EKONOMİ
TSO Başkanı’ndan Nebati’ye tepki: Gözlerinizdeki ışıltıyı biz de yakalayalım istiyoruz
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Tokat Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Ali Çelik, şehirdeki çiftçilerin çoğunun geçinemediği için il dışına göçtüğünü belirterek Bakan Nebati’ye tepki gösterdi. Çelik, “Hazine ve Maliye Bakanı’nın, halktan alıp sanayiciye ne verdiğini anlatması lazım. Sanıyorum ki kendi ticari işleri son derece iyi gidiyor. Çıksın, nasıl iyi olduğunu hepimize anlatsın. Biz de bunları uygulayarak önümüzdeki süreçte daha çok üretelim, daha çok kazanalım, gözlerindeki ışıltıyı biz de yakalayalım istiyoruz” dedi.
Tokat Sanayi ve Ticaret Odası (TSO) Başkanı Ali Çelik, bugün yaptığı açıklamada, maliyet artışları nedeniyle Tokat’taki şantiyelerin büyük bir kısmının durma noktasına geldiğine dikkat çekti.
‘KÖTÜ POLİTİKALAR YÜZÜNDEN GÖÇ VERİYORUZ’
Çelik, şunları söyledi:
“Dün Balkanlardan, Kafkasya’dan, dünyanın çeşitli yörelerinden göç alan, karnını doyuramayan toplumların son derece verimli ovalarından dolayı şehrimize yerleştirildiği bu coğrafya, maalesef son yıllarda tarım politikalarının son derece kötü yönetilmesi neticesinde göç vermeye başlamıştır. 1990’lı yıllarda 850 binlerde olan şehir nüfusumuz, bugün 600 binlere kadar düşmüştür. Özellikle kırsal kesimde yaşayan her 100 çiftçimizden 65-70’i, karnını doyuramadığı ve geçimini sağlayamadığı için il dışına göçmek durumunda kalmıştır.
Bunun yanında sigara fabrikasının kapatılması, şeker fabrikasının özelleştirilmesi, çevre illerle olan bağlantı yollarımızın tam manasıyla bitirilememiş olması, Niksar-Ünye yolunun bitirilememiş olması, havaalanımızın çok uzun bir süre kapalı kalması, Süreyya Bey Barajı gibi son derece büyük, önemli tarımsal projelerin henüz daha tarıma katkı verecek seviyede bitirilememiş olması, birçok sebepten dolayı gelirinin büyük bir kısmını tarımdan elde eden şehrimizin ekonomik anlamda 61’inci sıraya kadar gerilemesine sebebiyet vermiştir. Hem nüfus anlamında hem gelişmişlik indeksi ve Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) anlamında hem üretim ve ihracat anlamında son yıllarda hiç hak etmediği yere kadar gerilemiştir.
‘İSTİHDAMIN TEK SEKTÖRDE YOĞUNLAŞMASI SON DERECE SAĞLIKSIZ’
Pandemi sonrası Avrupa ve Amerika’nın özellikle Çin’e uygulamış olduğu ambargo, Çin’de maliyetlerin artıp kalitenin düşmesi, buna benzer birçok sebepten dolayı özellikle son dönemlerde konfeksiyon sektörüyle alakalı çok önemli talepler ve yatırımlar alıyoruz. Bugün organize sanayi bölgelerimizdeki toplam istihdamın yüzde 70’ini tek başına tekstil kapsamaktadır. Bu sağlıksız yapı, 2000’lerde Avrupa ve Amerika’nın Çin’e yönelmesinden dolayı özelikle şehir merkezimizde, 1. Organize Sanayi Bölgesi’nde onlarca fabrikanın kapanmasına, binlerce insanımızın işsiz kalmasına sebebiyet verdiği için bizde derin soru işaretleri uyandırmaktadır. Şehirdeki üretimin ve istihdamın çok büyük bir ağırlık noktasının tek bir sektörde yoğunlaşması, özellikle önümüzdeki süreçte ülkemizin dış politikada yaşayacağı ve karşılaşacağı sorunları da düşünecek olursak bize bunun şantaj ve tehdit unsuru olarak kullanılacak olmasından dolayı da bence son derece sağlıksız bir gelişmedir. Biz, kendi uluslararası firmalarımızı oluşturmak, daha stratejik daha, teknolojik üretimler yapmak, özellikle gıda konusunda önemli hamleler yapmak durumundayız. Başka uluslararası markaların ucuz işçiliğini yapan, onlara ucuz üretim yapan ülke olmak yerine kendi markalarını oluşturan, uluslararası anlamda da ciddi potansiyeli olan bir ülke oluşturmak durumundayız.
