Connect with us

GÜNCEL

Prof. Dr. BORATAV yazdı: Bir yıldönümü-Irak işgali

Bugün Irak’ta, Suriye’de Sünnilerin liderliğine soyunan Tayyip Erdoğan, 2003-2004’te Felluce’deki Sünni direniş kan dökülerek, kıyımla ezilirken de başbakandı. Sessiz kaldı.

Yayınlanma:

|

ABD’nin Irak işgalinin 20’nci yıldönümünden geçiyoruz. 1997’de Afganistan’la başlatılan ve bugüne kadar Büyük Ortadoğu coğrafyasında aralıksız sürdürülen emperyalist saldırıların bir ara-halkasıydı.

Irak işgali Türkiye’yi de yakından ilgilendirdi. Uzantıları bugün de geçerlidir.

Sonraki yıllarda bu konuda yazdığım iki yazıdan aktarmalar aşağıda yer alıyor1.

Felluce’de direnme ve kıyım

Irak işgalinin onuncu yılı 19 Mart 2013’ü izleyen günlerde hatırlandı. Hatırlayanlardan Iraklı Dr. Jamail anlatıyor:

“Tarih 8 Nisan 2004. Amerikan güçlerinin kuşattığı Felluce’de bir klinikteyim. İnsanlar dehşet içinde Amerikalı keskin nişancıların vurduğu akrabalarını getiriyorlar. Kanlar içinde hareketsiz bir çocuk, gırtlağından vurulmuş, hırıltılar çıkaran bir genç kız, sürekli kusan on yaşındaki çelimsiz erkek kardeşi…  Ölüyorlar. Kuşatmanın nedeni ‘teröre karşı savaş’; ama klinikteki Iraklılara göre sadece Amerikalılar terör yapmaktadır.”

Bu Iraklı, Bağdat’ın düşmesinden bir yıl sonra Felluce’nin kuşatılmasından söz ediyor. Sünni direnişin merkezi olan bu kent on iki ay boyunca Felluce’lilerin denetiminde kalmıştır. Jamail’in tanıklık ettiği Nisan kuşatması sırasında kent halkından ölümlerin toplamı, yerel hastane kayıtlarına göre 731’dir.

Felluce direnmeyi sürdürür. Sonunda Amerikalılar kenti işgal kararı alırlar. İkinci Felluce savaşı, Kasım 2004’te uçak saldırıları ve yoğun topçu ateşiyle başlar. İki ay sonra kent düştüğünde camilerin yarısı, on bin konut tamamen yıkılmıştır. Kalan konutların üçte ikisi hasarlıdır. Amerikalıların ve İngilizlerin kayıpları 25 ölü, 250 yaralıdır. Kızılhaç kayıtlarına göre 800 sivil, 2000 civarında “direnişçi” öldürülmüştür. Saddam’ın Halepçe Kürtlerine karşı kullandığı gazın bir benzeri olan “beyaz fosfor” Amerikalılar tarafından da Felluce’de kullanılmıştır ve sivil ölümlerinin bir bölümü bu etkene bağlanmaktadır.

Bir silah daha var. 4 Nisan 2004 tarihli New York Daily News gazetesi, Irak’taki ABD kara ve hava kuvvetlerinin 2003’te (yani Felluce savaşından önce) 127 ton “hafifletilmiş uranyum mermisi” kullanmış olduklarını yazıyordu. Felluce saldırılarında da, güçlü delici etkisi olan bu silahı kullandıkları anlaşılıyor. “Kullananların” (yani Amerikan askerlerinin) radyasyon bulaşmasına bağlı sağlık sorunlarıyla karşılaştıkları açıklanıyor. Peki, ya hafifletilmiş uranyuma hedef olanlar? Etkisinin havaya karışma halinde hafif; vücuda temas halinde ise (Iraklı “hedeflerde” olduğu gibi) ağır olduğu söyleniyor.

Bir de Robert Fisk’in dokuz yıl sonrasının Felluce’sindeki gözlemlerini (The Independent, 26 Nisan 2012) aktarayım: Felluce Genel Hastanesi’nin başhekimi, son yıllarda “hilkat garibeleri” olarak ölü doğan bebeklerin görüntülerini gösteriyor. Fisk gördüklerini betimlemeye çalışıyor: “Fotoğrafların sonu yok. Tek bacağı ve bedeninden dört defa daha büyük kafası olan bir bebeği nasıl betimleyebilirsiniz? Felluce’de çocuk ölüm oranı binde 80’dir; bu oran Mısır’da binde 19, Kuveyt’te binde 10’dur.”

