GÜNDEM
Türkiye’de Tek Başına Yaşayanların Oranı Artıyor
Yayınlanma:
5 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Türkiye’de aynı ev içinde yaşayan kişilerin sayısı giderek azalıyor. Bu veriyi, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan 2020 yılına ait ‘İstatistiklerle Aile’ bülteni ortaya koydu. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’nden (ADNKS) derlenen verilere göre, Türkiye’de 2008 yılında 4 kişi olan ortalama hanehalkı büyüklüğü azalma eğilimi göstererek 2020 yılında 3,30 kişiye düştü.
Türkiye’de 2020 yılında ortalama hanehalkı büyüklüğünün en yüksek olduğu il 5,75 kişiyle Şırnak oldu. Onu 5,25 kişiyle Şanlıurfa ve 5,16 kişiyle Hakkari izledi. Ortalama hanehalkı büyüklüğünün en düşük olduğu ilse 2,61 kişiyle Çanakkale. Bu kenti 2,66 kişiyle Tunceli ve 2,68 kişiyle Eskişehir takip etti.
Çekirdek ve geniş ailelerin oranı azalıyor
TÜİK verilerine göre, aynı evi paylaşan çekirdek ve geniş ailelerin oranı da azalıyor. Yalnızca eşlerden veya eşler ve çocuklarından veya tek ebeveyn ve en az bir çocuktan oluşabilen çekirdek ailelerin yaşadığı hanehalklarının oranı, 2014 yılında yüzde 67,4 iken, bu oran 2020 yılında yüzde 65,2’ye geriledi. Diğer yandan geniş aile olarak tanımlanan ve en az bir çekirdek aile ve diğer kişilerden oluşan hanehalklarının oranı da 2014 yılında yüzde 16,7 iken, bu oran 2020 yılında yüzde 14’e düştü.
2020 yılında çekirdek ailelerin oranın en yüksek olduğu il yüzde 72,6 ile Osmaniye. Onu yüzde 72 ile Gaziantep, yüzde 71,9 ile Adıyaman ve Kayseri takip etti. Çekirdek ailelerin en düşük olduğu iller sırasıyla yüzde 53,7’yle Tunceli, yüzde 54,8 ile Gümüşhane ve yüzde 55,6 ile Artvin oldu.
Geniş aileden oluşan hanehalklarının oranının en yüksek olduğu ilse yüzde 24,4 ile Hakkari. Onu yüzde 24,2 ile Şırnak ve yüzde 21,5 ile Batman izledi. Bu oranının en düşük olduğu iller sırasıyla yüzde 9 ile Eskişehir, yüzde 9,6 ile Çanakkale ve yüzde 10,1 ile Niğde ve Balıkesir oldu.
Tek kişilik hanelerin oranı yüzde 17,9
Ailelerin oluşturduğu hanehalklarının oranı azalırken, yalnız yaşayan fertlerden oluşan tek kişilik hanelerin oranı giderek yükseliyor.
TÜİK çalışması, 2014 yılında yüzde 13,9 olan yalnız yaşayan fertlerden oluşan tek kişilik hanehalklarının oranının 2020 yılında yüzde 17,9’a yükseldiğini gösterdi. Ayrıca aralarında eş, anne-çocuk veya baba-çocuk ilişkisi olmayan fertleri içeren yani çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hanehalklarının oranı da arttı. Bu hanehalklarının oranı 2014 yılında yüzde 2,1 iken 2020 yılında yüzde 2,8’e yükseldi.
Tek kişilik hanehalklarının oranının en yüksek olduğu il yüzde 28,7’yle Gümüşhane oldu. Gümüşhane’yi yüzde 27,9’yle Tunceli ve yüzde 26,7’yle Giresun izledi.
Diğer yandan tek kişilik hanehalklarının oranının en düşük olduğu il ise yüzde 10,2 ile Diyarbakır. Onu yüzde 10,4 ile Van ve yüzde 10,5 ile Batman izledi.
AK Parti’nin aile politikası
TÜİK verileri ailelerin yaşadığı hanehalklarının giderek gerilediğini gösterse de aslında Türkiye’de AK Parti iktidarının politikaları aileyi odağına alıyor, ailelere birçok destek sağlanıyor.
Evlenmek amacıyla birikim yapmak isteyen gençlere, en geç 27 yaşına kadar ilk evlilik yapmak koşuluyla devletin bankalar yoluyla “çeyiz hesabı” adı altında maddi destek vermesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ülke nüfusunun genç kalması gerekçesiyle ailelerin çok sayıda çocuk yapmasını tavsiye etmesi, geniş ailenin de teşvik edilmesi amacıyla aile üyelerine yaşlı ebeveynlerin bakımı için ücret ödenmesi, hükümetin aile politikasının kapsadıklarından birkaçı.