‘ŞEHRİMİZDE SIKINTILI SEKTÖRLERİN BAŞINDA İNŞAAT GELİYOR’
Şehrimizde sıkıntılı olan sektörlerin başında, ülkemizde de olduğu gibi inşaat sektörü geliyor. Son yıllarda üretime dayalı bir gelişme modeli yerine inşaata dayalı bir gelişme modeli belirlendiği için maalesef inşaatın ülke ekonomisindeki payı son derece sağlıksız bir şekilde yükselmiştir. Özelikle Milli Eğitim Bakanı’nın Tokatlı olması neticesinde yüzün üzerinde okul inşaatının hali hazırda devam ediyor olması ve bir o kadarda inşaat anlamında kamu yatırımlarının olması hem sevindirici hem de aynı anlamda ülkenin bugünkü yaşamış olduğu sorunluları düşünecek olursak son derece sıkıntılı ve riskli seyretmektedir.
‘ŞANTİYELERİN BÜYÜK BİR KISMI DURMA NOKTASINA GELDİ’
İnşaat sektöründe son dönemlerde olan demir, çimento gibi temel girdilerde yüzde 200-300’lük artışlar yaşanırken özellikle şehrimizde ihalelerin büyük bir kısmı Köy Altyapısını Destekleme Projesi’nden (KÖYDES) yapıldığı için, KÖYDES müteahhitlerine yüzde 30-40’lık artışın verilmesi, bu inşaatların bitirilmesini mümkün kılmamaktadır. Zaten şantiyelerin büyük bir kısmı da durma noktasına gelmiştir. Bu, önümüzdeki süreçte çok ciddi de bir riski beraberinde getirmektedir. Eylül ayı içerisinde okullar açılacak, yaklaşık 40-50 bin öğrenci, bu inşaatların eylül ayına kadar yetiştirilmesi ve bitirilmesiyle yeni okullarına kavuşturulacak. Ancak mevcut şartlarda bu inşaatların bitirilmesi mümkün görülmüyor.
‘2022 YILI BÜTÇESİ İÇERİSİNDE İNŞAATLARA AYRILAN KAYNAĞIN KULLANILDIĞI SÖYLENDİ’
Yöneticilerimizle görüştüğümüzde, 2022 yılı bütçesi içerisinde inşaatlara ayrılan kaynağın ve payın kullanıldığını, fazlasıyla açık verildiğini, Hazine’nin kasasında yeterince maddi kaynak olmadığını, ilave artış vermek konusunda zorlandıklarını ifade etmektedir. Ancak mevcut şartlarda da yüzlerce kamu müteahhidinin batması söz konusu. Bunun, şehrimizin ekonomisine çok ciddi, telafisi olmayan büyük zararlar doğuracağını düşünüyoruz.
Bir başka sıkıntı yaşayan sektörde, özellikle kamuyla çalışan, gelirlerinin önemli bir kısmını kamudan elde eden bir takım ruhsatlı çalışan merkezler. Her yılın sonunda Ankara’ya yaklaşık 2-3 ay, bu sektörlerin yıllık fiyat artışları karşısında ezilmemeleri, zarar etmemeleri için görüşmeler yapmakla zamanımızı geçiriyoruz. Demokratik, sistemi oturmuş ülkelerde o sektörle ilgili yıllık maliyet artışları yaşanır, ilgili sektörlerin yöneticilerine o kadarlık ilave zam ve artış verilir. Maalesef ülkemizde kim daha çok ağlarsa, kim daha çok sesini çıkarırsa, kimin daha çok adamı varsa ona daha fazla artış veriliyor. Kim muhalefet etmiş, eleştirmiş veya sesini çıkartmamışsa ona daha az artış veriliyor. Bu da ilgili sektörlerde ciddi sıkıntılara sebebiyet veriyor.
Özellikle akaryakıt sektöründe son dönemlerde ciddi sorunlar yaşandı. Akaryakıt litre fiyatları son bir yılda yaklaşık 5 katına çıktı. İşçilik, nakliye, elektrik, doğal gaz gibi temel girdiler de minimum yüzde 200-300 arttı. Ancak litre başına kârları, son bir ayda yapılan artışla, yüzde 20-30’luk zamla artış verildi. Son dönemlerde yüzlerce akaryakıt istasyonunun kapalı olduğunu; kiralık, satılık ilanlarını görmekteyiz. Maalesef bu sektörümüz de büyük sıkıntılarla mücadele etmektedir.
‘ÇİFTÇİMİZ SAHİPSİZ, YALNIZ VE DESTEKSİZ’
Şehrimiz için lokomotif sektör tarımdır. En önemli ayağı da çiftçilerimiz ve üreticilerimizdir. Özellikle onlarla iletişimimizi bu hassas dönemde son derece yüksek tutmaya gayret ediyoruz. Hepimizin bildiği ve yaşadığı gibi çiftçimiz sahipsiz, yalnız ve desteksiz. Ne ekeceğini ne üreteceğini ve kaça satacağını bilmiyor. Bunun dışında son bir yılda mazot, gübre, fide, işçilik maliyetleri, tohum gibi temel girdilerin artışı yüzde 300-400’ün üzerinde. Bugün Ziraat Bankası’na borcu olmayan çiftçi yok. Çiftçi son derece sıkıntılı, mutsuz, toprağa, tarıma küsmüş durumda. Azalan tarımsal alanlarla, dünyadaki iklim değişikliğiyle, nüfusun son derece hızlı bir şekilde artmasıyla özellikle pandemi sonrası ve gelecekte gıdaya olan talebin artacağını, önümüzdeki süreçte yönetimlerinde gerekli desteği vermesiyle çiftçi için son derece olumlu bir dönem yaşanacağını söyleyerek onları ayakta tutmaya ve onlara moral vermeye çalışıyoruz.