Felluce’de artan kalıtımsal bozuklukları incelemiş olan Londra’dan bir doktor (Cypros Nikolaides), “Amerikalıların bu bozukluklara neden olan silahlar kullanmış olduklarına eminim” diye suçluyor; ama belirleyici araştırmaların kösteklenmesinden yakınıyor…

Bir hatırlatma ile bitireyim. Bugün Irak’ta, Suriye’de Sünnilerin liderliğine soyunan Tayyip Erdoğan, 2003-2004’te Felluce’deki Sünni direniş kan dökülerek, kıyımla ezilirken de başbakandı. Sessiz kaldı. Bir yıl önce de Türkiye’yi Irak işgaline katmak istemiş; tutturamamıştı. İstediği gerçekleşseydi, belki de Felluce kıyımının suçlularına TSK birlikleri de katılacaktı…

İşgalin 2003-2006 bilançosu: 654.965 ölü…

Bu bilgiyle daha önce karşılaştınız mı; bilmiyorum: Mart 2003 ile Temmuz 2006 arasında işgal nedeniyle ölen Iraklıların sayısı 654.965 (altıyüzellidört bin dokuzyüzaltmışbeş) olarak belirlenmiş…

“İşgal nedeniyle ölüm” nedir? Bu başlık altında, “şiddet sonucu ölümler” ile “işgalin yol açtığı diğer etkenlere bağlı ölümler” ayrımı yapılıyor. 53.938 ölüme yol açtığı tahmin edilen “diğer etkenler”, doğrudan doğruya işgale bağlanabilecek olan, sağlık hizmetlerinin gerilemesi, hekimlerin ülkeyi terk etmesi, altyapıda bozulma, kirli su tüketimi gibi işgal etkenlerine bağlı.

Üç yıl içinde şiddet sonucu ölenler 601.027 kişi olarak tahmin edilmiş. Doğrudan doğruya işgal güçlerince öldürülen (örneğin Amerikalıların, İngilizlerin bombaları, ev baskınları, yoldan geçen araçlara, yayalara, direnişçilere açtıkları ateş sonunda telef olan) Iraklıların 186.318’e ulaştığı ileri sürülüyor. Geriye kalan 414.708 ölüm, direnişçilerin, milis güçlerinin eylemleri sonunda ve (örneğin kaybolduktan bir süre sonra cesetleri bulunan üniversite öğretim üyeleri gibi) “belirsiz nedenlerle” öldürülen Iraklıları kapsıyor.

Bu rakamları İngilizlerin ünlü Tıp dergisi The Lancet’ın 11 Ekim 2006 tarihli internet sayısında yayımlanan “Mortality after the 2003 invasion of Iraq” başlıklı araştırmadan aldım. ABD’den Johns Hopkins ve Bağdat’taki Al Mustansiriya üniversitelerinden dört araştırmacı tarafından yapılmış.

Makaledeki açıklamaya göre tüm Irak’ı temsil eden bir örnekleme planı yapıldı. 12801 kişiyi içeren 1849 hane rastlantısal yöntemle kapsandı. İşgalden önceki bir yıl boyunca ve işgali izleyen süre içinde her hane içinde gerçekleşen ölüm sayıları belirlendi. Ölüm nedenleri soruldu. Ölümlerin yüzde 92’sine ait ölüm belgelerinin var olduğu belirlendi.

Anket verileri incelendiğinde işgal öncesinde yıllık ölüm oranının binde 5,5 olduğu; işgal sonrasında aynı oranın binde 13,3’e çıktığı belirlendi. Aradaki fark işgalden kaynaklanan ek ölümler olarak nitelendirildi ve hanelerden derlenen bilgi ve yanıtlara göre yukarıda belirttiğim farklı etkenlere bağlandı. Bulgular 27 milyonu aşkın tüm Irak nüfusunu kapsayacak biçimde genelleştirildi ve yukarıdaki ölü sayılarına ulaşıldı.

Bu rakamlar, yaklaşık üç dakikada bir Iraklının Amerikan işgali nedeniyle öldüğünü gösteriyor.

