Connect with us

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Tuncay Özilhan: TL’nin değer kaybının nedeni belirsizlik ve güvensizlik!

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Özilhan: Rezervden döviz satışıyla Türk Lirası’nı korumak kısa bir süre işe yarar. Reformlar arzu edilen yere yaklaştıramadı. TL’nin değer kaybının nedeni belirsizlik ve güvensizlik!

Yayınlanma:

|

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Olağan Genel Kurul’unda istikrar ve güven mesajları öne çıktı. TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simon Kaslowski ve TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan son dönemde yaşanan ekonomik gelişmelere dikkat çekerek, eleştiride bulundu.

Webinar sistemi ile canlı yayınlanan etkinlikte konuşan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simon Kaslowski, kredi genişlemesine bağlı gerçekleşen istisnai büyüme ile enflasyonist baskının arttığı, hem faiz hem kurun yükseklerde seyrettiği bir ekonomik ortam olduğunu anlattı.

Türkiye’nin önde gelen iş insanlarının üye olduğu TÜSİAD’ın Genel Kurulu yapıldı. Genel Kurul’a TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan’ın konuşması damga vurdu. İşte Tuncay Özilhan’ın çok önemli gelişmelerin altını çizdiği konuşması… Bir yıl aradan sonra ilk kez yüz yüze bir toplantıda bir araya gelebildik. Buna da şükür diyorum. Umuyorum bir sonraki toplantımızı daha da kalabalık yapabilelim. Bu tabi normalleşmeye, normalleşme de Covid-19’la olan mücadelemize bağlı olacak. Değerli Üyeler, Bugünkü toplantımızı, ekonomik duruma ilişkin karışık sinyallerin olduğu bir dönemde yapıyoruz. Hepimiz son aylarda arka arkaya gelen beklenmedik gelişmeleri anlamaya, yorumlamaya, geleceği kestirmeye çalışıyoruz. Ortalığın toz duman olduğu, yetki ve sorumlulukların sınırlarının bulanıklaştığı durumlarda karar nasıl alınır? Nereye gittiğimiz konusunda kafamızda bir cevap yoksa plan nasıl yapılır? Kurumsal yapıların öngörüldüğü gibi çalışacağı varsayımı olmadan yarın ne olacağı nasıl bilinir? İlan edilmiş olan kurallar yarın değişebilirse, yarına ilişkin kararlar nasıl alınır?  Böylesi zamanlarda aklıma Churchill’in bir sözü gelir. Churchill gelecekte ne kadar uzağı görmek istersek geçmişte de o kadar geriye bakmalıyız der. Değerli Üyeler, Bildiğiniz gibi 2021, TÜSİAD’ın ellinci kuruluş yıldönümü. 1970’ler, yine bugünlerde olduğu gibi dünyanın ve ülkemizin karmaşık günlerden geçtiği bir dönemdi. 1970 yılında, ülkemizde dış ticaret açığı büyüyüp açığı finanse edecek finansman bulunamayınca IMF’yle bir stand-by anlaşması yapılmış ve TL %67 devalüe olmuştu.  Dünyada üçüncü sanayi devrimi olarak bilinen bilgisayar teknolojilerindeki devrim başlamıştı. Soğuk Savaş ABD ve SSCB arasındaki yarışı hızlandırmıştı. 1971’in Şubat ayında Apollo 14 aya üçüncü kez insanlı iniş yapmış ve ay yüzeyinde bilimsel araştırmalar için çalışmaya başlamıştı. Bundan bir ay sonra Türkiye’de anarşi gerekçesiyle 12 Mart muhtırasıyla demokrasimiz bir darbe daha almıştı. Nisan ayında ise derneğimizin kurucuları Atatürk ilkelerine uygun olarak, Türkiye’nin demokratik ve planlı yollarla kalkınmasına ve Batı uygarlık seviyesine çıkarılmasına yardımcı olmak amacıyla TÜSİAD’ı kurmuştu. TÜSİAD kurulduktan kısa bir süre sonra İkinci Dünya Savaşı’nın ardından inşa edilen küresel finansal mimarideki sorunlar ağırlaşmış ve yaz aylarında Bretton Woods sistemi çökmüştü. Türkiye’nin kişi başına geliri yüksek gelirli ülkelerin beşte biri kadardı. Elli yılın ardından dönüp bugüne bakalım.  Bugün de küresel ekonomide ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Bretton Woods sisteminin çökmesinin ardından kurulan ve kalıcı olacağı düşünülen neo-liberal düzen, 2008 krizinde almış olduğu yaraları sarmaya uğraşıyor. İnsanoğlu şimdi de Mars’a gidiyor. Artık dördüncü sanayi devrimini konuşuyoruz.  Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Soğuk Savaş dönemi kapandı ama adeta yeni bir Soğuk Savaş, bu defa da ABD ve Çin arasında yaşanıyor. 70’lerdekilerden farklı olsa da iç ve dış mihrak söylemleri bugün de gündemde.  