‘CUMHURİYET TARİHİNİN EN ZOR DÖNEMLERİNDEN GEÇİYORUZ’
Bütün ülke, bir ve beraber olarak kenetlenmeliyiz. Ülkemiz, maalesef Cumhuriyet tarihinin en zor ve en sıkıntılı dönemlerinden geçiyor. Her ne kadar kabul edilmese de bugün yaşamış olduğumuz ekonomik sorunlar, tarihin bize yaşattığı en ciddi ve en buhranlı sıkıntılardır. Ayrışmayı, kutuplaşmayı yok etmeliyiz. Bir olmalı, kenetlenmeli, çalışmalı ve üretmeliyiz. Adaleti ve hukuku tesis etmeli; şeffaf, denetlenebilir, daha adil, daha demokratik, daha özgürlükçü bir yönetim anlayışını benimsemeliyiz. Hukukun olmadığı yerde iş dünyasının huzurlu olması mümkün değildir. Uzun vadeli yapısal birtakım reformların ve kararlarının alınmadığı, iş insanının ikna edilmediği ortamda ticaretin gelişmesi ve geleceğe daha güvenle bakmamız mümkün değil. Günübirlik çözümleri ve spekülasyonları bir kenara bırakmalı; kutuplaşmayı, ayrışmayı bir an önce sonlandırmalı, büyük bir motivasyonla, istişareyle önemli kararlar alarak toplumu da buna ikna etmeliyiz. Bu sıkıntıların birliktelikle, akılla, iyi bir yönetimle çok hızlı aşılacağını düşünüyorum. İnsanlarımızın geçmiş birikimleri, Anadolu’nun yer altı ve yer üstü zenginlikleri bütün bu sorunların üstesinden gelmek için fazlasıyla yeterlidir.
‘HAZİNE VE MALİYE BAKANI BİR TÜRLÜ SORUNU YAKALAYAMADI, PROBLEMİ GÖREMEDİ’
Hazine ve Maliye Bakanı, geldiği günden beri çok pratik çözümler üretiyor ama bir türlü sorunu yakalayamadı, problemi göremedi. Dar gelirlilerin yaşamış olduğu sıkıntıların sebebinin üretenler, sanayiciler olduğunu söyleyerek, sanayicileri halkın önüne atarak meseleyi çözdü. Bu ayın ‘haini’, maalesef sanayici ve üretici oldu. Bugün ülkemizde artan girdiler, döviz kurundaki hareketlilikler, artan işçilik maliyetleri, artan enerji maliyetleri, azalan talepler ve düşen cirolarla beraber son bir yılda ihracatını 41 milyar dolardan, son çeyreği baz alacak olursak 71 milyar dolara çıkararak bütün bu zorluklara rağmen yönetiminde üreticiye, ihracatçıya ciddi destekler vermemiş olmasına rağmen tarihi bir başarıya imza atmış, rekor kırmıştır. Sayın Bakan’ın tüm olumsuzluklara rağmen sanayiciye, üreticiye teşekkür etmesi gerekirdi, ama tam tersini yaptı. Halka, ‘Bu sorunları yaşıyorsanız size aktarmamız gereken kaynakları sanayiciye verdik, bundan dolayı da sizi ihmal ettik, siz sıkıntı yaşıyorsunuz’ diyerek işveren, çalışan, toplum arasındaki gerilimi tırmandırmış oldu. Ekonomiyi ayağa kaldıracaksak işveren, çalışan, emekli, işçi, memur, çiftçi, herkesin daha sıkı bir şekilde kenetlenmesi ve omuz omuza vermesi gerekir. Maalesef büyük bir akıl tutulması yaşıyoruz. Bunun ekonomide son derece olumsuz sonuçlar doğuracağını bilmelerine rağmen günübirlik popülizmle birilerini günah keçisi yaparak birilerinin önüne atmaya çalışıyorlar.
Hazine ve Maliye Bakanı’nın, halktan alıp sanayiciye ne verdiğini anlatması lazım. Son dönemde konutlara yapılan enerji fiyatlarındaki artışın iki katı sanayicilere yapıldı. Tam tersi, halka daha az yük binsin diye sanayiciye iki katı bedel ödettirildi. Bakanın sanıyorum ki kendi ticari işleri son derece iyi gidiyor. Çıksın, nasıl iyi olduğunu hepimize anlatsın. Biz de bunları uygulayarak önümüzdeki süreçte daha çok üretelim, daha çok kazanalım, gözlerindeki ışıltıyı biz de yakalayalım istiyoruz.”
