Connect with us

GÜNDEM

NETFLIX Uysallar Dizisi : Biz Burada Bir Şirketiz

Plaza dünyasındaki liyakat sorunundan, Rezidans yaşamına, eleştirisel aile kuramından, bastırılmış duyguların patlamasına, çevre sorunlarına, sınıfsal çelişkilerden, eğlence anlayışına, metropol yaşamından kırsal yaşama müdahaleye kadar herkes kendinden bir şey bulacağı bir dizi …

Yayınlanma:

|

Merhaba sevgili okur. Sisi hava kirliliği ilan ederek ülkenin bütünlüğüne saldıran bilim insanları, size de merhaba. Hiçbir şey yapmayıp her şeyden şikayet eden Oktay Uysal… Sana da merhaba! Gizli saklı iş yapmaktan sır küpüne dönen Uysallar size de merhaba. Selamlamamız bittiğine göre yazıya başlayabiliriz. Eğer henüz izlemediyseniz Uysallar dizisi fragmanı için buraya tıklayabilirsiniz.

Şimdi sizi şu basit sorudan kurtarayım:

Uysallar Dizisi Konusu Nedir?

Uysallar Dizisi Netflix platformunda geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Şahsiyet dizisinden bilenler bilir. Onur Saylak ve Hakan Günday yan yana geldi mi nefesler kesilir. Onur Saylak ve Hakan Günday imzaları taşıyan bu saygıya değer dizi Uysallar da iki çocuk babası bir mimar olan Oktay Uysal’ı ve Uysallar ailesini anlatıyor. Oktay, hayattan zevk alamayan, yalnız olduğunu düşünen, eşiyle paylaşımda bulunamayan ve prangalarına mahkum kırklı yaşlarda bir adam. İşin kötüsü eşi Nil de kendisinin yapayalnız olduğunu düşünüyor. Bir gün Oktay hayatında ilk kez panik atak geçirdiğinde kendisi için bir şey yapmaya karar veriyor. Punkçı ruhunu geri kazanmaya… Tabii Uysallar durur mu?! Hepsinin eş zamanlı olarak kendi hayatında yaşadığı krizlere ve yanlış çözümlere eşlik etmeye ve sinirden saç baş yolmaya burada başlıyoruz. İzlemek isteyenlere tavsiyemdir, yanınıza melisa çayı falan alın. Bu arada ek bilgi, Uysallar dizisi imdb puanı 7.3

Uysallar Dizi Oyuncuları ve Mest Oluş

Öncelikle İki Aile’den sonra uzun süre tatlı ve yaramaz çocuğun oynatıldığı Öner Erkan’ı (Oktay Uysal) punkçı baba yapmayı akıl eden herkese teşekkür ederim. Yılgın, bıkkın, bastırılmış duyguları olan bir baba rolü için ne kadar da iyi bir yüzmüş değil mi. Bir Başkadır dizisinde serebral palsili bir genci oynadıktan sonra Öner Erkan’ın daha da parlayacağını tahmin ediyordum. İçimde hep; psikopat, çete üyesi (Çukur değil), depresif ya da komik olmayan herhangi bir karakteri oynaması için bir umut vardı. Bu umutlu bekleyişim Uysallar sayesinde son buldu ve huzura kavuştum.

Haluk Bilginer (Berhudar) ve Uğur Yücel (Olcay Uysal) yine bildiğimiz gibi. Muhteşem ve ötesi. Ama Songül Öden’in (Nil Uysal) tiyatro oyunculuğunu konuşturduğu o sinir krizi sahneleri yok mu… İşte o anlarda bir yakınlaştık Songül Hanımla. Hakan Günday ve Onur Saylak severek takip ettiğim sanatçılar. Hakan Günday’ın kalemi beni pek açmaz. Psikologların işi dert tasa zaten, derim kendi kendime okumaktan kaçarım. Ama senaryoları için aynı hisse sahip değilim ki Uysallar bir oturuşta o yüzden izlendi. Müzikler, simetrik çekim, sükûnetin içindeki çığlıklar muazzam birer sanat eseriydi. Diyalogların birbirini tamamlar şekilde gidişi de Uysallar dizisi fanı olma sebeplerim arasında. Gelin biraz da karakter yapılanmalarına bakalım. Dikkat, spoiler! 

Karakter İncelemesi: Oktay Uysal ve Savunma Mekanizması

Oktay Uysal hayatı boyunca kendini babasına ve annesine bir yük gibi hissetmiş, babasının gazabından korunmak için gizli saklı işler yapmayı öğrenmiş bir karakter. Twitter yazımdan da bileceğiniz üzere öğrenilmiş şeyler çok zor söner. Eşi Nil Uysal ile aşk evliliği yapmış ve Uysallar için ilk adım atılmış. Ancak sorumluluklar, krediler, kapitalist sistemin belirlediği hedefler için koşmalar derken kendini bir çarkın içinde bulmuş. Daha çok yemek için daha çok koşan bir fare gibi. Daha, daha!

Uysallar Dizisi Oktay Karakteri
UYSALLAR DİZİSİ OKTAY KARAKTERİ

Uysallar ‘ın babası Oktay, savunma mekanizması olarak bastırma yöntemini kullanıyor. Bir şeye mi heveslendi, yok sayıyor. Bir şeye mi kızdı, tepki vermiyor. Hep diş sıkıyor dudak ısırıyor. Ama sizler de bilirsiniz ki sevgili okur, ilkel savunma mekanizmaları pek de işlevsel değildir. Uysallar dizisinde de bunun net bir örneğini Oktay ile görüyoruz. Oktay Uysal özgürlük isteğini, fikirlerini, hislerini o kadar çok bastırıyor ki vücudu artık bunu kaldıramıyor. Freud vakalarından hepimiz hatırlarız. Bastırma savunma mekanizması nedeniyle kolunu oynatamayan da vardır, istemediği soru gelince bayılan da. Mesela Bir Başkadır Meryem de şehvet duygusunu hissetmeyi kendine yasaklamıştı. Bu da bastırma ve dönüştürme için bir örnek. Sonucu ise histrionik bayılma.