Bu yolla AK Parti’nin muhafazakar bir aile yapısını şekillendirmeye çalıştığını söyleyen DISSENSUS Araştırma Merkezi kurucu ortağı sosyolog Dr. Feyza Akınerdem, “Aynı zamanda ailenin çeşitli bireylerinin farklı seviyelerde iş gücüne katılması söz konusuyken, devletin sosyal politika üretmesi gereken konularda da ailenin daha çok işin içine sokulduğunu gördük. Çocuk, yaşlı, hasta bakımı gibi devletin sosyal hizmet üretmesi gereken alanlarda daha çok aileyi işe koşması gibi politikaları oldu. Hatta bu kapsamda hayata geçirilmese bile aile bireylerinden birinin çocuğa bakması durumunda çocuk bakım parası gibi pilot uygulamalar yapıldı. Yani AK Parti’nin aile yapısını güçlendirerek aslında devletin hem sosyal hizmet yükünü azaltacak hem de mümkün olduğunca çok sayıda aile bireyini iş gücüne katacak bir politika izlediğini düşünüyorum” dedi.

“Tek kişilik hanelerin artışı bir tercihin sonucu”
Devletin verdiği desteklerin kadın emeği üzerinden sağlandığını söyleyen Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Dr. Fatma Umut Beşpınar Akgüner ise Türkiye’deki iktidarın ideal aile kurgusunu şöyle açıkladı: “Bu dönemin ideal ailesi, öncelikle heteroseksüel evli, çocuklu, bakım emeğini kadının verdiği bir aile. Bu ailede kadının temel görevi bakım. Toplumsal cinsiyet rollerinin geleneksel olarak biçimlendiği bir aile. Bu tür aileleri destekleyici sosyal hizmet ve destekler sunuluyor hükümet tarafından.”
Peki hükümetin ailelere sağladığı birçok desteğe karşın neden ailelerin yaşadığı hanehalklarının oranı devamlı gerileme eğiliminde?
Geçmişten farklı olarak tek kişilik hanelerin tercih sonucunda arttığını söyleyen Beşpınar, “Geçmişte tek kişilik haneler genelde dulların çoğunlukta olduğu hane formlarıydı. Bugünse kişilerin kendi seçimlerine bağlı olarak kurulan tek kişilik hanelerin arttığını görüyoruz. Bence bu altını çizmemiz gereken bir nokta. Sadece erkeklerin barındığı tek kişilik hanelerin payı da giderek artıyor. 2006’da bu oran yüzde 31 iken 2018’de yüzde 43’e artmış durumda. Yine 65 yaş altı hanelerin oranının da arttığını görüyoruz. Yani geçmişte Türkiye’de 65 yaş üstünün genellikle eş kaybından dolayı tek kişilik haneleri oluşturduğunu görürken bu tablonun değişmekte olduğunu gözlüyoruz. Artık giderek bireylerin kendi tercihleriyle kurduğu bir aile tipine dönüşmüş durumda” dedi.
Devlet politikalarının ailenin değişiminde tek belirleyici unsur olamayacağını kaydeden Beşpınar, “Ekonomik, sosyal ve kültürel dönüşüm çok daha belirleyici olabiliyor. Ayrıca uygulanan politikaların başta öngörülemeyen ve beklenmeyen sonuçları da olabiliyor. Aileler pasif değiller. Aileler toplumdaki sosyal, ekonomik ve kültürel dönüşümlere paralel olarak kendi stratejilerini geliştiriyorlar” dedi.
“Neoliberal toplum düzeni yalnızlaşma getiriyor”
Tek kişilik hanelerin artmasının nedenini, AK Parti’nin de parçası olduğu neoliberal toplumsal hayatın ‘yalnızlaşmayı’ getirmesine bağlayan Akınerdem ise, “Çünkü çok daha esnek olmak zorundasınız. Bir yerde yerleşik olarak, güvenceli olarak işe sahip olamıyorsunuz. Göç etmek zorundasınız. Kolay taşınabilmek zorundasınız. Daha az maaşa, daha çok işler yapmak zorundasınız. Yarı zamanlı, esnek, güvencesiz, proje bazlı. Avantajlı pozisyonda olabilecek, yaratıcı işlerde çalışan beyaz yakalılar dahi önlerini çok göremedikleri işlerde çalışıyorlar. İyi para kazansalar da düzenli bir hayat kurmakta zorlanıyorlar. O nedenle aileler çok daha dağınık halde yaşamak zorunda kalıyor. Bireyler tek başına yaşamak zorunda kalıyorlar. Bu esnek yaşamanın getirdiği, değerlerde ve kültürel alışkanlıklarda da değişim oluyor. O yüzden orta sınıf alışkanlıklarının da tabii ki daha az evlenmeye, daha az çocuk sahibi olmaya yönelttiğini söyleyebiliriz” diye konuştu.
