Connect with us

GÜNCEL

Prof. Dr. BORATAV – Neoliberal küreselleşmeden kopuşlar: ABD ve Çin

Yaklaşık yarım yüzyıl önce dünya iktisat tarihine ABD tarafından zehirli bir armağan olarak “ikram” edilen neoliberal küreselleşme, bugünlerde aynı süper güç tarafından reddediliyor. Bu dönemeçte “Çin modelinin” ABD için bile bir alternatif olarak tartışılması şaşırtıcı olmamalıdır.

Yayınlanma:

|

ABD emperyalizmi 1980 sonrasında, dünya ekonomisini sermayenin sınırsız tahakkümünü sağlayacak doğrultuda biçimlendirmeye kalkıştı. “Tarafsız” bir görüntü sağlaması için tasarı neoliberal küreselleşme olarak adlandırıldı.

Küreselleşmede 2016 zirvesi: ‘Mutlak kapitalizm’

Bu tasarının “zirveye” ulaştığı aşama Obama döneminde 12 ülke tarafından imzalanan TPPA (Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşması) ile 2016’da gerçekleşti. İmzacılar AB üyeleri dışında okyanusun iki kıyısından Batı İttifakı’nı ve beş çevre ekonomisini (Malezya, Vietnam, Meksika, Peru, Şili) içermekteydi.

Obama yönetimi tarafından Kongre’ye sunulan sözleşme metnini hükümet uzmanları değil, dev şirket temsilcileri hazırlamıştı. Belge, Kongre’de görüşülmeden oylanmış, kesinleşmişti.

Sözleşmenin uygulanması “ulusal” yargı organlarından bağımsız kılınmıştı. Yabancı şirketlerle merkezî/yerel kamu yönetimleri arasındaki anlaşmazlıklar uluslar-arası tahkim kurullarının yetkisindeydi. Uluslararası ekonomik ilişkiler, böylece, siyasal iktidarlardan bağımsız kılınmaktaydı. Tasarlanan bu düzeni, o tarihlerde yayımlanan bir yazıda “mutlak kapitalizm” olarak adlandırmıştım.

Ne var ki, Obama sonrası başkanlığa seçilen Trump, fazla gecikmeden (Ocak 2017’de) ABD’yi TPPA’dan çekti; anlaşma fiilen uygulanmaya geçemedi. Seçimdeki rakibi Clinton’un, Trump’ın seçmen tabanını acınası güruh (“deplorables”) olarak betimlemesi, küreselleşme-karşıtı bu kararı etkilemiş olabilir. Başkanlığı sırasında da Trump özellikle Çin’e karşı uyguladığı ekonomik yaptırımlarda DTÖ’nün neoliberal serbest ticaret ilkelerini ölçüsüzce çiğnedi.

Biden yönetiminden sert viraj: Sanayi politikaları…

ABD iktisat politikalarında küreselleşme yörüngesi dışına karşı çıkan önemli bir dönüşüm, Joe Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın Mart 2023’te “Amerika’nın Ekonomik Liderliğinin Yenilenmesi” başlıklı önemli bir konuşması ile tetiklendi.

Jake Sullivan konuşmasının başında ABD’nin “yeni bir uluslararası ekonomik düzenin oluşmasındaki öncü rolünü” ve bunun olumlu sonuçlarını vurguluyor. Ne var ki “son yıllar, bu temellerdeki çatlakları da ortaya çıkardı. Kaygan küresel ekonomi çok sayıda emekçi Amerikalıyı geride bıraktı. Finansal bir kriz orta sınıfı sarstı. Aşırı bağımlılığın tehlikeleri ortaya çıktı.” Temel bozukluklar salt küreselleşme olgusunun ötesindedir. Kaynağında neoliberalizmin temel önerme ve ilkeleri de yatmaktadır. Örnekler sıralanıyor:

“Piyasalar sermayeyi verimli ve etkin biçimde tahsis eder varsayımı: Piyasalar stratejik endüstrileri ve istihdamı ülke dışına taşıdı.  

