GÜNDEM
Prof. Dr. Fahri Bakırcı yanıtladı: Seçimler ertelenebilir mi?
TOBB Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fahri Bakırcı ise depremin ardından ilan edilen OHAL sürecini ve seçimler ile ilgili görüşleri alındı
Yayınlanma:
3 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
TOBB Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fahri Bakırcı, savaş ilanı söz konu olmadığı sürece seçimlerin geriye bırakılmasının mümkün olmadığını belirterek, “Anayasa’da öngörülen seçim süresinin Anayasa’da öngörülen özel sebep, yani savaş hali dışında ertelenmesi söz konusu olursa, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan ve değiştirilemezlik niteliği bulunan “demokratik devlet” ilkesi değiştirilmiş olacağından Anayasa sivil bir darbeyle değiştirilmiş olur ve bu tür bir değişiklik hukuksal değil siyasal bir asli kurucu iktidar yetkisinin kullanıldığı anlamına gelir” dedi.
“Bütün partiler uzlaşsa bile seçim tarihi ertelenemez.
TBMM ya da YSK’nın bu tür bir yetkisinin olduğunu kabul etmek, millet egemenliğini inkâr anlamına gelir.
Savaş hali dışında seçimlerin tek bir gün bile ertelenmesine karar vermek hiçbir kişi ya da kurumun yetkisinde değildir. Aksini kabul etmek, yeterli bir çoğunluğa sahip bir siyasal iktidarın seçimleri tümüyle ortadan kaldırmak gibi demokratik bir sistemde düşünülmesi dahi tehlikeli olan bir durumun varlığını kabul etmek demektir.”

OHAL ilanına gerek var mıydı?
-Biliyorsunuz yakın zamanda yürütme organı tarafından OHAL ilan edildi. Bu koşullarda OHAL ilanına gerek var mıydı?
Anayasa’nın 119. maddesi Cumhurbaşkanının tabii afet hallerinde ülkenin tamamında veya bir bölgesinde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebileceğini öngörmüştür. Depremin bir tabii afet olduğuna ilişkin hiçbir kuşku yoktur.
Dolayısıyla hukuken OHAL ilan edilmiş olmasının Anayasa’ya uygun olduğu söylenebilir. Yürütme organının elinde depreme müdahale edecek yeterli aracının olduğu ve bu yüzden OHAL ilanına gerek bulunmadığı yönünde itirazlar duyuyorum ancak bu itirazların hukuki bir yönü yoktur. Yürütme organı bu tür bir durumda OHAL kararı verip vermeme konusunda takdir yetkisine sahiptir ve yetkisini bu yönde kullanmıştır.
OHAL’de seçimler ertelenebilir mi?
-Basında ve sosyal medyada OHAL’in yaklaşan seçimleri ertelemek için ilan edildiğini ileri süren görüşler açıklanmaktadır. Bu tür görüşler hakkındaki yorumunuz nedir?
Öncelikle seçimlerin OHAL dolayısıyla erteletilmesinin olanağı yoktur. Öte yandan OHAL üç aylığına ilan edilmiştir ve üç ayın sona erdiği tarih, ilan edilen 14 Mayıs 2023 tarihinden öncedir. Dolayısıyla en azından alınmış olan bu kararın seçim tarihi üzerinde bir etkisi olamaz.
“Seçimlerin geriye bırakılması sözkonusu olamaz”
-Diyelim ki üç aylık sürenin sona ermesinden sonra OHAL’in süresinin uzatılması söz konusu olursa, OHAL dolayısıyla seçimlerin ertelenmesi söz konusu olabilir mi?
Kesinlikle hayır. Anayasa’nın 78. maddesi “savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkan görülmezse, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasına karar verebileceğini” öngörmüştür.
Dolayısıyla bir savaş ilanı söz konusu olmadığı sürece seçimlerin geriye bırakılması söz konusu olmaz. OHAL hiçbir biçimde seçimlerin yapılmasına engel değildir. Bir başka anlatımla OHAL’in seçim tarihi üzerinde hiçbir etkisi yoktur; seçim tarihinde OHAL devam etse bile seçimler yapılmak zorundadır. Hatta savaş hali bile olsa, seçimlerin ertelenmesi kararı alınmazsa seçimlerin yapılması mümkündür.
Bir başka anlatımla ülkenin savaş halinde olması seçimlerin zorunlu olarak ertelenmesinin nedeni değildir. TBMM, savaş halinin seçimlerin yapılmasına engel oluşturmadığını düşünürse savaşa rağmen seçimler yapılabilir. Dolayısıyla savaş halinde seçimlerin ertelenebilmesi için TBMM’nin seçimlerin yapılmasına imkan görmemesi ve bu nedenle erteleme kararı alması gerekir. Savaş halinde TBMM erteleme kararı almamışsa seçimler Anayasa gereği öngörülen tarihte yapılmak zorundadır.
Deprem mücbir sebep mi?
-Hukukta “mücbir sebep” olarak adlandırılan bir durum var. Mücbir sebeplerin varlığı halinde hukuken yapılması gereken çeşitli işlerin yapılması ertelenebilmektedir. Deprem bir tür mücbir sebep olarak kabul edilemez mi? Örneğin bir pandemi durumunda sandığa gidip oy kullanmak hastalığın yayılmasına sebep olacağından pandemi bir mücbir sebep değil midir? Pandemi mücbir sebep olarak kabul edilecekse, deprem de mücbir sebep olarak kabul edilmez mi?
Her ikisine de hayır. Anayasa seçimlerin ertelenmesini olanaklı kılan mücbir sebebi tanımlamıştır ve o da savaş durumudur.
Bu yüzden seçimler ancak savaş nedeniyle ertelenebilir ve bu durum Anayasa tarafından seçimlerin ertelenmesinin tek mücbir sebebi olarak belirlenmiştir. Aksi türlü olsaydı Anayasa ya savaş, tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar nedeniyle seçimlerin ertelenmesi mümkündür şeklinde bir düzenleme yapar ya da hiçbir düzenleme yapmaz hukuktaki genel mücbir sebep hallerine göre işlem yapılmasına izin verirdi. Sonuç olarak savaş hali dışındaki herhangi bir nedenle seçimlerin ertelenmesi “hukuken” mümkün değildir.
