Connect with us

GÜNDEM

NETFLIX Uysallar Dizisi : Biz Burada Bir Şirketiz

Plaza dünyasındaki liyakat sorunundan, Rezidans yaşamına, eleştirisel aile kuramından, bastırılmış duyguların patlamasına, çevre sorunlarına, sınıfsal çelişkilerden, eğlence anlayışına, metropol yaşamından kırsal yaşama müdahaleye kadar herkes kendinden bir şey bulacağı bir dizi …

Yayınlanma:

|

Merhaba sevgili okur. Sisi hava kirliliği ilan ederek ülkenin bütünlüğüne saldıran bilim insanları, size de merhaba. Hiçbir şey yapmayıp her şeyden şikayet eden Oktay Uysal… Sana da merhaba! Gizli saklı iş yapmaktan sır küpüne dönen Uysallar size de merhaba. Selamlamamız bittiğine göre yazıya başlayabiliriz. Eğer henüz izlemediyseniz Uysallar dizisi fragmanı için buraya tıklayabilirsiniz.

Şimdi sizi şu basit sorudan kurtarayım:

Uysallar Dizisi Konusu Nedir?

Uysallar Dizisi Netflix platformunda geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Şahsiyet dizisinden bilenler bilir. Onur Saylak ve Hakan Günday yan yana geldi mi nefesler kesilir. Onur Saylak ve Hakan Günday imzaları taşıyan bu saygıya değer dizi Uysallar da iki çocuk babası bir mimar olan Oktay Uysal’ı ve Uysallar ailesini anlatıyor. Oktay, hayattan zevk alamayan, yalnız olduğunu düşünen, eşiyle paylaşımda bulunamayan ve prangalarına mahkum kırklı yaşlarda bir adam. İşin kötüsü eşi Nil de kendisinin yapayalnız olduğunu düşünüyor. Bir gün Oktay hayatında ilk kez panik atak geçirdiğinde kendisi için bir şey yapmaya karar veriyor. Punkçı ruhunu geri kazanmaya… Tabii Uysallar durur mu?! Hepsinin eş zamanlı olarak kendi hayatında yaşadığı krizlere ve yanlış çözümlere eşlik etmeye ve sinirden saç baş yolmaya burada başlıyoruz. İzlemek isteyenlere tavsiyemdir, yanınıza melisa çayı falan alın. Bu arada ek bilgi, Uysallar dizisi imdb puanı 7.3

Uysallar Dizi Oyuncuları ve Mest Oluş

Öncelikle İki Aile’den sonra uzun süre tatlı ve yaramaz çocuğun oynatıldığı Öner Erkan’ı (Oktay Uysal) punkçı baba yapmayı akıl eden herkese teşekkür ederim. Yılgın, bıkkın, bastırılmış duyguları olan bir baba rolü için ne kadar da iyi bir yüzmüş değil mi. Bir Başkadır dizisinde serebral palsili bir genci oynadıktan sonra Öner Erkan’ın daha da parlayacağını tahmin ediyordum. İçimde hep; psikopat, çete üyesi (Çukur değil), depresif ya da komik olmayan herhangi bir karakteri oynaması için bir umut vardı. Bu umutlu bekleyişim Uysallar sayesinde son buldu ve huzura kavuştum.

Haluk Bilginer (Berhudar) ve Uğur Yücel (Olcay Uysal) yine bildiğimiz gibi. Muhteşem ve ötesi. Ama Songül Öden’in (Nil Uysal) tiyatro oyunculuğunu konuşturduğu o sinir krizi sahneleri yok mu… İşte o anlarda bir yakınlaştık Songül Hanımla. Hakan Günday ve Onur Saylak severek takip ettiğim sanatçılar. Hakan Günday’ın kalemi beni pek açmaz. Psikologların işi dert tasa zaten, derim kendi kendime okumaktan kaçarım. Ama senaryoları için aynı hisse sahip değilim ki Uysallar bir oturuşta o yüzden izlendi. Müzikler, simetrik çekim, sükûnetin içindeki çığlıklar muazzam birer sanat eseriydi. Diyalogların birbirini tamamlar şekilde gidişi de Uysallar dizisi fanı olma sebeplerim arasında. Gelin biraz da karakter yapılanmalarına bakalım. Dikkat, spoiler! 

Karakter İncelemesi: Oktay Uysal ve Savunma Mekanizması

Oktay Uysal hayatı boyunca kendini babasına ve annesine bir yük gibi hissetmiş, babasının gazabından korunmak için gizli saklı işler yapmayı öğrenmiş bir karakter. Twitter yazımdan da bileceğiniz üzere öğrenilmiş şeyler çok zor söner. Eşi Nil Uysal ile aşk evliliği yapmış ve Uysallar için ilk adım atılmış. Ancak sorumluluklar, krediler, kapitalist sistemin belirlediği hedefler için koşmalar derken kendini bir çarkın içinde bulmuş. Daha çok yemek için daha çok koşan bir fare gibi. Daha, daha!

Uysallar Dizisi Oktay Karakteri
UYSALLAR DİZİSİ OKTAY KARAKTERİ

Uysallar ‘ın babası Oktay, savunma mekanizması olarak bastırma yöntemini kullanıyor. Bir şeye mi heveslendi, yok sayıyor. Bir şeye mi kızdı, tepki vermiyor. Hep diş sıkıyor dudak ısırıyor. Ama sizler de bilirsiniz ki sevgili okur, ilkel savunma mekanizmaları pek de işlevsel değildir. Uysallar dizisinde de bunun net bir örneğini Oktay ile görüyoruz. Oktay Uysal özgürlük isteğini, fikirlerini, hislerini o kadar çok bastırıyor ki vücudu artık bunu kaldıramıyor. Freud vakalarından hepimiz hatırlarız. Bastırma savunma mekanizması nedeniyle kolunu oynatamayan da vardır, istemediği soru gelince bayılan da. Mesela Bir Başkadır Meryem de şehvet duygusunu hissetmeyi kendine yasaklamıştı. Bu da bastırma ve dönüştürme için bir örnek. Sonucu ise histrionik bayılma.

