Connect with us

GÜNDEM

OĞUZ OYAN: Millet İttifakı sonrası

Türkiye’deki hâkim siyasetin ve sermayenin öne çıkmış inşaatçı kolunun, kısmen dahi “hesap soran” bir siyaset tarzını tehlikeli bulduğu ve bulacağı bir kez daha anlaşılmış bulunuyor.

Yayınlanma:

|

Yazımın başlığı, Birgün Pazar’ın dosya konusuyla uyumlu olarak, “Piyasacı mantıkla nereye kadar?” idi ve epeyce de ilerletmiştim yazıyı. 3 Mart Cuma öğleden sonra Akşener’in “Masa”dan kalkmasıyla birlikte hem gündem hem de yazım değişmiş oldu.

Şimdi bu yeni gündemi birçok açıdan ele almak mümkün. En sıcak dönemden başlayalım: 2 Mart toplantısında “Masa”dan bir sonuç alınmaması ve Akşener’in 6 Mart’a kadar süre istemesi esasen işin o kadar bile beklemeyeceğinin bir işareti gibiydi. Nitekim İYİP il başkanlarının 3 Mart sabahı için Ankara’ya çağrılmış olması da bunun göstergesiydi. Sonuçta, ihtimal dahilinde olan şey gerçekleşiverdi.

“Merkez sağın ve milliyetçi sağın ana gövdesini oluşturmak” dediğimizde, bu, MHP’yi de içine alan; daha muhafazakâr zeminde bir yeni-merkez sağı oluşturmak üzere yola çıkan (ama şimdilik bunu başaramayan) DEVA ve Gelecek Partilerini (veya tabanlarının önemli bölümünü) de kendi içinde eritmek isteyen; irili ufaklı diğer sistem partilerini de (Zafer, Memleket, Toplumsal Değişim, Bağımsız Türkiye partilerini vb) kendi liderliğinde buluşturan ve böylece sistemin -şimdilik- anamuhalefet hareketini oluşturan bir siyasi “toplanma merkezi” oluşturmayı kastediyoruz. Bunun “Masa” içinde kalarak gerçekleştirilmesi olanaksızdı (Gerçi Masa dışında da zor gözüküyor; çünkü bu yönde genişlemeyi CHP artık daha çok isteyecektir). İYİP, “Masa”nın, kendisinin genişlemesi önünde bir engel oluşturduğu değerlendirmesini epeydir yapıyordu.

Adaylık ve seçimlerle sınırlı olmayan bir mesele de İYİP’nin ittifakta kalmasını güçleştiriyordu herhalde: HDP’nin seçimlerde desteği olmadan “Masa”nın yüzde 50 barajının geçemediği bir siyasi tablo oluşmuş durumdaydı. İYİP tabanından ziyade İYİP’nin ülkücü yönetici takımının bunu sindirmesi mümkün olamamış gibiydi. Kaldı ki, CB seçimleri alınsa bile, seçim sonrasındaki dönemde Meclis’te çoğunluğun sağlanması yani yasama organının bir çoğunluk iradesine sahip olması da “Masa + HDP” fiili ittifakıyla sürdürülebilirdi. Veya… buna razı olmayarak Masa’dan seçim sonrasında kopacak bir İYİP’nin, AKP ile ittifakı gündeme gelebilecekti (MHP’nin yerine geçerek veya onu da kapsayarak). Yani şimdi ipler koparılmazsa seçim sonrasında zaten koparılacaktı. Ancak “6’lı Masa” dağıtılmadan seçimlerden Kılıçdaroğlu’nun CB olarak çıkmış olduğu bir olasılıkta, İYİP ile AKP arasında yapılacak bu tür bir ittifak bir tür “bölünmüş veya yarım-iktidar” sağlayabilecekti.