-Bu durumda 14 Mayıs’a kadar bir savaş ilanı söz konusu olmadığı sürece seçimlerin ertelenmesine karar verilemez sonucuna mı ulaşıyoruz?
Hayır. 14 Mayıs tarihi seçim tarihi olarak açıklanmış olsa da henüz kesinleşmiş bir tarih değildir. Cumhurbaşkanı ya da TBMM tarafından bir erken seçim kararı alınmadığı takdirde seçimlerin 2839 sayılı “Milletvekili Seçimi Kanunu” hükümlerine göre yürütülmesi zorunludur.
Dolayısıyla seçimlerin 14 Mayıs’ta yapılması bir erken seçim kararı alınmasına bağlıdır. Erken seçim kararı alınmadığı takdirde, seçimler, belirtilen kanunun genel hükümlerine göre yürütülecektir. Bu hükümlere bakarak seçimlerin kesin tarihi belirlenecektir. 2839 sayılı Kanunun 6. maddesine göre Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçimleri Cumhurbaşkanı seçimi ile birlikte beş yılda bir yapılır.
Bir önceki seçimin yapıldığı tarihten itibaren beş yılın dolmasından önceki son Pazar günü oy verilir. Oy verme gününden geriye doğru hesaplanacak altmış günlük sürenin ilk günü seçimin başlangıç tarihidir.” Dolayısıyla seçimlerin 14 Mayıs’ta yapılması Cumhurbaşkanı ya da TBMM’nin erken seçim kararına bağlıdır. Bu organlar tarafından erken seçim kararı alınmadığı takdirde Yüksek Seçim Kurulu seçim takvimini Kanunda belirtilen süreye göre hesaplayarak seçim takvimini başlatmak zorundadır.
Buna göre son seçimler 24 Haziran 2018 tarihinde yapıldığından, beş yılın doldurulduğu tarih olan 24 Haziran 2023 tarihi belirleyici olacaktır. 24 Haziran 2023 günü Cumartesi olduğundan bu tarihten önceki Pazar günü olan 18 Haziran 2023 tarihi seçim tarihi olacaktır. Seçim takvimi de bundan 60 gün öncesinden yani 19 Nisan 2023 tarihinde başlayacaktır. Ancak kuşkusuz daha önce kamuoyuna açıklanan tarih olan 14 Mayıs 2023’te erken seçime karar verilmesi halinde seçim takvimi Mart ayında başlayacaktır.
YSK erteleyemez
-Yalnız biliyoruz ki seçim kanunlarında YSK’nin seçimlerdeki süreleri değiştirebileceğine dair hükümler bulunmaktadır. YSK bu hükümlere dayanarak seçimlerin tarihini biraz da olsa erteleyemez mi?
Cevap: Kesinlikle hayır. YSK seçim tarihleri üzerinde hiçbir değişiklik yapamaz. “Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun”un ek 4. maddesine göre “Yüksek Seçim Kurulu, zorunlu gördüğü takdirde, adaylığa müracaat tarihi, müracaatların incelenmesi, adaylığa karşı itiraz, itirazların karara bağlanması, adayların geçici ve kesin ilanı gibi seçim işlemleri için bu Kanunda veya başka kanunlarda öngörülen tarihleri ve süreleri değiştirebilir.”
Burada YSK’nin yetkisinin “gibi seçim işlemleri için” ibaresiyle sınırlandırıldığını belirtmek gerekir. YSK’nin seçim tarihlerini değiştirme yetkisi olduğunu kabul etmek, YSK’nın iradesinin, Anayasa ve kanun ile yasama ve yürütme organlarının iradesinin üstünde olduğunu kabul etmek anlamına gelir. Anayasa ve kanun belirli bir seçim tarihi öngörmüşse, özel bir kanunla bu süreleri değiştirmek mümkün değildir.
Öte yandan TBMM ya da Cumhurbaşkanı bir erken seçim tarihi kararlaştırmışsa, YSK’nın bu tarih dışında bir tarih belirlemesi, YSK’nın Cumhurbaşkanı ya da TBMM’nin üstünde olduğu anlamına gelir ki bunu hukuken onaylamak olanaksızdır. YSK’ya kanunla verilen yetki sadece “adaylığa müracaat tarihi, müracaatların incelenmesi, adaylığa karşı itiraz, itirazların karara bağlanması, adayların geçici ve kesin ilanı gibi seçim işlemlerle” ilgili süreler ve tarihlerdir. YSK’nın Anayasa, kanun, Cumhurbaşkanı ya da TBMM tarafından belirlenmiş bir seçim tarihi üzerinde bir gün bile oynama yetkisi bulunmamaktadır. Üstelik YSK’nın bu sınırlılığı sadece seçimlerin ertelenmesine ilişkin değildir. YSK erken seçim kararıyla belirlenmiş olan seçim tarihini de hiçbir biçimde değiştiremez.
Bütün partiler uzlaşsa bile seçimler ertelenemez
-Siz iki şey söylüyorsunuz: (1) seçim tarihinin savaş durumu dışında ertelenmesi mümkün değildir (2) YSK’nın seçim tarihiyle ilgili hiçbir yetkisi yoktur. Burada benim aklıma şöyle bir soru geliyor: Diyelim ki TBMM’deki bütün partiler savaş olmadığı halde seçimlerin ileri bir tarihe alınmasını istemektedirler. Bu konuda da bütün siyasal partiler arasında mutabakat var diyelim. Bu durumda da seçimlerin ertelenmesi mümkün olmaz mı?
Yine kesinlikle hayır. Kuşkusuz bu tür bir mutabakat varsa, önce Anayasa değiştirilerek ilgili maddede kalıcı ya da geçici değişiklikler yapılabilir. Ancak Anayasa değiştirilemediği sürece hiçbir kişi ya da kurumun, savaş hali dışında, Anayasa’da öngörülen seçim süresini aşması mümkün değildir.
