Connect with us

EKONOMİ

Türkiye, tüketimle odaklı yapay büyümeye devam

Yüksek enflasyon vatandaşın tüketim harcamalarını öne çekmesine ve hızlandırmasına yol açınca Türkiye ekonomisi son çeyrekte yüzde 3,5, 2022 tamamında yüzde 5,6 büyüdü. Ancak vatandaşın tüketimiyle büyüyen ekonomide emeğin payı yüzde 25,2 ile tarihi en düşük seviyelere geriledi.

Yayınlanma:

|

Türkiye ekonomisi 2022 yılının son çeyreğinde yüzde 3,5 büyüdü ve 2022’nin tamamında büyüme yüzde 5,6 olarak hesaplandı. Hem son çeyrekte hem de yılın tamamında büyümeyi sürükleyen yüksek enflasyon nedeniyle tüketimini öne çeken vatandaşın harcamaları olurken sanayi ve ihracatın son çeyrekte yavaşlayarak büyümenin ivme kaybına yol açması dikkat çekti.

Pandemiden bu yana yüksek enflasyonun gölgesinde yapılan yüksek maaş artışlarına rağmen işgücü ödemelerinin milli gelirden aldığı pay 2022 son çeyrekte yüzde 25,2 ile tarihi en düşük seviyeye inerken 2022 yılında da yüzde 26,5’e geriledi. Emeğin payının giderek azaldığı sermayenin aldığı payın arttığı Türkiye ekonomisinde yaşanan büyük deprem felaketinin enflasyonun hızlanmasına büyümeye de ilk iki çeyrekte negatif etki yapması bekleniyor. 2023’ün tamamı için büyüme beklentileri ise yüzde 2,6-2,8 arası şekilleniyor.

Kişi başı milli gelir 5 yıl sonra 10 bin doları aştı

Türkiye ekonomisi 2022 ilk çeyreğinde yüzde 7,6 ikinci çeyrekte yüzde 7,8 büyüme göstermiş ardından üçüncü çeyrekte büyüme yüzde 4’e yavaşlamıştı. Son çeyrekte ise büyüme yüzde 3,5 olarak gerçekleşti piyasa beklentisi yüzde 3 seviyelerinde bulunuyordu. Yıllık büyüme beklentisi de yüzde 5,2 iken yine beklentinin biraz üzerinde bir büyüme rakamı yakalandı. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Türkiye ekonomisi 2022 yılında cari fiyatlarla 15 trilyon 6,5 milyar liraya, dolar bazında ise yine cari fiyatlarla 905.5 milyar dolara yükseldi. Kişi başına milli gelir de yüksek enflasyona rağmen dolar/TL kurunun görece yatay seyrettiği 2022 yılında 2017 yılından sonra ilk kez 10 bin doların üzerine çıktı. 2022 yılında kişi başı milli gelir 10 bin 655 dolara yükseldi.

İşgücü ödemelerinin payı 3.6 puan düştü

2022’nin son çeyreğinde Türkiye yüzde 3,5’lik büyüme performansı ile son çeyreğinde yüzde 7,2 büyüyen Filipinler, yüzde 7 büyüyen Malezya ve yüzde 5 büyüyen Endonezya’dan sonra dördüncü sırada yer aldı. Yıllık yüzde 5,6’lık büyüme ile de Türkiye yapılan hesaplamalara göre dünyada en hızlı büyüyen ilk 10 ekonomisi arasında bulunuyor. Diğer ülkelere göre daha iyi büyüme performansı gösterse de işgücü ödemelerinin milli gelirde payının son 4 çeyrektir sürekli azalması ve 2022 yılında da 3,6 puan azalması büyümenin kapsayıcılığı tartışmalarına yol açıyor. İşgücü ödemelerinin payı yani emeğin milli gelirden aldığı pay 2022 son çeyreğinde yüzde 25,2 ile tarihi en düşük seviyelerine gerilerken, net işletme artığı/karma gelirin payı yani sermaye payı yüzde 56,7’ye çıktı. 2022 yılında da işgücü ödemelerinin payı yüzde 30,1’den yüzde 26,5’e düştü, net işletme artığı/karma gelirin payı yüzde 52,5’ten yüzde 54,5’e yükseldi.

