Connect with us

GÜNCEL

Prof. Dr. BORATAV: Deprem sonrasında Mutabakat Metni

Yayınlanma:

|

Altı partinin Ortak Politikalar Mutabakat Metni yayımlandıktan bir hafta sonra deprem patlak verdi. Bu belgenin iktisadî hedef ve politikaları da tümüyle geçersizleşti.

Depremin gündeme getirdiği acil ekonomik sorunlar ile Mutabakat Metni’ne damgasını vuran neoliberal perspektif arasında uzlaşmazlık da var.

Ortak Politikalar Mutabakat Metni’nde yer alan ekonomik programı bu çerçeve içinde değerlendirelim.

Altılı Masa’nın ekonomik hedefleri

Mutabakat Metni’nin temel önceliği, “ekonomik dengeleri tahkim edecek makroekonomik ve finansal istikrar[dır]… Enflasyon iki yıl içinde tek haneye kalıcı bir biçimde indirilecek. Türk lirasına yeniden itibar ve istikrar kazandırılacak.” Son cümle reel olarak TL’nin değerlenmesi, dövizin ucuzlaması anlamına da gelir.

Bunları büyüme hedefleri ile bütünleştirelim: “Ortalama büyüme hızı yüzde 5’in üzerinde seyredecek; 5 yıl sonra dolar cinsinden kişi başına millî gelir en az iki katına çıkarılacaktır.

Toplam millî gelirin (GSYH’nın) sabit fiyatlı TL ile ölçülen (reel) büyüme hızını (“en az” değil, “ortalama”) yüzde 5 olarak kabul edelim. Ve beş yıl sonrasında iki kat artacak olan dolarlı GSYH’nın (“kişi başına” değil, “toplam”) yıllık büyüme oranını hesaplayalım. Dolarla ölçülen GSYH ortalama yüzde 15 civarında büyümelidir.

Dolarlı ve TL’li yıllık büyüme yüzdeleri arasında 10 puanlık (15 – 5) fark var. Bu boyutta bir makasın oluşması için beş yıl boyunca Türk lirasının da reel olarak değerlenmesi gerekir. “TL’ye itibar kazandırma önceliğiyle de tutarlıdır. Bunun için (diğer değişkenler bir yana) yüksek tempolu yabancı sermaye girişi gerekecektir. Bu iyimser öngörünün bir dayanağı var mı? Herhalde Altılı Masa iktidarının sağlayacağı dış itibara ve finansal desteğe güveniyorlar.

Mutabakat Metni’nde “beş yılın sonunda yıllık ihracatı 600 milyar dolar seviyesine çıkarmak” hedefleniyor. İthalat ve cari işlemlere ilişkin nicel öngörüler ise yer almıyor. AKP’nin dış ticaret politikaları, ihracat teşvikleri sürdürülecektir.

Bu dağınık bilgilerden beş yıl sonrası için cari açık ve dış kaynak tahminleri türetelim: AKP politikaları 2022’de ihracatı 253 milyar dolara çıkararak bir rekor kırdı. İthalatı daha da hızlı bir tempoyla artırarak 343 milyar dolara, 2022 dış ticaret açığını 90 milyara tırmandırdı.

2022’deki ihracat/ithalat oranı (yüzde 74) beş yıl sonrasının 600 milyar dolarlık ihracat öngörüsüne uygulanırsa 811 milyar dolarlık ithalat öngörüsüne ulaşırız. 2022’nin cari işlem/ dış ticaret açıkları oranını (yaklaşık %50) uygulayalım: 211 milyar dolarlık dış ticaret açığı, 105 milyar dolar civarında cari açık anlamına gelir.

TL’nin reel olarak değerlenmesi için cari işlem açıklarını önemli boyutlarda aşan yabancı sermaye gerekecektir. Uluslararası sermaye hareketlerinin en çoşkulu iki yılında (2012-2013’te) Türkiye’ye girişler 70 milyar dolara ulaşmıştı. Anlaşılan bu tempoyu 120 milyar civarına çeken bir “itibar artışı” umulmaktadır.