Bu sorunun cevabı basittir: Erken seçim kararı almak demek, milletin belirli bir süre için vermiş olduğu yetkiyi, sahibi olan millete süresinden önce geri vermek anlamına gelir. Egemenliğin sahibi olan millet de bu yetkisini kullanarak yeni temsilciler belirleyebilir. Oysa seçimin ertelenmesinde durum farklıdır. Millet seçtiği temsilcilere bir toplum sözleşmesi olan Anayasayla bir süre sınırı koymuş ve bu sürenin sonunda yetkinin kendisine dönmesini istemiştir. Bu sürenin aşılmasının koşulunu da savaş hali olarak belirlemiştir. Anayasa’da tanımlanan bu mücbir sebep dışında TBMM’nin yetkisini tek bir gün dahi uzatması olanaklı değildir.
Millet egemenliğini inkar
TBMM’nin kendisi buna karar veremiyorsa, YSK’nın bu tür bir yetkiye sahip olduğu akla bile getirilemez. TBMM ya da YSK’nın bu tür bir yetkisinin olduğunu kabul etmek, millet egemenliğini inkâr anlamına gelir. Çünkü seçimlerin örneğin üç gün ertelenmesine karar verebilen bir kişi ya da organ seçimlerin üç ay ya da üç yıl ya da otuz üç yıl ertelenmesine de karar verebilir demektir. Çünkü sorun ertelemenin süresi değildir; bir kişi ya da kurumun ilkesel olarak bu tür bir yetkiye sahip olup olmadığıdır. Millet, temsilcilerine Anayasayla verdiği sürenin bitiminde yetkisini geri alamamışsa, temsili organ, egemenliğin kaynağı olan organ haline gelmiş ve egemenlik devredilmiş demektir. Bir başka anlatımla seçim tarihinin Anayasada belirlenen sürenin üstüne çıkmasını kararlaştırabilen bir organ, Anayasanın üstünde ve dolayısıyla da egemenliğin kaynağı olan milletin üstünde olan bir organdır.
Bu yüzden de savaş hali dışında seçimlerin tek bir gün bile ertelenmesine karar vermek hiçbir kişi ya da kurumun yetkisinde değildir. Aksini kabul etmek, yeterli bir çoğunluğa sahip bir siyasal iktidarın seçimleri tümüyle ortadan kaldırmak gibi demokratik bir sistemde düşünülmesi dahi tehlikeli olan bir durumun varlığını kabul etmek demektir.
-Tabii siz teorik olasılıkları değerlendiriyorsunuz. Ama yukarıda konuştuğumuz OHAL kararının seçimleri erteletmek amacıyla alındığına ilişkin çeşitli spekülasyonlar var. Varsayalım ki bu söylediklerinize rağmen TBMM ya da YSK bu tür bir karar aldı. Bu tür bir kararın alınmasını engellemek için Anayasa’da bir hüküm var mıdır?
Kuşkusuz yukarıdan beri sözünü ettiğim Anayasa ve kanun hükümleri ile teorik görüşler bu tür bir kararın “hukuken” alınmasını engeller. Burada “hukuken” ibaresinin altını çiziyorum.
Çünkü Anayasa Hukukunda anayasanın değiştirilmesine ilişkin iki iktidar bulunmaktadır. Bunlardan birincisi asli kurucu iktidar, diğeri tali kurucu iktidardır. Kabaca tanımlanırsa asli kurucu iktidar anayasayı baştan yapan, tali kurucu iktidar ise mevcut anayasayı değiştiren iktidardır. Asli kurucu iktidar ile tali kurucu iktidar arasındaki en önemli fark; asli kurucu iktidarın yeni anayasa yaparken, daha önceden belirlenmiş hukuksal bir değiştirme yöntemine göre anayasa yapmaması, tali kurucu iktidarın ise anayasayı daha önceden belirlenmiş hukuksal bir yöntemle değiştirmesidir. Dolayısıyla asli kurucu iktidar önceden belirlenmiş hukuksal bir yönteme göre hareket etmediğinden siyasal bir iktidardır.
Oysa tali kurucu iktidar, daha önceden belirlenen hukuksal yöntemle anayasa değiştirdiğinden hukuksal bir iktidardır. Bir başka anlatımla asli kurucu iktidar siyasal, tali kurucu iktidar hukuksal bir iktidardır. Asli kurucu iktidar genellikle yeni bir devlet kurulması, bir devrim ya da darbe yapılması durumlarında ortaya çıkar.
Oysa tali kurucu iktidar mevcut bir devletin anayasasının değiştirilmesi durumlarında ortaya çıkar. Bir devletin anayasası eğer anayasada belirtilen yöntemle değiştirilmemişse, burada kullanılan iktidar asli kurucu iktidar yani siyasal bir iktidardır. Örneğin 1961 ve 1982 Anayasaları birer askeri darbe sonunda yapıldıklarından, burada siyasal bir iktidar ya da asli kurucu iktidar yetkisi kullanılmıştır. Ancak asli kurucu iktidar yetkisinin kullanılmış sayılması için mutlaka askeri bir darbe olması gerekmez.
Sivil darbe
Anayasanın özü eğer sivil bir iktidar tarafından anayasada öngörülmemiş bir yöntemle değiştirilmişse burada sivil bir darbeden söz edilebilir. Bu tür bir durumda anayasanın asli bir kurucu iktidar tarafından değiştirildiğini kabul etmek gerekir. Bu bağlamda, Anayasa’da öngörülen seçim süresinin Anayasa’da öngörülen özel sebep, yani savaş hali dışında ertelenmesi söz konusu olursa, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan ve değiştirilemezlik niteliği bulunan “demokratik devlet” ilkesi değiştirilmiş olacağından Anayasa sivil bir darbeyle değiştirilmiş olur ve bu tür bir değişiklik hukuksal değil siyasal bir asli kurucu iktidar yetkisinin kullanıldığı anlamına gelir.
Savaş hali dışında seçenek yok
Şu halde Anayasal sınırlar içinde kalarak seçimlerin ertelenebilmesi için savaş hali dışında bir seçenek yoktur. Bunun dışında seçimlerin ertelenmesi Anayasanın sınırları dışına çıkılması, yani asli kurucu iktidar yetkisinin kullanılması anlamına gelir. Kuşkusuz asli kurucu iktidar yetkisi siyasal bir eylemdir ve siyaset biliminin konusuna girer; hukukun inceleme alanında değildir. Siyaset biliminde bu eylem devrim, darbe, ihtilal, yeni bir devletin kuruluşu gibi adlarla adlandırılır.