“Serbest ticaretin Amerika’nın mal ihracatını destekleyeceği önermesi: Mallar değil, istihdam ve üretim kapasitesi ihraç edildi. Çin, hem geleneksel sanayi kollarını, hem de temiz enerji, dijital altyapı, biyoteknoloji gibi geleceğin anahtar endüstrilerini teşvik etti. Hepsinde Amerika’nın rekabet gücü aşındı. Finans gibi bazı sektörler gözetildi. Yarı-iletkenler ve altyapı gibi hayatî sektörler, tıbbi cihazlar, kritik mineraller ihmal edildi; yenilikleri besleyen sanayi kapasitemiz dumura uğradı.” 

Daha ne istersiniz? Marksistler hariç, Batı’nın sol iktisat çevrelerinde rastlanmayan keskinlikte bir neoliberalizm eleştirisi…

Sullivan’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı sorumluluğu içinde üst düzey ÇHC görevlileriyle ilişkileri yakın temasları olmuştur. Çin planlama deneyiminden dersler çıkarılabileceği önerilerinde yer alıyor:

“Ekonomik büyüme ve ulusal güvenlik açılarından stratejik olan ve özel sermayenin kendiliğinden yönelmeyeceği sektörlere dayanan modern bir sanayi politikası gereklidir. Bu politika özel sektörü de peşi-sıra sürükleyecek olan kamu yatırımlarından oluşacaktır. Öncelikli alanları hedefleyen kamu yatırımları, özel piyasaların, kapitalizmin yaratıcılığını canlandıracak; uzun dönemli büyümenin temelini inşa edecektir.” 

Sullivan, Çin’den de esinlenen bir türlü devlet kapitalizmi önermektedir. Biden yönetimi Sullivan’ın görüşlerini benimsedi. Bu doğrultuda adımları, üç yasa (Inflation Reduction Act, CHIPS and Science Act, Bipartisan Infrastructure Law) ile attı. Federal bütçede altyapıya dönük devlet yatırımları ve şirket teşvikleri için astronomik ödenekler ayrıldı. Ne var ki, bu uygulamalar şimdilik, Amerikan ekonomisine yapısal bir dönüşüm getirmedi.

Öte yandan Trump’ın Çin’e karşı DTÖ kurallarını çiğneyen “ticaret savaşı”nı Biden daha da genişletti; bir ekonomik savaşa dönüştürdü. Obama döneminde Çin’i “temel dış tehdit” olarak belirleyen ulusal savunma stratejisi korundu. 2025’te Trump’a devredilen bu politikalara, pozitif doğrultuda Çin’den esinlenen sanayi politikaları eklenmiştir; o kadar…

Bir Çin modeli örneği: ‘Made in China 2025’

Obama yönetiminden bu yana, ekonomik alanda Çin ile “hesaplaşmaya” öncelik veren tüm yaptırımlarda (örneğin Trump’ın “cezalı” gümrük tarifelerinde) ABD göreli veya mutlak anlamda yenik düştü. Çok sayıda Amerikalı iktisatçı da aynı sonuca ulaştı. Yukarıda aktardığım Jake Sullivan gibi bazı yetkililer de “Çin modeli”nin ABD tarafından örnek alınacak bir alternatif olabileceğini ima etmeye başladılar.

Yaklaşık yarım yüzyıl önce dünya iktisat tarihine ABD tarafından zehirli bir armağan olarak “ikram” edilen neoliberal küreselleşme, bugünlerde aynı süper güç tarafından reddediliyor. Bu dönemeçte “Çin modelinin” ABD için bile bir alternatif olarak tartışılması şaşırtıcı olmamalıdır.

Çin modeli üzerinde ABD’den bir yazıdaki önemli tespitleri aktararak konuyu tartışmaya (ileride sürdürmek üzere) başlayalım. Yazarlar Çin üzerinde kitapları olan iki araştırmacı. Yazı,1 ABD dış siyasetinde etkili fikir odaklarından biri olan Council on Foreign Relations’ın dergisinde yayımlanmış. Aktararak başlayalım:

“On yıl önce Beijing’deki plancılar Made in China 2025 tasarımını gelecekteki sanayi kollarının dünya öncülüğünü üstlenmek amacıyla inşa ettiler. Bu plan, yatırımların odaklanacağı, yarı-iletkenler, sanayide otomasyon ve yüksek nitelikli malzeme gibi on sektöre odaklanmaktaydı. Bu sektörlerde ve başkalarında Çin imalat sanayisini yenileştirmek, ülkenin ithalata ve yabancı firmalara bağımlılığını azaltmak ve Çin şirketlerinin dış piyasalarda rekabet gücünü iyileştirmek hedefleniyordu. Nihaî amaç, Çin’i dünya teknoloji lideri konumuna yükseltmekti.”

