Connect with us

GÜNDEM

Yeni Nesil Liderlik, Yeni Nesil Çalışma

Yayınlanma:

|

Profesyonel hayatımda pek çok etkinliğe konuşmacı olarak katılıyorum. Bu etkinliklere hazırlanırken geçirdiğim süreyi, günlük hayatta yaptığımız pek çok işi derinlemesine ve yeniden değerlendirmek için bir fırsat olarak görüyorum. Bu düşünce pratiğini en son HBR Türkiye ve Yıldız Holding iş birliğinde gerçekleşen “Yeni Nesil Liderlik, Yeni Nesil Çalışma” webinarına hazırlanırken yaşadım. Bu vesileyle de uzun bir ara verdiğim LinkedIn yazılarıma devam etmek istedim.

Sevgili Serdar Turan’ın moderatörlüğünde, Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve CEO’su Mehmet Tütüncü’nün açış konuşmasını yaptığı, McKinsey & Company Ortağı Ezgi Demirdağ’ın konuk konuşmacı olarak yer aldığı, ING Türkiye CHRO’su Meltem Kalender ve Gitti Gidiyor Chief People and Culture Officer Murat Yüksel ile birlikte benim de panelist olarak yer aldığım verimli ve bir o kadar da keyifli bir sohbet oldu.

Bu keyifli sohbetten benim kendi heybeme attığım temel çıkarımlar şunlar oldu:

  1. İşe hangi açıdan bakarsanız bakın her şeyin ortasında amaç, o amacın merkezinde de insan var. İnsan odaklı olmayan, amacı olmayan yapıların beklenen değeri ortaya koyamayacağı genel kabul görüyor.
  2. Gelecek çok daha hızlı bir şekilde geliyor. Mevcut işlerimizin %26’sı 2030 yılından çok daha önce otomasyona uğrayacak.  
  3. İşin geleceğine hazırlanmak için bütüncül bir dönüşümden geçmemiz gerekiyor.
  4. Liderlerden beklenti yüksek. Değer odaklı, dijital ve katılımcı liderlik anlayışı ile kalpleri ve beyinleri kazanmak gerekiyor. 

Bu çıkarımlardan fazlasını merak edenler webinarın tekrarını buradan izleyebilirler. Yazının devamında ise, “İK Dönüşürken İK Liderlerinin Ajandası” başlığıyla gerçekleşen panelde Yıldız Holding’deki yaklaşımımız ve uygulamalarımıza ilişkin paylaştıklarım yer alıyor.

Geleceğe Dönüş: Yeni Çalışma Modellerinin Hayatımıza Girişi

Sanayi Devrimi ile insanların hayatında yaşanan değişimi düşünmek, bizim de 2020 yılının başında yaşadığımız tarihsel kırılımı anlamlandırmak için iyi bir araç. İngiltere’nin köylerinde yaşayan insanların Londra’ya göç etmesi, şehirleşmenin başlaması, “doğanın saatine” göre çalışırken “mesai saatine” göre çalışmaya başlamaları bugün çok basit gibi görünse de bireysel ve toplumsal olarak çok büyük etkilere sahip. Bugün yaşadığımız dönüşüm de koşullar farklı olsa da etkileri açısından benzerlikler taşıyor.

Dijital dönüşüm ve küresel salgın ile birlikte şirketler de büyük bir dönüşümü çok kısa bir zamanda gerçekleştirmek durumunda kaldı. Belki de onyıllara eşdeğer bir sıçrama yaşadık. Bu değişim doğrudan işe ve insana dokunduğu için de hepimiz için çok titizlikle ele alınması gereken bir dönem başladı.

Yıldız Holding’de biz de yeni çalışma modellerini küresel salgın ile birlikte gündemimize aldık ve projemize UYDU-Yeni Nesil Çalışma Modelleri ismini verdik. UYDU, o günden bu yana “işin geleceği” odağında yaptığımız çalışmaların merkezine yerleşti.

Projeyi hayata geçirirken ana hedefimiz, yeni çalışma modellerini kurumsal yapımıza en uygun şekilde, ihtiyaçlarımız ve hedeflerimiz doğrultusunda uygulayabilmekti. Farklı coğrafyalarda ve farklı sektörlerde faaliyet gösteren çok şirketli bir yapıya uygun bir model ortaya koymak için “terzi işi” bir yaklaşımla ilerledik.

Projenin ana hedefinin altında beş alt hedef belirledik:  

No alt text provided for this image

Bu hedefler doğrultusunda projeyi yönetirken, yaklaşımımız yaşayan bir süreç kurgulamaktı. İhtiyacı anlayıp çözüm üretmeye, ölçümleme ile öğrendiklerimizi gözden geçirmeye ve böylece ürettiğimiz çözümü geliştirmeye odaklandık. Bu bakış açısıyla UYDU-Yeni Nesil Çalışma Modellerini kurgularken izlediğimiz yol haritası 7 aşamadan oluşuyordu. 

No alt text provided for this image
No alt text provided for this image

Bu adımları takip ederek, Uzaktan, Hibrit, Ofisten, Satış & Saha olmak üzere dört farklı modeli çalışma arkadaşlarımız ile paylaştık. 

Ardından da bir geri bildirim süreci başlatarak çalışma arkadaşlarımızın yorum ve önerilerini aldık. Gelen yorumları değerlendirip yeni modellerimize entegre edebileceğimiz çözümler geliştirdik. 

Araba Hareket Ederken Tekerlekleri Değiştirmek Mümkün Mü?

Şu anda birkaç sayfa yazı ile ifade ettiğim bu süreç bizim için iki yıla yaklaşan bir yolculuk. Bu kadar kapsamlı bir dönüşümü gerekleştirmeye hazırlanırken bir yandan da hayat devam etti. Kurumsal olarak ihtiyaçlarımız, çalışma arkadaşlarımızın beklentileri ve bizim de yapmamız gerekenler değişti. Ben bunu, araba hareket ederken tekerleği değiştirmeye benzetiyorum. Durmak için vaktimiz yok, ilerlemeye devam ederken bunu yapmak zorundayız.