Ölü sayısı 2007’de artıyor: 1.033.239

İngiltere’den Opinion Research Business (ORB) adına Irak’ta yapılan bir araştırmanın sonuçları da yayımlandı. Daha kalabalık (1849 yerine 2414 hanelik) bir örneklemeye giren hane reislerine aşağıdaki soru yönetiliyor: “2003 Martı ile 2007 Ağustosu arasında sizinle aynı çatı altında yaşayan insanlardan şiddet sonucunda ölen oldu mu? Öldüyse kaç kişi? Doğal nedenlerle ölümleri dikkate almayınız.”

Lancet anketinden sonrasını da kapsayan soruları yanıtlayan ailelerin yüzde 20’sinde “şiddet nedenli ölümler” gerçekleşmiş. Bu grup içinde “ortalama ölüm sayısı” 1,26’dır. Irak’taki toplam hane sayısının yüzde 20’si belirlendikten sonra bu sayı 1,26 ile çarpıldığında toplam “şiddet yollu ölüm” 1.033.239 (bir milyon otuzüç bin ikiyüzotuzdokuz) olarak tahmin ediliyor.

Hem Lancet hem de on üç ay sonrasını kapsayan ORB araştırması geçerli kabul ediliirse, bu ek süre içinde dört yüz küsur bin Iraklının daha şiddet sonucu öldüğü ortaya çıkmaktadır.

***

Günümüze dönelim. 20 yıl öncesinin Irak işgali, açıkça “rejim değiştirmeyi” hedefleyen emperyalist saldırıların ilk türlerinden biridir. “Saddam’ın kitle imha silahları…” iddiasıyla başlayan gerekçelerin hepsi düzmeceydi. Batı’da etkili direnme ile karşılaştı. Avrupa’da savaş karşıtı mitingler etkili oldu; Almanya ve Fransa hükümetleri ABD’yi desteklemedi.

Türkiye’nin saldırıya fiilen katılımını öngören 1 Mart tezkeresi görüşülürken emek örgütleri on binlerce yurtseveri Meclis kapılarına getirdi. Protesto sloganları içeriye ulaştı. Tezkere oylamasını etkilediği kesindir.

Bugünlerde Rusya’ya dönük bir rejim değiştirme operasyonu Ukrayna’da sürdürülmektedir. ABD, savaşı pervasızca tırmandırarak dünyayı (ve tabii Türkiye’yi) nükleer bir felaketin eşiğine taşımaktadır. Batı’da savaş-karşıtı cephe dağınıktır.
Ülkemizde de 1 Mart tezkeresine direnen yurtseverlerin onurlu katkısını hatırlamak, canlandırmak zamanıdır.

  • 1.Emperyalizm ve Arap Dünyası konulu yazılarım Türkiye’nin Faşizmleri e AKP (Ankara, 2021 İmge) başlıklı derlemede (ss.281-307) yer alıyor.

Prof. Dr. Korkut BORATAV – sol.org.tr

 

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

Fitch’ten Türk bankalarına kârlılık uyarısı: Takipteki krediler artıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Yüksek fonlama maliyetleri ve enflasyon bankaların kâr marjlarını daraltırken, takipteki kredi oranı 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 3,5’e yükseldi. Fitch, kârlılık üzerindeki baskının yıl boyunca sürmesini bekliyor.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, üç aylık Türk Bankaları İzleme Raporu’nda, Türk bankacılık sektörünün 2026 yılının ikinci çeyreğinde kârlılık kaybı yaşadığını ve sorunlu kredilerdeki artışın sürdüğünü bildirdi. Bloomberg HT haberine göre, yüksek fonlama maliyetleri, artan swap giderleri ve enflasyon kaynaklı faaliyet giderleri, bankaların finansal performansını olumsuz etkiledi.

Faaliyet kârlılığında belirgin gerileme

Fitch’in izlediği bankalarda ortalama faaliyet kârının risk ağırlıklı varlıklara oranı, 2026’nın ilk çeyreğindeki yüzde 3,9 seviyesinden ikinci çeyrekte yüzde 2,6’ya geriledi. Sektör genelinde ise aynı oran yüzde 4,6’dan yüzde 3,3’e düştü.

Rapora göre, yüksek Türk lirası faizlerinin fonlama maliyetlerini artırması, net faiz marjlarını daraltan başlıca unsurlar arasında yer aldı. Swap maliyetlerindeki yükseliş ve enflasyonun faaliyet giderleri üzerindeki etkisi de kârlılığı baskıladı.