Enflasyon korkusu harcamaları körükledi

TÜİK verilerine göre milli gelirde harcamalar hesabında vatandaşın enflasyon beklentilerindeki bozulma nedeniyle öne çektiği tüketim harcamaları büyümeyi sırtladı. Özellikle Merkez Bankası indirimleriyle kredi kartı ve kredili mevduat hesaplarındaki düşük faiz oranları vatandaşın tüketimini de körükledi. 2022’nin tamamında vatandaşın tüketimi yüzde 19,7 arttı ve büyümeye 12.08 puan katkı verdi. 2022’nin son çeyreğinde yüzde 16,1 büyüyen vatandaşın tüketiminin ekonominin son çeyrek büyümesini pozitif etkisi 10.34 puan olarak hesaplandı. Yine deprem felaketi sonrası enflasyonda yükselişin hızlanması bekleniyor. Vatandaşın bu beklentiyle harcamalarını öne alması ve düşük faiz ile borçlanmaya devam etmesi ekonomistlerin tahminleri arasında yer alıyor.

Devletin tüketim harcamaları 2022 yılında yüzde 5,16 büyüdü ve 0.69 puan katkı verdi. Son çeyrekte de devlet harcamaları yüzde 9 büyümeyle 1.24 puanlık katkı sağladı. Ancak önümüz seçim ayrıca deprem harcamaları da var. İlk çeyrekte devletin tüketim harcamalarının daha hızlı artması ve büyümeye pozitif katkısının yükselmesi öngörülüyor.

Dış ticaret son çeyrekte ekonomiyi yavaşlattı

Toplam yatırımlarda makine teçhizat yatırımları büyümesindeki ivme kaybı etkili oldu. İnşaat yatırımlarındaki gerileme 2022 yılında da devam edince toplam yatırımlar 2022’nin tamamında yüzde 2,79 büyüdü, ekonomiye de 0.7 puanlık katkı sağladı. Yine ilk çeyrekte inşaat yatırımlarının hızlanması ve deprem bölgesindeki makine teçhizat yatırımlarının devreye girmesiyle toplam yatırımlarda artışın sürmesi bekleniyor.

İhracatın 2022 yılında yüzde 9,06 büyümesi ve ithalatın da yüzde 7,9 büyüme performansı göstermesi dış ticaretin ekonomiye olumlu katkısının azalmasına neden oldu. 2021 yılında dış ticaretin ekonomik büyümeye neredeyse 5 puana varan katkısının ardından 2022 yılında dış ticaretin pozitif katkısı 0.58 puanda kaldı. 2022’nin son çeyreğinde ise dış ticaretin katkısı negatif oldu.  İhracatın yüzde 3,3 daraldığı, ithalatın yüzde 10,2 arttığı 2022 yılı son çeyreğinde dış ticaret Türkiye ekonomisinin 3.11 puan daha az büyümesine yol açtı.

Stok kaybı son hız devam ediyor

Stok azalması ise son hız sürüyor. 2022’nin tamamında stoklardaki düşüşten ekonomik büyümeye 8.45 puan, 2022’nin son çeyreğinde ise 5.61 puan negatif katkı geldi. TÜİK verilerine göre, 2022 yılında büyümeye tarım sektörü yüzde 0,6’lık hızına rağmen 0.04 puanlık katkı verebildi. Tarım 2021 yılında ekonomik büyümeye negatif katkı vererek dikkat çekmişti. Tarım sektörü 2022’nin son çeyreğinde ise yüzde 0,03 daraldı ve son çeyrek performansını 0.02 puan aşağı çekti. 2023 ilk çeyrek ve tamamı için tarım sektöründe beklentiler deprem felaketi sonrası oldukça olumsuz. Tarım ve hayvancılıkta önemli paya sahip bölgedeki felaketin tarım sektöründe küçülmeyi hızlandırması öngörülürken enflasyona da negatif etki yapacak.

Sanayiden son çeyrekte daraltıcı etki

Sanayi 2022 yılını yine 2021 yılına göre yavaşlayarak yüzde 3,3’lük büyüme ile tamamladı. Böylece sanayi üretimi büyümeye 0.68 puanlık destek verdi. Dördüncü çeyrekte ise sanayi üretimi özellikle dış pazarlardaki yavaşlamanın da etkisiyle yüzde 3 daraldı ve Türkiye ekonomisinin 0.62 puan daha az büyümesine neden oldu. Bu yılın ilk çeyreğinde ise özellikle depremin yarattığı olumsuzluk ve ihracat pazarlarında henüz tam olarak ivmelenmenin yaşanmamasının etkisiyle sanayi üretiminde ivme kaybının sürmesi bekleniyor.

