Connect with us

GÜNDEM

Yasaklar kültürel hegemonya için

İktidarın müziğe yönelik baskıcı ve yasakçı tutumu, bu yıl zirve yaptı. Mayıs ayından beri çeşitli gerekçelerle çok sayıda etkinlik iptal edildi. Uzmanlar iktidarın müzik politikasını, 20 yıllık siyasal iktidara rağmen kurulamayan kültürel iktidar arzusu için çabalamasıyla açıklıyor.

Yayınlanma:

|

İktidarın kültür ve sanat üzerinde baskısı, her geçen gün yoğunluğunu artırmaya devam ediyor. 2016 yılındaki OHAL döneminden itibaren zaman zaman baskı altına alınıp, yönetmelikler ve genelgelerle uygulanan festival ve konser yasakları, pandemiden sonraki süreçte artış göstermeye başladı. Koronavirüs önlemleri kapsamında önce gece 00.00, daha sonra da gece 01.00’e kadar canlı müziğe izin verilecek şekilde uygulanan düzenleme zaten müzik endüstrisini ve emekçilerini zor durumda bırakırken 2022 yılında sayısı artan konser yasakları, sektör için yarattığı problemlerin yanı sıra iktidarın bir kültür politikası olarak da tepkilere yol açıyor. Mayıs ayından itibaren sürekli hale gelen konser yasakları ve sanatçılara yönelik hedef gösterici tutumlar, kamuoyunda kimi zaman yoğun tepkilerle karşılanırken bir yandan da bu durum ne yazık ki ‘kanıksanma’ noktasına doğru ilerliyor.

SANATÇILAR VE YURTTAŞLAR TEPKİLİ

Ayrıca Haziran 2021’den itibaren gece müzik yasağı uygulanıyor. İlk olarak pandemi döneminde uygulanan bu karar daha sonra kalıcı hale gelmişti. Geçtiğimiz mayıs ayında müzik yasağının kapsamı gece 01.00’e kadar genişletilirken Türk Tabipleri Birliği (TTB), bu kararı “Kapalı ortamda maske takmamak SARS-CoV-2 bulaşını önemli ölçüde artırmaktadır; ancak saat 01.00’den sonra müzikli ortamda bulaş riskinin arttığı yönünde bilimsel bir veri yoktur. Salgın bilimsel gerçeklikle yönetilir, pandemiyi bahane edip yaşam tarzı dayatmak bilim dışıdır” açıklamasıyla eleştirmişti.

Mayıs ayı itibariyla sayısı artan konser iptallerinin ardından en dikkat çekici tepki ise haziran ayında Müzik Susmayacak adlı oluşum tarafından yayımlanan, 1134 sanatçının imzasını taşıyan ortak açıklama ile geldi. Sözkonusu açıklamanın son cümleleri “Sanat hepimiz için. Müzik hepimiz için. Gözünüze, kalbinize, vicdanınıza indirilmiş perdeyi kaldırın. Şarkıların, dünü bugüne, bugünü yarına bağladığını; bizleri ayrıştırmadığını, aksine birleştirdiğini göreceksiniz” şeklindeydi.

Kültür ve sanat dünyasının en önemli ve güncel sorunlarından biri haline gelen müzik yasaklarını; Müzik Sosyolojisi üzerine çalışan Akademisyen Onur Güneş Ayas, Kültür Emeği Platformu’ndan Özge Çiğdem Denizci ve MÜYORBİR Başkanı, Sanatçı Burhan Şeşen’e sorduk.

KENDİ SANATÇILARINI YARATAMADILAR

Müzik politikalarının doğru yönetilmediğini ve müziğin geri plana atıldığını savunan sanatçılar, iktidara karşı tepkili. MÜYORBİR’in yönetim kurulu başkanlığını sürdüren sanatçı Burhan Şeşen, “müzik sektörünün acil önlem paketinde yer almayan tek sektör olduğunu” ifade ediyor. Sanatçı, müzik yasaklarının devamlılığı konusunda “Müzik yasakları başladığı zaman ben bunu yaşam tarzımıza müdahale olarak algılamama taraftarıydım ama sonrasında gördük ki iktidar susturmayı başaramadığı ve saraydan uzak duran müzisyenleri yasaklarla ve dava açarak, ev hapsine alarak susturmaya çalıştı. İktidarın yanında yandaş birkaç ünlü dışında kimse yok. Kendi sermayelerini yaratabildiler ama ‘halkın sevdiği ve güvendiği’ biçimde kendi sanatçılarını yaratamadılar. Bu yüzden de sanatçılarla kavga etme yolunu seçtiler” sözleriyle eleştiriyor.

