Connect with us

GÜNDEM

Sturgeon Yasası: Her Şeyin Yüzde Doksanı Zırvadır!

Yayınlanma:

|

Sturgeon Yasası, “Her şeyin yüzde doksanı zırvadır.” diyen satirik bir yasadır. Bu “yasa”, genel olarak, herhangi bir alanda üretilen çalışmaların çoğunun büyük olasılıkla kalitesiz olduğunu öne sürer. Örneğin, kitaplar söz konusuysa, Sturgeon yasası her yıl çıkan kitapların %90’ının kötü olduğunu, yani muhtemelen okumaya değer olmadıklarını iddia eder.

Sturgeon Yasası hem bilgiyi değerlendirme ve kullanma şeklinizi, hem de ne üzerinde çalışacağınıza karar verme yönteminizi geliştirebileceğinden, akılda tutulması gereken faydalı bir temel kuraldır. Bu nedenle, aşağıdaki makalede Sturgeon Yasası hakkında daha fazla bilgi edinecek, çeşitli alanlardaki örneklerini görecek ve onu yaşamın birçok alanında yol gösterici bir ilke olarak nasıl uygulayabileceğinizi anlayacaksınız.

Sturgeon Yasası Örnekleri

Sturgeon Yasası’na göre, vizyona giren dizi ve filmlerin %90’ı kalitesizdir, yani muhtemelen izlemeye değmezler. Aynı şekilde, bu yasaya göre sosyal medyada paylaşılan içeriklerin %90’ı da kalitesizdir, dolayısıyla uğraşmaya değmezler. Satışa sunulan yeni ürünlerin %90’ı da kalitesizdir, bu da muhtemelen satın almaya değmeyecekleri anlamına gelir.

Konuyla ilgili orijinal alıntılardan birinde belirtildiği gibi, Sturgeon Yasası hayattaki hemen hemen her şeyde uygulanabilir:[1]

Hepimizin sevdiği ortak bir kısım hariç her şey – arabalar, kitaplar, peynirler, saç stilleri, insanlar ve iğneler, uzman ve izanlı gözlere saçma gelir.

Sturgeon Yasası’nın uygulanabileceği diğer alanlarda örnekler sayan benzer bir ifade, bu kavramı kaba bir genelleme olduğunu belirterek açıklayan filozof Daniel Dennett’ın Sezgi Pompaları ve Diğer Düşünme Aletleri adlı kitabında yer almaktadır:[2]

Moleküler biyolojideki deneylerin yüzde doksanı, şiirlerin yüzde doksanı, felsefe kitaplarının yüzde doksanı, matematikteki denetimden geçmiş makalelerin yüzde doksanı -ve buna benzer daha birçok şey- saçmalık. Bu doğru mu? Eh, belki abartı olabilir ama kabul edelim ki her alanda yapılan çok sıradan çalışmalar var. (Bazı aksi insanlar yüzde doksan dokuzunun öyle olduğunu söylüyor ama bu konuya girmeyelim.)

Son olarak, Sturgeon Yasası’nın belirli alanlarda daha spesifik bir şekilde uygulanabileceğini unutmayın. Örneğin, Sturgeon Yasası genel olarak kitaplar için geçerli olabilir; ancak bilimkurgu veya fantezi gibi belirli türlerdeki kitaplar için de geçerli olabilir.

Sturgeon Yasası Hakkında İkazlar

Sturgeon Yasası temel bir kural olarak faydalı olsa da, bunun genel bir gözlem olduğunu ve her zaman doğru olacağı garanti edilmediğini belirtmek önemlidir. Özellikle aşağıdakiler, bu ilkeyi kullanırken veya uygulamayı düşünürken akılda tutulması önemli olan bazı uyarılardır:

“Zırva” Tanımı Öznel ve Bazen Tartışmalıdır.

Çoğu durumda, “zırvanın” veya “saçmalığın” ne anlama geldiğini ve bir şeyin “saçmalık” olarak kabul edilip edilmeyeceğini belirlemek zordur. Bu, özellikle insanların bir şeylere nasıl değer verilmesi gerektiği konusunda temelde anlaşamadığı durumlarda bir sorun olabilir. Örneğin, eğer iki kişi farklı türde kitaplar okumaktan hoşlanıyorsa, hangi kitapların ”saçma” olduğu ve hangilerinin olmadığı konusunda anlaşamayabilirler.

%90 Oranı Sadece Kaba Bir Tahminden İbarettir.

Esasen, %90 oranı her durumda mutlaka doğru olacak kesin bir ampirik ilke olarak değil de, “büyük çoğunluk” demenin bir yolu olarak görülmelidir. Böylece belirli bir alandaki çalışmaların %90’ının kalitesiz olması yerine, sadece %80’inin kalitesiz olduğu veya yaklaşık %95’inin kalitesiz olduğu da görülebilir.

Sturgeon Yasası Her Durumda Geçerli Değildir.

Örneğin, giriş engelinin yüksek olduğu alanlarda, yayınlanan çoğu şeyin kaliteli olduğu görülebilir. Ayrıca, Sturgeon Yasası, onu alanlardaki daha küçük sektörlerde uygulamaya çalışırsanız bozulmaya başlayabilir. Örneğin, gazete köşe yazılarının %90’ı saçma olabilir; ancak kaliteli bir gazeteye bakarsanız, yayınlanan makalelerin yalnızca küçük bir kısmı saçma olacaktır.

Sturgeon Yasası Nasıl Uygulanır?

Sturgeon Yasası’nı uygulamak için, uygun zamanda, örneğin bir alanda yeni yayınlanmış bir çalışmayı değerlendirirken, “her şeyin yüzde doksanının zırva” olduğunu kendinize hatırlatmalısınız. Ayrıca, bu kavramı açıklayarak, buna örnekler vererek ve başkasının düşünce yapısında bunu kullanmasına teşvik ederek, onun bu yasayı uygulamasına yardımcı olabilirsiniz.