Uysallar Dizisi ‘nin Babası ve Panik Atak

Oktay Uysal, Uysallar Ailesi içinde o kadar yalnız hissediyor ve iş yerinde öyle bir kapan kısılıyor ki bastırma artık işe yaramıyor. Yerini dönüştürmeye bırakıyor. Böylece Oktay Uysal ‘ın vücudu beklemediği bir tepki veriyor ve panik atak yaşıyor. Aslında bu atağa edebi bir dille şöyle de bakabiliriz… Oktay hem Uysallar Ailesinde hem de hayatının her alanında o kadar yaşamıyor ki vücudu ölümü hatırlatma gereksinimi duyuyor. Ancak bu betimlemenin bilimsel bir yanı olmadığını eklemeden geçemiyor psikolog yanım. Ben de böyle bir bireyim ne yapalım.

Oktay baba rolünde de pek başarılı değil. Dışarıdan gayet normal görünen Uysallar Ailesi ne kadar değişikse ve dağınıksa Oktay da baba rolünde bir o kadar dağınık aslında. Oğlu Ege’nin hediyesini günlerce açmıyor. Baba rolünde de “yaşamak” yerine rol yapıyor ve yalan söylüyor. Kızı Ece’nin öfke nöbetinin altındaki sebebi görmeye çalışmıyor da “kızım delirme ya” diyor. Bilin bakalım bu tavırlar kime benziyor. Doğru cevap! Kendi babası Olcay Uysal’a elbette.

Öğrenilen Babalık Rolü ve Uysallar

Oktay, kendi babası Olcay’dan doğru düzgün bir sevgi görmeden büyüyor. Saygı zaten yok. James Marcia’nın Kimlik Gelişimi Kuramı’na bakarsanız Oktay’ın tam bir ipotekli kimlik prototipi olduğunu görürsünüz. Oku demişler okumuş. Poster asmış odasına, çöpe atmışlar sesini çıkaramamış. Aslında tam bir uysala dönüşmüş. Babasında baba figürü olarak gördüğü tek şey “para bırakmak” olduğu için, yalnızlığından ve evden işi bahane ederek kaçmış. Babalığının görevlerini tam olarak yerine getiremeyip eksik hissedince de para ile üstünü örtmüş. Öyle bir hal almış ki bu yanlış babalık örneği, rolünü kötü üstlendiği tek yer Uysallar olmamış. Hatırlarsanız Deniz, Anakara’da Oktay’a şöyle söylüyor: Sen hiç burada değildin ki Oktay hep para bırakıp gittin.İşgal evinde üstlendiği baba rolünde de Oktay tüm açıklarını para ile kapatmaya çalışıyor. Yukarıda söylemiştim, tekrar edeyim. Öğrenilmiş şeyler çok zor söner.

Uysallar ‘ın Derdi Neydi? : Ece, Ege ve Nil

En kolayı Ece Uysal olacak. Ece’den başlayalım. Ece Uysal küçük bir kız çocuğu ancak sonradan öğrendiğimiz üzere abisinin ona “hızlı büyümesi” için anlattığı olumsuz yaşam olayları ve toplumsal gerçekler nedeniyle duygusal çalkantılar yaşıyor. Bilişsel gelişim olarak henüz soyut işlemler dönemini tamamlamamış çocuklar için biz yetişkinlerin “alışkın olduğu ve kanıksadığı” durumlar ağır travmatik etkiler yaratabilir. Biraz da duyarlı bir yapısı varsa ki Ece öyle, yıkım etkisi yaratır. Sokakta kağıt toplayan çocukların “aç kaldığı” için kağıt topladığı düşüncesini (gerçeğini) bir çocuğa anlatmak nereden baksanız duygusal istismar. Bunu idrak edecek yaşa geldiğinde çocuklar zaten kendisi sorar ya da yaşına uygun açıklamalar vermek gerekir.

Ege Uysal : Kimlik Kazanımına Karşı Kimlik Karmaşası

Ege Uysalkimlik krizi yaşayan ve bu kriz evde kimse tarafından görülmediği için yaklaşık iki senedir kronik olarak bocalayan bir çocuk. Uysallar üyesi olan herkesin muzdarip olduğu yalnızlık ve sessiz çığlık Ege Uysal’a da sirayet etmiş durumda. Ancak o da babasının izinden gidiyor ve ilkel bir savunma mekanizması olan bastırmayı kullanıyor. Bu sayede sınava yetişememe hususunda kendi suçunu yok sayıyor ve sınav görevlisini suçlayabiliyor. Sonrası saç baş yoldurtan türden bir karmaşa zaten. Sosyal hizmet uzmanı Seher’i biraz daha yakından tanısaydık aşırı verici ve koruyucu tavrının altında hangi olumsuz yaşam deneyiminin yattığını öğrenebilirdik. Ancak fırsatımız olmadı.

Nil Uysal : Beden Dismorfik Bozukluğu İçin İlk Adımlar

Öncelikle şunu söyleyelim. Nil Uysal Beden Dismorfik Bozukluğu’na sahip değil. ancak karakterin devamında bu patoloji hayli olası. Nil evliliğinde yalnızlaştığını ve eşiyle uzaklaştıklarını fark eden bir kadın. Kendi deyimiyle 17 yılını bu evliliğe ve çocuklarına adıyor ancak karşılığında bir sohbet bile alamıyor. Uysallar Ailesi’nde git gide yalnızlaşan Nil Uysal iş aramaya karar veriyor. Ancak deneyimsiz geçen 17 sene ve plazaların “genç ve güzel” kriteri yoluna taş koyuyor. Evliliğinde ve anneliğinde mutsuz, bir şeylere geç kalmış, emekleri boşa gitmiş hisseden bir kadın Nil. Çareyi ise geçen zamanı ve boşa giden emeğini telafi edebilmek için “gençleşmekte” buluyor.