Şeşen, 5846 sayılı Kanun gereğince meslek birliklerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın denetimine tabi, yarı özerk kuruluşlar olduğunu ve bu nedenle tepki göstermekte sınırlı bir özgürlük alanına sahip olduklarını söylüyor. Bu şartlar altında bile sınırlı oranda da olsa tepkilerini ifade ettiklerini söyleyen Şeşen, “Devletle bu konuda oturup bir pazarlık yapma şansına sahip değiliz. Zira asli işimiz lisanslama ve tahsilat yapıp bunun sonucu doğan telif gelirlerini, dağıtım yönergemize göre üyelerimize dağıtmak. Bu konuda müzisyenlere olduğu kadar kamuoyuna da çok iş düşüyor. Zira bu yasaklamalar ve iptaller karşısında sadece biz değil dinleyici ve izleyici de cezalandırılıyor. Düşünün ki gençler bir sene boyunca Zeytinli Rock Festivali için aylar öncesinden programlar yapıyor, para biriktiriyor ama bir anda İlim Yayma Cemiyeti gibi ne olduğu belirsiz ama yobaz olduğu kesin bir dernek tarafından yasaklanabiliyor. Bunun için hep birlikte hareket edip bir kamuoyu oluşturmak zorundayız” diyor.

Yasaklardan en çok mağdur olan sanatçıların MÜYORBİR çatısı altında olduğunu ve meslek birlikleri arasında en güçlü tepkiyi MÜYORBİR’in gösterdiğini ifade eden sanatçı, müzisyenlerin örgütlü mücadele anlamındaki genel tutumunu yetersiz bulduğunu “Müzisyenler birlikte hareket etmeyi ne yazık ki pek beceremiyor. Kişisel hesaplarından paylaşımlar yapmayı seviyorlar. Bir bildirinin, manifestonun altına imza koymaktan çekiniyorlar. Bu ürkekliğin kimseye faydası yok. Umarım geç olmadan bu bireysel tepkileri toplumsal bir dayanışmaya çevirebiliriz” sözleriyle dile getiriyor.

EMEKÇİLERE ETKİ GÖZARDI EDİLMEMELİ

Bu yıl ‘Türkiye’de Müzik Emeğinin Durumu’ başlıklı raporu yayımlayan ve müzik emekçilerinin sorunları üzerine tespitler ortaya koyan Kültür Emeği Platformu’ndan Özge Çiğdem Denizci, yasakların ideolojik boyutlarının yanı sıra emek boyutuna da vurgu yapılması gerektiğini savunuyor. Denizci, “Bizim yayımladığımız çalışma, aslında pandemi öncesindeki durumun bir tezahürü. Pandemi ve sonrasındaki sürece yönelik tespitler yapılması gerekiyor. Biz de zaten bunun üzerinde çalışıyoruz. Yasakların da etkileri araştırılmalı. Müzik yasakları yalnızca sahnedeki müzisyenleri ve ön plana çıkan isimleri değil, sahne arkasında çalışan geniş bir kesimi de etkiliyor. Hatta yalnızca ses, ışık ve prodüksiyon kısmı değil, konserdeki yeme-içme servislerinde emek sarf eden insanlar bile zarar görüyor” diyor. Müzik emekçilerinin yasaklarla ilgili olarak meslek birlikleri ve ilgili kurumlardan beklentilerini değerlendiren Denizci, “Bugün müzisyenler için sendika var ama üye olmak kolay değil. Müzik sektöründe müzisyenlerin yanı sıra güvencesiz çalışan birçok insan var ve onların problemleri üzerine tespitler yapılmalı. En son Onur Şener olayında gördüğümüz üzere müzisyenlerin yasaklarla birlikte iş güvenliği gibi sorunları var” cümlelerini kullanıyor.