Aslında TÜİK verileri de ailelerin oluşturduğu hanehalklarının yaşadığı ekonomik zorlukları ortaya koyuyor. Buna göre geniş ailelerin yüzde 27,7’si, çekirdek ailelerin yüzde 20,3’ü yoksulluk sınırının altında yaşıyor.
Tek kişilik hanehalklarında bu oran yüzde 12,3 iken çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hanehalklarının yüzde 14,1’i yoksulluk sınırının altında.

“Aile hem sorun yumağı hem çözüm noktası görülüyor”
Devlet sosyal desteklerin temelinde aileyi konumlandırdığı için yoksul kesimlerin aile içinde kalmayı tercih ettiğini söyleyen Akınerdem, “Aile kurmak sizi belirli konularda avantajlı kılıyor. Çünkü Türkiye’nin bütün bir sosyal politikası evli olmak üzerine. Bireylerin eninde sonunda evlenmesi gerektiği üzerine kurulu. Yalnız olduğunuz zaman onun parçası olamıyorsunuz. Ancak daha üst orta sınıf, daha beyaz yakalı olduğunuzda, kendinizi tek başına geçindirebilecek kadar para kazandığınız zaman tek başına hanelerde kalabiliyorsunuz. Fakat bu hanelerde de mevcut toplumsal yapılara olan güveniniz azalıyor. Bir tarafta yoksulları daha aileye bağımlı hale getirirken, orta sınıfları da daha güvensiz ve gelecekten daha ümitsiz hale getiriyor. Böyle bir ikili bir tansiyondan bahsedebiliriz toplumsal olarak” ifadelerini kullandı.
Bir yandan aile yaşamında yoksulluğun daha fazla görülmesi, diğer yandan aile kuramadığı için tek başına yaşayanların oranının artması, Türkiye’de giderek ailenin çözülmesi anlamına mı geliyor?
Buna ‘hayır’ yanıtı veren Akınerdem, gelinen noktada toplum tarafından ailenin hem sorunlar yumağı hem de çözüm noktası olarak görüldüğü düşüncesinde. TÜİK verilerine göre, 2020 yılında bireylerin mutluluk kaynağının yüzde 69,7’yle en fazla aileleri çıktığına dikkat çeken Akınerdem, “Çünkü aile aynı zamanda insanların tahayyüllerinin bir şekilde limiti, sınırı Türkiye’de. Ailenin ötesinde bir tatmin, ailenin ötesinde bir hayal ve ideal çok fazla yok. Çok yaygın bir şekilde yok. Ailenin bir sorunlar yumağı olmasından kaynaklı şekilde geleceğini bir aile içinde hayal etmeyen insanların da geleceğini neyin içinde hayal edeceğine dair belirsizliği var. Halen birçoğumuz aileye bağlı olarak yaşıyoruz. İlişkilerimizi aile içinde kuruyoruz ve yaşıyoruz. Biz ailenin değil aile içerisindeki sorunların çözülmesini isteyen bir toplumuz” dedi.
Akınerdem, kadına yönelik şiddet konusunda yaptıkları bir araştırmanın sonucundan hareketle, kadınların yaşadıkları sorunlar içerisinde dahi yapısal olarak aileyi değil ailenin içinde yaşadıkları sorunları çözmeyi istediklerini aktardı.
Akınerdem, “Her zaman yalnızlıklarını, güvencesizliklerini, güvensizliklerini, ümitsizliklerini gidermek için tekrar aileye dönüyorlar ve orada duygusal olarak da sosyal olarak da tatmin arıyorlar. Aile Türkiye’de insanların hayal gücünün erişebildiği hala en güçlü ideal diyebiliriz” ifadelerini kullandı.