Bu girişim başlangıçta iş bulabilmek için yapılmış gibi görünse de botoksun asıl amacının kırışıklık gidermek olmadığını çok geçmeden anlıyoruz. Asıl amaç özgürleşmek, başka bir hayat ihtimalini denemek, gençleşmek ama boşa giden emekleri unutarak gençleşmek. Nil yüzünü, hayatının bir telafisini yaratmaya çalışır gibi gençleştiriyor. Biraz çizgi çıkınca da öfke patlamaları ve kaygı sahneleri baş gösteriyor. Uysallar içinde alamadığı ilgi ve sevgiyi Suat’tan almaya başlamış olmasına rağmen ufacık bir kırışıklığın geri gelmesi onu çılgına çeviriyor. Başarısızlık hissi, boşa giden yıllar, doğum tarihi de geri geliyor. Yüzüne aynada dakikalarca bakması, doktorun kapısına dayanması… Bizim göremediğimiz bir çizgi için daha önce çektiği tüm çileyi tekrar çekmeye karar vermesi. Birkaç adım ötesinin Beden Dismorfik Bozukluğu olduğuna alamet aslında.

Ortaya Karışık Uysallar Dizisi Kapanışı

Otoriter Ebeveynlik ve Uysal Yetiştirmek

Şimdi size benim dikkatimi çeken bazı detaylardan ve kendi sloganlarımdan bahsedeceğim. Sonra da yazıyı sonlandıracağız. Ancak ağırlıklı olarak çocuk çalışan bir psikolog olarak şunu da belirtmek istiyorum: Otorite güzel bir şey değildir. Olcay Uysal tamamen otoriter bir ebeveynlik tutumuyla yetiştirmiş Oktay’ı. Oktay da her önüne gelen boyun eğen, elin adamı gelip anahtarını istediğinde veren, patronu kovmakla tehdit ettiğinde ufacık bir tepki bile gösteremeyen biri haline gelmiş. Girişimcilik yok utanç var. Kimlik yok karmaşa var, kim olduğunu bilmemek var. Bu kısımda belki Erikson okumak da isteyebilirsiniz. Ancak ben ebeveynlik tutumlarını okumanızı tavsiye ederim. Her istediğinizi kabul eden bir çocuğunuz olması sizi iyi anne-baba yapmıyor sevgili dostlar. Çocuğunuzu tahakküme boyun eğen bir uysal yapıyor. Bırakın arada itiraz etsin. İtiraz etmeyi de öğrensin, reddetmeyi de.

Yıkım Videosu 

Oktay Uysal’ın Uysallar dizisi boyunca hemen her bölümde bina yıkım videosu izlediğini gördük. Bununla ilgili birkaç fikrim var. Birincisi; Uysallar dizisi tema itibariyle özgürleşme çabasını anlattığı için, uzun emeklerle yapılmış bir binanın yıkımına sık sık yer verilmesi, her şeyin bir anda yerle bir olabileceğini ve özgür kılınabileceğini hatırlatmak amacı taşıyordu.

İkincisi Oktay’ın kimliği ile ilgili. Oktay bir mimardı ve yıkmaktan değil inşa etmekten sorumluydu. Yıkım videolarında bu kadar keyif alması bence gerçek hayatta göstermediği başkaldırının bir sembolüydü. Yapmaktan çok yıkmaktan zevk alıyordu ve bunu yıkım videoları sayesinde zararsız bir şekilde sergiliyordu. Kendi kimliğine saldırıyor aslında sembolik olarak kendisini de yıkıyordu. Bundan da haz alıyordu.

https://youtube.com/watch?v=jj0YQ4SsjEs%3Ffeature%3Doembed

Bir diğer fikrim de yıkım videoları çoğu insan için (ben dahil) keyif verici ve rahatlatıcı olduğu için Uysallar senaryosuna dahil edildiği yönünde. Diziyi izlerken yeri geldi dişimizi sıktık yeri geldi yumruğumuzu. Söylenmemiş sözlere karakterler kadar biz de içerledik ve gerildik. Bu gerilimin bir katarsisi olmasın mı? Bence yıkım videoları sadece biz rahatlayalım diye bile konmuş olabilir.

Berhudar ve Arı Vızıltısı

Berhudar Bey’e derinlemesine bakamadık çünkü yazı yine çok uzadı. Ama izlerken eşime Berhudar’ın bazı konuşmalarına arı vızıltısının eşlik ettiğini söylemiştim ve bunun palavrayla ilgisi olabilir demiştim. Nitekim bir süre sonra bir soruşturma olmadığını da gördük. Bu ilk öğrendiğimiz dümenlerden biriydi hatta.

Uysallar Dizisi Berhudar Karakteri
UYSALLAR DİZİSİ BERHUDAR KARAKTERİ

Soruşturma hakkında Berhudar Bey, Uysallar’ın babası Oktay’a detay verirken hep bir vızıldama vardı. Vızıldamak halk dilinde sıklıkla yok yere şikayet etmeyle, durmadan homurdanmayla denk şekilde cümle içinde kullanılır. Hatta boş konuşan biri için “sinek mı vızıldıyor” da deriz çocuksu bir tavırla. Bence fondaki bu ses bize Berhudar Bey’in bol keseden salladığını anlatmak istemişti. Berhudar Bey’in sözde iş aşkı için de Kin Hubbard’ın şu sözünü yazalım: Bir arı hiçbir zaman daha yavaş vızıldayamayacağı için göründüğü kadar meşgul değildir.