Kadın sanatçıların ve LGBTİ+ bireylerin kimlikleri üzerinden olumsuz tutumlarla karşılaştığına da vurgu yapan Denizci, “Kadınların ne giyindiği veya ne giyinip giyinmemesi gerektiği, bugün ülkenin gündeminde yer alıyorsa bu bir sorundur. Sahnedeki kadın müzisyenlere yönelik de benzer tutumları görüyoruz. Bu, tabii ki yalnızca müzisyenler özelinde değil, genel olarak toplumsal karşılığı olan bir sorun” diyor.

***

BEYHUDE BİR ‘KÜLTÜREL HEGEMONYA’ ARZUSU

Müzik sosyolojisi üzerine çalışmalarıyla bilinen Doç. Dr. Onur Güneş Ayas, iktidarın müzik politikalarının otoriterleşmesini, 20 yıldır devam eden siyasal iktidarlarına rağmen kültürel iktidara sahip olamamaları ile açıklıyor. İktidarın bu konudaki memnuniyetsizliğini kendilerinin de dile getirdiğini ifade eden Ayas, “Önceleri bunu “Batıcı-seküler elitler”in Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana kültür-sanat alanındaki sahip oldukları güçlü konuma bağladılar ve anti-elitist bir kültürel demokrasi söylemiyle hegemonya alanlarını genişletmeye çalıştılar. Ancak geniş kitlelerin, özellikle de gençliğin rızasını kazanacak bir yeni kültür atılımı gerçekleştiremeyince kültürel iktidarı zorla ele geçirmeye çalıştılar” diyor.

Ayas, müzik alanındaki uygulamaları, kültürel hegemonyayı güzellikle olmuyorsa zorla inşa etme anlayışının bir tezahürü olarak tanımlıyor. İktidarın baskılarının sosyolojik olarak olumsuz etkileri olsa da uzun vadede ters tepeceğini ifade eden Ayas, “Daha önce farklı dönemlerde alaturka müziğe, arabeske vb. karşı izlenen dışlayıcı politikalar nasıl ters teptiyse, kültürel hayata bu hoyratça müdahale de geri tepiyor. Tarkan ve Gülşen gibi apolitik pop müziği sanatçılarının bile şaşırtıcı bir şekilde politikleşmeleri ve normal şartlarda yanından bile geçmeyecekleri bir protest kimlik edinmeleri, kültürel hegemonya mücadelesindeki yenilginin bir işareti değilse nedir?” diyor. Güneş Ayas son olarak Bulutsuzluk Özlemi’ne atıfta bulunarak “Çelişkiler keskinleşsin diye böyle mi geçsin ömrüm. Acil demokrasi!” cümlelerini kullanıyor.

***

2022 YAZINDA 10’DAN FAZLA KONSER İPTAL EDİLDİ

Mayıs ayında Eskişehir Anadolu Fest’in iptaliyle başlayan ve son olarak Şırnak Üniversitesi’ndeki Erkan Oğur & İsmail Hakkı Demircioğlu konserine salon verilmemesi ve konserin iptali ile devam eden festival ve konser yasaklarının bazıları şöyle:

•Eskişehir Anadolu Fest: Eskişehir’de 12-15 Mayıs’ta düzenlenmesi planlanan Anadolu Fest, gericilerin ‘alkol alınıyor, kızlı erkekli kalınıyor’ diyerek hedef göstermesiyle valilik tarafından yasaklanmıştı.

•Kazdağı Ekoloji Festivali: Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’nin düzenlediği Kazdağı Ekoloji Festivali, Balıkesir Valiliği’nin ‘orman yangınları’ gerekçeli kararı nedeniyle gerçekleştirilememişti.

•Zeytinli Rock Festivali: Balıkesir Burhaniye Kaymakamlığı, Zeytinli Rock Festivali’ni ‘kamu güvenliği ve sağlığı, toplumun huzuru, çevrenin korunması’ bahanesiyle yasaklamıştı.

•ODTÜ Bahar Şenliği: Devrim Stadyumu’nda Gülinler, Tuğçe Şenoğul, Flört ve Gazapizm’in sahne alması planlanan 34. ODTÜ Bahar Şenliği, Rektörlük tarafından yasaklanmıştı.

•Aynur Doğan Kocaeli Konseri: AKP’li Derince Belediyesi Kürt sanatçı Aynur Doğan’ın 20 Mayıs’ta düzenlenmesi planlanan konserini iptal etmişti.

