Connect with us

GÜNDEM

Yeni Nesil Liderlik, Yeni Nesil Çalışma

Yayınlanma:

|

Profesyonel hayatımda pek çok etkinliğe konuşmacı olarak katılıyorum. Bu etkinliklere hazırlanırken geçirdiğim süreyi, günlük hayatta yaptığımız pek çok işi derinlemesine ve yeniden değerlendirmek için bir fırsat olarak görüyorum. Bu düşünce pratiğini en son HBR Türkiye ve Yıldız Holding iş birliğinde gerçekleşen “Yeni Nesil Liderlik, Yeni Nesil Çalışma” webinarına hazırlanırken yaşadım. Bu vesileyle de uzun bir ara verdiğim LinkedIn yazılarıma devam etmek istedim.

Sevgili Serdar Turan’ın moderatörlüğünde, Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve CEO’su Mehmet Tütüncü’nün açış konuşmasını yaptığı, McKinsey & Company Ortağı Ezgi Demirdağ’ın konuk konuşmacı olarak yer aldığı, ING Türkiye CHRO’su Meltem Kalender ve Gitti Gidiyor Chief People and Culture Officer Murat Yüksel ile birlikte benim de panelist olarak yer aldığım verimli ve bir o kadar da keyifli bir sohbet oldu.

Bu keyifli sohbetten benim kendi heybeme attığım temel çıkarımlar şunlar oldu:

  1. İşe hangi açıdan bakarsanız bakın her şeyin ortasında amaç, o amacın merkezinde de insan var. İnsan odaklı olmayan, amacı olmayan yapıların beklenen değeri ortaya koyamayacağı genel kabul görüyor.
  2. Gelecek çok daha hızlı bir şekilde geliyor. Mevcut işlerimizin %26’sı 2030 yılından çok daha önce otomasyona uğrayacak.  
  3. İşin geleceğine hazırlanmak için bütüncül bir dönüşümden geçmemiz gerekiyor.
  4. Liderlerden beklenti yüksek. Değer odaklı, dijital ve katılımcı liderlik anlayışı ile kalpleri ve beyinleri kazanmak gerekiyor. 

Bu çıkarımlardan fazlasını merak edenler webinarın tekrarını buradan izleyebilirler. Yazının devamında ise, “İK Dönüşürken İK Liderlerinin Ajandası” başlığıyla gerçekleşen panelde Yıldız Holding’deki yaklaşımımız ve uygulamalarımıza ilişkin paylaştıklarım yer alıyor.

Geleceğe Dönüş: Yeni Çalışma Modellerinin Hayatımıza Girişi

Sanayi Devrimi ile insanların hayatında yaşanan değişimi düşünmek, bizim de 2020 yılının başında yaşadığımız tarihsel kırılımı anlamlandırmak için iyi bir araç. İngiltere’nin köylerinde yaşayan insanların Londra’ya göç etmesi, şehirleşmenin başlaması, “doğanın saatine” göre çalışırken “mesai saatine” göre çalışmaya başlamaları bugün çok basit gibi görünse de bireysel ve toplumsal olarak çok büyük etkilere sahip. Bugün yaşadığımız dönüşüm de koşullar farklı olsa da etkileri açısından benzerlikler taşıyor.

Dijital dönüşüm ve küresel salgın ile birlikte şirketler de büyük bir dönüşümü çok kısa bir zamanda gerçekleştirmek durumunda kaldı. Belki de onyıllara eşdeğer bir sıçrama yaşadık. Bu değişim doğrudan işe ve insana dokunduğu için de hepimiz için çok titizlikle ele alınması gereken bir dönem başladı.

Yıldız Holding’de biz de yeni çalışma modellerini küresel salgın ile birlikte gündemimize aldık ve projemize UYDU-Yeni Nesil Çalışma Modelleri ismini verdik. UYDU, o günden bu yana “işin geleceği” odağında yaptığımız çalışmaların merkezine yerleşti.

Projeyi hayata geçirirken ana hedefimiz, yeni çalışma modellerini kurumsal yapımıza en uygun şekilde, ihtiyaçlarımız ve hedeflerimiz doğrultusunda uygulayabilmekti. Farklı coğrafyalarda ve farklı sektörlerde faaliyet gösteren çok şirketli bir yapıya uygun bir model ortaya koymak için “terzi işi” bir yaklaşımla ilerledik.