“Hükümet bu vizyonu astronomik kaynaklarla destekledi. Çin, bu doğrultuda çılgınca başarıya ulaştı. Bugün elektrikli araçlarda ve yeşil enerji üretimi teknolojisinde dünya lideridir. Dahası, İHA’larda, sanayi otomasyonunda ve diğer elektronik ürünlerde de öncüdür. Çin firmaları da Amerika, Avrupa ve Asya’nın diğer ülkelerinde uygulanan daha gelişmiş teknolojilere de hükmedecek durumdadır.” 

Yazının başlığını Türkçeleştirelim: “Gerçek Çin Modeli: Beijing’in Servet ve Gücünü Sürdürecek Formül”. Amerikalı yazarlar, bu “formül”ün “Made in China 2025” belgesi olduğunu açıklıyorlar. Belge, on yıllık bir stratejik plandır. 2016-2025 yıllarında yatırımların sektörel dağılımı hedeflenmiş; böylece Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ekonomisinin on yıl sonraki üretim yapısı planlanmıştır.

Sektörel üretimin bileşimi, aynı zamanda ekonominin ortalama teknolojik gelişiminin bir göstergesidir. Yazarlar da Made in China 2025’in teknolojik ilerlemeyi hedeflediğini vurguluyorlar. Beş yıllık planlar, daha uzun vadeli stratejik bir plana dayanır. Bu yıl 14’ncü (2021-2025) 5 yıllık planın son yılıdır. Plan hedeflerinin gerçekleşmesi incelenirken tartışmalar daima Made in China 2025 belgesinde sıralanan sektörlerden başlamaktadır. Zira o sektörel dağılım ekonominin teknolojik gelişkinliğini yansıtmaktadır ve stratejik hedefleri oluşturmaktadır.

Amerikalı iki yazar, böylece “Çin modeli”nin özgünlüğünü, ekonominin bir planlama yaklaşımına, özellikle de stratejik planlamaya dayanmasında görüyorlar. Biden’ın üç yasasına dayalı hamlelerle ABD ekonomisine benzer özellikler “aşılanamaz”.

Bu köşenin okurları Çin’deki politik, ideolojik ekonomik gelişmeleri izlemeye çalıştığımı bilirler. “Çin modeli” tartışmalarını da Çin iktisatçılarından katkılarla zenginleştirmek gerekiyor. Bir sonraki yazıda Çin’den önemli bir katkıyı aktarıp tartışacağım.

  • 1 “Real China Model:  Beijing’s Enduring Formula for Wealth and Power,” Dan Wang & Arthur Kroeber, Foreign Affairs,  Ağustos  2025 +

Prof. Dr. Korkut BORATAV – sol.org.tr

Okumaya devam et

GÜNCEL

İstanbul Finans Merkezi için tarihi teşvik paketi yayımlandı

Yayınlanma:

|

Yazan:

4 Haziran 2026 tarihli yeni vergi ve yatırım düzenlemeleri ne getiriyor?

Resmî Gazete’de yayımlanan 7582 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, vergi, yatırım, üretim, yurt dışı gelirler ve kamu alacaklarının tahsili alanlarında önemli değişiklikler içeriyor. Özellikle üretici firmalar, yabancı yatırımcılar, yurt dışından Türkiye’ye dönen yüksek gelir grupları ve vergi mükellefleri açısından dikkat çekici düzenlemeler bulunuyor.

1. Kamu borçlarında taksit süresi iki katına çıktı

6183 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle kamu borçlarının tecil süresi 36 aydan 72 aya çıkarıldı. Ayrıca bazı işlemlerdeki limit 50 bin TL’den 1 milyon TL’ye yükseltildi.

Vatandaş ve firmaya etkisi

  • Vergi ve SGK borcu olan şirketlerin ödeme yükü hafifleyecek.
  • Nakit akışı bozulan KOBİ’ler daha uzun vadede borçlarını yapılandırabilecek.
  • Tahsilat baskısı kısa vadede azalırken devletin tahsilat süresi uzayacak.

