GÜNDEM
Prof. Dr. Fahri Bakırcı yanıtladı: Seçimler ertelenebilir mi?
TOBB Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fahri Bakırcı ise depremin ardından ilan edilen OHAL sürecini ve seçimler ile ilgili görüşleri alındı
Yayınlanma:
3 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
TOBB Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fahri Bakırcı, savaş ilanı söz konu olmadığı sürece seçimlerin geriye bırakılmasının mümkün olmadığını belirterek, “Anayasa’da öngörülen seçim süresinin Anayasa’da öngörülen özel sebep, yani savaş hali dışında ertelenmesi söz konusu olursa, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan ve değiştirilemezlik niteliği bulunan “demokratik devlet” ilkesi değiştirilmiş olacağından Anayasa sivil bir darbeyle değiştirilmiş olur ve bu tür bir değişiklik hukuksal değil siyasal bir asli kurucu iktidar yetkisinin kullanıldığı anlamına gelir” dedi.
“Bütün partiler uzlaşsa bile seçim tarihi ertelenemez.
TBMM ya da YSK’nın bu tür bir yetkisinin olduğunu kabul etmek, millet egemenliğini inkâr anlamına gelir.
Savaş hali dışında seçimlerin tek bir gün bile ertelenmesine karar vermek hiçbir kişi ya da kurumun yetkisinde değildir. Aksini kabul etmek, yeterli bir çoğunluğa sahip bir siyasal iktidarın seçimleri tümüyle ortadan kaldırmak gibi demokratik bir sistemde düşünülmesi dahi tehlikeli olan bir durumun varlığını kabul etmek demektir.”

OHAL ilanına gerek var mıydı?
-Biliyorsunuz yakın zamanda yürütme organı tarafından OHAL ilan edildi. Bu koşullarda OHAL ilanına gerek var mıydı?
Anayasa’nın 119. maddesi Cumhurbaşkanının tabii afet hallerinde ülkenin tamamında veya bir bölgesinde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebileceğini öngörmüştür. Depremin bir tabii afet olduğuna ilişkin hiçbir kuşku yoktur.
Dolayısıyla hukuken OHAL ilan edilmiş olmasının Anayasa’ya uygun olduğu söylenebilir. Yürütme organının elinde depreme müdahale edecek yeterli aracının olduğu ve bu yüzden OHAL ilanına gerek bulunmadığı yönünde itirazlar duyuyorum ancak bu itirazların hukuki bir yönü yoktur. Yürütme organı bu tür bir durumda OHAL kararı verip vermeme konusunda takdir yetkisine sahiptir ve yetkisini bu yönde kullanmıştır.
OHAL’de seçimler ertelenebilir mi?
-Basında ve sosyal medyada OHAL’in yaklaşan seçimleri ertelemek için ilan edildiğini ileri süren görüşler açıklanmaktadır. Bu tür görüşler hakkındaki yorumunuz nedir?
Öncelikle seçimlerin OHAL dolayısıyla erteletilmesinin olanağı yoktur. Öte yandan OHAL üç aylığına ilan edilmiştir ve üç ayın sona erdiği tarih, ilan edilen 14 Mayıs 2023 tarihinden öncedir. Dolayısıyla en azından alınmış olan bu kararın seçim tarihi üzerinde bir etkisi olamaz.
“Seçimlerin geriye bırakılması sözkonusu olamaz”
-Diyelim ki üç aylık sürenin sona ermesinden sonra OHAL’in süresinin uzatılması söz konusu olursa, OHAL dolayısıyla seçimlerin ertelenmesi söz konusu olabilir mi?
Kesinlikle hayır. Anayasa’nın 78. maddesi “savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkan görülmezse, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasına karar verebileceğini” öngörmüştür.
Dolayısıyla bir savaş ilanı söz konusu olmadığı sürece seçimlerin geriye bırakılması söz konusu olmaz. OHAL hiçbir biçimde seçimlerin yapılmasına engel değildir. Bir başka anlatımla OHAL’in seçim tarihi üzerinde hiçbir etkisi yoktur; seçim tarihinde OHAL devam etse bile seçimler yapılmak zorundadır. Hatta savaş hali bile olsa, seçimlerin ertelenmesi kararı alınmazsa seçimlerin yapılması mümkündür.
Bir başka anlatımla ülkenin savaş halinde olması seçimlerin zorunlu olarak ertelenmesinin nedeni değildir. TBMM, savaş halinin seçimlerin yapılmasına engel oluşturmadığını düşünürse savaşa rağmen seçimler yapılabilir. Dolayısıyla savaş halinde seçimlerin ertelenebilmesi için TBMM’nin seçimlerin yapılmasına imkan görmemesi ve bu nedenle erteleme kararı alması gerekir. Savaş halinde TBMM erteleme kararı almamışsa seçimler Anayasa gereği öngörülen tarihte yapılmak zorundadır.