Projenin ana hedefinin altında beş alt hedef belirledik:  

No alt text provided for this image

Bu hedefler doğrultusunda projeyi yönetirken, yaklaşımımız yaşayan bir süreç kurgulamaktı. İhtiyacı anlayıp çözüm üretmeye, ölçümleme ile öğrendiklerimizi gözden geçirmeye ve böylece ürettiğimiz çözümü geliştirmeye odaklandık. Bu bakış açısıyla UYDU-Yeni Nesil Çalışma Modellerini kurgularken izlediğimiz yol haritası 7 aşamadan oluşuyordu. 

No alt text provided for this image
No alt text provided for this image

Bu adımları takip ederek, Uzaktan, Hibrit, Ofisten, Satış & Saha olmak üzere dört farklı modeli çalışma arkadaşlarımız ile paylaştık. 

Ardından da bir geri bildirim süreci başlatarak çalışma arkadaşlarımızın yorum ve önerilerini aldık. Gelen yorumları değerlendirip yeni modellerimize entegre edebileceğimiz çözümler geliştirdik. 

Araba Hareket Ederken Tekerlekleri Değiştirmek Mümkün Mü?

Şu anda birkaç sayfa yazı ile ifade ettiğim bu süreç bizim için iki yıla yaklaşan bir yolculuk. Bu kadar kapsamlı bir dönüşümü gerekleştirmeye hazırlanırken bir yandan da hayat devam etti. Kurumsal olarak ihtiyaçlarımız, çalışma arkadaşlarımızın beklentileri ve bizim de yapmamız gerekenler değişti. Ben bunu, araba hareket ederken tekerleği değiştirmeye benzetiyorum. Durmak için vaktimiz yok, ilerlemeye devam ederken bunu yapmak zorundayız.

Yalnızca çalışma modellerimiz değil, insan kaynağımızın ihtiyaç duyduğu yetkinlikler, ofislerin tasarımı, iş birliği yaptığımız araçlar da değişiyor. Biz de bu bakış açısıyla bu sürece, sadece organizasyonu değil liderleri, insan kaynağımızı ve süreçlerimizi buna hazırlamak olarak yaklaşıyoruz.

Örneğin, geçtiğimiz ay Makers Türkiye iş birliğinde UYDU-Yeni Nesil Çalışma Modellerine Uyum Programını hayata geçirdik. Tüm çalışma arkadaşlarımız dört haftalık bir sürede Uzaktan Etkin Çalışma, Dijital Müşteri Deneyimi, Dijital Fasilitasyon ve Toplantı Yönetimi olmak üzere üç ana başlıkta eğitim aldı.

Yeni çalışma modellerinde kullandığımız dijital araçlar da değiştiği için Proje Yönetimi ve İş Takibi, İş Birliği ve Ortak Çalışma, Verimlilik ve Odaklanma alanlarında dijital platformların kullanımına ilişkin bilgi paylaştığımız atölye çalışmaları da gerçekleştirdik.

Bir yandan yeni çalışma modellerine uyumu artırırken, diğer yandan geleceğin yetkinliklerine de yatırım yapıyoruz. Webinarda McKinsey & Company Ortaklarından Ezgi Demirdağ, Türkiye’deki işlerin %50’sinin gelecekte otomasyona uğrama potansiyeli olduğunu, sadece önümüzdeki 5-6 yıl içinde mevcut işlerin %26’sının otomasyona uğrayacağı tahmin ettiklerini söyledi.

İnsan kaynağımızın bu dönüşüme hazır olması için geçtiğimiz yıl Analitik Akademi programını hayata geçirmiştik. “Evrensel okur yazarlık” olarak gördüğümüz bu alanda, tüm kademelerden çalışanlarımız kapsamlı bir eğitim alıyor. Bu programdan mezun olan arkadaşlarımızı “dijital dönüşüm elçisi” olarak görüyoruz. Aynı zamanda, öğrenme çevikliği ve aktif öğrenme yetkinliklerini desteklemek için çalışma arkadaşlarımıza online platformlar aracılığıyla sınırsız eğitim seçeneği sunuyoruz.