İlginizi Çekebilir
EKONOMİ
Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor
Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine yaz aylarında yoğun borçlanma trafiğine giriyor
Yayınlanma:
5 gün önce|
30/05/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Haziran–Ağustos 2026 iç borçlanma stratejisi, yaz döneminde kamu finansmanı açısından oldukça yoğun bir takvime girildiğini gösteriyor. Üç aylık dönemde toplam borç ödemesi 2,013 trilyon TL olacak. Bunun 1,767 trilyon TL’si iç borç servisi, 245,7 milyar TL’si dış borç servisi niteliğinde. Buna karşılık Hazine’nin aynı dönemde planladığı iç borçlanma tutarı 1,848 trilyon TL seviyesinde bulunuyor.
Haziran ayı özelinde toplam borç ödemesi 686,6 milyar TL. Bunun 554,9 milyar TL’si iç borç servisi; iç borç servisinin 373,5 milyar TL’si anapara, 181,4 milyar TL’si faiz ödemesinden oluşuyor. Hazine, Haziran’da 543,8 milyar TL iç borçlanma planlıyor.
Üç aylık tablo
| Ay | Toplam ödeme | İç borç servisi | İç borçlanma planı |
|---|---|---|---|
| Haziran 2026 | 686,6 milyar TL | 554,9 milyar TL | 543,8 milyar TL |
| Temmuz 2026 | 681,8 milyar TL | 616,3 milyar TL | 708,7 milyar TL |
| Ağustos 2026 | 644,3 milyar TL | 595,8 milyar TL | 595,8 milyar TL |
| Toplam | 2,013 trilyon TL | 1,767 trilyon TL | 1,848 trilyon TL |
Hazine’nin Haziran ayında 8–16 Haziran arasında toplam 11 ihraç planladığı görülüyor. Takvimde ABD doları cinsi devlet tahvili ve kira sertifikası, TÜFE’ye endeksli tahvil, TLREF’e endeksli tahvil, değişken faizli tahvil, altın tahvili, altına dayalı kira sertifikası, Hazine bonosu ve sabit kuponlu devlet tahvilleri yer alıyor.
Bu tablo, Hazine’nin yalnızca klasik TL tahvil piyasasına yaslanmadığını; döviz, altın, kira sertifikası, değişken faizli ve endeksli ürünlerle yatırımcı tabanını genişletmeye çalıştığını gösteriyor. Bu tercih, yüksek borç çevirme ihtiyacının tek bir enstrümana yüklenmeden karşılanmak istendiğine işaret ediyor.
Kritik risk: Faiz yükü büyüyor
Haziran’da iç borç servisinin 181,4 milyar TL’si faiz ödemesi. Temmuz’da faiz yükü 246,8 milyar TL’ye yükseliyor. Bu durum, borçlanma maliyetlerinin bütçe üzerinde giderek daha belirgin baskı oluşturduğunu gösteriyor.
Yani sorun yalnızca anapara çevrimi değil; yüksek faiz ortamında çevrilen borcun gelecekte bütçeye daha yüksek faiz yükü olarak dönme ihtimali de güçleniyor.
Piyasalar açısından anlamı
Bu büyüklükte bir borçlanma programı, bankaların bilanço yönetimini, mevduat faizlerini, tahvil faizlerini ve kredi iştahını doğrudan etkileyebilir. Hazine’nin yüksek montanlı borçlanma ihtiyacı, piyasa faizlerinin aşağı gelmesini zorlaştırabilir. Bankalar açısından devlet iç borçlanma senetleri cazip kaldıkça, reel sektöre kredi verme iştahı sınırlı kalabilir.
Haziran ayının ayrıca enflasyon ve merkez bankaları takvimi açısından da kritik olduğu görülüyor. TCMB’nin Para Politikası Kurulu toplantısı 11 Haziran 2026 tarihinde yapılacak. Mayıs ayı enflasyon verisinin ise TÜİK takvimine göre 3 Haziran’da açıklanması bekleniyor.
Haziran–Ağustos dönemi, Hazine için yalnızca rutin borç çevirme dönemi değil; aynı zamanda faiz, likidite, kur, enflasyon ve banka bilançoları açısından kritik bir stres testi olacak.
Hazine’nin 3 ayda 2 trilyon TL’yi aşan borç servisi ve 1,85 trilyon TL’ye yaklaşan iç borçlanma planı, Türkiye ekonomisinde kamu finansmanının piyasa dengeleri üzerindeki etkisinin yaz aylarında daha fazla hissedileceğini gösteriyor. Bankalar, yatırımcılar ve reel sektör açısından Haziran ayı, yalnızca ihale takvimi değil; faizin, likiditenin ve kredi kanallarının yeniden fiyatlanacağı bir dönem olabilir.
Bu kadar yoğun borçlanma TL’nin sulandırılması anlamına mı geliyor?
TL neden sulanabilir?
Hazine’nin Haziran-Ağustos döneminde yaklaşık 1,85 trilyon TL yeni iç borçlanma yapacak olması piyasadaki TL miktarını doğrudan ve dolaylı etkileyebilir.
Bunun birkaç kanalı var:
1. Borç ödemeleri piyasaya likidite bırakır
- Hazine vadesi gelen tahvil ve bonoları öder.
