştırıldığında somut olarak ortaya çıkıyor. Beş yılda AKP oyları 4,3 milyon azalmıştır. Kısmen 2024 seçimine katılmayarak; dörtte üçü de CHP’ye yönelerek…

Mayıs 2023 seçimi yapıldığında Türkiye’nin tüm emekçi katmanları, son yıllara damgasını vuran, enflasyonun hızlandırdığı ağır bir bölüşüm şokundan geçmekteydi. Bu şok, kentli nüfusun örgütsüz emekçi katmanlarında gelir düzeylerinin de erimesine yol açmış; mutlak yoksullaşma boyutuna ulaşmıştı. Bu vahim olgunun sorumluluğu açıkça iktidara düşmekteydi.

Bu olgu ve iktidarın sorumluluğu algılanmadıkça oylara yansıyamaz. Yoksullaşma ekonomi büyürken, istihdam artarken gerçekleşti; algılanması da bu yüzden güçleşti. Ama, algılanmayı frenleyen temel etken, bence, toplumun en yoksul katmanlarında tutucu-İslamcı ideolojinin hegemonyası olmuştur. Bu hegemonya başta eğitim sistemi olmak üzere devlet aygıtlarının, kamu kaynaklarınca beslenen İslamcı sermayenin, medyanın, cemaat-tarikat, AKP örgütlerinin 20 yıllık birikimli etkileri ile sağlanmıştı.

Mayıs 2023 ile Mart 2024 arasında değişen nedir? Olgular (özellikle enflasyon) ideolojik yanılsamayı aşındıracak boyuta ulaşmış olabilir. Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu gibi karizmatik yerel liderler önem kazandı; öne çıktı; “sahte, içi boş ideolojik söylemlerin kullanım tarihinin geçtiğini” açığa çıkardılar. CHP’de yönetim kadrosunun yenilenmesi de ayrıca etkili oldu.

4 yıllık seçimsiz dönemde AKP iktidarının ekonomide ve siyasal anlamda atacağı adımlar bekliyor. Anayasa tartışmaları yeniden gündeme gelir mi? Bu anlamda iktidarın alanı daraldı mı?

SHP’yi ilk parti konumuna getiren 1989 yerel seçim sonuçları, Turgut Özal dönemine son veren kritik aşamayı başlatmıştı. 2024 seçim sonuçları, Erdoğan dönemi için de benzer bir dönüm noktası olabilir.

Ekonomide ve siyasette iktidarın hareket alanı daralmıştır. İktidar, kısa vadeli iktisat politikalarında Mehmet Şimşek’in temsil ettiği reçeteye mahkûmdur. Bu yenilgi ortamında Saray’ın (özellikle Erdoğan’ın adaylığını mümkün kılan) bir anayasa değişikliği için siyasal enerji toparlaması mümkün görülmüyor.

Seçimsiz geçireceği dönemde gelir dağılımındaki bozulmaya ilişkin beklentileriniz nedir?

Mehmet Şimşek geleneksel neoliberal reçeteyi uyguluyor; enflasyona daraltıcı politikalarla son vermeyi öngörüyor. Temel araçlardan biri, emek gelirlerinin bastırılmasıdır. Şimşek de ekonomi yönetimini devraldığı günden bugüne “gelirler politikasını” ısrarla vurgulamaktadır.

Bugünkü ekonomik ortam, 1990’lı yılların yüksek enflasyonuna benzemektedir. 1998 sonrasında kapsamlı bir IMF programı o enflasyona son verdi. Ekonomiyi iki yıl (1990 ve 2001’de) küçülterek ve AKP’yi iktidara getiren bir toplumsal bunalım yaratarak…

Şimşek’in programı da benzer bir senaryoyu içeriyor: Ücretler, emekli gelirleri enflasyonun gerisinde seyredecek; parasal daralma ve eşitsizlikleri artıran bir malî disiplin iç talebi çökertecek; ekonomi küçülecektir. Emek payının gerilemesine istihdam kayıplarının yaratacağı ilave yoksullaşma eklenecektir. 2002’de IMF programları içinde iktidar değişikliğine yol açan ekonomik, toplumsal ortamın bir benzeri tekrar oluşacaktır.