Ben her zaman bu adımların “kurumsal sosyal sorumluluk” olduğunu söyledim. Öte yandan, değişim rüzgarı o kadar hızlı esiyor ki, bu konu artık “kurumsal sorumluluk” değil “kurumsal zorunluluk” haline geldi. 

Yeni çalışma modellerinde, yüksek performans kültürünü devam ettirmek de önceliklerimiz arasında. Bu nedenle yeni çalışma modelleri ile birlikte eş zamanlı olarak OKR dönüşümünü başlattık. Hedefler ve Anahtar Göstergeler (Objectives and Key Results) olarak adlandırılan metodoloji ile değişen koşullara daha hızlı uyum sağlamak mümkün hale geliyor. Aynı zamanda, farklı modellerde çalışan kişilerin hedef birliği doğrultusunda hareket etmesine, bireylerin şirketin hedeflerine sağladığı katkının daha görünür olmasına imkan veriyor.

Tüm bunların yanı sıra, genel merkezimizde ofislerimizin yeniden tasarımı üzerine çalışıyoruz. Ofis alanlarını yeni çalışma modellerinde ortak çalışmayı ve iş birliğini destekleyecek şekilde yeniden düzenliyoruz. Hibrit çalışmayı ile birlikte mevcut ofislerimizin kapasitesini artırarak verimlilik sağlamak da hedeflerimiz arasında.

Son olarak, yeni çalışma modellerinde çalışanların ihtiyaçları da değişiyor. Geçmişte İK’cıların gündemlerinde olan “iş-yaşam dengesi” artık yerini “iş-yaşam geçişkenliğine” bırakıyor. Böyle bir dönemde de çalışanların iyi olma halinin desteklenmesi gerekiyor. İş dışında paylaşım platformlarının artırılması, çalışanların görüşlerini doğrudan paylaşabileceği alanlar oluşturulması eskisinden daha önemli hale geldi. Yıldız Holding’de iç iletişim çalışmalarımız ve Global Yıldız Kupası, İç İletişim Elçileri gibi uygulamalarımız ile çalışma arkadaşlarımızın esenliğini desteklemeyi hedefliyoruz.

Tüm bu süreçleri kurgularken de çalışan deneyimini gözden geçiriyoruz çünkü çalışanların şirket ile kurduğu etkileşim alanları değişiyor. Bugün çalışan deneyim haritasının büyük bir kısmına dijital altyapılar eşlik ediyor. Bu sebeple de çalışanın bir süreci nasıl, ne hızda, ne kadar zor ya da kolay yürüttüğü, sürecin ne derecede etkin ve verimli olduğu kritik önem taşıyor.

Burada kısaca değinmeye çalıştığım konuların hepsi ayrı ayrı makalelere konu olacak başlıklar. Bizim için bir bütünün vazgeçilmez parçaları. Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve CEO’su Mehmet Tütüncü’nün webinarın açış konuşmasında belirttiği gibi, “işin geleceği” başlığı altında ele aldığımız bu dönüşüm sürecini bütünsel bir bakış açısıyla yönetiyoruz. İşin, iş gücünün, işi yaparken ihtiyaç duyduğumuz fiziksel ve teknolojik altyapının gerekliliklerine uygun çözümler üretmeye odaklanıyoruz.

Uyumdan Benimsemeye Geçiş: İK Liderlerinin Dönüşen Rolü

İnsanlık olarak sahip olduğumuz en önemli özelliklerinden birinin adaptasyon olduğunu düşünüyorum. Küresel salgın ile zorunlu geçiş yaptığımız yeni çalışma modellerine hızlı bir şekilde uyum sağladık. Öyle ki, Accenture’ın bir araştırması çalışanların yüzde 83’ünün yeni çalışma modellerini tercih ettiğini gösteriyor. McKinsey’in bir araştırması da çalışanların yüzde 30’unun küresel salgın sonrasında hibrit-uzaktan gibi esnek çalışma modellerinin olmaması durumunda iş değiştireceklerini belirtiyor.