Uysallar Dizisi Posteri

İstanbul’da olanlar metrolarda, billboardlarda Uysallar posterlerini görmüştür. Karakterin üzerinde bir kesik ya da sayfa yırtılmış gibi bir alan var. Buradan da fosforlu renklerle betimlenmiş deri desenleri görünüyor. Vahşi hayvanların derileri. Zebra, leopar, çita… Posterlerin bilerek böyle hazırlanmasında elbet bir alt metin var. Benim fikrim; birkaç çizik ya da tek bir yara ya da tek bir açıkla hepimizin vahşi yönünü ortaya çıkarabileceğine olan atıfla ilgili. Uysallar posterleri bence bize içimizdeki vahşi hayvanı hatırlatmak istiyor. Özgür, dürtüsel, bilinçsiz, yarınsız, anı yaşayan… Uysallar ‘ın aslında hiçbirinin göründüğü gibi uysal olmadığını anlatıyor. Vahşilikleri yalnızca yaralandıkça çıkıyor.

Dipnot Fikirlerle Uysallar

  • Kısa bir slogan: Uysallar ‘daki en aklı başında insan Fevzi’dir. Aksini iddia edeni argümanlarıyla yorumlara beklerim.
  • Mert’in paranoyası apolitik addedilen “eğlence odaklı” insanları temsil ediyor olabilir. Korku kalıcı değişimlere sebep olmasa da çoğu davranışın şekillenmesi için yeterlidir. Ve hiçbir şey göründüğü gibi olmayabilir.
  • Özgürleşme isteğiyle boğuşmakta olan Oktay Uysal ‘ın çalıştığı mimarlık şirketinin hapishane işine girmesi ciddi bir kıskacın içinde olduğunu hatırlatma görevi görmüş olabilir. Zira bu sırada ikinci panik atağını geçirdi.
  • Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisini bilirsiniz. Önce fizyolojik ihtiyaçlar sonra güvenlik sonra ait olma. Peşinden saygınlık ve son olarak kendini gerçekleştirme. Kendini gerçekleştirmeye en yakın isim bence Moloz’du. Yaşı da oldukça genç. Burada temel ihtiyaçların “doyumcu bir yaklaşımla” karşılanmasının gerekli olmadığını da görmüş oluyoruz. Aslolan yeterli olana ulaşmak ve kendisi üzerine düşünebilmek. Moloz, “özkaynakları ile yetebilir hale gelmek insanı huzura kavuşturuyor” der gibi bir karakter.

Bir yazının daha sonuna geldik ey kaos sevdalıları (ben hariç ben düzen severim). Gönül isterdi ki Berhudar Bey, Seher, Suat, Yağmur ve niceleri hakkında konuşmaya devam edelim. Ama biliyorsunuz ki bir gün yazılar biter hatıralar kalır. Kimi seversen sev… Şakaaaa! Adios my friend.

Psikolog Selin Cennet Gülmez
SELİN CENNET TÜRKER

Okumaya devam et

GÜNCEL

Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi: Yönetici İstismarı Bağışları, Kurumsal İtibarı ve Toplumsal Dayanışmayı Nasıl Çökertiyor?

Haber Analiz | Bankavitrini.com

Dernek ve vakıflar, toplumun en önemli sosyal sermaye kurumları arasında yer alır. Eğitimden sağlığa, kültür-sanattan afete kadar birçok alanda kamu hizmetini tamamlayıcı rol üstlenirler. Bu kurumların en büyük sermayesi ise para değil, güvendir.

Ancak son yıllarda gerek Türkiye’de gerekse dünyada bazı dernek ve vakıflarda ortaya çıkan yönetim zafiyetleri, usulsüzlük iddiaları, çıkar çatışmaları ve kişisel menfaat amaçlı uygulamalar yalnızca ilgili kurumu değil, aynı alanda faaliyet gösteren tüm sivil toplum kuruluşlarını olumsuz etkilemektedir.

Araştırmalar, bağışçıların en önemli karar kriterinin “kuruma duyulan güven” olduğunu gösteriyor. Güven kaybı yaşandığında bağışlar azalıyor, gönüllüler uzaklaşıyor, sponsorlar geri çekiliyor ve kurumların uzun yıllarda oluşturduğu itibar kısa sürede yok olabiliyor.

Dernek ve vakıfların gerçek sermayesi paradan önce güvendir

Bir şirket müşteri kaybettiğinde reklam yaparak yeni müşteri bulabilir.

Bir banka sermayesini artırabilir.

Bir sanayi şirketi yeni yatırımcı bulabilir.

Ancak; bir dernek veya vakıf güvenini kaybettiğinde yerine koyması en zor varlığını kaybetmiş olur.

Çünkü bağış;

  • zorunlu değildir,
  • tamamen gönüllülük esasına dayanır,
  • güven ortadan kalktığında ilk kesilen kaynak haline gelir.

Yönetici istismarının en sık görülen biçimleri

Her usulsüzlük mutlaka suç teşkil etmeyebilir; ancak etik açıdan ciddi güven kaybına yol açabilecek uygulamalar şunlardır:

Mali istismar

  • bağışların amacı dışında kullanılması
  • kayıt dışı harcamalar
  • şeffaf olmayan muhasebe
  • belge eksiklikleri

Yetki istismarı

  • kararların tek kişi tarafından alınması
  • yönetim kurulunun devre dışı bırakılması
  • aile bireylerinin yönetimde yoğunlaşması

Çıkar çatışması

  • yöneticilerin kendi şirketlerinden mal veya hizmet alınması
  • yakın akrabalara iş verilmesi
  • ihalesiz alımlar

İtibar istismarı

  • kurum adının kişisel kariyer için kullanılması
  • siyasi veya ticari çıkar sağlanması
  • bağışçı bilgilerinin amacı dışında kullanılması

Güven kaybının ilk etkisi bağışlarda görülür

Bağışçı psikolojisi oldukça nettir.

Bağış yapan kişi şunu düşünür: “Param gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor mu?”

Bu sorunun cevabı net değilse;

  • düzenli bağışlar durur,
  • yeni bağışçı kazanımı zorlaşır,
  • kurumsal sponsorlar uzaklaşır,
  • uluslararası fonlar risk görmeye başlar.