Seçim sonrası ekonomi yönetiminden gelen ilk açıklamalarda mevcut ekonomik reçetenin uygulanmasına devam edileceği yönünde. Büyük yenilgi yaşamış iktidar durgunluk ve ekonomide küçülmeyi göze alabilir mi?

Mevcut reçete durgunlaşma ve küçülme içeriyor. Erdoğan’ın temsil ettiği Saray iktidarı, bu reçeteyi içeren dört yıl boyunca sabretmeyi becerebilecek mi? Yerel seçim sonuçlarının yarattığı ortam, yeniden aday olmasına imkân veren bir anayasa değişikliğini gündem-dışına taşımıştır.

2015 sonrasında Saray, “ne pahasına olursa olsun büyümeye” öncelik verdi; şirketlere dönük bir kredi pompalaması ile neoliberal istikrar ilkelerini çiğnedi. Uluslararası finans kapital bu sapkınlığı “cezalandırmadı”; dış kredi akımlarını sürdürdü. Ekonomi bu sayede büyüdü; ama ağır bir bölüşüm şoku yaratarak… Önceki politikalara dönüşe izin verilmeyeceğini uluslararası finans çevreleri bugün açıkça vurgulamaktadır. Dış kaynak akımlarının tıkanması onların elindedir; bir ödemeler dengesi ve dış borç krizi anlamına gelir.

Bu uyarılar nasıl bir gelecek öneriyor? Şimşek programı sonunda enflasyon son bulacaktır; ama 2002’deki Ecevit koalisyonunu iktidardan uzaklaştıran ekonomik ortamın (toplumsal bunalımın) bir benzerini yeniden yaratarak…

En geç 2028’de “yeni”, yani AKP’yi içermeyen bir iktidar, ekonomiyi onarmaya başlayacaktır. Bu tür bir “onarma”nın ekonomik çerçevesi IMF’nin Türkiye için orta dönemli öngörülerinde yer alıyor: “Ilımlı” (yüzde 3 civarına yerleşen) bir büyüme temposunun sağlayacağı istikrar senaryosu tasarlanıyor… İşsizlik, cari işlem açıkları, enflasyon oranları da istikrar içinde (“ılımlı”) seyredecek; dış kaynak girişleri bu ortamın sürdürülmesini mümkün kılacaktır. Şimşek programının bitiminde oluşan toplumsal bunalım ortamını sürekli kılan bir durgunlaşma… Türkiye’nin 2028 ve sonrası için bu ekonomik ortam önerilmektedir…

Büyük bir zafer elde eden muhalefetin en büyük vaadi sosyal yardımlar oldu. Türkiye artık sosyal yardıma bağımlı bir ülke mi oluyor? Bu durumun bir tehlikesi var mıdır?

İktidarın makro-ekonomik politikalarının sistematik olarak emek-karşıtı olduğu bir ortamda muhalif yerel yönetimler telafi edici sosyal yardımlara öncelik vermek zorundadır. Sorudaki tespit, bu zorunluluktan kaynaklanıyor.

Öte yandan, bugünkü ortamı yaratmakta olan neoliberal/Şimşek programına karşı iktidara adaylığı üstlenmiş olan CHP’nin, yerel yönetimlerin dışında tüm Türkiye için tasarlayacağı alternatif önem taşıyor. Yukarıda betimlediğim neoliberal durgunlaşma modeline teslimiyet olasılığı gündemdedir. Bu yönelişin dış siyasette ABD yörüngesine sürüklenmeyi içeren bir seçenekle bütünleşmesi söz konusu olabilir.

Sol, sosyalist, devrimci, Cumhuriyetçi iktisatçılar, sosyal bilimciler, uzmanlar, emekli diplomat ve subaylar Türkiye’nin bu ikili teslimiyet cenderesine sürüklenmesine karşı dinamik alternatifleri tartışmak, oluşturmak durumundadır. İktidara aday olan CHP tabanında, örgütlerinde, bugünkü yönetimi içinde de aynı arayış vardır. Bunların eşgüdümü, mümkünse birleştirilmesi önemlidir.