On yıl önceki uluslararası ortam fazlasıyla bozulmuştur. Mutabakat Metni’nin iyimserliği ise ölçüyü kaçırmıştır.

Mutabakat Metni’nin neoliberal politikaları

Bu hedefler, AKP iktidarının IMF programını benimsediği, sürdürdüğü 2003-2010 yıllarının bilançosunu hatırlatıyor. Türk lirası bu dönemde yüzde 40 oranında değer kazandı; Türkiye’yi ilgilendiren döviz sepeti yüzde 29 ucuzladı (BIS istatistikleri). Dolarlı millî gelirin yıllık büyüme ortalaması %15’e ulaştı. Mutabakat Metni’ndeki beş yıllık öngörü ile çakışması herhalde rastlantı değildir.

AKP’nin Lale Devri’nden söz ediyoruz. Türkiye’nin ithalat bağımlılığı dört nala tırmandı. Ekonominin küçüldüğü yıllarda dahi dış cari açık veren hastalıklı bir yapı yerleşti. Mutabakat Metni, bu ciddi bozukluğa yol açan neoliberal makro-ekonomik reçeteyi aynen benimsiyor. Belgedeki politikaları sıralayalım:

TCMB’nin özerkliği güvence altına alınacak; enflasyonla mücadele ana hedef olacaktır. Sermaye hareketlerinin serbestliği esastır. Döviz kurunun hedeflenmesi önlenmeli; dalgalı kur ilkesi korunmalıdır. Enflasyon hedeflemesi ilkeleriyle çatışan makro-ihtiyatî tedbirlere ve KKM uygulamasına son verilecektir. Kalıcı bir malî disiplin hedefleniyor. Kamu açıklarını nicel bir ölçütle sınırlayan Malî Kural yasalaşacaktır.

Mutabakat Metni, “neoliberal enflasyon hedeflemesi” reçetesine dönüşü Malî Kural’ı da ekleyerek katılaştırıyor. Saray’ın yarattığı ekonomik kargaşayı daraltıcı para politikaları ve katı bir malî disiplin önleyecektir. Yüzde 5’lik büyüme hayaldir. Durgunlaşma istihdamı daraltacak; toplumsal bunalım ağırlaşacaktır.

AKP, kamu maliyesinin yatırımcı, üretken, paylaşımcı işlevlerini felce uğratmıştı. Malî Kural bu potansiyeli tümüyle yok edecektir.

Deprem sonrasında Kılıçdaroğlu’nun tepkisi

Deprem felaketi toplumumuzun birikmiş çelişkilerini tüm ağırlığıyla ortaya çıkardı. Türkiye’nin kaderini belirleyecek bir seçimin arifesindeyiz. Deprem yörelerindeki dayanışmanın ön saflarında sosyalist, sol militanlar, CHP kadrolarıyla birlikte yer aldı. Algılamalarının önemi, değeri küçümsenemez.

Bu algılamaların yarattığı bir şok etkisini, deprem bölgelerinden dönen Kemal Kılıçdaroğlu 21 Şubat’ta şu sözlerle ve samimiyetle ifade etti:

“Anladım ki ben, artık eski ben olamayacağım. İğneyi kendimize batırmak zorundayız. Ne yaptık kendimize böyle? Değişmemiz lazım. Bir iktidarı değiştirmekten çok daha derin meselelerimiz var. Değişim daha büyük olmalı.”