İYİP yönetiminin tüm bunlar üzerine çalışıp kafa yorduğu anlaşılıyor. Aylardır yönetim kademelerinden verilen işaretlerle Kılıçdaroğlu’nun adaylığının asla kabul edilmeyeceğinin çeşitli şekillerde belli edilmesi de, seçim sonrasını da kapsayan bu hesapların bir sonucu olmalıydı.

İYİP yönetimi içindeki tartışmaların AKP ve devletin istihbarat birimleri tarafından da yakından izlendiğine kuşku yoktur. İzlemenin ötesine gidilip aralarında görüşmeler olmuşsa bu olasılık da hiç şaşırtıcı bulunmamalı. Ülkücü hareketin doğasına uygundur. Ancak İYİP’nin kuruluşundan itibaren etrafında toplamaya çalıştığı cumhuriyetçi yönetici ve seçmen yapısına uygun değildir. Bu nedenle de İYİP’yi bu kararından sonra bir siyasi depremin beklediği açık olmalı. Akşener’in giderayak -biraz da kendi bölücü davranışını temize çekmek adına- CHP listelerinden seçilmiş iki büyükşehir belediye başkanını adaylığa davet etmesi de durumunu kurtaramaz. Tam tersine, bu hareketi CHP’ye yönelik bir bölme operasyonu olarak algılanacak ve tepki görecektir. Eğer bu belediye başkanlarından birisi (daha büyük olasılıkla Ankara BB Başkanı) bu davete icabet ederse, bu tepkinin süreceği varsayılabilir.

Kartlar yeniden karılacak

Bu haftadan itibaren Türkiye’de siyaset sahnesi her türlü gelişmeye açık olacak görünüyor. Aslında seçim sonrasında ortaya çıkması beklenen siyasi kaos biraz erkene alınmış oldu da denilebilir. Çünkü “Altılı Masa” veya “Millet İttifakı” olarak tanımlanan ilkesiz ittifakın, yukarıda belirtilen nedenlerle seçimlerden hemen sonra dağılması zaten gündeme gelecekti. Bu ittifak, HDP’siz bir Meclis çoğunluğunu sağlayabilmiş olsaydı, muhtemelen ömrü biraz daha uzun olurdu. Ama gene de bu durumda dahi kendi iç çekişmeleri nedeniyle bir yılın ötesine gidebilmesi zor olurdu. Türkiye yeniden bir erken seçim veya daha büyük olasılıkla bozulmuş/yenilenmiş ittifaklar sarmalına girerdi.

AKP’nin depremden sonra niçin 14 Mayıs’ta seçim ısrarını sürdürdüğü, İYİP’nin hamlesinden sonra belki daha fazla açıklığa kavuşmuş görünüyor. AKP cenahı herhalde bu gelişmeyi bekliyordu ve stratejisini bunun üzerine kurmuştu. İYİP’yi Cumhur İttifakı’na hemen çekemese bile, “Masa”daki bölünmenin bu kadar kısa sürede toparlanamayacağını hesaplamış olmalıydı.

Peki, Erdoğan’ın karşısına çoklu adayla gidilmesi halinde muhalefet açısından hâlâ bir başarı ihtimali var mıdır? İYİP’nin muhalefet olarak kalmayı sürdürmesi ve aday çıkarması durumunda, CB seçiminin ikinci tura kalması olasılığı hâlâ mümkün olabilir. Ama ikinci tur o kadar da kolay kazanılamayabilir. Çünkü ikinci tura muhtemelen Erdoğan-Kılıçdaroğlu yarışması kalır; İYİP tabanı (artık ne kadarı kalmışsa) burada tercihini nasıl kullanır sorusunun karşılığı önem kazanır. Bu arada, Meclis çoğunluğunu İYİP dışı muhalefet kazanamamışsa, Erdoğan’ın ikinci turda eli daha da güçlenir. Çünkü artık İYİP dahil bir muhalefet toplamından söz edilemeyecektir.

