EKONOMİ
TSO Başkanı’ndan Nebati’ye tepki: Gözlerinizdeki ışıltıyı biz de yakalayalım istiyoruz
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Tokat Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Ali Çelik, şehirdeki çiftçilerin çoğunun geçinemediği için il dışına göçtüğünü belirterek Bakan Nebati’ye tepki gösterdi. Çelik, “Hazine ve Maliye Bakanı’nın, halktan alıp sanayiciye ne verdiğini anlatması lazım. Sanıyorum ki kendi ticari işleri son derece iyi gidiyor. Çıksın, nasıl iyi olduğunu hepimize anlatsın. Biz de bunları uygulayarak önümüzdeki süreçte daha çok üretelim, daha çok kazanalım, gözlerindeki ışıltıyı biz de yakalayalım istiyoruz” dedi.
Tokat Sanayi ve Ticaret Odası (TSO) Başkanı Ali Çelik, bugün yaptığı açıklamada, maliyet artışları nedeniyle Tokat’taki şantiyelerin büyük bir kısmının durma noktasına geldiğine dikkat çekti.
‘KÖTÜ POLİTİKALAR YÜZÜNDEN GÖÇ VERİYORUZ’
Çelik, şunları söyledi:
“Dün Balkanlardan, Kafkasya’dan, dünyanın çeşitli yörelerinden göç alan, karnını doyuramayan toplumların son derece verimli ovalarından dolayı şehrimize yerleştirildiği bu coğrafya, maalesef son yıllarda tarım politikalarının son derece kötü yönetilmesi neticesinde göç vermeye başlamıştır. 1990’lı yıllarda 850 binlerde olan şehir nüfusumuz, bugün 600 binlere kadar düşmüştür. Özellikle kırsal kesimde yaşayan her 100 çiftçimizden 65-70’i, karnını doyuramadığı ve geçimini sağlayamadığı için il dışına göçmek durumunda kalmıştır.
Bunun yanında sigara fabrikasının kapatılması, şeker fabrikasının özelleştirilmesi, çevre illerle olan bağlantı yollarımızın tam manasıyla bitirilememiş olması, Niksar-Ünye yolunun bitirilememiş olması, havaalanımızın çok uzun bir süre kapalı kalması, Süreyya Bey Barajı gibi son derece büyük, önemli tarımsal projelerin henüz daha tarıma katkı verecek seviyede bitirilememiş olması, birçok sebepten dolayı gelirinin büyük bir kısmını tarımdan elde eden şehrimizin ekonomik anlamda 61’inci sıraya kadar gerilemesine sebebiyet vermiştir. Hem nüfus anlamında hem gelişmişlik indeksi ve Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) anlamında hem üretim ve ihracat anlamında son yıllarda hiç hak etmediği yere kadar gerilemiştir.
‘İSTİHDAMIN TEK SEKTÖRDE YOĞUNLAŞMASI SON DERECE SAĞLIKSIZ’
Pandemi sonrası Avrupa ve Amerika’nın özellikle Çin’e uygulamış olduğu ambargo, Çin’de maliyetlerin artıp kalitenin düşmesi, buna benzer birçok sebepten dolayı özellikle son dönemlerde konfeksiyon sektörüyle alakalı çok önemli talepler ve yatırımlar alıyoruz. Bugün organize sanayi bölgelerimizdeki toplam istihdamın yüzde 70’ini tek başına tekstil kapsamaktadır. Bu sağlıksız yapı, 2000’lerde Avrupa ve Amerika’nın Çin’e yönelmesinden dolayı özelikle şehir merkezimizde, 1. Organize Sanayi Bölgesi’nde onlarca fabrikanın kapanmasına, binlerce insanımızın işsiz kalmasına sebebiyet verdiği için bizde derin soru işaretleri uyandırmaktadır. Şehirdeki üretimin ve istihdamın çok büyük bir ağırlık noktasının tek bir sektörde yoğunlaşması, özellikle önümüzdeki süreçte ülkemizin dış politikada yaşayacağı ve karşılaşacağı sorunları da düşünecek olursak bize bunun şantaj ve tehdit unsuru olarak kullanılacak olmasından dolayı da bence son derece sağlıksız bir gelişmedir. Biz, kendi uluslararası firmalarımızı oluşturmak, daha stratejik daha, teknolojik üretimler yapmak, özellikle gıda konusunda önemli hamleler yapmak durumundayız. Başka uluslararası markaların ucuz işçiliğini yapan, onlara ucuz üretim yapan ülke olmak yerine kendi markalarını oluşturan, uluslararası anlamda da ciddi potansiyeli olan bir ülke oluşturmak durumundayız.