Cari açık ve finansman sorunumuz aynen devam ediyor. Daha geçen hafta TL yüzde 10 civarında değer kaybetti. Türkiye’nin kişi başına geliri yüksek gelirli ülkelerin hala beşte biri civarında. Bu özetin de gösterdiği gibi, bugün ile 1970’ler arasında ciddi paralellikler var. Bundan elli sene öncesi gibi bugün de ekonomik ve toplumsal dinamikler bir dönüşümün eşiğinde olduğumuzu düşündürecek biçimde hız kazanmış durumda. TÜSİAD’ın kuruluşundan sonraki yılda yapmış olduğu faaliyetleri anlatan 1972 çalışma raporunda bu durum şu sözlerle anlatılmıştı: “Demokratik refah toplumu istikametinde kazanılan mesafelerin bir anda yitirilmesi tehlikesi bütün gücüyle toplumumuzu tehdit etmektedir… Bu… çok köklü tedbirlerin hızla uygulanması görevini bir zaruret haline getirmiş durumdadır.” Dönemin TÜSİAD yönetim kurulu, bu görevin yerine getirilmesinde Türk iş dünyasına da önemli bir rol düştüğü kanısındaydı. Yine aynı rapordan okuyacak olursak: “Bu görevi sadece devlet müesseselerinden beklemek hiçbir yönüyle mümkün değildir… Bu soruna olumlu çözümler geliştirmek toplum hayatında fonksiyon ve görev yüklenmiş herkesin ortak sorumluluğudur. Yirminci asrın ikinci yarısındaki toplum artık kudretli kişilerin ve dâhilerin yön verdiği bir toplum değildir. Bugünün toplumuna yön ve şekil veren güçler, … fertlerin meydana getirdiği… baskı gruplarıdır” Türk müteşebbisi toplumumuzun ileri bir refah toplumuna dönüşmesinde, başka hiçbir şekilde yeri doldurulamayacak önemli bir görev yüklenmiş bulunmaktadır Ne var ki Türk toplumu artık müteşebbislerden bunun çok ötesinde başka görevler yüklenilmesini ve her gün daha büyük bir ağırlık kazanan sosyal sorunların çözümünde daha şuurlu ve aktif bir rol alınmasını beklemektedir.” Bu tespitler adeta bugün yapılmış kadar güncel. TÜSİAD, bu doğrultuda başladığı çalışmalarına 50 yıldır devam ediyor. Hepimizin bildiği gibi 1970’li yıllar, Türkiye’nin dünya düzenindeki değişimi anlayamadığı, bu değişime ayak uyduramadığı yıllar oldu. Gelişmiş ülke hedefine ulaşmakta zaman kaybedildi. Demokratik hukuk devletine ulaşmak bir yana, bir askeri darbeyle daha karşılaşıldı. Siyaset karşı karşıya kalınan sorunları konuşarak ve uzlaşarak aşma iradesini gösteremedi. Ve en kötüsü de, ülke binlerce canını, özellikle de pırıl pırıl gencini yitirdi.  Sorunların parlamento içinde uzlaşı sağlanarak çözülmesi gereği ve bu konuda sivil topluma da büyük bir görev düştüğü tespiti bugün de bir o kadar doğru. Bu nedenle geçmiş 50 yılda olduğu gibi gelecek 50 yılda da TÜSİAD olarak üzerimize düşen sorumluluğu yerine getireceğiz. 50 yıldan beri savunduğumuz demokratik hukuk devleti, laiklik ve piyasa ekonomisi ilkeleri temelinde yaptığımız tespitleri ve önerileri ülkemizin yöneticileri ve kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz. Değerli Üyeler, Türkiye, Covid-19’la mücadelede fena bir sınav vermedi. Her ne kadar 1 Mart’tan 22 Mart’a nüfusa göre en hızlı vaka artışı görülen on birinci ülke olsak da vaka başına ölüm oranı en düşük ülkelerden birisiyiz.  Ayrıca, aşılama performansında da dünyada üst sıralarda yer alıyoruz. Hiç şüphesiz bu performansta sağlık alanında son yıllarda yapılmış olan yatırımlar ve özellikle yoğun bakım yatak sayısını oldukça artırmış olmamız etkili olmuştur. Bundan sonrası için aşılamada hızla daha fazla mesafe kat edilmesi ve toplumsal ve ekonomik hayatın bir an önce normale dönmesi en büyük temennimizdir.  Covid pandemisi ile mücadelenin gerektirdiği teması azaltma, mesafe, bir araya gelme kısıtlamaları ve hatta kapanma ihtiyacı ile bu önlemlerin yarattığı zorluklar hepimizin malumu. Mücadelenin gerektirdiği ekonomik yük tüm ülkeleri zorluyor. Haliyle ülkemiz de zorlanıyor. Pandeminin yol açtığı ekonomik zorluklar zaten mevcut olan yapısal sorunların üzerine ekleniyor. Ekonominin canlılığını sağlama ile ekonomik istikrarı koruma amaçlarını aynı anda yerine getirme gerekliliği, bizi, adeta iki yanı uçurum olan ince ve keskin virajlı bir yol üzerinde hareket etmeye mecbur bırakıyor. Yolun bir yanı istikrarsızlık, diğer yanı ekonomik daralma, işsizlik ve geçim sıkıntısı. Ve üstelik arabanın yoldan çıkmasını, uçuruma savrulmasını hevesle bekleyenler de yok değil. Ülke olarak hepimiz bu zorlu yolda seyir halindeki arabanın içindeyiz. Menzilimize ulaşmak için iş dünyası, çalışanlar ve diğer toplumsal kesimler, siyaset ve bürokrasi olarak birbirimize güvenmeli ve neyi, nasıl yapacağımızı konuşarak, istişare içinde belirlemeliyiz. Kavga döğüşle olmuyor. Kendi aramızda kavga ettikçe herkes kaybediyor. Muhakkak birleştirici olmak lazım. Bir yandan ekonominin canlılığını sağlarken diğer yandan ekonomik istikrarı koruyabilmenin yolu, keskin manevralar yapmak yerine, açık, net, öngörülebilir ve tüm kesimlere güven veren bir yol haritası ortaya koymaktan geçiyor.  