Sturgeon Yasası’nı uygularken ve başkalarını onu uygulamaya teşvik ederken, bu ilkeyi mutlak bir gerçek olarak değil de, genel bir gözlem ve kullanışlı bir pratik kural olarak ele almalısınız. Bundan dolayı, bununla ilgili uyarıları da aklınızda tutup şunları unutmamalısınız:

  • ”Zırva” tanımı öznel ve bazen tartışmalıdır, bu nedenle bir şeyin “saçmalık” olarak görülmesi gerekip gerekmediği her zaman net değildir.
  • %90 rakamı kaba bir tahmindir, bu yüzden ona takılmamalı veya her şeyi tam olarak ölçmeye çalışmamalısınız; bunun yerine, Sturgeon Yasası’nı, çalışmaların “büyük çoğunluğunun” büyük ihtimalle saçmalık olduğunu söylemenin bir yolu olarak görmelisiniz.
  • Giriş engelinin yüksek olduğu alanlar gibi, Sturgeon Yasası’nın uygulanamayacağı birçok durum vardır.

Sturgeon Yasası’nı uygularken akılda tutulması gereken birkaç husus daha vardır. Özellikle:

  • Sturgeon Yasası, bir alandaki çalışmaların %90’ının saçma olacağını öne sürse de, bu, bir alan içindeki çalışmaların rastgele seçileceği anlamına gelmez. Örneğin, yeni kitapların %90’ı saçma olsa bile, iyi kitapların %10’u orantısız olarak az sayıda yazara atfedilmiş olabilir (mesela yazarların %1’i iyi kitapların %10’unu yayınlıyor olabilir).
  • Çalışmaların en iyi %10’u ve en kötü %90’ı arasında önemli farklılıklar olabilir. Örneğin, %10 iyi çalışmanın arasından yalnızca birkaçının harika olarak değerlendirilmesi, %90 kötü çalışmanın arasından da yalnızca bazılarının diğerlerinden çok daha kötü olması muhtemeldir.
  • Belirli bir çalışma saçma olarak görülse bile, bu onun hiçbir değeri olmadığı anlamına gelmez. Örneğin, bir kitap birine göre saçma olsa da, yine de içinde birkaç faydalı tavsiye olduğu görülebilir. Ya da, birisi belirli bir şaka videosunun saçma olduğunu düşünse bile, uzun bir iş gününden sonra rahatlamasına ve gevşemesine yardımcı oluyorsa onu izlemekten keyif alabilir.

Son olarak, Sturgeon Yasası’nı kullanırken, onu bir alan veya çalışmalar bütünü gibi şeylerin savunması olarak körü körüne benimsemekten kaçınmak da önemlidir.[3] Buna göre, mesela biri sevdiğiniz bir film türünü o türden birkaç filmin kusurlarını bularak eleştiriyorsa, Sturgeon Yasası’nın o tür için geçerli bir savunma olduğunu varsaymamalı ve bu ilkeden herhangi bir açıklama yapmadan küçümseyici bir şekilde bahsetmemelisiniz. Bunun yerine, o türden eleştirilen filmlerin aynı türden en iyi filmlere kıyasen daha az izlendiğini ve dolayısıyla o türdeki en iyi filmleri temsil etmediklerini belirterek bu ilkenin ne olduğunu ve neyle alakalı olduğunu açıklamalısınız.

Sturgeon Yasası genel olarak çeşitli durumlarda uygulanması yararlı bir ilke olabilir; ancak onu mutlak bir gerçek olarak değil de, genel bir gözlem ve pratik bir kural olarak görmek önemlidir. Bu ise, ilkeyi uyguladığınızda bununla ilgili uyarıları aklınızda tutmanız ve kullanımınızın uygun ve makul olduğundan emin olmanız gerektiği anlamına gelir.

Yukarıdaki yönergeler, Sturgeon Yasası’nı kabaca uygulamanızda yardımcı olabilir. Bunların yanı sıra, aşağıdaki alt bölümler, bu yasayı daha spesifik durumlarda, yani bir tüketici, eleştirmen veya üretici rolü oynadığınızda etkili bir şekilde uygulamanıza yardımcı olabilecek birkaç ek bilgi içermektedir.

Not: Uygulanması yararlı olabilecek benzer bir ilke, sonuçların %80’inin çoğu durumda nedenlerin %20’sinden kaynaklandığını söyleyen ve 80/20 kuralı olarak da bilinen Pareto İlkesi‘dir.

Bir Tüketici Olarak Sturgeon Yasası’nı Uygulamak

Bir tüketici olarak Sturgeon Yasası’nı uygulamak, hangi ürünleri satın alacağınıza veya hangi makaleleri okuyacağınıza karar vermek gibi konularda nelerin kaynaklarınızı harcamaya değer olduğunu anlamanıza yardımcı olabilir. Özellikle bu bağlamda, Sturgeon Yasası, herhangi bir alandaki çoğu şeyin kalitesiz olduğu, yani kaynaklarınızı harcamaya değer olmadığı için onları görmezden gelerek almaya değer şeylere odaklanmanız konusunda yardımcı olarak sizin zaman, dikkat ve para gibi değerli kaynaklarınızı harcamamanızı sağlar.

Sturgeon Yasası’nı bu şekilde uygulamanın bir yolu, hangi içeriği tüketeceğinize veya hangi ürünü alacağınıza ilişkin kararınızı sıfır toplamlı olarak düşünmektir; yani düşük kaliteli bir şeye harcayacağınız kaynaklar, daha değerli bir şeye harcayabileceğiniz kaynakların zararına girer. Bu da, zihninizi düşük kaliteli bilgilerle doldurarak harcadığınız her anın, bunun yerine daha faydalı veya eğlenceli bir şeye harcayabileceğiniz bir an olduğu anlamına gelir.