İnşaatta sert daralma

İnşaat sektörü 2022 yılında 2021 yılında olduğu gibi küçülmesini sürdürdü ancak daha sert bir daralma yaşandı. İnşaat sektörü yüzde 8,41 küçüldü ve 2022 ekonomik büyümesini 0.45 puan geriletti. Yılın son çeyreğinde ise 5 çeyrektir sürekli daralan inşaat sektörü yüzde 2 büyüdü ve 2022 son çeyrek büyümesini 0.08 katkı verdi. 2023 yılı için ise ekonomistler inşaat sektöründen umutlu. Acı da olsa deprem sonrası yeniden yapılanma ile özellikle İstanbul’da hızlanan deprem hazırlıkları inşaat sektörünün 2023 yılında pozitif katkı vereceğine işaret ediyor.

Ekonomiye 2.8 puan ‘hizmet’ etti

Pandemi sonrası hızlı toparlanmasını sürdüren hizmetler sektörü 2022 yılında yüzde 11,75 büyüdü ve ekonomiye 2.8 puanlık katkı vermeyi başardı. 2022 son çeyrekte ise hizmetler sektörü yüzde 8,6’lık büyüme performansı göstererek ekonomiye 2.12 puan pozitif katkı sundu. Ancak bu yılın ilk çeyreğinde hizmetler sektöründe ivme kaybı yaşanması muhtemel. Yine büyük deprem felaketinin hizmetler sektöründe etkili olması bekleniyor.

Finans sektöründe güçlü büyüme

Finans sektörü 2021 yılındaki daralmasının aksine 2022 yılında güçlü bir büyüme gösterdi ve yılın tamamında yüzde 21,82 büyüdü. Bu güçlü büyüme ile finans sektörünün 2022 yılı ekonomik büyümesine katkısı da 0.96 puan oldu. Son çeyrekte ise finans sektörü yüzde 13,4 büyüdü ve 0.54 puan katkı sağladı. Sigorta sektörü deprem nedeniyle ödemelerin yanı sıra risk barındırıyor. Bankaların devreye girmesi, ilk çeyrekte finans sektörünün ivme kaybı yaşasa da büyümeye pozitif katkı verebileceğini gösteriyor.  Gayrimenkul, kamu yönetimi, idari destek hizmet faaliyetleri yılın tamamında büyüme göstererek ekonomiye neredeyse 1.5 puanlık pozitif katkı verdi.

Stok kullanımı 8 çeyrektir büyümeyi aşağı çekiyor
Serkan Gönençler – Gedik Yatırım Başekonomisti

GSYH büyümesindeki üçüncü çeyrekte başlayan yavaşlamanın son çeyrekte devam etse de, beklentilerden biraz daha iyi bir büyüme performansı olduğunu görüyoruz. Büyümedeki yavaşlama ihracattaki zayıflıktan kaynaklanırken, iç talep ise gücünü koruyor. Şöyle ki, net dış talep manşet büyüme oranını yüzde 3,3 aşağı çekerken, özel tüketim harcamaları büyümeye yüzde 10,9 oranında katkı vermiş. Ek olarak, devletin tüketim harcamalarının yüzde 1,3, yatırım harcamalarının ise yüzde 0,7’lik katkı verdikleri görülüyor. Stok kullanımı ise, önceki 8 çeyrekte olduğu gibi büyümeyi aşağı çekmiş.

Özetle, ihracatta yaşanan yavaşlamaya rağmen, fiyatların yükseleceği beklentisiyle öne çekilen iç talebin ekonomik aktiviteyi canlı tuttuğunu söyleyebiliriz. Üretim tarafından bakıldığında da, büyümeyi hizmet sektörleri sürüklerken, ihracattaki zayıflığın etkisiyle sanayi sektörünün yüzde 3,0 daraldığını, ilk 9 aylık dönemde yüzde 10 daralan inşaat sektörünün ise son çeyrekte yüzde 2,0 büyüdüğünü görüyoruz.

Şebnem TURHAN – ekonomim

Okumaya devam et

EKONOMİ

Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor

Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine yaz aylarında yoğun borçlanma trafiğine giriyor

Yayınlanma:

|

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Haziran–Ağustos 2026 iç borçlanma stratejisi, yaz döneminde kamu finansmanı açısından oldukça yoğun bir takvime girildiğini gösteriyor. Üç aylık dönemde toplam borç ödemesi 2,013 trilyon TL olacak. Bunun 1,767 trilyon TL’si iç borç servisi, 245,7 milyar TL’si dış borç servisi niteliğinde. Buna karşılık Hazine’nin aynı dönemde planladığı iç borçlanma tutarı 1,848 trilyon TL seviyesinde bulunuyor.

Haziran ayı özelinde toplam borç ödemesi 686,6 milyar TL. Bunun 554,9 milyar TL’si iç borç servisi; iç borç servisinin 373,5 milyar TL’si anapara, 181,4 milyar TL’si faiz ödemesinden oluşuyor. Hazine, Haziran’da 543,8 milyar TL iç borçlanma planlıyor.