Genel Başkan konuşmasını ekonomik tespitlerle sürdürdü: “Büyük küçük herkes rant peşinde. Elbette önce bu düzeni suçlayacağız. Bu düzeni onlar getirdi. Siyasete giren anormal şekilde zenginleşiyor. Düzenin çalışma şeklini, siyasetin yapılma şeklini kökünden değiştirmemiz lazım. Davranışlarımızı değiştirmemiz lazım. Her şeyi temelden değiştirmek zorundayız. Değişime bu vahşi neoliberal tek adam rejiminden başlayacağız. Değişim halkı ilgilendiren her alana sirayet edecek…”

Neoliberal vahşet, tek adam rejiminin ilkelliğinden bağımsızdır. Bu vahşet Saray ile tüm egemen sınıflar blokunun ittifakından kaynaklandı. Sermaye blokunu, Cumhuriyet tarihinde gözlenmemiş boyutlarda ihya eden, işçi sınıfında mutlak yoksullaşmayı yaygınlaştıran bir bölüşüm şoku bu ittifakın eseridir. Son yılların sınıflar-arası gelir dağılımını hesapladık, yayımladık, izliyoruz. Bölüşüm şoku, depremin tüm ülkeye taşıdığı ek yoksullaşma ile daha da yoğunlaştı.

Deprem sonrasında telafi, onarım, inşa: Nasıl?

Altılı Masa, deprem sonrası için yeni bir belge üzerinde çalışacakmış. Ağırlaşan bölüşüm şoklarının telafisi, depremin onarımı, enkazdan yeni bir Türkiye inşasına geçiş… Nasıl mümkün olacak? Nasıl planlanacak? Mutabakat Metni’nin neoliberal perspektifi böyle bir gündemin tahayyülünü, planlanmasını imkânsız kılmaktadır.

Kılıçdaroğlu’nun, “ne yaptık kendimize böyle?” sorgulaması, deprem arifesinde yayımlanan Mutabakat Metni’ni de kapsıyor mu? Mümkündür. Zira bu belge (kamu harcamalarına ek sınırlar getiren Malî Kural’ı da ekleyerek) ekonomik dinamizmden yoksun bir devlet tasarlamaktadır. Son yıllarda benzersiz boyutlarda ihya olan sermaye bloku gelirlerinin, astronomik rantların, servet artışlarının istisnaî yöntemlerle vergilenmesi de Mutabakat Metni programında yer almıyor.

Bu belge, enflasyonu parasal ve malî daralma ile, yani ekonomiyi küçülterek ve toplumsal bunalımı ağırlaştırarak önlemeyi tasarlamaktadır. Reel ücretleri korurken kâr marjlarını frenleyen enflasyonla mücadele yöntemlerini gündem-dışı tutmaktadır.

Bu tür seçenekler için CHP’nin ve Genel Başkan’ın Mutabakat Metni’nin, Altılı Masa’nın dışına, sol tarafa bakmaları gerekiyor. DİSK’in Şubat 2023’te Depremin Yaralarını Sarmak ve Ülkeyi Yeniden Kurmak İçin başlığı altında yayımladığı politika talepleri ile başlanabilir. Sol sosyal bilimcilerden gerçekçi katkılar hızla artıyor; burada sıralamayalım.

Sermayenin tahakkümü dışına taşan bu gündemi, tüm demokratların, cumhuriyetçilerin katılımıyla, elbirliğiyle sürdürmek, olgunlaştırmak, hayata geçirmek zorundayız.

Prof. Dr. Korkut BORATAV

Okumaya devam et

GÜNCEL

Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borsada işlem gören firmaların dahi finansmana erişimde zorlandığı bir dönemde, şirketlerin kredi taleplerinde alışılmışın dışında sorularla karşılaşması; destek yerine köstek olunması kime ne kazandıracak?

İyi günlerde peşinden koşulan firmaların, zor zamanlarında da yanında olmak gerekir. Çünkü bankacılığın asli görevi yalnızca “riski reddetmek” değil; doğru analizle, doğru teminatla ve doğru nakit akışı kurgusuyla firmaların üretmeye devam etmesini sağlamaktır.

Bugün bazı bankalarda, klimalı odalarda oturup “red”, “olmaz”, “uygun değil” diyerek parayı batırmadığını düşünen bir anlayışın öne çıktığını görüyoruz. Oysa firmayı tanımadan, hikâyesini bilmeden, talep edilen finansman sonrası oluşacak nakit akışını analiz etmeden; beş ay önceki mali verilerle bugünün şirketini değerlendirmek sağlıklı bir tahsis politikası olamaz.