2. Yurt dışından Türkiye’ye dönenlere 20 yıl vergi avantajı

Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen yeni düzenleme ile son 3 yılda Türkiye’de vergi mükellefi olmayan kişilerin yurt dışından elde ettikleri gelirler 20 yıl boyunca gelir vergisinden istisna tutulabilecek.

Kimleri ilgilendiriyor?

  • Yurt dışında çalışan profesyoneller
  • Yazılımcılar
  • Fon yöneticileri
  • Girişimciler
  • Uluslararası danışmanlar

Etkisi

Türkiye, yüksek gelirli ve nitelikli insanları çekmek için vergi rekabetine giriyor. Özellikle Dubai, Londra ve Singapur’da yaşayan Türklerin dönüşünü teşvik etmeyi amaçlıyor.

3. “Nitelikli Hizmet Merkezi” dönemi başlıyor

Kanunla ilk kez “Nitelikli Hizmet Merkezi” tanımı getirildi. Çok uluslu şirketlerin finans, muhasebe, veri analizi, risk yönetimi, insan kaynakları ve teknoloji operasyonlarını Türkiye’den yönetmelerine yönelik yeni teşvik sistemi kuruldu.

Şirketlere sağlanan avantajlar

  • Personel ücretlerinde gelir vergisi avantajı
  • Kurumlar vergisinde büyük indirimler
  • İstanbul Finans Merkezi ve belirli endüstri bölgelerinde daha güçlü teşvikler

Beklenen sonuç

Türkiye’nin;

  • bölgesel finans merkezi,
  • bölgesel muhasebe merkezi,
  • teknoloji ve veri merkezi

olma hedefi güçleniyor. Özellikle İstanbul Finans Merkezi’nin uluslararası şirket çekme kapasitesi artırılıyor.

4. Üretici şirketlere %12,5 kurumlar vergisi

Kanunun en dikkat çekici maddelerinden biri üretim ve tarım şirketlerine yönelik.

Sanayi sicil belgesine sahip ve fiilen üretim yapan şirketlerin üretim kazançları için kurumlar vergisi oranı %12,5 olarak uygulanacak.

Kim kazanıyor?

  • İmalat sanayi
  • Organize sanayi bölgelerindeki üreticiler
  • Tarımsal üretim şirketleri

Etkisi

Bu düzenleme özellikle krediye erişimde zorlanan reel sektör için önemli bir vergi desteği niteliğinde.

Bankavitrini açısından bakıldığında bu düzenleme:

  • üretim yatırımlarını artırabilir,
  • kayıtlı üretimi teşvik edebilir,
  • sanayi şirketlerinin özkaynak birikimini güçlendirebilir.

Ancak finansman maliyetleri yüksek kaldığı sürece tek başına yeterli olmayabilir.

5. Yurt dışı ticarete dev vergi avantajı

Yurt dışından alınan malın Türkiye’ye gelmeden başka ülkeye satılmasından elde edilen kazançların %95’i kurumlar vergisi matrahından indirilebilecek. Bazı bölgelerde bu oran %100’e kadar çıkabilecek.

Sonuç

Türkiye’nin:

  • ticaret merkezi,
  • tedarik zinciri merkezi,
  • bölgesel lojistik üs

olma hedefi destekleniyor.

6. Yeni “Varlık Barışı” geliyor

31 Temmuz 2027’ye kadar yurt dışındaki para, altın, döviz ve menkul kıymetlerin Türkiye’ye getirilmesine imkan tanıyan yeni bir varlık barışı düzenlemesi getiriliyor.

Dikkat çeken nokta

Normal vergi oranı %5.

Ancak;

  • 5 yıl tutulursa %0
  • 4 yıl tutulursa %1
  • 3 yıl tutulursa %2
  • 2 yıl tutulursa %3
  • 1 yıl tutulursa %4

olarak uygulanabilecek.

Ekonomiye etkisi

Hazine’nin amacı:

  • Döviz girişini artırmak,
  • Finansal sisteme kaynak çekmek,
  • Yastık altı ve yurt dışındaki varlıkları kayıt altına almak.