Yalnızca çalışma modellerimiz değil, insan kaynağımızın ihtiyaç duyduğu yetkinlikler, ofislerin tasarımı, iş birliği yaptığımız araçlar da değişiyor. Biz de bu bakış açısıyla bu sürece, sadece organizasyonu değil liderleri, insan kaynağımızı ve süreçlerimizi buna hazırlamak olarak yaklaşıyoruz.

Örneğin, geçtiğimiz ay Makers Türkiye iş birliğinde UYDU-Yeni Nesil Çalışma Modellerine Uyum Programını hayata geçirdik. Tüm çalışma arkadaşlarımız dört haftalık bir sürede Uzaktan Etkin Çalışma, Dijital Müşteri Deneyimi, Dijital Fasilitasyon ve Toplantı Yönetimi olmak üzere üç ana başlıkta eğitim aldı.

Yeni çalışma modellerinde kullandığımız dijital araçlar da değiştiği için Proje Yönetimi ve İş Takibi, İş Birliği ve Ortak Çalışma, Verimlilik ve Odaklanma alanlarında dijital platformların kullanımına ilişkin bilgi paylaştığımız atölye çalışmaları da gerçekleştirdik.

Bir yandan yeni çalışma modellerine uyumu artırırken, diğer yandan geleceğin yetkinliklerine de yatırım yapıyoruz. Webinarda McKinsey & Company Ortaklarından Ezgi Demirdağ, Türkiye’deki işlerin %50’sinin gelecekte otomasyona uğrama potansiyeli olduğunu, sadece önümüzdeki 5-6 yıl içinde mevcut işlerin %26’sının otomasyona uğrayacağı tahmin ettiklerini söyledi.

İnsan kaynağımızın bu dönüşüme hazır olması için geçtiğimiz yıl Analitik Akademi programını hayata geçirmiştik. “Evrensel okur yazarlık” olarak gördüğümüz bu alanda, tüm kademelerden çalışanlarımız kapsamlı bir eğitim alıyor. Bu programdan mezun olan arkadaşlarımızı “dijital dönüşüm elçisi” olarak görüyoruz. Aynı zamanda, öğrenme çevikliği ve aktif öğrenme yetkinliklerini desteklemek için çalışma arkadaşlarımıza online platformlar aracılığıyla sınırsız eğitim seçeneği sunuyoruz.

Ben her zaman bu adımların “kurumsal sosyal sorumluluk” olduğunu söyledim. Öte yandan, değişim rüzgarı o kadar hızlı esiyor ki, bu konu artık “kurumsal sorumluluk” değil “kurumsal zorunluluk” haline geldi. 

Yeni çalışma modellerinde, yüksek performans kültürünü devam ettirmek de önceliklerimiz arasında. Bu nedenle yeni çalışma modelleri ile birlikte eş zamanlı olarak OKR dönüşümünü başlattık. Hedefler ve Anahtar Göstergeler (Objectives and Key Results) olarak adlandırılan metodoloji ile değişen koşullara daha hızlı uyum sağlamak mümkün hale geliyor. Aynı zamanda, farklı modellerde çalışan kişilerin hedef birliği doğrultusunda hareket etmesine, bireylerin şirketin hedeflerine sağladığı katkının daha görünür olmasına imkan veriyor.

Tüm bunların yanı sıra, genel merkezimizde ofislerimizin yeniden tasarımı üzerine çalışıyoruz. Ofis alanlarını yeni çalışma modellerinde ortak çalışmayı ve iş birliğini destekleyecek şekilde yeniden düzenliyoruz. Hibrit çalışmayı ile birlikte mevcut ofislerimizin kapasitesini artırarak verimlilik sağlamak da hedeflerimiz arasında.

Son olarak, yeni çalışma modellerinde çalışanların ihtiyaçları da değişiyor. Geçmişte İK’cıların gündemlerinde olan “iş-yaşam dengesi” artık yerini “iş-yaşam geçişkenliğine” bırakıyor. Böyle bir dönemde de çalışanların iyi olma halinin desteklenmesi gerekiyor. İş dışında paylaşım platformlarının artırılması, çalışanların görüşlerini doğrudan paylaşabileceği alanlar oluşturulması eskisinden daha önemli hale geldi. Yıldız Holding’de iç iletişim çalışmalarımız ve Global Yıldız Kupası, İç İletişim Elçileri gibi uygulamalarımız ile çalışma arkadaşlarımızın esenliğini desteklemeyi hedefliyoruz.

Tüm bu süreçleri kurgularken de çalışan deneyimini gözden geçiriyoruz çünkü çalışanların şirket ile kurduğu etkileşim alanları değişiyor. Bugün çalışan deneyim haritasının büyük bir kısmına dijital altyapılar eşlik ediyor. Bu sebeple de çalışanın bir süreci nasıl, ne hızda, ne kadar zor ya da kolay yürüttüğü, sürecin ne derecede etkin ve verimli olduğu kritik önem taşıyor.

Burada kısaca değinmeye çalıştığım konuların hepsi ayrı ayrı makalelere konu olacak başlıklar. Bizim için bir bütünün vazgeçilmez parçaları. Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve CEO’su Mehmet Tütüncü’nün webinarın açış konuşmasında belirttiği gibi, “işin geleceği” başlığı altında ele aldığımız bu dönüşüm sürecini bütünsel bir bakış açısıyla yönetiyoruz. İşin, iş gücünün, işi yaparken ihtiyaç duyduğumuz fiziksel ve teknolojik altyapının gerekliliklerine uygun çözümler üretmeye odaklanıyoruz.

Uyumdan Benimsemeye Geçiş: İK Liderlerinin Dönüşen Rolü

İnsanlık olarak sahip olduğumuz en önemli özelliklerinden birinin adaptasyon olduğunu düşünüyorum. Küresel salgın ile zorunlu geçiş yaptığımız yeni çalışma modellerine hızlı bir şekilde uyum sağladık. Öyle ki, Accenture’ın bir araştırması çalışanların yüzde 83’ünün yeni çalışma modellerini tercih ettiğini gösteriyor. McKinsey’in bir araştırması da çalışanların yüzde 30’unun küresel salgın sonrasında hibrit-uzaktan gibi esnek çalışma modellerinin olmaması durumunda iş değiştireceklerini belirtiyor.