Üç aylık tablo

Ay Toplam ödeme İç borç servisi İç borçlanma planı
Haziran 2026 686,6 milyar TL 554,9 milyar TL 543,8 milyar TL
Temmuz 2026 681,8 milyar TL 616,3 milyar TL 708,7 milyar TL
Ağustos 2026 644,3 milyar TL 595,8 milyar TL 595,8 milyar TL
Toplam 2,013 trilyon TL 1,767 trilyon TL 1,848 trilyon TL

Hazine’nin Haziran ayında 8–16 Haziran arasında toplam 11 ihraç planladığı görülüyor. Takvimde ABD doları cinsi devlet tahvili ve kira sertifikası, TÜFE’ye endeksli tahvil, TLREF’e endeksli tahvil, değişken faizli tahvil, altın tahvili, altına dayalı kira sertifikası, Hazine bonosu ve sabit kuponlu devlet tahvilleri yer alıyor.

Bu tablo, Hazine’nin yalnızca klasik TL tahvil piyasasına yaslanmadığını; döviz, altın, kira sertifikası, değişken faizli ve endeksli ürünlerle yatırımcı tabanını genişletmeye çalıştığını gösteriyor. Bu tercih, yüksek borç çevirme ihtiyacının tek bir enstrümana yüklenmeden karşılanmak istendiğine işaret ediyor.

Kritik risk: Faiz yükü büyüyor

Haziran’da iç borç servisinin 181,4 milyar TL’si faiz ödemesi. Temmuz’da faiz yükü 246,8 milyar TL’ye yükseliyor. Bu durum, borçlanma maliyetlerinin bütçe üzerinde giderek daha belirgin baskı oluşturduğunu gösteriyor.

Yani sorun yalnızca anapara çevrimi değil; yüksek faiz ortamında çevrilen borcun gelecekte bütçeye daha yüksek faiz yükü olarak dönme ihtimali de güçleniyor.

Piyasalar açısından anlamı

Bu büyüklükte bir borçlanma programı, bankaların bilanço yönetimini, mevduat faizlerini, tahvil faizlerini ve kredi iştahını doğrudan etkileyebilir. Hazine’nin yüksek montanlı borçlanma ihtiyacı, piyasa faizlerinin aşağı gelmesini zorlaştırabilir. Bankalar açısından devlet iç borçlanma senetleri cazip kaldıkça, reel sektöre kredi verme iştahı sınırlı kalabilir.

Haziran ayının ayrıca enflasyon ve merkez bankaları takvimi açısından da kritik olduğu görülüyor. TCMB’nin Para Politikası Kurulu toplantısı 11 Haziran 2026 tarihinde yapılacak. Mayıs ayı enflasyon verisinin ise TÜİK takvimine göre 3 Haziran’da açıklanması bekleniyor.

Haziran–Ağustos dönemi, Hazine için yalnızca rutin borç çevirme dönemi değil; aynı zamanda faiz, likidite, kur, enflasyon ve banka bilançoları açısından kritik bir stres testi olacak.

Hazine’nin 3 ayda 2 trilyon TL’yi aşan borç servisi ve 1,85 trilyon TL’ye yaklaşan iç borçlanma planı, Türkiye ekonomisinde kamu finansmanının piyasa dengeleri üzerindeki etkisinin yaz aylarında daha fazla hissedileceğini gösteriyor. Bankalar, yatırımcılar ve reel sektör açısından Haziran ayı, yalnızca ihale takvimi değil; faizin, likiditenin ve kredi kanallarının yeniden fiyatlanacağı bir dönem olabilir.

Bu kadar yoğun borçlanma TL’nin sulandırılması anlamına mı geliyor?

TL neden sulanabilir?

Hazine’nin Haziran-Ağustos döneminde yaklaşık 1,85 trilyon TL yeni iç borçlanma yapacak olması piyasadaki TL miktarını doğrudan ve dolaylı etkileyebilir.

Bunun birkaç kanalı var:

1. Borç ödemeleri piyasaya likidite bırakır

  • Hazine vadesi gelen tahvil ve bonoları öder.
  • Bankalar ve yatırımcılar hesaplarına yüklü miktarda TL alır.
  • Bu para tekrar tahvillere gitmezse dövize, altına veya mevduata kayabilir.