Limit açmadığınız bir firma, müşteri çeklerini factoring yoluyla nakde çevirdi diye “factoring riski var” denilerek uzak duruluyorsa, şu soru sorulmalıdır: O halde neden o firmaya çek karşılığı banka limiti açılmadı?

Daha da çelişkili olanı, kendi factoring şirketi bulunan bankaların bile “factoring riski var” gerekçesiyle kredi taleplerine mesafeli durmasıdır. Madem factoring bazılarına göre bu kadar sakıncalı görülüyor, o zaman bankaların neden factoring şirketleri var?

Unutulmamalıdır ki müşteri olmadan bankacılık sistemi bir hiçtir. Bankaların ihtiyacı; batan, iflas eden, üretimden kopan müşteriler değil; çalışan, üreten, istihdam sağlayan ve ayakta kalan müşterilerdir.

Buradan tüm bankaların kredi tahsis yöneticilerine sevgi ve saygılarımı sunuyor; bu dönemde bakış açısının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bugün firmaya kapatılan her kredi kapısı, yarın ekonomide kapanan bir üretim kapısına dönüşebilir.

Bayram KOÇSOY – Emekli Banka Müdürü

Okumaya devam et

BORSA

SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borç sermayeye dönüştü, tartışma büyüdü

SASA Polyester’in 3 Haziran 2026 tarihinde açıkladığı Paya Dönüştürülebilir Tahvil (PDT) dönüşüm kararı, sermaye piyasalarında son dönemin en çok tartışılan işlemlerinden biri haline geldi. Şirket açısından bilançoyu güçlendiren bu adım, hisse yatırımcıları açısından ise “pay sulanması”, “değer kaybı” ve “güven erozyonu” tartışmalarını beraberinde getirdi.

Özellikle SASA Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim M. Turhan’ın geçmiş dönemde yaptığı açıklamalar nedeniyle yatırımcı tepkilerinin önemli bölümü şahsında toplandı.

Peki SASA ne yaptı, kim kazandı, kim kaybetti?

SASA ne yaptı?

Şirketin açıklamasına göre;

  • Yurt dışında ihraç edilen PDT sahipleri dönüşüm haklarını kullandı.
  • 37,3 milyon Euro nominal değerli tahvil hisseye dönüştürüldü.
  • Bunun karşılığında yeni paylar ihraç edildi.
  • Mevcut ortakların rüçhan hakları tamamen kısıtlandı.
  • Şirket sermayesi yaklaşık 785 milyon TL artırıldı.

Teknik olarak bakıldığında şirketin borcu azaldı ve özkaynakları güçlendi. Finansal açıdan değerlendirildiğinde bu işlem, borcun sermayeye dönüştürülmesi nedeniyle şirket bilançosunu rahatlatan bir yapı oluşturdu.

Şirket açısından olumlu sonuçlar

PDT dönüşümü sonrasında SASA’nın elde ettiği avantajlar şöyle sıralanabilir:

1. Döviz borcu azaldı

Tahvil yükümlülüğünün bir bölümü ortadan kalktı.

2. Finansal kaldıraç düştü

Borç/özkaynak dengesi iyileşti.

3. Faiz yükü azaldı

Gelecekteki finansman maliyetleri üzerinde olumlu etki oluştu.

4. Nakit çıkışı önlendi

Şirket tahvil geri ödemesi yapmak yerine hisse vererek yükümlülüğünü kapattı.

Yönetim perspektifinden bakıldığında bu işlem rasyonel ve bilanço güçlendirici bir finansman yöntemi olarak görülebilir.

Peki yatırımcı neden rahatsız oldu?

Sorunun cevabı “seyrelme etkisi” olarak adlandırılan süreçte yatıyor. Yeni hisseler üretildiğinde mevcut ortakların şirket içindeki pay oranı küçülür.

Buna sermaye piyasalarında “dilution” yani sulanma denilir.

Yatırımcıların itiraz ettiği temel nokta şu: Şirket borcunu azaltırken bunun maliyetinin önemli bir kısmı mevcut hissedarlara yansıtıldı.