Buraya kadar her şey çok güzel. Ama madalyonun bir de diğer yüzüne bakmak gerekiyor. Acar Baltaş’ın bu konuyu çok iyi özetlediğini düşündüğüm bir tespiti var: İnsan yeni koşullara çok hızlı uyum sağlar; ancak önemli olan uyum sağlamak değil ait olmaktır diyor [4].

Ben bu dönemi bir “çatışma çağı” olarak görüyorum. Yeni dönem pek çok değişikliği bir arada getiriyor, hepimiz bu değişimi yakalamaya çalışıyoruz. Hatta, pek çoğumuzda “acaba bir şeyleri kaçırıyor muyum?” sorusu oluşuyor. Bir nevi Fear of Missing Out (FOMO) yaşıyoruz. Dahası yeni döneme alışmaya çalışırken eski alışkanlıklarımızla da çatışıyoruz. Burada kritik olan, dengeyi yakalayarak iyi bir sentez ortaya çıkarmak. Bizlere düşen sorumluluk ise uyumdan benimsemeye geçişe liderlik etmek. Liderlerin büyük resmi görerek, olan biteni anlaması ve bunları pratikte bir çözüme dönüştürmesi şart. Kurumsal Akademilerle ilgili yazdığım yazıda, İnsan Kaynaklarının çalışanlara Şerpalık yapması gerektiğini paylaşmıştım. Tıpkı Everest Dağı’na tırmanan dağcılara yol gösteren, onlara rehberlik eden, yardımcı olan Şerpa halkı gibi, İK liderlerinin de bilinmezlerle dolu bu yola cesaretle çıkarak öncülük etmesi gerekiyor.

********

[1] Acar Baltaş’ın HR Dergi tarafından düzenlenen İşyerinde Kaygı Yönetimi Zirvesinde gerçekleştirdiği “Zor Zamanlarda Çalışmak ve Yönetmek” başlıklı sunumundan.

Bahattin AYDIN

Okumaya devam et

GÜNCEL

Kredi tahsisinde asıl risk: Üreten firmayı yalnız bırakmak

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borsada işlem gören firmaların dahi finansmana erişimde zorlandığı bir dönemde, şirketlerin kredi taleplerinde alışılmışın dışında sorularla karşılaşması; destek yerine köstek olunması kime ne kazandıracak?

İyi günlerde peşinden koşulan firmaların, zor zamanlarında da yanında olmak gerekir. Çünkü bankacılığın asli görevi yalnızca “riski reddetmek” değil; doğru analizle, doğru teminatla ve doğru nakit akışı kurgusuyla firmaların üretmeye devam etmesini sağlamaktır.

Bugün bazı bankalarda, klimalı odalarda oturup “red”, “olmaz”, “uygun değil” diyerek parayı batırmadığını düşünen bir anlayışın öne çıktığını görüyoruz. Oysa firmayı tanımadan, hikâyesini bilmeden, talep edilen finansman sonrası oluşacak nakit akışını analiz etmeden; beş ay önceki mali verilerle bugünün şirketini değerlendirmek sağlıklı bir tahsis politikası olamaz.

Limit açmadığınız bir firma, müşteri çeklerini factoring yoluyla nakde çevirdi diye “factoring riski var” denilerek uzak duruluyorsa, şu soru sorulmalıdır: O halde neden o firmaya çek karşılığı banka limiti açılmadı?

Daha da çelişkili olanı, kendi factoring şirketi bulunan bankaların bile “factoring riski var” gerekçesiyle kredi taleplerine mesafeli durmasıdır. Madem factoring bazılarına göre bu kadar sakıncalı görülüyor, o zaman bankaların neden factoring şirketleri var?

Unutulmamalıdır ki müşteri olmadan bankacılık sistemi bir hiçtir. Bankaların ihtiyacı; batan, iflas eden, üretimden kopan müşteriler değil; çalışan, üreten, istihdam sağlayan ve ayakta kalan müşterilerdir.

Buradan tüm bankaların kredi tahsis yöneticilerine sevgi ve saygılarımı sunuyor; bu dönemde bakış açısının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bugün firmaya kapatılan her kredi kapısı, yarın ekonomide kapanan bir üretim kapısına dönüşebilir.