Akademik çalışmalar, dolandırıcılık veya varlık kötüye kullanımı haberlerinin ardından bağışların düştüğünü; etkin şeffaflık, kayıpların telafisi ve yönetişim reformlarının ise güveni kısmen yeniden tesis edebildiğini göstermektedir.

En büyük zarar masum dernek ve vakıflara olur

Bir kurumdaki skandal; aynı alanda çalışan yüzlerce dürüst kuruluşu da etkiler.

Örneğin;

Bir çocuk vakfında yaşanan mali usulsüzlük haberi; diğer çocuk vakıflarının da bağışlarını azaltabilir.

Bir sağlık derneğindeki skandal; tüm sağlık STK’larına duyulan güveni zayıflatabilir.

Bu durum literatürde “güven bulaşıcılığı” olarak da değerlendirilmektedir.

Gönüllüler de kurumdan uzaklaşır

Bağış kadar önemli diğer unsur; gönüllü insan kaynağıdır.

Güven kaybı yaşayan kurumlarda;

  • uzmanlar görev almak istemez,
  • genç gönüllüler ayrılır,
  • yönetim kurullarına kaliteli isim bulmak zorlaşır.

Sonuçta kurum yalnızca finansal değil; aynı zamanda insan sermayesini de kaybeder.

Kurumsal sponsorlar neden çekilir?

Büyük şirketler; Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) bütçelerini aktarırken şu kriterlere bakar:

  • bağımsız denetim
  • mali raporlar
  • yönetişim yapısı
  • itibar riski
  • şeffaflık

Şüpheli görülen kurumlar sponsorluk listelerinden çıkarılabilir.

Çünkü sponsor şirket de kendi marka değerini korumak ister.

Uluslararası fonlar ilk olarak yönetişime bakıyor

Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, uluslararası kalkınma kuruluşları; yalnızca proje kalitesine değil; aynı zamanda;

  • yönetim yapısına,
  • iç kontrol sistemine,
  • etik kurallara,
  • çıkar çatışması politikalarına,
  • bağımsız denetime

büyük önem veriyor. Güçlü iç kontrol, risk yönetimi ve bağımsız denetim mekanizmalarının yolsuzluk ve kaynak israfı riskini azalttığı uluslararası standartlarda vurgulanmaktadır.

Dünyadan dikkat çeken örnekler

Amerikan Kızılhaçı (American Red Cross)

Bazı afet bağışlarının kullanımına ilişkin eleştiriler sonrası kurum uzun süre kamuoyu baskısıyla karşılaştı.

Wounded Warrior Project (ABD)

Yönetim harcamaları ve lüks harcama iddiaları bağışlarda ciddi düşüşe neden oldu.

Oxfam

Bazı ülkelerde yaşanan etik skandallar sonrasında;

  • bağışlarda azalma,
  • üst yönetim değişikliği,
  • kapsamlı yönetişim reformları gündeme geldi.

Bu örnekler, tek bir yönetişim krizinin küresel ölçekte itibar kaybına yol açabileceğini gösteriyor.

İyi yönetişim nasıl sağlanır?

Uzmanlara göre güçlü bir dernek veya vakıfta şu mekanizmalar bulunmalıdır:

  • bağımsız denetim
  • düzenli faaliyet raporları
  • kamuya açık mali tablolar
  • yönetim kurulu etkinliği
  • etik komitesi
  • çıkar çatışması politikası
  • ihbar mekanizması
  • görev sürelerinin sınırlandırılması
  • profesyonel iç kontrol sistemi
  • dijital bağış izleme altyapısı

OECD, dürüstlük kültürünün ve yönetişim mekanizmalarının sadece yasal düzenlemelerden değil, bunların etkin uygulanmasından beslendiğini vurgulamaktadır.

Türkiye açısından çıkarılacak dersler

Türkiye’de binlerce dernek ve vakıf; eğitim, sağlık, afet, kültür, çevre ve sosyal yardım alanlarında çok önemli çalışmalar yürütüyor.

Ancak birkaç olumsuz örnek; bütün sektörün itibarını zedeleyebiliyor.

Bu nedenle;

  • şeffaflık
  • hesap verebilirlik
  • bağımsız denetim
  • profesyonel yöneticilik
  • güçlü iç kontrol

artık bir tercih değil, kurumsal sürdürülebilirliğin temel şartı haline gelmiş durumda.

Sonuç

Dernek ve vakıfların en büyük varlığı sahip oldukları bina, araç veya banka hesapları değildir.

Asıl sermayeleri; toplumun güvenidir.

Bu güvenin kaybedilmesi;

  • bağışların azalmasına,
  • gönüllülerin uzaklaşmasına,
  • kurumsal sponsorların çekilmesine,
  • uluslararası fonların kesilmesine,
  • sosyal projelerin durmasına,
  • en önemlisi ise toplumun dayanışma kültürünün zayıflamasına neden olur.

Bir yöneticinin kısa vadeli kişisel çıkarı için yaptığı hata, yalnızca temsil ettiği kuruma değil; aynı amaca hizmet eden yüzlerce dürüst sivil toplum kuruluşuna da zarar verebilir. Bu nedenle güçlü yönetişim, etik yönetim ve hesap verebilirlik; dernek ve vakıflar için yalnızca hukuki bir yükümlülük değil, varlıklarını sürdürebilmelerinin temel güvencesidir.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin

Yayınlanma:

|

Kamu Bankası Çalışanına Yok, Bazı Meslek Gruplarına Var… Tartışma Büyüyor

Türkiye’de yeşil pasaport (hususi damgalı pasaport) uzun yıllardır belirli kamu görevlileri ve bazı özel statülü meslek gruplarına tanınan önemli bir ayrıcalık olarak uygulanıyor. Son dönemde ise bu kapsamın genişletilmesine yönelik peş peşe kanun teklifleri TBMM’ye sunulurken; ülke ekonomisinin en stratejik sektörlerinden biri olan bankacılık sektörünün bu hakkın tamamen dışında bırakılması sektör içinde yeniden tartışılmaya başlandı. Meclis gündemine mühendislerden mimarlara, diş hekimlerinden veteriner hekimlere kadar birçok meslek grubu için yeşil pasaport teklifleri gelirken, yaklaşık 200 bini aşkın bankacıyı temsil eden sektör için bugüne kadar benzer bir düzenleme bulunmuyor.