Uysallar Dizisi ‘nin Babası ve Panik Atak

Oktay Uysal, Uysallar Ailesi içinde o kadar yalnız hissediyor ve iş yerinde öyle bir kapan kısılıyor ki bastırma artık işe yaramıyor. Yerini dönüştürmeye bırakıyor. Böylece Oktay Uysal ‘ın vücudu beklemediği bir tepki veriyor ve panik atak yaşıyor. Aslında bu atağa edebi bir dille şöyle de bakabiliriz… Oktay hem Uysallar Ailesinde hem de hayatının her alanında o kadar yaşamıyor ki vücudu ölümü hatırlatma gereksinimi duyuyor. Ancak bu betimlemenin bilimsel bir yanı olmadığını eklemeden geçemiyor psikolog yanım. Ben de böyle bir bireyim ne yapalım.

Oktay baba rolünde de pek başarılı değil. Dışarıdan gayet normal görünen Uysallar Ailesi ne kadar değişikse ve dağınıksa Oktay da baba rolünde bir o kadar dağınık aslında. Oğlu Ege’nin hediyesini günlerce açmıyor. Baba rolünde de “yaşamak” yerine rol yapıyor ve yalan söylüyor. Kızı Ece’nin öfke nöbetinin altındaki sebebi görmeye çalışmıyor da “kızım delirme ya” diyor. Bilin bakalım bu tavırlar kime benziyor. Doğru cevap! Kendi babası Olcay Uysal’a elbette.

Öğrenilen Babalık Rolü ve Uysallar

Oktay, kendi babası Olcay’dan doğru düzgün bir sevgi görmeden büyüyor. Saygı zaten yok. James Marcia’nın Kimlik Gelişimi Kuramı’na bakarsanız Oktay’ın tam bir ipotekli kimlik prototipi olduğunu görürsünüz. Oku demişler okumuş. Poster asmış odasına, çöpe atmışlar sesini çıkaramamış. Aslında tam bir uysala dönüşmüş. Babasında baba figürü olarak gördüğü tek şey “para bırakmak” olduğu için, yalnızlığından ve evden işi bahane ederek kaçmış. Babalığının görevlerini tam olarak yerine getiremeyip eksik hissedince de para ile üstünü örtmüş. Öyle bir hal almış ki bu yanlış babalık örneği, rolünü kötü üstlendiği tek yer Uysallar olmamış. Hatırlarsanız Deniz, Anakara’da Oktay’a şöyle söylüyor: Sen hiç burada değildin ki Oktay hep para bırakıp gittin.İşgal evinde üstlendiği baba rolünde de Oktay tüm açıklarını para ile kapatmaya çalışıyor. Yukarıda söylemiştim, tekrar edeyim. Öğrenilmiş şeyler çok zor söner.

Uysallar ‘ın Derdi Neydi? : Ece, Ege ve Nil

En kolayı Ece Uysal olacak. Ece’den başlayalım. Ece Uysal küçük bir kız çocuğu ancak sonradan öğrendiğimiz üzere abisinin ona “hızlı büyümesi” için anlattığı olumsuz yaşam olayları ve toplumsal gerçekler nedeniyle duygusal çalkantılar yaşıyor. Bilişsel gelişim olarak henüz soyut işlemler dönemini tamamlamamış çocuklar için biz yetişkinlerin “alışkın olduğu ve kanıksadığı” durumlar ağır travmatik etkiler yaratabilir. Biraz da duyarlı bir yapısı varsa ki Ece öyle, yıkım etkisi yaratır. Sokakta kağıt toplayan çocukların “aç kaldığı” için kağıt topladığı düşüncesini (gerçeğini) bir çocuğa anlatmak nereden baksanız duygusal istismar. Bunu idrak edecek yaşa geldiğinde çocuklar zaten kendisi sorar ya da yaşına uygun açıklamalar vermek gerekir.

Ege Uysal : Kimlik Kazanımına Karşı Kimlik Karmaşası

Ege Uysal, kimlik krizi yaşayan ve bu kriz evde kimse tarafından görülmediği için yaklaşık iki senedir kronik olarak bocalayan bir çocuk. Uysallar üyesi olan herkesin muzdarip olduğu yalnızlık ve sessiz çığlık Ege Uysal’a da sirayet etmiş durumda. Ancak o da babasının izinden gidiyor ve ilkel bir savunma mekanizması olan bastırmayı kullanıyor. Bu sayede sınava yetişememe hususunda kendi suçunu yok sayıyor ve sınav görevlisini suçlayabiliyor. Sonrası saç baş yoldurtan türden bir karmaşa zaten. Sosyal hizmet uzmanı Seher’i biraz daha yakından tanısaydık aşırı verici ve koruyucu tavrının altında hangi olumsuz yaşam deneyiminin yattığını öğrenebilirdik. Ancak fırsatımız olmadı.