2. Faiz ödemeleri yeni para etkisi yaratır

  • Haziran ayında sadece faiz ödemesi 181 milyar TL.
  • Temmuz ve Ağustos ile birlikte yüz milyarlarca lira yatırımcıların hesaplarına geçecek.
  • Bu gelirler harcamaya veya farklı yatırım araçlarına yönelirse TL dolaşımı artar.

3. Merkez Bankası dolaylı olarak likiditeyi yönetmek zorunda kalır

  • Hazine’nin hesabından piyasaya çıkan para bankacılık sisteminde fazla likidite oluşturabilir.
  • TCMB bunu depo ihaleleri, zorunlu karşılıklar veya likidite senetleriyle çekmeye çalışır.

Ama neden tam anlamıyla para basmak değildir?

Burada kritik ayrım şudur:

Hazine piyasadan borçlanıyor.

Yani:

  • Bir taraftan 554 milyar TL ödeme yapıyor.
  • Diğer taraftan 543 milyar TL yeni borçlanıyor.

Dolayısıyla net bazda sistemde sınırsız yeni para oluşmuyor.

Eğer TCMB doğrudan Hazine’ye para basıp verseydi bu gerçek anlamda parasal genişleme olurdu.

Türkiye’de mevcut sistemde Hazine ağırlıklı olarak:

  • Bankalardan,
  • Fonlardan,
  • Sigorta şirketlerinden,
  • Bireysel yatırımcılardan

borçlanıyor.

Asıl risk nerede?

Sorun TL’nin miktarından çok borcun sürekli çevrilmesi.

Bugün:

  • 2 trilyon TL borç ödeniyor.
  • Yeni 1,85 trilyon TL borç alınıyor.

Yarın:

  • Bu 1,85 trilyon TL’nin de vadesi gelecek.
  • Daha yüksek faizle yeniden çevrilmesi gerekecek.

Bu durum zamanla:

  • Faiz giderlerini büyütür
  • Bütçe açığını artırır
  • Vergi ihtiyacını artırır
  • Enflasyon baskısını yükseltir
  • TL üzerindeki güven baskısını artırabilir

“Hazine borç mu ödüyor, yoksa borcu yeni borçla mı çeviriyor?”

Bugünkü tabloya bakıldığında Türkiye’nin yaptığı şey büyük ölçüde: “Borç ödeyerek borçlanmak değil, borçlanarak borç çevirmek.”

Bu sürdürülebilir olduğu sürece sorun oluşturmaz. Ancak büyüme yavaşlar, faizler yüksek kalır ve bütçe açığı büyürse, piyasa bir noktadan sonra daha yüksek faiz talep etmeye başlar. İşte TL üzerindeki asıl baskı da o zaman ortaya çıkar.

Bu nedenle Haziran-Ağustos dönemindeki 2 trilyon TL’lik borç servisi, yalnızca bir finansman operasyonu değil; aynı zamanda Türkiye’nin faiz, enflasyon ve kur dengesinin de önemli bir sınavı niteliğindedir.

Okumaya devam et

EKONOMİ

Kredi Kısarak Enflasyon Düşer mi? Bedeli Reel Sektöre, Faturası Kime?

Yayınlanma:

|

Türkiye’de enflasyonla mücadelede kredi büyümesine getirilen sınırlar, para politikasının ana araçlarından biri haline geldi. Ancak soru kritik: Sadece kredi musluklarını kısarak enflasyon kalıcı biçimde düşer mi? Yanıt kısa: Talebi soğutur, ama tek başına yapısal enflasyonu çözmez; üstelik reel sektörde üretim, istihdam, nakit akışı ve yatırım tarafında kalıcı hasar bırakabilir.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2026 para politikası metninde kredi büyümesinin ve kredi kompozisyonunun “dezenflasyon sürecini ve parasal aktarım mekanizmasını destekleyici” çerçevede tutulacağı açıkça belirtiliyor. TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın, 2025 Şubat ayında Uşak ve Denizli sunumlarında da benzer görüşler vardı.  Yani kredi kısıtları, tesadüfi değil; mevcut ekonomi programının bilinçli bir parçası. TCMB ayrıca kredi büyüme sınırlarının ve istisnaların yıl içinde gözden geçirileceğini de ilan etmiş durumda.

Kredi kısıtlaması dışında hangi para politikası araçları var?

Enflasyonu düşürmek için ekonomi yönetiminin elindeki araç sadece kredi kısıtlaması değildir. Başlıca araçlar şunlardır:

Politika faizi: Merkez Bankası faizi artırarak tüketimi, kredi talebini ve döviz talebini yavaşlatır. Reuters’ın Mayıs 2026 haberlerinde TCMB politika faizinin yüzde 37 seviyesinde olduğu, enflasyon baskıları nedeniyle faiz artışı beklentilerinin yeniden gündeme geldiği aktarılıyor.