- Bankalar ve yatırımcılar hesaplarına yüklü miktarda TL alır.
- Bu para tekrar tahvillere gitmezse dövize, altına veya mevduata kayabilir.
2. Faiz ödemeleri yeni para etkisi yaratır
- Haziran ayında sadece faiz ödemesi 181 milyar TL.
- Temmuz ve Ağustos ile birlikte yüz milyarlarca lira yatırımcıların hesaplarına geçecek.
- Bu gelirler harcamaya veya farklı yatırım araçlarına yönelirse TL dolaşımı artar.
3. Merkez Bankası dolaylı olarak likiditeyi yönetmek zorunda kalır
- Hazine’nin hesabından piyasaya çıkan para bankacılık sisteminde fazla likidite oluşturabilir.
- TCMB bunu depo ihaleleri, zorunlu karşılıklar veya likidite senetleriyle çekmeye çalışır.
Ama neden tam anlamıyla para basmak değildir?
Burada kritik ayrım şudur:
Hazine piyasadan borçlanıyor.
Yani:
- Bir taraftan 554 milyar TL ödeme yapıyor.
- Diğer taraftan 543 milyar TL yeni borçlanıyor.
Dolayısıyla net bazda sistemde sınırsız yeni para oluşmuyor.
Eğer TCMB doğrudan Hazine’ye para basıp verseydi bu gerçek anlamda parasal genişleme olurdu.
Türkiye’de mevcut sistemde Hazine ağırlıklı olarak:
- Bankalardan,
- Fonlardan,
- Sigorta şirketlerinden,
- Bireysel yatırımcılardan
borçlanıyor.
Asıl risk nerede?
Sorun TL’nin miktarından çok borcun sürekli çevrilmesi.
Bugün:
- 2 trilyon TL borç ödeniyor.
- Yeni 1,85 trilyon TL borç alınıyor.
Yarın:
- Bu 1,85 trilyon TL’nin de vadesi gelecek.
- Daha yüksek faizle yeniden çevrilmesi gerekecek.
Bu durum zamanla:
- Faiz giderlerini büyütür
- Bütçe açığını artırır
- Vergi ihtiyacını artırır
- Enflasyon baskısını yükseltir
- TL üzerindeki güven baskısını artırabilir
“Hazine borç mu ödüyor, yoksa borcu yeni borçla mı çeviriyor?”
Bugünkü tabloya bakıldığında Türkiye’nin yaptığı şey büyük ölçüde: “Borç ödeyerek borçlanmak değil, borçlanarak borç çevirmek.”
Bu sürdürülebilir olduğu sürece sorun oluşturmaz. Ancak büyüme yavaşlar, faizler yüksek kalır ve bütçe açığı büyürse, piyasa bir noktadan sonra daha yüksek faiz talep etmeye başlar. İşte TL üzerindeki asıl baskı da o zaman ortaya çıkar.
Bu nedenle Haziran-Ağustos dönemindeki 2 trilyon TL’lik borç servisi, yalnızca bir finansman operasyonu değil; aynı zamanda Türkiye’nin faiz, enflasyon ve kur dengesinin de önemli bir sınavı niteliğindedir.
EKONOMİ
Kredi Kısarak Enflasyon Düşer mi? Bedeli Reel Sektöre, Faturası Kime?
Yayınlanma:
2 hafta önce|
24/05/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Türkiye’de enflasyonla mücadelede kredi büyümesine getirilen sınırlar, para politikasının ana araçlarından biri haline geldi. Ancak soru kritik: Sadece kredi musluklarını kısarak enflasyon kalıcı biçimde düşer mi? Yanıt kısa: Talebi soğutur, ama tek başına yapısal enflasyonu çözmez; üstelik reel sektörde üretim, istihdam, nakit akışı ve yatırım tarafında kalıcı hasar bırakabilir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2026 para politikası metninde kredi büyümesinin ve kredi kompozisyonunun “dezenflasyon sürecini ve parasal aktarım mekanizmasını destekleyici” çerçevede tutulacağı açıkça belirtiliyor. TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın, 2025 Şubat ayında Uşak ve Denizli sunumlarında da benzer görüşler vardı. Yani kredi kısıtları, tesadüfi değil; mevcut ekonomi programının bilinçli bir parçası. TCMB ayrıca kredi büyüme sınırlarının ve istisnaların yıl içinde gözden geçirileceğini de ilan etmiş durumda.
Kredi kısıtlaması dışında hangi para politikası araçları var?
Enflasyonu düşürmek için ekonomi yönetiminin elindeki araç sadece kredi kısıtlaması değildir. Başlıca araçlar şunlardır:
Politika faizi: Merkez Bankası faizi artırarak tüketimi, kredi talebini ve döviz talebini yavaşlatır. Reuters’ın Mayıs 2026 haberlerinde TCMB politika faizinin yüzde 37 seviyesinde olduğu, enflasyon baskıları nedeniyle faiz artışı beklentilerinin yeniden gündeme geldiği aktarılıyor.