Bankacılar neden bu talebi dile getiriyor?

Bankacılık artık yalnızca kredi kullandıran klasik bir sektör olmaktan çıktı.

Bugün bankacılar;

  • Uluslararası finans kuruluşlarıyla çalışıyor,
  • Avrupa ve ABD’deki regülasyonları takip ediyor,
  • Basel kriterleri,
  • AML/KYC,
  • FATF,
  • ESG,
  • Dijital bankacılık,
  • Yapay zeka,
  • Siber güvenlik,
  • SWIFT,
  • uluslararası ödeme sistemleri gibi konularda sürekli yurtdışı temasları yürütüyor.

Özellikle;

  • dış ticaret finansmanı,
  • proje finansmanı,
  • yatırım bankacılığı,
  • sendikasyon kredileri,
  • ihracat finansmanı,
  • fintech iş birlikleri

gibi alanlarda çalışan binlerce bankacı yıl içerisinde çok sayıda uluslararası seyahat gerçekleştirmek zorunda kalıyor.

Bankacılık sektörü temsilcilerine göre bu durum, yeşil pasaport talebinin temel gerekçelerinden biri haline geliyor.

Kamu bankalarında çalışanlar da alamıyor

İşin dikkat çeken yönlerinden biri ise;

Türkiye’nin en büyük kamu bankaları olan;

  • Ziraat Bankası
  • Halkbank
  • VakıfBank

çalışanlarının büyük bölümünün de yeşil pasaport hakkına sahip olmaması.

Sadece özelleştirme öncesi belirli statülerde görev yapan bazı eski personeller için geçmişten gelen özel hükümler bulunurken, günümüzde göreve başlayan kamu bankası çalışanları bu kapsamın dışında kalıyor.

Bu nedenle sektör içinde; “Kamu adına çalışan bankacıya bile yeşil pasaport verilmezken, farklı birçok meslek grubu için yeni teklifler hazırlanıyor” eleştirileri dile getiriliyor.

Kimler bugün Yeşil Pasaport alabiliyor?

Mevcut mevzuata göre başlıca gruplar şunlar:

Kamu kesimi

  • 1., 2. ve 3. derece devlet memurları
  • Aynı derecedeki bazı sözleşmeli kamu görevlileri
  • Emekli olduktan sonra bu hakkı koruyan kamu görevlileri

Siyasi görevler

  • Eski milletvekilleri
  • Eski bakanlar

Yerel yönetimler

  • Büyükşehir belediye başkanları
  • İl ve ilçe belediye başkanları (görev süresince)

Devlet sporcuları

Uluslararası başarı kazanmış devlet sporcuları

İhracatçılar

Belirli ihracat hacmini sağlayan ihracatçı firmaların yetkilileri de belirli kontenjanlar dahilinde hususi damgalı pasaport alabiliyor.

TBMM’de hangi meslek grupları için teklifler var?

Son dönemde Meclis’e sunulan teklifler incelendiğinde kapsamın giderek genişletilmeye çalışıldığı görülüyor.

Mühendisler

En az 15 yıl kıdeme sahip TMMOB üyeleri için yeşil pasaport verilmesini öngören teklif İçişleri Komisyonu’nda bekliyor.

Mimarlar

Mühendislerle birlikte teklif kapsamında yer alıyor.

Diş Hekimleri

15 yıl kıdeme sahip diş hekimleri için teklif verildi.

Veteriner Hekimler

Aynı teklif içerisinde bulunuyor.

Avukatlar

Belirli kıdeme sahip avukatlara yönelik farklı kanun teklifleri de Meclis gündemine taşındı.

Bankacılar neden kapsam dışında?

Aslında bankacılık;

  • Türkiye’nin finansal istikrarını yöneten,
  • ihracatı finanse eden,
  • yatırımları organize eden,
  • dış finansmanı sağlayan,
  • uluslararası sermaye girişlerinde kritik rol oynayan

stratejik sektörlerden biri.

Bugün;

  • sendikasyon kredileri,
  • Eurobond işlemleri,
  • IFC,
  • EBRD,
  • Dünya Bankası,
  • Asya Altyapı Yatırım Bankası,
  • uluslararası yatırım fonları

ile sürekli temas halinde çalışan binlerce bankacı bulunuyor.

Buna rağmen sektör çalışanlarının hiçbirinin meslekleri nedeniyle yeşil pasaport hakkı bulunmuyor.

Dünyadaki uygulamalar ne gösteriyor?

Birçok ülkede pasaport ayrıcalıkları daha çok diplomatik statüye bağlı olarak veriliyor.

Ancak iş insanlarına ve stratejik sektör çalışanlarına;

  • hızlı vize,
  • uzun süreli çok girişli vizeler,
  • fast-track uygulamaları,
  • güvenilir yolcu programları

gibi kolaylıklar sağlanıyor.

Türkiye’de ise bu kolaylıkların önemli bölümü ihracatçılar için uygulanırken bankacılık sektörü aynı kapsamda değerlendirilmiyor.

Sektörün ekonomik büyüklüğü

Türk bankacılık sektörü;

  • yaklaşık 200 bin kişiye doğrudan istihdam sağlıyor,
  • Türkiye ekonomisinin finansmanını yürütüyor,
  • yüz milyarlarca dolarlık dış finansman işlemlerini organize ediyor,
  • ihracat finansmanının ana aktörü konumunda bulunuyor.

Bu nedenle sektör temsilcileri; “uluslararası rekabet gücü açısından bankacılara da belirli kriterlerle yeşil pasaport verilmesi gerektiğini” savunuyor.

Olası model ne olabilir?