“Tek başına yaşarken de aileye bağımlılık sürebiliyor”
Tek başına yaşamanın da her zaman yalnızlık anlamını taşımadığını söyleyen ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nden Beşpınar ise “Bu tek kişilik hanelerde ailelerle ve arkadaşlarla, yakın çevreyle ilişkiler sürdürülüyor. Kendilerini yalnız hissetmiyorlar tek kişilik hanelerde yaşayan kişiler. Tek kişilik hanede de yaşasanız çekirdek ailede de yaşasanız aileyle ilişkilerinizi farklı şekillerde sürdürüyorsunuz. Arıyorsunuz, görüşüyorsunuz, gerekli durumlarda karşılıklı dayanışma örüntüleri yaratıyorsunuz. O yüzden Türkiye’de hala biz bu anlamda karşılıklı duygusal bağımlılığın olduğu, duygusal ilişkilerin sürdüğü bir yapıdan söz edebiliriz” diye konuştu.
Yaşanan maddi zorlukların geleneksel olmayan tarzda aile yapılarını da ortaya çıkardığına dikkat çeken Beşpınar, “Geçici geniş ailelerin arttığını görüyoruz. Geniş aileye ilişkin bir değişim söz konusu. Türkiye’de geleneksel geniş aile dediğimiz kadın ve erkeğin, özellikle erkeğin soyundan büyük ebeveynlerin yer aldığı bir yapıdır. Özellikle Corona gibi kriz dönemlerinde bu geçici geniş aileler daha da önem kazanıyor. Kriz dönemlerinde ailelerin farklı bireylerinin bir araya gelip tüketimi azaltma yoluna gittiğini görüyoruz. Kira ve faturaların yükünden kurtulmak için ya da aileden birinin kaybında ya da boşanma gibi bir olayda ailenin bir süre için birlikte yaşamak gibi bir strateji geliştirdiğini görüyoruz ve Türkiye’de bu kategorinin geniş aile içinde gittikçe arttığını görüyoruz” sözleriyle durumu değerlendirdi.
Akraba evlilikleri azaldı
TÜİK çalışmasında Türkiye’deki ailelere ilişkin başka veriler de yer aldı. Akraba evliliğinin giderek azaldığı görülürken, 2010 yılında gerçekleşen resmi evlenmelerin yüzde 5,9’unun akraba evliliği olduğu ve bu oranın sonraki yıllarda sürekli düşüş göstererek 2015 yılında yüzde 4,8, 2020 yılında ise yüzde 3,8 olduğu açıklandı.
Akraba evliliğinin geçen yıl en çok gerçekleştiği il Şanlıurfa olurken (yüzde 15,1), onu Mardin (yüzde 13,7) ve Muş (yüzde 12,6) izledi. Akraba evliliği oranının en düşük olduğu ilin ise yüzde 0,5 ile Kütahya olduğu, bu ili yüzde 0,6 ile Çanakkale ve Edirne illerinin izlediği görüldü.
2020 yılında Türkiye’de anne ve babasını kaybeden çocukların sayısı da paylaşıldı. Toplam 22 milyon 750 bin 657 çocuk arasında babası vefat etmiş çocuk sayısının 269 bin 202, annesi vefat etmiş çocuk sayısının 80 bin 798, hem annesi hem babası vefat etmiş çocuk sayısının ise 4 bin 518 olduğu görüldü.
En çok harcama konut ve kiraya yapıldı
TÜİK’e göre 2020 yılında hanehalklarının bilişim teknolojilerini kullanımı da arttı. Taşınabilir bilgisayar bulunan hanelerin oranı ise yüzde 45,1 oldu. İnternete erişim imkanına sahip olan hanelerin oranı yüzde 90,7, cep telefonu ya da akıllı telefon bulunma oranı yüzde 99,4, internete bağlanabilen televizyon bulunma oranı ise yüzde 33,8 olarak açıklandı.
Hanehalkları, bütçelerinden en fazla payı konut ve kira harcamasına ayırdı. Hanehalkı bütçe araştırmasının 2019 yılı sonuçlarına yer verilerek, tüketim amaçlı yapılan harcamalar içindeki paylar sırasıyla yüzde 24,1 ile konut ve kira harcamaları, yüzde 20,8 ile gıda ve alkolsüz içecek harcamaları, yüzde 16,5 ile ulaştırma harcamaları olarak paylaşıldı.
Toplam tüketim harcamalarında en düşük payı alan harcama grupları ise yüzde 2,2 ile sağlık, yüzde 2,5 ile eğitim hizmetleri ve yüzde 3,1 ile eğlence ve kültür oldu.
Kendilerine ait bir konutta yaşayanların oranı ise yüzde 58,8 olarak açıklandı.