Buraya kadar her şey çok güzel. Ama madalyonun bir de diğer yüzüne bakmak gerekiyor. Acar Baltaş’ın bu konuyu çok iyi özetlediğini düşündüğüm bir tespiti var: İnsan yeni koşullara çok hızlı uyum sağlar; ancak önemli olan uyum sağlamak değil ait olmaktır diyor [4].

Ben bu dönemi bir “çatışma çağı” olarak görüyorum. Yeni dönem pek çok değişikliği bir arada getiriyor, hepimiz bu değişimi yakalamaya çalışıyoruz. Hatta, pek çoğumuzda “acaba bir şeyleri kaçırıyor muyum?” sorusu oluşuyor. Bir nevi Fear of Missing Out (FOMO) yaşıyoruz. Dahası yeni döneme alışmaya çalışırken eski alışkanlıklarımızla da çatışıyoruz. Burada kritik olan, dengeyi yakalayarak iyi bir sentez ortaya çıkarmak. Bizlere düşen sorumluluk ise uyumdan benimsemeye geçişe liderlik etmek. Liderlerin büyük resmi görerek, olan biteni anlaması ve bunları pratikte bir çözüme dönüştürmesi şart. Kurumsal Akademilerle ilgili yazdığım yazıda, İnsan Kaynaklarının çalışanlara Şerpalık yapması gerektiğini paylaşmıştım. Tıpkı Everest Dağı’na tırmanan dağcılara yol gösteren, onlara rehberlik eden, yardımcı olan Şerpa halkı gibi, İK liderlerinin de bilinmezlerle dolu bu yola cesaretle çıkarak öncülük etmesi gerekiyor.

********

[1] Acar Baltaş’ın HR Dergi tarafından düzenlenen İşyerinde Kaygı Yönetimi Zirvesinde gerçekleştirdiği “Zor Zamanlarda Çalışmak ve Yönetmek” başlıklı sunumundan.

Bahattin AYDIN

Okumaya devam et

GÜNCEL

Kadınlar karar mekanizmalarında hâlâ eşit temsilden uzak

Yayınlanma:

|

Yazan:

BM’nin 2026 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Raporu, kadınların siyasetten ekonomi yönetimine, yapay zekâdan şirket yönetimlerine kadar karar mekanizmalarında hâlâ erkeklerin gerisinde olduğunu ortaya koydu. Mevcut ilerleme hızının değişmemesi halinde toplumsal cinsiyet eşitliğine ulaşılması 171 yılı bulacak.

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ile BM Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi’nin (UN DESA) yayımladığı Toplumsal Cinsiyet Eşitliği 2026 Durum Raporu, dünyada kadınların karar alma mekanizmalarındaki temsilinin hâlâ sınırlı olduğunu ortaya koydu.

Rapordaki en dikkat çekici sonuçlardan biri, dünyada her yedi ülkeden altısının erkek liderler tarafından yönetiliyor olması. Kadınların parlamentolardaki temsili son yıllarda artsa da mevcut ilerleme, eşit temsil hedefine ulaşmak için yeterli görünmüyor.

Parlamentoda kadınların payı yüzde 27,4

2026 itibarıyla kadınlar dünya genelindeki ulusal parlamentolarda bulunan sandalyelerin yüzde 27,4’ünü elinde bulunduruyor. 2015 yılında bu oran yüzde 22,3 seviyesindeydi.

Yaklaşık 11 yılda 5,1 puanlık artış yaşanmasına rağmen kadınların parlamentolardaki temsili hâlâ üçte bir seviyesine ulaşmış değil.

BM raporu, mevcut ilerleme hızının korunması halinde toplumsal cinsiyet eşitliği hedefine ulaşmanın 171 yıl sürebileceğine dikkat çekiyor.

Ekonomi yönetiminde kadınların payı yalnızca yüzde 19

Kadınların karar mekanizmalarındaki temsil sorunu ekonomi yönetiminde de belirgin biçimde görülüyor.

Dünya genelinde ekonomiden sorumlu bakanlıkların yalnızca yüzde 19’u kadınlar tarafından yönetiliyor.

Bu tablo, kadınların siyasetteki temsilinin artmasının tek başına ekonomik karar alma mekanizmalarında eşit temsili sağlamadığını gösteriyor.

Finans, bütçe, ekonomi politikaları, yatırım ve kamu kaynaklarının yönetimi gibi alanlarda alınan kararlar doğrudan toplumun tamamını etkilerken, bu alanların yönetiminde kadınların temsilinin sınırlı kalması raporun öne çıkardığı yapısal sorunlardan biri.

Yapay zekâda kadın yöneticilerin oranı yüzde 14’ün altında

Kadınların temsilindeki sorun yalnızca geleneksel siyaset ve kamu yönetimiyle sınırlı değil.

Yapay zekâ sektöründeki üst düzey yönetici pozisyonlarının yüzde 14’ünden daha azında kadınlar bulunuyor.

Bu durum, ekonominin yeni büyüme alanlarında da karar mekanizmalarının ağırlıklı olarak erkekler tarafından şekillendirildiğine işaret ediyor.

Yapay zekâ ve dijitalleşmenin önümüzdeki dönemde bankacılık, finans, üretim ve hizmet sektörlerinde giderek daha fazla belirleyici olması nedeniyle yönetimdeki temsil konusu aynı zamanda ekonomik bir mesele haline geliyor.

Kadın yöneticiler daha düşük ücret alıyor

Rapordaki bir başka dikkat çekici veri ise yönetici ücretlerindeki fark.

Verisi bulunan 83 ülkenin 66’sında kadın yöneticiler erkek yöneticilerden daha az kazanıyor.

Dolayısıyla sorun yalnızca yönetim koltuklarına erişimle sınırlı değil. Kadınların yönetim kademelerine ulaştıktan sonra da ücret eşitsizliğiyle karşılaşabildiği görülüyor.

316 milyon kadın şiddete maruz kaldı

Rapora göre yalnızca son bir yılda 316 milyon kadın, yakın partneri tarafından fiziksel veya cinsel şiddete maruz kaldı.