Tüm bankacılara sınırsız bir hak yerine;

örneğin;

  • en az 15 yıl kıdeme sahip,
  • BDDK lisanslı bankalarda çalışan,
  • uluslararası işlemlerde görev yapan,
  • belirli unvan seviyesine ulaşmış

bankacılar için kademeli bir model oluşturulabileceği ifade ediliyor.

Benzer kriterler ihracatçılar ve bazı meslek grupları için zaten uygulanıyor.

Bankavitrini Analizi

Kamu yönetimi, yeşil pasaportu yıllar içinde yalnızca kamu görevlilerine özgü bir ayrıcalık olmaktan çıkarıp belirli ekonomik ve mesleki katkı sağlayan grupları da kapsayacak şekilde genişletmeye başladı.

Mühendisler, mimarlar, diş hekimleri, veteriner hekimler ve avukatlar için peş peşe teklifler hazırlanırken; Türkiye ekonomisinin finansmanını sağlayan bankacılık sektörünün bu tartışmaların dışında kalması dikkat çekiyor.

Özellikle kamu bankalarında görev yapan ve kamu adına uluslararası finansal ilişkileri yöneten profesyoneller açısından da bu durum “eşitlik” tartışmasını beraberinde getiriyor.

Bankacılara yeşil pasaport verilmesi, yalnızca bir seyahat kolaylığı değil; Türkiye’nin finans sektörünün uluslararası rekabet gücünü artırabilecek, finans diplomasisini destekleyebilecek ve sektör çalışanlarına verilen kurumsal değerin bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde TBMM gündemine bankacılık sektörü için de benzer bir kanun teklifinin gelip gelmeyeceği, finans çevrelerinin yakından takip edeceği başlıklardan biri olmaya aday görünüyor.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Yurt Dışı Eğitim mağdurları: Chargeback ile Para İadesi Alabilir

Yurt Dışındaki Okula Kayıt Yaptırıp Eğitim Alamayan Öğrenciler Dikkat! Kredi Kartıyla Ödenen Eğitim Ücretleri Geri Alınabilir mi?

Yayınlanma:

|

Alınmayan Hizmet İçin Chargeback (Ters İbraz) Hakkı Gündemde

Son dönemde özellikle dil okulları, yaz okulları, üniversite hazırlık programları ve özel eğitim kurumlarına kayıt yaptıran çok sayıda Türk öğrenci ve veli; vize reddi, okulun kapanması, programın iptal edilmesi, eğitimin başlamaması veya vaat edilen hizmetin sunulmaması gibi nedenlerle önemli mağduriyetler yaşamaya başladı.

Bu mağduriyetlerin önemli bir bölümünde ödemeler kredi kartı ile gerçekleştirildi.

Oysa birçok tüketicinin bilmediği önemli bir hak bulunuyor: Kredi kartıyla ödenen ancak karşılığında hizmet alınamayan eğitim ücretleri için bankaya “Chargeback (Ters İbraz / Harcama İtirazı)” başvurusu yapılabiliyor.

Bankacılık sektörü açısından bu süreç oldukça teknik olmakla birlikte, uluslararası kart kuruluşlarının kuralları tüketicilere önemli korumalar sağlıyor.

Bankaya Başvurmak İlk Adım

Öncelikle unutulmaması gereken konu şudur: Burada dava açılması ilk aşama değildir.

İlk yapılması gereken işlem; Ödemeyi yapılan kredi kartını çıkaran bankaya harcama itirazında bulunmaktır.

Bu işlem bankacılık sektöründe;

  • Chargeback
  • Ters İbraz
  • Harcama İtirazı
  • Dispute

olarak adlandırılır.

Chargeback Nedir?

Chargeback; Kart sahibinin; “Ben bu hizmeti alamadım” veya “Satıcı sözleşmedeki yükümlülüğünü yerine getirmedi” iddiasıyla bankasından yaptığı resmi geri ödeme talebidir.

Burada dikkat edilmesi gereken konu; Bu hak yalnızca dolandırıcılık işlemleri için değildir.

Aynı zamanda;

  • hizmet verilmemesi
  • eksik hizmet
  • iptal edilen organizasyon
  • kapanan okul
  • hiç başlamayan eğitim

gibi durumlarda da kullanılabilir.

Eğitim Hizmeti İçin de Geçerlidir

Visa ve Mastercard kurallarına göre; “Hizmet sunulmaması” chargeback sebeplerinden biridir.

Bu nedenle;

  • yurtdışı dil okulu
  • üniversite
  • yaz okulu
  • eğitim danışmanlığı
  • sertifika programı

gibi eğitim hizmetleri de kapsam içine girebilir.

Hangi Durumlarda Para Geri Alınabilir?

En sık karşılaşılan örnekler şunlar:

1- Okul hiç açılmadı

Ödeme yapıldı.

Ancak okul faaliyet göstermedi.

2- Eğitim başlamadı

Kayıt yapıldı.

Ancak eğitim verilmedi.

3- Vize reddi sonrası okul ücret iadesi yapmadı

Bazı sözleşmelerde; Vize reddinde ücret iadesi yazmasına rağmen ödeme yapılmayabiliyor.

4- Okul iflas etti

Faaliyet durduğu için hizmet alınamadı.

5- Danışman firma ortadan kayboldu

Ödeme alınmasına rağmen okul kaydı yapılmadı.

6- Eğitim çevrimiçine çevrildi

Yüz yüze eğitim vaat edilmesine rağmen tamamen farklı hizmet sunuldu.

7- Eğitim iptal edildi

Program hiç başlamadı.

Banka Süreci Nasıl İşliyor?

Süreç genel olarak şu şekilde ilerliyor.

1. Kart sahibi bankaya başvuruyor.

Belgelerini sunuyor.

2. Banka inceleme yapıyor.

3. Kart kuruluşuna (Visa/Mastercard) başvuruyor.

4. İşlem iş yerine iletiliyor.

