Connect with us

GÜNDEM

Sturgeon Yasası: Her Şeyin Yüzde Doksanı Zırvadır!

Yayınlanma:

|

Sturgeon Yasası, “Her şeyin yüzde doksanı zırvadır.” diyen satirik bir yasadır. Bu “yasa”, genel olarak, herhangi bir alanda üretilen çalışmaların çoğunun büyük olasılıkla kalitesiz olduğunu öne sürer. Örneğin, kitaplar söz konusuysa, Sturgeon yasası her yıl çıkan kitapların %90’ının kötü olduğunu, yani muhtemelen okumaya değer olmadıklarını iddia eder.

Sturgeon Yasası hem bilgiyi değerlendirme ve kullanma şeklinizi, hem de ne üzerinde çalışacağınıza karar verme yönteminizi geliştirebileceğinden, akılda tutulması gereken faydalı bir temel kuraldır. Bu nedenle, aşağıdaki makalede Sturgeon Yasası hakkında daha fazla bilgi edinecek, çeşitli alanlardaki örneklerini görecek ve onu yaşamın birçok alanında yol gösterici bir ilke olarak nasıl uygulayabileceğinizi anlayacaksınız.

Sturgeon Yasası Örnekleri

Sturgeon Yasası’na göre, vizyona giren dizi ve filmlerin %90’ı kalitesizdir, yani muhtemelen izlemeye değmezler. Aynı şekilde, bu yasaya göre sosyal medyada paylaşılan içeriklerin %90’ı da kalitesizdir, dolayısıyla uğraşmaya değmezler. Satışa sunulan yeni ürünlerin %90’ı da kalitesizdir, bu da muhtemelen satın almaya değmeyecekleri anlamına gelir.

Konuyla ilgili orijinal alıntılardan birinde belirtildiği gibi, Sturgeon Yasası hayattaki hemen hemen her şeyde uygulanabilir:[1]

Hepimizin sevdiği ortak bir kısım hariç her şey – arabalar, kitaplar, peynirler, saç stilleri, insanlar ve iğneler, uzman ve izanlı gözlere saçma gelir.

Sturgeon Yasası’nın uygulanabileceği diğer alanlarda örnekler sayan benzer bir ifade, bu kavramı kaba bir genelleme olduğunu belirterek açıklayan filozof Daniel Dennett’ın Sezgi Pompaları ve Diğer Düşünme Aletleri adlı kitabında yer almaktadır:[2]

Moleküler biyolojideki deneylerin yüzde doksanı, şiirlerin yüzde doksanı, felsefe kitaplarının yüzde doksanı, matematikteki denetimden geçmiş makalelerin yüzde doksanı -ve buna benzer daha birçok şey- saçmalık. Bu doğru mu? Eh, belki abartı olabilir ama kabul edelim ki her alanda yapılan çok sıradan çalışmalar var. (Bazı aksi insanlar yüzde doksan dokuzunun öyle olduğunu söylüyor ama bu konuya girmeyelim.)

Son olarak, Sturgeon Yasası’nın belirli alanlarda daha spesifik bir şekilde uygulanabileceğini unutmayın. Örneğin, Sturgeon Yasası genel olarak kitaplar için geçerli olabilir; ancak bilimkurgu veya fantezi gibi belirli türlerdeki kitaplar için de geçerli olabilir.

Sturgeon Yasası Hakkında İkazlar

Sturgeon Yasası temel bir kural olarak faydalı olsa da, bunun genel bir gözlem olduğunu ve her zaman doğru olacağı garanti edilmediğini belirtmek önemlidir. Özellikle aşağıdakiler, bu ilkeyi kullanırken veya uygulamayı düşünürken akılda tutulması önemli olan bazı uyarılardır:

“Zırva” Tanımı Öznel ve Bazen Tartışmalıdır.

Çoğu durumda, “zırvanın” veya “saçmalığın” ne anlama geldiğini ve bir şeyin “saçmalık” olarak kabul edilip edilmeyeceğini belirlemek zordur. Bu, özellikle insanların bir şeylere nasıl değer verilmesi gerektiği konusunda temelde anlaşamadığı durumlarda bir sorun olabilir. Örneğin, eğer iki kişi farklı türde kitaplar okumaktan hoşlanıyorsa, hangi kitapların ”saçma” olduğu ve hangilerinin olmadığı konusunda anlaşamayabilirler.

%90 Oranı Sadece Kaba Bir Tahminden İbarettir.

Esasen, %90 oranı her durumda mutlaka doğru olacak kesin bir ampirik ilke olarak değil de, “büyük çoğunluk” demenin bir yolu olarak görülmelidir. Böylece belirli bir alandaki çalışmaların %90’ının kalitesiz olması yerine, sadece %80’inin kalitesiz olduğu veya yaklaşık %95’inin kalitesiz olduğu da görülebilir.

Sturgeon Yasası Her Durumda Geçerli Değildir.

Örneğin, giriş engelinin yüksek olduğu alanlarda, yayınlanan çoğu şeyin kaliteli olduğu görülebilir. Ayrıca, Sturgeon Yasası, onu alanlardaki daha küçük sektörlerde uygulamaya çalışırsanız bozulmaya başlayabilir. Örneğin, gazete köşe yazılarının %90’ı saçma olabilir; ancak kaliteli bir gazeteye bakarsanız, yayınlanan makalelerin yalnızca küçük bir kısmı saçma olacaktır.

Sturgeon Yasası Nasıl Uygulanır?

Sturgeon Yasası’nı uygulamak için, uygun zamanda, örneğin bir alanda yeni yayınlanmış bir çalışmayı değerlendirirken, “her şeyin yüzde doksanının zırva” olduğunu kendinize hatırlatmalısınız. Ayrıca, bu kavramı açıklayarak, buna örnekler vererek ve başkasının düşünce yapısında bunu kullanmasına teşvik ederek, onun bu yasayı uygulamasına yardımcı olabilirsiniz.

Sturgeon Yasası’nı uygularken ve başkalarını onu uygulamaya teşvik ederken, bu ilkeyi mutlak bir gerçek olarak değil de, genel bir gözlem ve kullanışlı bir pratik kural olarak ele almalısınız. Bundan dolayı, bununla ilgili uyarıları da aklınızda tutup şunları unutmamalısınız:

  • ”Zırva” tanımı öznel ve bazen tartışmalıdır, bu nedenle bir şeyin “saçmalık” olarak görülmesi gerekip gerekmediği her zaman net değildir.
  • %90 rakamı kaba bir tahmindir, bu yüzden ona takılmamalı veya her şeyi tam olarak ölçmeye çalışmamalısınız; bunun yerine, Sturgeon Yasası’nı, çalışmaların “büyük çoğunluğunun” büyük ihtimalle saçmalık olduğunu söylemenin bir yolu olarak görmelisiniz.
  • Giriş engelinin yüksek olduğu alanlar gibi, Sturgeon Yasası’nın uygulanamayacağı birçok durum vardır.