‘ŞEHRİMİZDE SIKINTILI SEKTÖRLERİN BAŞINDA İNŞAAT GELİYOR’
Şehrimizde sıkıntılı olan sektörlerin başında, ülkemizde de olduğu gibi inşaat sektörü geliyor. Son yıllarda üretime dayalı bir gelişme modeli yerine inşaata dayalı bir gelişme modeli belirlendiği için maalesef inşaatın ülke ekonomisindeki payı son derece sağlıksız bir şekilde yükselmiştir. Özelikle Milli Eğitim Bakanı’nın Tokatlı olması neticesinde yüzün üzerinde okul inşaatının hali hazırda devam ediyor olması ve bir o kadarda inşaat anlamında kamu yatırımlarının olması hem sevindirici hem de aynı anlamda ülkenin bugünkü yaşamış olduğu sorunluları düşünecek olursak son derece sıkıntılı ve riskli seyretmektedir.
‘ŞANTİYELERİN BÜYÜK BİR KISMI DURMA NOKTASINA GELDİ’
İnşaat sektöründe son dönemlerde olan demir, çimento gibi temel girdilerde yüzde 200-300’lük artışlar yaşanırken özellikle şehrimizde ihalelerin büyük bir kısmı Köy Altyapısını Destekleme Projesi’nden (KÖYDES) yapıldığı için, KÖYDES müteahhitlerine yüzde 30-40’lık artışın verilmesi, bu inşaatların bitirilmesini mümkün kılmamaktadır. Zaten şantiyelerin büyük bir kısmı da durma noktasına gelmiştir. Bu, önümüzdeki süreçte çok ciddi de bir riski beraberinde getirmektedir. Eylül ayı içerisinde okullar açılacak, yaklaşık 40-50 bin öğrenci, bu inşaatların eylül ayına kadar yetiştirilmesi ve bitirilmesiyle yeni okullarına kavuşturulacak. Ancak mevcut şartlarda bu inşaatların bitirilmesi mümkün görülmüyor.
‘2022 YILI BÜTÇESİ İÇERİSİNDE İNŞAATLARA AYRILAN KAYNAĞIN KULLANILDIĞI SÖYLENDİ’
Yöneticilerimizle görüştüğümüzde, 2022 yılı bütçesi içerisinde inşaatlara ayrılan kaynağın ve payın kullanıldığını, fazlasıyla açık verildiğini, Hazine’nin kasasında yeterince maddi kaynak olmadığını, ilave artış vermek konusunda zorlandıklarını ifade etmektedir. Ancak mevcut şartlarda da yüzlerce kamu müteahhidinin batması söz konusu. Bunun, şehrimizin ekonomisine çok ciddi, telafisi olmayan büyük zararlar doğuracağını düşünüyoruz.
Bir başka sıkıntı yaşayan sektörde, özellikle kamuyla çalışan, gelirlerinin önemli bir kısmını kamudan elde eden bir takım ruhsatlı çalışan merkezler. Her yılın sonunda Ankara’ya yaklaşık 2-3 ay, bu sektörlerin yıllık fiyat artışları karşısında ezilmemeleri, zarar etmemeleri için görüşmeler yapmakla zamanımızı geçiriyoruz. Demokratik, sistemi oturmuş ülkelerde o sektörle ilgili yıllık maliyet artışları yaşanır, ilgili sektörlerin yöneticilerine o kadarlık ilave zam ve artış verilir. Maalesef ülkemizde kim daha çok ağlarsa, kim daha çok sesini çıkarırsa, kimin daha çok adamı varsa ona daha fazla artış veriliyor. Kim muhalefet etmiş, eleştirmiş veya sesini çıkartmamışsa ona daha az artış veriliyor. Bu da ilgili sektörlerde ciddi sıkıntılara sebebiyet veriyor.
Özellikle akaryakıt sektöründe son dönemlerde ciddi sorunlar yaşandı. Akaryakıt litre fiyatları son bir yılda yaklaşık 5 katına çıktı. İşçilik, nakliye, elektrik, doğal gaz gibi temel girdiler de minimum yüzde 200-300 arttı. Ancak litre başına kârları, son bir ayda yapılan artışla, yüzde 20-30’luk zamla artış verildi. Son dönemlerde yüzlerce akaryakıt istasyonunun kapalı olduğunu; kiralık, satılık ilanlarını görmekteyiz. Maalesef bu sektörümüz de büyük sıkıntılarla mücadele etmektedir.