Deprem mücbir sebep mi?
-Hukukta “mücbir sebep” olarak adlandırılan bir durum var. Mücbir sebeplerin varlığı halinde hukuken yapılması gereken çeşitli işlerin yapılması ertelenebilmektedir. Deprem bir tür mücbir sebep olarak kabul edilemez mi? Örneğin bir pandemi durumunda sandığa gidip oy kullanmak hastalığın yayılmasına sebep olacağından pandemi bir mücbir sebep değil midir? Pandemi mücbir sebep olarak kabul edilecekse, deprem de mücbir sebep olarak kabul edilmez mi?
Her ikisine de hayır. Anayasa seçimlerin ertelenmesini olanaklı kılan mücbir sebebi tanımlamıştır ve o da savaş durumudur.
Bu yüzden seçimler ancak savaş nedeniyle ertelenebilir ve bu durum Anayasa tarafından seçimlerin ertelenmesinin tek mücbir sebebi olarak belirlenmiştir. Aksi türlü olsaydı Anayasa ya savaş, tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar nedeniyle seçimlerin ertelenmesi mümkündür şeklinde bir düzenleme yapar ya da hiçbir düzenleme yapmaz hukuktaki genel mücbir sebep hallerine göre işlem yapılmasına izin verirdi. Sonuç olarak savaş hali dışındaki herhangi bir nedenle seçimlerin ertelenmesi “hukuken” mümkün değildir.
-Bu durumda 14 Mayıs’a kadar bir savaş ilanı söz konusu olmadığı sürece seçimlerin ertelenmesine karar verilemez sonucuna mı ulaşıyoruz?
Hayır. 14 Mayıs tarihi seçim tarihi olarak açıklanmış olsa da henüz kesinleşmiş bir tarih değildir. Cumhurbaşkanı ya da TBMM tarafından bir erken seçim kararı alınmadığı takdirde seçimlerin 2839 sayılı “Milletvekili Seçimi Kanunu” hükümlerine göre yürütülmesi zorunludur.
Dolayısıyla seçimlerin 14 Mayıs’ta yapılması bir erken seçim kararı alınmasına bağlıdır. Erken seçim kararı alınmadığı takdirde, seçimler, belirtilen kanunun genel hükümlerine göre yürütülecektir. Bu hükümlere bakarak seçimlerin kesin tarihi belirlenecektir. 2839 sayılı Kanunun 6. maddesine göre Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçimleri Cumhurbaşkanı seçimi ile birlikte beş yılda bir yapılır.
Bir önceki seçimin yapıldığı tarihten itibaren beş yılın dolmasından önceki son Pazar günü oy verilir. Oy verme gününden geriye doğru hesaplanacak altmış günlük sürenin ilk günü seçimin başlangıç tarihidir.” Dolayısıyla seçimlerin 14 Mayıs’ta yapılması Cumhurbaşkanı ya da TBMM’nin erken seçim kararına bağlıdır. Bu organlar tarafından erken seçim kararı alınmadığı takdirde Yüksek Seçim Kurulu seçim takvimini Kanunda belirtilen süreye göre hesaplayarak seçim takvimini başlatmak zorundadır.
Buna göre son seçimler 24 Haziran 2018 tarihinde yapıldığından, beş yılın doldurulduğu tarih olan 24 Haziran 2023 tarihi belirleyici olacaktır. 24 Haziran 2023 günü Cumartesi olduğundan bu tarihten önceki Pazar günü olan 18 Haziran 2023 tarihi seçim tarihi olacaktır. Seçim takvimi de bundan 60 gün öncesinden yani 19 Nisan 2023 tarihinde başlayacaktır. Ancak kuşkusuz daha önce kamuoyuna açıklanan tarih olan 14 Mayıs 2023’te erken seçime karar verilmesi halinde seçim takvimi Mart ayında başlayacaktır.
YSK erteleyemez
-Yalnız biliyoruz ki seçim kanunlarında YSK’nin seçimlerdeki süreleri değiştirebileceğine dair hükümler bulunmaktadır. YSK bu hükümlere dayanarak seçimlerin tarihini biraz da olsa erteleyemez mi?
Cevap: Kesinlikle hayır. YSK seçim tarihleri üzerinde hiçbir değişiklik yapamaz. “Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun”un ek 4. maddesine göre “Yüksek Seçim Kurulu, zorunlu gördüğü takdirde, adaylığa müracaat tarihi, müracaatların incelenmesi, adaylığa karşı itiraz, itirazların karara bağlanması, adayların geçici ve kesin ilanı gibi seçim işlemleri için bu Kanunda veya başka kanunlarda öngörülen tarihleri ve süreleri değiştirebilir.”