Bu veri, kadınların ekonomik ve siyasi hayata katılımını değerlendirirken yalnızca temsil oranlarına bakmanın yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Kadınların çalışma hayatına ve karar mekanizmalarına eşit biçimde katılabilmesi; güvenlik, ekonomik bağımsızlık ve hukuki koruma gibi unsurlarla birlikte ele alınıyor.

İklim krizinde de kadınlar yüksek risk altında

Dünya genelinde yaklaşık 2,9 milyar kadın ve kız çocuğu, iklim değişikliği ve jeofiziksel afetlere yüksek veya çok yüksek düzeyde maruz kalan ülkelerde yaşıyor.

Buna karşın çevreden sorumlu bakanların yalnızca yüzde 27’si kadın.

Bu tablo, iklim değişikliğinden etkilenen nüfus ile iklim politikalarının karar mekanizmalarındaki temsil arasında da dikkat çekici bir fark bulunduğunu gösteriyor.

2030’da 1,1 milyar kadın gıda güvencesizliği yaşayabilir

Mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde 2030 yılında 1,1 milyar kadın ve kız çocuğunun gıda güvencesizliği yaşaması bekleniyor.

Bu nedenle toplumsal cinsiyet eşitliği yalnızca kadınların siyasi temsilinin artırılması meselesi değil; aynı zamanda yoksulluk, gıda güvenliği, iklim değişikliği, çalışma hayatı ve ekonomik kaynaklara erişimle bağlantılı geniş bir kalkınma başlığı olarak öne çıkıyor.

Hukuki alanda ilerleme var ancak boşluklar devam ediyor

2019-2024 döneminde gerçekleştirilen 99 yasal reform, ayrımcı yasaların kaldırılması ve toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen hukuki çerçevelerin güçlendirilmesine katkı sağladı.

Ancak BM’ye göre 131 ülkenin yüzde 51’inde hâlâ önemli yasal boşluklar bulunuyor.

Daha dikkat çekici olan ise hiçbir ülkenin yasalarında kadınlar ve erkekler arasında tam eşitliği henüz sağlayamamış olması.

Asıl sorun: Temsil artıyor, eşitlik aynı hızda gelmiyor

BM’nin 2026 verileri birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo şu:

Kadınların parlamentolardaki temsilinde artış var. Hukuki reformlar gerçekleştiriliyor. Ancak ekonomi yönetimi, yapay zekâ, çevre politikaları ve yönetici ücretleri gibi alanlarda eşitlik hâlâ sağlanabilmiş değil.

Bu nedenle mesele yalnızca “kaç kadın yönetici var?” sorusundan ibaret değil.

Asıl soru, kadınların hangi karar mekanizmalarında bulunduğu, hangi yetkilere sahip olduğu, ne kadar ücret aldığı ve karar süreçlerini ne ölçüde etkileyebildiği.

BM’nin 171 yıllık süre hesabı da bu açıdan dikkat çekici. Rakam, mevcut değişim hızının yeterli olmadığını ve temsil oranlarındaki sınırlı iyileşmelerin gerçek anlamda eşitliğe dönüşmesinin çok uzun zaman alabileceğini gösteriyor.

Bankavitrini açısından bakıldığında ise özellikle ekonomi bakanlıklarında kadınların yalnızca yüzde 19 oranında temsil edilmesi ve yapay zekâdaki üst düzey kadın yönetici oranının yüzde 14’ün altında kalması, geleceğin ekonomi ve finans dünyasında kadınların karar mekanizmalarındaki konumunun ayrıca tartışılması gerektiğini ortaya koyuyor.

Okumaya devam et

BORSA

Fonlarda Kara Çarşamba: 800 Milyar TL’lik Tasfiye, 500 Bin Yatırımcı Ne Yapacak?

Yayınlanma:

|

Yazan:

Borsa İstanbul’daki sert satışların arkasından fon krizi çıktı: SPK 7 portföy yönetim şirketinin fonlarını işleme kapattı, tasfiye sürecini başlattı. TCMB likidite musluklarını açtı. Peki yatırımcının parası ne olacak?

Borsa İstanbul’da 16 Eylül’de yaşanan sert satış dalgasının ardından ortaya çıkan tablo, sıradan bir borsa düşüşünden çok daha farklı bir noktaya taşındı.

Sorunun merkezinde bazı yatırım fonlarında yaşanan likidite sıkışıklığı, yatırımcıların fonlardan çıkış talepleri ve düşük işlem hacimli hisselerde yoğunlaşan pozisyonlar bulunuyor.

SPK’nın 17 Eylül’de aldığı kararlarla birlikte Tera Portföy, Pusula Portföy, Hedef Portföy, Atlas Portföy, A1 Portföy, Pardus Portföy ve Bulls Portföy tarafından kurulan TEFAS fonlarının işlemleri durduruldu. SPK aynı zamanda belirlenen fonların tasfiyesine karar verdi. İlk açıklamada sayı 130 fon olarak duyurulurken, tasfiye usul ve esaslarının açıklanmasıyla birlikte kapsamın 131 fona ulaştığı bildirildi.

Fonların toplam büyüklüğüne ilişkin kaynaklarda farklı rakamlar yer alıyor. CNBC-e yaklaşık 826 milyar TL ve 514 binin üzerinde yatırımcı rakamını verirken, Reuters kaynakları yaklaşık 891 milyar TL ve 353 bin yatırımcı bilgisi aktarıyor. Bu fark, fon kapsamının ve yatırımcı hesaplama yöntemlerinin farklı ele alınmasından kaynaklanıyor olabilir.

Ancak rakamların hangisi esas alınırsa alınsın ortada yüz milyarlarca liralık portföyü ve yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren olağanüstü bir tasfiye süreci bulunuyor.

Kriz nasıl başladı?

Sorunun temelinde bazı fonların işlem hacmi ve fiili dolaşımı düşük hisselerde yüksek miktarda pozisyon taşıması olduğu yönünde değerlendirmeler bulunuyor.

İlk bakışta yüksek getirili bu hisseler fonların performansını artırdı. Ancak sistemin zayıf noktası yükselişte değil, çıkışta ortaya çıktı. Yatırımcı fon payını satmak istediğinde fonun yatırımcıya nakit ödeme yapması gerekiyor.