‘ÇİFTÇİMİZ SAHİPSİZ, YALNIZ VE DESTEKSİZ’
Şehrimiz için lokomotif sektör tarımdır. En önemli ayağı da çiftçilerimiz ve üreticilerimizdir. Özellikle onlarla iletişimimizi bu hassas dönemde son derece yüksek tutmaya gayret ediyoruz. Hepimizin bildiği ve yaşadığı gibi çiftçimiz sahipsiz, yalnız ve desteksiz. Ne ekeceğini ne üreteceğini ve kaça satacağını bilmiyor. Bunun dışında son bir yılda mazot, gübre, fide, işçilik maliyetleri, tohum gibi temel girdilerin artışı yüzde 300-400’ün üzerinde. Bugün Ziraat Bankası’na borcu olmayan çiftçi yok. Çiftçi son derece sıkıntılı, mutsuz, toprağa, tarıma küsmüş durumda. Azalan tarımsal alanlarla, dünyadaki iklim değişikliğiyle, nüfusun son derece hızlı bir şekilde artmasıyla özellikle pandemi sonrası ve gelecekte gıdaya olan talebin artacağını, önümüzdeki süreçte yönetimlerinde gerekli desteği vermesiyle çiftçi için son derece olumlu bir dönem yaşanacağını söyleyerek onları ayakta tutmaya ve onlara moral vermeye çalışıyoruz.
‘CUMHURİYET TARİHİNİN EN ZOR DÖNEMLERİNDEN GEÇİYORUZ’
Bütün ülke, bir ve beraber olarak kenetlenmeliyiz. Ülkemiz, maalesef Cumhuriyet tarihinin en zor ve en sıkıntılı dönemlerinden geçiyor. Her ne kadar kabul edilmese de bugün yaşamış olduğumuz ekonomik sorunlar, tarihin bize yaşattığı en ciddi ve en buhranlı sıkıntılardır. Ayrışmayı, kutuplaşmayı yok etmeliyiz. Bir olmalı, kenetlenmeli, çalışmalı ve üretmeliyiz. Adaleti ve hukuku tesis etmeli; şeffaf, denetlenebilir, daha adil, daha demokratik, daha özgürlükçü bir yönetim anlayışını benimsemeliyiz. Hukukun olmadığı yerde iş dünyasının huzurlu olması mümkün değildir. Uzun vadeli yapısal birtakım reformların ve kararlarının alınmadığı, iş insanının ikna edilmediği ortamda ticaretin gelişmesi ve geleceğe daha güvenle bakmamız mümkün değil. Günübirlik çözümleri ve spekülasyonları bir kenara bırakmalı; kutuplaşmayı, ayrışmayı bir an önce sonlandırmalı, büyük bir motivasyonla, istişareyle önemli kararlar alarak toplumu da buna ikna etmeliyiz. Bu sıkıntıların birliktelikle, akılla, iyi bir yönetimle çok hızlı aşılacağını düşünüyorum. İnsanlarımızın geçmiş birikimleri, Anadolu’nun yer altı ve yer üstü zenginlikleri bütün bu sorunların üstesinden gelmek için fazlasıyla yeterlidir.