Nil Uysal : Beden Dismorfik Bozukluğu İçin İlk Adımlar

Öncelikle şunu söyleyelim. Nil Uysal Beden Dismorfik Bozukluğu’na sahip değil. ancak karakterin devamında bu patoloji hayli olası. Nil evliliğinde yalnızlaştığını ve eşiyle uzaklaştıklarını fark eden bir kadın. Kendi deyimiyle 17 yılını bu evliliğe ve çocuklarına adıyor ancak karşılığında bir sohbet bile alamıyor. Uysallar Ailesi’nde git gide yalnızlaşan Nil Uysal iş aramaya karar veriyor. Ancak deneyimsiz geçen 17 sene ve plazaların “genç ve güzel” kriteri yoluna taş koyuyor. Evliliğinde ve anneliğinde mutsuz, bir şeylere geç kalmış, emekleri boşa gitmiş hisseden bir kadın Nil. Çareyi ise geçen zamanı ve boşa giden emeğini telafi edebilmek için “gençleşmekte” buluyor.

Bu girişim başlangıçta iş bulabilmek için yapılmış gibi görünse de botoksun asıl amacının kırışıklık gidermek olmadığını çok geçmeden anlıyoruz. Asıl amaç özgürleşmek, başka bir hayat ihtimalini denemek, gençleşmek ama boşa giden emekleri unutarak gençleşmek. Nil yüzünü, hayatının bir telafisini yaratmaya çalışır gibi gençleştiriyor. Biraz çizgi çıkınca da öfke patlamaları ve kaygı sahneleri baş gösteriyor. Uysallar içinde alamadığı ilgi ve sevgiyi Suat’tan almaya başlamış olmasına rağmen ufacık bir kırışıklığın geri gelmesi onu çılgına çeviriyor. Başarısızlık hissi, boşa giden yıllar, doğum tarihi de geri geliyor. Yüzüne aynada dakikalarca bakması, doktorun kapısına dayanması… Bizim göremediğimiz bir çizgi için daha önce çektiği tüm çileyi tekrar çekmeye karar vermesi. Birkaç adım ötesinin Beden Dismorfik Bozukluğu olduğuna alamet aslında.

Ortaya Karışık Uysallar Dizisi Kapanışı

Otoriter Ebeveynlik ve Uysal Yetiştirmek

Şimdi size benim dikkatimi çeken bazı detaylardan ve kendi sloganlarımdan bahsedeceğim. Sonra da yazıyı sonlandıracağız. Ancak ağırlıklı olarak çocuk çalışan bir psikolog olarak şunu da belirtmek istiyorum: Otorite güzel bir şey değildir. Olcay Uysal tamamen otoriter bir ebeveynlik tutumuyla yetiştirmiş Oktay’ı. Oktay da her önüne gelen boyun eğen, elin adamı gelip anahtarını istediğinde veren, patronu kovmakla tehdit ettiğinde ufacık bir tepki bile gösteremeyen biri haline gelmiş. Girişimcilik yok utanç var. Kimlik yok karmaşa var, kim olduğunu bilmemek var. Bu kısımda belki Erikson okumak da isteyebilirsiniz. Ancak ben ebeveynlik tutumlarını okumanızı tavsiye ederim. Her istediğinizi kabul eden bir çocuğunuz olması sizi iyi anne-baba yapmıyor sevgili dostlar. Çocuğunuzu tahakküme boyun eğen bir uysal yapıyor. Bırakın arada itiraz etsin. İtiraz etmeyi de öğrensin, reddetmeyi de.

Yıkım Videosu 

Oktay Uysal’ın Uysallar dizisi boyunca hemen her bölümde bina yıkım videosu izlediğini gördük. Bununla ilgili birkaç fikrim var. Birincisi; Uysallar dizisi tema itibariyle özgürleşme çabasını anlattığı için, uzun emeklerle yapılmış bir binanın yıkımına sık sık yer verilmesi, her şeyin bir anda yerle bir olabileceğini ve özgür kılınabileceğini hatırlatmak amacı taşıyordu.

İkincisi Oktay’ın kimliği ile ilgili. Oktay bir mimardı ve yıkmaktan değil inşa etmekten sorumluydu. Yıkım videolarında bu kadar keyif alması bence gerçek hayatta göstermediği başkaldırının bir sembolüydü. Yapmaktan çok yıkmaktan zevk alıyordu ve bunu yıkım videoları sayesinde zararsız bir şekilde sergiliyordu. Kendi kimliğine saldırıyor aslında sembolik olarak kendisini de yıkıyordu. Bundan da haz alıyordu.

https://youtube.com/watch?v=jj0YQ4SsjEs%3Ffeature%3Doembed

Bir diğer fikrim de yıkım videoları çoğu insan için (ben dahil) keyif verici ve rahatlatıcı olduğu için Uysallar senaryosuna dahil edildiği yönünde. Diziyi izlerken yeri geldi dişimizi sıktık yeri geldi yumruğumuzu. Söylenmemiş sözlere karakterler kadar biz de içerledik ve gerildik. Bu gerilimin bir katarsisi olmasın mı? Bence yıkım videoları sadece biz rahatlayalım diye bile konmuş olabilir.

Berhudar ve Arı Vızıltısı

Berhudar Bey’e derinlemesine bakamadık çünkü yazı yine çok uzadı. Ama izlerken eşime Berhudar’ın bazı konuşmalarına arı vızıltısının eşlik ettiğini söylemiştim ve bunun palavrayla ilgisi olabilir demiştim. Nitekim bir süre sonra bir soruşturma olmadığını da gördük. Bu ilk öğrendiğimiz dümenlerden biriydi hatta.