-Hukuksal sınırlar içinde kalarak seçimleri erteletmenin tek yolu savaş olduğuna göre siyasal iktidar, içerdeki kaos durumunun bir tür iç savaş olduğunu ileri sürerek seçimlerin ertelenmesine karar veremez mi?
Milletlerarası hukukukun meşru saydığı savaş
İki nedenle hayır. Birincisi bizim 1982 Anayasası “iç savaş” gibi bir durumu düzenlememiştir. Dolayısıyla bir iç savaş ya da kaos durumu yukarıda tanımlanan “savaş” kavramının içine girmez. İkincisi Anayasa’nın 92. maddesi, TBMM tarafından verilebilecek savaş kararına ilişkin bir nitelendirme yapmıştır.
Buna göre “Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilanına …izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.” Günümüz uluslarası teamülünde uluslararası hukukun meşru saydığı savaş, meşru savunma halidir. Dolayısıyla TBMM’nin bir savaş hali ilanına karar vermesi, bu kararın “Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerden” birini içermesine bağlıdır. Milletlerarası hukuk tarafından meşru sayılmayan bir savaş, 1982 Anayasası’nın tanımladığı bir savaş değildir.
Dolayısıyla seçimlerin ertelenmesine kapıyı açan savaş hali ancak bu tür bir meşruiyeti olan savaştır. Ayrıca tekrar etmek gerekir ki bu tür bir savaş bile seçimlerin kendiliğinden ertelenmesine neden olmaz. TBMM’nin bu savaş dolayısıyla seçimlerin yapılmasını olanaklı görmemesi halinde seçimlerin ertelenmesine karar vermesi mümkündür.
-Bu durumda ilan edilmiş olan OHAL kararının seçimlerin ertelenmesiyle kesinlikle ilgisi yoktur ve herhangi bir kişi ya da kurum TBMM’in savaş kararı vermiş olması dışında, seçimleri erteletemez diyebilir miyiz?
Hukuken evet, diyebiliriz. Anayasa ve kanun hükümleri çerçevesinde bu sonuçlara ulaşmak zorunludur. Ancak Anayasa ve kanunlara rağmen bir seçimlerin ertelenmesi kararı alınırsa, bunun hukuk sınırları içinde yorumlama olanağı yoktur. Bu tür bir karar ancak siyasal bir karar olabilir. Bu tür bir siyasal karar siyaset biliminde sivil darbe başlığı altında incelenebilir; hukuksal bir karar olarak üzerinde yorum yapmanın olanağı yoktur.
MAHMUT AYDIN – kısadalga.net
İlginizi Çekebilir
Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi: Yönetici İstismarı Bağışları, Kurumsal İtibarı ve Toplumsal Dayanışmayı Nasıl Çökertiyor?
Haber Analiz | Bankavitrini.com
Dernek ve vakıflar, toplumun en önemli sosyal sermaye kurumları arasında yer alır. Eğitimden sağlığa, kültür-sanattan afete kadar birçok alanda kamu hizmetini tamamlayıcı rol üstlenirler. Bu kurumların en büyük sermayesi ise para değil, güvendir.
Ancak son yıllarda gerek Türkiye’de gerekse dünyada bazı dernek ve vakıflarda ortaya çıkan yönetim zafiyetleri, usulsüzlük iddiaları, çıkar çatışmaları ve kişisel menfaat amaçlı uygulamalar yalnızca ilgili kurumu değil, aynı alanda faaliyet gösteren tüm sivil toplum kuruluşlarını olumsuz etkilemektedir.
Araştırmalar, bağışçıların en önemli karar kriterinin “kuruma duyulan güven” olduğunu gösteriyor. Güven kaybı yaşandığında bağışlar azalıyor, gönüllüler uzaklaşıyor, sponsorlar geri çekiliyor ve kurumların uzun yıllarda oluşturduğu itibar kısa sürede yok olabiliyor.
Dernek ve vakıfların gerçek sermayesi paradan önce güvendir
Bir şirket müşteri kaybettiğinde reklam yaparak yeni müşteri bulabilir.
Bir banka sermayesini artırabilir.
Bir sanayi şirketi yeni yatırımcı bulabilir.
Ancak; bir dernek veya vakıf güvenini kaybettiğinde yerine koyması en zor varlığını kaybetmiş olur.
Çünkü bağış;
- zorunlu değildir,
- tamamen gönüllülük esasına dayanır,
- güven ortadan kalktığında ilk kesilen kaynak haline gelir.
Yönetici istismarının en sık görülen biçimleri
Her usulsüzlük mutlaka suç teşkil etmeyebilir; ancak etik açıdan ciddi güven kaybına yol açabilecek uygulamalar şunlardır:
Mali istismar
- bağışların amacı dışında kullanılması
- kayıt dışı harcamalar
- şeffaf olmayan muhasebe
- belge eksiklikleri
Yetki istismarı
- kararların tek kişi tarafından alınması
- yönetim kurulunun devre dışı bırakılması
- aile bireylerinin yönetimde yoğunlaşması
Çıkar çatışması
- yöneticilerin kendi şirketlerinden mal veya hizmet alınması
- yakın akrabalara iş verilmesi
- ihalesiz alımlar
İtibar istismarı
- kurum adının kişisel kariyer için kullanılması
- siyasi veya ticari çıkar sağlanması
- bağışçı bilgilerinin amacı dışında kullanılması
Güven kaybının ilk etkisi bağışlarda görülür
Bağışçı psikolojisi oldukça nettir.
Bağış yapan kişi şunu düşünür: “Param gerçekten ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor mu?”
Bu sorunun cevabı net değilse;
- düzenli bağışlar durur,
- yeni bağışçı kazanımı zorlaşır,
- kurumsal sponsorlar uzaklaşır,
- uluslararası fonlar risk görmeye başlar.