Zorunlu karşılıklar: Bankaların topladıkları mevduatın bir kısmını krediye dönüştürmesini sınırlayan veya yönlendiren araçtır. TCMB, Mayıs 2026’da bazı krediler için zorunlu karşılık uygulamalarında değişiklik yaparak kredi dinamiklerini etkilemeye devam etti.
Likidite yönetimi: Merkez Bankası piyasaya verdiği TL miktarını sıkılaştırarak bankaların fonlama maliyetini yükseltebilir.
Makroihtiyati tedbirler: Kredi büyüme sınırı, kredi kartı taksit sınırlamaları, ihtiyaç kredisi vade kısıtları, ticari kredi büyüme limitleri gibi düzenlemeler bu gruptadır.
Kur ve beklenti yönetimi: Enflasyon sadece bugünkü talep değil, gelecekteki fiyat beklentileriyle de ilgilidir. TCMB, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon süreci için risk oluşturduğunu vurguluyor.
Maliye politikası desteği: Kamu harcamalarının, vergi politikasının ve bütçe disiplininin para politikasıyla uyumlu olması gerekir. IMF, Türkiye’de sıkı para politikası, ılımlı ücret artışı ve genel olarak nötr maliye politikasının kademeli dezenflasyonu destekleyeceğini belirtiyor.
Sadece kredi kısarak enflasyon düşürülebilir mi?
Kısa vadede evet, kalıcı olarak hayır.
Kredi kısıldığında tüketici daha az borçlanır, şirket daha az stok yapar, yatırım ertelenir, iç talep soğur. Talep yavaşlayınca bazı fiyat artışları frenlenir. Ancak Türkiye’de enflasyonun önemli bölümü sadece talep kaynaklı değildir.
Türkiye’de enflasyonun arkasında kur geçişkenliği, enerji maliyetleri, gıda arz sorunları, kira baskısı, vergi artışları, ücret-fiyat sarmalı, ithal girdi bağımlılığı ve beklenti bozulması da vardır. Nitekim Nisan 2026’da aylık enflasyonun yüzde 4,18’e, yıllık enflasyonun yüzde 32,37’ye yükselmesinde enerji, gıda, konut, ulaşım ve dış jeopolitik baskıların etkili olduğu bildirildi.
Bu nedenle sadece kredi kısılması, hastalığın tamamını değil, belirtilerinden birini baskılar. Talep düşer ama maliyet enflasyonu devam ederse reel sektör iki taraftan sıkışır: satış yavaşlar, maliyet düşmez.
Reel sektöre telafisi zor zararlar
Kredi kısıtlaması en çok nakit akışı kırılgan, özkaynağı zayıf, vadeli çalışan, stokla üretim yapan ve ihracat/ithalat dengesine bağımlı firmaları vurur.
İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran Nisan ayında Programın sanayiciye, iş insanına ve KOBİ’lere iyi gelmediğini, mevcut yaklaşımın reel sektör ve bankalar üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirtti.
Uygulanan Politikanın başlıca zararlarına geline:
1. İşletme sermayesi krizi: Firma mal alacak, üretim yapacak, maaş ödeyecek; ama krediye ulaşamıyorsa çark yavaşlar.
2. Vadeli satış zinciri bozulur: Reel sektörde birçok firma peşin alıp vadeli satar. Kredi olmayınca bu zincir kopar.
3. Konkordato ve batık kredi riski artar: Kredi kısıtı, borcu olan firmaya “nefes alma” imkânı vermezse, geçici likidite sorunu kalıcı iflas riskine dönüşür.
4. Yatırımlar ertelenir: Makine, kapasite artışı, ihracat yatırımı ve enerji yatırımı askıya alınır.
5. İstihdam kaybı doğar: Önce fazla mesai biter, sonra vardiya düşer, ardından işten çıkarma başlar.
6. Bankaların aktif kalitesi bozulur: Kredi verilmeyince risk azalıyor gibi görünür; ancak mevcut kredilerin tahsil kabiliyeti zayıflarsa bankaların takipteki alacakları artabilir. Ziraat Bankası CEO’su Alpaslan Çakar da 2025 Aralık sonunda, uzun süren sıkı para politikasının finansman maliyetlerini artırabileceği, işgücü piyasasını zayıflatabileceği, büyümeyi yavaşlatabileceği ve bankaların aktif kalitesini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunmuştu.
Buna rağmen neden devam ediliyor?
Çünkü ekonomi yönetimi açısından enflasyonu düşürmek için önce iç talebin kontrol altına alınması gerekiyor. Türkiye’de kredi büyümesi yüksek kaldığında, talep canlı kalıyor; talep canlı kaldığında fiyatlama davranışı bozuluyor; fiyatlama bozulduğunda da enflasyon beklentisi düşmüyor.
TCMB Başkanı Fatih Karahan, 2026 Enflasyon Raporu sunumunda ticari kredi büyümesinin dezenflasyon patikasıyla uyumlu seyretmesi için yabancı para kredi büyüme sınırının düşürüldüğünü ve TL ticari kredilerde istisnaların daraltıldığını belirtti. Bu adımların ardından ticari kredilerde büyümenin hız kestiğini ifade etti.