Sturgeon Yasası’nı uygularken akılda tutulması gereken birkaç husus daha vardır. Özellikle:

  • Sturgeon Yasası, bir alandaki çalışmaların %90’ının saçma olacağını öne sürse de, bu, bir alan içindeki çalışmaların rastgele seçileceği anlamına gelmez. Örneğin, yeni kitapların %90’ı saçma olsa bile, iyi kitapların %10’u orantısız olarak az sayıda yazara atfedilmiş olabilir (mesela yazarların %1’i iyi kitapların %10’unu yayınlıyor olabilir).
  • Çalışmaların en iyi %10’u ve en kötü %90’ı arasında önemli farklılıklar olabilir. Örneğin, %10 iyi çalışmanın arasından yalnızca birkaçının harika olarak değerlendirilmesi, %90 kötü çalışmanın arasından da yalnızca bazılarının diğerlerinden çok daha kötü olması muhtemeldir.
  • Belirli bir çalışma saçma olarak görülse bile, bu onun hiçbir değeri olmadığı anlamına gelmez. Örneğin, bir kitap birine göre saçma olsa da, yine de içinde birkaç faydalı tavsiye olduğu görülebilir. Ya da, birisi belirli bir şaka videosunun saçma olduğunu düşünse bile, uzun bir iş gününden sonra rahatlamasına ve gevşemesine yardımcı oluyorsa onu izlemekten keyif alabilir.

Son olarak, Sturgeon Yasası’nı kullanırken, onu bir alan veya çalışmalar bütünü gibi şeylerin savunması olarak körü körüne benimsemekten kaçınmak da önemlidir.[3] Buna göre, mesela biri sevdiğiniz bir film türünü o türden birkaç filmin kusurlarını bularak eleştiriyorsa, Sturgeon Yasası’nın o tür için geçerli bir savunma olduğunu varsaymamalı ve bu ilkeden herhangi bir açıklama yapmadan küçümseyici bir şekilde bahsetmemelisiniz. Bunun yerine, o türden eleştirilen filmlerin aynı türden en iyi filmlere kıyasen daha az izlendiğini ve dolayısıyla o türdeki en iyi filmleri temsil etmediklerini belirterek bu ilkenin ne olduğunu ve neyle alakalı olduğunu açıklamalısınız.

Sturgeon Yasası genel olarak çeşitli durumlarda uygulanması yararlı bir ilke olabilir; ancak onu mutlak bir gerçek olarak değil de, genel bir gözlem ve pratik bir kural olarak görmek önemlidir. Bu ise, ilkeyi uyguladığınızda bununla ilgili uyarıları aklınızda tutmanız ve kullanımınızın uygun ve makul olduğundan emin olmanız gerektiği anlamına gelir.

Yukarıdaki yönergeler, Sturgeon Yasası’nı kabaca uygulamanızda yardımcı olabilir. Bunların yanı sıra, aşağıdaki alt bölümler, bu yasayı daha spesifik durumlarda, yani bir tüketici, eleştirmen veya üretici rolü oynadığınızda etkili bir şekilde uygulamanıza yardımcı olabilecek birkaç ek bilgi içermektedir.

Not: Uygulanması yararlı olabilecek benzer bir ilke, sonuçların %80’inin çoğu durumda nedenlerin %20’sinden kaynaklandığını söyleyen ve 80/20 kuralı olarak da bilinen Pareto İlkesi‘dir.

Bir Tüketici Olarak Sturgeon Yasası’nı Uygulamak

Bir tüketici olarak Sturgeon Yasası’nı uygulamak, hangi ürünleri satın alacağınıza veya hangi makaleleri okuyacağınıza karar vermek gibi konularda nelerin kaynaklarınızı harcamaya değer olduğunu anlamanıza yardımcı olabilir. Özellikle bu bağlamda, Sturgeon Yasası, herhangi bir alandaki çoğu şeyin kalitesiz olduğu, yani kaynaklarınızı harcamaya değer olmadığı için onları görmezden gelerek almaya değer şeylere odaklanmanız konusunda yardımcı olarak sizin zaman, dikkat ve para gibi değerli kaynaklarınızı harcamamanızı sağlar.

Sturgeon Yasası’nı bu şekilde uygulamanın bir yolu, hangi içeriği tüketeceğinize veya hangi ürünü alacağınıza ilişkin kararınızı sıfır toplamlı olarak düşünmektir; yani düşük kaliteli bir şeye harcayacağınız kaynaklar, daha değerli bir şeye harcayabileceğiniz kaynakların zararına girer. Bu da, zihninizi düşük kaliteli bilgilerle doldurarak harcadığınız her anın, bunun yerine daha faydalı veya eğlenceli bir şeye harcayabileceğiniz bir an olduğu anlamına gelir.

Hatırlanması gereken bir başka önemli şey de, bir tüketici olarak kaynaklarımızın, onları harcayabileceğiniz neredeyse sınırsız sayıda şeye kıyasla muhtemelen oldukça sınırlı olduğudur. Eğer bloglar okuyorsanız, mevcut blog gönderilerinin miktarı sizin okuyabileceğinizden çok, çok daha fazladır. Bu, yalnızca sınırlı kaynaklarınızı buna değecek şeylere harcamanın önemini vurgulamakla kalmayıp, aynı zamanda bir tüketici olarak genellikle geniş bir çalışma yelpazesine sahip olacağınızın da altını çiziyor; dolayısıyla zamanınızı daha düşük kaliteli çalışmalara harcamanız için hiçbir neden olmadığını da gösteriyor. Sturgeon Yasası’na bir sonuç öneren bir yazarın da belirttiği gibi:[4]

Hayat, saçmalıklar için çok kısa.

Bir tüketici olarak bu yasayı uygularken kilit nokta size sunulan çalışmaların büyük çoğunluğunun büyük ihtimalle kalitesiz olduğunu anlamak ve zamanınız ve paranız gibi değerli kaynakları nasıl harcayacağınıza karar verirken bunları dikkate almaktır.

Bir Eleştirmen Olarak Sturgeon Yasası’nı Uygulamak

Sturgeon yasasını bir eleştirmen olarak uygulamak size iki temel şekilde fayda sağlayabilir.

İlk olarak, daha iyi eleştiriler hazırlamanıza yardımcı olabilir. En önemlisi, herhangi bir alandaki çalışmaların büyük çoğunluğunun kalitesiz olma olasılığının yüksek olduğunu hatırlamanıza yardımcı olabilir, bu nedenle bir alanı mutlaka bu çalışmaların varlığına göre yargılamamalısınız. Bunun yerine genellikle bir alandaki daha kaliteli çalışmalara odaklanmalı ve alanı bunlara göre değerlendirmelisiniz.

İkinci olarak ise, Sturgeon Yasası, çalışmaları ne zaman ve nasıl eleştireceğinizi belirlemenize yardımcı olabilir. En önemlisi, herhangi bir alandaki çalışmaların çoğunun düşük kaliteli olduğunu hatırlamanıza yardımcı olabilir; bu nedenle, bir çalışmayı eleştirmeden önce, eleştirmeye değecek kadar iyi olup olmadığını belirlemek için dikkatlice değerlendirmelisiniz, özellikle de çaba ve zaman gibi kaynaklarınızı ayırmanızı gerektiriyorsa. Filozof Daniel Dennett’ın da belirttiği gibi:

Yeryüzü dağlarını, ovalarını, nehirlerini, kısaca fiziki durumunu gösteren ürünümüzü, hem gerçek bir eğitim materyali hem de şık bir aksesuar olarak kullanabilirsiniz.

ESTETİK: Modern seri ürünlerimiz grafik, eksen ve ayak tasarımlarıyla bütüncül ve yeni bir estetik yaklaşıma sahiptir. Geliştirmiş olduğumuz yeni üretim teknolojimiz sayesinde demonte yapıya sahip olan yeni serimizde ekvator çizgisinin ışıklandırılması tasarımın güzelliğini ön plana çıkarmaktadır.