Uysallar Dizisi Berhudar Karakteri
UYSALLAR DİZİSİ BERHUDAR KARAKTERİ

Soruşturma hakkında Berhudar Bey, Uysallar’ın babası Oktay’a detay verirken hep bir vızıldama vardı. Vızıldamak halk dilinde sıklıkla yok yere şikayet etmeyle, durmadan homurdanmayla denk şekilde cümle içinde kullanılır. Hatta boş konuşan biri için “sinek mı vızıldıyor” da deriz çocuksu bir tavırla. Bence fondaki bu ses bize Berhudar Bey’in bol keseden salladığını anlatmak istemişti. Berhudar Bey’in sözde iş aşkı için de Kin Hubbard’ın şu sözünü yazalım: Bir arı hiçbir zaman daha yavaş vızıldayamayacağı için göründüğü kadar meşgul değildir.

Uysallar Dizisi Posteri

İstanbul’da olanlar metrolarda, billboardlarda Uysallar posterlerini görmüştür. Karakterin üzerinde bir kesik ya da sayfa yırtılmış gibi bir alan var. Buradan da fosforlu renklerle betimlenmiş deri desenleri görünüyor. Vahşi hayvanların derileri. Zebra, leopar, çita… Posterlerin bilerek böyle hazırlanmasında elbet bir alt metin var. Benim fikrim; birkaç çizik ya da tek bir yara ya da tek bir açıkla hepimizin vahşi yönünü ortaya çıkarabileceğine olan atıfla ilgili. Uysallar posterleri bence bize içimizdeki vahşi hayvanı hatırlatmak istiyor. Özgür, dürtüsel, bilinçsiz, yarınsız, anı yaşayan… Uysallar ‘ın aslında hiçbirinin göründüğü gibi uysal olmadığını anlatıyor. Vahşilikleri yalnızca yaralandıkça çıkıyor.

Dipnot Fikirlerle Uysallar

  • Kısa bir slogan: Uysallar ‘daki en aklı başında insan Fevzi’dir. Aksini iddia edeni argümanlarıyla yorumlara beklerim.
  • Mert’in paranoyası apolitik addedilen “eğlence odaklı” insanları temsil ediyor olabilir. Korku kalıcı değişimlere sebep olmasa da çoğu davranışın şekillenmesi için yeterlidir. Ve hiçbir şey göründüğü gibi olmayabilir.
  • Özgürleşme isteğiyle boğuşmakta olan Oktay Uysal ‘ın çalıştığı mimarlık şirketinin hapishane işine girmesi ciddi bir kıskacın içinde olduğunu hatırlatma görevi görmüş olabilir. Zira bu sırada ikinci panik atağını geçirdi.
  • Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisini bilirsiniz. Önce fizyolojik ihtiyaçlar sonra güvenlik sonra ait olma. Peşinden saygınlık ve son olarak kendini gerçekleştirme. Kendini gerçekleştirmeye en yakın isim bence Moloz’du. Yaşı da oldukça genç. Burada temel ihtiyaçların “doyumcu bir yaklaşımla” karşılanmasının gerekli olmadığını da görmüş oluyoruz. Aslolan yeterli olana ulaşmak ve kendisi üzerine düşünebilmek. Moloz, “özkaynakları ile yetebilir hale gelmek insanı huzura kavuşturuyor” der gibi bir karakter.

Bir yazının daha sonuna geldik ey kaos sevdalıları (ben hariç ben düzen severim). Gönül isterdi ki Berhudar Bey, Seher, Suat, Yağmur ve niceleri hakkında konuşmaya devam edelim. Ama biliyorsunuz ki bir gün yazılar biter hatıralar kalır. Kimi seversen sev… Şakaaaa! Adios my friend.

Psikolog Selin Cennet Gülmez
SELİN CENNET TÜRKER

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL

FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.

Bankavitrini.com | Gündem

Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.

Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı

Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.

Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.

Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.

DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil

DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.

DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.

Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”

DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.

Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?

Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.

Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.

Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.

Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu

Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.

Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.

Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

AVRUPA SOKAKLARINDA EKONOMİK İSYAN: BÜYÜME VAR, REFAH NEREDE?

Yayınlanma:

|

İspanya, Fransa, İtalya ve Belçika’daki protestolar ne anlatıyor? Türkiye bu tablodan hangi dersleri çıkarmalı?

Erol TAŞDELEN | Bankavitrini.com Ekonomik Analiz

Avrupa sokaklarında yükselen protestolar, yalnızca öğrencilerin eğitim koşullarına, kiracıların konut sorununa ya da çalışanların ücret taleplerine indirgenemez. İspanya’dan Fransa’ya, İtalya’dan Belçika’ya uzanan eylemlerin ortak noktasında daha temel bir soru bulunuyor: Ekonomik büyüme, vatandaşın yaşam standardına ne ölçüde yansıyor?

17 Ekim 2026’da Avrupa’nın farklı ülkelerinde yoğunlaşan gösteriler, hayat pahalılığı, eğitim giderleri, barınma sorunu ve kamu hizmetlerinin niteliği etrafında şekillendi. Ancak bu gösteriler, tek merkezden yönetilen ortak bir Avrupa hareketi değil. Her ülkenin kendi ekonomik ve siyasi dinamikleri var. Ortaklaşan nokta ise özellikle gençlerin geleceğe ilişkin beklentilerinin zayıflaması.

Al Jazeera’nın 17 Ekim tarihli haberinde, farklı ülkelerde yüz binlerce kişinin hayat pahalılığına karşı gösterilere katıldığı bildirildi. Fransa’daki eylemler kitlesel boyutlara ulaşırken Belçika’da eğitim reformları, İtalya’da geçim sıkıntısı ve savaş karşıtı talepler, İspanya’da ise konut krizi öne çıktı.