Bayram KOÇSOY – Emekli Banka Müdürü

Okumaya devam et

GÜNCEL

Çipten Uçağa, Yazılımdan Finansa: Çin Küresel Sistemi Yeniden Kuruyor

Yayınlanma:

|

Yazan:

Çin son 15–20 yılda özellikle teknoloji, savunma, finansal altyapı ve stratejik sanayilerde “Batı’ya bağımlılığı azaltma” stratejisi izliyor.

Madde madde anlatalım:


ÇİN GERÇEKTEN NEYİ TERK EDİYOR?

1. GPS yerine BeiDou

Bu büyük ölçüde doğru.

BeiDou Navigation Satellite System bugün küresel kapsama sahip ve özellikle:

  • Çin ordusu
  • lojistik şirketleri
  • akıllı telefon üreticileri
  • Kuşak & Yol ülkeleri tarafından yoğun kullanılıyor.

Ama:

  • Dünya hâlâ ağırlıklı olarak GPS kullanıyor.
  • Apple, Samsung, Huawei cihazları çoğunlukla çoklu sistem kullanıyor:
    • GPS
    • GLONASS
    • Galileo
    • BeiDou birlikte çalışıyor.

Yani “GPS öldü” doğru değil. Ancak Çin artık Amerikan GPS’ine bağımlı değil.

2. Boeing yerine COMAC C919

Burada da gerçek eğilim var.

COMAC tarafından geliştirilen COMAC C919 gerçekten ciddi sipariş aldı.

Ama kritik detay:

  • Motorlar büyük ölçüde Batı teknolojisine dayanıyor.
  • Aviyoniklerde hâlâ dış bağımlılık var.
  • Boeing ve Airbus’ın küresel servis ağıyla rekabet etmek çok zor.

Dolayısıyla:

  • Çin iç pazarında Boeing’i zorlayabilir.
  • Ama küresel liderliği kısa vadede devralamaz.

3. Amerikan çiplerini terk etti

Bu kısmen doğru, kısmen propaganda.

Huawei ve Yangtze Memory Technologies büyük ilerleme kaydetti.

Ancak:

  • Çin hâlâ ileri seviye EUV litografi makinelerinde Batı’ya bağımlı.
  • ASML olmadan en ileri çipleri üretmek çok zor.
  • Nvidia ve TSMC seviyesine tam erişim henüz yok.

Fakat ABD yaptırımları Çin’i:

  • “ithal et” modelinden
  • “yerli üret” modeline zorladı.

Bu da uzun vadede Amerika için stratejik geri tepebilir.

4. Windows yerine UOS

UnionTech UOS gerçekten devlet kurumlarında yaygınlaşıyor.

Ama:

  • Çin tamamen Windows’u bırakmış değil.
  • Kurumsal yazılım ekosistemi hâlâ Microsoft bağımlı alanlar içeriyor.

Bu daha çok: “stratejik alanlarda yerli alternatif yaratma” politikasıdır.

5. Siemens yerine Çin tıbbi cihazları

Bu alan Çin’in gerçekten hızlı yükseldiği sektörlerden biri.

United Imaging Healthcare MR, CT ve PET cihazlarında küresel oyuncu hâline geldi.

Ama:

  • Siemens
  • GE Healthcare
  • Philips

hâlâ üst segmentte çok güçlü.

Yine de fiyat avantajı nedeniyle Çin ciddi pazar payı alıyor.

6. Elektrikli araçlar ve batarya devrimi

Bu konuda Çin gerçekten dünyanın merkezine oturdu.

BYD bugün:

  • batarya
  • EV üretimi
  • tedarik zinciri
  • nadir toprak elementleri

alanlarında dev güç.

Tesla’nın piyasa değerindeki dalgalanmanın tek nedeni Çin değil:

  • faizler
  • rekabet
  • marj düşüşü
  • satış yavaşlaması da etkili.

Ama şu gerçek: Çin artık otomotivde “takip eden” değil, “oyunu belirleyen” ülke.

7. Oracle yerine OceanBase

Ant Group tarafından geliştirilen OceanBase özellikle yüksek işlem hacimli finansal sistemlerde başarılı.