•Milyonfest Fethiye: Muğla Valiliği tarafından iptal edilen Milyonfest Fethiye’nin iptal gerekçesi olarak ‘İl Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü’nün festivalin yapılacağı bölgedeki ekolojik dengeye olumsuz etki edeceği yönündeki görüşü ve bu yöndeki şikayetleri’ öne sürülmüştü.

•İrem Derici Elazığ Konseri: HÜDA-PAR, Saadet ve Yeniden Refah partilerinin hedef gösterdiği İrem Derici’nin Elazığ’da vereceği konser iptal edilmişti.

•İlkay Akkaya Konseri: Ceyhan Belediyesi’nin desteğiyle gerçekleştirilecek olan 30 Ağustos Zafer Bayramı’ndaki İlkay Akkaya konseri, Ceyhan Kaymakamlığı tarafından iptal edilmişti.

•Erkan Oğur & İsmail Hakkı Demircioğlu Şırnak Konseri: Son olarak Müzisyen Erkan Oğur, İsmail Hakkı Demircioğlu ile birlikte 10 Ekim tarihinde Şırnak Üniversitesi Kültür Merkezi’nde gerçekleştirecekleri konserin, kendilerine salon taleplerinin reddedilmesi sebebiyle iptal edildiğini açıklamıştı.

Erkin Can SEYHAN – BİRGÜN

Okumaya devam et

GÜNCEL

Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.

Madde madde anlatalım:


ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?

1. GPS yerine BeiDou

Bu büyük ölçüde doğru.

BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:

  • Çin ordusu
  • lojistik şirketleri
  • akıllı telefon üreticileri
  • Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.

Ama:

  • Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
  • Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
    • GPS
    • GLONASS
    • Galileo
    • BeiDou birlikte çalışıyor.

Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.

2. Boeing yerine COMAC C919

Burada da gerçek eğilim var.

COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.

Ama kritik detay:

  • Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
  • Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
  • Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.

Dolayısıyla:

  • Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
  • Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.

3. Amerikan çiplerini terk etti

Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.

Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.

Ancak:

  • Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
  • ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
  • Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.

Fakat ABD yaptırımları Çin’i:

  • “ithal et” modelinden
  • “yerli üret” modeline zorladı.

Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.

4. Windows yerine UOS

UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.

Ama:

  • Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
  • Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.

Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.

5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları

Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.

United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.

Ama:

  • Siemens
  • GE Healthcare
  • Philips

hâlâ üst segmentte çok güçlü.

Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.

6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi

Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.

BYD bugün:

  • batarya
  • EV üretimi
  • tedarik zinciri
  • nadir toprak elementleri

alanlarında dev güç.

Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:

  • faizler
  • rekabet
  • marj düşüşü
  • satış yavaşlaması da etkili.

Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.

7. Oracle yerine OceanBase

Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.

Bu alan kritik çünkü:

  • veri egemenliği
  • yaptırım riski
  • SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.

8. CAD ve endüstriyel yazılım

Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.

Ancak:

  • Siemens NX
  • CATIA
  • SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.

Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”

Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.

9. Dolar yerine RMB

Bu en kritik maddelerden biri.

Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.

Özellikle:

  • Rusya
  • İran
  • Körfez
  • BRICS hattı

dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Ama gerçek tablo:

  • Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
  • SWIFT sistemi hâlâ dominant.
  • ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.

Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.

10. GMO tohumları terk etti

Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.

Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.

Ama:

  • Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
  • Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.

Tam bağımsızlık henüz yok.

11. Amerikan sosyal medyasını terk etti

Bu ifade yanıltıcı.

Çin zaten:

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube

gibi platformları uzun süredir engelliyor.

Onun yerine:

  • WeChat
  • Douyin
  • Xiaohongshu

gibi kendi ekosistemini kurdu.

Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.

12. Batı askeri teknolojisini terk etti

Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.

Özellikle:

  • hipersonik füze
  • drone
  • deniz gücü
  • elektronik harp alanlarında.

Ancak ABD:

  • uçak motorları
  • denizaltılar
  • küresel üs ağı
  • savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.

ASIL MESELE NE?

Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.

Hedef:

  • teknoloji sahibi olmak
  • finansal altyapıyı kontrol etmek
  • enerji zincirini yönetmek
  • dolar bağımlılığını azaltmak
  • yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.

Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.

BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?

Bu kadar hızlı değil.

Ama dünya:

  • tek kutuplu Amerikan sisteminden
  • çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.