Akademik çalışmalar, dolandırıcılık veya varlık kötüye kullanımı haberlerinin ardından bağışların düştüğünü; etkin şeffaflık, kayıpların telafisi ve yönetişim reformlarının ise güveni kısmen yeniden tesis edebildiğini göstermektedir.
En büyük zarar masum dernek ve vakıflara olur
Bir kurumdaki skandal; aynı alanda çalışan yüzlerce dürüst kuruluşu da etkiler.
Örneğin;
Bir çocuk vakfında yaşanan mali usulsüzlük haberi; diğer çocuk vakıflarının da bağışlarını azaltabilir.
Bir sağlık derneğindeki skandal; tüm sağlık STK’larına duyulan güveni zayıflatabilir.
Bu durum literatürde “güven bulaşıcılığı” olarak da değerlendirilmektedir.
Gönüllüler de kurumdan uzaklaşır
Bağış kadar önemli diğer unsur; gönüllü insan kaynağıdır.
Güven kaybı yaşayan kurumlarda;
- uzmanlar görev almak istemez,
- genç gönüllüler ayrılır,
- yönetim kurullarına kaliteli isim bulmak zorlaşır.
Sonuçta kurum yalnızca finansal değil; aynı zamanda insan sermayesini de kaybeder.
Kurumsal sponsorlar neden çekilir?
Büyük şirketler; Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) bütçelerini aktarırken şu kriterlere bakar:
- bağımsız denetim
- mali raporlar
- yönetişim yapısı
- itibar riski
- şeffaflık
Şüpheli görülen kurumlar sponsorluk listelerinden çıkarılabilir.
Çünkü sponsor şirket de kendi marka değerini korumak ister.
Uluslararası fonlar ilk olarak yönetişime bakıyor
Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, uluslararası kalkınma kuruluşları; yalnızca proje kalitesine değil; aynı zamanda;
- yönetim yapısına,
- iç kontrol sistemine,
- etik kurallara,
- çıkar çatışması politikalarına,
- bağımsız denetime
büyük önem veriyor. Güçlü iç kontrol, risk yönetimi ve bağımsız denetim mekanizmalarının yolsuzluk ve kaynak israfı riskini azalttığı uluslararası standartlarda vurgulanmaktadır.
Dünyadan dikkat çeken örnekler
Amerikan Kızılhaçı (American Red Cross)
Bazı afet bağışlarının kullanımına ilişkin eleştiriler sonrası kurum uzun süre kamuoyu baskısıyla karşılaştı.
Wounded Warrior Project (ABD)
Yönetim harcamaları ve lüks harcama iddiaları bağışlarda ciddi düşüşe neden oldu.
Oxfam
Bazı ülkelerde yaşanan etik skandallar sonrasında;
- bağışlarda azalma,
- üst yönetim değişikliği,
- kapsamlı yönetişim reformları gündeme geldi.
Bu örnekler, tek bir yönetişim krizinin küresel ölçekte itibar kaybına yol açabileceğini gösteriyor.
İyi yönetişim nasıl sağlanır?
Uzmanlara göre güçlü bir dernek veya vakıfta şu mekanizmalar bulunmalıdır:
- bağımsız denetim
- düzenli faaliyet raporları
- kamuya açık mali tablolar
- yönetim kurulu etkinliği
- etik komitesi
- çıkar çatışması politikası
- ihbar mekanizması
- görev sürelerinin sınırlandırılması
- profesyonel iç kontrol sistemi
- dijital bağış izleme altyapısı
OECD, dürüstlük kültürünün ve yönetişim mekanizmalarının sadece yasal düzenlemelerden değil, bunların etkin uygulanmasından beslendiğini vurgulamaktadır.
Türkiye açısından çıkarılacak dersler
Türkiye’de binlerce dernek ve vakıf; eğitim, sağlık, afet, kültür, çevre ve sosyal yardım alanlarında çok önemli çalışmalar yürütüyor.
Ancak birkaç olumsuz örnek; bütün sektörün itibarını zedeleyebiliyor.
Bu nedenle;
- şeffaflık
- hesap verebilirlik
- bağımsız denetim
- profesyonel yöneticilik
- güçlü iç kontrol
artık bir tercih değil, kurumsal sürdürülebilirliğin temel şartı haline gelmiş durumda.
Sonuç
Dernek ve vakıfların en büyük varlığı sahip oldukları bina, araç veya banka hesapları değildir.
Asıl sermayeleri; toplumun güvenidir.
Bu güvenin kaybedilmesi;
- bağışların azalmasına,
- gönüllülerin uzaklaşmasına,
- kurumsal sponsorların çekilmesine,
- uluslararası fonların kesilmesine,
- sosyal projelerin durmasına,
- en önemlisi ise toplumun dayanışma kültürünün zayıflamasına neden olur.
Bir yöneticinin kısa vadeli kişisel çıkarı için yaptığı hata, yalnızca temsil ettiği kuruma değil; aynı amaca hizmet eden yüzlerce dürüst sivil toplum kuruluşuna da zarar verebilir. Bu nedenle güçlü yönetişim, etik yönetim ve hesap verebilirlik; dernek ve vakıflar için yalnızca hukuki bir yükümlülük değil, varlıklarını sürdürebilmelerinin temel güvencesidir.
BANKA HABERLERİ
Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin
Yayınlanma:
4 gün önce|
19/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Kamu Bankası Çalışanına Yok, Bazı Meslek Gruplarına Var… Tartışma Büyüyor
Türkiye’de yeşil pasaport (hususi damgalı pasaport) uzun yıllardır belirli kamu görevlileri ve bazı özel statülü meslek gruplarına tanınan önemli bir ayrıcalık olarak uygulanıyor. Son dönemde ise bu kapsamın genişletilmesine yönelik peş peşe kanun teklifleri TBMM’ye sunulurken; ülke ekonomisinin en stratejik sektörlerinden biri olan bankacılık sektörünün bu hakkın tamamen dışında bırakılması sektör içinde yeniden tartışılmaya başlandı. Meclis gündemine mühendislerden mimarlara, diş hekimlerinden veteriner hekimlere kadar birçok meslek grubu için yeşil pasaport teklifleri gelirken, yaklaşık 200 bini aşkın bankacıyı temsil eden sektör için bugüne kadar benzer bir düzenleme bulunmuyor.