ÇEVRE DOSTU: Gürbüz Yayınları olarak tüm ürünlerimizde orijinal ham madde kullanarak sebep olunabilecek çevresel sorunları kendi bünyemizde minimize ettiğini taahhüt ediyoruz. Aynı zamanda modern seri ürünlerimizin demonte yapısı sayesinde, paketleme ve stoklama organizasyonlarında daha az karton ambalaj kullanarak yeşili koruyan çevre dostu bir tutumu destekliyoruz.

Sturgeon Yasası’ndan çıkarılacak iyi bir ders, bir alanı, bir türü, bir disiplini, bir sanat formunu eleştirmek istediğinizde, ne sizin ne de bizim zamanımızı saçmalıklarla boşa harcamamanız gerektiği! Ya iyi şeylerin peşinden gidin ya da boş verin.

Bu tavsiye, analitik felsefenin, evrimsel psikolojinin, sosyolojinin, kültürel antropolojinin, makroekonominin, plastik cerrahinin, doğaçlama tiyatronun, televizyon sitcomlarının, felsefi teolojinin, masaj terapisinin itibarını yok etmeye niyetli ideologlar tarafından genellikle göz ardı edilir. Her türden çok kötü, aptalca, ikinci sınıf bir sürü şey olduğunu baştan belirtelim. Şimdi, zamanınızı boşa harcamamak ve sabrınızı zorlamamak için boş çalışmalara değil, bulabildiğiniz en iyi şeylere, alanın önde gelenleri tarafından övülen en iyi çalışmalara, ödüllü işlere odaklanın.

Bunun Rapoport Kuralları ile benzer olduğuna dikkat edin: Asıl amacı insanları gülünç soytarılıklarla güldürmek olan bir komedyen değilseniz, karikatürle uğraşmayın.

Genelde bir eleştirmen olarak Sturgeon Yasası’nı uygularken asıl mesele herhangi bir alandaki mevcut çalışmaların çoğunun muhtemelen kalitesiz olacağını ve bundan dolayı alanı bir bütün olarak değerlendirirken genellikle bu çalışmalara odaklanmamanız gerektiğini anlamaktır. Eleştirmeden önce, belirli bir çalışmanın eleştirmeye değer olup olmadığını da göz önünde bulundurmalısınız, özellikle de bu eleştiri zaman ve çaba gibi kaynaklar gerektirecekse.

Bir İçerik Üreticisi Olarak Sturgeon Yasası’nı Uygulamak

Bir içerik üreticisi (yani içerik veya ürünler gibi şeyler üreten biri) olarak Sturgeon Yasası’nı uygulamak size çeşitli konularda fayda sağlayabilir.

İlk olarak, hedef kitlenizi veya alanınızı daha doğru bir şekilde değerlendirmenize yardımcı olabilir. Örneğin, alanınızda yayınlanmış çok sayıda çalışma olduğunu gördüğünüz için yeni bir içerik üreticisi olarak cesaretiniz kırılıyorsa, Sturgeon Yasası bu çalışmaların çoğunun muhtemelen kalitesiz olduğunu hatırlamanıza yardım edebilir, böylece güçlü bir rekabet oluşturmazlar ve bu nedenle sizi kendi içeriğinizi yayınlamaktan vazgeçirmezler.

İkinci olarak, bu yasa kendi çalışmanızı daha doğru bir şekilde değerlendirmenizi sağlayabilir. Mesela, içerik ürettiğiniz alandaki diğer çalışmaların büyük çoğunluğundan çok daha kaliteli olduğunu ve bu nedenle öne çıkma olasılığının yüksek olduğunu anlamanıza yardımcı olabilir.

Bunun yanı sıra, çalışmanızın aslında düşük kaliteli olduğunu ve muhtemelen çalışmaların en kötü %90’ının bir parçası olduğunu anlamanızı da sağlayabilir; bu da, örneğin çalışmanızı yayınlamadan önce daha fazla gözden geçirerek beklentilerinizi buna göre planlamanıza ve belirlemenize yardımcı olabilir.

Ek olarak, Sturgeon Yasası, kendiniz için öğrenmenize ve ilerlemenize fayda sağlayabilecek gerçekçi hedefler belirlemeniz konusunda da yardım edebilir. Örneğin, bu yasa size alanınızdaki çalışmaların en iyi %10’unun, o alanın neye benzediğini temsil etmediğini hatırlatabilir, bu nedenle yeni başlayan biri olarak içeriğiniz o kadar iyi değilse, kendinizi kötü hissetmezsiniz.

Son olarak, bu yasa, benzeri çeşitli fenomenleri anlamanızda katkıda bulunabilir. Bu, örneğin, bazı insanların aksini düşündürecek şeyler görmedikçe, gördükleri çalışmaların çoğunu göz ardı etme eğilimlerini içerir, çünkü bu işlerin büyük ihtimalle kalitesiz olacağını varsayarlar.

Yani genel olarak, bir üretici olarak bu yasayı uyguladığınızda, kilit nokta, hedefinizdeki birçok çalışmanın kalitesiz olduğunu, dolayısıyla büyük sayıda rakip içerikler veya kıyaslamalardan cesaretinizin kırılmasına izin vermek yerine bu ilkenin ışığında kendi içeriğinizi doğru bir şekilde değerlendirmek için zaman ayırmanız, böylece beklentilerinizi de buna göre planlayıp ayarlamanız gerektiğini anlamaktır.

Sturgeon Yasası’nın Kökeni ve Tarihi

Sturgeon Yasası, 1950’lerde bilim kurgu alanı savunmasının bir parçası olarak Amerikalı yazar Theodore Sturgeon tarafından önerildi.

Oxford İngilizce Sözlüğüne göre, Sturgeon Yasası ilk olarak 1951 veya 1952’de New York Üniversitesi’nde bir konferansta anıldı ve daha sonra 1953’teki WorldCon bilimkurgu kongresinde daha popüler hale geldi. Orada, Sturgeon’un şunları söylediği bildiriliyor:

İnsanlar gizemli roman hakkında konuştuklarında Malta Şahini ve Büyük Uyku’dan bahsederler. Batı hakkında konuştuklarında, The Way West (Batı Yolu) ve Shane’den söz ederler. Ama bilim kurgu hakkında konuştuklarında buna “Buck Rogers işi”, “bilim kurgunun yüzde doksanı saçmalıktır” diyorlar. Haklılar da. Bilim kurgunun yüzde doksanı saçmalık. Ama zaten her şeyin yüzde doksanı saçmadır ve asıl önemli olan saçma olmayan yüzde onudur. Ve bilim kurgunun saçma olmayan yüzde onu, en azından herhangi bir yerde yazılmış herhangi bir şey kadar iyidir – hatta onlardan da iyidir.

Bu alıntı, bilim kurgu yazarı James E. Gun’ın dediğine göre, orijinal olarak The New York Review of Science Fiction #85 (Eylül 1995) dergisinde yayınlanmış ve “Büyük Egoist: Theodore Sturgeon’ın Tüm Hikayeleri Cilt 1” ek sayısına aitmiş. Ek incelemede Gunn’ın belirttiğine göre:

O zaman Sturgeon Yasası olarak bilinen şey, yalnızca Ted’in tüm kongreye yaptığı bir konuşmaya ait bir cümleydi; toplam üye sayısı 750 idi ve ayrı bir programa gerek yoktu. Ted’in açıklamalarının genel dayanağı, bilim kurgunun en iyisinden ziyade en kötü örnekleriyle değerlendirilen tek tür olduğuydu.