Gelir ve yaşam koşulları araştırması sonuçlarına göre, 2019 yılında konutun mülkiyet durumları incelendiğinde, fertlerin yüzde 25,6’sının da kiracı olduğu görüldü.
VOA
İlginizi Çekebilir
GÜNCEL
Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor
Yayınlanma:
1 hafta önce|
27/05/2026Yazan:
BankaVitrini
Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.
Madde madde anlatalım:
ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?
1. GPS yerine BeiDou
Bu büyük ölçüde doğru.
BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:
- Çin ordusu
- lojistik şirketleri
- akıllı telefon üreticileri
- Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.
Ama:
- Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
- Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
- GPS
- GLONASS
- Galileo
- BeiDou birlikte çalışıyor.
Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.
2. Boeing yerine COMAC C919
Burada da gerçek eğilim var.
COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.
Ama kritik detay:
- Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
- Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
- Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.
Dolayısıyla:
- Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
- Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.
3. Amerikan çiplerini terk etti
Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.
Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.
Ancak:
- Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
- ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
- Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.
Fakat ABD yaptırımları Çin’i:
- “ithal et” modelinden
- “yerli üret” modeline zorladı.
Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.
4. Windows yerine UOS
UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.
Ama:
- Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
- Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.
Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.
5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları
Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.
United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.
Ama:
- Siemens
- GE Healthcare
- Philips
hâlâ üst segmentte çok güçlü.
Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.
6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi
Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.
BYD bugün:
- batarya
- EV üretimi
- tedarik zinciri
- nadir toprak elementleri
alanlarında dev güç.
Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:
- faizler
- rekabet
- marj düşüşü
- satış yavaşlaması da etkili.
Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.
7. Oracle yerine OceanBase
Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.
Bu alan kritik çünkü:
- veri egemenliği
- yaptırım riski
- SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.
8. CAD ve endüstriyel yazılım
Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.
Ancak:
- Siemens NX
- CATIA
- SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.
Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”
Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.
9. Dolar yerine RMB
Bu en kritik maddelerden biri.
Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.
Özellikle:
- Rusya
- İran
- Körfez
- BRICS hattı
dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.
Ama gerçek tablo:
- Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
- SWIFT sistemi hâlâ dominant.
- ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.
Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.
10. GMO tohumları terk etti
Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.
Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.
Ama:
- Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
- Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.
Tam bağımsızlık henüz yok.
11. Amerikan sosyal medyasını terk etti
Bu ifade yanıltıcı.
Çin zaten:
- X
- YouTube
gibi platformları uzun süredir engelliyor.
Onun yerine:
- Douyin
- Xiaohongshu
gibi kendi ekosistemini kurdu.
Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.
12. Batı askeri teknolojisini terk etti
Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.
Özellikle:
- hipersonik füze
- drone
- deniz gücü
- elektronik harp alanlarında.
Ancak ABD:
- uçak motorları
- denizaltılar
- küresel üs ağı
- savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.
ASIL MESELE NE?
Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.
Hedef:
- teknoloji sahibi olmak
- finansal altyapıyı kontrol etmek
- enerji zincirini yönetmek
- dolar bağımlılığını azaltmak
- yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.
Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.
BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?
Bu kadar hızlı değil.
Ama dünya:
- tek kutuplu Amerikan sisteminden
- çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.
Yeni mücadele:
- çip
- veri
- ödeme sistemi
- yapay zekâ
- enerji
- tedarik zinciri
- rezerv para üzerinden yaşanıyor.
Yani artık savaş sadece tankla değil:
- işletim sistemiyle,
- veri merkeziyle,
- batarya teknolojisiyle,
- ödeme altyapısıyla yapılıyor.
TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU
Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?
- ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
- Çin merkezli alternatif blok mu?
- Yoksa ikisi arasında denge mi?
Önümüzdeki 10 yılda:
- bankacılık,
- ödeme sistemleri,
- enerji,
- savunma,
- otomotiv,
- çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.
Gülbeyaz Gergün
ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru
Yayınlanma:
1 hafta önce|
27/05/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.
Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?
2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;
- Birleşik Arap Emirliği
- Bahreyn
- Fas
- Sudan
İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.
ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.
Asıl hedefler:
- İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
- İran’a karşı ortak blok oluşturmak
- Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
- Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
- Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
- Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
- Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.
Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?
1. Diplomatik Normalleşme
- Büyükelçilik açılması
- Resmi ilişkiler
- Vize ve uçuş anlaşmaları
- Turizm ve ticaret
2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği
Asıl kritik bölüm burasıdır.