Hatırlanması gereken bir başka önemli şey de, bir tüketici olarak kaynaklarımızın, onları harcayabileceğiniz neredeyse sınırsız sayıda şeye kıyasla muhtemelen oldukça sınırlı olduğudur. Eğer bloglar okuyorsanız, mevcut blog gönderilerinin miktarı sizin okuyabileceğinizden çok, çok daha fazladır. Bu, yalnızca sınırlı kaynaklarınızı buna değecek şeylere harcamanın önemini vurgulamakla kalmayıp, aynı zamanda bir tüketici olarak genellikle geniş bir çalışma yelpazesine sahip olacağınızın da altını çiziyor; dolayısıyla zamanınızı daha düşük kaliteli çalışmalara harcamanız için hiçbir neden olmadığını da gösteriyor. Sturgeon Yasası’na bir sonuç öneren bir yazarın da belirttiği gibi:[4]

Hayat, saçmalıklar için çok kısa.

Bir tüketici olarak bu yasayı uygularken kilit nokta size sunulan çalışmaların büyük çoğunluğunun büyük ihtimalle kalitesiz olduğunu anlamak ve zamanınız ve paranız gibi değerli kaynakları nasıl harcayacağınıza karar verirken bunları dikkate almaktır.

Bir Eleştirmen Olarak Sturgeon Yasası’nı Uygulamak

Sturgeon yasasını bir eleştirmen olarak uygulamak size iki temel şekilde fayda sağlayabilir.

İlk olarak, daha iyi eleştiriler hazırlamanıza yardımcı olabilir. En önemlisi, herhangi bir alandaki çalışmaların büyük çoğunluğunun kalitesiz olma olasılığının yüksek olduğunu hatırlamanıza yardımcı olabilir, bu nedenle bir alanı mutlaka bu çalışmaların varlığına göre yargılamamalısınız. Bunun yerine genellikle bir alandaki daha kaliteli çalışmalara odaklanmalı ve alanı bunlara göre değerlendirmelisiniz.

İkinci olarak ise, Sturgeon Yasası, çalışmaları ne zaman ve nasıl eleştireceğinizi belirlemenize yardımcı olabilir. En önemlisi, herhangi bir alandaki çalışmaların çoğunun düşük kaliteli olduğunu hatırlamanıza yardımcı olabilir; bu nedenle, bir çalışmayı eleştirmeden önce, eleştirmeye değecek kadar iyi olup olmadığını belirlemek için dikkatlice değerlendirmelisiniz, özellikle de çaba ve zaman gibi kaynaklarınızı ayırmanızı gerektiriyorsa. Filozof Daniel Dennett’ın da belirttiği gibi:

Yeryüzü dağlarını, ovalarını, nehirlerini, kısaca fiziki durumunu gösteren ürünümüzü, hem gerçek bir eğitim materyali hem de şık bir aksesuar olarak kullanabilirsiniz.

ESTETİK: Modern seri ürünlerimiz grafik, eksen ve ayak tasarımlarıyla bütüncül ve yeni bir estetik yaklaşıma sahiptir. Geliştirmiş olduğumuz yeni üretim teknolojimiz sayesinde demonte yapıya sahip olan yeni serimizde ekvator çizgisinin ışıklandırılması tasarımın güzelliğini ön plana çıkarmaktadır.

ÇEVRE DOSTU: Gürbüz Yayınları olarak tüm ürünlerimizde orijinal ham madde kullanarak sebep olunabilecek çevresel sorunları kendi bünyemizde minimize ettiğini taahhüt ediyoruz. Aynı zamanda modern seri ürünlerimizin demonte yapısı sayesinde, paketleme ve stoklama organizasyonlarında daha az karton ambalaj kullanarak yeşili koruyan çevre dostu bir tutumu destekliyoruz.

Sturgeon Yasası’ndan çıkarılacak iyi bir ders, bir alanı, bir türü, bir disiplini, bir sanat formunu eleştirmek istediğinizde, ne sizin ne de bizim zamanımızı saçmalıklarla boşa harcamamanız gerektiği! Ya iyi şeylerin peşinden gidin ya da boş verin.

Bu tavsiye, analitik felsefenin, evrimsel psikolojinin, sosyolojinin, kültürel antropolojinin, makroekonominin, plastik cerrahinin, doğaçlama tiyatronun, televizyon sitcomlarının, felsefi teolojinin, masaj terapisinin itibarını yok etmeye niyetli ideologlar tarafından genellikle göz ardı edilir. Her türden çok kötü, aptalca, ikinci sınıf bir sürü şey olduğunu baştan belirtelim. Şimdi, zamanınızı boşa harcamamak ve sabrınızı zorlamamak için boş çalışmalara değil, bulabildiğiniz en iyi şeylere, alanın önde gelenleri tarafından övülen en iyi çalışmalara, ödüllü işlere odaklanın.

Bunun Rapoport Kuralları ile benzer olduğuna dikkat edin: Asıl amacı insanları gülünç soytarılıklarla güldürmek olan bir komedyen değilseniz, karikatürle uğraşmayın.

Genelde bir eleştirmen olarak Sturgeon Yasası’nı uygularken asıl mesele herhangi bir alandaki mevcut çalışmaların çoğunun muhtemelen kalitesiz olacağını ve bundan dolayı alanı bir bütün olarak değerlendirirken genellikle bu çalışmalara odaklanmamanız gerektiğini anlamaktır. Eleştirmeden önce, belirli bir çalışmanın eleştirmeye değer olup olmadığını da göz önünde bulundurmalısınız, özellikle de bu eleştiri zaman ve çaba gibi kaynaklar gerektirecekse.

Bir İçerik Üreticisi Olarak Sturgeon Yasası’nı Uygulamak

Bir içerik üreticisi (yani içerik veya ürünler gibi şeyler üreten biri) olarak Sturgeon Yasası’nı uygulamak size çeşitli konularda fayda sağlayabilir.