Bir riski azaltırken diğer riski artırmaktan kaçınmak lazım. Aksi halde sonuç, hem kurların hem faizlerin aynı anda yükselmesi örneğinde olduğu gibi daha olumsuz bir tabloyla sonuçlanıyor. Ve hedefe en kısa zamanda en az maliyetle ulaşmak için asıl önemlisi, sadece semptomları hafifletmeye uğraşmakla yetinmemek aynı anda kökte yatan sorunları tedavi etmeye çalışmak lazım. Türkiye ekonomisinin kök sorunları neredeyse Cumhuriyetin kuruluşundan beri hep aynı: tasarruf açığı, TL’nin değerinin istikrarı, fiyat istikrarı, yeteri kadar nitelikli istihdam yaratamama, üretim yapısının dönüşümü, kamu harcamalarının ekonomik verimliliği artıracak biçimde kullanılmaması. Bunun için zaman zaman çeşitli reform paketleri açıklanıyor. Sonuncu pakette de gördüğümüz gibi ele alınan reformların hepsi iyi; hepsi yerinde. Ama reformlar uzun ve meşakkatli süreçlerdir. Israrlı uygulama ve sürekli takip gerektirir. Bu yüzden reform süreçleri siyaset ve bürokrasideki değişikliklere karşı hassastır. Reform hevesi zaman içinde azalır ve efor yeniden semptomların tedavisine kayar. Bu nedenle sık sık reform paketleri açıklanır, ama bu paketlerin yapısal sorunları çözmedeki etkisi pek sınırlı olur.  Yüksek faiz oranları tasarruf açığının sonucudur. Tasarrufları artırmazsak, TL’ye güveni tesis edip uzun vadeli dış kaynak çekmezsek, hiçbir faiz indirimi kalıcı olmaz. Nitekim hep böyle oluyor. Faizler, bir tansiyon hastasının tansiyon ilacına verdiği tepki gibi hızla iniyor, ilaç kesilince yeniden çıkıyor. Bu iniş çıkışlar bünyeyi daha da zayıflatıyor. Yatırımcı güveni tesis edilemeyince uzun dönemli yatırım kararları da alınamıyor. Yatırımcı güven ister. Sık sık değişmeyen kurallar ister. Uzun vadeli yatırımın sırrı istikrar ve güvendir. Tasarruf açığının bir cephesi de mali disiplindir. Türkiye kamu kaynaklarını çok iyi kullanmalı ve daha verimli alanlara harcamalı. Lüzumsuz harcamalar yerine her kuruşunu üretime, sanayiye, tarıma, eğitime, bilimsel ve insani gelişmeye ayırmalı. Kamu kaynaklarını harcarken rekabetçi piyasa ilkelerine uygun davranmalı. Sokaktaki vatandaştan iş insanlarına kadar herkesi ilgilendiren kronik problemimiz TL’nin değerindeki yüksek oynaklıktır. TL’deki değer kaybının bir nedeni döviz geliri üretme kapasitesinin düşüklüğü ise bir diğer nedeni de geleceğe ilişkin belirsizlik ve güvensizliktir. Sorun şiddetlenince rezervlerden döviz satarak TL’nin değerini korumaya çalışmak, ancak kısa süre için işe yarar. Aynı sorunun hep tekrarlamaması için ekonomik yapının dönüşüp döviz gelirlerinin artırılması ve ekonomi yönetiminin güven sağlaması gerekir. Fiyat artışları ile mücadele etmek için fiyat kontrollerinin yetmediğini tecrübeyle biliyoruz.  Kalıcı çözüm üretim kapasitesini artırmak. Şimdi önümüzde kaçırmamamız gereken bir fırsat var. Pandemi ertesinde ticaret zincirlerinde değişim bekleniyor.  Avrupalı şirketlerin tedarik kaynaklarını çeşitlendirmek ve daha yakın coğrafyaya taşımak istemeleri Türkiye’nin önemini daha da artıracak. Bu fırsattan yararlanmak için Türkiye sorunlarını geride bırakıp sanayi ve tarımsal üretim kapasitesiyle hazır hale gelmeli. Onca reform programlarına, verilen tüm teşviklere rağmen bir türlü halledilemeyen bir başka sorun da yüksek işsizlik. Bir yandan işsizlik çok yüksek; diğer yandan da yeni teknolojiler açısından uygun becerilere sahip çalışan yeterince bulunamıyor. Gençlerimizi donanımlı bir şekilde yetiştiremeyince geriye bir gelecek vadetmeyen kaba ve rutin işler kalıyor. Bunları da gençler doğal olarak beğenmiyor. Kaldı ki bu işler otomasyon ve yapay zeka uygulamaları yüzünden bugün değilse yarın zaten ortadan kalkacak olan işler. Bugünün işsizlik semptomuyla mücadele ederken, yarının işsizliğini önlemek için eğitimin niteliğini uluslararası standartlara yükseltmekten başka çare yok. Bunu yapmazsak kaynaklarımızı niteliksiz işgücünü verimsiz işlerde çalıştırmak için kullanmak durumunda kalacağız. Oysa biz zaten kaynak sıkıntısı çeken bir ülkeyiz. Kıt kaynaklarımızı verimsiz alanlarda çarçur etmemeliyiz. Yine şimdiye kadar uygulanan tüm teşvik programlarına rağmen bir türlü gerçekleştirilemeyen bir hedef de üretim yapısındaki dönüşüm. Yukarıdaki tüm sorunların arkasındaki ortak sorun ekonomik yapının verimsizliği, döviz kazandıramaması, istihdam yaratamaması, yüksek teknolojili ürün üretememesi. Neredeyse tüm iktisadi tarihimiz boyunca yaşadığımız bu sorunlara bugün yenileri de eklenmiş durumda. Bunların başında toplumun fakirleşmesi geliyor. Pandeminin iş kaybına yol açtığı sektörlerde işçilerin, kendi hesabına çalışanların ve esnafın gelirleri azaldı, refah düzeyleri geriledi.   