Ayrıca, Oxford İngilizce Sözlüğü’ne göre, Sturgeon Yasası’nın arkasındaki ilk kavram, aşağıdaki alıntının bir parçası olarak 1957’de yazılı olarak ortaya çıkmıştır:[1]

Sturgeon’un bir açıklaması vardı.

Yirmi yıldır bilim kurguyu eleştirenlere, özellikle de açık piyasadan kendisine bilim kurgu denilen herhangi bir şey satın alıp, temel unsurunu eleyip en saçma bölümlerini Saturday Review veya New Yorker’a ”bu bilim kurgu” yorumuyla sunanlara karşı savunuyor. Bu insanlarla tartışmak sanıldığı kadar kolay değil, çünkü korkunç örneklerini gerçekten de bilim kurgu alanından, yani dünyaya yüzde doksanının saçmalık olduğunu söyledikleri alandan alıyorlar.

Sturgeon’ın açıklaması da buna dayanıyor. Bilim kurgunun yüzde doksanının saçmalık olduğu sonucuna vardı, ama aynı zamanda -Eureka!- her şeyin yüzde doksanı saçmaydı. Hepimizin sevdiği ortak bir kısım hariç her şey – arabalar, kitaplar, peynirler, saç stilleri, insanlar ve iğneler, uzman ve izanlı gözlere saçma gelir.

O zaman nasıl onca tür arasında sadece bilimkurgu, Flopalong Cassidy ile Oxbow Olayı arasında veya Spillane ile Ngaio Bataklığı’nın kalitesi arasında zahmetsizce ayrım yapan insanlar tarafından sürekli olarak en kötü örnekleriyle eleştiriliyor? Sturgeon’ın tahminine göre, bunun Boccaccio’nun çağdaşlarının keşişler ve rahibeler hakkında sert mizah yaymasına neden olan ve günümüz psikiyatristleriyle bolca alay edilmesine sebep olan şeyle yakından ilgisi var. Bu bir hürmet eylemi—hatta daha da fazlası; Eski Ahit’e göre, bir korku. Her insanın sevdiğini öldürdüğü söylenir; ve bazıları saygı duydukları şeylerle (Mencken ve Will Rogers tarafından bırakılan boşluktan sıkı terör bariyerlerinin ayrılmasıyla) eskisinden daha az -ama yine de dindarlar için haddinden fazla- alay etme eğilimindedir. Ve böylece bilim kurgu, alana yabancı olanlar tarafından saldırıya uğrar – ne olduğu için (bunu zaten bilmiyorlar) değil de, etiketinde “bilim” kelimesini taşıdığı için. Görüyorsunuz ya, içinde bilim adı geçen hiçbir şeyin yüzde doksan saçmalık olmasına izin verilmiyor. İçinde saçmalık buldukları zaman (yukarıda eleme hakkında söylenenleri unutun, alanımızdaki saçmalıkları bir kömür kepçesiyle bile yok edebilirsiniz) korkarlar. Bilim korkusunun egemen olduğu bir kültürel matriste yaşarken, bizim karaladığımız bir öneriye, ya da belki de bilimin her şey gibi yüzde doksan saçmalık olduğunu gösteren korkunç ipucuya göz yummayacaklar. Bilim kurgunun ne olduğunu elbette bilmiyorlar, ama bizim bilim olduğunu düşündüğümüzü sanıyorlar ve bize katılmak istemiyorlar. Bu yüzden, Vercors, Orwell, hatta Shepherd Mead gibileri etiketi çıkarıp Main Street pazarlarında toptan satmadığı sürece, çok başarılı yüzde onumuz eski mahzenlerde saklanıyor.

Sturgeon, daha sonra bu düşünceyi başka bir sütunda tekrarladı ve burada bu kavramdan Sturgeon’ın keşfi olarak bahsetti ve konuyu genişletti:

Alanın en kötü örneklerini mühimmat için kullanan ve bilim kurgunun yüzde doksanının saçmalık olduğu sonucuna varan insanların saldırılarına ve baskılarına karşı bilim kurgu savunmasını yirmi yılın sonunda yapmak durumunda olduğum için, bu sütunda tekrar Sturgeon Keşfi’nin üzerinde duruyorum. Keşif:

Her şeyin yüzde doksanı saçmalıktır.

1. sonuç: Bilim kurguda büyük miktarda saçmalığın varlığı kabul edilir ve üzücüdür; ama bu herhangi bir alandaki saçmalığın varlığından daha sıra dışı değildir.

2. sonuç: En iyi bilim kurgu, herhangi bir alandaki en iyi kurgu kadar iyidir.

Bu ifadeler, özellikle de ikinci sonuç, özellikle Venture okuyucuları için apaçık ortadadır. Bununla birlikte, bunların alanla alakası olmayan okuyucular ve onların anahtar sembolü olan sıradan eleştirmenler için açık olmadığı da ortadadır.

Yukarıdaki alıntıların gösterdiği gibi, Sturgeon Yasası’na başlangıçta Sturgeon’un Keşfi deniliyordu. Sturgeon, başlangıçta, aşağıdaki alıntıda gösterildiği gibi, “Hiçbir Şey Her Zaman Kesin Değildir” deyimine atıfta bulunmak için “Sturgeon Yasası” terimini kullandı:

Malcolm Jameson’ın ”Uzay Savaşı Taktikleri”, Jack Hatcher’ın yazdığı ”Gelecek İçin Yakıt” -denemedeki yakıtlanacak makine insan-, Donald F. Reines’in yıldızlararası bağlantı günlerinde telif hakkı yasalarının üzücü durumu üzerine yazdığı alaylı bir çalışma; ve yorumcunuzun da kişisel favorisi, evreni Sturgeon Yasası’na indirgeyen biri için olması gerektiği gibi: ömür boyu süren bir araştırmadan gerçekten güvenebileceğiniz şey Hiçbir Şey Her Zaman Kesin Değildir – Frederik Pohl’un “Parmaklarınıza Nasıl Güvenirsiniz?”

Ancak günümüzde Sturgeon Yasası, Oxford İngilizce Sözlüğü’nün de konuyla ilgili girişinde belirttiği gibi, yalnızca “her şeyin yüzde doksanı saçmadır” anlamında kullanılır.

Not: Yukarıda da gösterildiği gibi, Sturgeon Yasası bugün en çok “her şeyin %90’ı saçmalıktır” olarak alıntılansa da, orijinal özdeyiş “her şeyin %90’ı çöptür” şeklindedir. Bu ifade bazen, “her şeyin %95’i saçmalıktır” gibi deyimler için çeşitli diğer ifadelerle birlikte hala kullanılmaktadır.

Sonuç ve Özet

Sturgeon Yasası kısaca, “Her şeyin %90’ı saçmadır!” deyimidir. Bu, genel olarak, herhangi bir alanda üretilen çalışmaların çoğunun büyük ihtimalle kalitesiz olduğunu göstermektedir.

Sturgeon yasası kitaplar, filmler, TV şovları, uygulamalar, video oyunları ve arabalar gibi çeşitli şeyler için geçerli olabilir.