Bu tablonun ekonomi yönetimleri açısından önemli bir mesajı var: Makroekonomik göstergelerdeki iyileşme, toplumun bütün kesimleri tarafından aynı biçimde hissedilmeyebilir.

İSPANYA: MAAŞ VAR, EV YOK!

İspanya’daki protestoların merkezinde konut krizi bulunuyor. Özellikle büyük şehirlerde yükselen kiralar, genç çalışanların kendi başlarına ev tutmasını giderek zorlaştırıyor.

Madrid’de 87 yaşındaki Maricarmen Abascal’ın evinden çıkarılması ve sonrasında hayatını kaybetmesi, konut hakkı tartışmalarını yeniden alevlendiren olaylardan biri oldu. Hükümetin kiracıları korumaya yönelik düzenleme girişiminin parlamentoda reddedilmesi de tepkileri artırdı.

Reuters’ın 2 Ekim 2026 tarihli haberine göre, protestocular kira artışlarının sınırlandırılmasını, evden çıkarmalara karşı koruma sağlanmasını ve kısa süreli kiralamaların düzenlenmesini talep ediyor. Tartışmanın diğer tarafında ise düzenlemelerin konut arzını azaltabileceğini savunan kesimler bulunuyor.

İspanya örneği, ekonomik açıdan önemli bir çelişkiyi ortaya koyuyor. Bir ülkede istihdamın ve ekonomik faaliyetin artması, konut maliyetleri gelirlerden daha hızlı yükseliyorsa, gençlerin bağımsız yaşam kurmasını kolaylaştırmayabilir.

Çalışan bir gencin maaşının büyük bölümünü kiraya ayırması; tasarruf yapmasını, ev sahibi olmasını, tüketim harcamalarını artırmasını ve ekonomik geleceğini planlamasını güçleştiriyor.

Burada mesele yalnızca emlak piyasası değil. Konut maliyetleri, iş gücü hareketliliğini, aile kurma kararlarını, tüketimi ve uzun vadeli tasarrufları da etkiliyor.

İspanya’nın verdiği mesaj açık: Barınma maliyeti, ücret artışlarını geride bırakıyorsa ekonomik büyüme toplumsal refaha dönüşmekte zorlanıyor.

FRANSA: EĞİTİMDEKİ SORUNLAR NASIL TOPLUMSAL TEPKİYE DÖNÜŞTÜ?

Fransa’da gösteriler, okullardaki personel yetersizliği, eğitim koşulları ve kamu hizmetleri konusundaki şikâyetlerle görünür hale geldi. Öğrencilerin başlattığı eylemlere zamanla farklı toplumsal kesimlerden destek geldi.

17 Ekim’deki gösterilerde hayat pahalılığı, yakıt maliyetleri ve ücret talepleri de gündemin parçası oldu. Böylece başlangıçta eğitim odaklı olan tepki, daha geniş bir ekonomik ve toplumsal hoşnutsuzluk alanına yayıldı.

Fransa’daki gösteriler sırasında yağma, kundaklama ve polisle çatışmalar da yaşandı. Barışçıl protesto hakkı ile şiddet eylemleri birbirinden ayrılmalı. Kamu düzenine zarar veren eylemler, gösterilere katılan bütün vatandaşların tutumu olarak değerlendirilemez.

Ekonomik açıdan Fransa örneği, kamu harcamaları tartışmasını öne çıkarıyor.

Devlet bütçe disiplinini sağlamak, borçlanmayı kontrol etmek ve mali dengeleri korumak isteyebilir. Ancak tasarruf politikalarının eğitim, sağlık ve diğer kamu hizmetlerine etkisi, vatandaşların günlük yaşamında hissediliyorsa ekonomik tartışma siyasi ve toplumsal bir soruna dönüşebiliyor.

Burada önemli soru, devletin harcamalarını azaltıp azaltmaması değil; hangi harcamaların, kimleri etkileyerek ve hangi sonuçları doğurarak azaltıldığıdır.

BELÇİKA: BÜTÇE KISITLAMALARI VE EĞİTİME ERİŞİM

Belçika’da gençlerin ve öğrencilerin katıldığı gösterilerde eğitim maliyetleri, yükseköğretime erişim ve eğitim reformları öne çıktı.

Reuters’ın 17 Ekim tarihli haberine göre Brüksel’de yüzlerce genç gösteri yaptı. Eylemler sırasında polisle göstericiler arasında çatışmalar yaşandı. Göstericiler, eğitim maliyetlerinin artması ve bazı reformların üniversiteye erişimi zorlaştırabileceği yönündeki kaygılarını dile getirdi.

Belçika örneği, eğitim harcamalarının yalnızca bugünün bütçe kalemi olmadığını gösteriyor. Eğitim, bir ülkenin gelecekteki üretkenliğini, iş gücü niteliğini ve rekabet gücünü belirleyen temel yatırımlardan biridir.

Eğitimde fırsat eşitliğinin zayıflaması, düşük gelirli ailelerin çocukları açısından daha ağır sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle bütçe kesintilerinin kısa vadeli mali etkileri ile uzun vadeli ekonomik sonuçlarını birlikte değerlendirmek gerekir.

İTALYA: GEÇİM SIKINTISI VE SOSYAL HİZMETLER

İtalya’daki gösterilerde hayat pahalılığı, ücretler, kamu hizmetleri ve savaş karşıtı talepler öne çıktı. Milano ve Bologna gibi kentlerde bazı eylemler polisle çatışmalara dönüştü.