Yeni mücadele:

  • çip
  • veri
  • ödeme sistemi
  • yapay zekâ
  • enerji
  • tedarik zinciri
  • rezerv para üzerinden yaşanıyor.

Yani artık savaş sadece tankla değil:

  • işletim sistemiyle,
  • veri merkeziyle,
  • batarya teknolojisiyle,
  • ödeme altyapısıyla yapılıyor.

TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU

Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?

  • ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
  • Çin merkezli alternatif blok mu?
  • Yoksa ikisi arasında denge mi?

Önümüzdeki 10 yılda:

  • bankacılık,
  • ödeme sistemleri,
  • enerji,
  • savunma,
  • otomotiv,
  • çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru

Yayınlanma:

|

ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.

Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?

2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;

  • Birleşik Arap Emirliği
  • Bahreyn
  • Fas
  • Sudan

İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.

ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.

Asıl hedefler:

  • İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
  • İran’a karşı ortak blok oluşturmak
  • Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
  • Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
  • Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
  • Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
  • Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.

Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?

1. Diplomatik Normalleşme

  • Büyükelçilik açılması
  • Resmi ilişkiler
  • Vize ve uçuş anlaşmaları
  • Turizm ve ticaret

2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği

Asıl kritik bölüm burasıdır.

  • Ortak hava savunma sistemi
  • İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
  • İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
  • Siber güvenlik paylaşımı
  • İstihbarat koordinasyonu

Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.

3. Enerji ve Ticaret Koridorları

Projelerin temelinde şu düşünce var:

Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi

Bu nedenle:

  • Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
  • liman projeleri,
  • demiryolu hatları,
  • enerji boru hatları,
  • veri merkezleri,
  • finans merkezleri

bu planın parçası olarak görülüyor.

İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.

4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi

En tartışmalı boyut budur.

Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”

Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”

Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.

ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?

2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:

  • ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
  • İran tamamen çökmedi
  • Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
  • Çin ekonomik olarak çok güçlendi
  • Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor

Bu nedenle ABD:

  • İsrail’i merkeze koyan,
  • Arap sermayesini entegre eden,
  • İran’ı çevreleyen,
  • Çin’i sınırlayan

yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.

Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?

1. İsrail

En büyük stratejik kazanan.

Kazanımları:

  • Bölgesel meşruiyet
  • Yeni pazarlar
  • Körfez sermayesi
  • Güvenlik işbirliği
  • İran’a karşı geniş cephe
  • Enerji ve lojistik merkez olma şansı

İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.

2. Birleşik Arap Emirliği

Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.

Özellikle:

  • teknoloji,
  • yapay zekâ,
  • savunma sanayi,
  • finans,
  • siber güvenlik,
  • turizm

alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.

Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.

3. Suudi Arabistan

Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.

Sudi Arabistan:

  • ABD’den güvenlik garantisi,
  • gelişmiş silah sistemleri,
  • nükleer teknoloji,
  • yatırım avantajları

karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.

Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.

4. Hindistan

Sessiz kazananlardan biri olabilir.

Çünkü:

  • Körfez bağlantısı güçlenir
  • Avrupa ticaret koridoru açılır
  • Çin’e alternatif lojistik rota oluşur

Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar

1. İran

En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.

Çünkü:

  • çevrelenme riski artıyor
  • Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
  • İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor

Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.

2. Filistin Yönetimi ve Hamas

En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.

Çünkü:

  • Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
  • Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
  • ekonomik ve diplomatik baskı artıyor

Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.

3. Türkiye

Türkiye açısından tablo karmaşık.

Olası avantajlar:

  • Bölgesel ticaret entegrasyonu
  • Enerji projeleri
  • Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
  • ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı

Riskler:

  • İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
  • Doğu Akdeniz’de denge kaybı
  • Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
  • İran ile denge siyasetinin zorlaşması

Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.

Bu plan başarılı olur mu?

En büyük sorun:

  • halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
  • Gazze savaşlarının yarattığı öfke
  • İran faktörü
  • mezhep ve jeopolitik rekabetler

Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.

Bu nedenle anlaşmalar:

  • ekonomik olarak ilerleyebilir,
  • güvenlik alanında derinleşebilir,
  • fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.

Özetle

Abraham / İbrahim Anlaşmaları:

  • sadece “barış anlaşması” değil,
  • Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.

Merkezinde:

  • İsrail’in korunması,
  • İran’ın dengelenmesi,
  • Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
  • enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.