Yani kredi kısıtlamasının arkasındaki ana mantık şu:
Talebi yavaşlat → fiyat artış hızını düşür → beklentileri kır → enflasyonu aşağı çek.
Ancak bu zincirin çalışması için maliye politikası, kur politikası, gıda arzı, enerji maliyeti ve kamu fiyat ayarlamaları da aynı yönde çalışmalıdır. Aksi halde kredi kısıtlaması reel sektörü boğar ama enflasyon beklenen hızda düşmeyebilir.
Fatura kime çıkar?
Bu politikanın faturası eşit dağılmaz.
En ağır fatura KOBİ’lere çıkar. Büyük şirketler tahvil, halka arz, yurtdışı kredi veya grup içi finansmana erişebilir. KOBİ’nin tek kapısı bankadır.
İkinci fatura çalışanlara çıkar. Satış düşer, üretim azalır, işten çıkarma ve ücret baskısı başlar.
Üçüncü fatura tüketiciye çıkar. Kredi kartı, ihtiyaç kredisi, konut kredisi pahalanır; alım gücü düşer.
Dördüncü fatura bankalara çıkar. Yeni kredi riski sınırlansa bile eski kredilerin tahsil riski büyür.
Beşinci fatura devlete çıkar. Büyüme yavaşladığında vergi tahsilatı zayıflar, sosyal destek ihtiyacı artar.
Alternatif ne olmalı?
Kredi kısıtlaması tamamen kaldırılmalı demek gerçekçi değildir. Ancak seçici, üretimi koruyan, tüketim ve spekülasyonu hedef alan bir model gerekir.
Öneriler:
Üretim, ihracat, istihdam ve enerji verimliliği kredileri kısıt dışında tutulmalı.
KOBİ’ler için işletme sermayesi kredilerinde ayrı kota açılmalı.
Kredi kısıtı sektör ayrımı yapmalı: Lüks tüketim, ithal tüketim ve spekülatif işlemler ayrı; üretim ve ihracat ayrı değerlendirilmelidir.
Vergi ve kamu zamları para politikasıyla uyumlu olmalı.
Gıda, kira ve enerji tarafında arz artırıcı reformlar yapılmalı.
Bankalar yalnızca kredi kısmaya değil, doğru firmayı seçerek finansmanı sürdürmeye yönlendirilmeli.
Üretim Enflasyon mücadelerine feda edilmemeli
Kredi kısıtlaması enflasyonla mücadelede kullanılan güçlü ama yan etkisi yüksek bir ilaçtır. Doz iyi ayarlanmazsa enflasyonu düşürürken üretim kapasitesini, istihdamı ve firma sermayesini tahrip edebilir.
Türkiye’nin ihtiyacı sadece “kredi musluğunu kısmak” değil; enflasyonu düşürürken üretimi yaşatacak akıllı kredi mimarisi kurmaktır.
Aksi halde enflasyon düşse bile geriye daha zayıf şirketler, daha kırılgan bankalar, daha yüksek işsizlik ve daha yorgun bir reel sektör kalabilir.
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: Kılıçdaroğlu’nun Dönüşü Piyasaları Neden Sarstı?
Türkiye siyasetinde benzeri görülmemiş bir yargı kararı, yalnızca muhalefet dengelerini değil; ekonomi, piyasa güveni ve yatırımcı algısını da doğrudan etkiledi.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği “mutlak butlan” kararıyla birlikte, Özgür Özel yönetiminin hukuken yok hükmünde sayılması ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin yeniden göreve dönmesi Türkiye’de siyasi tansiyonu bir anda yükseltti.
Bu karar yalnızca CHP içi bir kriz değil… Piyasaların gözünde bu gelişme, “Türkiye’de siyasi belirsizlik riskinin yeniden büyümesi” olarak fiyatlandı.
Piyasalar İlk Tepkiyi Nasıl Verdi?
Uluslararası basında yer alan ilk değerlendirmelerde, karar sonrası Türk hisse senedi piyasasında sert satışların yaşandığı, Borsa İstanbul’da %6’yı aşan düşüşlerin görüldüğü ifade edildi.
Ekonomide ilk etkiler şu başlıklarda hissedildi:
- Borsa İstanbul’da satış baskısı arttı
- Bankacılık hisselerinde volatilite yükseldi
- CDS risk primi yeniden gündeme geldi
- Döviz piyasasında kısa süreli tedirginlik oluştu
- Yabancı yatırımcı tarafında “hukuki öngörülebilirlik” tartışmaları yeniden başladı
Özellikle bankacılık sektörü açısından siyasi istikrar algısı son derece kritik olduğu için, bu tür ani ve sistemik siyasi gelişmeler finans sektörünü doğrudan etkiliyor.
Ekonomiyi Neden Bu Kadar Etkiliyor?
Çünkü finans piyasaları “belirsizliği” sevmez.