Takipteki krediler yüzde 3,5’e çıktı

Bankacılık sektöründe aktif kalitesine ilişkin göstergeler de olumsuz seyrini sürdürdü. Fitch’in izlediği bankaların ortalama takipteki kredi (NPL) oranı, ilk çeyrekteki yüzde 3,3 seviyesinden ikinci çeyrek sonunda yüzde 3,5’e yükseldi. Yeni takipteki kredi oluşum oranı da yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye çıktı.

Bankaların ortalama çekirdek sermaye yeterlilik oranı ise yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Bu görünüm, kredi riskleri ve kârlılık baskıları yakından izlenirken sermaye göstergesinin söz konusu dönemde yatay seyrettiğine işaret etti.

Bankacılık sektörünü ne bekliyor?

Fitch, yüksek TL faizleri ve enflasyonist baskıların bankaların kârlılığı üzerindeki etkisinin 2026 boyunca devam edebileceğini öngörüyor. Kuruluş, yılın sonlarına doğru faiz indirimlerinin yeniden başlaması durumunda bu baskının 2027’de hafifleyebileceğini değerlendiriyor.

Bankacılık sektörü açısından temel risk, fonlama maliyetleri yüksek seyrederken kredi geri ödemelerinde yaşanabilecek bozulmanın karşılık giderlerini artırması ve kâr marjlarını daha da daraltması. Bu süreç, bankaların kredi verme iştahı ve reel sektörün finansmana erişimi üzerinde de baskı oluşturabilir.

Kaynak: Fitch Ratings’in Türk Bankaları İzleme Raporu; 21 Ekim 2026 tarihli haberler.

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZ ÇALIŞANI DEĞİL

FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.

Bankavitrini.com | Gündem

Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.

Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı

Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.

Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.

Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.

DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil

DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.

DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.

Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”

DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.

Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?

Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.

Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.

Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.

Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu

Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.

Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.

Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

Vestel’de Borç Alarmı: Gözler Yatırımcıda

VESTEL’DEN EUROBOND YATIRIMCISINA İKİ SEÇENEK: YA YÜZDE 45 ANAPARA KESİNTİSİ YA 6 YIL VADE UZATIMI

Yayınlanma:

|

500 milyon dolarlık borç için yeniden yapılandırma süreci başladı. Vestel, anaparasını korumak isteyen yatırımcıya 2035 vadeli ve yüzde 4 faizli tahvil; anapara kesintisini kabul eden yatırımcıya ise 2032 vadeli ve yüzde 6 faizli yeni tahvil öneriyor. Bankalarla 2041 vadeli yeniden yapılandırma görüşmeleri de sürüyor.

Bankavitrini.com – Ekonomi Haberleri

Vestel Elektronik, bilançosunu sürdürülebilir hale getirmek amacıyla yurt dışı borçlarının yeniden yapılandırılması için önemli bir adım attı. Şirket, toplam nominal tutarı 500 milyon dolar olan, yıllık yüzde 9,75 faizli ve 2029 vadeli Eurobond’ları için tahvil sahiplerine iki alternatif içeren takas teklifi ve muvafakat talebi sürecini başlattı.

20 Ekim 2026 tarihinde kamuoyuna yansıyan açıklamaya göre yatırımcılar, mevcut anaparalarını koruyarak borcun vadesini uzatabilecek veya anaparanın yüzde 45’inden vazgeçerek daha erken vadeli yeni tahvillere geçebilecek.

Teklif, şirketin yalnızca tahvil borçlarını değil, bankalara olan finansal yükümlülüklerini de kapsayan daha geniş kapsamlı yeniden yapılandırma çalışmalarının bir parçası olarak öne çıkıyor. https://www.kap.org.tr/tr/Bildirim/1684657

İki seçenek yatırımcıya ne getiriyor?

Vestel’in teklifinde yatırımcıların önündeki iki alternatif, anapara kaybı ile vade ve faiz koşulları arasında bir tercih yapılmasını gerektiriyor.

1. seçenek: Anapara korunacak, vade 2035’e uzatılacak

İlk seçenekte mevcut Eurobond’ların 15 Mayıs 2029 olan vadesinin 15 Mayıs 2035’e uzatılması öngörülüyor.

Bu seçeneğin temel koşulları şöyle:

  • Anapara kesintisi: Yok.
  • Yeni yıllık faiz oranı: Yüzde 4.
  • Yeni vade: 15 Mayıs 2035.
  • Anapara geri ödemesi: Yıllık taksitler halinde.