Bankavitrini yorumu

Bu kanun, ilk bakışta bir “vergi kanunu” gibi görünse de aslında üç stratejik hedef taşıyor:

1. Üretimi teşvik etmek

%12,5 kurumlar vergisi bunun en somut göstergesi.

2. Yabancı sermayeyi çekmek

Nitelikli hizmet merkezleri ve İstanbul Finans Merkezi teşvikleri bu amaçla getirildi.

3. Döviz girişini artırmak

Varlık barışı ve yurt dışı gelir istisnaları bu hedefe hizmet ediyor.

Ancak düzenlemenin başarısı sadece vergi avantajlarına değil;

  • hukuk güvenliğine,
  • finansmana erişime,
  • kur istikrarına,
  • yatırım ortamına

bağlı olacak.

Aksi halde vergi teşvikleri tek başına beklenen yatırım ve üretim artışını sağlayamayabilir. Buna karşın özellikle üretici firmalar, ihracatçılar ve uluslararası hizmet şirketleri açısından son yılların en önemli teşvik paketlerinden biri olduğu söylenebilir.

Önerilen başlıklar:

  1. Vergide yeni dönem: Kim kazanacak, kim kaybedecek?
  2. Üreticiye %12,5 vergi müjdesi: Sanayi için yeni fırsat
  3. Türkiye vergi rekabetine giriyor: Yurt dışındaki Türkler geri döner mi?
  4. Varlık barışı geri döndü: Döviz girişinde yeni hamle
  5. İstanbul Finans Merkezi için tarihi teşvik paketi yayımlandı

Kaynak: 4 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7582 sayılı Kanun.

Okumaya devam et

EKONOMİ

2026’nın ilk sinyali; büyüyemeyen ekonomi

“Büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürme” hedefinin, programın iki temel dinamiği değiştirilmeden gerçekleşemeyeceği artık verilerle sabittir. O nedenle ilk çeyrek büyüme verisi, önemli bir uyarı işaretidir

Yayınlanma:

|

TÜİK verilerine göre Türkiye ekonomisi bu yılın birinci çeyreğinde (Ocak-Şubat-Mart) geçen yılın aynı çeyreğine göre, yıllık bazda yüzde 2,5 büyüdü. Ancak bu oran piyasa beklentisi olan yüzde 2,7’nin altında kaldı.

Daha da önemlisi çeyreklik bazda büyüme fiilen “sıfır” (yüzde 0,1); bir önceki çeyreğe göre aslında büyümedik. Çeyreklik bazda yüzde 0,1’lik bu oran, ekonomik aktivite düzeyinin bir önceki çeyreğe oranla yatay bir seyir izlediğini gösteriyor.

Sanayi yıllık bazda yüzde 0,8 küçülürken, özellikle imalat sektörü kaynaklı küçülme çeyreklik verilere de yansıdı. Sanayi üretimi, yüksek faiz ortamı ve artan maliyetlerin etkisiyle ivme kaybederek büyümeyi aşağı çeken ana unsur oldu.

Tarım sektörü 2025 yılının derin küçülme oranlarından sonra nihayet yıllık bazda yüzde 4,6, çeyreklik bazda ise yüzde 5,9 büyüdü.

İnşaat sektörü ise 2025 yılında yüzde 10’un üzerinde seyreden rekor büyüme oranlarının ardından ilk çeyrekte yıllık bazda sadece yüzde 3,2 büyüdü, üstelik çeyreklik bazda yüzde 1,7 daraldı.

Sektörlerdeki zayıf görünümün yanında bilgi-iletişimdeki yüzde 9,5’luk oran çarpıcı görünse de bu durum büyük ölçüde 5G teknoloji altyapı yatırımlarına dayalı olduğu için kalıcı bir ivmelenme olmayabilir.

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde büyümenin itici güçlerinden biri de yatırımlar yani gayrisafi sabit sermaye oluşumu (makine-teçhizat ve inşaat yatırımları). Bu kalem yıllık bazda yüzde 3 artış kaydedip büyümeye 0,8 puanlık katkı verse de çeyreklik bazda yüzde 2,2 küçüldü.