17 Ekim’deki gösterilerin ekonomik arka planında, hanelerin artan fiyatlar karşısında bütçelerini dengeleme güçlüğü bulunuyor. Enflasyonun yavaşlaması ile fiyatların düşmesi aynı şey değil. Fiyat artış hızı gerilese bile daha önce yükselen fiyatlar yüksek seviyelerde kalabiliyor.

Ücret artışları bu birikimli fiyat artışını karşılayamıyorsa, çalışanların satın alma gücü üzerindeki baskı devam ediyor.

Bu noktada yalnızca ortalama ücret artışına bakmak yeterli değil. Ücretlerin kira, enerji, gıda, ulaşım ve sağlık harcamaları karşısındaki durumu da değerlendirilmek zorunda.

İtalya’daki protestoların gösterdiği sorunlardan biri de bu: Vatandaş, ekonomik büyüme rakamlarından önce ay sonunda elinde ne kaldığına bakıyor.

AVRUPA’NIN ORTAK SORUNU: EKONOMİK BÜYÜME İLE HİSSEDİLEN REFAH ARASINDAKİ MAKAS

Dört ülkenin sorunları aynı değil. İspanya’da konut, Fransa’da eğitim ve kamu hizmetleri, Belçika’da eğitim reformları ve bütçe tartışmaları, İtalya’da ise geçim sıkıntısı daha belirgin.

Buna rağmen üç ortak başlık öne çıkıyor:

1. Gelir ile zorunlu harcamalar arasındaki denge bozuluyor.

Ücretler nominal olarak artabilir. Ancak kira, gıda, enerji ve ulaşım harcamaları daha hızlı yükseliyorsa hanelerin satın alma gücü gerileyebilir.

2. Gençlerin geleceğe ilişkin beklentileri zayıflıyor.

Eğitim almanın, iş bulmanın ve düzenli gelir elde etmenin bağımsız bir yaşam kurmaya yetmediği düşüncesi yaygınlaşıyorsa ekonomik sorun, aynı zamanda toplumsal güven sorunu haline geliyor.

3. Kamu bütçesi ile sosyal beklentiler karşı karşıya geliyor.

Hükümetler mali disiplin, borç yönetimi ve bütçe açıklarının kontrolü üzerinde dururken vatandaşlar eğitim, sağlık, konut ve sosyal destek hizmetlerinin korunmasını istiyor.

Eurostat’ın 2025 verilerine göre Avrupa Birliği nüfusunun yüzde 7,7’si, harcanabilir hane gelirinin en az yüzde 40’ını konut giderlerine ayıran hanelerde yaşıyor. Bu oran, Avrupa’da bile konut maliyetlerinin bazı haneler için ne kadar ağır bir yük oluşturduğunu gösteriyor.            (Kaynak: Eurostat – Avrupa’da yaşam koşulları, 2026 verileri. )

SONUÇ: VATANDAŞIN HİSSETMEDİĞİ REFAH, SİYASİ BASKIYA DÖNÜŞEBİLİR

Avrupa’daki gösteriler, ekonomik politikaların toplumsal sonuçlarını yeniden tartışmaya açtı.

Bir ülkede büyüme yaşanabilir, şirketlerin ciroları artabilir, kamu gelirleri yükselebilir ve finansal göstergeler iyileşebilir. Ancak gençler ev bulamıyor, çalışanlar temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor ve eğitim fırsatlarına erişim giderek pahalılaşıyorsa bu göstergeler toplumsal refahın tamamını anlatmaz.

Bu, ekonomi politikalarının yalnızca kısa vadeli sonuçlarıyla değil, gelir dağılımı, üretim kapasitesi, sosyal hareketlilik ve yaşam maliyetleri üzerindeki etkileriyle de değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Türkiye açısından çıkarılacak ders, Avrupa’daki protestoların aynısının yaşanacağını varsaymak değil; ekonomik programların toplumsal etkilerini zamanında izlemek ve sorunları büyümeden çözmeye çalışmaktır.

Çünkü ekonomik istikrar, yalnızca fiyatların kontrol altına alınmasıyla değil; vatandaşın gelirine güvenmesi, işletmelerin üretimini sürdürebilmesi ve gençlerin geleceğe ilişkin makul beklentiler taşımasıyla da güçlenir.

Ekonominin nihai sınavı, tabloların ne kadar iyi göründüğü değil, vatandaşın hayatında neyin değiştiğidir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist 
Bankavitrini.com – Ekonomik Analiz

Okumaya devam et

GÜNCEL

Trump’ın Rusya açılımı dengeleri değiştirdi, risk iştahı toparlanıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Bir süredir mütemadiyen aynı konuların etrafında dolaştığımız ve kendi kendimizi tekrar ettiğimizin pekâlâ farkındayız. Jeopolitik riskler tüm ağırlığıyla masa üzerinde durmaya devam ederken, emtia fiyatlarının yüksek seyri enflasyonist baskıları artırmaya devam ediyor. Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı haftanın son iş gününü 110 dolar seviyesini test ederek tamamladı. Bir başka bakış açısıyla, Brent petrol sene başına göre %81 yükselirken, gümüş ise getiri liginin dibinde yer alarak %20 düştü. Yapay zekâ ve çip sektöründe ise soru işaretleri zihinleri meşgul etmeye devam ediyor. Goldman Sachs’ın hesaplamalarına göre, beş büyük yapay zekâ şirketinin gelecek yıl toplam yatırım harcamalarının 1,2 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Rakamın büyüklüğü bir yana, bu yatırımların ne kadar sürede kendini amorti edeceği sorusu giderek daha fazla önem kazanıyor. Teknoloji hisseleri denince akla gelen Nasdaq endeksi haftanın son iş gününü %2’nin üzerinde düşüşle tamamlarken, son 10 günlük performansı da %6 düşüş yönünde oldu.

