EKONOMİ
Türkiye’deki aktif 258 OSB arasında UŞAK OSB 12. sırada yer aldı
Tekstil, seramik ve gıdanın lokomotif sektörler olarak öne çıktığı Uşak Organize Sanayi Bölgesi (OSB), Türkiye’de aktif 258 OSB arasında firma sayısı bakımından 12’nci sırada, çalışan sayısı bakımından 33’üncü sırada yer alıyor.
Yayınlanma:
4 yıl önce|
Yazan:
BankaVitrini
Ege İhracatçı Birlikleri’nin (EİB) DÜNYA gazetesi işbirliğinde düzenlediği Ege İhracat Buluşmaları’nın dördüncü toplantısı Uşak Organize Sanayi Bölgesi ev sahipliğinde gerçekleşti. Çevre, geri dönüşüm ve sürdürülebilirlik politikalarında Türkiye’nin öncü illerden biri olan Uşak, 2021 yılında ihracatını yüzde 54’lük artışla 240 milyon dolardan 368 milyon dolara taşıdı. Toplantıda, Uşak’ın iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak, karbon salınımını düşürmek için döngüsel ekonomiye yaptığı yatırımlarla öne çıktığı belirtilirken, ilin Türkiye’nin tekstil geri dönüşüm sektörünün yüzde 72’sini tek başına gerçekleştirdiği vurgulandı. Toplantıda Uşak’ın geri dönüşümün başkenti olduğu vurgulanırken, tüm Türkiye’ye örnek olabileceği kaydedildi.
AĞAOĞLU: UŞAK OSB TÜRKİYE’DE AKTİF 258 OSB ARASINDA 12’NCİ SIRADA
Uşak’ta tekstil, seramik ve gıda sektörlerinin lokomotif sektörler olarak öne çıktığını ifade eden Uşak Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Halil Ağaoğlu, “644 hektar alan üzerinde kurulu olan bölgemiz faaliyetteki 303 firmasıyla 15 bin kişiye istihdam sağlıyor. Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu (OSBÜK) verilerine göre, Uşak Organize Sanayi Bölgesi Türkiye’de aktif 258 OSB arasında firma sayısı bakımından 12. sırada, çalışan sayısı bakımından 33. sırada yer alıyor. Bölgemize gelen yoğun yatırım taleplerini karşılamak amacıyla çalışmalarına hız verdiğimiz 614 hektar büyüklüğe sahip 3. Genişleme Alanımızı ilimize ve ülkemize kazandırdık” açıklamalarında bulundu.
Katma değeri yüksek, sürdürülebilir, ileri teknoloji ürünlerin Uşak OSB’den çıktığını vurgulayan Ağaoğlu, “Türkiye’den ve bölgeden katma değeri yüksek, ileri teknoloji içeren ürünler çıkmasına zemin hazırlayacak Uşak OSB Teknopark binası projesini hayata geçirdik. Bu projemizle Üniversite–Sanayi işbirliğini arttırdık. ARGE kuruluşlarına birçok avantajı sağlayan teknopark binamızda 11 atölye ve 28 ofis bulunmaktadır. Sanayide yeşil dönüşümü desteklemek ve ekonomik avantaj elde etmek için YEŞİL OSB olma yolunda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bunun için 14 bin metre karelik alana kurduğumuz çevre dostu Solar Çamur Kurutma Tesisi sayesinde, Atıksu Arıtma Tesisimizden çıkan aylık 800 ton çamurun 350 tonunu güneş enerjisi ile kurutuyoruz. Aynı kapasiteye sahip ikinci Kurutma Tesisimiz için çalışmalarımıza başladık” ifadelerini kullandı.
Türk tekstil geri dönüşüm sektörünün yüzde 72’sini Uşak’ın tek başına karşıladığının altını çizen Ağaoğlu, “Ülke ekonomisine ciddi katkı sağlayan bölgemizde imalatlar sonucunda oluşan tekstil teleflerini yok etmek ve Atıksu Arıtma Tesisinden çıkan çamurları enerjiye dönüştürmek amacıyla 4 bin 500 metre kare alan üzerine katı atık yakma tesisini kurduk. Bu atıklar Yakma tesisimizde, çevre mevzuatına uygun olarak yakılarak çıkan buhar enerjiye dönüştürülüyor. Tesisimizde aylık 600 bin Kilowatt saat enerji elde edilecek. Geri Dönüşüm sektörünün kalbi Uşak’ta atmaktadır. Ayrıca Uşak’ta Tekstil, deri, plastik, alüminyum ve kauçuk geri kazanımı yapılmaktadır. Bu sayede günlük 2.716 ton, yıllık ise 978 bin ton hammadde geri dönüştürülerek çevre kirliliği yaratacak atıklar ekonomiye kazandırılıyor” diye konuştu.