Bu yasa size birçok konuda faydalı olabilir; örneğin ilgilendiğiniz alanları doğru şekilde inceleyip eleştirmenizi sağlayarak, veya zamanınız, dikkatiniz, çabanız ve paranız gibi şeyler söz konusu olduğunda bu değerli kaynaklarınızı nasıl harcayacağınızı anlamanızı sağlayarak.

Bu yasayla ilgili önemli bir uyarı, “saçmalık” tanımının öznel ve bazen de tartışmalı olduğu, bu yüzden 90% oran sadece kaba bir tahmin ve bu gözlem her durumda geçerli olmayabilir.

Sturgeon Yasası’nı mutlak bir gerçek olarak değil de, genel bir gözlem ve kullanışlı bir temel kural olarak görmelisiniz, ve bu konudaki genel uyarılara ek olarak, bir alandaki %10 iyi çalışmaların rastgele seçilmeyeceğini, en iyi %10’u ve en kötü %90’ı arasında bile çok fazla değişkenlik olduğunu ve bir çalışma genel olarak saçma olarak kabul edilse bile bir değeri olabileceğini hatırlamalısınız.

Itamar Shatz – evrimagacı.org

Kaynaklar ve İleri Okuma

Okumaya devam et

BANKA HABERLERİ

AKBANK VE DENİZBANK: FON SORUŞTURMASINDAKİ İSİMLER BANKAMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL

FON SORUŞTURMASINDA AKBANK VE DENİZBANK’TAN AÇIKLAMA: “İSİMLER BANKALARIMIZIN ÇALIŞANI DEĞİL”

Yayınlanma:

|

Yazan:

Fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler üzerinden gündeme gelen Akbank ve DenizBank, haberlerdeki çalışma ilişkilerine ilişkin açıklama yaptı. Akbank, “adı geçen kişilerin uzun süre önce bankadan ayrıldığını” belirtirken DenizBank, “adı geçen Yasemin Y.’nin banka çalışanı olmadığını” bildirdi.

Bankavitrini.com | Gündem

Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik yürütülen fon soruşturmasında gözaltı listesinde yer alan isimler ve bu kişilerin bankalarla bağlantıları gündeme geldi. Konuya ilişkin Akbank ve DenizBank’tan açıklamalar geldi. Her iki banka da haberlerde yer alan çalışma ilişkilerine yönelik düzeltme talebinde bulundu.

Akbank: İsimler uzun süre önce bankadan ayrıldı

Akbank, fon soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilen kişilerle ilgili haberlerde banka adının kullanılmasına ilişkin açıklama yaptı.

Banka, haberlere konu olan kişilerin uzun süre önce Akbank’tan ayrıldığını ve başka kurumlarda çalıştıklarını belirtti. Açıklamada, bu kişilerin hâlen Akbank bünyesinde görev yapıyormuş gibi gösterilmesinin gerçeğe aykırı bir izlenim oluşturabileceğine dikkat çekildi.

Akbank, güncel çalışma ilişkilerinin doğru aktarılması gerektiğini vurgulayarak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istedi.

DenizBank: Yasemin Yılmaz bankamızın çalışanı değil

DenizBank da fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isimlerin yer aldığı listeye ilişkin yayımlanan haberdeki bir bilgiyi düzeltti.

DenizBank A.Ş. tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan isim listesine ilişkin yayımladığınız haberde, Yasemin Y. isimli kişinin DenizBank Finans Yöneticisi olduğu yönünde hatalı bilgiye yer verilmiştir.

Haberde adı geçen Yasemin Y., Bankamız çalışanı değildir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla söz konusu yanlış bilginin düzeltilmesini rica ederiz.”

DenizBank, açıklamasıyla Yasemin Y.’ın banka çalışanı olduğu yönündeki bilgiyi açıkça reddetti ve haberlerin düzeltilmesini talep etti.

Soruşturmada banka isimleri neden gündeme geldi?

Soruşturma kapsamında yayımlanan gözaltı listelerinde yer alan kişilerin mesleki unvanları ve çalıştıkları kurumlara ilişkin bilgiler, bankaların isimlerinin de haberlerde geçmesine neden oldu.

Ancak bir kişinin adının soruşturma kapsamında anılması, tek başına ilgili bankanın soruşturmanın şüphelisi olduğu veya kurumsal olarak herhangi bir suça iştirak ettiği anlamına gelmiyor. Aynı şekilde, bir kişinin geçmişte bir bankada çalışmış olması da güncel çalışma ilişkisini göstermiyor.

Akbank’ın geçmiş çalışma ilişkilerine yönelik açıklaması ile DenizBank’ın Yasemin Y. hakkında yaptığı düzeltme, haberlerde kişi ve kurum bağlantılarının güncel ve teyit edilmiş bilgiler üzerinden kurulmasının önemini ortaya koydu.

Bankacılık sektöründe doğru bilgi ve itibar vurgusu

Sermaye piyasalarına yönelik soruşturmalarda kişi isimleriyle birlikte kurum adlarının anılması, kamuoyunda ilgili bankalara yönelik algıyı etkileyebiliyor. Bu nedenle gözaltı listelerindeki bilgilerin, kişilerin güncel iş durumlarıyla karşılaştırılarak yayımlanması önem taşıyor.

Akbank ve DenizBank’ın açıklamaları, soruşturma haberlerinde yalnızca isimlerin değil, bu isimlerle bankalar arasında kurulan bağlantıların da titizlikle doğrulanması gerektiğini gösteriyor.

Bankavitrini.com olarak not: Bu haber, Akbank ve DenizBank’ın çalışma ilişkilerine yönelik açıklamalarını bir araya getirmektedir. Soruşturmada adı geçen kişiler hakkındaki iddialar ile bankaların kurumsal sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

Okumaya devam et

Erol Taşdelen

AVRUPA SOKAKLARINDA EKONOMİK İSYAN: BÜYÜME VAR, REFAH NEREDE?

Yayınlanma:

|

İspanya, Fransa, İtalya ve Belçika’daki protestolar ne anlatıyor? Türkiye bu tablodan hangi dersleri çıkarmalı?

Erol TAŞDELEN | Bankavitrini.com Ekonomik Analiz

Avrupa sokaklarında yükselen protestolar, yalnızca öğrencilerin eğitim koşullarına, kiracıların konut sorununa ya da çalışanların ücret taleplerine indirgenemez. İspanya’dan Fransa’ya, İtalya’dan Belçika’ya uzanan eylemlerin ortak noktasında daha temel bir soru bulunuyor: Ekonomik büyüme, vatandaşın yaşam standardına ne ölçüde yansıyor?

17 Ekim 2026’da Avrupa’nın farklı ülkelerinde yoğunlaşan gösteriler, hayat pahalılığı, eğitim giderleri, barınma sorunu ve kamu hizmetlerinin niteliği etrafında şekillendi. Ancak bu gösteriler, tek merkezden yönetilen ortak bir Avrupa hareketi değil. Her ülkenin kendi ekonomik ve siyasi dinamikleri var. Ortaklaşan nokta ise özellikle gençlerin geleceğe ilişkin beklentilerinin zayıflaması.

Al Jazeera’nın 17 Ekim tarihli haberinde, farklı ülkelerde yüz binlerce kişinin hayat pahalılığına karşı gösterilere katıldığı bildirildi. Fransa’daki eylemler kitlesel boyutlara ulaşırken Belçika’da eğitim reformları, İtalya’da geçim sıkıntısı ve savaş karşıtı talepler, İspanya’da ise konut krizi öne çıktı.