Birçok ülke gibi Türkiye de kendi olanakları dahilinde destek programlarını devreye soktu. Pandemi sonrasında da, fakirlikle ve gelir adaletsizliği ile mücadele devam etmeli. Belli bir dönem verilen maddi desteklere ilaveten, gençlerin, kadınların ve dezavantajlı grupların gelirlerinde kalıcı artışlar sağlamak gerekiyor. Hızla ve kuvvetle ele almamız gereken konulardan bir tanesi de yeşil ekonomi. Az önce söz ettiğim üretim yapısındaki dönüşümü, ne ürettiğimiz ve nasıl ürettiğimiz açısından düşünmek gerekiyor. Gelecek yıllarda küresel ticarete yön veren ürünler, insan haklarına saygılı, etik değerlere uygun, çevreye duyarlı biçimde üretilmiş, yüksek teknolojili ürünler olacak.  Üretim yapısını dönüştüremezsek, küresel ekonomideki yerimizin yükselmesi bir yana düşmesi kaçınılmaz.  Semptomlarla uğraşmak yerine sorunları kökünden çözme gereği, ekonomi için olduğu kadar diğer alanlar için de geçerli. Zikzaklar çizerek ilerlemek yerine, sorunların tüm boyutlarını iyice inceleyerek, sadece bugünü değil, geleceği de düşünerek karar almak bizi hedefimize daha hızlı ve daha zahmetsiz ulaştırır. Etraflıca düşünülmemiş, ilgili tüm tarafların görüşleri alınmamış, aceleye getirilmiş kararlar çok çabuk değiştiriliyor. Bu da güvensizlik yaratıyor; öngörü ufkunu daraltıyor. Türkiye’nin uzun yıllar çözmekle uğraştığı en önemli toplumsal sorunlardan biri, kadın-erkek eşitliği. Kadınlara seçme hakkı verilen ilk ülkelerden birisi olan ülkemizde, şimdiye kadar alınmış olan çok sayıda önleme rağmen, kadınların ekonomik, toplumsal ve siyasi alanda ikincil planda kalmasının önüne geçilemedi. İstanbul Sözleşmesinin iptal edilmiş olmasının, kadına şiddete karşı verilen mücadeleyi kolaylaştırmadığı görüşündeyiz.  Aynı sorunlar uluslararası ilişkilerde de geçerli. Türkiye dış politikasını, çağdaş uygarlık ideali ve uzun vadeli çıkarları doğrultusunda oluşturmalı ve kurumsal ilişkiler temelinde, güven ve istikrar sağlayacak şekilde sürdürmeli. Sorunları kökünden halletmek yerine semptomları ortadan kaldırmaya odaklanmayı iç politikada da görüyoruz. Türkiye tüm sorunlarını konuşarak, uzlaşarak çözebilmeli. Bunun için de siyasetin alanı açık tutulmalı; özgür ve bağımsız medya aracılığıyla farklı görüşler için ifade özgürlüğü sağlanmalı. Şimdiye kadar alınan parti kapatma kararları, semptomları ortadan kaldırıp, kapatmaya gerekçe oluşturan sorunları ortadan kaldırmadığı için, aynı sorun tekrar tekrar karşımıza geliyor. Elbette tüm siyasi partilerin şiddete ve teröre karşı net tavır almasını beklemeliyiz.  Bununla birlikte demokratik siyaset alanını koruma ve genişletme konusunda da aynı kararlılığı göstermeliyiz. Toplumsal kutuplaşmayı bu şekilde aşabiliriz. Türkiye demokrasisinin ve vatandaşımızın bu sorunu aşacak olgunlukta olduğuna inanıyoruz.   Demokratik özgürlükler ve laikliği, bizi bir arada tutan, birlik ve beraberliğimizi sağlayan çimento olarak görüyoruz. En ufak bir şüpheye bile yer olmaması gereken bir alan ise hukuk düzeni. İnsan hakları, kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü, kanun önünde eşitlik, yargı bağımsızlığı ilkelerine sıkı sıkıya bağlılık olmazsa olmazlarımız. Ekonomik reformlar gibi yargı reformlarının da hepsi iyi; hepsi gerekli. Ama şimdiye kadar ilan edilmiş olan yargı reformları bizi arzu ettiğimiz hukuk devleti ve demokrasi standartlarına yaklaştırmadı. Esas olması gereken demokrasi ruhunun ve etik ilkelerin yürütme ve yasamadan yargıya tüm süreçlerdeki görevliler tarafından içselleştirilmesi. Karar alırken herkesin evrensel normları gözetip elini vicdanına koyarak hareket etmesi. Değerli Üyeler, Konuşmamın başında geleceğe yön vermek için geçmişe bakmanın öneminden söz etmiştim. Böyle bir anlayışla dünyaya baktığımızda son yüzyılların genel eğiliminin daha fazla demokrasi, daha fazla eşitlik, daha fazla özgürlükler, derinleşen piyasalar, artan refah, küreselleşme, bilimsel ilerleme, daha az şiddet, daha az baskı yönünde olduğunu görüyoruz. Türkiye de bu eğilimlerin dışında değil. Günün sorunlarına getirilen çözümler ancak bu genel eğilime uygun olduğu durumlarda doğru oluyor. Bu tarihsel eğilimin dışındaki uygulamalar sonradan pek de hayırla yad edilmeyen parantezler olarak kalıyor. Yaşadığımız sorunlara, gerilimlere tarihin akışına uygun çözümler bulabileceğimiz konusunda inancım tam. Halkımızın sağduyusu ve ülkemizin demokrasi tecrübesi bu inancımın temelini oluşturuyor. TÜSİAD’ın Türkiye için demokrasi, özgürlükler ve laiklik üzerine kurulmuş olan kalkınma ve Batı uygarlık seviyesine çıkma ideali yolunda 50 yıldır sürdürdüğü çalışmaların önümüzdeki dönemde görev alacak olan yönetim kurulumuz tarafından da aynı gayret ile devam ettirileceği inancıyla hepinizi saygıyla selamlıyor, dikkatiniz için teşekkür ediyorum. 