Fonun kasasında yeterli nakit yoksa portföyündeki varlıkları satması gerekiyor.

Fakat: Düşük likiditeli hisse + yüksek miktarda satış emri = fiyat üzerinde çok daha büyük baskı oluşturabiliyor.

Böylece tehlikeli bir zincir meydana geliyor:

Yatırımcı fondan çıkıyor

Fon nakit yaratmak için hisse satıyor

Hisse fiyatı düşüyor

Fonun net varlık değeri geriliyor

Diğer yatırımcılar da çıkmak istiyor

Daha fazla hisse satılıyor

Fiyatlar daha fazla düşüyor

Likidite sarmalı oluşuyor.

Ekonomim’in aktardığı piyasa değerlendirmelerinde de düşük işlem hacimli hisselerdeki yüksek fon pozisyonlarının, yatırımcı çıkışlarıyla birlikte likidite sorununu büyüttüğü belirtiliyor.

16 Eylül’de Borsa İstanbul neden çöktü?

Bu zincir 16 Eylül’de Borsa İstanbul’a doğrudan yansıdı.

BIST 100 gün içerisinde yüzde 7,5’i aşan kayıplar yaşadı ve endekse bağlı devre kesici devreye girdi. Endeks günü yüzde 5,54 düşüşle 13.122,58 puandan tamamladı. 60’ın üzerinde hissede taban seviyeler görüldü. Bankacılık, sanayi ve diğer ana endekslerde de sert satışlar yaşandı.

Burada kritik nokta şu: Bu satışların tamamını klasik anlamda “şirketlerin temel değerleri bozuldu” şeklinde açıklamak mümkün değil. Önemli bölümünde nakit yaratma zorunluluğunun satışları tetiklediği bir likidite problemi söz konusu.

Pusula’dan Tera’ya: Alarm büyüdü

Krizin görünür hale gelmesinde fonların yatırımcı geri ödemelerinde yaşadığı sorunlar etkili oldu.

Pusula Portföy’den bazı fonlarında ödeme temerrüdü oluştuğuna ilişkin açıklama geldi. Ardından Tera Portföy’ün bazı fonlarında katılma payı iade ödemelerinde temerrüt oluştuğu bildirildi. Atlas Portföy tarafında da bazı fonlarda ödeme süreçlerine ilişkin gecikmeler gündeme geldi.

Bu gelişmeler yatırımcıların endişesini daha da artırdı. Piyasanın korktuğu şey aslında tek bir fonun problemi değildi.

Asıl korku: “Bu problem başka fonlara da bulaşır mı?” sorusuydu.

SPK’dan radikal karar

SPK 17 Eylül’de krizin yayılmasını önlemek amacıyla kapsamlı bir müdahale gerçekleştirdi.

Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls Portföy’ün TEFAS’ta işlem gören fonlarının işlemleri kapatıldı. SPK ayrıca belirlenen fonların tasfiyesine karar verdi. Karar kapsamında serbest fonların yanı sıra para piyasası fonları da bulunuyor.

Buradaki amaç yatırımcıyı panik halinde fonlardan çıkarmaya devam ettirmek yerine varlıkları kontrollü şekilde tasfiye ederek hak sahiplerine dağıtmak.

Yatırımcının parası yanacak mı?

İşte yatırımcı açısından en önemli soru bu.

Tasfiye kararı “yatırımcının parası silindi” anlamına gelmiyor.

SPK’nın açıkladığı sisteme göre fon varlıkları tasfiye sürecinde nakde çevrilecek ve elde edilen tutarlar yatırımcıların fon payları oranında bireysel saklama hesaplarına aktarılacak.

Fakat burada çok önemli bir ayrıntı var: Yatırımcıya garanti edilen şey eski fon fiyatı değil, tasfiye sonucunda oluşacak değerdir.

Örneğin: Bir fonun portföyünde muhasebe değeriyle 10 milyar TL’lik hisse olduğunu düşünelim.

Ancak bu hisselerin piyasa derinliği düşükse ve kısa sürede satılması gerekiyorsa satış fiyatı 10 milyar TL olmayabilir.

Portföy: 10 milyar TL yerine 8 milyar TL veya piyasa koşullarına göre daha düşük bir tutara nakde dönüşebilir.

Dolayısıyla yatırımcı açısından asıl soru: “Paramı alabilecek miyim?” değil, “Fon varlıkları hangi fiyattan nakde çevrilecek?” sorusudur.

Tasfiyeyi kim yapacak?

SPK bu noktada sürecin portföy yönetim şirketlerinin kontrolünden çıkarılmasını ve bankalar üzerinden yürütülmesini öngördü.

Tera Portföy fonları: Türkiye İş Bankası

Diğer 6 portföy şirketinin fonları: Ziraat Bankası tarafından yürütülecek.

Fon portföylerindeki finansal varlıklar Takasbank’ta ilgili bankalar nezdindeki hesaplarda saklanacak.

Ayrıca MKK ile bankalar arasında yatırımcıların bireysel saklama hesaplarındaki fon payları mutabakatlaştırılacak. Rehin, haciz ve diğer takyidatlar da dikkate alınacak. Bu mekanizma yatırımcı açısından önemli bir güvence oluşturuyor.

Çünkü artık süreç: Portföy şirketi → yatırımcı ilişkisinden ziyade, SPK gözetimi → banka → Takasbank/MKK → yatırımcı çerçevesinde yürütülecek.

TCMB de devreye girdi

Sorun yalnızca fonların problemi olarak bırakılmadı.

TCMB 17 Eylül’de TL likidite yönetiminde yeni tedbirler açıkladı.

Buna göre:

  • Haftalık repo ihaleleriyle sağlanacak fonlama artırılacak.
  • Bankaların Bankalararası Para Piyasası’ndan borçlanma limitleri güncellenecek.
  • TCMB piyasalarındaki teminat iskonto oranları gözden geçirilerek azaltılacak.
  • Likidite koşulları yakından izlenecek ve gerekirse ek tedbir alınacak.

Reuters’a göre repo fonlamasının 300 milyar TL’ye çıkarılması ve bankaların gecelik piyasalardaki borçlanma imkanlarının genişletilmesi de piyasanın likidite sıkışıklığını rahatlatmak amacıyla devreye sokuldu.