Türkiye’de Fon Krizi’nin etkileri sürerken, cuma günü bültenimizde de dile getirdiğimiz MSCI uyarısı hisse senetleri üzerindeki baskıyı artırdı. MSCI, yaz başında yaptığı uyarının dozunu bir kademe daha yükselterek, piyasa şeffaflığı ve sağlıklı işleyiş konusunda atılan adımların yeterli olmadığını ortaya koydu. Türkiye’nin gelişmekte olan ülke statüsünü koruması açısından Haziran 2027 kritik bir tarih olarak karşımıza çıkıyor. Endonezya’da yaşananları da birlikte düşündüğümüzde, piyasaların bu uyarıyı pek hoş karşılamadığını görüyoruz. BIST100 ve BIST30 endeksleri cuma gününü %3 kayıpla tamamlarken, bankacılık endeksi %2 geriledi. CDS risk primi 250 baz puanda yatay seyrederken, iki yıllık gösterge tahvilin bileşik faizi, faiz indirimi beklentilerinin desteğiyle son iki haftada 100 baz puan düşerek %39,40 seviyesine indi. USDTRY kuru ise yeni haftaya 49,54 seviyesinden başlıyor.

MSCI’nın Endonezya’yı gelişmekte olan ülkeler kategorisinden çıkararak doğrudan bağımsız piyasa statüsüne düşürebileceği uyarısının yankıları ise dinmiyor. Cuma günü %12’ye yakın gerileyen Jakarta borsası, bu sabah da %5’in üzerinde düşerek son altı yılın en düşük seviyesine indi. Yılbaşından bu yana kayıplar %43’ü aşarken, yabancı yatırımcıların net satışları 5 milyar dolara yaklaştı. Endonezya’nın MSCI endekslerinden tamamen çıkarılması hâlinde, yalnızca endeksleri takip eden fonlardan 5,6 milyar dolarlık zorunlu satış gelebileceği hesaplanıyor. Ülke para birimi rupiah da tarihî dip seviyelerine yaklaşırken, satış baskısının borsayla sınırlı kalmayıp döviz ve tahvil piyasalarına yayılmasından endişe ediliyor. Türkiye’nin de benzer gerekçelerle MSCI’nın radarında olması, Endonezya’daki gelişmeleri bizim açımızdan daha da önemli kılıyor.

Türkiye cephesinde ise gözler perşembe günü sonuçlanacak TCMB’nin olağan Ekim ayı PPK toplantısına çevrildi. Bir süredir gündemden düşmeyen fon krizinin de etkisiyle ekonomik aktivitedeki yavaşlamanın giderek belirginleştiğini görüyoruz. Otomobil satışlarından kredi kartı harcamalarına kadar pek çok gösterge bu tabloyu desteklerken, hanehalkının borç ödeme kapasitesindeki bozulma da dikkat çekiyor. Aşağıdaki grafikten görüleceği üzere, ihtiyaç kredilerinde takibe dönüşüm oranı %7’ye yaklaşarak rekor kırarken, bireysel kredi kartlarında da bu oran %6 seviyesine yaklaşarak tarihî zirvesine yükseldi. Bir başka deyişle, ihtiyaç kredilerinde mevcut her 100 TL’lik bakiyenin yaklaşık 7 TL’si takipte bulunuyor. Ekonomik aktivitedeki sert yavaşlama ve hanehalkının artan ödeme güçlükleri karşısında TCMB’nin, enerji fiyatlarındaki keskin yükselişe rağmen, politika faizini en az 100 baz puan indirerek %37’den %36’ya çekmesine kesin gözüyle bakıyoruz. Böylece TCMB’nin Aralık 2025’ten bu yana ara verdiği faiz indirimlerine bebek adımlarıyla yeniden başlamasını bekliyoruz.

Cuma günü TCMB’nin açıkladığı iki önemli veri de dikkatimizden kaçmadı. Eylül ayı konut fiyat endeksine göre, konut fiyatları yıllık bazda nominal olarak %22,3 artarken, enflasyondan arındırıldığında reel olarak %5,7 geriledi. Bir başka deyişle, konut fiyatlarındaki artış enflasyonun gerisinde kalmaya devam ederken, bu durum konutun değer artışı açısından yatırım cazibesini sınırlıyor. TCMB’nin yayımladığı Ekim ayı Piyasa Katılımcıları Anketi’nin sonuçlarını ise aşağıdaki grafikten takip edebilirsiniz. Biz özellikle enflasyon beklentilerine odaklandık. Yıl sonu TÜFE beklentisi hemen hemen değişmezken, 12 ay sonrasına ilişkin beklentinin 0,19 puan artışla %23,89’a yükselmesi, orta vadeli enflasyon görünümünde sınırlı da olsa bir bozulmaya işaret ediyor. Buna karşılık, 24 ay sonrasına ilişkin beklentinin 0,38 puan gerilemesini daha uzun vadeli görünüm açısından olumlu okuyoruz. TCMB’nin kurun artış hızında yaptığı ince ayara rağmen, yıl sonu USDTRY beklentisi hafif gerileyerek 51,55 seviyesine inerken, 12 ay sonrasına ilişkin beklenti ise 59,26 seviyesine yükseldi.