5. İş yeri savunma yapıyor.

6. Haklı bulunursa ücret karta iade ediliyor.

Bankaya Hangi Belgeler Verilmeli?

Ne kadar güçlü belge sunulursa başarı ihtimali de o kadar yükseliyor.

Örneğin;

  • ödeme dekontu
  • kredi kartı ekstresi
  • okul sözleşmesi
  • kayıt belgesi
  • kabul mektubu
  • e-postalar
  • okulun iptal yazısı
  • vize reddi
  • hizmet verilmediğine ilişkin belgeler
  • danışman firma yazışmaları
  • ücret iadesinin reddedildiğini gösteren cevaplar

başvuru dosyasına eklenebilir.

Süre Sınırı Var mı?

Evet.

Chargeback işlemlerinde süre önemlidir.

Kart kuruluşlarının kurallarına göre başvuru süreleri işlem türüne göre değişebilmekle birlikte, hizmetin verilmesi gereken tarihten itibaren belirli süreler içinde itiraz edilmesi gerekir.

Bu nedenle mağduriyet oluşur oluşmaz bankaya başvurmak önem taşır.

Gecikme, hak kaybına yol açabilir.

Banka Başvuruyu Reddederse Ne Olur?

Her ret kararı kesin değildir.

Tüketici;

  • ek belge sunabilir,
  • yeniden değerlendirme talep edebilir,
  • tüketici hakem heyeti veya mahkemeye başvurabilir (uyuşmazlığın niteliğine göre),
  • gerekirse uluslararası kart kuralları kapsamında bankanın süreci nasıl yürüttüğünü sorgulayabilir.

Havale ile Ödeyenler Aynı Hakka Sahip mi?

Hayır.

Burada önemli fark oluşuyor.

Kredi kartı

Chargeback uygulanabilir.

Havale

Chargeback mekanizması yoktur.

Bu durumda;

  • sözleşme hükümleri,
  • hukuk davaları,
  • icra yolları

ön plana çıkmaktadır.

Dolayısıyla kredi kartıyla ödeme yapanlar önemli bir avantaja sahip olabiliyor.

Yurt Dışı Eğitim Sektöründe Yeni Risk

Son yıllarda;

  • artan döviz kuru,
  • bazı eğitim kurumlarının mali sorunları,
  • vize süreçlerinin uzaması,
  • öğrenci sayılarındaki dalgalanma

nedeniyle uluslararası eğitim sektöründe iptal edilen program sayısı da arttı.

Özellikle pandemi sonrası birçok ülkede eğitim modeli değişirken, bazı okullar hibrit veya çevrimiçi modele geçti.

Bu durum da yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden oldu.

Bankalar Açısından Risk

Chargeback sayısındaki artış; bankalar açısından da operasyonel yük oluşturuyor.

İhraççı banka; müşterisini korurken, iş yeri bankası (Acquirer) ise satıcıyı temsil ediyor.

Dolayısıyla;

  • belge incelemeleri
  • uluslararası kart kuralları
  • zaman yönetimi
  • hukuki değerlendirmeler

önem kazanıyor.

Eğitim Kurumları Açısından Sonuç

Chargeback oranı yükselen kurumlar;

  • daha yüksek komisyon ödeyebilir,
  • riskli iş yeri olarak sınıflandırılabilir,
  • ödeme alma kabiliyetini kaybedebilir,
  • kart kabul sözleşmeleri sona erebilir.

Bu nedenle eğitim kurumlarının sözleşme hükümlerine uygun davranmaları ve iptal/iade süreçlerini şeffaf yürütmeleri kritik önem taşıyor.

Uzmanlar Ne Öneriyor?

Uzmanlar, yurt dışı eğitim hizmeti satın almadan önce şu noktalara dikkat edilmesini öneriyor:

  • Sözleşmede iade koşullarını ayrıntılı okuyun.
  • Vize reddi halinde uygulanacak prosedürü yazılı olarak teyit edin.
  • Ödemeleri mümkünse kredi kartıyla yapın.
  • Tüm yazışmaları saklayın.
  • Hizmet sunulmadığında beklemeden bankanıza harcama itirazında bulunun.
  • Başvurunuza mümkün olduğunca fazla belge ekleyin.

Bankacılık Sektörü Açısından Değerlendirme

Dijital ödemelerin hızla arttığı günümüzde kredi kartı yalnızca bir ödeme aracı değil, aynı zamanda tüketici açısından önemli bir koruma mekanizması sunuyor.

Uluslararası kart sistemlerinin geliştirdiği Chargeback (Ters İbraz) uygulaması, tüketicilerin hiç alamadıkları veya sözleşmeye uygun şekilde sunulmayan hizmetler nedeniyle mağdur olmalarını önlemeyi amaçlıyor.

Özellikle yurt dışı eğitim, turizm, havayolu, etkinlik organizasyonları ve dijital hizmetlerde bu mekanizma her geçen yıl daha fazla kullanılıyor.

Bankalar açısından ise bu süreç, hem müşteri memnuniyetini korumak hem de uluslararası kart kuruluşlarının kurallarına uyum sağlamak bakımından büyük önem taşıyor.

Özet

Yurt dışında eğitim almak amacıyla kayıt yaptıran ancak çeşitli nedenlerle eğitim hizmetinden yararlanamayan öğrenciler ve veliler için kredi kartıyla yapılan ödemelerde chargeback (ters ibraz) önemli bir hukuki ve finansal başvuru yolu olabilir. Ancak her olay kendi sözleşmesi, ödeme şekli ve hizmetin sunulmama nedenine göre ayrı değerlendirilir. Başvurunun güçlü belgelerle ve gecikmeden yapılması, sürecin başarı şansını artırır.

Not: Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Chargeback başvurularının kabulü; Visa ve Mastercard kuralları, kartı çıkaran bankanın incelemesi, iş yerinin savunması ve somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Her hizmetin otomatik olarak iade edileceği anlamına gelmez.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist    www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.