- Ortak hava savunma sistemi
- İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
- İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
- Siber güvenlik paylaşımı
- İstihbarat koordinasyonu
Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.
3. Enerji ve Ticaret Koridorları
Projelerin temelinde şu düşünce var:
Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi
Bu nedenle:
- Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
- liman projeleri,
- demiryolu hatları,
- enerji boru hatları,
- veri merkezleri,
- finans merkezleri
bu planın parçası olarak görülüyor.
İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.
4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi
En tartışmalı boyut budur.
Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”
Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”
Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.
ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?
2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:
- ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
- İran tamamen çökmedi
- Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
- Çin ekonomik olarak çok güçlendi
- Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor
Bu nedenle ABD:
- İsrail’i merkeze koyan,
- Arap sermayesini entegre eden,
- İran’ı çevreleyen,
- Çin’i sınırlayan
yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.
Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?
1. İsrail
En büyük stratejik kazanan.
Kazanımları:
- Bölgesel meşruiyet
- Yeni pazarlar
- Körfez sermayesi
- Güvenlik işbirliği
- İran’a karşı geniş cephe
- Enerji ve lojistik merkez olma şansı
İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.
2. Birleşik Arap Emirliği
Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.
Özellikle:
- teknoloji,
- yapay zekâ,
- savunma sanayi,
- finans,
- siber güvenlik,
- turizm
alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.
Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.
3. Suudi Arabistan
Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.
Sudi Arabistan:
- ABD’den güvenlik garantisi,
- gelişmiş silah sistemleri,
- nükleer teknoloji,
- yatırım avantajları
karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.
Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.
4. Hindistan
Sessiz kazananlardan biri olabilir.
Çünkü:
- Körfez bağlantısı güçlenir
- Avrupa ticaret koridoru açılır
- Çin’e alternatif lojistik rota oluşur
Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar
1. İran
En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.
Çünkü:
- çevrelenme riski artıyor
- Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
- İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor
Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.
2. Filistin Yönetimi ve Hamas
En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.
Çünkü:
- Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
- Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
- ekonomik ve diplomatik baskı artıyor
Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.
3. Türkiye
Türkiye açısından tablo karmaşık.
Olası avantajlar:
- Bölgesel ticaret entegrasyonu
- Enerji projeleri
- Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
- ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı
Riskler:
- İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
- Doğu Akdeniz’de denge kaybı
- Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
- İran ile denge siyasetinin zorlaşması
Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.
Bu plan başarılı olur mu?
En büyük sorun:
- halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
- Gazze savaşlarının yarattığı öfke
- İran faktörü
- mezhep ve jeopolitik rekabetler
Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.
Bu nedenle anlaşmalar:
- ekonomik olarak ilerleyebilir,
- güvenlik alanında derinleşebilir,
- fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.
Özetle
Abraham / İbrahim Anlaşmaları:
- sadece “barış anlaşması” değil,
- Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.
Merkezinde:
- İsrail’in korunması,
- İran’ın dengelenmesi,
- Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
- enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.
Kazananlar:
- İsrail
- Körfez finans merkezleri
- ABD savunma-sanayi sistemi
- Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları
Risk yaşayanlar:
- İran
- Filistin hareketleri
- bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
- halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.
GÜNCEL
Medeni Kanundan Siyasete: “Mutlak Butlan” CHP’ye Nasıl Uygulandı?
CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: 3 Yıl Sonra Yönetim Nasıl Düştü? Türkiye Siyasetinde Bir İlk: Mahkeme Kararıyla Parti Yönetimi Değişti… Kurultay İptali Krizi: CHP’de Hukuk mu, Siyaset mi Kazandı? CHP Kararında Son Sözü Kim Söyleyecek? Yargıtay, AYM ve AİHM Süreci…
Yayınlanma:
1 hafta önce|
26/05/2026Yazan:
BankaVitrini
CHP’de yaşanan “mutlak butlan” krizi, Türkiye siyasi tarihinin en sıra dışı hukuk-siyaset krizlerinden biri haline geldi. Çünkü ilk kez büyük bir siyasi partinin kurultayı, Medeni Hukuk’taki “kesin hükümsüzlük” kavramı üzerinden tartışmaya açıldı.
“Mutlak Butlan” Ne Demek?
“Mutlak butlan”, bir hukuki işlemin daha doğduğu anda ağır hukuka aykırılık taşıdığı için baştan itibaren geçersiz sayılması anlamına gelir. Yani hukuk açısından “hiç doğmamış” kabul edilir. Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Hukuku’nda sık kullanılan bu kavram; irade fesadı, emredici hukuk kurallarına aykırılık, kamu düzeninin ihlali gibi durumlarda uygulanır.