TİMURHAN: UŞAK İHRACATINA TOPLAM 32 MİLYON DOLAR DESTEK SAĞLANDI
İhracata sağladıkları desteğin 2021 yılında toplamda 46,1 milyar dolara ulaştığını belirten Türk Eximbank Ege Bölge Müdürü Gülom Timurhan, “2022 yılı ilk 5 ayda 9 milyar dolar nakdi kredi 11 milyar dolar alacak sigortası olmak üzere ihracata yaklaşık 20 milyar dolar destek sağlandı. Uşak, 2021 yılında önceki yıla göre yüzde 54’lük artışla 368 milyon dolar ihracat gerçekleştirerek Ege Bölgesi’nde en çok ihracat artışı gerçekleştiren ilimiz oldu. Bankamız 2021 yılında Uşak ihracatına 48 milyon dolar nakdi kredi, 55 milyon dolar alacak sigortası olmak üzere yaklaşık 103 milyon dolar destek sağladı. 2022 yılı Mayıs ayı sonu itibarıyla ise 9 milyon dolar kredi 23 milyon dolar alacak sigortası olmak üzere Uşak ihracatına toplam 32 milyon dolar destek sağlandı” ifadelerini kullandı.
KANDEMİR: UŞAK TEKSTİL GERİ DÖNÜŞÜMÜN YÜZDE 72’SİNİ KARŞILIYOR
Geri dönüşüm sektörünün Uşak’ta yoğun bir şekilde yer almasının AB Yeşil Mutabakat’a adaptasyonu kolaylaştırdığını belirten Uşak Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kandemir, “Ege Bölgesinde geri dönüşüm, tekstil, seramik, deri ve gıda başta olmak üzere birçok alanda faaliyet gösteren bir kentiz.
Son yıllarda üniversitenin büyümesi, yatırımların artması, genç ve dinamik nüfusuyla sürekli yükselen bir grafik çizmekteyiz. Uşak’ta; Yıllık yaklaşık 10 milyon 400 bin battaniye üretimi ile Türkiye battaniye sektörünün %80’ni, 708 bin ton tekstil geri dönüşümü ile tekstil geri dönüşümü sektörünün yüzde 72’sini, 72 bin ton küçük baş hayvan derisinin işlenmesi ile sektörün yüzde 60’ını, 55 milyon metrekare duvar ve yer seramiği üretimi ile sektörün %15’ini karşılıyoruz” açıklamalarında bulundu.
Dolaylı ihracat ile beraber Uşak ihracatının 800 milyon dolar civarında olduğunu belirten Kandemir, “İlimizden direk olarak 2021 senesinde 368 milyon dolarlık ihracat yaptık. Bu sene ilk 5 ayda, 161 milyon dolarla geçen seneden yüzde 25 daha fazla performans gösterdik. Bir aksilik olmazsa bu performansı sene sonuna kadar sürdürmek istiyoruz. Uşak; ihracatının büyük bölümünü, tekstil ve hammaddeleri, su ürünleri, halı, hazır giyim ve konfeksiyon, deri, seramik ve gıda gibi belli başlı sektörlerden yapıyor. Bu ürünlerin en az ihracat rakamımız kadarını da İstanbul gibi merkezlerden yapıyoruz. Ama ihracatlar ilimizin hanesine yazılmıyor tabi. Dolaylı ihracatı da kattığımızda Uşak ihracatının 750-800 milyon dolar civarında olduğunu görüyoruz” dedi.
Türk hazır giyim firmaların Rusya’da 800, Ukrayna’da ise 200 mağazası olduğunu, hazır giyim sektörünün bu ülkelerde kullandığı ipliklerin önemli bir kısmının Uşak’ta üretildiğini söyleyen Kandemir, “Rusya’ya ya hazır giyim sektöründen yaptığımız ülke ihracatı son 3 ayda %35’lik düşüş gösterdi. Buda ilimizin dolaylı ihracatını önemli düzeyde etkilemiş durumda. Tüm olumsuzluklara rağmen bu zorlukları da el birliği ile aşacağımıza inanıyoruz” şeklinde konuştu.
ESKİNAZİ: KALAN 80 KENTİMİZ UŞAK GİBİ OLMALI!
Son yıllarda döngüsel ekonomiye yaptığı yatırımlarla Uşak’ın diğer iller arasında öne çıktığını vurgulayan Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, Uşak Organize Sanayi Bölgesi’nin Geri dönüşüm ile ilgili önemli bir kümelenme örneği olduğunu söyledi. Eskinazi, “Ege İhracatçı Birlikleri olarak son 4 yıldır sürdürülebilirlik, sıfır atık, inovasyon, Ar-Ge, tasarım, dijitalleşme ve mesleki eğitim en çok önem verdiğimiz başlıklar. Türkiye’nin ilk sıfır atık belgesine sahip ihracatçı birliğiyiz. Dünya’nın en önemli sürdürülebilirlik inisiyatifi Global Compact’a üye olan ilk ihracatçı birliği olduk. EİB bünyesinde Sürdürülebilirlik ve Projeler Departmanını oluşturduk, Ticaret Bakanlığımızın desteği ile sürdürdüğümüz tüm Uluslararası Rekabetin Geliştirilmesi (URGE) Projelerimizi Sürdürülebilirlik temalı kurguluyoruz. Uşak Organize Sanayi Bölgesi’ndeki firmalarımız bir URGE Projesinde bir araya gelmek istedikleri takdirde kendilerine her türlü desteği vermeye hazırız” diye konuştu.