Özellikle küçük yatırımcı açısından ortaya çıkan etkiler:

  • Hisse başına düşen şirket değeri geriledi.
  • Arz edilen pay miktarı arttı.
  • Satış baskısı oluştu.
  • Hisse fiyatı üzerinde aşağı yönlü baskı meydana geldi.
  • Portföy değerleri eridi.

Büyük tartışma: Tahvil yatırımcısı avantajlı mı oldu?

Piyasadaki eleştirilerin önemli bölümü bu noktada yoğunlaşıyor.

Tahvil yatırımcısı:

  • Önceden belirlenmiş şartlarla dönüşüm hakkı elde etti.
  • Belirli fiyat avantajına sahip oldu.
  • Hisseye dönüşüm sırasında daha korunaklı bir pozisyonda bulundu.

Borsa yatırımcısı ise:

  • Açık piyasadan hisse aldı.
  • Fiyat düşüşünün tüm riskini taşıdı.
  • Seyrelme etkisini doğrudan yaşadı.

Bu nedenle sosyal medyada sıkça dile getirilen görüşlerden biri şu oldu: “Şirket kurtarıldı ama küçük yatırımcı korunamadı.”

İbrahim M. Turhan neden hedef haline geldi?

Aslında kararın sahibi tek başına İbrahim M. Turhan değil. PDT ihracı ve dönüşüm süreçleri yönetim kurulu kararıyla ve SPK mevzuatı çerçevesinde yürütülüyor.

Ancak yatırımcı tepkilerinin önemli kısmı Turhan’a yöneldi. Çünkü İbrahim M. TUrhan aynı zamanda SASA Yönetim Kurulu Üyesi olması açıklamaları da yatırımcı o hassasiyet ile algıladı. Açıklamalar ile fiili duurm örtüşmeyip hisse değeri daha düşünce küçük yatırımcı dah afazla zarar etti; tartışmalar da bu noktada alevlendi.

Bunun birkaç nedeni bulunuyor.

1. Sürecin kamuoyundaki yüzü oldu

PDT mekanizmasını en fazla anlatan isimlerden biri İbrahim M. Turhan’dı.

2. Beklentiler ile sonuçlar uyuşmadı

Yatırımcılar açıklamalar sonrasında hisse üzerinde bu kadar güçlü bir baskı beklemiyordu.

3. Satış baskısı öngörülemedi

Piyasada oluşan fiyat hareketleri yatırımcıların hesaplarının ötesine geçti.

4. Güven sorunu oluştu

Hisse fiyatındaki sert düşüşler sonrasında yatırımcılar açıklamaların yeterince risk içermediğini düşünmeye başladı.

Yatırımcılar yanıltıldı mı?

Bu soru bugün en çok tartışılan konu.

Ancak hukuki açıdan bakıldığında;

“Yanıltma”, “manipülasyon”, “yanlış yönlendirme” gibi kavramların oluşabilmesi için SPK tarafından yapılacak inceleme ve hukuki süreçlerin sonuçlanması gerekir.

Bugün itibarıyla kamuoyuna açıklanmış herhangi bir SPK kararı veya yargı hükmü bulunmamaktadır.

Bu nedenle; “Yatırımcılar kesin olarak yanıltıldı” demek de, “Hiçbir sorun yaşanmadı” demek de mümkün değildir.

Ancak yatırımcı algısında ciddi bir güven kaybı oluştuğu açıktır.

Asıl sorun ne?

Bu olay aslında Türkiye sermaye piyasalarının kronik sorunlarından birini yeniden gündeme getirdi: Finansal mühendislik ile yatırımcı iletişimi arasındaki kopukluk.

Şirket yönetimleri bilanço açısından doğru kararlar alabilir.

Ancak bu kararların;

  • Küçük yatırımcıya etkileri,
  • Riskleri,
  • Olası fiyat baskıları,
  • Seyrelme sonuçları,

yeterince açık anlatılmadığında piyasalarda güven sorunu ortaya çıkıyor.