Normalde bu kavram daha çok:
- evlilik işlemleri,
- şirket genel kurulları,
- dernek-vakıf kararları,
- ticari işlemler
için kullanılırdı.
CHP davasıyla birlikte ilk kez bu kadar güçlü biçimde bir siyasi parti kurultayına uygulanması tartışması ortaya çıktı. Çünkü siyasi partiler özel hukuk tüzel kişisi sayılsa da aynı zamanda anayasal kurum niteliği taşıyor. Bu nedenle “Medeni Kanun mantığı siyasi partilere uygulanabilir mi?” sorusu hukukun merkezine oturdu.
Süreç Nasıl Başladı? Kronolojik Özet
1. 4-5 Kasım 2023 Kurultayı
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı yapıldı.
Kurultayda:
- Özgür Özel genel başkan seçildi.
- Kemal Kılıçdaroğlu seçimleri kaybetti.
Ancak kurultayın hemen ardından:
- bazı delegelerin yönlendirildiği,
- oy karşılığı menfaat sağlandığı,
- para dağıtıldığı,
- siyasi vaatlerde bulunulduğu
iddiaları ortaya atıldı.
2. İl Kongreleri de Tartışmaya Açıldı
Dava sadece genel kurultayla sınırlı kalmadı.
Özellikle:
- İstanbul İl Kongresi,
- bazı delegasyon seçimleri,
- liste süreçleri
mahkemeye taşındı.
Davacılar şunu savundu: “Delege iradesi sakatlanmıştır.”
Yani delegelerin özgür iradesiyle oy kullanmadığı iddia edildi.
3. Asliye Hukuk Süreci
İlk derece mahkemesinde dava görüldü.
İlk aşamada:
- bazı talepler reddedildi,
- bazıları usul yönünden değerlendirildi.
Ancak dosya daha sonra istinafa taşındı.
4. 2025-2026 Döneminde “Mutlak Butlan” Tartışması Büyüdü
2025 boyunca:
- hukukçular,
- siyasetçiler,
- eski yargı mensupları
şu soruyu tartıştı: “Bir siyasi partinin kurultayı mutlak butlanla iptal edilebilir mi?”
Bir görüş: “Siyasi Partiler Kanunu buna izin vermez” dedi.
Diğer görüş: “Siyasi partiler de hukuk tüzel kişisidir; ağır usulsüzlük varsa butlan uygulanabilir” görüşünü savundu.
Mahkeme Neye Karar Verdi?
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 2026 Mayıs ayında kritik karar verdi.
Kararda:
- 38. Olağan Kurultay’ın mutlak butlanla sakat olduğu,
- yani baştan itibaren geçersiz sayıldığı,
- sonrasında yapılan olağan ve olağanüstü kurultayların da iptal edildiği belirtildi.
Mahkeme ayrıca:
- mevcut yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına,
- kurultay öncesi yönetimin göreve dönmesine hükmetti.
Peki “3 Yıl Sonra Nasıl Görevden Alındılar?”
Asıl kritik nokta bu.
Çünkü mahkeme: “Kurultay en başından itibaren yok hükmündedir” yorumu yaptı.
Bu nedenle hukuk tekniğinde şöyle bir sonuç doğdu:
Eğer işlem “mutlak butlan” ise:
- süre işlemez,
- işlem sonradan meşrulaşmaz,
- aradan zaman geçmesi geçersizliği ortadan kaldırmaz.
Yani mahkeme: “Bu yönetim aslında hukuken hiç doğmamıştı” mantığıyla hareket etti.
İtirazlar Neden Yapılıyor?
Karara yönelik çok ciddi hukuki itirazlar var.
1. “Siyasi Partiler Kanunu’nda Butlan Yok” İtirazı
Muhalif hukukçular diyor ki:
- Siyasi partiler özel statülüdür.
- Parti kurultayları Medeni Kanun’daki şirket genel kurulu gibi değerlendirilemez.
- Siyasi Partiler Kanunu’nda “mutlak butlan” açıkça düzenlenmemiştir.
Bu yüzden kararın “kanuni dayanağının zayıf olduğu” savunuluyor.
2. “İstinaf Mahkemesi Bu Kararı Veremezdi” İtirazı
En büyük tartışmalardan biri de bu.
Eleştirilere göre:
- istinaf mahkemesi,
- ilk derece mahkemesi gibi davranarak,
- yönetim değişikliği doğuran tedbir kararı verdi.