Uşak’ın ihracatına en çok katkı sağlayan sektörün 82 milyon dolarla tekstil olduğunun altını çizen Eskinazi, “Uşak’tan 78 milyon dolarlık halı ihraç edilirken, hayvansal mamuller sektörümüz 73 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi. İlk üç sektörümüzden sonra en çok ihracat yapan sektörlerimiz 48 milyon dolarlık ihracatla hazırgiyim, 25 milyon dolarla seramik, 23 milyon dolarla deri ve 22 milyon dolarla meyve sebze sektörlerimiz oldu. Uşak, 2022 yılının Ocak – Mayıs döneminde ihracatını yüzde 25’lik artışla 129 milyon dolardan, 162 milyon dolara taşıdı. Tekstil, Hayvansal Mamuller, Halı, Konfeksiyon, Deri, Seramik, Meyve Sebze ihracatı öne çıkan sektörler” dedi. İklim değişikliğinin etkilerini azaltmak, karbon salınımını düşürmek için döngüsel ekonomiye yoğunlaşılması gerektiğini ve Uşak’ın bu noktada örnek bir kent olduğuna işaret eden Eskinazi, “Birliğimiz üyelerinin yoğun olduğu Uşak ilindeki tekstil geri dönüşüm sektörü, döngüsel ekonomi bakımından yüksek bir potansiyele sahip. Uşak rejenere iplik üretimi yapan birçok üreticiye sahip ve yüzde 72 oranındaki katkısıyla Türkiye’nin tekstilde geri dönüşüm merkezidir. Tekstil atıklarının yanı sıra Türkiye’de pet atıklarının da yüzde 35’i Uşak’ta işleniyor. Türkiye, Paris İklim Anlaşmasına attığında 560 milyon ton olan seragazı salınımını 2053 yılına kadar sıfırlamayı taahhüt etti. Bu hedefe ulaşmak için seragazı salımımızı yüzde 80 düşürecek adımları atmalıyız. Bunun da yolu döngüsel ekonomiden geçiyor. Türkiye, sera gazı salımını düşürmek için Uşak dışındaki 80 kentinin de Uşak standartlarına gelmesi için çabalamak durumunda” değerlendirmelerinde bulundu.
ÖZTAN: ÇORAP İHRACATININ YARISI UŞAK İPLİĞİNDEN YAPILMA
TOBB Atık ve Geri Dönüşüm Sanayi Meclisi Başkan Vekili ve Öztan İplik Yönetim Kurulu Başkanı Arif Öztan, Uşak’ın ihracatıyla ilgili olarak 365 milyon doların küçük bir rakam olduğunu vurgulayarak, “Bunun önemli bir etkeni Rusya,Ukrayna ve Arap ülkelerine ihracat yapıyor olmamız. Bu ülkelerde yüksek vergiler var. Ayrıca biz ara malcıyız. Çorap ipliğinin yüzde 50’si geri dönüşümden elde edilir. 1,5 milyar dolarlık çorap ihracatının yarısı Uşak ipliğinden yapılma. Nihai maldan geriye gelirsek, Gaziantep’in halı ihracatı dünyada birinci. Buradan örnek verirsek, halının sırtındaki iplik geri dönüşümdür. Jütün maliyeti artınca bizim ipliğimiz alternatif oldu” diye konuştu. Öztan, tekstil ve hazırgiyim olarak sektör ikiye bölündüğü için ihracat rakamlarının gerçekte olduğundan daha az göründüğünü sözlerine ekledi.
SEZER: HAZIR GİYİMDE KULLANILAN İPLİĞİN YÜZDE 40’INI UŞAK DÖNÜŞTÜRÜYOR
Uşak Ticaret Borsası Başkanı Uşak Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Sezer, Uşak’ta şu an yıllık bazda geri dönüşümden elde edilen rakamın, ekili pamuk arazisinin yüzde 30-35’ine tekabül ettiğini, yapılan su tasarrufunun Ankara’nın bir yıllık su tüketimini karşıladığını söyledi. Sadece tekstilde değil hayvancılıkta da bir geri dönüşüm yaşandığını kaydeden Sezer, “Biz tavuk ayağını çöpe atıyorduk. Bir firmamız Çin’e ihraç etmeye başladı. Bu alanda Türkiye’de tek. Ayrıca dericilik sektörü de hayvancılığın geri dönüşümüdür. Uşak bunu da yapıyor” dedi. Uşak’ta ihracatını diğer iller üzerinden yapan firmalar olduğunu belirterek, “Uşak nihai ürün üreticisi bir il değil, hammadde üretiyoruz. Beyaz yakalıların Uşak’a gelmesi için ilin gelişmesi gerekiyor. Bugün hazır giyim sektörü için kullanılan ipliğin yaklaşık yüzde 40’ı Uşak ipliği. Türkiye’de, 1 milyon 600 bin ton pamuk tüketimi var. Ancak, 700 bin tonunu üretiyor, büyük bir ksımını ise ithal ediyoruz” dedi.