Burada YSK’nin yetkisinin “gibi seçim işlemleri için” ibaresiyle sınırlandırıldığını belirtmek gerekir. YSK’nin seçim tarihlerini değiştirme yetkisi olduğunu kabul etmek, YSK’nın iradesinin, Anayasa ve kanun ile yasama ve yürütme organlarının iradesinin üstünde olduğunu kabul etmek anlamına gelir. Anayasa ve kanun belirli bir seçim tarihi öngörmüşse, özel bir kanunla bu süreleri değiştirmek mümkün değildir.
Öte yandan TBMM ya da Cumhurbaşkanı bir erken seçim tarihi kararlaştırmışsa, YSK’nın bu tarih dışında bir tarih belirlemesi, YSK’nın Cumhurbaşkanı ya da TBMM’nin üstünde olduğu anlamına gelir ki bunu hukuken onaylamak olanaksızdır. YSK’ya kanunla verilen yetki sadece “adaylığa müracaat tarihi, müracaatların incelenmesi, adaylığa karşı itiraz, itirazların karara bağlanması, adayların geçici ve kesin ilanı gibi seçim işlemlerle” ilgili süreler ve tarihlerdir. YSK’nın Anayasa, kanun, Cumhurbaşkanı ya da TBMM tarafından belirlenmiş bir seçim tarihi üzerinde bir gün bile oynama yetkisi bulunmamaktadır. Üstelik YSK’nın bu sınırlılığı sadece seçimlerin ertelenmesine ilişkin değildir. YSK erken seçim kararıyla belirlenmiş olan seçim tarihini de hiçbir biçimde değiştiremez.
Bütün partiler uzlaşsa bile seçimler ertelenemez
-Siz iki şey söylüyorsunuz: (1) seçim tarihinin savaş durumu dışında ertelenmesi mümkün değildir (2) YSK’nın seçim tarihiyle ilgili hiçbir yetkisi yoktur. Burada benim aklıma şöyle bir soru geliyor: Diyelim ki TBMM’deki bütün partiler savaş olmadığı halde seçimlerin ileri bir tarihe alınmasını istemektedirler. Bu konuda da bütün siyasal partiler arasında mutabakat var diyelim. Bu durumda da seçimlerin ertelenmesi mümkün olmaz mı?
Yine kesinlikle hayır. Kuşkusuz bu tür bir mutabakat varsa, önce Anayasa değiştirilerek ilgili maddede kalıcı ya da geçici değişiklikler yapılabilir. Ancak Anayasa değiştirilemediği sürece hiçbir kişi ya da kurumun, savaş hali dışında, Anayasa’da öngörülen seçim süresini aşması mümkün değildir.
Bu sorunun cevabı basittir: Erken seçim kararı almak demek, milletin belirli bir süre için vermiş olduğu yetkiyi, sahibi olan millete süresinden önce geri vermek anlamına gelir. Egemenliğin sahibi olan millet de bu yetkisini kullanarak yeni temsilciler belirleyebilir. Oysa seçimin ertelenmesinde durum farklıdır. Millet seçtiği temsilcilere bir toplum sözleşmesi olan Anayasayla bir süre sınırı koymuş ve bu sürenin sonunda yetkinin kendisine dönmesini istemiştir. Bu sürenin aşılmasının koşulunu da savaş hali olarak belirlemiştir. Anayasa’da tanımlanan bu mücbir sebep dışında TBMM’nin yetkisini tek bir gün dahi uzatması olanaklı değildir.
Millet egemenliğini inkar
TBMM’nin kendisi buna karar veremiyorsa, YSK’nın bu tür bir yetkiye sahip olduğu akla bile getirilemez. TBMM ya da YSK’nın bu tür bir yetkisinin olduğunu kabul etmek, millet egemenliğini inkâr anlamına gelir. Çünkü seçimlerin örneğin üç gün ertelenmesine karar verebilen bir kişi ya da organ seçimlerin üç ay ya da üç yıl ya da otuz üç yıl ertelenmesine de karar verebilir demektir. Çünkü sorun ertelemenin süresi değildir; bir kişi ya da kurumun ilkesel olarak bu tür bir yetkiye sahip olup olmadığıdır. Millet, temsilcilerine Anayasayla verdiği sürenin bitiminde yetkisini geri alamamışsa, temsili organ, egemenliğin kaynağı olan organ haline gelmiş ve egemenlik devredilmiş demektir. Bir başka anlatımla seçim tarihinin Anayasada belirlenen sürenin üstüne çıkmasını kararlaştırabilen bir organ, Anayasanın üstünde ve dolayısıyla da egemenliğin kaynağı olan milletin üstünde olan bir organdır.
Bu yüzden de savaş hali dışında seçimlerin tek bir gün bile ertelenmesine karar vermek hiçbir kişi ya da kurumun yetkisinde değildir. Aksini kabul etmek, yeterli bir çoğunluğa sahip bir siyasal iktidarın seçimleri tümüyle ortadan kaldırmak gibi demokratik bir sistemde düşünülmesi dahi tehlikeli olan bir durumun varlığını kabul etmek demektir.