Stoklar ise büyümeye 0,5 puanlık pozitif katkı verdi. Çeyreklik bazda talep yavaşlarken üretilen malların bir kısmının satılamayıp rafa kalktığı anlaşılıyor olsa da bunun da teknik olarak büyüme rakamını yukarıda tuttuğu görülüyor.

Harcama yöntemiyle milli gelire bakalım;

Hanehalkı tüketimi yıllık yüzde 4,8 arttı ancak çeyreklik artış yüzde 0,1’de kaldı. Talebin sıkılaşma adımlarıyla hız kestiği hissediliyor. Ama kimin talebi ve tüketimi? Zaten “program” dar ve sabit gelirliler üzerinde çalışıyor yıllardır. Yine de yüksek gelirlilerin ve servet transferinin etkisiyle doğan talebin baskılanması zor.

Devlet de harcamacı tarafta yerini aldı; yıllık bazda devletin nihai harcamaları yüzde 2,1 artarken, çeyreklik artış yüzde 3,3 oldu. “Kamuda tasarruf olmalı” derken, devletin harcamalarının artması büyük ikilemi ortaya koyuyor.

Asıl kırılganlık ihracatta. İhracat yıllık yüzde 12,7, çeyreklik yüzde 7,5 daralarak en zayıf halka oldu. Bu dengesizlik sebebiyle net dış ticaret, büyümeyi 2,5 puan aşağı çekti.

İhracattaki sorunlar yapısal nitelik taşıyor. Yüksek faiz, girdi maliyetlerindeki artış, kur baskısı, atıl kapasite ve dış talepteki durgunluk, hepsi bir arada etkisini gösterdi.

Nisan sonunda imalatçı ihracatçılar için kurumlar vergisi oranının yüzde 9’a, ihracatçılar için yüzde 14’e indirilmesi olumlu bir adım; ancak yapısal sorunlar gündemdeyken bu düzenlemenin etkisi sınırlı kalacak. Sanayinin dış rekabet gücü zayıfladıkça ihracat üzerindeki baskı artmaya devam edecek. Bu sürecin işsizliği yukarı taşıması kaçınılmaz görünüyor.

Program hedefiyle gerçek arasındaki makas açıklanamaz hale geldi. Talebin baskılanması ve kur kontrolüne dayanan mevcut program, enflasyonla mücadelede somut bir ilerleme sağlayamıyor. Öte yandan iç ve dış talebi belirgin şekilde soğuttuğu anlaşılıyor. “Büyümeden ödün vermeden enflasyonu düşürme” hedefinin, programın iki temel dinamiği değiştirilmeden gerçekleşemeyeceği artık verilerle sabittir. O nedenle ilk çeyrek büyüme verisi, önemli bir uyarı işaretidir.

Prof. Dr. Binhan Elif YILMAZ – T24

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Petrol ve dolar yükselirken Fed kaygıları risk iştahını bastırıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Küresel mali piyasaların odağında Orta Doğu kaynaklı jeopolitik riskler bulunmaya devam ederken, İsrail’in tutumunun barış sürecini zorlaştırdığı görüşünün giderek daha geniş kabul gördüğünü izliyoruz. Bu sabah İsrail ile Lübnan arasında ateşkesin uygulanmasına yönelik varılan anlaşma olumlu bir gelişme olarak öne çıksa da, bölgeden gelen çelişkili açıklamalar ve zaman zaman yeniden yükselen gerilim piyasaların temkinli duruşunu korumasına neden oluyor. Daha basit bir ifadeyle, piyasalar artık ‘anlaşma yakın’ yönündeki açıklamalardan çok, çatışmaların gerçekten durduğunu ve diplomatik sürecin somut sonuçlar ürettiğini görmek istiyor.

Bu minvalde yapay zekâ temalı hisselerde görülen kâr satışları ve Orta Doğu’da yeniden yükselen jeopolitik risklerin risk iştahını belirgin bir şekilde azaltmasıyla ABD borsalarının geceyi %1 civarında düşüşle tamamladığını görüyoruz. Dolar endeksi (DXY), Orta Doğu’da yeniden yükselen jeopolitik gerilimlerin etkisiyle güvenli liman talebinden destek alarak son iki ayın en güçlü seviyelerinde salınırken, İran’ın Kuveyt’e yönelik saldırıları ve Hürmüz Boğazı çevresindeki çatışmalar petrol fiyatlarının yüksek seviyesini korumasına neden oluyor. DXY’nin güç kazanması, ABD tahvil faizlerinin de yükselmesine neden olurken, Fed’in enflasyon baskıları nedeniyle faiz indirimlerini uzun süre erteleyebileceği beklentisi de piyasalar üzerinde ilave baskı kurmaya devam ediyor.