Bir ülkede:
- ana muhalefetin yargı kararıyla yönetim değişikliğine zorlanması,
- siyasi kutuplaşmanın yeniden yükselmesi,
- erken seçim ihtimalinin konuşulması,
- sokak tansiyonu riskinin artması,
yatırımcı açısından “ek risk” anlamına geliyor.
Bu durumun sonucu ise genellikle:
- daha yüksek faiz,
- daha pahalı dış borçlanma,
- daha düşük yabancı yatırım,
- daha kırılgan kur dengesi oluyor.
19 Mart Süreci Hatırlandı
Ekonomi çevrelerinde en çok yapılan karşılaştırmalardan biri, 2025 yılında yaşanan siyasi operasyonlar sonrası ortaya çıkan finansal türbülans oldu.
Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu sürecinde piyasalarda yaşanan sert hareketler ve Merkez Bankası rezervlerine yönelik baskı yeniden gündeme geldi. Financial Times ve çeşitli ekonomi yorumcuları, yeni CHP krizinin benzer bir güven sorunu yaratabileceğine dikkat çekiyor.
Bankalar Açısından Risk Ne?
En kritik başlıklardan biri de bankacılık sistemi.
Çünkü siyasi stres dönemlerinde:
- mevduat dolarizasyonu artabiliyor,
- kredi talebi bozulabiliyor,
- yabancı fonlama maliyetleri yükselebiliyor,
- bankaların sendikasyon maliyetleri baskı altına girebiliyor.
Özellikle son dönemde:
- yüksek faiz,
- sıkı kredi politikası,
- reel sektörün finansman sıkıntısı,
- artan tahsili gecikmiş alacaklar
zaten bankacılık sistemi üzerinde ciddi baskı oluşturuyordu.
CHP’deki bu kriz, ekonomide zaten kırılgan olan güven ortamına yeni bir stres testi ekledi.
“Mutlak Butlan” Kararı Neden Tarihi?
Türkiye siyasi tarihinde ilk kez büyük bir ana muhalefet partisinin kurultayı, “yok hükmünde” kabul edilerek eski yönetimin göreve dönüşüne karar veriliyor.
Bu nedenle karar yalnızca CHP’nin iç meselesi değil;
aynı zamanda:
- hukuk devleti,
- demokratik süreçler,
- siyasi istikrar,
- yatırımcı güveni
başlıklarında da uluslararası yankı oluşturmuş durumda.
Önümüzdeki Süreçte Ne Olabilir?
Piyasaların dikkat edeceği kritik başlıklar şunlar olacak:
- CHP kararı Yargıtay’a taşıyacak mı?
- Parti içinde bölünme olur mu?
- Erken seçim tartışmaları büyür mü?
- Sokak tansiyonu yükselir mi?
- Yabancı yatırımcı Türkiye riskini yeniden fiyatlar mı?
- Merkez Bankası üzerindeki kur baskısı artar mı?
Güven Sarsıldı
Ekonomiler sadece faizle değil, güvenle yönetilir.
Bugün Türkiye’de yaşanan mesele yalnızca bir parti içi liderlik değişimi değil… Piyasaların gözünde bu karar: “Türkiye’de siyasi ve hukuki öngörülebilirlik yeniden tartışmalı hale geliyor mu?” sorusunu gündeme taşıdı.
Ve finans piyasaları için bazen en büyük risk; ekonomik veriler değil, siyasi belirsizliğin kendisi olur.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.022)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.576)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (559)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.973)
- GÜNCEL (4.403)
- GÜNDEM (3.549)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.669)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (575)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.415)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (9)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (795)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (106)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (49)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (90)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Resmi Gazete'de bugün (04.06.2026) 03/06/2026
- İran: Müzakerelerde somut bir ilerleme sağlanamadı 03/06/2026
- Fed'in Bej Kitap raporunda yüksek enflasyon vurgusu 03/06/2026
- Morgan Stanley ve UniCredit'ten ‘Warsh’ uyarısı 03/06/2026
- Bessent: Enflasyondaki yükseliş kısa vadeli olacak 03/06/2026
- Otokar, Automecanica'nın yüzde 96,77'sini devraldı 03/06/2026
- Trump Ankara'daki NATO zirvesine katılacak 03/06/2026
- ABD fabrika siparişlerinde 11 ayın en büyük artışı 03/06/2026
- ABD'de hizmet faaliyetleri toparlandı 03/06/2026
- ABD-İran geçici anlaşma görüşmelerindeki temel anlaşmazlık konuları 03/06/2026
SON YAZILAR
- SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması 03/06/2026
- Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi 03/06/2026
- Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı 03/06/2026
- Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor? 02/06/2026
- Barış masası sallanıyor, piyasalar hâlâ diplomasiye şans tanıyor 02/06/2026
- Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak? 01/06/2026
- Matematiğin Prensi Gauss: Bankacılıktan Yapay Zekâya Uzanan Miras 31/05/2026
- Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı 30/05/2026
- Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor 30/05/2026
- TURİZMDE ALARM ZİLLERİ: 1.500 OTEL SATIŞTA 29/05/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