Zorunlu karşılıklar: Bankaların topladıkları mevduatın bir kısmını krediye dönüştürmesini sınırlayan veya yönlendiren araçtır. TCMB, Mayıs 2026’da bazı krediler için zorunlu karşılık uygulamalarında değişiklik yaparak kredi dinamiklerini etkilemeye devam etti.

Likidite yönetimi: Merkez Bankası piyasaya verdiği TL miktarını sıkılaştırarak bankaların fonlama maliyetini yükseltebilir.

Makroihtiyati tedbirler: Kredi büyüme sınırı, kredi kartı taksit sınırlamaları, ihtiyaç kredisi vade kısıtları, ticari kredi büyüme limitleri gibi düzenlemeler bu gruptadır.

Kur ve beklenti yönetimi: Enflasyon sadece bugünkü talep değil, gelecekteki fiyat beklentileriyle de ilgilidir. TCMB, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon süreci için risk oluşturduğunu vurguluyor.

Maliye politikası desteği: Kamu harcamalarının, vergi politikasının ve bütçe disiplininin para politikasıyla uyumlu olması gerekir. IMF, Türkiye’de sıkı para politikası, ılımlı ücret artışı ve genel olarak nötr maliye politikasının kademeli dezenflasyonu destekleyeceğini belirtiyor.

Sadece kredi kısarak enflasyon düşürülebilir mi?

Kısa vadede evet, kalıcı olarak hayır.

Kredi kısıldığında tüketici daha az borçlanır, şirket daha az stok yapar, yatırım ertelenir, iç talep soğur. Talep yavaşlayınca bazı fiyat artışları frenlenir. Ancak Türkiye’de enflasyonun önemli bölümü sadece talep kaynaklı değildir.

Türkiye’de enflasyonun arkasında kur geçişkenliği, enerji maliyetleri, gıda arz sorunları, kira baskısı, vergi artışları, ücret-fiyat sarmalı, ithal girdi bağımlılığı ve beklenti bozulması da vardır. Nitekim Nisan 2026’da aylık enflasyonun yüzde 4,18’e, yıllık enflasyonun yüzde 32,37’ye yükselmesinde enerji, gıda, konut, ulaşım ve dış jeopolitik baskıların etkili olduğu bildirildi.

Bu nedenle sadece kredi kısılması, hastalığın tamamını değil, belirtilerinden birini baskılar. Talep düşer ama maliyet enflasyonu devam ederse reel sektör iki taraftan sıkışır: satış yavaşlar, maliyet düşmez.

Reel sektöre telafisi zor zararlar

Kredi kısıtlaması en çok nakit akışı kırılgan, özkaynağı zayıf, vadeli çalışan, stokla üretim yapan ve ihracat/ithalat dengesine bağımlı firmaları vurur.

İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran Nisan ayında Programın sanayiciye, iş insanına ve KOBİ’lere iyi gelmediğini, mevcut yaklaşımın reel sektör ve bankalar üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu belirtti.

Uygulanan Politikanın başlıca zararlarına geline:

1. İşletme sermayesi krizi: Firma mal alacak, üretim yapacak, maaş ödeyecek; ama krediye ulaşamıyorsa çark yavaşlar.

2. Vadeli satış zinciri bozulur: Reel sektörde birçok firma peşin alıp vadeli satar. Kredi olmayınca bu zincir kopar.

3. Konkordato ve batık kredi riski artar: Kredi kısıtı, borcu olan firmaya “nefes alma” imkânı vermezse, geçici likidite sorunu kalıcı iflas riskine dönüşür.

4. Yatırımlar ertelenir: Makine, kapasite artışı, ihracat yatırımı ve enerji yatırımı askıya alınır.

5. İstihdam kaybı doğar: Önce fazla mesai biter, sonra vardiya düşer, ardından işten çıkarma başlar.

6. Bankaların aktif kalitesi bozulur: Kredi verilmeyince risk azalıyor gibi görünür; ancak mevcut kredilerin tahsil kabiliyeti zayıflarsa bankaların takipteki alacakları artabilir. Ziraat Bankası CEO’su Alpaslan Çakar da 2025 Aralık sonunda, uzun süren sıkı para politikasının finansman maliyetlerini artırabileceği, işgücü piyasasını zayıflatabileceği, büyümeyi yavaşlatabileceği ve bankaların aktif kalitesini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunmuştu.

Buna rağmen neden devam ediliyor?