Bu alan kritik çünkü:

  • veri egemenliği
  • yaptırım riski
  • SWIFT benzeri bağımlılıklar ülkeleri yerli çözümlere yöneltiyor.

8. CAD ve endüstriyel yazılım

Burada Çin’in ilerlemesi gerçek.

Ancak:

  • Siemens NX
  • CATIA
  • SolidWorks gibi Batı yazılımları hâlâ dünya standardı.

Çin’in hedefi: “yaptırım gelirse üretim durmasın.”

Yani mesele sadece maliyet değil: jeopolitik dayanıklılık.

9. Dolar yerine RMB

Bu en kritik maddelerden biri.

Chinese yuan kullanımının arttığı doğru.

Özellikle:

  • Rusya
  • İran
  • Körfez
  • BRICS hattı

dolar bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Ama gerçek tablo:

  • Küresel rezervlerin çoğu hâlâ dolar.
  • SWIFT sistemi hâlâ dominant.
  • ABD tahvil piyasası hâlâ merkezde.

Yani: “Dolar çöktü” yanlış, ama “alternatif arayışı başladı” doğru.

10. GMO tohumları terk etti

Çin gıda güvenliğini stratejik konu olarak görüyor.

Yuan Longping hibrit pirinç çalışmalarıyla Çin için çok önemli bir figür.

Ama:

  • Çin hâlâ büyük tarım ithalatçısı.
  • Özellikle soya bağımlılığı sürüyor.

Tam bağımsızlık henüz yok.

11. Amerikan sosyal medyasını terk etti

Bu ifade yanıltıcı.

Çin zaten:

  • Facebook
  • X
  • Instagram
  • YouTube

gibi platformları uzun süredir engelliyor.

Onun yerine:

  • WeChat
  • Douyin
  • Xiaohongshu

gibi kendi ekosistemini kurdu.

Bu dijital egemenlik modeli: “internetin parçalanması” trendinin önemli örneği.

12. Batı askeri teknolojisini terk etti

Çin savunma sanayisinde muazzam ilerledi.

Özellikle:

  • hipersonik füze
  • drone
  • deniz gücü
  • elektronik harp alanlarında.

Ancak ABD:

  • uçak motorları
  • denizaltılar
  • küresel üs ağı
  • savaş tecrübesi gibi alanlarda hâlâ büyük üstünlüğe sahip.

ASIL MESELE NE?

Bu metnin özeti aslında şu: Çin artık “dünyanın ucuz fabrikası” olmak istemiyor.

Hedef:

  • teknoloji sahibi olmak
  • finansal altyapıyı kontrol etmek
  • enerji zincirini yönetmek
  • dolar bağımlılığını azaltmak
  • yaptırımlara dayanıklı sistem kurmak.

Bu nedenle Çin’in modeli artık: “Made in China” değil, “Controlled by China” aşamasına geçiyor.

BATI HEGEMONYASI ÇÖKÜYOR MU?

Bu kadar hızlı değil.

Ama dünya:

  • tek kutuplu Amerikan sisteminden
  • çok kutuplu teknoloji/finans rekabetine gidiyor.

Yeni mücadele:

  • çip
  • veri
  • ödeme sistemi
  • yapay zekâ
  • enerji
  • tedarik zinciri
  • rezerv para üzerinden yaşanıyor.

Yani artık savaş sadece tankla değil:

  • işletim sistemiyle,
  • veri merkeziyle,
  • batarya teknolojisiyle,
  • ödeme altyapısıyla yapılıyor.

TÜRKİYE AÇISINDAN EN KRİTİK SORU

Türkiye hangi ekosisteme entegre olacak?

  • ABD/NATO finans-teknoloji sistemi mi?
  • Çin merkezli alternatif blok mu?
  • Yoksa ikisi arasında denge mi?

Önümüzdeki 10 yılda:

  • bankacılık,
  • ödeme sistemleri,
  • enerji,
  • savunma,
  • otomotiv,
  • çip yatırımları bu tercihten doğrudan etkilenecek.