İlk olarak, hedef kitlenizi veya alanınızı daha doğru bir şekilde değerlendirmenize yardımcı olabilir. Örneğin, alanınızda yayınlanmış çok sayıda çalışma olduğunu gördüğünüz için yeni bir içerik üreticisi olarak cesaretiniz kırılıyorsa, Sturgeon Yasası bu çalışmaların çoğunun muhtemelen kalitesiz olduğunu hatırlamanıza yardım edebilir, böylece güçlü bir rekabet oluşturmazlar ve bu nedenle sizi kendi içeriğinizi yayınlamaktan vazgeçirmezler.

İkinci olarak, bu yasa kendi çalışmanızı daha doğru bir şekilde değerlendirmenizi sağlayabilir. Mesela, içerik ürettiğiniz alandaki diğer çalışmaların büyük çoğunluğundan çok daha kaliteli olduğunu ve bu nedenle öne çıkma olasılığının yüksek olduğunu anlamanıza yardımcı olabilir.

Bunun yanı sıra, çalışmanızın aslında düşük kaliteli olduğunu ve muhtemelen çalışmaların en kötü %90’ının bir parçası olduğunu anlamanızı da sağlayabilir; bu da, örneğin çalışmanızı yayınlamadan önce daha fazla gözden geçirerek beklentilerinizi buna göre planlamanıza ve belirlemenize yardımcı olabilir.

Ek olarak, Sturgeon Yasası, kendiniz için öğrenmenize ve ilerlemenize fayda sağlayabilecek gerçekçi hedefler belirlemeniz konusunda da yardım edebilir. Örneğin, bu yasa size alanınızdaki çalışmaların en iyi %10’unun, o alanın neye benzediğini temsil etmediğini hatırlatabilir, bu nedenle yeni başlayan biri olarak içeriğiniz o kadar iyi değilse, kendinizi kötü hissetmezsiniz.

Son olarak, bu yasa, benzeri çeşitli fenomenleri anlamanızda katkıda bulunabilir. Bu, örneğin, bazı insanların aksini düşündürecek şeyler görmedikçe, gördükleri çalışmaların çoğunu göz ardı etme eğilimlerini içerir, çünkü bu işlerin büyük ihtimalle kalitesiz olacağını varsayarlar.

Yani genel olarak, bir üretici olarak bu yasayı uyguladığınızda, kilit nokta, hedefinizdeki birçok çalışmanın kalitesiz olduğunu, dolayısıyla büyük sayıda rakip içerikler veya kıyaslamalardan cesaretinizin kırılmasına izin vermek yerine bu ilkenin ışığında kendi içeriğinizi doğru bir şekilde değerlendirmek için zaman ayırmanız, böylece beklentilerinizi de buna göre planlayıp ayarlamanız gerektiğini anlamaktır.

Sturgeon Yasası’nın Kökeni ve Tarihi

Sturgeon Yasası, 1950’lerde bilim kurgu alanı savunmasının bir parçası olarak Amerikalı yazar Theodore Sturgeon tarafından önerildi.

Oxford İngilizce Sözlüğüne göre, Sturgeon Yasası ilk olarak 1951 veya 1952’de New York Üniversitesi’nde bir konferansta anıldı ve daha sonra 1953’teki WorldCon bilimkurgu kongresinde daha popüler hale geldi. Orada, Sturgeon’un şunları söylediği bildiriliyor:

İnsanlar gizemli roman hakkında konuştuklarında Malta Şahini ve Büyük Uyku’dan bahsederler. Batı hakkında konuştuklarında, The Way West (Batı Yolu) ve Shane’den söz ederler. Ama bilim kurgu hakkında konuştuklarında buna “Buck Rogers işi”, “bilim kurgunun yüzde doksanı saçmalıktır” diyorlar. Haklılar da. Bilim kurgunun yüzde doksanı saçmalık. Ama zaten her şeyin yüzde doksanı saçmadır ve asıl önemli olan saçma olmayan yüzde onudur. Ve bilim kurgunun saçma olmayan yüzde onu, en azından herhangi bir yerde yazılmış herhangi bir şey kadar iyidir – hatta onlardan da iyidir.

Bu alıntı, bilim kurgu yazarı James E. Gun’ın dediğine göre, orijinal olarak The New York Review of Science Fiction #85 (Eylül 1995) dergisinde yayınlanmış ve “Büyük Egoist: Theodore Sturgeon’ın Tüm Hikayeleri Cilt 1” ek sayısına aitmiş. Ek incelemede Gunn’ın belirttiğine göre:

O zaman Sturgeon Yasası olarak bilinen şey, yalnızca Ted’in tüm kongreye yaptığı bir konuşmaya ait bir cümleydi; toplam üye sayısı 750 idi ve ayrı bir programa gerek yoktu. Ted’in açıklamalarının genel dayanağı, bilim kurgunun en iyisinden ziyade en kötü örnekleriyle değerlendirilen tek tür olduğuydu.

Ayrıca, Oxford İngilizce Sözlüğü’ne göre, Sturgeon Yasası’nın arkasındaki ilk kavram, aşağıdaki alıntının bir parçası olarak 1957’de yazılı olarak ortaya çıkmıştır:[1]

Sturgeon’un bir açıklaması vardı.

Yirmi yıldır bilim kurguyu eleştirenlere, özellikle de açık piyasadan kendisine bilim kurgu denilen herhangi bir şey satın alıp, temel unsurunu eleyip en saçma bölümlerini Saturday Review veya New Yorker’a ”bu bilim kurgu” yorumuyla sunanlara karşı savunuyor. Bu insanlarla tartışmak sanıldığı kadar kolay değil, çünkü korkunç örneklerini gerçekten de bilim kurgu alanından, yani dünyaya yüzde doksanının saçmalık olduğunu söyledikleri alandan alıyorlar.