-Tabii siz teorik olasılıkları değerlendiriyorsunuz. Ama yukarıda konuştuğumuz OHAL kararının seçimleri erteletmek amacıyla alındığına ilişkin çeşitli spekülasyonlar var. Varsayalım ki bu söylediklerinize rağmen TBMM ya da YSK bu tür bir karar aldı. Bu tür bir kararın alınmasını engellemek için Anayasa’da bir hüküm var mıdır?
Kuşkusuz yukarıdan beri sözünü ettiğim Anayasa ve kanun hükümleri ile teorik görüşler bu tür bir kararın “hukuken” alınmasını engeller. Burada “hukuken” ibaresinin altını çiziyorum.
Çünkü Anayasa Hukukunda anayasanın değiştirilmesine ilişkin iki iktidar bulunmaktadır. Bunlardan birincisi asli kurucu iktidar, diğeri tali kurucu iktidardır. Kabaca tanımlanırsa asli kurucu iktidar anayasayı baştan yapan, tali kurucu iktidar ise mevcut anayasayı değiştiren iktidardır. Asli kurucu iktidar ile tali kurucu iktidar arasındaki en önemli fark; asli kurucu iktidarın yeni anayasa yaparken, daha önceden belirlenmiş hukuksal bir değiştirme yöntemine göre anayasa yapmaması, tali kurucu iktidarın ise anayasayı daha önceden belirlenmiş hukuksal bir yöntemle değiştirmesidir. Dolayısıyla asli kurucu iktidar önceden belirlenmiş hukuksal bir yönteme göre hareket etmediğinden siyasal bir iktidardır.
Oysa tali kurucu iktidar, daha önceden belirlenen hukuksal yöntemle anayasa değiştirdiğinden hukuksal bir iktidardır. Bir başka anlatımla asli kurucu iktidar siyasal, tali kurucu iktidar hukuksal bir iktidardır. Asli kurucu iktidar genellikle yeni bir devlet kurulması, bir devrim ya da darbe yapılması durumlarında ortaya çıkar.
Oysa tali kurucu iktidar mevcut bir devletin anayasasının değiştirilmesi durumlarında ortaya çıkar. Bir devletin anayasası eğer anayasada belirtilen yöntemle değiştirilmemişse, burada kullanılan iktidar asli kurucu iktidar yani siyasal bir iktidardır. Örneğin 1961 ve 1982 Anayasaları birer askeri darbe sonunda yapıldıklarından, burada siyasal bir iktidar ya da asli kurucu iktidar yetkisi kullanılmıştır. Ancak asli kurucu iktidar yetkisinin kullanılmış sayılması için mutlaka askeri bir darbe olması gerekmez.
Sivil darbe
Anayasanın özü eğer sivil bir iktidar tarafından anayasada öngörülmemiş bir yöntemle değiştirilmişse burada sivil bir darbeden söz edilebilir. Bu tür bir durumda anayasanın asli bir kurucu iktidar tarafından değiştirildiğini kabul etmek gerekir. Bu bağlamda, Anayasa’da öngörülen seçim süresinin Anayasa’da öngörülen özel sebep, yani savaş hali dışında ertelenmesi söz konusu olursa, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan ve değiştirilemezlik niteliği bulunan “demokratik devlet” ilkesi değiştirilmiş olacağından Anayasa sivil bir darbeyle değiştirilmiş olur ve bu tür bir değişiklik hukuksal değil siyasal bir asli kurucu iktidar yetkisinin kullanıldığı anlamına gelir.
Savaş hali dışında seçenek yok
Şu halde Anayasal sınırlar içinde kalarak seçimlerin ertelenebilmesi için savaş hali dışında bir seçenek yoktur. Bunun dışında seçimlerin ertelenmesi Anayasanın sınırları dışına çıkılması, yani asli kurucu iktidar yetkisinin kullanılması anlamına gelir. Kuşkusuz asli kurucu iktidar yetkisi siyasal bir eylemdir ve siyaset biliminin konusuna girer; hukukun inceleme alanında değildir. Siyaset biliminde bu eylem devrim, darbe, ihtilal, yeni bir devletin kuruluşu gibi adlarla adlandırılır.
-Hukuksal sınırlar içinde kalarak seçimleri erteletmenin tek yolu savaş olduğuna göre siyasal iktidar, içerdeki kaos durumunun bir tür iç savaş olduğunu ileri sürerek seçimlerin ertelenmesine karar veremez mi?