Çünkü ekonomi yönetimi açısından enflasyonu düşürmek için önce iç talebin kontrol altına alınması gerekiyor. Türkiye’de kredi büyümesi yüksek kaldığında, talep canlı kalıyor; talep canlı kaldığında fiyatlama davranışı bozuluyor; fiyatlama bozulduğunda da enflasyon beklentisi düşmüyor.

TCMB Başkanı Fatih Karahan, 2026 Enflasyon Raporu sunumunda ticari kredi büyümesinin dezenflasyon patikasıyla uyumlu seyretmesi için yabancı para kredi büyüme sınırının düşürüldüğünü ve TL ticari kredilerde istisnaların daraltıldığını belirtti. Bu adımların ardından ticari kredilerde büyümenin hız kestiğini ifade etti.

Yani kredi kısıtlamasının arkasındaki ana mantık şu:

Talebi yavaşlat → fiyat artış hızını düşür → beklentileri kır → enflasyonu aşağı çek.

Ancak bu zincirin çalışması için maliye politikası, kur politikası, gıda arzı, enerji maliyeti ve kamu fiyat ayarlamaları da aynı yönde çalışmalıdır. Aksi halde kredi kısıtlaması reel sektörü boğar ama enflasyon beklenen hızda düşmeyebilir.

Fatura kime çıkar?

Bu politikanın faturası eşit dağılmaz.

En ağır fatura KOBİ’lere çıkar. Büyük şirketler tahvil, halka arz, yurtdışı kredi veya grup içi finansmana erişebilir. KOBİ’nin tek kapısı bankadır.

İkinci fatura çalışanlara çıkar. Satış düşer, üretim azalır, işten çıkarma ve ücret baskısı başlar.

Üçüncü fatura tüketiciye çıkar. Kredi kartı, ihtiyaç kredisi, konut kredisi pahalanır; alım gücü düşer.

Dördüncü fatura bankalara çıkar. Yeni kredi riski sınırlansa bile eski kredilerin tahsil riski büyür.

Beşinci fatura devlete çıkar. Büyüme yavaşladığında vergi tahsilatı zayıflar, sosyal destek ihtiyacı artar.

Alternatif ne olmalı?

Kredi kısıtlaması tamamen kaldırılmalı demek gerçekçi değildir. Ancak seçici, üretimi koruyan, tüketim ve spekülasyonu hedef alan bir model gerekir.

Öneriler:

Üretim, ihracat, istihdam ve enerji verimliliği kredileri kısıt dışında tutulmalı.

KOBİ’ler için işletme sermayesi kredilerinde ayrı kota açılmalı.

Kredi kısıtı sektör ayrımı yapmalı: Lüks tüketim, ithal tüketim ve spekülatif işlemler ayrı; üretim ve ihracat ayrı değerlendirilmelidir.

Vergi ve kamu zamları para politikasıyla uyumlu olmalı.

Gıda, kira ve enerji tarafında arz artırıcı reformlar yapılmalı.

Bankalar yalnızca kredi kısmaya değil, doğru firmayı seçerek finansmanı sürdürmeye yönlendirilmeli.

Üretim Enflasyon mücadelerine feda edilmemeli

Kredi kısıtlaması enflasyonla mücadelede kullanılan güçlü ama yan etkisi yüksek bir ilaçtır. Doz iyi ayarlanmazsa enflasyonu düşürürken üretim kapasitesini, istihdamı ve firma sermayesini tahrip edebilir.

Türkiye’nin ihtiyacı sadece “kredi musluğunu kısmak” değil; enflasyonu düşürürken üretimi yaşatacak akıllı kredi mimarisi kurmaktır.

Aksi halde enflasyon düşse bile geriye daha zayıf şirketler, daha kırılgan bankalar, daha yüksek işsizlik ve daha yorgun bir reel sektör kalabilir.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist     www.bankavitrini.com

Okumaya devam et

EKONOMİ

CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi

Yayınlanma:

|

Yazan:

CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: Kılıçdaroğlu’nun Dönüşü Piyasaları Neden Sarstı?

Türkiye siyasetinde benzeri görülmemiş bir yargı kararı, yalnızca muhalefet dengelerini değil; ekonomi, piyasa güveni ve yatırımcı algısını da doğrudan etkiledi.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği “mutlak butlan” kararıyla birlikte, Özgür Özel yönetiminin hukuken yok hükmünde sayılması ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin yeniden göreve dönmesi Türkiye’de siyasi tansiyonu bir anda yükseltti.

Bu karar yalnızca CHP içi bir kriz değil… Piyasaların gözünde bu gelişme, “Türkiye’de siyasi belirsizlik riskinin yeniden büyümesi” olarak fiyatlandı.