Sturgeon’ın açıklaması da buna dayanıyor. Bilim kurgunun yüzde doksanının saçmalık olduğu sonucuna vardı, ama aynı zamanda -Eureka!- her şeyin yüzde doksanı saçmaydı. Hepimizin sevdiği ortak bir kısım hariç her şey – arabalar, kitaplar, peynirler, saç stilleri, insanlar ve iğneler, uzman ve izanlı gözlere saçma gelir.

O zaman nasıl onca tür arasında sadece bilimkurgu, Flopalong Cassidy ile Oxbow Olayı arasında veya Spillane ile Ngaio Bataklığı’nın kalitesi arasında zahmetsizce ayrım yapan insanlar tarafından sürekli olarak en kötü örnekleriyle eleştiriliyor? Sturgeon’ın tahminine göre, bunun Boccaccio’nun çağdaşlarının keşişler ve rahibeler hakkında sert mizah yaymasına neden olan ve günümüz psikiyatristleriyle bolca alay edilmesine sebep olan şeyle yakından ilgisi var. Bu bir hürmet eylemi—hatta daha da fazlası; Eski Ahit’e göre, bir korku. Her insanın sevdiğini öldürdüğü söylenir; ve bazıları saygı duydukları şeylerle (Mencken ve Will Rogers tarafından bırakılan boşluktan sıkı terör bariyerlerinin ayrılmasıyla) eskisinden daha az -ama yine de dindarlar için haddinden fazla- alay etme eğilimindedir. Ve böylece bilim kurgu, alana yabancı olanlar tarafından saldırıya uğrar – ne olduğu için (bunu zaten bilmiyorlar) değil de, etiketinde “bilim” kelimesini taşıdığı için. Görüyorsunuz ya, içinde bilim adı geçen hiçbir şeyin yüzde doksan saçmalık olmasına izin verilmiyor. İçinde saçmalık buldukları zaman (yukarıda eleme hakkında söylenenleri unutun, alanımızdaki saçmalıkları bir kömür kepçesiyle bile yok edebilirsiniz) korkarlar. Bilim korkusunun egemen olduğu bir kültürel matriste yaşarken, bizim karaladığımız bir öneriye, ya da belki de bilimin her şey gibi yüzde doksan saçmalık olduğunu gösteren korkunç ipucuya göz yummayacaklar. Bilim kurgunun ne olduğunu elbette bilmiyorlar, ama bizim bilim olduğunu düşündüğümüzü sanıyorlar ve bize katılmak istemiyorlar. Bu yüzden, Vercors, Orwell, hatta Shepherd Mead gibileri etiketi çıkarıp Main Street pazarlarında toptan satmadığı sürece, çok başarılı yüzde onumuz eski mahzenlerde saklanıyor.

Sturgeon, daha sonra bu düşünceyi başka bir sütunda tekrarladı ve burada bu kavramdan Sturgeon’ın keşfi olarak bahsetti ve konuyu genişletti:

Alanın en kötü örneklerini mühimmat için kullanan ve bilim kurgunun yüzde doksanının saçmalık olduğu sonucuna varan insanların saldırılarına ve baskılarına karşı bilim kurgu savunmasını yirmi yılın sonunda yapmak durumunda olduğum için, bu sütunda tekrar Sturgeon Keşfi’nin üzerinde duruyorum. Keşif:

Her şeyin yüzde doksanı saçmalıktır.

1. sonuç: Bilim kurguda büyük miktarda saçmalığın varlığı kabul edilir ve üzücüdür; ama bu herhangi bir alandaki saçmalığın varlığından daha sıra dışı değildir.

2. sonuç: En iyi bilim kurgu, herhangi bir alandaki en iyi kurgu kadar iyidir.

Bu ifadeler, özellikle de ikinci sonuç, özellikle Venture okuyucuları için apaçık ortadadır. Bununla birlikte, bunların alanla alakası olmayan okuyucular ve onların anahtar sembolü olan sıradan eleştirmenler için açık olmadığı da ortadadır.

Yukarıdaki alıntıların gösterdiği gibi, Sturgeon Yasası’na başlangıçta Sturgeon’un Keşfi deniliyordu. Sturgeon, başlangıçta, aşağıdaki alıntıda gösterildiği gibi, “Hiçbir Şey Her Zaman Kesin Değildir” deyimine atıfta bulunmak için “Sturgeon Yasası” terimini kullandı:

Malcolm Jameson’ın ”Uzay Savaşı Taktikleri”, Jack Hatcher’ın yazdığı ”Gelecek İçin Yakıt” -denemedeki yakıtlanacak makine insan-, Donald F. Reines’in yıldızlararası bağlantı günlerinde telif hakkı yasalarının üzücü durumu üzerine yazdığı alaylı bir çalışma; ve yorumcunuzun da kişisel favorisi, evreni Sturgeon Yasası’na indirgeyen biri için olması gerektiği gibi: ömür boyu süren bir araştırmadan gerçekten güvenebileceğiniz şey Hiçbir Şey Her Zaman Kesin Değildir – Frederik Pohl’un “Parmaklarınıza Nasıl Güvenirsiniz?”

Ancak günümüzde Sturgeon Yasası, Oxford İngilizce Sözlüğü’nün de konuyla ilgili girişinde belirttiği gibi, yalnızca “her şeyin yüzde doksanı saçmadır” anlamında kullanılır.

Not: Yukarıda da gösterildiği gibi, Sturgeon Yasası bugün en çok “her şeyin %90’ı saçmalıktır” olarak alıntılansa da, orijinal özdeyiş “her şeyin %90’ı çöptür” şeklindedir. Bu ifade bazen, “her şeyin %95’i saçmalıktır” gibi deyimler için çeşitli diğer ifadelerle birlikte hala kullanılmaktadır.