Bankacılar neden bu talebi dile getiriyor?
Bankacılık artık yalnızca kredi kullandıran klasik bir sektör olmaktan çıktı.
Bugün bankacılar;
- Uluslararası finans kuruluşlarıyla çalışıyor,
- Avrupa ve ABD’deki regülasyonları takip ediyor,
- Basel kriterleri,
- AML/KYC,
- FATF,
- ESG,
- Dijital bankacılık,
- Yapay zeka,
- Siber güvenlik,
- SWIFT,
- uluslararası ödeme sistemleri gibi konularda sürekli yurtdışı temasları yürütüyor.
Özellikle;
- dış ticaret finansmanı,
- proje finansmanı,
- yatırım bankacılığı,
- sendikasyon kredileri,
- ihracat finansmanı,
- fintech iş birlikleri
gibi alanlarda çalışan binlerce bankacı yıl içerisinde çok sayıda uluslararası seyahat gerçekleştirmek zorunda kalıyor.
Bankacılık sektörü temsilcilerine göre bu durum, yeşil pasaport talebinin temel gerekçelerinden biri haline geliyor.
Kamu bankalarında çalışanlar da alamıyor
İşin dikkat çeken yönlerinden biri ise;
Türkiye’nin en büyük kamu bankaları olan;
- Ziraat Bankası
- Halkbank
- VakıfBank
çalışanlarının büyük bölümünün de yeşil pasaport hakkına sahip olmaması.
Sadece özelleştirme öncesi belirli statülerde görev yapan bazı eski personeller için geçmişten gelen özel hükümler bulunurken, günümüzde göreve başlayan kamu bankası çalışanları bu kapsamın dışında kalıyor.
Bu nedenle sektör içinde; “Kamu adına çalışan bankacıya bile yeşil pasaport verilmezken, farklı birçok meslek grubu için yeni teklifler hazırlanıyor” eleştirileri dile getiriliyor.
Kimler bugün Yeşil Pasaport alabiliyor?
Mevcut mevzuata göre başlıca gruplar şunlar:
Kamu kesimi
- 1., 2. ve 3. derece devlet memurları
- Aynı derecedeki bazı sözleşmeli kamu görevlileri
- Emekli olduktan sonra bu hakkı koruyan kamu görevlileri
Siyasi görevler
- Eski milletvekilleri
- Eski bakanlar
Yerel yönetimler
- Büyükşehir belediye başkanları
- İl ve ilçe belediye başkanları (görev süresince)
Devlet sporcuları
Uluslararası başarı kazanmış devlet sporcuları
İhracatçılar
Belirli ihracat hacmini sağlayan ihracatçı firmaların yetkilileri de belirli kontenjanlar dahilinde hususi damgalı pasaport alabiliyor.
TBMM’de hangi meslek grupları için teklifler var?
Son dönemde Meclis’e sunulan teklifler incelendiğinde kapsamın giderek genişletilmeye çalışıldığı görülüyor.
Mühendisler
En az 15 yıl kıdeme sahip TMMOB üyeleri için yeşil pasaport verilmesini öngören teklif İçişleri Komisyonu’nda bekliyor.
Mimarlar
Mühendislerle birlikte teklif kapsamında yer alıyor.
Diş Hekimleri
15 yıl kıdeme sahip diş hekimleri için teklif verildi.
Veteriner Hekimler
Aynı teklif içerisinde bulunuyor.
Avukatlar
Belirli kıdeme sahip avukatlara yönelik farklı kanun teklifleri de Meclis gündemine taşındı.
Bankacılar neden kapsam dışında?
Aslında bankacılık;
- Türkiye’nin finansal istikrarını yöneten,
- ihracatı finanse eden,
- yatırımları organize eden,
- dış finansmanı sağlayan,
- uluslararası sermaye girişlerinde kritik rol oynayan
stratejik sektörlerden biri.
Bugün;
- sendikasyon kredileri,
- Eurobond işlemleri,
- IFC,
- EBRD,
- Dünya Bankası,
- Asya Altyapı Yatırım Bankası,
- uluslararası yatırım fonları
ile sürekli temas halinde çalışan binlerce bankacı bulunuyor.
Buna rağmen sektör çalışanlarının hiçbirinin meslekleri nedeniyle yeşil pasaport hakkı bulunmuyor.
Dünyadaki uygulamalar ne gösteriyor?
Birçok ülkede pasaport ayrıcalıkları daha çok diplomatik statüye bağlı olarak veriliyor.
Ancak iş insanlarına ve stratejik sektör çalışanlarına;
- hızlı vize,
- uzun süreli çok girişli vizeler,
- fast-track uygulamaları,
- güvenilir yolcu programları
gibi kolaylıklar sağlanıyor.
Türkiye’de ise bu kolaylıkların önemli bölümü ihracatçılar için uygulanırken bankacılık sektörü aynı kapsamda değerlendirilmiyor.
Sektörün ekonomik büyüklüğü
Türk bankacılık sektörü;
- yaklaşık 200 bin kişiye doğrudan istihdam sağlıyor,
- Türkiye ekonomisinin finansmanını yürütüyor,
- yüz milyarlarca dolarlık dış finansman işlemlerini organize ediyor,
- ihracat finansmanının ana aktörü konumunda bulunuyor.
Bu nedenle sektör temsilcileri; “uluslararası rekabet gücü açısından bankacılara da belirli kriterlerle yeşil pasaport verilmesi gerektiğini” savunuyor.
Olası model ne olabilir?
Tüm bankacılara sınırsız bir hak yerine;
örneğin;
- en az 15 yıl kıdeme sahip,
- BDDK lisanslı bankalarda çalışan,
- uluslararası işlemlerde görev yapan,
- belirli unvan seviyesine ulaşmış
bankacılar için kademeli bir model oluşturulabileceği ifade ediliyor.
Benzer kriterler ihracatçılar ve bazı meslek grupları için zaten uygulanıyor.