Bu tablonun ekonomi yönetimleri açısından önemli bir mesajı var: Makroekonomik göstergelerdeki iyileşme, toplumun bütün kesimleri tarafından aynı biçimde hissedilmeyebilir.

İSPANYA: MAAŞ VAR, EV YOK!

İspanya’daki protestoların merkezinde konut krizi bulunuyor. Özellikle büyük şehirlerde yükselen kiralar, genç çalışanların kendi başlarına ev tutmasını giderek zorlaştırıyor.

Madrid’de 87 yaşındaki Maricarmen Abascal’ın evinden çıkarılması ve sonrasında hayatını kaybetmesi, konut hakkı tartışmalarını yeniden alevlendiren olaylardan biri oldu. Hükümetin kiracıları korumaya yönelik düzenleme girişiminin parlamentoda reddedilmesi de tepkileri artırdı.

Reuters’ın 2 Ekim 2026 tarihli haberine göre, protestocular kira artışlarının sınırlandırılmasını, evden çıkarmalara karşı koruma sağlanmasını ve kısa süreli kiralamaların düzenlenmesini talep ediyor. Tartışmanın diğer tarafında ise düzenlemelerin konut arzını azaltabileceğini savunan kesimler bulunuyor.

İspanya örneği, ekonomik açıdan önemli bir çelişkiyi ortaya koyuyor. Bir ülkede istihdamın ve ekonomik faaliyetin artması, konut maliyetleri gelirlerden daha hızlı yükseliyorsa, gençlerin bağımsız yaşam kurmasını kolaylaştırmayabilir.

Çalışan bir gencin maaşının büyük bölümünü kiraya ayırması; tasarruf yapmasını, ev sahibi olmasını, tüketim harcamalarını artırmasını ve ekonomik geleceğini planlamasını güçleştiriyor.

Burada mesele yalnızca emlak piyasası değil. Konut maliyetleri, iş gücü hareketliliğini, aile kurma kararlarını, tüketimi ve uzun vadeli tasarrufları da etkiliyor.

İspanya’nın verdiği mesaj açık: Barınma maliyeti, ücret artışlarını geride bırakıyorsa ekonomik büyüme toplumsal refaha dönüşmekte zorlanıyor.

FRANSA: EĞİTİMDEKİ SORUNLAR NASIL TOPLUMSAL TEPKİYE DÖNÜŞTÜ?

Fransa’da gösteriler, okullardaki personel yetersizliği, eğitim koşulları ve kamu hizmetleri konusundaki şikâyetlerle görünür hale geldi. Öğrencilerin başlattığı eylemlere zamanla farklı toplumsal kesimlerden destek geldi.

17 Ekim’deki gösterilerde hayat pahalılığı, yakıt maliyetleri ve ücret talepleri de gündemin parçası oldu. Böylece başlangıçta eğitim odaklı olan tepki, daha geniş bir ekonomik ve toplumsal hoşnutsuzluk alanına yayıldı.

Fransa’daki gösteriler sırasında yağma, kundaklama ve polisle çatışmalar da yaşandı. Barışçıl protesto hakkı ile şiddet eylemleri birbirinden ayrılmalı. Kamu düzenine zarar veren eylemler, gösterilere katılan bütün vatandaşların tutumu olarak değerlendirilemez.

Ekonomik açıdan Fransa örneği, kamu harcamaları tartışmasını öne çıkarıyor.

Devlet bütçe disiplinini sağlamak, borçlanmayı kontrol etmek ve mali dengeleri korumak isteyebilir. Ancak tasarruf politikalarının eğitim, sağlık ve diğer kamu hizmetlerine etkisi, vatandaşların günlük yaşamında hissediliyorsa ekonomik tartışma siyasi ve toplumsal bir soruna dönüşebiliyor.

Burada önemli soru, devletin harcamalarını azaltıp azaltmaması değil; hangi harcamaların, kimleri etkileyerek ve hangi sonuçları doğurarak azaltıldığıdır.

BELÇİKA: BÜTÇE KISITLAMALARI VE EĞİTİME ERİŞİM

Belçika’da gençlerin ve öğrencilerin katıldığı gösterilerde eğitim maliyetleri, yükseköğretime erişim ve eğitim reformları öne çıktı.

Reuters’ın 17 Ekim tarihli haberine göre Brüksel’de yüzlerce genç gösteri yaptı. Eylemler sırasında polisle göstericiler arasında çatışmalar yaşandı. Göstericiler, eğitim maliyetlerinin artması ve bazı reformların üniversiteye erişimi zorlaştırabileceği yönündeki kaygılarını dile getirdi.

Belçika örneği, eğitim harcamalarının yalnızca bugünün bütçe kalemi olmadığını gösteriyor. Eğitim, bir ülkenin gelecekteki üretkenliğini, iş gücü niteliğini ve rekabet gücünü belirleyen temel yatırımlardan biridir.

Eğitimde fırsat eşitliğinin zayıflaması, düşük gelirli ailelerin çocukları açısından daha ağır sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle bütçe kesintilerinin kısa vadeli mali etkileri ile uzun vadeli ekonomik sonuçlarını birlikte değerlendirmek gerekir.

İTALYA: GEÇİM SIKINTISI VE SOSYAL HİZMETLER

İtalya’daki gösterilerde hayat pahalılığı, ücretler, kamu hizmetleri ve savaş karşıtı talepler öne çıktı. Milano ve Bologna gibi kentlerde bazı eylemler polisle çatışmalara dönüştü.

17 Ekim’deki gösterilerin ekonomik arka planında, hanelerin artan fiyatlar karşısında bütçelerini dengeleme güçlüğü bulunuyor. Enflasyonun yavaşlaması ile fiyatların düşmesi aynı şey değil. Fiyat artış hızı gerilese bile daha önce yükselen fiyatlar yüksek seviyelerde kalabiliyor.

Ücret artışları bu birikimli fiyat artışını karşılayamıyorsa, çalışanların satın alma gücü üzerindeki baskı devam ediyor.

Bu noktada yalnızca ortalama ücret artışına bakmak yeterli değil. Ücretlerin kira, enerji, gıda, ulaşım ve sağlık harcamaları karşısındaki durumu da değerlendirilmek zorunda.

İtalya’daki protestoların gösterdiği sorunlardan biri de bu: Vatandaş, ekonomik büyüme rakamlarından önce ay sonunda elinde ne kaldığına bakıyor.

AVRUPA’NIN ORTAK SORUNU: EKONOMİK BÜYÜME İLE HİSSEDİLEN REFAH ARASINDAKİ MAKAS

Dört ülkenin sorunları aynı değil. İspanya’da konut, Fransa’da eğitim ve kamu hizmetleri, Belçika’da eğitim reformları ve bütçe tartışmaları, İtalya’da ise geçim sıkıntısı daha belirgin.

Buna rağmen üç ortak başlık öne çıkıyor:

1. Gelir ile zorunlu harcamalar arasındaki denge bozuluyor.

Ücretler nominal olarak artabilir. Ancak kira, gıda, enerji ve ulaşım harcamaları daha hızlı yükseliyorsa hanelerin satın alma gücü gerileyebilir.

2. Gençlerin geleceğe ilişkin beklentileri zayıflıyor.

Eğitim almanın, iş bulmanın ve düzenli gelir elde etmenin bağımsız bir yaşam kurmaya yetmediği düşüncesi yaygınlaşıyorsa ekonomik sorun, aynı zamanda toplumsal güven sorunu haline geliyor.