Sonuç ve Özet

Sturgeon Yasası kısaca, “Her şeyin %90’ı saçmadır!” deyimidir. Bu, genel olarak, herhangi bir alanda üretilen çalışmaların çoğunun büyük ihtimalle kalitesiz olduğunu göstermektedir.

Sturgeon yasası kitaplar, filmler, TV şovları, uygulamalar, video oyunları ve arabalar gibi çeşitli şeyler için geçerli olabilir.

Bu yasa size birçok konuda faydalı olabilir; örneğin ilgilendiğiniz alanları doğru şekilde inceleyip eleştirmenizi sağlayarak, veya zamanınız, dikkatiniz, çabanız ve paranız gibi şeyler söz konusu olduğunda bu değerli kaynaklarınızı nasıl harcayacağınızı anlamanızı sağlayarak.

Bu yasayla ilgili önemli bir uyarı, “saçmalık” tanımının öznel ve bazen de tartışmalı olduğu, bu yüzden 90% oran sadece kaba bir tahmin ve bu gözlem her durumda geçerli olmayabilir.

Sturgeon Yasası’nı mutlak bir gerçek olarak değil de, genel bir gözlem ve kullanışlı bir temel kural olarak görmelisiniz, ve bu konudaki genel uyarılara ek olarak, bir alandaki %10 iyi çalışmaların rastgele seçilmeyeceğini, en iyi %10’u ve en kötü %90’ı arasında bile çok fazla değişkenlik olduğunu ve bir çalışma genel olarak saçma olarak kabul edilse bile bir değeri olabileceğini hatırlamalısınız.

Itamar Shatz – evrimagacı.org

Kaynaklar ve İleri Okuma

Okumaya devam et

GÜNCEL

Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.

Madde madde anlatalım:


ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?

1. GPS yerine BeiDou

Bu büyük ölçüde doğru.

BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:

  • Çin ordusu
  • lojistik şirketleri
  • akıllı telefon üreticileri
  • Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.

Ama:

  • Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
  • Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
    • GPS
    • GLONASS
    • Galileo
    • BeiDou birlikte çalışıyor.

Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.

2. Boeing yerine COMAC C919

Burada da gerçek eğilim var.

COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.

Ama kritik detay:

  • Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
  • Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
  • Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.

Dolayısıyla:

  • Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
  • Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.

3. Amerikan çiplerini terk etti

Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.

Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.

Ancak:

  • Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
  • ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
  • Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.

Fakat ABD yaptırımları Çin’i:

  • “ithal et” modelinden
  • “yerli üret” modeline zorladı.

Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.

4. Windows yerine UOS

UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.

Ama:

  • Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
  • Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.

Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.

5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları

Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.

United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.

Ama:

  • Siemens
  • GE Healthcare
  • Philips

hâlâ üst segmentte çok güçlü.

Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.

6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi

Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.

BYD bugün:

  • batarya
  • EV üretimi
  • tedarik zinciri
  • nadir toprak elementleri

alanlarında dev güç.

Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:

  • faizler
  • rekabet
  • marj düşüşü
  • satış yavaşlaması da etkili.

Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.

7. Oracle yerine OceanBase

Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.

Bu alan kritik çünkü:

  • veri egemenliği
  • yaptırım riski
  • SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.

8. CAD ve endüstriyel yazılım

Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.

Ancak:

  • Siemens NX
  • CATIA
  • SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.

Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”

Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.

9. Dolar yerine RMB

Bu en kritik maddelerden biri.

Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.

Özellikle:

  • Rusya
  • İran
  • Körfez
  • BRICS hattı

dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Ama gerçek tablo:

  • Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
  • SWIFT sistemi hâlâ dominant.
  • ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.

Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.

10. GMO tohumları terk etti

Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.

Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.

Ama:

  • Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
  • Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.

Tam bağımsızlık henüz yok.

11. Amerikan sosyal medyasını terk etti

Bu ifade yanıltıcı.

Çin zaten:

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube

gibi platformları uzun süredir engelliyor.

Onun yerine:

  • WeChat
  • Douyin
  • Xiaohongshu

gibi kendi ekosistemini kurdu.

Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.

12. Batı askeri teknolojisini terk etti

Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.

Özellikle:

  • hipersonik füze
  • drone
  • deniz gücü
  • elektronik harp alanlarında.

Ancak ABD:

  • uçak motorları
  • denizaltılar
  • küresel üs ağı
  • savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.

ASIL MESELE NE?

Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.

Hedef:

  • teknoloji sahibi olmak
  • finansal altyapıyı kontrol etmek
  • enerji zincirini yönetmek
  • dolar bağımlılığını azaltmak
  • yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.

Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.

BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?

Bu kadar hızlı değil.

Ama dünya:

  • tek kutuplu Amerikan sisteminden
  • çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.

Yeni mücadele:

  • çip
  • veri
  • ödeme sistemi
  • yapay zekâ
  • enerji
  • tedarik zinciri
  • rezerv para üzerinden yaşanıyor.

Yani artık savaş sadece tankla değil:

  • işletim sistemiyle,
  • veri merkeziyle,
  • batarya teknolojisiyle,
  • ödeme altyapısıyla yapılıyor.

TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU

Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?

  • ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
  • Çin merkezli alternatif blok mu?
  • Yoksa ikisi arasında denge mi?

Önümüzdeki 10 yılda:

  • bankacılık,
  • ödeme sistemleri,
  • enerji,
  • savunma,
  • otomotiv,
  • çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru

Yayınlanma:

|

ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.

Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?

2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;

  • Birleşik Arap Emirliği
  • Bahreyn
  • Fas
  • Sudan

İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.

ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.

Asıl hedefler:

  • İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
  • İran’a karşı ortak blok oluşturmak
  • Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
  • Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
  • Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
  • Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
  • Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.

Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?

1. Diplomatik Normalleşme

  • Büyükelçilik açılması
  • Resmi ilişkiler
  • Vize ve uçuş anlaşmaları
  • Turizm ve ticaret

2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği

Asıl kritik bölüm burasıdır.