Sonuç: İlkesiz ittifaklar yürümez

Ülkücü hareketin genleri “derin” siyasetin çizdiği parametrelerin dışına pek çıkamaz. Bunu 2002 yılında 57. Hükümetin içerden bölünmesinde ve erken seçimlere sürüklenmesinde görmüştük (Gerçi ilk hamle DSP içinden Atlantik ötesi ittifakları da içeren bölünmeyle gelmişti; ama asıl belirleyici olan Bahçeli’nin hamlesi olmuştu). İYİP yönetimi şimdi bu genlerine dönüş yapmış görünüyor. Bir “merkez sağ” partisi olamayacağını, belki de Türkiye’de artık bir merkez-sağ siyasete yer bulunmadığını da kanıtlamış olarak.

Türkiye’deki hâkim siyasetin ve sermayenin öne çıkmış inşaatçı kolunun, kısmen dahi “hesap soran” bir siyaset tarzını tehlikeli bulduğu ve bulacağı bir kez daha anlaşılmış bulunuyor. Üstelik bu muhalefet türünün bir restorasyoncu vizyondan öteye gitmeyeceği, neoliberal politikaları sürdüreceği bu kadar açıkça ifade edilmişken bile.

Sosyalist solun tam da bu ilkesiz ittifaklara karşı sesini yükselteceği bir döneme girilmiş bulunuyor. Aslında sosyalist sol bu dönemin seçimlerden hemen sonra zaten gündeme geleceğini biliyordu, ama şimdi görev daha erkene çekilmiş durumda. Toplumun soldan gelecek değerlendirmelere ve bunalımdan çıkış önerilerine her zamankinden daha fazla kulak kabartacağı bir döneme de girilmiş oldu. Çoklu depremler zaten bir bilinç sıçramasına yol açmıştı. Düzen siyasetinin dışına çıkabilmek bakımından şimdi buna yenilerinin eklenmesi gerekiyor.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borsada işlem gören firmaların dahi finansmana erişimde zorlandığı bir dönemde, şirketlerin kredi taleplerinde alışılmışın dışında sorularla karşılaşması; destek yerine köstek olunması kime ne kazandıracak?

İyi günlerde peşinden koşulan firmaların, zor zamanlarında da yanında olmak gerekir. Çünkü bankacılığın asli görevi yalnızca “riski reddetmek” değil; doğru analizle, doğru teminatla ve doğru nakit akışı kurgusuyla firmaların üretmeye devam etmesini sağlamaktır.

Bugün bazı bankalarda, klimalı odalarda oturup “red”, “olmaz”, “uygun değil” diyerek parayı batırmadığını düşünen bir anlayışın öne çıktığını görüyoruz. Oysa firmayı tanımadan, hikâyesini bilmeden, talep edilen finansman sonrası oluşacak nakit akışını analiz etmeden; beş ay önceki mali verilerle bugünün şirketini değerlendirmek sağlıklı bir tahsis politikası olamaz.

Limit açmadığınız bir firma, müşteri çeklerini factoring yoluyla nakde çevirdi diye “factoring riski var” denilerek uzak duruluyorsa, şu soru sorulmalıdır: O halde neden o firmaya çek karşılığı banka limiti açılmadı?

Daha da çelişkili olanı, kendi factoring şirketi bulunan bankaların bile “factoring riski var” gerekçesiyle kredi taleplerine mesafeli durmasıdır. Madem factoring bazılarına göre bu kadar sakıncalı görülüyor, o zaman bankaların neden factoring şirketleri var?

Unutulmamalıdır ki müşteri olmadan bankacılık sistemi bir hiçtir. Bankaların ihtiyacı; batan, iflas eden, üretimden kopan müşteriler değil; çalışan, üreten, istihdam sağlayan ve ayakta kalan müşterilerdir.

Buradan tüm bankaların kredi tahsis yöneticilerine sevgi ve saygılarımı sunuyor; bu dönemde bakış açısının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bugün firmaya kapatılan her kredi kapısı, yarın ekonomide kapanan bir üretim kapısına dönüşebilir.