Piyasalar İlk Tepkiyi Nasıl Verdi?

Uluslararası basında yer alan ilk değerlendirmelerde, karar sonrası Türk hisse senedi piyasasında sert satışların yaşandığı, Borsa İstanbul’da %6’yı aşan düşüşlerin görüldüğü ifade edildi.

Ekonomide ilk etkiler şu başlıklarda hissedildi:

  • Borsa İstanbul’da satış baskısı arttı
  • Bankacılık hisselerinde volatilite yükseldi
  • CDS risk primi yeniden gündeme geldi
  • Döviz piyasasında kısa süreli tedirginlik oluştu
  • Yabancı yatırımcı tarafında “hukuki öngörülebilirlik” tartışmaları yeniden başladı

Özellikle bankacılık sektörü açısından siyasi istikrar algısı son derece kritik olduğu için, bu tür ani ve sistemik siyasi gelişmeler finans sektörünü doğrudan etkiliyor.

Ekonomiyi Neden Bu Kadar Etkiliyor?

Çünkü finans piyasaları “belirsizliği” sevmez.

Bir ülkede:

  • ana muhalefetin yargı kararıyla yönetim değişikliğine zorlanması,
  • siyasi kutuplaşmanın yeniden yükselmesi,
  • erken seçim ihtimalinin konuşulması,
  • sokak tansiyonu riskinin artması,

yatırımcı açısından “ek risk” anlamına geliyor.

Bu durumun sonucu ise genellikle:

  • daha yüksek faiz,
  • daha pahalı dış borçlanma,
  • daha düşük yabancı yatırım,
  • daha kırılgan kur dengesi oluyor.

19 Mart Süreci Hatırlandı

Ekonomi çevrelerinde en çok yapılan karşılaştırmalardan biri, 2025 yılında yaşanan siyasi operasyonlar sonrası ortaya çıkan finansal türbülans oldu.

Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu sürecinde piyasalarda yaşanan sert hareketler ve Merkez Bankası rezervlerine yönelik baskı yeniden gündeme geldi. Financial Times ve çeşitli ekonomi yorumcuları, yeni CHP krizinin benzer bir güven sorunu yaratabileceğine dikkat çekiyor.

Bankalar Açısından Risk Ne?

En kritik başlıklardan biri de bankacılık sistemi.

Çünkü siyasi stres dönemlerinde:

  • mevduat dolarizasyonu artabiliyor,
  • kredi talebi bozulabiliyor,
  • yabancı fonlama maliyetleri yükselebiliyor,
  • bankaların sendikasyon maliyetleri baskı altına girebiliyor.

Özellikle son dönemde:

  • yüksek faiz,
  • sıkı kredi politikası,
  • reel sektörün finansman sıkıntısı,
  • artan tahsili gecikmiş alacaklar

zaten bankacılık sistemi üzerinde ciddi baskı oluşturuyordu.

CHP’deki bu kriz, ekonomide zaten kırılgan olan güven ortamına yeni bir stres testi ekledi.

“Mutlak Butlan” Kararı Neden Tarihi?

Türkiye siyasi tarihinde ilk kez büyük bir ana muhalefet partisinin kurultayı, “yok hükmünde” kabul edilerek eski yönetimin göreve dönüşüne karar veriliyor.

Bu nedenle karar yalnızca CHP’nin iç meselesi değil;
aynı zamanda:

  • hukuk devleti,
  • demokratik süreçler,
  • siyasi istikrar,
  • yatırımcı güveni

başlıklarında da uluslararası yankı oluşturmuş durumda.

Önümüzdeki Süreçte Ne Olabilir?

Piyasaların dikkat edeceği kritik başlıklar şunlar olacak:

  1. CHP kararı Yargıtay’a taşıyacak mı?
  2. Parti içinde bölünme olur mu?
  3. Erken seçim tartışmaları büyür mü?
  4. Sokak tansiyonu yükselir mi?
  5. Yabancı yatırımcı Türkiye riskini yeniden fiyatlar mı?
  6. Merkez Bankası üzerindeki kur baskısı artar mı?

Güven Sarsıldı

Ekonomiler sadece faizle değil, güvenle yönetilir.

Bugün Türkiye’de yaşanan mesele yalnızca bir parti içi liderlik değişimi değil… Piyasaların gözünde bu karar: “Türkiye’de siyasi ve hukuki öngörülebilirlik yeniden tartışmalı hale geliyor mu?” sorusunu gündeme taşıdı.

Ve finans piyasaları için bazen en büyük risk; ekonomik veriler değil, siyasi belirsizliğin kendisi olur.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.