Tansiyonun barometresi konumunda olan Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı, üç günlük kesintisiz yükseliş isteği ardından dün 99 dolar seviyesini test ederken, ABD ham petrol stoklarının beklentilerin iki katı kadar azalması da küresel petrol talebinin güçlü seyrettiğine işaret etti. Haber akışı sizin de takdir edeceğiniz üzere pek de olumlu düzlemde ilerlemezken, mevcut stresin üzerine 16-17 Haziran tarihinde düzenlenecek olağan Fed toplantısının da eklenmeye başladığını düşünüyoruz. Fed’in yeni başkanı Warsh, göreve yapay zekâ yatırımlarının ekonomiyi desteklediği ancak İran savaşı kaynaklı enerji maliyetlerinin enflasyonu yeniden hızlandırdığı zorlu bir dönemde başlıyor. Nitekim, Fed’in yayımladığı Beige Book raporu, birçok bölgede enerji fiyatlarındaki artışın nakliye, gıda ve gübre maliyetlerine yayıldığını, tüketicilerin ise daha fazla kredi kartı kullanıp harcamalarını temel ihtiyaçlara yönlendirdiğini gösterdi. Bu durum, ekonomik büyümenin yavaşladığı ancak enflasyonun yüksek kaldığı stagflasyon riskini yeniden gündeme taşıdığını belirtelim.

Orta Doğu kaynaklı jeopolitik riskler, Hürmüz Boğazı’nın âdeta dünyanın boğazını sıktığı, enflasyon beklentilerinin yükseldiği ve tedarik zincirlerinin kırıldığı bir ortamda, faiz indirimi beklentilerinin yerini faiz artırımı ihtimaline bıraktığını görüyoruz. Bu sabah Fed vadeli işlemleri, yıl sonuna kadar faiz artışı olasılığını yaklaşık %51 olarak fiyatlıyor. Bu değişimin altını özellikle çizmek gerekiyor. Fed cephesinde büyüme ile enflasyonla mücadele tercihi arasında yaşanacak görüş ayrılıklarını merakla takip edeceğiz. Güvenli liman edasıyla son dönemlerde ön plana çıkan doların bir süre daha bu belirsizlik ortamında güçlü kalmasını, bunun da faizlerin yüksek seyretmesine zemin hazırlayabileceğini düşünüyoruz.

ABD borsalarının dün geceyi düşüşle tamamlaması ardından, yapay zekâ temalı hisselerin önemli oyuncularından Broadcom’un beklentilerin altında kalan gelir tahmini sonrası teknoloji ve yarı iletken hisselerinde satışlar hızlandı. Broadcom’un açıkladığı sonuçlar, yatırımcıların yüksek beklentilerini karşılayamayınca hisseler mesai sonrası işlemlerde %13’ten fazla değer kaybetti. Şirketin ikinci çeyrek gelirleri piyasa tahminlerinin hafif altında kalırken, üçüncü çeyrek için açıkladığı yapay zekâ çipi gelir beklentisi de beklentilerin gerisinde kaldı. Daha da önemlisi, yönetimin 2027 yılına ilişkin 100 milyar dolarlık yapay zekâ gelir hedefini yukarı yönlü revize etmemesi, piyasada büyüme ivmesinin yavaşlayabileceği endişelerini artırdı.

Havanın genel hatlarıyla olumsuz olması ve Broadcom’un açıkladığı sonuçlar ardından yeni gün başlangıcında Pasifik’in diğer ucunda hâkim rengin kırmızı olduğunu görüyoruz. Japonya’nın gösterge endeksi Nikkei, bir gün önce ulaştığı tarihi zirveden geri çekilmek suretiyle %2 gerilerken, ABD borsalarının vadeli işlemlerinde de %0,5 civarında düşüşler görüyoruz. Japon Yeni dolar karşısında kritik 160 seviyesini tekrar test ederken, bu seviye, Japon yetkililerin geçmişte döviz piyasasına müdahale ettiği bölge olması nedeniyle yakından izleniyor. Her ne kadar Japonya Merkez Bankası’ndan bu ay faiz artırımı gelebileceğine yönelik beklentiler güçlense de, doların küresel belirsizliklerden aldığı destek YEN üzerindeki baskıyı sürdürüyor. Doların güçlü seyrine paralel EURUSD paritesi 1,16, GBPUSD paritesi ise 1,34 seviyelerinin diplerine kadar geriledi.