Duygu Göksu – Dünya
İlginizi Çekebilir
EKONOMİ
Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir?
Kriz Dönemlerinde Küçük Lükslerin Büyük Hikâyesi
Yayınlanma:
3 gün önce|
20/07/2026Yazan:
Gülbeyaz Gergün
Tüketici Psikolojisi, Davranışsal Finans ve Ekonomiye Etkileri
Ekonomik krizler, yüksek enflasyon, gelir kaybı ve belirsizlik dönemlerinde insanların harcama davranışları tamamen değişir. Ancak bu değişim her zaman “daha az harcamak” anlamına gelmez.
Tam tersine, insanlar büyük harcamaları ertelerken kendilerini mutlu edecek küçük lükslere yönelmeye başlar.
Ekonomi literatüründe bu davranış biçimi “Lipstick Effect” (Ruj Etkisi) olarak adlandırılır.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde; kozmetik, kişisel bakım, kahve zincirleri, premium çikolata, küçük elektronik ürünler, online eğlence ve uygun fiyatlı lüks ürünlerin kriz dönemlerinde satışlarının artmasının arkasında yatan temel psikolojik mekanizmalardan biri budur.
Peki gerçekten “Ruj Etkisi” var mıdır?
Yoksa sadece pazarlama dünyasının ürettiği bir efsane midir?
Ruj Etkisi Nedir?
“Ruj Etkisi”, ekonomik daralma dönemlerinde tüketicilerin;
- otomobil,
- konut,
- beyaz eşya,
- tatil,
- lüks saat,
- mücevher
gibi pahalı harcamalarını azaltırken,
kendilerini psikolojik olarak iyi hissettirecek nispeten ucuz lüks ürünlere yönelmesini ifade eder.
Buradaki temel mantık şudur: “Büyük mutluluğu satın alamıyorum; küçük mutluluklar satın alıyorum.”
Bu nedenle;
- ruj,
- parfüm,
- cilt bakım ürünleri,
- kaliteli kahve,
- küçük teknolojik aksesuarlar,
- markalı ayakkabı,
- premium çikolata
gibi ürünlerin satışları ekonomik durgunlukta beklenenden daha güçlü kalabilir.
Kavram Nasıl Ortaya Çıktı?
Bu kavram özellikle 2001 yılında dönemin Leonard Lauder tarafından gündeme getirildi.
Lauder, ABD ekonomisi durgunluğa girerken Estée Lauder’in ruj satışlarının arttığını gözlemledi.
Bunun üzerine şu yorumu yaptı: “Kadınlar büyük lükslerden vazgeçiyor ancak küçük lükslerden vazgeçmiyor.”
Bu gözlem daha sonra davranışsal ekonomi çalışmalarında sıkça incelenmeye başladı.
Davranışsal Ekonomi Bunu Nasıl Açıklıyor?
İnsan beyni kriz dönemlerinde üç temel ihtiyaca yönelir.
1. Kontrol Hissi
Ekonomik kriz bireyin hayatındaki kontrol algısını azaltır.
İnsanlar kontrol edemedikleri büyük sorunlar karşısında küçük kararlarla psikolojik denge kurmaya çalışırlar.
Örneğin;
- yeni bir ruj almak
- kaliteli kahve içmek
- saçını yaptırmak
kişiye “hala hayatımı yönetebiliyorum” hissi verir.
2. Kendini Ödüllendirme
Uzun süre ekonomik baskı altında yaşayan bireyler kendilerini ödüllendirmek ister.
Fakat bütçe sınırlıdır.
Bu nedenle; 50 bin TL’lik tatil yerine 500 TL’lik parfüm tercih edilir.
3. Moral Koruma
Psikologlara göre kriz dönemlerinde insanların ruh sağlığı da bozulmaktadır.
Küçük lüksler;
- umut,
- motivasyon,
- özgüven
üretmeye yardımcı olur.
Toplum Psikolojisi Nasıl Etkileniyor?
Ekonomik krizlerde toplumda genellikle şu süreç yaşanır:
Önce; “Harcamaları azaltmalıyım.” Ardından; “Hiç mutlu olamıyorum”
Sonra ise; “Kendime küçük bir şey alayım”
İşte Ruj Etkisi tam burada devreye girer.
Toplum; büyük harcamaları keserken, küçük mutlulukları korumaya çalışır.
Ruj Etkisinin Görüldüğü Ülkeler
ABD (2001)
Dot-com krizinde kozmetik satışları yükseldi.
Lüks otomobil satışları düştü.
ABD (2008 Finans Krizi)
Birçok araştırmada;
- uygun fiyatlı kozmetik,
- kahve zincirleri,
- hızlı moda ürünleri
güçlü satış gerçekleştirdi.
Güney Kore (1997 Asya Krizi)
Kişisel bakım ürünlerinde beklenmeyen artış görüldü.
Japonya
Uzun deflasyon döneminde premium ama küçük tüketim ürünleri büyümesini sürdürdü.