Okumaya devam et

Gülbeyaz Gergün

ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı: İsrail Merkezli Güvenlik ve Ticaret Koridoru

Yayınlanma:

|

ABD’nin bölge ülkelerine yaymaya çalıştığı ve kamuoyunda “İbrahim Anlaşmaları / Abraham Accords” olarak bilinen süreç, sadece İsrail ile diplomatik normalleşme anlaşması değildir. Aslında bu proje; Ortadoğu’nun güvenlik, enerji, ticaret, teknoloji ve askeri mimarisini yeniden kurma planıdır. Özünde ise İsrail’in bölgesel meşruiyetini kalıcı hale getirmek ve İran eksenli dengeyi kırmak vardır.

Abraham (İbrahim) Anlaşmaları Nedir?

2020’de ABD arabuluculuğunda başlayan süreçte;

  • Birleşik Arap Emirliği
  • Bahreyn
  • Fas
  • Sudan

İsrail ile diplomatik ilişki kurdu veya normalleşme anlaşması yaptı. Daha sonra süreç; Saudi Arabia, Qatar, Türkiye, Pakistan gibi ülkelere doğru genişletilmeye çalışıldı.

ABD açısından hedef yalnızca “barış” değildir.

Asıl hedefler:

  • İsrail’in bölgesel izolasyonunu bitirmek
  • İran’a karşı ortak blok oluşturmak
  • Çin’in Kuşak-Yol etkisini sınırlamak
  • Rusya’nın Ortadoğu etkisini azaltmak
  • Enerji ve ticaret koridorlarını İsrail merkezli yeniden şekillendirmek
  • Körfez sermayesini İsrail teknolojisi ile entegre etmek
  • Ortadoğu’da ABD maliyetini düşürüp “yerel ortaklı güvenlik sistemi” kurmak olarak görülüyor.

Bu anlaşmalar gerçekte neleri kapsıyor?

1. Diplomatik Normalleşme

  • Büyükelçilik açılması
  • Resmi ilişkiler
  • Vize ve uçuş anlaşmaları
  • Turizm ve ticaret

2. Güvenlik ve İstihbarat İşbirliği

Asıl kritik bölüm burasıdır.

  • Ortak hava savunma sistemi
  • İran füze/dron tehdidine karşı entegrasyon
  • İsrail teknolojilerinin Körfez’e satılması
  • Siber güvenlik paylaşımı
  • İstihbarat koordinasyonu

Birçok uzman bu yapıyı “Ortadoğu NATO’su” olarak tanımlıyor.

3. Enerji ve Ticaret Koridorları

Projelerin temelinde şu düşünce var:

Körfez petrolü + İsrail teknolojisi + Hindistan üretimi + ABD güvenlik şemsiyesi

Bu nedenle:

  • Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridorları,
  • liman projeleri,
  • demiryolu hatları,
  • enerji boru hatları,
  • veri merkezleri,
  • finans merkezleri

bu planın parçası olarak görülüyor.

İsrail’in Doğu Akdeniz enerji merkezi yapılması hedefleniyor.

4. Filistin Meselesinin İkinci Plana İtilmesi

En tartışmalı boyut budur.

Eskiden Arap dünyasının temel yaklaşımı: “Önce Filistin sorunu çözülsün, sonra İsrail tanınsın.”

Abraham süreci ise bunu tersine çevirdi: “Önce İsrail ile normalleşelim, Filistin sonra konuşulur.”

Bu nedenle çok ciddi toplumsal tepki oluşuyor. Özellikle Gazze savaşları sonrası kamuoyu baskısı arttı.

ABD niçin şimdi hızlandırmak istiyor?

2025-2026 İran-İsrail gerilimi ve savaş riski sonrası Washington şu sonucu gördü:

  • ABD artık bölgeyi tek başına yönetemiyor
  • İran tamamen çökmedi
  • Körfez ülkeleri ABD korumasına eskisi kadar güvenmiyor
  • Çin ekonomik olarak çok güçlendi
  • Rusya bölgesel nüfuzunu sürdürüyor

Bu nedenle ABD:

  • İsrail’i merkeze koyan,
  • Arap sermayesini entegre eden,
  • İran’ı çevreleyen,
  • Çin’i sınırlayan

yeni bölgesel mimari kurmaya çalışıyor.

Kazanan Ülkeler Kimler Olabilir?

1. İsrail

En büyük stratejik kazanan.