Bazı hukukçular bunun:
- usule aykırı,
- yetki aşımı,
- içtihat çelişkisi olduğunu söylüyor.
3. “Demokrasiye Yargı Müdahalesi” Eleştirisi
Karşı çıkanlar ayrıca:
- milyonlarca seçmenin iradesinin,
- mahkeme yoluyla şekillendirildiğini,
- bunun siyasal alanı daralttığını savunuyor.
Kararı Savunanlar Ne Diyor?
Kararı savunan hukuk çevreleri ise:
- delegelerin iradesinin fesada uğratıldığını,
- seçim sürecinin demokratik olmadığını,
- kamu düzeninin ihlal edildiğini iddia ediyor.
Onlara göre: “Demokrasi sadece sandık değildir; temiz seçim süreci gerekir.”
Mahkeme de kararında:
- emredici hukuk kurallarına aykırılık,
- delege iradesinin sakatlanması,
- usulsüzlük iddiaları üzerinde durdu.
Son Kararı Kim Verecek?
Şu an hukuki süreç tam anlamıyla bitmiş değil.
Muhtemel aşamalar:
- Bölge Adliye Mahkemesi süreci
- Yargıtay incelemesi
- Gerekirse Anayasa Mahkemesi başvurusu
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi süreci
özellikle:
- siyasi örgütlenme hakkı,
- seçme-seçilme hakkı,
- parti içi demokrasi başlıklarında yeni tartışmalar doğurabilir.
Nihai anlamda iç hukukta son sözü büyük ölçüde Yargıtay söyleyecek gibi görünüyor.
Ancak konu anayasal hak boyutuna taşınırsa: Anayasa Mahkemesi ve ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürece dahil olabilir.
Bu Karar Neden Tarihi?
Çünkü Türkiye’de ilk kez:
- bir ana muhalefet partisinin kurultayı,
- “mutlak butlan” kavramıyla,
- geriye etkili biçimde yok sayıldı.
Bu nedenle karar:
- sadece CHP meselesi değil,
- Türkiye’de siyasi partilerin hukuk statüsü,
- yargının siyasal alana müdahalesi,
- parti içi demokrasi,
- seçim meşruiyeti açısından da emsal niteliği taşıyan tarihi bir kırılma olarak değerlendiriliyor.
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.022)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.576)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (559)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.973)
- GÜNCEL (4.403)
- GÜNDEM (3.549)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.669)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (575)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.415)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (55)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (9)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (795)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (106)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (51)
- Onur ÇELİK (49)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (90)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (18)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Resmi Gazete'de bugün (04.06.2026) 03/06/2026
- İran: Müzakerelerde somut bir ilerleme sağlanamadı 03/06/2026
- Fed'in Bej Kitap raporunda yüksek enflasyon vurgusu 03/06/2026
- Morgan Stanley ve UniCredit'ten ‘Warsh’ uyarısı 03/06/2026
- Bessent: Enflasyondaki yükseliş kısa vadeli olacak 03/06/2026
- Otokar, Automecanica'nın yüzde 96,77'sini devraldı 03/06/2026
- Trump Ankara'daki NATO zirvesine katılacak 03/06/2026
- ABD fabrika siparişlerinde 11 ayın en büyük artışı 03/06/2026
- ABD'de hizmet faaliyetleri toparlandı 03/06/2026
- ABD-İran geçici anlaşma görüşmelerindeki temel anlaşmazlık konuları 03/06/2026
SON YAZILAR
- SASA yatırımcısı neden öfkeli? PDT dönüşümü ve İbrahim M. Turhan tartışması 03/06/2026
- Kuveyt Türk’ten kişiselleştirilmiş finansman dönemi 03/06/2026
- Akbank’tan 500 milyon dolarlık sermaye benzeri tahvil ihracı 03/06/2026
- Bankalar çiftçiyi nasıl finanse ediyor? 02/06/2026
- Barış masası sallanıyor, piyasalar hâlâ diplomasiye şans tanıyor 02/06/2026
- Geleceğin Bankalarını Don Kişotlar mı Kuracak? 01/06/2026
- Matematiğin Prensi Gauss: Bankacılıktan Yapay Zekâya Uzanan Miras 31/05/2026
- Sanayide eleman krizi vasıfsız işçiye de sıçradı 30/05/2026
- Haziran–Ağustos’ta 2 trilyon TL borç servisi: Hazine büyük sınava giriyor 30/05/2026
- TURİZMDE ALARM ZİLLERİ: 1.500 OTEL SATIŞTA 29/05/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