Brezilya
Resesyon dönemlerinde kozmetik sektörü birçok sektörden daha iyi performans gösterdi.
Türkiye’de Ruj Etkisi Görülüyor mu?
Aslında evet.
Türkiye’de son yıllarda;
- kozmetik,
- kişisel bakım,
- kahve zincirleri,
- premium kahve,
- online yemek,
- dijital abonelik,
- küçük teknolojik ürünler
birçok ağır sanayi sektöründen daha hızlı büyüyebildi.
Yüksek enflasyon döneminde; insanlar; ev değiştirmedi, otomobil almadı,
ancak;
- kaliteli kahve içmeye,
- kişisel bakım ürünlerine,
- küçük elektroniklere,
- kozmetiğe
harcama yapmaya devam etti.
Bu durum klasik bir “Lipstick Effect” örneğidir.
Hangi Toplumlarda Daha Güçlü Görülür?
En belirgin olarak;
✔ şehirleşmiş toplumlarda
✔ orta gelir grubunda
✔ kadın istihdamının yüksek olduğu ekonomilerde
✔ tüketim kültürünün geliştiği ülkelerde
✔ sosyal medya kullanımının yoğun olduğu toplumlarda
daha güçlü ortaya çıkar.
Çünkü bireyler sosyal görünürlüğünü tamamen kaybetmek istemez.
Sosyal Medyanın Etkisi
Eskiden insanlar kriz yaşarken harcamayı tamamen kesebiliyordu.
Bugün ise;
Instagram,
TikTok,
YouTube,
influencer ekonomisi kişileri sürekli tüketmeye teşvik ediyor.
Bu nedenle artık; “mikro lüks” kavramı çok daha güçlü hale gelmiştir.
Ruj Etkisinin Ekonomiye Olumlu Tarafları
1. İç Talep Tamamen Çökmez
Ekonomide belli sektörler ayakta kalır.
2. İstihdam Korunabilir
Kozmetik, perakende, kişisel bakım, kafe zincirleri çalışmaya devam eder.
3. Vergi Geliri Devam Eder
KDV ve ÖTV gelirleri tamamen düşmez.
4. Psikolojik Çöküş Biraz Azalır
Tüketim tamamen durmadığı için moral korunabilir.
Olumsuz Tarafları
1. Tasarruf Azalabilir
Geliri düşen birey yine de harcama yapmaya devam eder.
2. Borçlanma Artabilir
Kredi kartı kullanımı yükselir.
3. Enflasyon Baskısı Sürebilir
Talep tamamen kaybolmadığı için fiyatlar direnç gösterebilir.
4. Yanıltıcı Ekonomik Görünüm
Perakende satışlar güçlü görünür.
Fakat; sanayi, yatırım, üretim, makine siparişleri gerilemeye devam eder.
Ruj Etkisinden Nasıl Çıkılır?
Bunun yolu yalnızca bireysel tasarruf çağrıları değildir.
Asıl çözüm;
- fiyat istikrarı,
- düşük enflasyon,
- güven veren ekonomi yönetimi,
- öngörülebilir para politikası,
- reel gelir artışı,
- istihdam güvenliği,
- üretim ve verimlilik artışı
ile mümkündür.
Gelir güvencesi yeniden sağlandığında tüketiciler psikolojik telafi harcamalarına daha az ihtiyaç duyar.
Türkiye İçin Çıkarılacak Dersler
Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde Ruj Etkisi; ekonominin güçlü olduğunun değil, çoğu zaman tüketicinin psikolojik uyum mekanizmasının göstergesidir.
Bu nedenle yalnızca AVM yoğunluğu, kozmetik satışları veya kahve zincirlerindeki hareketlilik üzerinden ekonomik canlılık yorumu yapmak yanıltıcı olabilir.
Sağlıklı büyümenin göstergesi;
- üretim yatırımlarının artması,
- makine-teçhizat yatırımlarının güçlenmesi,
- ihracat kapasitesinin yükselmesi,
- verimlilik artışı,
- sürdürülebilir gelir büyümesi
olmalıdır.
Sonuç
“Ruj Etkisi”, kriz dönemlerinde insanların umudunu tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir davranışsal ekonomi olgusudur. Ancak bu etki, tek başına ekonomik iyileşmenin işareti değildir. Aksine, büyük yatırımların ertelendiği, gelir baskısının sürdüğü ve tüketicinin psikolojik dengeyi küçük harcamalarla korumaya çalıştığı dönemlerin yansımasıdır.
Türkiye açısından da değerlendirme yapılırken yalnızca perakende tüketim verilerine değil; yatırım iştahına, üretim kapasitesine, istihdama ve hane halkının reel gelirindeki değişime birlikte bakılması gerekir. Ruj Etkisi, ekonominin nabzını tutan ilginç bir gösterge olsa da, kalıcı refahın yerini tutamaz.
EKONOMİ
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı
Yayınlanma:
6 gün önce|
17/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Sanayi Krize Karşı Savunmasız Kaldı: Reel Sektörün En Büyük Sorunu Artık Talep Değil, Finansmana Erişim
Türkiye ekonomisinde uzun süredir uygulanan sıkı para politikası, enflasyonla mücadele açısından önemli bir araç olarak görülse de, bu politikanın reel sektör üzerindeki yan etkileri artık göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştı.