Risk iştahındaki bozulma kripto para piyasalarına da yansırken, Bitcoin ve Ethereum son dört ayın en düşük seviyelerini test etti. Dört hafta önce 83 bin dolar seviyesine dayanan Bitcoin bu sabah 61 bin dolar seviyelerine kadar gerilerken, küresel piyasalarda güvenli liman arayışının yeniden ön plana çıktığını not etmemiz gerekiyor. Güvenli limanın da bu günlerde dolar olması, faiz getirisi olmayan kıymetli metallerin tatsız bir seyir izlemesine neden oluyor. Altının ons fiyatı dün 4,425 dolar seviyesini test ederken, gümüş ise 72,50 dolar seviyesine kadar geriledi. Her ikisi de bu sabah tepki alımları ile sırasıyla 4,465 dolar 73,50 dolar seviyelerine yükselse de, teknik görünüm pek de iç açıcı olmadığını söylememiz gerekiyor. Haftalık kapanışı görerek daha sağlıklı yorum yapmaya gayret edeceğiz. Bir süre daha gelişmeleri takip etmek adına kenarda beklemeye devam ediyoruz.

Genel hatlarıyla Hürmüz düğümünün çözülemiyor olması, Fed’in de Warsh başkanlığında yaklaşan ilk olağan toplantısı küresel piyasaları gererken, Türkiye cephesinde ise bir önceki gün özellikle de bankacılık endeksi önderliğinde (BlackRock dedikodusu) yaşanan yükselişin ardından dün siyasi beklentilerin ağır basmasıyla kazanımların bir bölümünün geri verildiğine şahit olduk. BİST100 ana endeksi %1,7 gerilerken, bankacılık hisseleri ise %2’ye yakın geriledi. USDTRY kuru 46 seviyelerine doğru bebek adımlarıyla yükselişini sürdürürken, CDS risk priminin ise hafif de olsa yükselerek 242 baz puana geldiğini not edelim. Her ne kadar içeride siyasi gelişmeler ve dışarıda jeopolitik gelişmeler baskı unsuru yaratsa da, dün de belirttiğimiz üzere, ABD ile ilişkilerde yapıcı zeminin korunması, önümüzdeki ay Türkiye’de düzenlenecek NATO Zirvesi’ne ABD Başkanı Trump’ın da katılacağının açıklanması, Türkiye’nin giderek güçlenen jeo-ekonomik konumu büyük resimde dikkat çekmeye devam edeceğini düşünüyoruz.

Yurt içi yerleşiklerin Türk Lirası’na olan ilgisi devam ederken, mevduat tercihinde uzun süredir yaklaşık olarak %60 Türk Lirası, %40 yabancı para kompozisyonu da korunmaya devam ediyor. TCMB’nin kur oynaklığını yönetebilecek araç seti ile hareket alanını koruması nedeniyle, mevcut görünüm altında USDTRY kuru açısından da önemli bir risk görmediğimizin altını çizmek isteriz. Dün bu bağlamda, TCMB’nin haftalık bültenini yine yakından inceledik. TCMB’nin butlan kararı ardından 13 milyar dolar eriyen net yabancı para pozisyonu, 2 Haziran valörlü işlemlerde 4,2 milyar dolar toparlanma kaydettiğini görüyoruz. Manşet rakamın ise 20,8 milyar dolar seviyesine toparlandığını not edelim (bakınız grafik).

TCMB Net Yabancı Para Pozisyonu

 178054738882c8e0146034af6baf9acb2b980073b0_1_1200.jpg

TCMB Net Yabancı Para Pozisyonundan yaşanan günlük değişim

1780547388e89d8163183be31e9ee5816a349b553c_2_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.