SPK bir başka frene daha bastı

Kredili işlemlerde zorunlu özkaynak koruma oranının geçici olarak %35’ten %20’ye kadar indirilebilmesine imkan sağlandı.

Uygulama 2 Ekim seans sonuna kadar öngörüldü. Bunun temel amacı, piyasanın sert düştüğü ortamda aracı kurumların müşterilerinden doğan zorunlu teminat tamamlama ve pozisyon kapatma baskısını azaltmak.

Başka bir ifadeyle kamu otoriteleri aynı anda iki yangını söndürmeye çalışıyor:

1. Fonların likidite problemi

2. Borsadaki zorunlu satış problemi

Peki sonuç ne olur?

Burada üç farklı senaryo ortaya çıkıyor.

1. Kontrollü tasfiye senaryosu

Fonların varlıkları piyasa koşullarını fazla bozmadan satılabilir.

Bu durumda yatırımcıların önemli bölümü fon varlıklarının tasfiyesinden doğan nakdi alır.

Borsadaki satış baskısı da zaman içerisinde azalabilir.

2. Zararına satış senaryosu

Fonların elindeki düşük likit hisseler hızlı şekilde satılmak zorunda kalırsa fiyatlar daha da aşağı gelebilir.

Bu durumda:

Fon varlığı ↓

Net aktif değer ↓

Yatırımcıya dağıtılacak para ↓ olabilir.

3. Bulaşma senaryosu

En riskli konu budur.

Eğer sorun sadece tasfiyesi kararlaştırılan fonlarla sınırlı kalmaz ve başka fonlarda da yatırımcıların yoğun geri ödeme talepleri ortaya çıkarsa yeni satış baskıları oluşabilir.

Ancak Finansal İstikrar Komitesi’nin değerlendirmesinde sorunun fon piyasasının belirli bir bölümünde yoğunlaştığı ve geçici ve yönetilebilir nitelikte olduğu, sermaye piyasalarının işleyişinde temel veya yapısal risk görülmediği belirtildi.

Bu, resmi makamların mevcut tabloya ilişkin değerlendirmesidir; tasfiye tamamlanmadan nihai zararın ne olacağını söylemek mümkün değildir.

Asıl ders: Fonun büyüklüğü ile likiditesi aynı şey değil

Bu kriz Türkiye sermaye piyasaları açısından çok önemli bir soruyu gündeme getirdi:

“Bir fonun portföyü büyük olabilir; ama gerektiğinde bu portföy ne kadar hızlı nakde dönüşebilir?”

Örneğin 20 milyar TL büyüklüğündeki bir fonun:

  • 5 milyar TL’si yüksek likit hisselerde,
  • 5 milyar TL’si mevduat/repo benzeri araçlarda,
  • 10 milyar TL’si düşük işlem hacimli hisselerde

ise fonun nominal büyüklüğü 20 milyar TL’dir.

Ama yatırımcıların aynı anda 10 milyar TL çıkış istemesi durumunda gerçek problem başlar.

Çünkü: NAV başka şeydir, likidite başka şeydir.

Fon krizinin en önemli finansal dersi de budur.

Bundan sonra ne değişebilir?

Bu olaydan sonra yatırım fonlarında şu konuların çok daha sıkı denetlenmesi beklenebilir:

• Fonların tek hisse ve şirketlerdeki yoğunlaşma oranları

• Düşük fiili dolaşıma sahip hisselerde fonların taşıdığı pozisyonlar

• Fonların günlük likidite testleri

• Stres testleri

• Aynı hissede birden fazla fonun toplam pozisyonu

• Yatırımcıların toplu çıkış yapması halinde fonun nakit yaratma kapasitesi

• Fon portföylerinin değerleme yöntemleri

• Portföy yönetim şirketleri ile ilişkili kişi ve şirket işlemleri

• Fonların teminat ve kaldıraç kullanımları gibi başlıklar daha fazla önem kazanacak.

BankaVitrini’nden yatırımcıya not

Yatırımcıların şu aşamada yapması gereken en önemli şey panik içinde başka fonlara veya hisselere geçmek değil, kendi fonunun tasfiye kapsamına girip girmediğini ve portföy yapısını kontrol etmek.

Tasfiye kapsamındaki fonlarda yatırımcıların payları kayıt altına alınacak; fon varlıklarının nakde çevrilmesinden elde edilen tutarlar pay oranlarına göre yatırımcıların mutabakatı yapılmış bireysel saklama hesaplarına aktarılacak.

Ancak yatırımcının anaparasının tamamının aynen korunacağı yönünde bir garanti bulunmuyor.

Çünkü yatırım fonu: “Banka mevduatı” değildir.

Fonun değeri, elindeki varlıkların gerçek piyasa değerine bağlıdır.

Bu nedenle önümüzdeki dönemin en kritik sorusu: “Fonlar tasfiye edildiğinde yatırımcıya kaç lira kalacak?” olacak.

Ve bu sorunun cevabını belirleyecek olan şey SPK’nın tasfiye kararı kadar, hatta ondan daha fazla, fon portföyündeki varlıkların hangi fiyatlardan nakde çevrilebileceği olacak.

Borsa düştü, ama asıl sınav şimdi başlıyor

16 Eylül’deki sert düşüş borsanın bir günkü performansından ibaret değil.

Türkiye sermaye piyasaları ilk kez bu ölçekte bir fon likidite sınavıyla karşı karşıya.

SPK’nın fonları kapatması, TCMB’nin likidite sağlaması, bankaların tasfiye sürecine dahil edilmesi ve kredili işlemlerde teminat koşullarının gevşetilmesi kısa vadede piyasadaki zorunlu satış baskısını azaltmaya yönelik önemli adımlar.

Ancak gerçek sınav: Fonların içindeki varlıkların gerçek değerinin ortaya çıkması ve yüz binlerce yatırımcının parasının ne kadarının, ne zaman geri ödeneceği aşamasında başlayacak.

Çünkü finans piyasalarında kriz çoğu zaman fiyatın düşmesiyle başlamaz.