Sonuç

SASA’nın PDT dönüşümü şirket açısından bakıldığında borcu azaltan ve özkaynakları güçlendiren başarılı bir bilanço operasyonu olarak görülebilir.

Ancak borsa yatırımcısı açısından tablo çok daha farklıdır.

Payların seyrelmesi, hisse fiyatındaki sert düşüşler ve oluşan güven kaybı nedeniyle küçük yatırımcı önemli ölçüde zarar gördüğünü düşünüyor.

Bugün yaşanan tartışmanın merkezinde yalnızca bir sermaye artırımı değil; şeffaflık, yatırımcı iletişimi ve kurumsal güven meselesi bulunuyor.

Sermaye piyasalarında para kaybı telafi edilebilir.

Ancak yatırımcı güveni kaybedildiğinde onu geri kazanmak çok daha zor oluyor.

Bankavitrini.com Analiz

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi

Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, “Yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerimizi tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabiliyoruz” dedi

Yayınlanma:

|

Yazan:

Kuveyt Türk, bireysel finansman süreçlerinde yapay zeka destekli yeni uygulaması ‘Sizi Bilir’ ile müşteriye özel kar oranı dönemini başlattı.

Bankadan yapılan açıklamaya göre, Kuveyt Türk, yeni uygulamasıyla finansman teklifi süreçlerinde müşteri deneyimini daha hızlı ve kişiselleştirilmiş hale getirmeyi hedefliyor.

Yapay zeka tabanlı tahminleme modeliyle geliştirilen sistem, müşterilerin harcama alışkanlıkları ve finansman geçmişlerini analiz ederek kendilerine uygun kar oranı sunulmasını sağlıyor.

Uygulama, veri temelli ve kişisel finansal davranışlara duyarlı bir yapı sunarak, her müşterinin kendi finansal yolculuğunu dikkate alan modelle çalışıyor.

Bireysel müşterilere yönelik olarak hayata geçirilen uygulamada finansal profili güçlü müşteriler avantajlı kar oranlarından yararlanabiliyor.

Müşteriler böylece hem finansal yüklerini daha etkin yönetirken, kendilerine özel tasarlanmış teklifle daha güvenli kararlar alabiliyor.

Müşteriler, ihtiyaç duydukları finansmana Kuveyt Türk Mobil ve Kuveyt Türk şubeleri üzerinden daha kısa sürede ve daha kişiselleştirilmiş koşullarla ulaşabiliyor.

‘Sizi Bilir’ modeli, Kuveyt Türk’ün yapay zeka temelli çözümleri bankacılık süreçlerine entegre etme vizyonunun önemli bir parçasını oluşturuyor.

Banka, müşterilerine bütünleşmiş, hızlı ve kişiselleştirilmiş bir bankacılık deneyimi sunmak için yapay zeka destekli çözümlerini daha geniş bir alana yayarak çalışmalarına hız veriyor.

– ‘Amacımız, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş bir yapıya kavuşturmak’

Açıklamada görüşlerine yer verilen Kuveyt Türk Bireysel ve Özel Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Oral, ‘Sizi Bilir’ modeliyle amaçlarının, finansman teklif süreçlerini daha kişiselleştirilmiş ve müşteri odaklı bir yapıya kavuşturmak olduğunu belirtti.

Oral, yapay zeka destekli model sayesinde müşterilerini tek tip bir değerlendirme yerine kendi ödeme alışkanlıkları, işlem düzenleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ele alabildiklerini aktararak, şunları kaydetti:

‘Bu yaklaşım, finansal profili güçlü müşteriler için daha avantajlı koşullar sunulmasına imkan tanırken tüm müşterilerimiz için dengeli ve sürdürülebilir finansman çözümleri üretmemizi sağlıyor. Kuveyt Türk olarak teknolojiyi, müşteri deneyimini iyileştiren ve güven ilişkisini güçlendiren bir araç olarak konumlandırmaya devam edeceğiz.’

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.