‘HAZİNE VE MALİYE BAKANI BİR TÜRLÜ SORUNU YAKALAYAMADI, PROBLEMİ GÖREMEDİ’
Hazine ve Maliye Bakanı, geldiği günden beri çok pratik çözümler üretiyor ama bir türlü sorunu yakalayamadı, problemi göremedi. Dar gelirlilerin yaşamış olduğu sıkıntıların sebebinin üretenler, sanayiciler olduğunu söyleyerek, sanayicileri halkın önüne atarak meseleyi çözdü. Bu ayın ‘haini’, maalesef sanayici ve üretici oldu. Bugün ülkemizde artan girdiler, döviz kurundaki hareketlilikler, artan işçilik maliyetleri, artan enerji maliyetleri, azalan talepler ve düşen cirolarla beraber son bir yılda ihracatını 41 milyar dolardan, son çeyreği baz alacak olursak 71 milyar dolara çıkararak bütün bu zorluklara rağmen yönetiminde üreticiye, ihracatçıya ciddi destekler vermemiş olmasına rağmen tarihi bir başarıya imza atmış, rekor kırmıştır. Sayın Bakan’ın tüm olumsuzluklara rağmen sanayiciye, üreticiye teşekkür etmesi gerekirdi, ama tam tersini yaptı. Halka, ‘Bu sorunları yaşıyorsanız size aktarmamız gereken kaynakları sanayiciye verdik, bundan dolayı da sizi ihmal ettik, siz sıkıntı yaşıyorsunuz’ diyerek işveren, çalışan, toplum arasındaki gerilimi tırmandırmış oldu. Ekonomiyi ayağa kaldıracaksak işveren, çalışan, emekli, işçi, memur, çiftçi, herkesin daha sıkı bir şekilde kenetlenmesi ve omuz omuza vermesi gerekir. Maalesef büyük bir akıl tutulması yaşıyoruz. Bunun ekonomide son derece olumsuz sonuçlar doğuracağını bilmelerine rağmen günübirlik popülizmle birilerini günah keçisi yaparak birilerinin önüne atmaya çalışıyorlar.
Hazine ve Maliye Bakanı’nın, halktan alıp sanayiciye ne verdiğini anlatması lazım. Son dönemde konutlara yapılan enerji fiyatlarındaki artışın iki katı sanayicilere yapıldı. Tam tersi, halka daha az yük binsin diye sanayiciye iki katı bedel ödettirildi. Bakanın sanıyorum ki kendi ticari işleri son derece iyi gidiyor. Çıksın, nasıl iyi olduğunu hepimize anlatsın. Biz de bunları uygulayarak önümüzdeki süreçte daha çok üretelim, daha çok kazanalım, gözlerindeki ışıltıyı biz de yakalayalım istiyoruz.”
İlginizi Çekebilir
EKONOMİ
Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?
Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi
Yayınlanma:
3 gün önce|
20/07/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri
Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.
Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.
Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.
Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?
Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?
Ruj Etkisi Nedir?
“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;
- otomobil,
- konut,
- beyaz eşya,
- tatil,
- lüks saat,
- mücevher
gibi pahalı harcamalarını azaltırken,
kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.
Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”
Bu nedenle;
- ruj,
- parfüm,
- cilt bakım ürünleri,
- kaliteli kahve,
- küçük teknolojik aksesuarlar,
- markalı ayakkabı,
- premium çikolata
gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.
Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?
Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.
Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.
Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”
Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.
Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?
İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.
1. Kontrol Hissi
Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.
İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.
Örneğin;
- yeni bir ruj almak
- kaliteli kahve içmek
- saçını yaptırmak
kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.
2. Kendini Ödüllendirme
Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.
Fakat bütçe sınırlıdır.
Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.
3. Moral Koruma
Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.
Küçük lüksler;
- umut,
- motivasyon,
- özgüven
üretmeye yardımcı olur.
Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?
Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:
Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”
Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”
İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.
Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.
Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler
ABD (2001)
Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.
Lüks otomobil satışları düştü.
ABD (2008 Finans Krizi)
Birçok araştırmada;
- uygun fiyatlı kozmetik,
- kahve zincirleri,
- hızlı moda ürünleri
güçlü satış gerçekleştirdi.
Güney Kore (1997 Asya Krizi)
Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.
Japonya
Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.
Brezilya
Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.
Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?
Aslında evet.
Türkiye’de son yıllarda;
- kozmetik,
- kişisel bakım,
- kahve zincirleri,
- premium kahve,
- online yemek,
- dijital abonelik,
- küçük teknolojik ürünler
birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.
Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,
ancak;
- kaliteli kahve içmeye,
- kişisel bakım ürünlerine,
- küçük elektroniklere,
- kozmetiğe
harcama yapmaya devam etti.
Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.
Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?
En belirgin olarak;
✔ şehirleşmiş toplumlarda
✔ orta gelir grubunda
✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde
✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde
✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda
daha güçlü ortaya çıkar.
Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.
Sosyal Medyanın Etkisi
Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.
Bugün ise;
Instagram,
TikTok,
YouTube,
influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.
Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.
Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları
1. İç Talep Tamamen Çökmez
Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.
2. İstihdam Korunabilir
Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.
3. Vergi Geliri Devam Eder
KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.
4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır
Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.
Olumsuz Tarafları
1. Tasarruf Azalabilir
Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.
2. Borçlanma Artabilir
Kredi kartı kullanımı yükselir.