3. Kamu bütçesi ile sosyal beklentiler karşı karşıya geliyor.

Hükümetler mali disiplin, borç yönetimi ve bütçe açıklarının kontrolü üzerinde dururken vatandaşlar eğitim, sağlık, konut ve sosyal destek hizmetlerinin korunmasını istiyor.

Eurostat’ın 2025 verilerine göre Avrupa Birliği nüfusunun yüzde 7,7’si, harcanabilir hane gelirinin en az yüzde 40’ını konut giderlerine ayıran hanelerde yaşıyor. Bu oran, Avrupa’da bile konut maliyetlerinin bazı haneler için ne kadar ağır bir yük oluşturduğunu gösteriyor.            (Kaynak: Eurostat – Avrupa’da yaşam koşulları, 2026 verileri. )

SONUÇ: VATANDAŞIN HİSSETMEDİĞİ REFAH, SİYASİ BASKIYA DÖNÜŞEBİLİR

Avrupa’daki gösteriler, ekonomik politikaların toplumsal sonuçlarını yeniden tartışmaya açtı.

Bir ülkede büyüme yaşanabilir, şirketlerin ciroları artabilir, kamu gelirleri yükselebilir ve finansal göstergeler iyileşebilir. Ancak gençler ev bulamıyor, çalışanlar temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor ve eğitim fırsatlarına erişim giderek pahalılaşıyorsa bu göstergeler toplumsal refahın tamamını anlatmaz.

Bu, ekonomi politikalarının yalnızca kısa vadeli sonuçlarıyla değil, gelir dağılımı, üretim kapasitesi, sosyal hareketlilik ve yaşam maliyetleri üzerindeki etkileriyle de değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Türkiye açısından çıkarılacak ders, Avrupa’daki protestoların aynısının yaşanacağını varsaymak değil; ekonomik programların toplumsal etkilerini zamanında izlemek ve sorunları büyümeden çözmeye çalışmaktır.

Çünkü ekonomik istikrar, yalnızca fiyatların kontrol altına alınmasıyla değil; vatandaşın gelirine güvenmesi, işletmelerin üretimini sürdürebilmesi ve gençlerin geleceğe ilişkin makul beklentiler taşımasıyla da güçlenir.

Ekonominin nihai sınavı, tabloların ne kadar iyi göründüğü değil, vatandaşın hayatında neyin değiştiğidir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist 
Bankavitrini.com – Ekonomik Analiz

Okumaya devam et

GÜNCEL

Trump’ın Rusya açılımı dengeleri değiştirdi, risk iştahı toparlanıyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Bir süredir mütemadiyen aynı konuların etrafında dolaştığımız ve kendi kendimizi tekrar ettiğimizin pekâlâ farkındayız. Jeopolitik riskler tüm ağırlığıyla masa üzerinde durmaya devam ederken, emtia fiyatlarının yüksek seyri enflasyonist baskıları artırmaya devam ediyor. Brent cinsi ham petrolün varil fiyatı haftanın son iş gününü 110 dolar seviyesini test ederek tamamladı. Bir başka bakış açısıyla, Brent petrol sene başına göre %81 yükselirken, gümüş ise getiri liginin dibinde yer alarak %20 düştü. Yapay zekâ ve çip sektöründe ise soru işaretleri zihinleri meşgul etmeye devam ediyor. Goldman Sachs’ın hesaplamalarına göre, beş büyük yapay zekâ şirketinin gelecek yıl toplam yatırım harcamalarının 1,2 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Rakamın büyüklüğü bir yana, bu yatırımların ne kadar sürede kendini amorti edeceği sorusu giderek daha fazla önem kazanıyor. Teknoloji hisseleri denince akla gelen Nasdaq endeksi haftanın son iş gününü %2’nin üzerinde düşüşle tamamlarken, son 10 günlük performansı da %6 düşüş yönünde oldu.

Türkiye’de Fon Krizi’nin etkileri sürerken, cuma günü bültenimizde de dile getirdiğimiz MSCI uyarısı hisse senetleri üzerindeki baskıyı artırdı. MSCI, yaz başında yaptığı uyarının dozunu bir kademe daha yükselterek, piyasa şeffaflığı ve sağlıklı işleyiş konusunda atılan adımların yeterli olmadığını ortaya koydu. Türkiye’nin gelişmekte olan ülke statüsünü koruması açısından Haziran 2027 kritik bir tarih olarak karşımıza çıkıyor. Endonezya’da yaşananları da birlikte düşündüğümüzde, piyasaların bu uyarıyı pek hoş karşılamadığını görüyoruz. BIST100 ve BIST30 endeksleri cuma gününü %3 kayıpla tamamlarken, bankacılık endeksi %2 geriledi. CDS risk primi 250 baz puanda yatay seyrederken, iki yıllık gösterge tahvilin bileşik faizi, faiz indirimi beklentilerinin desteğiyle son iki haftada 100 baz puan düşerek %39,40 seviyesine indi. USDTRY kuru ise yeni haftaya 49,54 seviyesinden başlıyor.

MSCI’nın Endonezya’yı gelişmekte olan ülkeler kategorisinden çıkararak doğrudan bağımsız piyasa statüsüne düşürebileceği uyarısının yankıları ise dinmiyor. Cuma günü %12’ye yakın gerileyen Jakarta borsası, bu sabah da %5’in üzerinde düşerek son altı yılın en düşük seviyesine indi. Yılbaşından bu yana kayıplar %43’ü aşarken, yabancı yatırımcıların net satışları 5 milyar dolara yaklaştı. Endonezya’nın MSCI endekslerinden tamamen çıkarılması hâlinde, yalnızca endeksleri takip eden fonlardan 5,6 milyar dolarlık zorunlu satış gelebileceği hesaplanıyor. Ülke para birimi rupiah da tarihî dip seviyelerine yaklaşırken, satış baskısının borsayla sınırlı kalmayıp döviz ve tahvil piyasalarına yayılmasından endişe ediliyor. Türkiye’nin de benzer gerekçelerle MSCI’nın radarında olması, Endonezya’daki gelişmeleri bizim açımızdan daha da önemli kılıyor.

Türkiye cephesinde ise gözler perşembe günü sonuçlanacak TCMB’nin olağan Ekim ayı PPK toplantısına çevrildi. Bir süredir gündemden düşmeyen fon krizinin de etkisiyle ekonomik aktivitedeki yavaşlamanın giderek belirginleştiğini görüyoruz. Otomobil satışlarından kredi kartı harcamalarına kadar pek çok gösterge bu tabloyu desteklerken, hanehalkının borç ödeme kapasitesindeki bozulma da dikkat çekiyor. Aşağıdaki grafikten görüleceği üzere, ihtiyaç kredilerinde takibe dönüşüm oranı %7’ye yaklaşarak rekor kırarken, bireysel kredi kartlarında da bu oran %6 seviyesine yaklaşarak tarihî zirvesine yükseldi. Bir başka deyişle, ihtiyaç kredilerinde mevcut her 100 TL’lik bakiyenin yaklaşık 7 TL’si takipte bulunuyor. Ekonomik aktivitedeki sert yavaşlama ve hanehalkının artan ödeme güçlükleri karşısında TCMB’nin, enerji fiyatlarındaki keskin yükselişe rağmen, politika faizini en az 100 baz puan indirerek %37’den %36’ya çekmesine kesin gözüyle bakıyoruz. Böylece TCMB’nin Aralık 2025’ten bu yana ara verdiği faiz indirimlerine bebek adımlarıyla yeniden başlamasını bekliyoruz.