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Mahfi EĞİLMEZ: Kur Niçin Yükseliyor?

Dövizdeki bayram hareketi yatırımcıların çıkışı ve faiz indirimi beklentisi USD/TL’yi yukarı çekti. Mahfi Eğilmez, faiz indirimi beklentisini ve Citibank’ın tavsiyesini çekmesini yazdı.

Yayınlanma:

|

Yazan:

Bayramın hemen öncesinde başlayan ve halen devam eden bir eğilimle USD/TL kuru yükselişe geçti. Aşağıdaki on günlük grafik bunu gösteriyor:

Normal koşullarda bayramların öncesinde ve bayram sırasında kur düşer. Çünkü bayramda, tatile gitmek ya da kurban kesmek isteyen ve o nedenle Türk Lirası ihtiyacı olan insanlar ellerindeki veya banka hesaplarındaki dövizleri bozdururlar. Bu eylem Türk Lirasına olan talebi artırdığı, dövize olan talebi düşürdüğü için de USD/TL kuru düşer ve Türk Lirası değer kazanır. Bayram sonrasında ise bu kez söz konusu Türk Liralarını ellerine geçirenler döviz talebinde bulunur ve kur yeniden yükselir. Normal koşullarda olan budur. Bu kez tam tersi oldu. USD/TL kuru düşmek bir yana yükselmeye başladı. Demek ki normal koşulların dışında gelişmeler oldu.

Önce bugünkü mekanizmayı kısaca bir kez daha özetleyeyim. Türkiye birkaç aydır carry trade denilen bir olgunun etkisinde bulunuyor. Yurtdışından düşük faizle kaynak bulup gelen fonlar burada dövizleri 1 USD = 32 TL kuruyla Türk Lirasına çevirip kısa vadeli (1 ay ile 3 ay arası) TL mevduat açıyorlar ya da devlet tahvili alıyorlar. Bu mevduatlarına alış satış farkları ve vergiler düşüldükten sonra yıllık kabaca yüzde 40 net (aylık yüzde 3,75, üç aylık 11,25) faiz alıyorlar. Gerçek enflasyonun, açıklanan enflasyonun çok üzerinde olduğunu kabul ettiğimizde bu faizin, hem bugünkü hem de gelecekteki enflasyona göre negatif reel faiz konumunda bulunduğunu söyleyebiliyoruz. Buna karşılık eğer kur bu düzeyde kalırsa vade sonunda elde edilen Türk Lirası faizi ve ana parayı dolara çevirince bu faiz aşağı yukarı dolar faizine dönüşüyor. Dolar mevduatına bu kadar kısa vadede bu kadar yüksek faiz dünyanın hiçbir yerinde bulmak mümkün değil. Benzer işi banka kasalarında, evlerindeki kasada döviz saklayanlar da yapıyor. Onlar da aynı şekilde dolar bozdurup Türk Lirası mevduat açıyor ve vade sonunda faizi alıp tekrar dövize döndüğünde aynı şekilde dolar faizi kazanmış oluyor. Hükümet, bu gelişmeye ses çıkarmıyor, hatta destekliyor. Çünkü bu sayede kur yükselmiyor, enflasyonun kurdan etkilenmesi bastırılmış oluyor, bankalar ellerine geçen dövizleri Merkez Bankası’na satıyor ve böyle Merkez Bankası’nın rezervleri hızla artıyor. Bu yöntemin en büyük riski kurun yükselmesi ve Türk Lirasına para yatıranların vade sonunda alacağı faizle, kurda çıkacak kaybı karşılayamaması.

Yabancıların, Türkiye’ye carry trade çerçevesinde para getirmesinde birkaç önemli yatırım bankasının Türkiye hakkında verdiği “Türkiye’ye yatırım yapılma zamanı” görüşü etkili oldu. Yabancılar buraya para getirdiler, Türkler de dövizlerini bozdurup Türk Lirası mevduata ve/veya devlet tahvillerine yöneldiler, bunun sonucunda Türk Lirasına talep artarken dövize talep düştü. Bu aşamada ekonominin en temel kanunu işlemeye başladı ve Türk Lirası, yabancı paralara karşı değer kazandı. Aslında Merkez Bankası bir yandan da ihracatçıyı korumaya çabalamasa kur daha da aşağıya gidecekti.

Bayramdan birkaç gün önce Citibank, yatırımcılara verdiği Türkiye’ye yatırım tavsiyesini kaldırdı. Bu gelişmeyle birlikte TL varlıklardan yavaş da olsa bir çıkış başladı ve kur da hafif hafif yükselmeye yöneldi. Bayram öncesi yaşanan ve kuru yukarı iten ilk gelişme buydu. Cumartesi günü de Cumhurbaşkanı, bir soru üzerine şöyle bir cümle kurdu: “Bütün mesele yine geliyor, faiz olayına dayanıyor. İnşallah faizde atacağımız adımlarla enflasyonu son çeyrekte çok daha olumlu bir konuma taşımış olacağız.” Bu sözler piyasada sonbaharda faiz indirimine gidileceği şeklinde anlaşıldı. Çünkü daha önce enflasyonun nedeninin faiz olarak gösterilmesi söz konusu olmuş ve faiz indirimlerine gidilmişti. Kurun yukarıya gitmesinin ardındaki ikinci neden budur. Böylece öteden beri kulaktan kulağa fısıldanan “Eylül Beklentisi” açık açık konuşulur oldu. Faizin düşürülmesi kuşkusuz bu yolla elde edilecek kazancı düşüreceği için alınan yüksek riske değip değmeyeceği tartışmasını gündeme getiriyor. Ne var ki yukarıda anlattığım mekanizmayla dolar faizine dönüşen Türk Lirası mevduat faizinin de uzun süre bu şekilde devam etmesi mümkün değil.

Enflasyon sorunu bugün geldiğimiz aşamada ne yazık ki tek başına faizle hatta onu da kapsayan ekonomik önlemlerle çözülebilir bir sorun olmaktan çıkmış durumda. Bu sorunun çözümü geleceğe ilişkin olumlu beklentiler yaratabilmekte. Türkiye, 2001 krizinden sonra, yüksek enflasyon sorununu geleceğe ilişkin olumlu beklentiler yaratarak çözmüştü. Çözüm bu şekilde gelince büyüme de olumsuz etkilenmemişti. O dönemde beklentileri düzeltmek için yapılan şeyler bankacılık reformu, kamu mali disiplininin sağlanması (bütçe açığının düşürülmesi), AB ile tam üyelik müzakeresine girilmesiydi. Bugün, çok daha kapsamlı yapısal reformlara o günkünden çok daha fazla ihtiyaç var. Ne kadar gecikirsek o kadar fazla faiz öderiz.