Bankavitrini Analizi
Kamu yönetimi, yeşil pasaportu yıllar içinde yalnızca kamu görevlilerine özgü bir ayrıcalık olmaktan çıkarıp belirli ekonomik ve mesleki katkı sağlayan grupları da kapsayacak şekilde genişletmeye başladı.
Mühendisler, mimarlar, diş hekimleri, veteriner hekimler ve avukatlar için peş peşe teklifler hazırlanırken; Türkiye ekonomisinin finansmanını sağlayan bankacılık sektörünün bu tartışmaların dışında kalması dikkat çekiyor.
Özellikle kamu bankalarında görev yapan ve kamu adına uluslararası finansal ilişkileri yöneten profesyoneller açısından da bu durum “eşitlik” tartışmasını beraberinde getiriyor.
Bankacılara yeşil pasaport verilmesi, yalnızca bir seyahat kolaylığı değil; Türkiye’nin finans sektörünün uluslararası rekabet gücünü artırabilecek, finans diplomasisini destekleyebilecek ve sektör çalışanlarına verilen kurumsal değerin bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde TBMM gündemine bankacılık sektörü için de benzer bir kanun teklifinin gelip gelmeyeceği, finans çevrelerinin yakından takip edeceği başlıklardan biri olmaya aday görünüyor.
BANKA HABERLERİ
Yurt Dışı Eğitim mağdurları: Chargeback ile Para İadesi Alabilir
Yurt Dışındaki Okula Kayıt Yaptırıp Eğitim Alamayan Öğrenciler Dikkat! Kredi Kartıyla Ödenen Eğitim Ücretleri Geri Alınabilir mi?
Yayınlanma:
5 gün önce|
18/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Alınmayan Hizmet İçin Chargeback (Ters İbraz) Hakkı Gündemde
Son dönemde özellikle dil okulları, yaz okulları, üniversite hazırlık programları ve özel eğitim kurumlarına kayıt yaptıran çok sayıda Türk öğrenci ve veli; vize reddi, okulun kapanması, programın iptal edilmesi, eğitimin başlamaması veya vaat edilen hizmetin sunulmaması gibi nedenlerle önemli mağduriyetler yaşamaya başladı.
Bu mağduriyetlerin önemli bir bölümünde ödemeler kredi kartı ile gerçekleştirildi.
Oysa birçok tüketicinin bilmediği önemli bir hak bulunuyor: Kredi kartıyla ödenen ancak karşılığında hizmet alınamayan eğitim ücretleri için bankaya “Chargeback (Ters İbraz / Harcama İtirazı)” başvurusu yapılabiliyor.
Bankacılık sektörü açısından bu süreç oldukça teknik olmakla birlikte, uluslararası kart kuruluşlarının kuralları tüketicilere önemli korumalar sağlıyor.
Bankaya Başvurmak İlk Adım
Öncelikle unutulmaması gereken konu şudur: Burada dava açılması ilk aşama değildir.
İlk yapılması gereken işlem; Ödemeyi yapılan kredi kartını çıkaran bankaya harcama itirazında bulunmaktır.
Bu işlem bankacılık sektöründe;
- Chargeback
- Ters İbraz
- Harcama İtirazı
- Dispute
olarak adlandırılır.
Chargeback Nedir?
Chargeback; Kart sahibinin; “Ben bu hizmeti alamadım” veya “Satıcı sözleşmedeki yükümlülüğünü yerine getirmedi” iddiasıyla bankasından yaptığı resmi geri ödeme talebidir.
Burada dikkat edilmesi gereken konu; Bu hak yalnızca dolandırıcılık işlemleri için değildir.
Aynı zamanda;
- hizmet verilmemesi
- eksik hizmet
- iptal edilen organizasyon
- kapanan okul
- hiç başlamayan eğitim
gibi durumlarda da kullanılabilir.
Eğitim Hizmeti İçin de Geçerlidir
Visa ve Mastercard kurallarına göre; “Hizmet sunulmaması” chargeback sebeplerinden biridir.
Bu nedenle;
- yurtdışı dil okulu
- üniversite
- yaz okulu
- eğitim danışmanlığı
- sertifika programı
gibi eğitim hizmetleri de kapsam içine girebilir.
Hangi Durumlarda Para Geri Alınabilir?
En sık karşılaşılan örnekler şunlar:
1- Okul hiç açılmadı
Ödeme yapıldı.
Ancak okul faaliyet göstermedi.
2- Eğitim başlamadı
Kayıt yapıldı.
Ancak eğitim verilmedi.
3- Vize reddi sonrası okul ücret iadesi yapmadı
Bazı sözleşmelerde; Vize reddinde ücret iadesi yazmasına rağmen ödeme yapılmayabiliyor.
4- Okul iflas etti
Faaliyet durduğu için hizmet alınamadı.
5- Danışman firma ortadan kayboldu
Ödeme alınmasına rağmen okul kaydı yapılmadı.
6- Eğitim çevrimiçine çevrildi
Yüz yüze eğitim vaat edilmesine rağmen tamamen farklı hizmet sunuldu.
7- Eğitim iptal edildi
Program hiç başlamadı.
Banka Süreci Nasıl İşliyor?
Süreç genel olarak şu şekilde ilerliyor.
1. Kart sahibi bankaya başvuruyor.
Belgelerini sunuyor.
↓
2. Banka inceleme yapıyor.
↓
3. Kart kuruluşuna (Visa/Mastercard) başvuruyor.
↓
4. İşlem iş yerine iletiliyor.
↓
5. İş yeri savunma yapıyor.
↓
6. Haklı bulunursa ücret karta iade ediliyor.
Bankaya Hangi Belgeler Verilmeli?
Ne kadar güçlü belge sunulursa başarı ihtimali de o kadar yükseliyor.
Örneğin;
- ödeme dekontu
- kredi kartı ekstresi
- okul sözleşmesi
- kayıt belgesi
- kabul mektubu
- e-postalar
- okulun iptal yazısı
- vize reddi
- hizmet verilmediğine ilişkin belgeler
- danışman firma yazışmaları
- ücret iadesinin reddedildiğini gösteren cevaplar
başvuru dosyasına eklenebilir.
Süre Sınırı Var mı?
Evet.
Chargeback işlemlerinde süre önemlidir.