  • Ortak hava savunma sistemi
  • İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
  • İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
  • Siber güvenlik paylaşımı
  • İstihbarat koordinasyonu

Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.

3. Enerji ve Ticaret Koridorları

Projelerin temelinde şu düşünce var:

Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi

Bu nedenle:

  • Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
  • liman projeleri,
  • demiryolu hatları,
  • enerji boru hatları,
  • veri merkezleri,
  • finans merkezleri

bu planın parçası olarak görülüyor.

İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.

4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi

En tartışmalı boyut budur.

Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”

Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”

Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.

ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?

2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:

  • ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
  • İran tamamen çökmedi
  • Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
  • Çin ekonomik olarak çok güçlendi
  • Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor

Bu nedenle ABD:

  • İsrail’i merkeze koyan,
  • Arap sermayesini entegre eden,
  • İran’ı çevreleyen,
  • Çin’i sınırlayan

yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.

Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?

1. İsrail

En büyük stratejik kazanan.

Kazanımları:

  • Bölgesel meşruiyet
  • Yeni pazarlar
  • Körfez sermayesi
  • Güvenlik işbirliği
  • İran’a karşı geniş cephe
  • Enerji ve lojistik merkez olma şansı

İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.

2. Birleşik Arap Emirliği

Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.

Özellikle:

  • teknoloji,
  • yapay zekâ,
  • savunma sanayi,
  • finans,
  • siber güvenlik,
  • turizm

alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.

Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.

3. Suudi Arabistan

Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.

Sudi Arabistan:

  • ABD’den güvenlik garantisi,
  • gelişmiş silah sistemleri,
  • nükleer teknoloji,
  • yatırım avantajları

karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.

Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.

4. Hindistan

Sessiz kazananlardan biri olabilir.

Çünkü:

  • Körfez bağlantısı güçlenir
  • Avrupa ticaret koridoru açılır
  • Çin’e alternatif lojistik rota oluşur

Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar

1. İran

En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.

Çünkü:

  • çevrelenme riski artıyor
  • Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
  • İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor

Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.

2. Filistin Yönetimi ve Hamas

En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.

Çünkü:

  • Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
  • Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
  • ekonomik ve diplomatik baskı artıyor

Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.

3. Türkiye

Türkiye açısından tablo karmaşık.

Olası avantajlar:

  • Bölgesel ticaret entegrasyonu
  • Enerji projeleri
  • Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
  • ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı

Riskler:

  • İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
  • Doğu Akdeniz’de denge kaybı
  • Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
  • İran ile denge siyasetinin zorlaşması

Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.

Bu plan başarılı olur mu?

En büyük sorun:

  • halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
  • Gazze savaşlarının yarattığı öfke
  • İran faktörü
  • mezhep ve jeopolitik rekabetler

Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.

Bu nedenle anlaşmalar:

  • ekonomik olarak ilerleyebilir,
  • güvenlik alanında derinleşebilir,
  • fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.

Özetle

Abraham / İbrahim Anlaşmaları:

  • sadece “barış anlaşması” değil,
  • Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.

Merkezinde:

  • İsrail’in korunması,
  • İran’ın dengelenmesi,
  • Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
  • enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.

Kazananlar:

  • İsrail
  • Körfez finans merkezleri
  • ABD savunma-sanayi sistemi
  • Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları

Risk yaşayanlar:

  • İran
  • Filistin hareketleri
  • bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
  • halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Medeni Kanundan Siyasete: “Mutlak Butlan” CHP’ye Nasıl Uygulandı?

CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: 3 Yıl Sonra Yönetim Nasıl Düştü? Türkiye Siyasetinde Bir İlk: Mahkeme Kararıyla Parti Yönetimi Değişti… Kurultay İptali Krizi: CHP’de Hukuk mu, Siyaset mi Kazandı? CHP Kararında Son Sözü Kim Söyleyecek? Yargıtay, AYM ve AİHM Süreci…

Yayınlanma:

|

Yazan:

CHP’de yaşanan “mutlak butlan” krizi, Türkiye siyasi tarihinin en sıra dışı hukuk-siyaset krizlerinden biri haline geldi. Çünkü ilk kez büyük bir siyasi partinin kurultayı, Medeni Hukuk’taki “kesin hükümsüzlük” kavramı üzerinden tartışmaya açıldı.

“Mutlak Butlan” Ne Demek?

“Mutlak butlan”, bir hukuki işlemin daha doğduğu anda ağır hukuka aykırılık taşıdığı için baştan itibaren geçersiz sayılması anlamına gelir. Yani hukuk açısından “hiç doğmamış” kabul edilir. Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Hukuku’nda sık kullanılan bu kavram; irade fesadı, emredici hukuk kurallarına aykırılık, kamu düzeninin ihlali gibi durumlarda uygulanır.

Normalde bu kavram daha çok:

  • evlilik işlemleri,
  • şirket genel kurulları,
  • dernek-vakıf kararları,
  • ticari işlemler

için kullanılırdı.

CHP davasıyla birlikte ilk kez bu kadar güçlü biçimde bir siyasi parti kurultayına uygulanması tartışması ortaya çıktı. Çünkü siyasi partiler özel hukuk tüzel kişisi sayılsa da aynı zamanda anayasal kurum niteliği taşıyor. Bu nedenle “Medeni Kanun mantığı siyasi partilere uygulanabilir mi?” sorusu hukukun merkezine oturdu.

Süreç Nasıl Başladı? Kronolojik Özet

1. 4-5 Kasım 2023 Kurultayı

CHP’nin 38. Olağan Kurultayı yapıldı.

Kurultayda:

  • Özgür Özel genel başkan seçildi.
  • Kemal Kılıçdaroğlu seçimleri kaybetti.