Bugün sanayicinin en büyük problemi sipariş eksikliği kadar, hatta ondan daha fazla nakit akışını yönetememesi haline geldi. Finansmana erişimin zorlaşması, ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi ve işletme sermayesinin hızla erimesi, üretim yapan şirketleri tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.
Kriz Dönemlerinde “Nakit Kraldır”
Finans dünyasının en bilinen sözlerinden biri olan “Cash is King” (Nakit Kraldır) ifadesi bugün Türkiye sanayisi açısından hiç olmadığı kadar anlam kazanmış durumda.
Normal dönemlerde şirketler;
- satış yaparak,
- stoklarını yöneterek,
- bankalardan uygun maliyetli kredi kullanarak,
- tedarikçi vadeleri ile müşteri vadeleri arasında denge kurarak
işletme sermayelerini çevirebilirler.
Ancak bugün bu mekanizmaların neredeyse tamamı aynı anda bozulmuş durumda.
Merkez Bankası’nın sıkılaştırıcı politikaları sonucunda kredi büyümesinin ciddi biçimde sınırlandırılması, bankaların ticari kredi kullandırmakta son derece seçici davranmasına neden oldu.
Sonuç olarak birçok firma krediye ulaşamıyor, ulaşabilenler ise sürdürülebilir olmayan maliyetlerle borçlanabiliyor.
Nakit Akışı Bozulunca Bütün Finansal Sistem Çöküyor
Bir şirketin finansal sağlığı sadece bilançosuna bakılarak anlaşılmaz.
Asıl kritik gösterge nakit akışıdır.
Bugün birçok firma;
- üretmeye devam ediyor,
- satış yapıyor,
- cirosunu artırıyor,
ancak kasasına zamanında para girmediği için faaliyetlerini finanse edemiyor.
Nakit döngüsü uzadıkça;
- tedarikçi ödemeleri gecikiyor,
- maaş yükü ağırlaşıyor,
- vergi ödemeleri baskı oluşturuyor,
- kredi geri ödemeleri aksıyor.
Sonrasında ise domino etkisi başlıyor.
Maliyet Hesabı Yapmak Neredeyse İmkânsız Hale Geldi
Sanayicinin ikinci büyük sorunu ise maliyet yönetimi.
Yüksek enflasyon ortamında;
- enerji fiyatları,
- işçilik maliyetleri,
- kira giderleri,
- finansman maliyetleri,
- kur hareketleri,
- hammadde fiyatları
aynı anda değişiyor.
Bu nedenle bugün verilen bir fiyat teklifinin maliyeti birkaç hafta sonra tamamen değişebiliyor.
Artık birçok sanayici ürününü satarken gerçek maliyetini bile tam olarak hesaplayamıyor.
Muhasebe kârı ile ekonomik kâr arasındaki fark her geçen gün açılıyor.
Vadeli Satışlar Kâr Değil, Zarar Yazdırıyor
Geçmiş yıllarda rekabet avantajı sağlayan uzun vadeli satışlar bugün birçok sektör için ciddi bir risk unsuruna dönüştü.
90, 120 hatta 180 gün vadeli yapılan satışlarda;
- enflasyon,
- finansman maliyeti,
- kur değişimi,
- işletme giderleri
satış anındaki hesapları tamamen geçersiz hale getiriyor.
Tahsilat günü geldiğinde firma nominal olarak para kazanmış görünse bile reel olarak zarar etmiş olabiliyor.
Bu durum özellikle işletme sermayesi ihtiyacı yüksek sektörlerde daha da belirgin hissediliyor.
Ticari Kredi Faizleri Yönetilebilir Seviyenin Üzerinde
Bugün ticari kredi faizlerinin %50-60 bandına yerleşmesi birçok yatırımın finansal fizibilitesini ortadan kaldırıyor.
Bu seviyelerde kullanılan krediler;
- yatırım finansmanını,
- işletme sermayesi yönetimini,
- kapasite artırımlarını,
- ihracat hazırlıklarını
ciddi biçimde zorlaştırıyor.
Üstelik krediye erişim de kolay değil.
Birçok firma için sorun artık faiz oranı değil; kredi bulabilmek.
Sanayici Belki de Hiç Bu Kadar Çaresiz Hissetmedi
Türkiye sanayisi geçmişte;
- 1994 krizini,
- 2001 finans krizini,
- 2008 küresel krizini,
- pandemi dönemini,
- büyük kur şoklarını
atlattı.
Ancak bugünkü tabloyu farklı kılan unsur, aynı anda birçok riskin üst üste gelmiş olmasıdır.
Şirketler;
- yüksek faiz,
- düşük talep,
- finansmana erişim sorunu,
- artan maliyetler,
- bozulan nakit akışı,
- belirsiz fiyatlama ortamı
ile aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.
Bu nedenle birçok sanayici kendisini önceki krizlerden daha kırılgan hissediyor.