Mevcut tahvilin yüzde 9,75 olan yıllık faiz oranı bu seçenekte yüzde 4’e düşüyor. Böylece yatırımcı anapara tutarını korurken faiz gelirinin önemli bir bölümünden vazgeçmiş oluyor.

Bu seçenek, tahvilin nominal değerini korumayı önceliklendiren ancak parasını daha uzun süre şirkette tutmayı kabul eden yatırımcılar açısından öne çıkıyor.

2. seçenek: Yüzde 45 anapara kesintisiyle 2032 vadeli yeni tahvil

İkinci seçenekte yatırımcılar, mevcut tahvillerinin nominal değerinin yüzde 55’i karşılığında yeni Eurobond alacak. Başka bir ifadeyle, anaparanın yüzde 45’i silinecek.

Bu seçeneğin koşulları ise şöyle:

  • Anapara kesintisi: Yüzde 45.
  • Yeni tahvilin nominal değeri: Mevcut anaparanın yüzde 55’i.
  • Yeni yıllık faiz oranı: Yüzde 6.
  • Yeni vade: 15 Mayıs 2032.
  • Anapara geri ödemesi: Yıllık taksitler halinde.

Bu seçenekte yatırımcı daha yüksek faiz oranı elde edebilecek ve borcun vadesi 2035 yerine 2032 olacak. Bunun karşılığında mevcut alacağının yüzde 45’ini kaybetmeyi kabul edecek.

İkinci seçenek kapsamında yeni Eurobond ihracı için Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) başvuru yapılması öngörülüyor. https://www.bloomberght.com/vestel-den-eurobond-sahiplerine-iki-secenekli-yapilandirma-teklifi-3792011

100 bin dolarlık yatırımda tablo nasıl değişiyor?

Yatırımcıların karşı karşıya olduğu tercih, örnek bir 100 bin dolarlık nominal tahvil üzerinden daha net görülebiliyor.

Karşılaştırma 1. seçenek 2. seçenek
Mevcut nominal anapara 100.000 $ 100.000 $
Anapara kesintisi Yok 45.000 $
Yeni tahvil nominali 100.000 $ 55.000 $
Yıllık faiz oranı %4 %6
İlk yıl için basit nominal faiz hesabı 4.000 $ 3.300 $
Vade 2035 2032

Not: Faiz tutarları, ilgili yılın başındaki nominal anaparanın değişmediği varsayımıyla örnek olarak hesaplanmıştır. Anapara yıllık taksitlerle geri ödeneceğinden sonraki yılların faiz tutarları ödeme planına göre değişecektir. Bu tablo, tahvillerin piyasa değerini veya yatırımcının toplam getirisini göstermemektedir.

İlk seçenekte yatırımcı anaparasını nominal olarak korurken daha düşük faizle daha uzun süre bekleyecek. İkinci seçenekte ise yeni tahvilin faiz oranı daha yüksek olsa da faiz, kesinti sonrasında kalan anapara üzerinden hesaplanacak.

Dolayısıyla yüzde 6 faiz oranı tek başına ikinci seçeneği daha avantajlı hale getirmiyor. Yatırımcıların kararında tahvillerin geri ödeme takvimi, şirketin ödeme kapasitesi ve yeni tahvillerin piyasa değeri de belirleyici olacak.

Vestel neden borçlarını yeniden yapılandırmak istiyor?

Yeniden yapılandırma adımı, Vestel’in borç ödeme takvimini faaliyetlerinden yaratabileceği nakit akışıyla uyumlu hale getirme ve bilançosunu sürdürülebilir bir yapıya kavuşturma hedefiyle bağlantılı.

Mevcut Eurobond’ların yıllık yüzde 9,75 faiz taşıması, 500 milyon dolarlık nominal borç üzerinden ilk yıl için yaklaşık 48,75 milyon dolar faiz yüküne karşılık geliyor. Bu hesap, anaparanın yıl boyunca değişmediği varsayımına dayanıyor.

Yeni koşullarda faiz oranının yüzde 4’e düşmesi veya anaparanın yüzde 55’e indirilerek yüzde 6 faiz uygulanması, şirketin gelecekteki finansman yükünü azaltmayı amaçlıyor.