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

Artı beş yüz milyon dolar :)

Yayınlanma:

|

Yazan:

  • Bugün bültenimize sevindirici bir haber ile başlayalım. Her ne kadar bültenimizi takip eden kıymetli okurlarımız bu gelişmeleri her gün düzenli bir şekilde takip etse de, TCMB’nin 7 Haziran ile biten haftaya ait açıkladığı verilerine göre brüt döviz ve altın rezervleri 146,2 milyar dolar seviyesine ulaşarak rekor kırdı. Yaklaşık 4,5 yıl aradan sonra, TCMB’nin swap ve kamu dövizleri hâriç net rezervleri ise 0,5 milyar dolar ile artıya geçerek eksi rezerv konusunu da rafa kaldırdı. Eğer vücudun altını kas ise, merkez bankasının da en önemli kasının altın ve dolar rezervleri olduğu ve bunun da yabancı yatırımcı için ne kadar önemli bir parametre olduğunu unutmamak gerekiyor.
  • TCMB’nin swap hâriç net döviz pozisyonu, yerel seçimler dönemini baz alırsak, ya da son 48 iş gününde 74,5 milyar dolar artış gösterdi. TCMB rekor süratte rezerv biriktirmeye devam ederken, yurtiçi yerleşiklerin parite ve kur etkisinden arındırılmamış seriye göre DTH’ları (döviz mevduatları) 1,8 milyar dolar daha gerileyerek 165,5 milyar dolar seviyesine indi. Böylelikle Mart sonu baz alınırsa, 11 haftada DTH cephesinde çözülme 20 milyar doları aştı. BDDK verisine göre, yine 7 Haziran ile biten haftada bir nevi yabancı para enstrümanı olan KKM 26,5 milyar TL daha azalırken, stok rakamın dolar karşılığı 65,2 milyar seviyesine geriledi. Mart sonuna göre KKM cephesinde de azalma 5,4 milyar oldu. Böylelikle YP mevduatın toplam mevduata oranı (KKM dâhil) %51 seviyesine gerileyerek son dört yılın dibine indi!

Resim

  • Yabancı yatırımcının ise hisse senedi portföyü 542 milyar dolar daha azaldı. Son dört haftada yabancı yatırımcının hisse senetlerinden çıkışı 1,3 milyar dolar olurken, borsanın da limoni havasını özetledi. Öte yandan yine 7 Haziran ile biten haftada, yabancının benzer miktarda DİBS de aldığını görüyoruz. Mart sonuna göre bakılırsa yabancının DİBS portföyü 8,1 milyar dolar artış kaydetti!
  • TL ve TL cinsi yatırım araçlarına ilgi artarken, dolarizasyon eğilimi azalırken, TCMB rezerv biriktirmeye devam ederken, USDTRY kuru ise 32,30 seviyesinin hemen altında dün de sakin bir eğilim kaydetti. TL referans faiz dünü %49,40 seviyesinde tamamlayarak son üç haftanın dibine geriledi. TL’nin piyasada yeniden bollaştığını not edelim. Türkiye’nin yabancı indinde risklerini yansıtan 5 yıl vadeli CDS risk primi 260 baz puan etrafında dar ve sakin bir seyir izlemeye devam ederken, “borsada karar günü” başlıklı hafta içi yazımızda da belirttiğimiz üzere, 10bin endeks seviyesinden zıplayan BIST100 endeksi dünkü günü %2,2 yükselişle 10,391 puan seviyesinden tamamladı. 10bin endeks seviyesinin altında olası bir kapanış durumunda zarar kes uygulayarak hisse senetlerinde özellikle de endeksi sürükleyen bankacılık hisselerinde pozisyon artırılabileceğini düşünüyoruz. Dünkü yükelişte ayrıca uzun bayram tatilinin getirdiği takas avantajı ve dün akşam saatlerinde Sn. Bakan Şimşek’in hisse senetlerine yönelik işlem vergisi konusunun ertelendiği yönünde açıklamasının da yer tuttuğunu düşünüyoruz.
  • MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin son günlerde sosyal medya paylaşımları ve açıklamalarıyla ülke siyasetine hareketlilik getirdiğini not etmemiz gerekiyor.
  • Bahçeli, 31 Mart seçimlerinden sonra gündeme gelen normalleşme tartışmalarına değinerek Sinan Ateş davasından bahsetti ve bu davanın Milliyetçi-Ülkücü Hareket’e yönelik bir itibar suikastına dönüştüğünü belirtti. Davanın 1 Temmuz 2024’teki duruşmasında MHP’nin hazır bulunacağını ve Türk yargısı önünde hesaplaşacaklarını söyledi.
  • Bahçeli, açıklamalarının devamında “Cumhur İttifakı dağılıyor mu” sorularını gündeme getirdi. MHP’nin, ülkenin ve milletin çıkarları için her türlü fedakarlığı göze alacağını belirterek, Ak Parti ile CHP arasında geniş tabanlı bir ittifakın oluşmasının MHP’nin dileği olduğunu ifade etti. Cumhur İttifakı’ndaki sorumluluklarını yerine getireceklerini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a destek vereceklerini de ekledi. Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Bahçeli’nin açıklamalarına cevap vererek “Cumhur İttifakı kararlılıkla yoluna devam etmektedir” dedi.
  • Yurtdışı piyasalarda ise Çarşamba günü ABD’de açıklanan ve olumlu anlamda sürpriz yapan TÜFE enflasyonu ardından dün de ÜFE enflasyonunu sürpriz yaptı. Yıllık bazda çekirdek ÜFE artışı %2,3 artış kaydederken (beklenti %2,5) manşet ÜFE artışı da %2,5 beklentinin gerisinde kalarak %2,2 oldu. FED ne kadar laf kalabalığı yapsa da, piyasaların FED’den bu yıl 2 adet faiz indirimi talep etmelerini artık normal karşılıyoruz! ABD’de enflasyon verilerinin piyasaların arzuladığı şekilde açıklanması ve 10 yıllık gösterge ABD tahvil getirisinin %4,25 ile 2,5 ayın en düşük seviyesine gerilemesine rağmen, faiz getirisi olmayan kıymetli madenler arzuladığımız performansı bir türlü kaydedemedi. Gümüşün ons fiyatı 29 dolar seviyesine kadar gerileyerek bizleri büyük ölçüde şaşırttı. Uzun bir süredir uzun pozisyon taşıdığımız gümüşte haftalık kapanışın peş peşe ikinci haftada da 30 doların altında olmasını zayıflık göstergesi olarak kabul ederek dün pozisyonlarımızdan kârla çıkma kararı aldık. Altın ise hâlen daha 2,300 dolar seviyesindeki desteğinde tutunmaya devam ettiğini not edelim.
  • ABD borsaları geceyi önemli sayılacak bir değişim kaydetmeden tamamlaması ardından bu sabah pasifiği diğer ucunda kararsız bir seyir görüyoruz. Japonya Merkez Bankası’nın bu sabah sonuçlanan olağan faiz toplantısında ultra düşük faiz oranlarını sabit tutmaya devam ettiğini lâkin devasa parasal teşvikten yavaş ama istikrarlı bir şekilde geri çekilerek büyük tahvil alımlarını azaltmaya başlamaya karar verdiğini görüyoruz. Yaralı aslan JPY, dolar başına 158 seviyesine yükselerek son altı haftanın en değersiz seviyesini test etti. Değersiz YEN’den destek alan gösterge endeks Tokyo borsası %0,7 yükselirken, diğer bölge borsalarında hafif de olsa kırmızılar gözümüze çarpıyor.
  • Piyasaların gündemi bugün çok da karışık görünmüyor. Küresel bazda çok sayıda merkez bankacının konuşması takip edilecek. Türkiye cephesinde TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi ön plana çıkıyor. Gözler ısınan siyasete çevrilirken, genel hatları ile piyasaların olumlu seyrini korumasını bekliyoruz. Herkese iyi bayramları dilerim.