Türkiye, çeyrek yüzyıla yaklaşan gri/karanlık bir dönemden geçti. Karanlığa kökten itiraz, Haziran 2013’te Gezi kalkışması ile ortaya çıktı; güncel siyasete taşınamadı. Sahipsiz kaldı.

2019 ve Mart 2024 yerel seçimleri, bu itirazın canlı devamıdır; hayatiyetinin sürdüğünü göstermiştir. Bir anlamda “geçici bir adres olarak, adeta kendiliğinden” CHP’ye yönelmiştir. CHP’nin bu yönelişi hak etmesi, özümsemesi büyük önem taşıyor. Sadece CHP’nin değil, tüm Cumhuriyetçi Sol’un sorunudur. Elbirliğiyle katkılar gereklidir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Mart ayı bütçe görünümü

Bütçe gelir ve giderlerinin her kalemi incelenmeyi hak ediyor ama gelen son verilerden biri, bir dönem bütçe giderleri arasında yer alan oldukça tartışmalı KKM kur farklarını hatırlattı. İşte o veri TCMB 2023 zararı ile ilgili.

Yayınlanma:

|

Mart ayı merkezi yönetim bütçe gerçekleşmeleri açıklandı. Genel görünüm, bütçe gelir ve giderlerinde uyumdan uzaklaşıldığına, mali disiplinin sağlanabilmesindeki zorluklara işaret ediyor.

Öncelikle mali disiplin açısından iki temel göstergeye bakalım: İlki bütçe açığı. Mart ayı bütçe açığı şubat ayına göre yüzde 36 oranında artarak 209 milyar TL’ye ulaştı. Üç aylık kümülatif bütçe açığı ise 513,5 milyar TL oldu. Oysa 2023’ün aynı ayında bütçe açığı 47,2 milyar TL idi.

Mali disiplinin diğer göstergesi de faiz dışı denge. Bütçe açığından iç ve dış borç faiz giderleri düşüldüğünde denge ya da fazla elde ediliyorsa, borçluluğun yarattığı faiz ödemeleri bütçe üzerinde baskı yaratmıyor demektir. Tersi durumda, yani faiz dışı açık varsa borç düzeyine ve faiz yüküne bakmak gerekir.

En son 2017 yılında faiz dışı fazla elde edilmişti. Faiz dışı açık geçen yıl 1,3 trilyon TL’yi aşmış ve bütçe tahmininin iki katı olarak gerçekleşmişti. 2024 yılı bütçe tahmininde de faiz dışı açık 1,4 trilyon TL.

Ama sadece bir ayda bütçedeki borç faiz giderleri yüzde 37 oranında artış gösterdi. Öte yandan brüt dış borç stoku 500 milyar dolara ulaşırken, iç borç stoku son bir yılda 1 trilyon TL daha artarak 4 trilyon TL’yi aştı.

2024 mart ayından itibaren iç ve dış borç faiz ödeme projeksiyonunu gösteren aşağıdaki grafikleri incelerseniz, bu yılki bütçe tahmininin oldukça üzerinde bir faiz dışı açıkla karşılaşmak şaşırtıcı olmayacaktır.

Bütçe gelir ve giderlerinin her kalemi incelenmeyi hak ediyor ama gelen son verilerden biri, bir dönem bütçe giderleri arasında yer alan oldukça tartışmalı KKM kur farklarını hatırlattı.

İşte o veri TCMB 2023 zararı ile ilgili. 2021’de 57,5, 2022’de 72 milyar TL kâr açıklayan TCMB, 2023 yılını 818,2 milyar TL zararla kapattı.

2023 ağustos ayına kadar TL’den KKM’ye dönenlerin kur farkları bütçeden ödenirken, dövizden KKM’ye dönenlerinki TCMB tarafından karşılandı. TL’den dönen mevduata 2022 mart-2023 temmuz arasında kur farkları bütçeden ödendi, en son temmuz 2023 itibariyle bütçeden 34,5 milyar TL’lik ödeme yapıldı.