Ancak kurultayın hemen ardından:

  • bazı delegelerin yönlendirildiği,
  • oy karşılığı menfaat sağlandığı,
  • para dağıtıldığı,
  • siyasi vaatlerde bulunulduğu

iddiaları ortaya atıldı.

2. İl Kongreleri de Tartışmaya Açıldı

Dava sadece genel kurultayla sınırlı kalmadı.

Özellikle:

  • İstanbul İl Kongresi,
  • bazı delegasyon seçimleri,
  • liste süreçleri

mahkemeye taşındı.

Davacılar şunu savundu: “Delege iradesi sakatlanmıştır.”

Yani delegelerin özgür iradesiyle oy kullanmadığı iddia edildi.

3. Asliye Hukuk Süreci

İlk derece mahkemesinde dava görüldü.

İlk aşamada:

  • bazı talepler reddedildi,
  • bazıları usul yönünden değerlendirildi.

Ancak dosya daha sonra istinafa taşındı.

4. 2025-2026 Döneminde “Mutlak Butlan” Tartışması Büyüdü

2025 boyunca:

  • hukukçular,
  • siyasetçiler,
  • eski yargı mensupları

şu soruyu tartıştı: “Bir siyasi partinin kurultayı mutlak butlanla iptal edilebilir mi?”

Bir görüş: “Siyasi Partiler Kanunu buna izin vermez” dedi.

Diğer görüş: “Siyasi partiler de hukuk tüzel kişisidir; ağır usulsüzlük varsa butlan uygulanabilir” görüşünü savundu.

Mahkeme Neye Karar Verdi?

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 2026 Mayıs ayında kritik karar verdi.

Kararda:

  • 38. Olağan Kurultay’ın mutlak butlanla sakat olduğu,
  • yani baştan itibaren geçersiz sayıldığı,
  • sonrasında yapılan olağan ve olağanüstü kurultayların da iptal edildiği belirtildi.

Mahkeme ayrıca:

  • mevcut yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına,
  • kurultay öncesi yönetimin göreve dönmesine hükmetti.

Peki “3 Yıl Sonra Nasıl Görevden Alındılar?”

Asıl kritik nokta bu.

Çünkü mahkeme: “Kurultay en başından itibaren yok hükmündedir” yorumu yaptı.

Bu nedenle hukuk tekniğinde şöyle bir sonuç doğdu:

Eğer işlem “mutlak butlan” ise:

  • süre işlemez,
  • işlem sonradan meşrulaşmaz,
  • aradan zaman geçmesi geçersizliği ortadan kaldırmaz.

Yani mahkeme: “Bu yönetim aslında hukuken hiç doğmamıştı” mantığıyla hareket etti.

İtirazlar Neden Yapılıyor?

Karara yönelik çok ciddi hukuki itirazlar var.

1. “Siyasi Partiler Kanunu’nda Butlan Yok” İtirazı

Muhalif hukukçular diyor ki:

  • Siyasi partiler özel statülüdür.
  • Parti kurultayları Medeni Kanun’daki şirket genel kurulu gibi değerlendirilemez.
  • Siyasi Partiler Kanunu’nda “mutlak butlan” açıkça düzenlenmemiştir.

Bu yüzden kararın “kanuni dayanağının zayıf olduğu” savunuluyor.

2. “İstinaf Mahkemesi Bu Kararı Veremezdi” İtirazı

En büyük tartışmalardan biri de bu.

Eleştirilere göre:

  • istinaf mahkemesi,
  • ilk derece mahkemesi gibi davranarak,
  • yönetim değişikliği doğuran tedbir kararı verdi.

Bazı hukukçular bunun:

  • usule aykırı,
  • yetki aşımı,
  • içtihat çelişkisi olduğunu söylüyor.

3. “Demokrasiye Yargı Müdahalesi” Eleştirisi

Karşı çıkanlar ayrıca:

  • milyonlarca seçmenin iradesinin,
  • mahkeme yoluyla şekillendirildiğini,
  • bunun siyasal alanı daralttığını savunuyor.

Kararı Savunanlar Ne Diyor?

Kararı savunan hukuk çevreleri ise:

  • delegelerin iradesinin fesada uğratıldığını,
  • seçim sürecinin demokratik olmadığını,
  • kamu düzeninin ihlal edildiğini iddia ediyor.

Onlara göre: “Demokrasi sadece sandık değildir; temiz seçim süreci gerekir.”

Mahkeme de kararında:

  • emredici hukuk kurallarına aykırılık,
  • delege iradesinin sakatlanması,
  • usulsüzlük iddiaları üzerinde durdu.

Son Kararı Kim Verecek?

Şu an hukuki süreç tam anlamıyla bitmiş değil.

Muhtemel aşamalar:

  1. Bölge Adliye Mahkemesi süreci
  2. Yargıtay incelemesi
  3. Gerekirse Anayasa Mahkemesi başvurusu
  4. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi süreci

özellikle:

  • siyasi örgütlenme hakkı,
  • seçme-seçilme hakkı,
  • parti içi demokrasi başlıklarında yeni tartışmalar doğurabilir.

Nihai anlamda iç hukukta son sözü büyük ölçüde Yargıtay söyleyecek gibi görünüyor.

Ancak konu anayasal hak boyutuna taşınırsa: Anayasa Mahkemesi ve ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürece dahil olabilir.

Bu Karar Neden Tarihi?

Çünkü Türkiye’de ilk kez:

  • bir ana muhalefet partisinin kurultayı,
  • “mutlak butlan” kavramıyla,
  • geriye etkili biçimde yok sayıldı.

Bu nedenle karar:

  • sadece CHP meselesi değil,
  • Türkiye’de siyasi partilerin hukuk statüsü,
  • yargının siyasal alana müdahalesi,
  • parti içi demokrasi,
  • seçim meşruiyeti açısından da emsal niteliği taşıyan tarihi bir kırılma olarak değerlendiriliyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.