Açıklanan Kredi Paketleri Neden Yeterli Olmuyor?
Son dönemde açıklanan çeşitli kredi destek paketleri piyasaya moral vermekle birlikte, reel sektörün toplam finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor.
Sorun sadece yeni kredi verilmesi değildir.
Asıl ihtiyaç;
- işletme sermayesini güçlendirecek uzun vadeli finansman,
- üretime yönelik seçici kredi mekanizmaları,
- ihracatçıya uygun maliyetli kaynak,
- yatırım kredilerinde öngörülebilir faiz yapısı,
- KOBİ’lere hızlı erişilebilir finansman modelleri
oluşturulmasıdır.
Aksi halde açıklanan paketler yalnızca belirli firmalara kısa süreli nefes aldırırken, sektörün genelindeki finansman sorununu çözmeye yetmeyecektir.
Sözün özü
Enflasyonla mücadele, makroekonomik istikrar açısından vazgeçilmezdir. Ancak üretim ekonomisinin sürdürülebilirliği de aynı derecede önem taşımaktadır.
Bugün reel sektörün karşı karşıya olduğu temel sorun yalnızca yüksek faiz değildir; işletme sermayesinin erimesi, kredi kanallarının daralması, maliyet hesaplarının öngörülemez hale gelmesi ve nakit akışının bozulmasıdır.
Ekonomide üretim kapasitesini koruyacak, yatırım iştahını canlı tutacak ve sanayicinin finansmana erişimini kolaylaştıracak daha dengeli politikalar oluşturulmadığı sürece, sadece enflasyon göstergelerindeki iyileşmeye odaklanmak uzun vadede üretim, istihdam ve ihracat üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilir.
Bugün sanayicinin talebi ayrıcalık değil; üretmeye devam edebileceği öngörülebilir, erişilebilir ve sürdürülebilir bir finansman ekosistemidir.
EKONOMİ
Talep Enflasyonu Biterken Türkiye “Yokluk Enflasyonu” Riskine mi Giriyor?
Yayınlanma:
1 hafta önce|
13/07/2026Yazan:
Erol Taşdelen
Son iki yıldır ekonomi yönetiminin temel yaklaşımı, talep enflasyonunu kontrol altına almak üzerine kuruldu.
Faizler artırıldı, kredi büyümesi sınırlandı, tüketim baskılanmaya çalışıldı.
Varsayım şuydu: Talep azalırsa fiyat artışları da yavaşlar.
Ancak bugün reel sektörden gelen sinyaller farklı bir riskin büyüdüğünü gösteriyor.
Özellikle yüksek finansman maliyetleri, krediye erişimde yaşanan zorluklar, artan işletme sermayesi ihtiyacı ve daralan iç talep nedeniyle birçok sanayi işletmesi kapasitesini düşürüyor, vardiya azaltıyor veya üretimini tamamen durduruyor.
Bu durum devam ederse önümüzdeki dönemde farklı bir enflasyon türüyle karşılaşabiliriz.
Talep Enflasyonundan Arz Kaynaklı Enflasyona
Ekonomide fiyatlar sadece aşırı talepten yükselmez.
Üretimin azalması, arzın daralması ve piyasada mal bulunabilirliğinin düşmesi de fiyatları yukarı iter.
Bugün birçok sektörde yaşanan gelişmeler bu riski artırıyor:
- Üretim kapasiteleri düşüyor.
- Yeni yatırımlar erteleniyor.
- İşletme sermayesi hızla eriyor.
- KOBİ’ler finansmana ulaşamıyor.
- Konkordato başvuruları artıyor.
- Bazı fabrikalar üretimi geçici olarak durduruyor.
Talep zayıf görünse bile üretim daha hızlı küçülürse piyasadaki mal arzı da daralmaya başlar.
İşte bu noktada fiyatlar yeniden yukarı yönlü hareket edebilir.
Yeni Risk: “Yokluk Enflasyonu”
Buna halk arasında “yokluk enflasyonu” denilebilir. Ekonomik literatürde ise bunun karşılığı daha çok arz yönlü enflasyon (cost-push/supply-side inflation) veya arz şoku kaynaklı enflasyon olarak tanımlanır.
Yani insanlar çok fazla tükettiği için değil, piyasada yeterince ürün üretilemediği için fiyatlar yükselmeye başlar.
Özellikle;
- Sanayi üretimindeki daralma,
- İthal girdilere bağımlılık,
- Finansmana erişim güçlüğü,
- Enerji ve lojistik maliyetleri
aynı anda etkili olduğunda arz tarafı hızla bozulabilir.
Bugünün En Büyük Riski
Bir ekonomide üretici para kazanamaz hale gelirse önce yatırımlar durur. Ardından kapasite küçülür. Sonrasında üretim azalır. Üretim azaldığında ise piyasadaki mal miktarı düşer. Mal azaldığında fiyatların yeniden yükselmesi kaçınılmaz hale gelir.
Bu nedenle sadece talebi baskılayan politikalar uzun süre tek başına uygulanırsa, bir süre sonra arz tarafında kalıcı hasar oluşturma riski ortaya çıkar.