Sonra Ağustos 2023’te TL’den dönen KKM’nin ödemelerini TCMB üstlendi. Çünkü genel seçimler bitmiş ve TL’de değer kaybı başlamıştı. Dolar/TL genel seçimler öncesinde (13 mayıs) 15,5 TL’den, iki ay sonra (13 temmuz) 26 TL’nin üzerine çıkmıştı.

OVP’ye göre bütçe açığının GSYH’ye oranı zaten deprem harcamaları öngörülerek yüzde 6,4 olarak yüksek programlanmıştı. Ancak bütçe bu kur artışı karşısında KKM’nin yükünü daha fazla taşıyamayacaktı.

TCMB de o esnada genel seçimler sonrasında artık sıkı para politikasına geçmişti. Politika faizini kademeli olarak arttırıyor, ardından mevduat faizi de arttıkça TL’ye güven tesis edilmesini bekliyordu. Bu ortamda KKM hesapları hızla çözülecekti. Para ikamesi son bulacaktı.

Ancak 2021 aralık ayı sonunda kur riskine karşı kendisine güvence arayanlar için bir finansal araç olan KKM, ulaştığı hacimle ve çözülme sürecindeki zorluklarla gündemde kaldı. Enflasyon da düşmedi, para ikamesi devam etti. Ekonomiye güven oluşmadıkça döviz KKM’ler varlığını devam ettirdi. Şimdi izlerini en son TCMB zararında görebiliriz. Bu zararda KKM kur farkının kaç milyar TL olduğu kadar, ekonomiye olan güvensizlik ve gelir dağılımında adaletsizliğin boyutu ve izleri de önem taşıyor.

Mart ayı bütçe açığını görünce insanın aklına geliyor. Peki TL’den ya da dövizden dönen KKM kur farkları bütçeden ödenseydi ne olurdu?

MB, Kamu Borç Yönetimi Raporu, Mart, 2024

Prof.Dr. Binhan Elif YILMAZ-T24

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Dünya Bankası’ndan Türkiye Kredisi açıklaması

Dünya Bankası, Türkiye için hazırlanan Ülke İşbirliği Çerçevesi (CPF) kapsamında yeni sunulan 18 milyar dolarlık paketin yaklaşık 12 milyar dolarının özel sektöre, finansmanın geri kalanının ise geçen yıl meydana gelen depremlerin yaralarının sarılması, enerji güvenliğinin artırılması ve iklim değişikliğiyle ilgili sorunların ele alınmasına yönelik olacağını bildirdi.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Dünya Bankası Türkiye’nin X sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Dünya Bankası Grubunun Türkiye için yeni hazırlanan CPF’nin ülkenin ekonomisine ve kalkınmasına katkıda bulunduğu belirtildi.

Ancak bazı açıklamalar ışığında özel sektöre desteğin çerçevenin ana hedeflerinden biri olduğunun açıklığa kavuşturulmak istendiği vurgulanan açıklamada, “Aslında, Türkiye için hazırlanan CPF kapsamında yeni sunulan 18 milyar dolarlık paketin yaklaşık 12 milyar doları, özel şirketlerin küresel pazarlarda rekabet etme ve yurt içinde istihdam oluşturma imkanlarını geliştirmeye yönelik olacak.” değerlendirmesinde bulunuldu.

Finansmanın geri kalanının geçen yıl meydana gelen depremlerin yaralarının sarılması, enerji güvenliğinin artırılması, sel, kuraklık ve orman yangınları gibi iklim değişikliğiyle ilgili sorunların ele alınmasına yönelik olacağı belirtildi.

Açıklamada, “Doküman neyi finanse edeceğimiz ve neyi finanse etmeyeceğimiz konusunda net” ifadesi kullanıldı.

Dünya Bankası Grubu, geçen hafta Türkiye için hazırlanan CPF’nin detaylarını paylaşmıştı.

Okumaya devam et

KATEGORİ

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

ALTIN – DÖVİZ

Altın Fiyatları

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www bankavitrini com © "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKAVİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKAVİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.