Kazananlar:

  • İsrail
  • Körfez finans merkezleri
  • ABD savunma-sanayi sistemi
  • Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları

Risk yaşayanlar:

  • İran
  • Filistin hareketleri
  • bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
  • halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.

Okumaya devam et

GÜNCEL

Medeni Kanundan Siyasete: “Mutlak Butlan” CHP’ye Nasıl Uygulandı?

CHP’de “Mutlak Butlan” Depremi: 3 Yıl Sonra Yönetim Nasıl Düştü? Türkiye Siyasetinde Bir İlk: Mahkeme Kararıyla Parti Yönetimi Değişti… Kurultay İptali Krizi: CHP’de Hukuk mu, Siyaset mi Kazandı? CHP Kararında Son Sözü Kim Söyleyecek? Yargıtay, AYM ve AİHM Süreci…

Yayınlanma:

|

Yazan:

CHP’de yaşanan “mutlak butlan” krizi, Türkiye siyasi tarihinin en sıra dışı hukuk-siyaset krizlerinden biri haline geldi. Çünkü ilk kez büyük bir siyasi partinin kurultayı, Medeni Hukuk’taki “kesin hükümsüzlük” kavramı üzerinden tartışmaya açıldı.

“Mutlak Butlan” Ne Demek?

“Mutlak butlan”, bir hukuki işlemin daha doğduğu anda ağır hukuka aykırılık taşıdığı için baştan itibaren geçersiz sayılması anlamına gelir. Yani hukuk açısından “hiç doğmamış” kabul edilir. Türk Medeni Kanunu ve Borçlar Hukuku’nda sık kullanılan bu kavram; irade fesadı, emredici hukuk kurallarına aykırılık, kamu düzeninin ihlali gibi durumlarda uygulanır.

Normalde bu kavram daha çok:

  • evlilik işlemleri,
  • şirket genel kurulları,
  • dernek-vakıf kararları,
  • ticari işlemler

için kullanılırdı.

CHP davasıyla birlikte ilk kez bu kadar güçlü biçimde bir siyasi parti kurultayına uygulanması tartışması ortaya çıktı. Çünkü siyasi partiler özel hukuk tüzel kişisi sayılsa da aynı zamanda anayasal kurum niteliği taşıyor. Bu nedenle “Medeni Kanun mantığı siyasi partilere uygulanabilir mi?” sorusu hukukun merkezine oturdu.

Süreç Nasıl Başladı? Kronolojik Özet

1. 4-5 Kasım 2023 Kurultayı

CHP’nin 38. Olağan Kurultayı yapıldı.

Kurultayda:

  • Özgür Özel genel başkan seçildi.
  • Kemal Kılıçdaroğlu seçimleri kaybetti.

Ancak kurultayın hemen ardından:

  • bazı delegelerin yönlendirildiği,
  • oy karşılığı menfaat sağlandığı,
  • para dağıtıldığı,
  • siyasi vaatlerde bulunulduğu

iddiaları ortaya atıldı.

2. İl Kongreleri de Tartışmaya Açıldı

Dava sadece genel kurultayla sınırlı kalmadı.

Özellikle:

  • İstanbul İl Kongresi,
  • bazı delegasyon seçimleri,
  • liste süreçleri

mahkemeye taşındı.

Davacılar şunu savundu: “Delege iradesi sakatlanmıştır.”

Yani delegelerin özgür iradesiyle oy kullanmadığı iddia edildi.

3. Asliye Hukuk Süreci

İlk derece mahkemesinde dava görüldü.

İlk aşamada:

  • bazı talepler reddedildi,
  • bazıları usul yönünden değerlendirildi.

Ancak dosya daha sonra istinafa taşındı.

4. 2025-2026 Döneminde “Mutlak Butlan” Tartışması Büyüdü

2025 boyunca:

  • hukukçular,
  • siyasetçiler,
  • eski yargı mensupları

şu soruyu tartıştı: “Bir siyasi partinin kurultayı mutlak butlanla iptal edilebilir mi?”

Bir görüş: “Siyasi Partiler Kanunu buna izin vermez” dedi.

Diğer görüş: “Siyasi partiler de hukuk tüzel kişisidir; ağır usulsüzlük varsa butlan uygulanabilir” görüşünü savundu.

Mahkeme Neye Karar Verdi?

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 2026 Mayıs ayında kritik karar verdi.