Avrupa’da hayat pahalılığı, eğitim maliyetleri ve hükûmetlerin ekonomi politikalarına yönelik tepkiler giderek büyüyor. Fransa’da öğrencilerin başlattığı protestolar, sendikaların ve farklı toplumsal kesimlerin katılımıyla hafta sonu ülke çapında kitlesel gösterilere dönüşürken, Paris başta olmak üzere birçok kentte şiddet olayları yaşandı. Yüz binlerce kişinin sokaklara döküldüğü gösterilerde 1,200 kişi gözaltına alınırken, Cumhurbaşkanı Macron yaşanan şiddet olaylarını sert bir dille kınadı. Protestolar Fransa ile sınırlı kalmazken, Belçika ve İtalya’da eğitim ve yaşam maliyetleri, Portekiz’de ise düşük ücretler ve konut krizi nedeniyle halk sokaklara döküldü. Fransa’da zaten kırılgan olan siyasi ve mali dengelere toplumsal huzursuzluğun da eklenmesi, ortak para birimi üzerinde baskı kurarken, EURUSD paritesi 1,1230 seviyesinde işlem görüyor.

Öte yandan, Orta Doğu’da artan gerilimle cuma günü 110 dolar seviyesini test eden Brent petrol, yeni haftaya düşüşle başladı. Trump’ın Rusya’ya yönelik bazı yaptırımları gevşetebileceği beklentisi, piyasaya daha fazla Rus petrol ürünü sunulabileceği düşüncesini güçlendirirken, Brent petrol %1,8 gerileyerek 108 dolar seviyesine indi. Ancak Orta Doğu’da arz güvenliğine ilişkin endişeler dinmiş değil. Ticari gemilere yönelik saldırılar nedeniyle Körfez’den günlük petrol sevkiyatı 20 milyon varilin üzerinden 8,5 milyon varile kadar gerilerken, Mısır’ın Husilere karşı Suudi Arabistan’a destek vermeye hazır olduğunu açıklaması gerilimin daha da yayılabileceğine işaret ediyor.

Küresel piyasalarda yapay zekâ yatırımlarının finansmanına ilişkin endişeler gündemdeki yerini korurken, yeni gün ve hafta başlangıcında Asya borsalarında karmaşık bir seyrin hâkim olduğunu görüyoruz. Geçen haftayı %5,4 kayıpla tamamlayan Japonya’da Nikkei endeksi bu sabah %1 civarında gerilerken, geçen hafta %14’ten fazla düşen Güney Kore borsası KOSPI ise yaralarını sarmaya çalışarak %0,7 yükseliş kaydetti. Çin’de üçüncü çeyrek büyümesinin beklentileri hafif aşarak %4,5’e ulaşması ve perakende satışların tahminlerden iyi gelmesi satış baskısını sınırladı. ABD’de yarı iletken hisselerinin işlem gördüğü Philadelphia Semiconductor endeksinin son 10 günde %16’dan fazla gerilemesi, teknoloji sektöründeki satışların boyutunu gösteriyor. Yatırımcılar, yapay zekâya yapılan devasa yatırımların ne zaman kâra dönüşeceğini sorgularken, bu hafta açıklanacak Meta, Tesla ve önde gelen çip üreticilerinin bilançoları merakla takip edilecek. Elon Musk’ın uçan araba tanıtımıyla ilk etapta yükselişe geçen Tesla hisseleri, kazanımlarını koruyamayarak gün içi zirvesinden %6 geriledi.

Trump’ın Rusya’ya yönelik bazı yaptırımları gevşetebileceği beklentisi petrol fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskı yaratırken, ABD ile Ukrayna arasındaki ilişkiler de limonileştiğini görüyoruz. Cuma gecesini sert satışlarla tamamlayan Nasdaq endeksi, bu sabah vadeli işlemlerde %1,3 yükselirken, ABD’nin 10 yıllık gösterge tahvil faizi yeniden %5,05 seviyesine geriledi. Kıymetli metaller de yeni haftaya alıcılı başlarken, ons altın 4,180 dolar, gümüş ise 57,75 dolar seviyesinde işlem görüyor. Petrol fiyatlarındaki gerilemenin enflasyon endişelerini bir miktar hafifletmesi, faiz getirisi olmayan kıymetli metallere destek verdiğinin altını çizmek isteriz. Teknik bir bakış açısıyla önem arz eden 55 dolar seviyesinden uzaklaşan gümüşü biraz daha takip etmek istiyoruz. Yukarıda da değindiğimiz üzere, petrol fiyatlarında kalıcı bir geri çekilme olmadan kıymetli metallerin kalıcı bir yükselişe geçmesi zor görünüyor.

Trump’ın Rusya’ya yönelik bazı yaptırımları gevşetebileceği beklentisi Fed’in faiz politikasına ilişkin beklentilerde de dikkat çekici bir değişime neden oldu. Geçen hafta %50’ye kadar yükselen ekim ayında faiz artırımı ihtimali %16’ya kadar gerilerken, aralık ayında faiz artırımı ihtimali ise hâlen %92 seviyesinde bulunuyor. Gözler 28 Ekim tarihinde sonuçlanacak Fed toplantısına ve ertesi gün açıklanacak Fed’in favori enflasyon göstergesi olarak yakından takip ettiği PCE verisine çevrilmiş durumda. Siyasi cephede ise Brezilya ve İsrail seçimlerine geri sayım devam ederken, ABD’de 3 Kasım’da düzenlenecek ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin iki kanadı birden kaybetme riskinin oldukça arttığını söylememiz gerekiyor.

TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi

17923851289ea310271c16b1d4d2891df98b8491dd_1_1200.jpg
 
İhtiyaç Kredilerinde ve Kredi Kartlarında Takibe Dönüşüm Oranı

17923851297c4c3356427a1eaef2d11a6e750e9cf4_2_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.