Kart kuruluşlarının kurallarına göre başvuru süreleri işlem türüne göre değişebilmekle birlikte, hizmetin verilmesi gereken tarihten itibaren belirli süreler içinde itiraz edilmesi gerekir.
Bu nedenle mağduriyet oluşur oluşmaz bankaya başvurmak önem taşır.
Gecikme, hak kaybına yol açabilir.
Banka Başvuruyu Reddederse Ne Olur?
Her ret kararı kesin değildir.
Tüketici;
- ek belge sunabilir,
- yeniden değerlendirme talep edebilir,
- tüketici hakem heyeti veya mahkemeye başvurabilir (uyuşmazlığın niteliğine göre),
- gerekirse uluslararası kart kuralları kapsamında bankanın süreci nasıl yürüttüğünü sorgulayabilir.
Havale ile Ödeyenler Aynı Hakka Sahip mi?
Hayır.
Burada önemli fark oluşuyor.
Kredi kartı
Chargeback uygulanabilir.
Havale
Chargeback mekanizması yoktur.
Bu durumda;
- sözleşme hükümleri,
- hukuk davaları,
- icra yolları
ön plana çıkmaktadır.
Dolayısıyla kredi kartıyla ödeme yapanlar önemli bir avantaja sahip olabiliyor.
Yurt Dışı Eğitim Sektöründe Yeni Risk
Son yıllarda;
- artan döviz kuru,
- bazı eğitim kurumlarının mali sorunları,
- vize süreçlerinin uzaması,
- öğrenci sayılarındaki dalgalanma
nedeniyle uluslararası eğitim sektöründe iptal edilen program sayısı da arttı.
Özellikle pandemi sonrası birçok ülkede eğitim modeli değişirken, bazı okullar hibrit veya çevrimiçi modele geçti.
Bu durum da yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden oldu.
Bankalar Açısından Risk
Chargeback sayısındaki artış; bankalar açısından da operasyonel yük oluşturuyor.
İhraççı banka; müşterisini korurken, iş yeri bankası (Acquirer) ise satıcıyı temsil ediyor.
Dolayısıyla;
- belge incelemeleri
- uluslararası kart kuralları
- zaman yönetimi
- hukuki değerlendirmeler
önem kazanıyor.
Eğitim Kurumları Açısından Sonuç
Chargeback oranı yükselen kurumlar;
- daha yüksek komisyon ödeyebilir,
- riskli iş yeri olarak sınıflandırılabilir,
- ödeme alma kabiliyetini kaybedebilir,
- kart kabul sözleşmeleri sona erebilir.
Bu nedenle eğitim kurumlarının sözleşme hükümlerine uygun davranmaları ve iptal/iade süreçlerini şeffaf yürütmeleri kritik önem taşıyor.
Uzmanlar Ne Öneriyor?
Uzmanlar, yurt dışı eğitim hizmeti satın almadan önce şu noktalara dikkat edilmesini öneriyor:
- Sözleşmede iade koşullarını ayrıntılı okuyun.
- Vize reddi halinde uygulanacak prosedürü yazılı olarak teyit edin.
- Ödemeleri mümkünse kredi kartıyla yapın.
- Tüm yazışmaları saklayın.
- Hizmet sunulmadığında beklemeden bankanıza harcama itirazında bulunun.
- Başvurunuza mümkün olduğunca fazla belge ekleyin.
Bankacılık Sektörü Açısından Değerlendirme
Dijital ödemelerin hızla arttığı günümüzde kredi kartı yalnızca bir ödeme aracı değil, aynı zamanda tüketici açısından önemli bir koruma mekanizması sunuyor.
Uluslararası kart sistemlerinin geliştirdiği Chargeback (Ters İbraz) uygulaması, tüketicilerin hiç alamadıkları veya sözleşmeye uygun şekilde sunulmayan hizmetler nedeniyle mağdur olmalarını önlemeyi amaçlıyor.
Özellikle yurt dışı eğitim, turizm, havayolu, etkinlik organizasyonları ve dijital hizmetlerde bu mekanizma her geçen yıl daha fazla kullanılıyor.
Bankalar açısından ise bu süreç, hem müşteri memnuniyetini korumak hem de uluslararası kart kuruluşlarının kurallarına uyum sağlamak bakımından büyük önem taşıyor.
Özet
Yurt dışında eğitim almak amacıyla kayıt yaptıran ancak çeşitli nedenlerle eğitim hizmetinden yararlanamayan öğrenciler ve veliler için kredi kartıyla yapılan ödemelerde chargeback (ters ibraz) önemli bir hukuki ve finansal başvuru yolu olabilir. Ancak her olay kendi sözleşmesi, ödeme şekli ve hizmetin sunulmama nedenine göre ayrı değerlendirilir. Başvurunun güçlü belgelerle ve gecikmeden yapılması, sürecin başarı şansını artırır.
Not: Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Chargeback başvurularının kabulü; Visa ve Mastercard kuralları, kartı çıkaran bankanın incelemesi, iş yerinin savunması ve somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Her hizmetin otomatik olarak iade edileceği anlamına gelmez.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.039)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.522)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Tesla'nın kârı ikinci çeyrekte beklentilerin altında kaldı 22/07/2026
- Amazon, yapay zeka biriminde işten çıkarmaya gitti 22/07/2026
- Erakçi: ABD saldırısına destek verenler meşru hedef olacak 22/07/2026
- Güney Kore'den Hürmüz iddialarına yalanlama 22/07/2026
- "İran'ın petrol satamadığı bölgede kimse petrol satamaz" 22/07/2026
- AB'den Paramount-Warner Bros. anlaşmasına şartlı onay 22/07/2026
- Musk, yapay zekayla "The Odyssey" çekeceğini duyurdu 22/07/2026
- Çin ve ASEAN'dan enerji işbirliğini güçlendirme kararı 22/07/2026
- Reel kesimin döviz açığı Mayıs'ta 204,4 milyar dolar oldu 22/07/2026
- İç talep göstergesi Temmuz'da sert gerilemeye işaret etti 22/07/2026
SON YAZILAR
- Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık? 22/07/2026
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
- Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın 18/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