Bununla birlikte, yeniden yapılandırmanın şirketin faaliyet kârlılığına, nakit yaratma kapasitesine ve borç ödeme gücüne kalıcı katkı sağlayıp sağlamayacağı, yalnızca faiz oranlarına değil operasyonel performansa da bağlı olacak.

Bankalarla görüşmelerde hedef 2041 vadeli yapılandırma

Vestel’in yeniden yapılandırma çalışmaları Eurobond’larla sınırlı değil.

Şirketin 26 Haziran 2026 tarihli açıklaması kapsamında, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun geçici 32. maddesi ve ilgili mevzuat uyarınca finansal yeniden yapılandırma görüşmeleri yürütülüyor.

Bankalara sunulan teklifte mevcut borçların iki yıl anapara ve faiz ödemesiz olacak şekilde 2041 vadeli olarak yeniden yapılandırılması öngörülüyor. Şirketin açıklamasına göre bankalarla müzakereler devam ediyor.

Bu teklifin kabul edilmesi halinde borçların geri ödeme takvimi önemli ölçüde değişecek. Ancak bankalarla görüşmelerin henüz sonuçlanmamış olması nedeniyle teklifin kesinleşmiş bir anlaşma olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. https://www.yenisafak.com/ekonomi/kap-haberleri/kap-vestel-elektronik-sanayi-ve-ticaret-as-vestl-ozel-durum-aciklamasi-genel-5139013

Kredi notundaki bozulma da yakından izleniyor

Vestel’in borçlarını yeniden yapılandırma girişimi, şirketin kredi riskinin arttığı bir dönemde gündeme geldi.

Vestel International’ın yatırımcı ilişkileri duyurularında yer alan bilgilere göre Fitch Ratings, 1 Temmuz 2026 tarihinde şirketin uzun vadeli yerel ve yabancı para cinsinden kredi notlarını CCC+ seviyesinden CCC- seviyesine indirmiş; 500 milyon dolarlık 2029 vadeli teminatsız tahvilin notunu da CC seviyesine çekmişti.

Bu notlar, şirketin finansal yükümlülüklerini yerine getirme kapasitesine ilişkin risklerin yüksek olduğuna işaret ediyor. Yeniden yapılandırma teklifinin yatırımcılar tarafından nasıl karşılanacağı, şirketin finansmana erişimi ve borç ödeme kapasitesi açısından önem taşıyor. https://vestelinternational.com/investor-relations/news/kap-notices?p=2

Sürecin tamamlanması için hangi koşullar gerekiyor?

Vestel’in teklifinin yürürlüğe girmesi otomatik değil. Sürecin tamamlanması için tahvil sahipleri toplantısında gerekli kararların alınması, işlem belgelerinde belirtilen diğer koşulların karşılanması ve ikinci seçenek kapsamında öngörülen yeni tahvil ihracı için SPK onayının sağlanması gerekiyor.

Bu nedenle açıklanan iki alternatif, tamamlanmış bir borç yapılandırmasından ziyade yatırımcıların onayına sunulan bir teklif olarak değerlendirilmeli.

Sonuç: Borç takviminin uzaması tek başına yeterli mi?

Vestel’in Eurobond hamlesi, şirketin finansman yükünü hafifletme ve borç ödeme takvimini yeniden düzenleme arayışının önemli bir göstergesi. Bir tarafta anaparayı koruyarak faiz gelirini azaltan ve vadeyi altı yıl uzatan seçenek, diğer tarafta anaparada yüzde 45 kesinti karşılığında daha yüksek faiz ve daha erken vade sunan seçenek bulunuyor.

Ancak yatırımcılar açısından asıl mesele, hangi seçeneğin nominal olarak daha cazip göründüğünden çok, şirketin yeni ödeme planını karşılayabilecek nakit akışını yaratıp yaratamayacağı.

Vestel açısından ise borçların yeniden yapılandırılması finansal baskıyı azaltabilir; kalıcı iyileşmenin sağlanması için faaliyetlerden elde edilen nakdin güçlenmesi, kârlılığın sürdürülebilir hale gelmesi ve finansman maliyetlerinin yönetilebilir düzeye inmesi gerekecek.

Bankavitrini.com değerlendirmesi: Eurobond sahiplerinin vereceği karar kadar, bankalarla yürütülen yeniden yapılandırma görüşmelerinin sonucu da Vestel’in finansal geleceği açısından belirleyici olacak.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.