Likiditenin bittiği anda başlar.

BankaVitrini.com

Okumaya devam et

GÜNCEL

Fon krizine neşter, küresel piyasalarda Fed sonrası rahatlama

Yayınlanma:

|

Yazan:

SPK, son günlerde bazı fonlarda yaşanan ödeme ve nakit sıkışıklığının ardından oldukça kapsamlı bir adım attı. Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls Portföy’e ait toplam 130 fon için tasfiye kararı aldı. Söz konusu fonların toplam büyüklüğü yaklaşık 826 milyar TL’ye (17 milyar dolar) ulaşırken yatırımcı sayısı ise 514 binin üzerinde yer alıyor. Bir başka bakış açısıyla, toplam yatırım fonları pazarının neredeyse %8’inden söz ediyoruz. En büyük pay ise 11 milyar doları aşan büyüklükle Tera Portföy’ün beş fonunda bulunuyor.

Tasfiye kararının fonlardaki varlıkların ortadan kalktığı anlamına gelmediğini peşinen belirtelim. Genel uygulamaya göre fonların varlıkları nakde çevrildikten sonra borç ve giderler ödenecek, geriye kalan tutar da yatırımcılara payları oranında dağıtılacaktır. Bu sürecin sonunda büyük bir bakiye kalmasını beklemiyoruz. Zira bazı fonların belirli hisse senetlerinde yoğunlaşmasının yarattığı yüksek değerlemelerin tasfiye sürecinde ne ölçüde korunabileceği önemli bir soru işareti olarak karşımızda duruyor. SPK, tasfiye sürecinin detayları ile ilgili açıklamada bulundu. Beklentilere paralel olarak fon varlıkları ivedilikle nakde çevrilecek, borçlar ve giderler düşülecek ve nihayetinde kalan miktar pay sahiplerine payları oranında dağıtılacak.

Kararın arka planında bazı fonlarda ödeme gecikmeleri, temerrüt bildirimleri ve buna bağlı olarak Borsa İstanbul’da yaşanan sert satışların bulunduğunu not edelim. Bir önceki gün devre kesicilerin çalıştığı, %5,5 düşen ana endeks ve %6,5 gerileyen bankacılık endeksinin ardından Finansal İstikrar Komitesi yaşananları sınırlı sayıdaki portföy yönetim şirketinin bazı fonlarındaki kredi ve likidite sorunlarıyla ilişkilendirirken, sorunun geçici ve yönetilebilir, piyasanın genelinde ise yapısal bir risk bulunmadığını açıkladı. TCMB bankacılık sistemine sağlanan likiditeyi artırırken, SPK da kredili işlemlerde özkaynak koruma oranını geçici olarak düşürdü.

Atılan adımların, kamunun devreye girmesi ve sorunlara âdeta neşter vurulmasının ardından BIST 30 endeksi günü %4,2 artışla tamamlarken, bankacılık hisseleri ise %9 yükselişle neredeyse tavan yaptı. USDTRY kuru kamunun kontrolünde kalırken, bu sabah hafta sonu fonlama etkisinin de yardımıyla 48,80 seviyesine dayandı. CDS risk primi 233 baz puan seviyesinde ve geçen haftalarda yataylaştığı 220 baz puandan uzaklaşırken, yurt dışı tahvil piyasalarında yaşanan türbülansa paralel 2 ve 10 yıl vadeli gösterge tahvillerin bileşik faizleri son bir haftada neredeyse 100 baz puan yükselişle %40,75 ve %35,30 seviyesine yükseldi.

Dün Türk mali piyasaları penceresinden bakılırsa tarihî bir günün geride kaldığını itiraf etmemiz gerekiyor. Bundan sonraki en önemli konu, benzer risklerin yeniden oluşmasını engelleyecek denetim ve düzenleme çerçevesinin güçlendirilmesi olduğunu düşünüyoruz. Kısa vadede fon piyasasında güvenin yeniden tesis edilmesinin zaman alabileceğini ve bu nedenle dalgalı seyrin bir süre daha devam edebileceğini göz ardı etmiyoruz. Buna karşılık, sürecin sonunda şeffaflığı yüksek, risk yönetimi güçlü ve yatırımcısıyla sağlıklı iletişim kuran kurumların daha fazla ön plana çıkacağına inanıyoruz. Yaşanan gelişmelerin küresel finansal literatüre girecek kadar ciddi bir boyutta olduğu görüşünden hareketle, son gelişmeler sektör açısından oldukça sancılı olsa da gerekli derslerin çıkarılması hâlinde daha sağlam ve sağlıklı bir yapının önünün açılabileceğine inanıyoruz.

Yurt dışına geçmeden önce, her hafta perşembe günü açıklanan TCMB’nin haftalık bültenine de bakmak isteriz. Son dönemlerde gerek yurt içi gerekse de yurt dışı kaynaklı türbülansla birlikte düşünüldüğünde, verinin 11 Eylül ile biten haftaya ait olması nedeniyle bayat olduğunu da not edelim. En güncel olan veriye göre, 16 Eylül valörlü işlemlerde TCMB’nin net yabancı para pozisyonu 46 milyar dolar düzeyinde olduğunu ve altın fiyatlarının yarattığı dalgalanma dışarıda bırakıldığında Eylül ayında net bir değişim olmadığını görüyoruz. Kuvvetle muhtemel, 17 Eylül valörlü işlemlerde TCMB net yabancı para pozisyonunda azalma olduğunu göreceğiz. 11 Eylül ile sona eren haftada parite etkisinden arındırılmış seriye göre yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatlarında (DTH) 1,8 milyar dolar artış görsek de, verinin bir hafta artış bir hafta azalış şeklinde olduğunu ve son bir aylık zaman diliminde anlamlı bir değişim yaşanmadığını not edelim. Yurt dışı yerleşik kişilerin portföyündeki hisse senetlerinde 0,3 milyar dolar azalma olurken, TCMB’nin normalleşme adımı atarak fonlamayı %40’tan %37 seviyesine çekmesine rağmen, mevduat tarafında düşüşün kredi faizlerine yansımadığını görüyoruz.