Milletlerarası hukukukun meşru saydığı savaş
İki nedenle hayır. Birincisi bizim 1982 Anayasası “iç savaş” gibi bir durumu düzenlememiştir. Dolayısıyla bir iç savaş ya da kaos durumu yukarıda tanımlanan “savaş” kavramının içine girmez. İkincisi Anayasa’nın 92. maddesi, TBMM tarafından verilebilecek savaş kararına ilişkin bir nitelendirme yapmıştır.
Buna göre “Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilanına …izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.” Günümüz uluslarası teamülünde uluslararası hukukun meşru saydığı savaş, meşru savunma halidir. Dolayısıyla TBMM’nin bir savaş hali ilanına karar vermesi, bu kararın “Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerden” birini içermesine bağlıdır. Milletlerarası hukuk tarafından meşru sayılmayan bir savaş, 1982 Anayasası’nın tanımladığı bir savaş değildir.
Dolayısıyla seçimlerin ertelenmesine kapıyı açan savaş hali ancak bu tür bir meşruiyeti olan savaştır. Ayrıca tekrar etmek gerekir ki bu tür bir savaş bile seçimlerin kendiliğinden ertelenmesine neden olmaz. TBMM’nin bu savaş dolayısıyla seçimlerin yapılmasını olanaklı görmemesi halinde seçimlerin ertelenmesine karar vermesi mümkündür.
-Bu durumda ilan edilmiş olan OHAL kararının seçimlerin ertelenmesiyle kesinlikle ilgisi yoktur ve herhangi bir kişi ya da kurum TBMM’in savaş kararı vermiş olması dışında, seçimleri erteletemez diyebilir miyiz?
Hukuken evet, diyebiliriz. Anayasa ve kanun hükümleri çerçevesinde bu sonuçlara ulaşmak zorunludur. Ancak Anayasa ve kanunlara rağmen bir seçimlerin ertelenmesi kararı alınırsa, bunun hukuk sınırları içinde yorumlama olanağı yoktur. Bu tür bir karar ancak siyasal bir karar olabilir. Bu tür bir siyasal karar siyaset biliminde sivil darbe başlığı altında incelenebilir; hukuksal bir karar olarak üzerinde yorum yapmanın olanağı yoktur.
MAHMUT AYDIN – kısadalga.net
İlginizi Çekebilir
GÜNCEL
Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor
Yayınlanma:
1 hafta önce|
27/05/2026Yazan:
BankaVitrini
Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.
Madde madde anlatalım:
ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?
1. GPS yerine BeiDou
Bu büyük ölçüde doğru.
BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:
- Çin ordusu
- lojistik şirketleri
- akıllı telefon üreticileri
- Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.
Ama:
- Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
- Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
- GPS
- GLONASS
- Galileo
- BeiDou birlikte çalışıyor.
Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.
2. Boeing yerine COMAC C919
Burada da gerçek eğilim var.
COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.
Ama kritik detay:
- Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
- Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
- Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.
Dolayısıyla:
- Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
- Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.
3. Amerikan çiplerini terk etti
Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.
Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.
Ancak:
- Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
- ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
- Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.
Fakat ABD yaptırımları Çin’i:
- “ithal et” modelinden
- “yerli üret” modeline zorladı.
Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.
4. Windows yerine UOS
UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.
Ama:
- Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
- Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.
Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.
5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları
Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.
United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.
Ama:
- Siemens
- GE Healthcare
- Philips
hâlâ üst segmentte çok güçlü.
Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.
6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi
Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.
BYD bugün:
- batarya
- EV üretimi
- tedarik zinciri
- nadir toprak elementleri
alanlarında dev güç.
Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:
- faizler
- rekabet
- marj düşüşü
- satış yavaşlaması da etkili.
Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.
7. Oracle yerine OceanBase
Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.
Bu alan kritik çünkü:
- veri egemenliği
- yaptırım riski
- SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.
8. CAD ve endüstriyel yazılım
Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.
Ancak:
- Siemens NX
- CATIA
- SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.
Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”
Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.
9. Dolar yerine RMB
Bu en kritik maddelerden biri.
Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.
Özellikle:
- Rusya
- İran
- Körfez
- BRICS hattı
dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.
Ama gerçek tablo:
- Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
- SWIFT sistemi hâlâ dominant.
- ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.
Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.
10. GMO tohumları terk etti
Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.
Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.
Ama:
- Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
- Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.
Tam bağımsızlık henüz yok.
11. Amerikan sosyal medyasını terk etti
Bu ifade yanıltıcı.
Çin zaten:
- X
- YouTube
gibi platformları uzun süredir engelliyor.
Onun yerine:
- Douyin
- Xiaohongshu
gibi kendi ekosistemini kurdu.
Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.
12. Batı askeri teknolojisini terk etti
Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.
Özellikle:
- hipersonik füze
- drone
- deniz gücü
- elektronik harp alanlarında.
Ancak ABD:
- uçak motorları
- denizaltılar
- küresel üs ağı
- savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.
ASIL MESELE NE?
Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.
Hedef:
- teknoloji sahibi olmak
- finansal altyapıyı kontrol etmek
- enerji zincirini yönetmek
- dolar bağımlılığını azaltmak
- yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.
Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.
BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?
Bu kadar hızlı değil.
Ama dünya:
- tek kutuplu Amerikan sisteminden
- çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.
Yeni mücadele:
- çip
- veri
- ödeme sistemi
- yapay zekâ
- enerji
- tedarik zinciri
- rezerv para üzerinden yaşanıyor.
Yani artık savaş sadece tankla değil:
- işletim sistemiyle,
- veri merkeziyle,
- batarya teknolojisiyle,
- ödeme altyapısıyla yapılıyor.
TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU
Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?
- ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
- Çin merkezli alternatif blok mu?
- Yoksa ikisi arasında denge mi?
Önümüzdeki 10 yılda:
- bankacılık,
- ödeme sistemleri,
- enerji,
- savunma,
- otomotiv,
- çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.
Gülbeyaz Gergün
ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru
Yayınlanma:
1 hafta önce|
27/05/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.
Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?
2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;
- Birleşik Arap Emirliği
- Bahreyn
- Fas
- Sudan
İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.
ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.
Asıl hedefler:
- İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
- İran’a karşı ortak blok oluşturmak
- Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
- Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
- Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
- Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
- Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.
Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?
1. Diplomatik Normalleşme
- Büyükelçilik açılması
- Resmi ilişkiler
- Vize ve uçuş anlaşmaları
- Turizm ve ticaret
2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği
Asıl kritik bölüm burasıdır.
- Ortak hava savunma sistemi
- İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
- İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
- Siber güvenlik paylaşımı
- İstihbarat koordinasyonu
Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.
3. Enerji ve Ticaret Koridorları
Projelerin temelinde şu düşünce var:
Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi
Bu nedenle:
- Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
- liman projeleri,
- demiryolu hatları,
- enerji boru hatları,
- veri merkezleri,
- finans merkezleri
bu planın parçası olarak görülüyor.
İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.
4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi
En tartışmalı boyut budur.
Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”
Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”
Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.
ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?
2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:
- ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
- İran tamamen çökmedi
- Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
- Çin ekonomik olarak çok güçlendi
- Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor
Bu nedenle ABD:
- İsrail’i merkeze koyan,
- Arap sermayesini entegre eden,
- İran’ı çevreleyen,
- Çin’i sınırlayan
yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.
Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?
1. İsrail
En büyük stratejik kazanan.
Kazanımları:
- Bölgesel meşruiyet
- Yeni pazarlar
- Körfez sermayesi
- Güvenlik işbirliği
- İran’a karşı geniş cephe
- Enerji ve lojistik merkez olma şansı
İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.
2. Birleşik Arap Emirliği
Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.
Özellikle:
- teknoloji,
- yapay zekâ,
- savunma sanayi,
- finans,
- siber güvenlik,
- turizm
alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.
Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.
3. Suudi Arabistan
Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.
Sudi Arabistan:
- ABD’den güvenlik garantisi,
- gelişmiş silah sistemleri,
- nükleer teknoloji,
- yatırım avantajları
karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.
Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.
4. Hindistan
Sessiz kazananlardan biri olabilir.
Çünkü:
- Körfez bağlantısı güçlenir
- Avrupa ticaret koridoru açılır
- Çin’e alternatif lojistik rota oluşur
Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar
1. İran
En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.
Çünkü:
- çevrelenme riski artıyor
- Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
- İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor
Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.
2. Filistin Yönetimi ve Hamas
En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.
Çünkü:
- Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
- Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
- ekonomik ve diplomatik baskı artıyor
Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.
3. Türkiye
Türkiye açısından tablo karmaşık.
Olası avantajlar:
- Bölgesel ticaret entegrasyonu
- Enerji projeleri
- Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
- ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı
Riskler:
- İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
- Doğu Akdeniz’de denge kaybı
- Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
- İran ile denge siyasetinin zorlaşması
Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.
Bu plan başarılı olur mu?
En büyük sorun:
- halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
- Gazze savaşlarının yarattığı öfke
- İran faktörü
- mezhep ve jeopolitik rekabetler
Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.
Bu nedenle anlaşmalar:
- ekonomik olarak ilerleyebilir,
- güvenlik alanında derinleşebilir,
- fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.
Özetle
Abraham / İbrahim Anlaşmaları:
- sadece “barış anlaşması” değil,
- Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.
Merkezinde:
- İsrail’in korunması,
- İran’ın dengelenmesi,
- Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
- enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.
Kazananlar:
- İsrail
- Körfez finans merkezleri
- ABD savunma-sanayi sistemi
- Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları
Risk yaşayanlar:
- İran
- Filistin hareketleri
- bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
- halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.
GÜNCEL
Medeni Kanundan Siyasete: “Mutlak Butlan” CHP’ye Nasıl Uygulandı?
CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: 3 Yıl Sonra Yönetim Nasıl Düştü? Türkiye Siyasetinde Bir İlk: Mahkeme Kararıyla Parti Yönetimi Değişti… Kurultay İptali Krizi: CHP’de Hukuk mu, Siyaset mi Kazandı? CHP Kararında Son Sözü Kim Söyleyecek? Yargıtay, AYM ve AİHM Süreci…
Yayınlanma:
1 hafta önce|
26/05/2026Yazan:
BankaVitrini
CHP’de yaşanan “mutlak butlan” krizi, Türkiye siyasi tarihinin en sıra dışı hukuk-siyaset krizlerinden biri haline geldi. Çünkü ilk kez büyük bir siyasi partinin kurultayı, Medeni Hukuk’taki “kesin hükümsüzlük” kavramı üzerinden tartışmaya açıldı.
“Mutlak Butlan” Ne Demek?
“Mutlak butlan”, bir hukuki işlemin daha doğduğu anda ağır hukuka aykırılık taşıdığı için baştan itibaren geçersiz sayılması anlamına gelir. Yani hukuk açısından “hiç doğmamış” kabul edilir. Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Hukuku’nda sık kullanılan bu kavram; irade fesadı, emredici hukuk kurallarına aykırılık, kamu düzeninin ihlali gibi durumlarda uygulanır.
Normalde bu kavram daha çok:
- evlilik işlemleri,
- şirket genel kurulları,
- dernek-vakıf kararları,
- ticari işlemler
için kullanılırdı.
CHP davasıyla birlikte ilk kez bu kadar güçlü biçimde bir siyasi parti kurultayına uygulanması tartışması ortaya çıktı. Çünkü siyasi partiler özel hukuk tüzel kişisi sayılsa da aynı zamanda anayasal kurum niteliği taşıyor. Bu nedenle “Medeni Kanun mantığı siyasi partilere uygulanabilir mi?” sorusu hukukun merkezine oturdu.
Süreç Nasıl Başladı? Kronolojik Özet
1. 4-5 Kasım 2023 Kurultayı
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı yapıldı.
Kurultayda:
- Özgür Özel genel başkan seçildi.
- Kemal Kılıçdaroğlu seçimleri kaybetti.
Ancak kurultayın hemen ardından:
- bazı delegelerin yönlendirildiği,
- oy karşılığı menfaat sağlandığı,
- para dağıtıldığı,
- siyasi vaatlerde bulunulduğu
iddiaları ortaya atıldı.
2. İl Kongreleri de Tartışmaya Açıldı
Dava sadece genel kurultayla sınırlı kalmadı.
Özellikle:
- İstanbul İl Kongresi,
- bazı delegasyon seçimleri,
- liste süreçleri
mahkemeye taşındı.
Davacılar şunu savundu: “Delege iradesi sakatlanmıştır.”
Yani delegelerin özgür iradesiyle oy kullanmadığı iddia edildi.
3. Asliye Hukuk Süreci
İlk derece mahkemesinde dava görüldü.
İlk aşamada:
- bazı talepler reddedildi,
- bazıları usul yönünden değerlendirildi.
Ancak dosya daha sonra istinafa taşındı.
4. 2025-2026 Döneminde “Mutlak Butlan” Tartışması Büyüdü
2025 boyunca:
- hukukçular,
- siyasetçiler,
- eski yargı mensupları
şu soruyu tartıştı: “Bir siyasi partinin kurultayı mutlak butlanla iptal edilebilir mi?”
Bir görüş: “Siyasi Partiler Kanunu buna izin vermez” dedi.
Diğer görüş: “Siyasi partiler de hukuk tüzel kişisidir; ağır usulsüzlük varsa butlan uygulanabilir” görüşünü savundu.
Mahkeme Neye Karar Verdi?
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 2026 Mayıs ayında kritik karar verdi.
Kararda:
- 38. Olağan Kurultay’ın mutlak butlanla sakat olduğu,
- yani baştan itibaren geçersiz sayıldığı,
- sonrasında yapılan olağan ve olağanüstü kurultayların da iptal edildiği belirtildi.
Mahkeme ayrıca:
- mevcut yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına,
- kurultay öncesi yönetimin göreve dönmesine hükmetti.
Peki “3 Yıl Sonra Nasıl Görevden Alındılar?”
Asıl kritik nokta bu.
Çünkü mahkeme: “Kurultay en başından itibaren yok hükmündedir” yorumu yaptı.
Bu nedenle hukuk tekniğinde şöyle bir sonuç doğdu:
Eğer işlem “mutlak butlan” ise:
- süre işlemez,
- işlem sonradan meşrulaşmaz,
- aradan zaman geçmesi geçersizliği ortadan kaldırmaz.
Yani mahkeme: “Bu yönetim aslında hukuken hiç doğmamıştı” mantığıyla hareket etti.