Bayram KOÇSOY – Emekli Banka Müdürü

Okumaya devam et

GÜNCEL

Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.

Madde madde anlatalım:


ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?

1. GPS yerine BeiDou

Bu büyük ölçüde doğru.

BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:

  • Çin ordusu
  • lojistik şirketleri
  • akıllı telefon üreticileri
  • Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.

Ama:

  • Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
  • Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
    • GPS
    • GLONASS
    • Galileo
    • BeiDou birlikte çalışıyor.

Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.

2. Boeing yerine COMAC C919

Burada da gerçek eğilim var.

COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.

Ama kritik detay:

  • Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
  • Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
  • Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.

Dolayısıyla:

  • Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
  • Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.

3. Amerikan çiplerini terk etti

Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.

Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.

Ancak:

  • Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
  • ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
  • Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.

Fakat ABD yaptırımları Çin’i:

  • “ithal et” modelinden
  • “yerli üret” modeline zorladı.

Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.

4. Windows yerine UOS

UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.

Ama:

  • Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
  • Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.

Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.

5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları

Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.

United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.

Ama:

  • Siemens
  • GE Healthcare
  • Philips

hâlâ üst segmentte çok güçlü.

Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.

6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi

Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.

BYD bugün:

  • batarya
  • EV üretimi
  • tedarik zinciri
  • nadir toprak elementleri

alanlarında dev güç.

Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:

  • faizler
  • rekabet
  • marj düşüşü
  • satış yavaşlaması da etkili.

Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.

7. Oracle yerine OceanBase

Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.

Bu alan kritik çünkü:

  • veri egemenliği
  • yaptırım riski
  • SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.

8. CAD ve endüstriyel yazılım

Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.

Ancak:

  • Siemens NX
  • CATIA
  • SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.

Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”

Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.

9. Dolar yerine RMB

Bu en kritik maddelerden biri.

Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.

Özellikle:

  • Rusya
  • İran
  • Körfez
  • BRICS hattı

dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Ama gerçek tablo:

  • Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
  • SWIFT sistemi hâlâ dominant.
  • ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.

Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.

10. GMO tohumları terk etti

Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.

Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.

Ama:

  • Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
  • Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.

Tam bağımsızlık henüz yok.

11. Amerikan sosyal medyasını terk etti

Bu ifade yanıltıcı.

Çin zaten:

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube

gibi platformları uzun süredir engelliyor.

Onun yerine:

  • WeChat
  • Douyin
  • Xiaohongshu

gibi kendi ekosistemini kurdu.

Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.

12. Batı askeri teknolojisini terk etti

Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.

Özellikle:

  • hipersonik füze
  • drone
  • deniz gücü
  • elektronik harp alanlarında.

Ancak ABD:

  • uçak motorları
  • denizaltılar
  • küresel üs ağı
  • savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.

ASIL MESELE NE?

Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.

Hedef:

  • teknoloji sahibi olmak
  • finansal altyapıyı kontrol etmek
  • enerji zincirini yönetmek
  • dolar bağımlılığını azaltmak
  • yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.

Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.

BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?

Bu kadar hızlı değil.

Ama dünya:

  • tek kutuplu Amerikan sisteminden
  • çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.

Yeni mücadele:

  • çip
  • veri
  • ödeme sistemi
  • yapay zekâ
  • enerji
  • tedarik zinciri
  • rezerv para üzerinden yaşanıyor.

Yani artık savaş sadece tankla değil:

  • işletim sistemiyle,
  • veri merkeziyle,
  • batarya teknolojisiyle,
  • ödeme altyapısıyla yapılıyor.

TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU

Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?

  • ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
  • Çin merkezli alternatif blok mu?
  • Yoksa ikisi arasında denge mi?

Önümüzdeki 10 yılda:

  • bankacılık,
  • ödeme sistemleri,
  • enerji,
  • savunma,
  • otomotiv,
  • çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru

Yayınlanma:

|

ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.

Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?

2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;

  • Birleşik Arap Emirliği
  • Bahreyn
  • Fas
  • Sudan

İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.

ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.

Asıl hedefler:

  • İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
  • İran’a karşı ortak blok oluşturmak
  • Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
  • Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
  • Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
  • Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
  • Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.

Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?

1. Diplomatik Normalleşme

  • Büyükelçilik açılması
  • Resmi ilişkiler
  • Vize ve uçuş anlaşmaları
  • Turizm ve ticaret

2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği

Asıl kritik bölüm burasıdır.

  • Ortak hava savunma sistemi
  • İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
  • İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
  • Siber güvenlik paylaşımı
  • İstihbarat koordinasyonu

Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.

3. Enerji ve Ticaret Koridorları

Projelerin temelinde şu düşünce var:

Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi

Bu nedenle:

  • Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
  • liman projeleri,
  • demiryolu hatları,
  • enerji boru hatları,
  • veri merkezleri,
  • finans merkezleri

bu planın parçası olarak görülüyor.

İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.

4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi

En tartışmalı boyut budur.

Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”

Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”

Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.

ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?

2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:

  • ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
  • İran tamamen çökmedi
  • Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
  • Çin ekonomik olarak çok güçlendi
  • Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor

Bu nedenle ABD:

  • İsrail’i merkeze koyan,
  • Arap sermayesini entegre eden,
  • İran’ı çevreleyen,
  • Çin’i sınırlayan

yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.

Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?

1. İsrail

En büyük stratejik kazanan.

Kazanımları:

  • Bölgesel meşruiyet
  • Yeni pazarlar
  • Körfez sermayesi
  • Güvenlik işbirliği
  • İran’a karşı geniş cephe
  • Enerji ve lojistik merkez olma şansı

İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.

2. Birleşik Arap Emirliği

Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.

Özellikle:

  • teknoloji,
  • yapay zekâ,
  • savunma sanayi,
  • finans,
  • siber güvenlik,
  • turizm

alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.

Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.

3. Suudi Arabistan

Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.

Sudi Arabistan:

  • ABD’den güvenlik garantisi,
  • gelişmiş silah sistemleri,
  • nükleer teknoloji,
  • yatırım avantajları

karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.

Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.

4. Hindistan

Sessiz kazananlardan biri olabilir.

Çünkü:

  • Körfez bağlantısı güçlenir
  • Avrupa ticaret koridoru açılır
  • Çin’e alternatif lojistik rota oluşur

Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar

1. İran

En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.

Çünkü:

  • çevrelenme riski artıyor
  • Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
  • İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor

Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.

2. Filistin Yönetimi ve Hamas

En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.

Çünkü:

  • Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
  • Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
  • ekonomik ve diplomatik baskı artıyor

Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.

3. Türkiye

Türkiye açısından tablo karmaşık.

Olası avantajlar:

  • Bölgesel ticaret entegrasyonu
  • Enerji projeleri
  • Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
  • ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı

Riskler:

  • İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
  • Doğu Akdeniz’de denge kaybı
  • Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
  • İran ile denge siyasetinin zorlaşması

Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.

Bu plan başarılı olur mu?

En büyük sorun:

  • halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
  • Gazze savaşlarının yarattığı öfke
  • İran faktörü
  • mezhep ve jeopolitik rekabetler

Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.

Bu nedenle anlaşmalar:

  • ekonomik olarak ilerleyebilir,
  • güvenlik alanında derinleşebilir,
  • fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.

Özetle

Abraham / İbrahim Anlaşmaları:

  • sadece “barış anlaşması” değil,
  • Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.

Merkezinde:

  • İsrail’in korunması,
  • İran’ın dengelenmesi,
  • Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
  • enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.

Kazananlar:

  • İsrail
  • Körfez finans merkezleri
  • ABD savunma-sanayi sistemi
  • Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları

Risk yaşayanlar:

  • İran
  • Filistin hareketleri
  • bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
  • halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.