*Menkul Kıymet İstatistikleri

Yabancının devlet tahvili âşkı devam ederken, hisse senetlerine yönelik küskünlüğü de son dört haftadır devam ediyor.

1718341011fab020b702c75482a08c6a305997ca1a_1_1200.jpg

*KKM

Dolarizasyonun önemli bir göstergesi olan KKM ve DTH’ın toplam mevduata oranı %51’e gerileyerek 4 yılın en düşük seviyesini gördü.

171834101249c6aac93ea30e733ebb9e4cbf31f876_2_1200.jpg

*DTH

TL’ye yönelik iştah devam ederken, DTH cephesinde çözülme devam ediyor: son 11 haftada 20 milyar doları aştı.

171834101244b5131c2b16fa7bdb1cde40ba6c0117_3_1200.jpg

*TCMB Brüt Döviz ve Altın Rezervleri

Tüm zamanların zirvesinde!

17183410131d76620998558e599c67018bd0ce2d6b_4_1200.jpg

*TCMB Net Döviz Rezervleri

Swap ve kamu dövizleri hâriç, TCMB’nin net rezervleri 4,5 yıl aradan sonra 0,5 milyar dolar seviyesine yükselerek artıya geçti.

1718341014f47259b54cbd6cf3c622dee13e507d8f_5_1200.jpg

*Yurtiçi bankalar ile yapılan swap işlemleri

TCMB rezerv biriktirdikçe, yurtiçi bankalar ile yapmış olduğu swap işlemlerini de azaltmaya devam ediyor.

1718341014e8c4e80624961dfd911f65ccdcee210d_6_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

ALTIN - DÖVİZ - KRIPTO PARA

FED enflasyondaki ilerlemeye rağmen: “daha fazlasına ihtiyaç var”

Yayınlanma:

|

Yazan:

  • Küresel mali piyasalar dün günün ikinci yarısında ABD’de açıklanan enflasyon rakamlarını, gece geç saatlerde ise FED’in olağan FOMC toplantısını büyük bir dikkatle takip etti. ABD’de TÜFE enflasyonu piyasa beklentisine göre bir tık da olsa daha iyi sonuçlandı. Manşet TÜFE artışı %3,3 olurken (beklenti %3,4) çekirdek TÜFE artışı ise benzer bir şekilde %3,5 olan beklentiye karşı %3,4 olarak sonuçlandı. ABD’de enflasyonun geriliyor olması, piyasalar penceresinden olumlu karşılandı. Dün günün ikinci yarısında, ilk tepki olarak, Avrupa Parlamentosu seçimlerinin yarattığı siyasi belirsizlikle 1,0740 seviyesine kadar gevşeyen EURUSD paritesi hızla 1,082 seviyesine toparlanırken, risk iştahını yansıtan gümüş ise psikolojik 30 dolar seviyesini aştı. Enflasyon verisi ardından piyasalarda var olan yılın son çeyreğinde iki kez faiz indirim beklentisinin de güç kazandığını gördük.
  • Gece geç saatlerde sonuçlanan FED’in olağan Mayıs ayı FOMC toplantısından ise beklenildiği üzere politika faizi %5,25-5,50 bandında sabit tutulurken, karar metninin de hemen hemen aynı olduğunu gördük. Üyelerin sene sonu için medyan olarak faiz indirimi beklentisi Mart ayına göre üç adetten bir adet indirime doğru değişirken (2025 yılında ise dört kez), uzun vadeli politika faiz tahmini ise %2,6’dan %2,8 yükselerek biraz şahin bir sinyal verildi. Toplantı kararı ardından mikrofon karşısına geçen Başkan Powell’ı her zaman olduğu üzere dikkatle dinledik. Dün açıklanan TÜFE rakamlarını memnuniyetle karşıladıklarını lâkin henüz faiz indirimine sebebiyet verecek kadar güçlü bir veri olmadığını; daha fazlasına ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
  • Genel olarak piyasaları çok da üzecek veya sevindirecek bir ton kullanmayan Powell’ın sunumunu biz nötr olarak yorumlasak da, piyasa yansıması biraz garip oldu. Hisse senetleri Powell’ın konuşması ardından yükselişe geçerken, teknoloji hisselerinin işlem gördüğü Nasdaq endeksi geceyi %1,5 artıda tamamladı. Öte yandan, faiz getirisi olmayan kıymetli madenler, ABD dolarının değer kaybettiği, doların piyasa faizi olan 10 yıllık tahvillerin de bir nebze de olsun gerilediği bir noktada, enflasyon verisi ardından gün içi elde ettiği kazanımlarını koruyamayarak neredeyse güne başladıkları seviyelere geri geldi: gümüş 29,20 seviyesine geri çekilirken, altın ise 2,300 dolar destek seviyesinin üzerinde tutundu. ︎
  • Türk mali piyasalarında ise dün TCMB’nin swap hariç net yabancı para pozisyonu, 10 Haziran tarihinde yaklaşık 33 iş günü sonrası 0,25 milyar dolar kötüleşmesi ardından 11 Haziran tarihine ait analitik bilanço verilerine göre 0,8 milyar dolar iyileşme kaydetti. Bu sonuçlar ardından TCMB’nin swap ve kamu dövizleri hâriç net rezervleri eksi 0,5 milyar dolar ile sahasını diğer tarafına geçme noktasına iyice yaklaştı! Kuvvetle muhtemel bugün alacağımız yeni veriler ile eksi rezerv konusunu da rafa kaldırmış olacağız. USDTRY kuru 32,30’lu seviyelerde dün sakin bir eğilim kaydederken, TL referans faiz yaklaşık %1 artışla dünü %51,08 seviyesinde tamamladı. Türkiye’nin yabancı indinde risklerini yansıtan 5 yıl vadeli CDS risk primi 260 baz puan etrafında dar ve sakin bir seyir izlerken, borsada karar günü başlıklı hafta içi yazımızda da belirttiğimiz üzere, 10bin endeks seviyesinden zıplayan BIST100 endeksi dün günü %1’in üzerinde yükselişle 10,165 puan seviyesinden tamamladı. 10bin endeks seviyesinin altında olası bir kapanış durumunda zarar kes uygulayarak hisse senetlerinde özellikle de endeksi sürükleyen bankacılık hisselerinde pozisyon artırılabilir.
  • Türk mali piyasalarında yukarıda kaleme aldığımız paragraf standart bir kalıp arz etse de, siyasi cephede ise bir miktar kafaların karıştığını söylememiz gerekiyor. Siyasi konular bizim ‘boyumuzu aşan’ mevzular olsa da, ya da siyaset uzmanı olmadığımızdan pek de konulara yorum katmak istemesek de, Sn. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iade-i ziyaret kapsamında 18 yıl aradan sonra ilk kez CHP Genel Merkezini ziyaret etmesi, Meral Akşener’i kabul ederek görüşmesi ve suikasta uğrayan Ülkü Ocakları eski Genel Başkanı Sinan Ateş’in eşi ile görüşmesi sonrasında MHP Lideri Bahçeli’nin sosyal medya paylaşımları dikkatle takip edilmeye ve kulisleri meşgul etmeye başladı. Bahçeli’nin “AK Parti ve CHP ittifak yapsın, 6’lı Masa destek versin” söylemi ve siyasette yumuşama söylemleri ile başlayan sürecin önümüzdeki günlerde ne yöne evrileceğini hep birlikte takip edeceğiz!
  • Yeni gün başlangıcında Asya hisse senetleri toparlanırken, tahvil getirileri ise düştü. Yatırımcılar ABD’de enflasyonunun soğumasını FED’in temkinli duruşuna bir noktada tekrar tercih edeceğini öngörüyoruz. Asya’nın gösterge endeksi Nikkei, Japonya Merkez Bankası’nın (BoJ) toplantısı öncesinde erken kazanımlarını geri vererek yatay bir seyir izlerken, Tayvan ve Kore borsalarında ise %1 civarında artıların olduğunu görüyoruz. ABD borsalarının vadeli işlemlerinde teknoloji hisseleri yükselmeye devam ederken, BoJ toplantısı öncesinde YEN kırılgan bir seyir izliyor.
  • ABD’nin Ankara Büyükelçisi Flake, dün yaptığı açıklamada Türkiye ile ABD arasındaki stratejik ilişkilerin hiç bu kadar güçlü olmadığını belirtirken ABD Kongresi’nin bakışının geçmişe kıyasla daha iyi olduğunu söyledi. Reuters’ın geçtiği habere göre, Türkiye’nin Batı’ya yöneldiğini ve NATO’nun genişlemesi ile F-16’ların satışının ardından Batı’ya güçlü şekilde demir attığını vurguladı. Mayıs ayında Biden ile Erdoğan arasında planlanan ziyaretin Gazze’deki durum nedeniyle oluşan zorlu politik ortamda planlama nedeniyle iptal edildiğini söyledi. Gelecek ay Washington’da gerçekleşecek olan NATO toplantısının Biden ve Erdoğan görüşmesi için bir fırsat olduğunu ifade etti. Ayrıca, ABD’nin ateşkes görüşmeleri sırasında Türkiye’den Hamas yönetimine bazı mesajları iletmesini istediğini belirtti. Flake, Türkiye’nin BRICS grubuna katılmayacağını umduğunu, ancak katılırsa diplomasi açısından büyük bir değişiklik beklemediğini söyledi.
  • Bugünün veri takviminde Türkiye’de konut satışları ve her Perşembe olduğu üzere TCMB ve BDDK’nın haftalık bültenlerini takip edeceğiz. Dışarıda ise Euro bölgesi sanayi üretimi, ABD’de haftalık işsizlik maaş başvuruları, ÜFE ve çekirdek ÜFE rakamlarını takip edeceğiz.

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

KATEGORİ

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

ALTIN – DÖVİZ

Altın Fiyatları

KRIPTO PARA PİYASASI

BORSA

TANITIM

FACEBOOK

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.paravitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.