İtirazlar Neden Yapılıyor?
Karara yönelik çok ciddi hukuki itirazlar var.
1. “Siyasi Partiler Kanunu’nda Butlan Yok” İtirazı
Muhalif hukukçular diyor ki:
- Siyasi partiler özel statülüdür.
- Parti kurultayları Medeni Kanun’daki şirket genel kurulu gibi değerlendirilemez.
- Siyasi Partiler Kanunu’nda “mutlak butlan” açıkça düzenlenmemiştir.
Bu yüzden kararın “kanuni dayanağının zayıf olduğu” savunuluyor.
2. “İstinaf Mahkemesi Bu Kararı Veremezdi” İtirazı
En büyük tartışmalardan biri de bu.
Eleştirilere göre:
- istinaf mahkemesi,
- ilk derece mahkemesi gibi davranarak,
- yönetim değişikliği doğuran tedbir kararı verdi.
Bazı hukukçular bunun:
- usule aykırı,
- yetki aşımı,
- içtihat çelişkisi olduğunu söylüyor.
3. “Demokrasiye Yargı Müdahalesi” Eleştirisi
Karşı çıkanlar ayrıca:
- milyonlarca seçmenin iradesinin,
- mahkeme yoluyla şekillendirildiğini,
- bunun siyasal alanı daralttığını savunuyor.
Kararı Savunanlar Ne Diyor?
Kararı savunan hukuk çevreleri ise:
- delegelerin iradesinin fesada uğratıldığını,
- seçim sürecinin demokratik olmadığını,
- kamu düzeninin ihlal edildiğini iddia ediyor.
Onlara göre: “Demokrasi sadece sandık değildir; temiz seçim süreci gerekir.”
Mahkeme de kararında:
- emredici hukuk kurallarına aykırılık,
- delege iradesinin sakatlanması,
- usulsüzlük iddiaları üzerinde durdu.
Son Kararı Kim Verecek?
Şu an hukuki süreç tam anlamıyla bitmiş değil.
Muhtemel aşamalar:
- Bölge Adliye Mahkemesi süreci
- Yargıtay incelemesi
- Gerekirse Anayasa Mahkemesi başvurusu
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi süreci
özellikle:
- siyasi örgütlenme hakkı,
- seçme-seçilme hakkı,
- parti içi demokrasi başlıklarında yeni tartışmalar doğurabilir.
Nihai anlamda iç hukukta son sözü büyük ölçüde Yargıtay söyleyecek gibi görünüyor.
Ancak konu anayasal hak boyutuna taşınırsa: Anayasa Mahkemesi ve ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürece dahil olabilir.
Bu Karar Neden Tarihi?
Çünkü Türkiye’de ilk kez:
- bir ana muhalefet partisinin kurultayı,
- “mutlak butlan” kavramıyla,
- geriye etkili biçimde yok sayıldı.
Bu nedenle karar:
- sadece CHP meselesi değil,
- Türkiye’de siyasi partilerin hukuk statüsü,
- yargının siyasal alana müdahalesi,
- parti içi demokrasi,
- seçim meşruiyeti açısından da emsal niteliği taşıyan tarihi bir kırılma olarak değerlendiriliyor.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.022)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.576)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (559)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.973)
- GÜNCEL (4.403)
- GÜNDEM (3.549)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.669)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (575)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.415)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (9)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (795)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (106)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (49)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (90)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Resmi Gazete'de bugün (04.06.2026) 03/06/2026
- İran: Müzakerelerde somut bir ilerleme sağlanamadı 03/06/2026
- Fed'in Bej Kitap raporunda yüksek enflasyon vurgusu 03/06/2026
- Morgan Stanley ve UniCredit'ten ‘Warsh’ uyarısı 03/06/2026
- Bessent: Enflasyondaki yükseliş kısa vadeli olacak 03/06/2026
- Otokar, Automecanica'nın yüzde 96,77'sini devraldı 03/06/2026
- Trump Ankara'daki NATO zirvesine katılacak 03/06/2026
- ABD fabrika siparişlerinde 11 ayın en büyük artışı 03/06/2026
- ABD'de hizmet faaliyetleri toparlandı 03/06/2026
- ABD-İran geçici anlaşma görüşmelerindeki temel anlaşmazlık konuları 03/06/2026
SON YAZILAR
- SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması 03/06/2026
- Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi 03/06/2026
- Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı 03/06/2026
- Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor? 02/06/2026
- Barış masası sallanıyor, piyasalar hâlâ diplomasiye şans tanıyor 02/06/2026
- Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak? 01/06/2026
- Matematiğin Prensi Gauss: Bankacılıktan Yapay Zekâya Uzanan Miras 31/05/2026
- Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı 30/05/2026
- Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor 30/05/2026
- TURİZMDE ALARM ZİLLERİ: 1.500 OTEL SATIŞTA 29/05/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