Dengeli Politika Şart
Enflasyonla mücadele elbette önemlidir.
Ancak bunu yaparken üretim kapasitesinin korunması, sanayinin finansmana erişiminin sağlanması ve işletme sermayesinin sürdürülebilir seviyede tutulması da en az fiyat istikrarı kadar önemlidir. Aksi halde ekonomi, talep enflasyonunu kontrol altına alırken bu kez üretim yetersizliğinden kaynaklanan yeni bir fiyat baskısıyla karşı karşıya kalabilir.
Asıl soru artık şudur: Talebi gerçekten kontrol altına mı alıyoruz, yoksa üretim kapasitesini zayıflatarak geleceğin arz sorunlarını mı hazırlıyoruz?
Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
FARK YARATANLAR
KATEGORİLER
- ALTIN – DÖVİZ – KRIPTO PARA (1.039)
- BANKA ANALİZLERİ (151)
- BANKA HABERLERİ (3.603)
- BASINDA BİZ (67)
- BORSA (579)
- CEO PERFORMANSLARI (39)
- EKONOMİ (2.978)
- GÜNCEL (4.522)
- GÜNDEM (3.557)
- RÖPORTAJLAR (47)
- SİGORTA (146)
- ŞİRKETLER (2.722)
- SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK (580)
- VİDEO Vitrini (19)
- YAZARLAR (1.466)
- AI-BankaVitrini (28)
- Ali Coşkun (56)
- Arif Öztan (7)
- Ayşe Muzaffer Sunguroğlu (7)
- Cengiz KILIÇ (11)
- Dr. Abbas Karakaya (73)
- Erden Armağan Er (46)
- Erol Taşdelen (821)
- Gizem Taşdelen (5)
- Gülbeyaz Gergün (114)
- Kemal Emirhan Mendi (1)
- Murat Şenol (26)
- Mustafa Akpınar (53)
- Onur ÇELİK (57)
- Prof. Dr. Binhan Elif Yılmaz (93)
- Serhat Can (11)
- Süleyman Çembertaş (19)
- Tungay Dere (19)
- Uğur Durak (33)
- Zuhal KARABULUT (5)
YAZARLAR
ALTIN – DÖVİZ
KRİPTO PARA PİYASASI
X
- Tesla'nın kârı ikinci çeyrekte beklentilerin altında kaldı 22/07/2026
- Amazon, yapay zeka biriminde işten çıkarmaya gitti 22/07/2026
- Erakçi: ABD saldırısına destek verenler meşru hedef olacak 22/07/2026
- Güney Kore'den Hürmüz iddialarına yalanlama 22/07/2026
- "İran'ın petrol satamadığı bölgede kimse petrol satamaz" 22/07/2026
- AB'den Paramount-Warner Bros. anlaşmasına şartlı onay 22/07/2026
- Musk, yapay zekayla "The Odyssey" çekeceğini duyurdu 22/07/2026
- Çin ve ASEAN'dan enerji işbirliğini güçlendirme kararı 22/07/2026
- Reel kesimin döviz açığı Mayıs'ta 204,4 milyar dolar oldu 22/07/2026
- İç talep göstergesi Temmuz'da sert gerilemeye işaret etti 22/07/2026
SON YAZILAR
- Altın ve Gümüş: Nerede kalmıştık? 22/07/2026
- Savaşın gölgesinde gözler yeniden teknoloji devlerinin bilançolarında 21/07/2026
- Finansman giderleri/faaliyet karı oranı 2025’te de çok yüksek 21/07/2026
- İSO, “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” Araştırmasının Sonuçlarını Açıkladı 21/07/2026
- Ekonomide “Ruj Etkisi” Nedir? 20/07/2026
- KGF Akbank Mobil’de 20/07/2026
- HANGİ SEKTÖRLERE YATIRIM YAPMALI, HANGİLERİNE YAPMAMALI ? 20/07/2026
- Dernek ve Vakıflarda Güven Krizi 19/07/2026
- Bankacılara da Yeşil Pasaport Verilsin 19/07/2026
- Şirkete Değil, Kariyerinize Sadık Kalın 18/07/2026
ARAMA
Popüler
-
GÜNCEL3 yıl önceZara Ve Mango’ya Üretim Yapın Tekstil Devi Konkordato Talep Etti
-
BANKA HABERLERİ3 yıl önceTCMB Başkanı için ismi geçen GAYE ERKAN First Republic Bank’tan ayrılma süreci
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceAKBANK çöktü : Dijital Bankacılık sorumlusu GMY CİVELEK ortada yok!
-
BANKA HABERLERİ5 yıl önceHSBC terbiyesizliği : “Sabancı alana “AKBANK bedava”
-
BANKA ANALİZLERİ4 yıl önceYILIN İLK YARISINDA İŞBANK RAKİPSİZ LİDER AKBANK SONUNCU SIRADAN KURTULAMIYOR
-
VİDEO Vitrini4 yıl önceGelişmekte olan ülkeler neden gelişmiş ülkelerden daha az borçlu