3. Enflasyon Baskısı Sürebilir
Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.
4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm
Perakende satışlar güçlü görünür.
Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.
Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?
Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.
Asıl çözüm;
- fiyat istikrarı,
- düşük enflasyon,
- güven veren ekonomi yönetimi,
- öngörülebilir para politikası,
- reel gelir artışı,
- istihdam güvenliği,
- üretim ve verimlilik artışı
ile mümkündür.
Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.
Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler
Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.
Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.
Sağlıklı büyümenin göstergesi;
- üretim yatırımlarının artması,
- makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
- ihracat kapasitesinin yükselmesi,
- verimlilik artışı,
- sürdürülebilir gelir büyümesi
olmalıdır.
Sonuç
“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.
Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.
EKONOMİ
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı
Yayınlanma:
6 gün önce|
17/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim
Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.
Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.
Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”
Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.
Normal dönemlerde şirketler;
- satış yaparak,
- stoklarını yöneterek,
- bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
- tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak
işletme sermayelerini çevirebilirler.
Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.
Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.
Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.
Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor
Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.
Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.
Bugün birçok firma;
- üretmeye devam ediyor,
- satış yapıyor,
- cirosunu artırıyor,
ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.
Nakit döngüsü uzadıkça;
- tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
- maaş yükü ağırlaşıyor,
- vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
- kredi geri ödemeleri aksıyor.
Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.
Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi
Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.
Yüksek enflasyon ortamında;
- enerji fiyatları,
- işçilik maliyetleri,
- kira giderleri,
- finansman maliyetleri,
- kur hareketleri,
- hammadde fiyatları
aynı anda değişiyor.
Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.
Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.
Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.
Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor
Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.
90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;
- enflasyon,
- finansman maliyeti,
- kur değişimi,
- işletme giderleri
satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.
Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.
Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.
Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde
Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.
Bu seviyelerde kullanılan krediler;
- yatırım finansmanını,
- işletme sermayesi yönetimini,
- kapasite artırımlarını,
- ihracat hazırlıklarını
ciddi biçimde zorlaştırıyor.
Üstelik krediye erişim de kolay değil.
Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.
Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi
Türkiye sanayisi geçmişte;
- 1994 krizini,
- 2001 finans krizini,
- 2008 küresel krizini,
- pandemi dönemini,
- büyük kur şoklarını
atlattı.
Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.
Şirketler;
- yüksek faiz,
- düşük talep,
- finansmana erişim sorunu,
- artan maliyetler,
- bozulan nakit akışı,
- belirsiz fiyatlama ortamı
ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.
Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.
Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?
Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.
Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.
Asıl ihtiyaç;
- işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
- üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
- ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
- yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
- KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri
oluşturulmasıdır.
Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.
Sözün özü
Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.
Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.
Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.
Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.
EKONOMİ
Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
13/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.
Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.
Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.
Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.
Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.
Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.
Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona
Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.
Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.
Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:
- Üretim kapasiteleri düşüyor.
- Yeni yatırımlar erteleniyor.
- İşletme sermayesi hızla eriyor.
- KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
- Konkordato başvuruları artıyor.
- Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.
Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.
İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.
Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”
Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.
Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.
Özellikle;
- Sanayi üretimindeki daralma,
- İthal girdilere bağımlılık,
- Finansmana erişim güçlüğü,
- Enerji ve lojistik maliyetleri
aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.
Bugünün En Büyük Riski
Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.
Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.
Dengeli Politika Şart
Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.
Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.
Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.039)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.522)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Tesla'nın kârı ikinci çeyrekte beklentilerin altında kaldı 22/07/2026
- Amazon, yapay zeka biriminde işten çıkarmaya gitti 22/07/2026
- Erakçi: ABD saldırısına destek verenler meşru hedef olacak 22/07/2026
- Güney Kore'den Hürmüz iddialarına yalanlama 22/07/2026
- "İran'ın petrol satamadığı bölgede kimse petrol satamaz" 22/07/2026
- AB'den Paramount-Warner Bros. anlaşmasına şartlı onay 22/07/2026
- Musk, yapay zekayla "The Odyssey" çekeceğini duyurdu 22/07/2026
- Çin ve ASEAN'dan enerji işbirliğini güçlendirme kararı 22/07/2026
- Reel kesimin döviz açığı Mayıs'ta 204,4 milyar dolar oldu 22/07/2026
- İç talep göstergesi Temmuz'da sert gerilemeye işaret etti 22/07/2026
SON YAZILAR
- Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık? 22/07/2026
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
- Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın 18/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