Kararda:

  • 38. Olağan Kurultay’ın mutlak butlanla sakat olduğu,
  • yani baştan itibaren geçersiz sayıldığı,
  • sonrasında yapılan olağan ve olağanüstü kurultayların da iptal edildiği belirtildi.

Mahkeme ayrıca:

  • mevcut yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına,
  • kurultay öncesi yönetimin göreve dönmesine hükmetti.

Peki “3 Yıl Sonra Nasıl Görevden Alındılar?”

Asıl kritik nokta bu.

Çünkü mahkeme: “Kurultay en başından itibaren yok hükmündedir” yorumu yaptı.

Bu nedenle hukuk tekniğinde şöyle bir sonuç doğdu:

Eğer işlem “mutlak butlan” ise:

  • süre işlemez,
  • işlem sonradan meşrulaşmaz,
  • aradan zaman geçmesi geçersizliği ortadan kaldırmaz.

Yani mahkeme: “Bu yönetim aslında hukuken hiç doğmamıştı” mantığıyla hareket etti.

İtirazlar Neden Yapılıyor?

Karara yönelik çok ciddi hukuki itirazlar var.

1. “Siyasi Partiler Kanunu’nda Butlan Yok” İtirazı

Muhalif hukukçular diyor ki:

  • Siyasi partiler özel statülüdür.
  • Parti kurultayları Medeni Kanun’daki şirket genel kurulu gibi değerlendirilemez.
  • Siyasi Partiler Kanunu’nda “mutlak butlan” açıkça düzenlenmemiştir.

Bu yüzden kararın “kanuni dayanağının zayıf olduğu” savunuluyor.

2. “İstinaf Mahkemesi Bu Kararı Veremezdi” İtirazı

En büyük tartışmalardan biri de bu.

Eleştirilere göre:

  • istinaf mahkemesi,
  • ilk derece mahkemesi gibi davranarak,
  • yönetim değişikliği doğuran tedbir kararı verdi.

Bazı hukukçular bunun:

  • usule aykırı,
  • yetki aşımı,
  • içtihat çelişkisi olduğunu söylüyor.

3. “Demokrasiye Yargı Müdahalesi” Eleştirisi

Karşı çıkanlar ayrıca:

  • milyonlarca seçmenin iradesinin,
  • mahkeme yoluyla şekillendirildiğini,
  • bunun siyasal alanı daralttığını savunuyor.

Kararı Savunanlar Ne Diyor?

Kararı savunan hukuk çevreleri ise:

  • delegelerin iradesinin fesada uğratıldığını,
  • seçim sürecinin demokratik olmadığını,
  • kamu düzeninin ihlal edildiğini iddia ediyor.

Onlara göre: “Demokrasi sadece sandık değildir; temiz seçim süreci gerekir.”

Mahkeme de kararında:

  • emredici hukuk kurallarına aykırılık,
  • delege iradesinin sakatlanması,
  • usulsüzlük iddiaları üzerinde durdu.

Son Kararı Kim Verecek?

Şu an hukuki süreç tam anlamıyla bitmiş değil.

Muhtemel aşamalar:

  1. Bölge Adliye Mahkemesi süreci
  2. Yargıtay incelemesi
  3. Gerekirse Anayasa Mahkemesi başvurusu
  4. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi süreci

özellikle:

  • siyasi örgütlenme hakkı,
  • seçme-seçilme hakkı,
  • parti içi demokrasi başlıklarında yeni tartışmalar doğurabilir.

Nihai anlamda iç hukukta son sözü büyük ölçüde Yargıtay söyleyecek gibi görünüyor.

Ancak konu anayasal hak boyutuna taşınırsa: Anayasa Mahkemesi ve ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürece dahil olabilir.

Bu Karar Neden Tarihi?

Çünkü Türkiye’de ilk kez:

  • bir ana muhalefet partisinin kurultayı,
  • “mutlak butlan” kavramıyla,
  • geriye etkili biçimde yok sayıldı.

Bu nedenle karar:

  • sadece CHP meselesi değil,
  • Türkiye’de siyasi partilerin hukuk statüsü,
  • yargının siyasal alana müdahalesi,
  • parti içi demokrasi,
  • seçim meşruiyeti açısından da emsal niteliği taşıyan tarihi bir kırılma olarak değerlendiriliyor.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.