Fed’in politika faizini 25 baz puan artırması ardından piyasalarda dün itibariyle (beklenti gerçekleşti) havanın yeniden normalleşmeye başladığını görüyoruz. Hatırlarsanız, bültenimizde önce korku salınır daha sonra ise risk iştahı kendisini tekrar gösterir diyerek masanın altın kuralının pek de değişmesini beklemediğimizi paylaşmıştık. Bu minvalde, Fed’in yeniden faiz artırımına gitmesi kredibilite anlamında olumlu yorumlanırken, enflasyonla mücadele edileceği algısının da artmasına paralel küresel risk iştahı dün itibarıyla hızlı bir şekilde toparladı. ABD borsaları dün geceyi yükselişle tamamlarken, risk iştahı denince akla gelen Nasdaq endeksi %1,7, en büyük 500 şirketin işlem gördüğü S&P500 endeksi ise %1,1 yükseliş kaydetti. Dolar endeksinin soluğu 100 seviyesinde kesilmişe benzerken, EURUSD paritesinde de düşüş durmak suretiyle 1,15 seviyesine tekrar gelindi.

Kıymetli metallerin de süratle toparlanmaya başladığını görüyoruz. Gümüşün ons fiyatının Fed gecesi Başkan Powell’ın sevimsiz duruşuna ve açıklamalarına paralel 62 dolar seviyelerine kadar gerilemesinin ardından bu sabah 66 dolar seviyesinin üzerine yükseldi. Gümüşte en büyük mücadelenin 71 dolar seviyesinde verileceğini, devamında ise 92 dolar seviyesinin hedefleneceğini not edelim. Bizler de mevcut uzun pozisyonlarımızı 71 dolar seviyesinin üzerinde temiz bir gecelik kapanış ile güçlendireceğiz. Bu sabah 4,360 dolar seviyesine yükselen altının da yukarı yönlü isteğini artırdığını ve teknik mânâda önemli bir formasyonun başladığını düşünüyoruz. Kulağa biraz iddialı gelse de, teknik bir bakış açısıyla, 5 bin dolar hedefinin radar menzilinde görüldüğünü düşünüyoruz. Haftalık kapanışı da görerek altın uzun pozisyonlarımızı yeni haftada güçlendireceğiz (bakınız grafik).

Japonya Merkez Bankası (BoJ), beklentilere paralel politika faizini 25 baz puan artırarak %1,25 seviyesine yükseltmek suretiyle  31 yılın zirvesine taşıdı. Karar 7’ye karşı 2 oyla alınırken, iki üyenin faiz artışına karşı çıkması piyasada güvercin bir detay olarak öne çıktı. BoJ, yüksek enerji maliyetleri, ücret artışları ve şirketlerin maliyetleri fiyatlara yansıtmaya devam etmesi nedeniyle enflasyon baskısının genişlediğine dikkat çekerken, çekirdek enflasyonun %2 hedefine yaklaşmayı sürdürdüğünü belirtti. Böylece Japonya, uzun yıllar süren ultra gevşek para politikasından çıkış yolunda bir adım daha atmış oldu. Karar ardından Japon yeninin güçlenmek bir yana, değer kaybederek 157 seviyesine geldiğini görüyoruz. Daha birkaç gün önce 153 seviyesine kadar güçlenen yende yaşanan değer kaybını iki muhalif oya ve bundan sonraki adımlara ilişkin daha sert bir yönlendirme gelmemesine bağlıyoruz.

Yeni güne başlarken, BoJ kararını da sindiren Asya piyasalarında bu sabah koyu yeşil rengin hâkim olduğunu görüyoruz. Güney Kore endeksi KOSPI %2,5 yükselirken, Japonya’nın gösterge endeksi Nikkei %2 yükseliş kaydetti. Jeopolitik cephede ise gözlerin çevrili olduğu petrol fiyatları, Orta Doğu’daki çatışmalar devam etmesine rağmen Suudi Arabistan kaynaklı arz kesintisinin kalıcı olmayacağı beklentisiyle üçüncü günde de geriledi. Brent cinsi ham petrol yaklaşık %1 düşüşle 104 dolar seviyesine gerilerken, Suudi Arabistan ile Husiler arasında yeni saldırılar yaşansa da, Riyad’ın saldırıda zarar gören Doğu-Batı petrol boru hattının kapasitesinin yaklaşık yarısını birkaç gün içinde yeniden devreye alabileceği ve Asyalı rafinerilere Umman açıklarından ek sevkiyat sağlamaya başladığı haberleri arz endişesini bir miktar azalttı.

Mali piyasaların gündeminde bugün İngiltere’de perakende satışlar, ABD’de ise sanayi üretimi ve kapasite kullanımı takip edilebilir. Herkese güzel bir hafta sonu dileriz.

Altın

178970643849223b66c4a795dd47c92232c2997adc_1_1200.jpg

Gümüş

1789706439978da837fd6a6183db732b23f8ef5b3f_2_1200.jpg

Emre Değirmencioğlu

Okumaya devam et

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

FARK YARATANLAR

KATEGORİLER

ALTIN – DÖVİZ

KRİPTO PARA PİYASASI

X

FACEBOOK

SON YAZILAR

Popüler

www bankavitrini com © "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan, BANKA VİTRİNİ'nde yer alan yazar ve çevirmenlerine ait herhangi bir yazı, çeviri, makale ve haber izin alınmadan basılı olarak ya da internet ortamında kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayınlanamaz. İzinsiz kullananlar hakkında hukuki yollara başvurulacaktır. "BANKA VİTRİNİ Portal"da yayımlanan tüm özgün yazıların içeriğinden yazarları sorumludur. www.bankavitrini.com'da yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler, mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Yer alan yazılarda herhangi bir yatırım aracı; Hisse Senedi, kripto para biriminin veya dijital varlığın alım veya satımını önermiyor. Bu nedenle sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi, beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Lütfen transferlerinizin ve işlemlerinizin kendi sorumluluğunuzda olduğunu ve uğrayabileceğiniz herhangi bir kaybın sizin sorumluluğunuzda olduğunu unutmayın. © www.bankavitrini.com Copyright © 2020 -UŞAK- Tüm hakları saklıdır. Özgün haber ve makaleler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu korumasındadır.