Kazanımları:

  • Bölgesel meşruiyet
  • Yeni pazarlar
  • Körfez sermayesi
  • Güvenlik işbirliği
  • İran’a karşı geniş cephe
  • Enerji ve lojistik merkez olma şansı

İsrail için bu süreç, 1948 sonrası en büyük diplomatik dönüşümlerden biri olarak görülüyor.

2. Birleşik Arap Emirliği

Büyük ekonomik kazanç hedefliyor.

Özellikle:

  • teknoloji,
  • yapay zekâ,
  • savunma sanayi,
  • finans,
  • siber güvenlik,
  • turizm

alanlarında İsrail ile entegrasyon kuruyor.

Dubai’nin bölgesel finans merkezi rolünü güçlendirme hedefi var.

3. Suudi Arabistan

Henüz tam katılmadı ancak süreçte kilit ülke.

Sudi Arabistan:

  • ABD’den güvenlik garantisi,
  • gelişmiş silah sistemleri,
  • nükleer teknoloji,
  • yatırım avantajları

karşılığında normalleşmeye yaklaşabilir.

Ancak Filistin konusu nedeniyle içeride büyük toplumsal risk taşıyor.

4. Hindistan

Sessiz kazananlardan biri olabilir.

Çünkü:

  • Körfez bağlantısı güçlenir
  • Avrupa ticaret koridoru açılır
  • Çin’e alternatif lojistik rota oluşur

Kaybedebilecek Ülkeler ve Yapılar

1. İran

En büyük jeopolitik baskı altında kalabilecek ülke.

Çünkü:

  • çevrelenme riski artıyor
  • Körfez’de yalnızlaşma ihtimali oluşuyor
  • İsrail-Arap güvenlik ağı genişliyor

Bu nedenle İran bu süreci “anti-İran bloklaşması” olarak görüyor.

2. Filistin Yönetimi ve Hamas

En büyük siyasi kaybedenlerden biri olabilir.

Çünkü:

  • Arap ülkelerinin önceliği değişiyor
  • Filistin meselesi ikinci plana düşüyor
  • ekonomik ve diplomatik baskı artıyor

Bu durum Gazze savaşları sonrası ciddi toplumsal kırılma yarattı.

3. Türkiye

Türkiye açısından tablo karmaşık.

Olası avantajlar:

  • Bölgesel ticaret entegrasyonu
  • Enerji projeleri
  • Körfez sermayesi ile yeni işbirliği
  • ABD ile ilişkileri yumuşatma fırsatı

Riskler:

  • İsrail merkezli yeni enerji haritasında dışlanma
  • Doğu Akdeniz’de denge kaybı
  • Filistin konusunda iç kamuoyu baskısı
  • İran ile denge siyasetinin zorlaşması

Türkiye’nin bu süreçte tamamen karşıt değil ama “temkinli denge” politikası izlediği görülüyor.

Bu plan başarılı olur mu?

En büyük sorun:

  • halkların önemli bölümünün İsrail’e tepkili olması
  • Gazze savaşlarının yarattığı öfke
  • İran faktörü
  • mezhep ve jeopolitik rekabetler

Devlet elitleri ile halk arasında ciddi görüş farkı bulunuyor.

Bu nedenle anlaşmalar:

  • ekonomik olarak ilerleyebilir,
  • güvenlik alanında derinleşebilir,
  • fakat toplumsal meşruiyet sorunu yaşayabilir.

Özetle

Abraham / İbrahim Anlaşmaları:

  • sadece “barış anlaşması” değil,
  • Ortadoğu’nun yeni ekonomik ve askeri düzen projesidir.

Merkezinde:

  • İsrail’in korunması,
  • İran’ın dengelenmesi,
  • Çin-Rusya etkisinin sınırlandırılması,
  • enerji ve ticaret koridorlarının yeniden kurulması vardır.

Kazananlar:

  • İsrail
  • Körfez finans merkezleri
  • ABD savunma-sanayi sistemi
  • Hindistan merkezli yeni ticaret koridorları

Risk yaşayanlar:

  • İran
  • Filistin hareketleri
  • bölgesel denge siyaseti yürüten ülkeler
  • halk baskısı yüksek Arap yönetimleri olabilir.

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.