Cuma günü TCMB’nin açıkladığı iki önemli veri de dikkatimizden kaçmadı. Eylül ayı konut fiyat endeksine göre, konut fiyatları yıllık bazda nominal olarak %22,3 artarken, enflasyondan arındırıldığında reel olarak %5,7 geriledi. Bir başka deyişle, konut fiyatlarındaki artış enflasyonun gerisinde kalmaya devam ederken, bu durum konutun değer artışı açısından yatırım cazibesini sınırlıyor. TCMB’nin yayımladığı Ekim ayı Piyasa Katılımcıları Anketi’nin sonuçlarını ise aşağıdaki grafikten takip edebilirsiniz. Biz özellikle enflasyon beklentilerine odaklandık. Yıl sonu TÜFE beklentisi hemen hemen değişmezken, 12 ay sonrasına ilişkin beklentinin 0,19 puan artışla %23,89’a yükselmesi, orta vadeli enflasyon görünümünde sınırlı da olsa bir bozulmaya işaret ediyor. Buna karşılık, 24 ay sonrasına ilişkin beklentinin 0,38 puan gerilemesini daha uzun vadeli görünüm açısından olumlu okuyoruz. TCMB’nin kurun artış hızında yaptığı ince ayara rağmen, yıl sonu USDTRY beklentisi hafif gerileyerek 51,55 seviyesine inerken, 12 ay sonrasına ilişkin beklenti ise 59,26 seviyesine yükseldi.

Avrupa’da hayat pahalılığı, eğitim maliyetleri ve hükûmetlerin ekonomi politikalarına yönelik tepkiler giderek büyüyor. Fransa’da öğrencilerin başlattığı protestolar, sendikaların ve farklı toplumsal kesimlerin katılımıyla hafta sonu ülke çapında kitlesel gösterilere dönüşürken, Paris başta olmak üzere birçok kentte şiddet olayları yaşandı. Yüz binlerce kişinin sokaklara döküldüğü gösterilerde 1,200 kişi gözaltına alınırken, Cumhurbaşkanı Macron yaşanan şiddet olaylarını sert bir dille kınadı. Protestolar Fransa ile sınırlı kalmazken, Belçika ve İtalya’da eğitim ve yaşam maliyetleri, Portekiz’de ise düşük ücretler ve konut krizi nedeniyle halk sokaklara döküldü. Fransa’da zaten kırılgan olan siyasi ve mali dengelere toplumsal huzursuzluğun da eklenmesi, ortak para birimi üzerinde baskı kurarken, EURUSD paritesi 1,1230 seviyesinde işlem görüyor.

Öte yandan, Orta Doğu’da artan gerilimle cuma günü 110 dolar seviyesini test eden Brent petrol, yeni haftaya düşüşle başladı. Trump’ın Rusya’ya yönelik bazı yaptırımları gevşetebileceği beklentisi, piyasaya daha fazla Rus petrol ürünü sunulabileceği düşüncesini güçlendirirken, Brent petrol %1,8 gerileyerek 108 dolar seviyesine indi. Ancak Orta Doğu’da arz güvenliğine ilişkin endişeler dinmiş değil. Ticari gemilere yönelik saldırılar nedeniyle Körfez’den günlük petrol sevkiyatı 20 milyon varilin üzerinden 8,5 milyon varile kadar gerilerken, Mısır’ın Husilere karşı Suudi Arabistan’a destek vermeye hazır olduğunu açıklaması gerilimin daha da yayılabileceğine işaret ediyor.

Küresel piyasalarda yapay zekâ yatırımlarının finansmanına ilişkin endişeler gündemdeki yerini korurken, yeni gün ve hafta başlangıcında Asya borsalarında karmaşık bir seyrin hâkim olduğunu görüyoruz. Geçen haftayı %5,4 kayıpla tamamlayan Japonya’da Nikkei endeksi bu sabah %1 civarında gerilerken, geçen hafta %14’ten fazla düşen Güney Kore borsası KOSPI ise yaralarını sarmaya çalışarak %0,7 yükseliş kaydetti. Çin’de üçüncü çeyrek büyümesinin beklentileri hafif aşarak %4,5’e ulaşması ve perakende satışların tahminlerden iyi gelmesi satış baskısını sınırladı. ABD’de yarı iletken hisselerinin işlem gördüğü Philadelphia Semiconductor endeksinin son 10 günde %16’dan fazla gerilemesi, teknoloji sektöründeki satışların boyutunu gösteriyor. Yatırımcılar, yapay zekâya yapılan devasa yatırımların ne zaman kâra dönüşeceğini sorgularken, bu hafta açıklanacak Meta, Tesla ve önde gelen çip üreticilerinin bilançoları merakla takip edilecek. Elon Musk’ın uçan araba tanıtımıyla ilk etapta yükselişe geçen Tesla hisseleri, kazanımlarını koruyamayarak gün içi zirvesinden %6 geriledi.

Trump’ın Rusya’ya yönelik bazı yaptırımları gevşetebileceği beklentisi petrol fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskı yaratırken, ABD ile Ukrayna arasındaki ilişkiler de limonileştiğini görüyoruz. Cuma gecesini sert satışlarla tamamlayan Nasdaq endeksi, bu sabah vadeli işlemlerde %1,3 yükselirken, ABD’nin 10 yıllık gösterge tahvil faizi yeniden %5,05 seviyesine geriledi. Kıymetli metaller de yeni haftaya alıcılı başlarken, ons altın 4,180 dolar, gümüş ise 57,75 dolar seviyesinde işlem görüyor. Petrol fiyatlarındaki gerilemenin enflasyon endişelerini bir miktar hafifletmesi, faiz getirisi olmayan kıymetli metallere destek verdiğinin altını çizmek isteriz. Teknik bir bakış açısıyla önem arz eden 55 dolar seviyesinden uzaklaşan gümüşü biraz daha takip etmek istiyoruz. Yukarıda da değindiğimiz üzere, petrol fiyatlarında kalıcı bir geri çekilme olmadan kıymetli metallerin kalıcı bir yükselişe geçmesi zor görünüyor.

Trump’ın Rusya’ya yönelik bazı yaptırımları gevşetebileceği beklentisi Fed’in faiz politikasına ilişkin beklentilerde de dikkat çekici bir değişime neden oldu. Geçen hafta %50’ye kadar yükselen ekim ayında faiz artırımı ihtimali %16’ya kadar gerilerken, aralık ayında faiz artırımı ihtimali ise hâlen %92 seviyesinde bulunuyor. Gözler 28 Ekim tarihinde sonuçlanacak Fed toplantısına ve ertesi gün açıklanacak Fed’in favori enflasyon göstergesi olarak yakından takip ettiği PCE verisine çevrilmiş durumda. Siyasi cephede ise Brezilya ve İsrail seçimlerine geri sayım devam ederken, ABD’de 3 Kasım’da düzenlenecek ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin iki kanadı birden kaybetme riskinin oldukça arttığını söylememiz gerekiyor.

TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi

17923851289ea310271c16b1d4d2891df98b8491dd_1_1200.jpg
 
İhtiyaç Kredilerinde ve Kredi Kartlarında Takibe Dönüşüm Oranı

17923851297c4c3356427a1eaef2d11a6e750e9cf4_2_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.